Eylül 2008 için Arşiv

Ramazan Bayramı

29 Eylül 2008

Haceril Esved (Kabe-i şerif)

Şevval’ın birinci günü olan Ramazan bayramı günü ile Zilhiccenin onuncu günü olan kurban bayramı gününe bayram dendi.

Resulullah (a.s.v.) ın ilk kıldığı bayram namazı HİCRETİN İKİNCİ SENESİİNDE ramazan bayram namazıdır.
Peygamber efendimiz (s.a.v.) bayram namazını hiç terk etmemiştir.

Ebu hüreyre (r.a.) den rivayet edilmiştir.:

Resulullah (a.s.v.) şöyle buyurmuştur:

-“Siz bayramlarınızı TEKBİRLE zinetlendiriniz.”

Resulullah aleyhis selatu ve selam buyuruyor ki;

-“Kim bayram günü üçyüz kerre, Subhanallah-i ve bihamdihi deyip sevabını müslümanların ölülerine hediye ederse, her kabre bin nur girer. Kendisi öldüğünde ise onun kabrine bin nur indirir.

Resülullah (a.s.v.) buyuruyor:

-“KİM BAYRAM GECESİ, SEVAB TALEB EDEREK İBADETLE GEÇİRİRSE, kalblerin öldüğü gün onun kalbi ölmez.”

Kalblerin keşfi (İmam-i Ğazali)

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) bizlerin ve sizlerin orucunu makbul ve kabul eylesin. Amin.

Bayramınız kutlu olsun.

Sevgilerimle…

Fuad Yusufoğlu..

Dara harabeleri (Mardin)

Hadis: 43

- وعن أنس رضي اللَّه عنه قال : قال رسولُ اللَّه صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم : « إِذَا أَرَادَ اللَّهُ بعبْدِهِ خَيْراً عجَّلَ لَهُ الْعُقُوبةَ في الدُّنْيَا ، وإِذَا أَرَادَ اللَّه بِعبدِهِ الشَّرَّ أمسَكَ عنْهُ بذَنْبِهِ حتَّى يُوافِيَ بهِ يَومَ الْقِيامةِ » .
وقَالَ النبِيُّ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم : « إِنَّ عِظَمَ الْجزاءِ مَعَ عِظَمِ الْبلاءِ ، وإِنَّ اللَّه تعالى إِذَا أَحَبَّ قَوماً ابتلاهُمْ ، فَمنْ رضِيَ فلَهُ الرضَا ، ومَنْ سَخِطَ فَلَهُ السُّخْطُ » رواه الترمذي وقَالَ: حديثٌ حسنٌ .

Hadis: 43

Enes Radiyallah-u Anh’den rivayet edildiğine göre, Peygamber Aleyhis-Selam şöyle buyurmuştur:

-“Allah-u Teâlâ, bir kulunun iyiliğini dilerse, dünyada cezasını tâcil eder. Eğer bir kuluna fenalık dilerse suçundan dolayı onu dünyada cezalandırmaz; ta ki o kul, kıyamet gününde günahı ile gelsin.”

Yine Resûl-i Ekrem aleyhis-Selam şöyle buyurdu:

-“Mükafatın büyüklüğü, belanın büyüklüğü nisbetindedir. Allah-u Teâlâ bir kavmi severse, onları belaya uğratır. Bir kimse mukadderata razı olursa, Allah ondan razı olur. Bir kimse belâya razı olmazsa, Allah’ın gazabına uğrar.

(Hadisi, Tirmizi rivayet etmiş ve-“Hadis hasendir.” Demiştir.)

AÇIKLAMA - Mütercim-:

Belânın sevabı büyüktür diye belâ aranmaz. Belki âfiyet istenir; lakin başa bela gelince de sabredilir.

Ayasofya cami-i (İstanbul)

Bin aydan hayırlı olan KADİR GECENİZ mubarek olsun.
Allah-u Teâlâ hazretleri bizlere ve sizlere bütün İslam alemine hayırler, bereketler getirmesini niyaz ediyorum.
Sevgilerimle
Fuad Yusufoğlu

Girnavas’tan Şanişe köyününden bir görünüş.

Hadis: 42

42- وعن ابن مَسعُودٍ رضي اللَّه عنه قال : لمَّا كَانَ يَوْمُ حُنَيْنٍ آثر رسولَ اللَّه صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم نَاساً في الْقِسْمَةِ : فأَعْطَى الأَقْرعَ بْنَ حابِسٍ مائةً مِنَ الإِبِلِ وأَعْطَى عُييْنَةَ بْنَ حِصْنٍ مِثْلَ ذلِكَ ، وأَعطى نَاساً منْ أشرافِ الْعربِ وآثَرهُمْ يوْمئِذٍ في الْقِسْمَةِ . فَقَالَ رجُلٌ : واللَّهِ إنَّ هَذِهِ قِسْمةٌ ما عُدِلَ فِيها ، وما أُريد فِيهَا وَجهُ اللَّه ، فَقُلْتُ: واللَّه لأُخْبِرَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم ، فأتيتُهُ فَأخبرته بِما قال ، فتغَيَّر وَجْهُهُ حتَّى كَانَ كَالصِّرْفِ . ثُمَّ قال : « فَمنْ يَعْدِلُ إِذَا لَمْ يعدِلِ اللَّهُ ورسُولُهُ ؟ ثم قال : يرحَمُ اللَّهُ موسى قَدْ أُوْذِيَ بِأَكْثَرَ مِنْ هَذَا فَصبرَ » فَقُلْتُ: لا جرمَ لا أَرْفعُ إلَيه بعْدها حدِيثاً. متفقٌ عليه .
وقَوْلُهُ « كَالصِرْفَ » هُو بِكسْرِ الصادِ الْمُهْملةِ : وَهُوَ صِبْغٌ أَحْمَرُ .

Hadis: 42

İbni Mes’ûd radiyallah-u anh’den rivayet edildiğine göre, şöyle diyor:

Peygamber Aleyhis-Selam Huneyn gününde ganimeti taksim ederken bazı kimselere fazla ikramda bulundu. Akra’ b. Hâbis’e yüz deve, Uyeyyne b. Hısna’a da o kadar verdiği gibi Arab eşrafından bir cemaata da verdi. O gün işte sûretle onları üstün tuttu.

Bunun üzerine bir adam;

-“Va’llahi bu taksimde adâlet yoktur, bunda Allah’ın rızası gözetilmemiştir.” Dedi.

Ben de;

-“Va’llahi bunu peygamber Aleyhis-Selam’a söyliyeceğim!” dedim.

Ve yanına gittim o adamın sözlerini söyledim.

Peygamber Aleyhis-Selam’ın rengi değişti.(sırf) denilen boya gibi kıpkırmızı oldu.

Sonra:

-“Allah ve Peygamber’i adâlet yapmazsa kim yapar?” dedi.

Sonra:

-“Allah-u Teâla Mûsâ’ya rahmet etsin, bundan ziyade eziyete uğradığı halde sabretti.” Buyurdu.

Ben de;

-“Bundan böyle Peygamber Aleyhis-Selam’a hiç bir kimsenin sözünü eriştirmiyeceğim.” Dedim.

(Hadisi Buhari ve Müslim Rivayet etmişlerdir.)

Çağ-Çağ deresi (Nusaybin)

Hadis: 41

41- وعنْ أبي عبدِ اللَّهِ خَبَّابِ بْن الأَرتِّ رضيَ اللَّهُ عنه قال : شَكَوْنَا إِلَى رسولِ اللَّهِ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم وَهُو مُتَوسِّدٌ بُردةً لَهُ في ظلِّ الْكَعْبةِ ، فَقُلْنَا : أَلا تَسْتَنْصرُ لَنَا أَلا تَدْعُو لَنَا ؟ فَقَالَ : قَد كَانَ مَنْ قَبْلكُمْ يؤْخَذُ الرَّجُلُ فيُحْفَرُ لَهُ في الأَرْضِ في جْعلُ فِيهَا ، ثمَّ يُؤْتِى بالْمِنْشارِ فَيُوضَعُ علَى رَأْسِهِ فيُجعلُ نصْفَيْن ، ويُمْشطُ بِأَمْشاطِ الْحديدِ مَا دُونَ لَحْمِهِ وَعظْمِهِ ، ما يَصُدُّهُ ذلكَ عَنْ دِينِهِ ، واللَّه ليتِمنَّ اللَّهُ هَذا الأَمْر حتَّى يسِير الرَّاكِبُ مِنْ صنْعاءَ إِلَى حَضْرمْوتَ لا يخافُ إِلاَّ الله والذِّئْبَ عَلَى غنَمِهِ ، ولكِنَّكُمْ تَسْتَعْجِلُونَ » رواه البخاري .
وفي رواية : « وهُوَ مُتَوسِّدٌ بُرْدةً وقَدْ لقِينَا مِنَ الْمُشْركِين شِدَّةً » .

Hadis: 41

Ebû Abdullah Habbab b. El Eret radiyallah-u anh’den rivayet edildiğine göre şöyle diyor:

Peygamber Aleyhis-Selam’a halimizden şikayet ettik. Kâbe’nin gölgesinde bürdesine yaslanıp yatıyordu.

-“Bizim için Allah’dan yardım dilemez misiniz? Bizim için, Allah’a duâ etmez misiniz?” dedik.

Bunun üzrine Resûl-i Ekrem Aleyhis-Selam:

-“Eskiden, bir mü’min adam yakalanır, onun için kazılan bir çukura konur, sonra testere ile baştan aşağı ikiye ayrılır ve demir taraklarla etleri ve kemikleri taranırdı da bu iş onu dininden çeviremezdi. Allah’a kasem ederim ki, Allah-u Teâlâ bu işi (dini) kemâle erdirecektir. Hatta atlı bir kimse San’a’dan Hadramevt’e kadar gidecek, Allah’dan ve koyunlarına kurdun saldırmasından başka hiçbir şeyden korkmıyacaktır. Lâkin siz sabırsızlanıyorsunuz.” Buyurdu.

Buhâri’nin diğer bir rivayetinde:

-“Peygamber Aleyhis-Selam cübbesine yaslanmıştı. Biz müşriklerden çok zorluk görüyorduk.” Denilmiştir.

(Hadisi Buhâri rivayet etmiştir.)

Sinne dize Mevki-i (NAVALE)

Hadis: 40

40- وعَنْ أَنَسٍ رضي اللَّهُ عنه قال : قال رسولُ اللَّه صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم : « لا يتَمنينَّ أَحدُكُمُ الْمَوْتَ لِضُرٍّ أَصَابَهُ ، فَإِنْ كَانَ لا بُدَّ فاعلاً فليقُل : اللَّهُمَّ أَحْيني ما كَانَت الْحياةُ خَيراً لِي وتوفَّني إِذَا كَانَتِ الْوفاَةُ خَيْراً لِي » متفق عليه .

Hadis:40

Enes b. Mâlik radiyallah-u anh’den rivayet edildiğine göre, Peygamber aleyhis-Selam şöyle demiştir:

-“Başına gelen musîbetten dolayı hiçbir kimse ölüm istemesin. Behemehal bunu yapmak mecbûriyetinde ise, Allah’ım! Benim için yaşamak hayırlı ise beni yaşat, ölüm hayırlı ise beni öldür.” Desin.

(Hadisi Buhâri ve Müslim rivayet etmişlerdir.)

Kasyan  ziyareti civarı (Nusaybin)

Bu iki ay oldu sizlerle arkadaşlığım başlıyalı :

Ama inanınki Allah (c.c.) tan SEVGILI ARKADAŞLAR sizlerin arkadaşlığınızdan, kardeşliğinizden memnunum,

Hem de çok memnunum…

Gerçi bazı değerli arkadaşlarımız sanal alem diyorlar: ama ben buna (o arkadaşların kalbi kırılmasın ) inanmiyorum…Birbirlerimizin derdine ortak olmamız, birbirimize dualar yapmamız, sanal olamaz …Mesele bu blog’umun yenilenmesinde, İlahıların kodlarını, sevgili yeğenim Sema hanım yardımcı oldu …

Gerçi maşallah yeğenlerim çoğaldı Allah nazardan saklasın ilk olarak beni amcalığa kabul eden Damlalar altında ki t……e… oldu.. Allah onun ne muradı varsa yerine getirsin Amin. inşaallah… Sonra canım çiğerim küçük yeğenim Rindi Seyda Allah onu muhafaza eylesin…amin.

Sonra bir başka değerli yeğen, sonra diğer güzel yeğen derken bu ihtiyar günahkar onları karıştırmaya başladı zaten karıştırdığım yeğenden de özür diledim.. o kendisini bilir.. ve inşallah bu günahkar amcasının kalbini hoşnut eder. Amcasının özrünü kabul eder……Şayet sanal olsaydı bunlar olur muydu? Dünyadır bir zamanlar belki birbirimizle de karşılaşırız..Allah bilir

Bu satırları çoktan yazmayı düşünüyordum ama tereddüt ediyordum ta ki Newsedat kardeşim bana moral
verince; rafa kaldırdığım bu yazıları yazmaya başladım..

Başimdan geçen bir olayı kısaca nakledeyim…

Ben görevli iken, Mal Müdürü beni telefonla aradı:

-”Fuat bet misafirlerim gelmiş yanıma gelebilirmisin.” dedi.

Hemen Mal müdürünün yanına çıktım .Yanında 19-20 yaşlarında bir genç kız ile 50-55 yaşlarında bir adam vardı.
Mal Müdürü;

-”Fuat bunlar benim misafirim kiralık ev arıyorlar sizin eve bakacaklar mümkün mü?” Dedi,
Hemen arabaya atlayıp eve bakmaya gittik ev çok büyük olduğu için genç kız beğenmedi, geri döndük hafiften yağmur yağıyordu.

Amca’ya sordum:

-”Sizin gidebileceğiniz bir yer var mı ? size nasıl yardımcı olabilirim.” dedim..

Yabancı olduklarından hüzünlü bakışlarla birbirlerine baktılar .

Sadece:

“Tanıdığımız yok.” dediler.

Bizim bölgede de bazı gergin günlere rastlayan 1991 yılları idi…

-”Amca isterseniz bizim eve misafır olunuz.” dedim.

İsteksiz bir şekilde

-”Siz bilirsiniz.”dedi

Hemen daireye geldim eve telefon açtim: Hanıma Allah ne kısmet ettiyse yemek hazırlamasını, eve misafirleri getireceğimi söyledim. Arkasından bir dolmuşa atlayıp evin yolunu tutuk. Bizim ev şehir merkezinde uzak olduğu için misafirlerin tereddütleri daha da artı …

Nihayet eve geldik..

Evdeki sıcak ortamı görünce bayağı sevindiler gece yarısına kadar sohbet ettik ismini (bu huyum var kötüm iyimi bilmiyorum soru sormayı baeceremniyorum misafirlere isimlerini dahı sormadım) sormdığım amca yatmadan evvel;

-”Evladım yarın Ankara ya bir bilet alabilir misin oradan da evime Denizliye gideceğim. Kızım sana emanet ben gördüğümü gördüm artık gerisine karışmam ben yarın gidiyorum.” dedi

Ve vakit geç olduğu için yattık …

Sabahlayin bizim kasaba sınıra yakın olduğu için onları biraz gezdirmek maksadiyle önce dairaya geldik biraz oturduktan bir şeyler içtikten sonra çarşiyi pasajları gezdirmek için dışarı çıkacak ken bizim müstahdem Cemil efendi bana;

-”Fuat bey bu misafirin ismi İbrahim İpek değim li?” Dedi.

Ben ;

-”Vala Cemil amca bilmiyorum ismini sormadım?” Dedim.

Müstahdem arkadaş sanki bir şey bulmuş gibi ayağa kalktı adamın arkasından geldi.

Ben misafire;

-”Amca adınız İbrahim ipek mi?” Dedim…

Adam ;

-”Evet .”dedi…

Hemen bizim müstahdem adamın boynuna sarılmaya başladı ve arkasından dedi ki:

-“SİZ BENİM ÇAVUŞUMDUNUZ. Kore savaşi başlamadan evel biz beraber askerdeydik…senin çok iyiliklerini gördüm….”

Oturup hasret giderdiler …Ama ne yazık ki İbrahim amca öğleleyin biletini aldığım için gidecekti Mustahdem arkadaş ne kadar İsrar ettiyse de…

-”Ben kızımı fuad beye teslim ettim burada işim kalmadı.” dedi

Ve selametle gitti Hanım kızımızı 10-15 gün misafir ettikten sonrada ev bulduk ve sonradan öğrendiğime göre kız lise öğretmeni imiş ..

Şimdi nerden nereye kore savaşı nerde 1991 yılları nerde..Allah’ şükürler olsun ki o iki asker arkadaşı buluşturmak için beni vesile kıldı …Elhamdulillah…

Yaşımın ilerlemesinden de biraz cesaret alarak bazi nasıhatları paylaşmak istiyorum bilmem katılırmısınız.?

Aile:

Hem evin hemde toplumun direğidir ..

Nasıl ki: Namaz Mukaddes dinimizin direği ise,ailede: bizim mutluluğumuza, mutsuzluğumuza birer adımdır. Herkesin kendine göre bilgileri vardır …Onların bilgilerine hürmet ederiz; ama her şeyin de bir ehli vardır …

Benim Murşidim Alaaddin Haznevi (k.s.) şöyle buyuruyordu :

-“Tam kırk yıldır bizim Haznevi ailemiz Müslümanlara irşad da bulunuyor…Onların aralarındeki husumetleri, dargınlıkları, düşmanlıkları için aracı oluyoruz …Bu güne kadar kimse bizlere ‘ben haksızım’ demedi. Herkes kendisini haklı gösterdi karşısındekini haksız gösterdi ..

Hal böyle iken:

Bizlerin yapacağımız -başkalarından olsun , veya kitaplardan olsun öğrendiklerimizi- Nasıl ki: Üstad Bediuzzaman (k.s.) hazretlerinin sözü :..

Kısaca “ Benim sözlerimi mehenge ( şeriata) vurunuz Şayet uyuyorsa kabul ediniz, şayet kurana, hadise, icma-a fıkha uymuyorsa bana iade ediniz.”. diye buyurmuş…

Bizlerde Dinimizi iyi ve sağlıklı bilgilerle işin ehli olanlardan feyz alarak öğrenelim…Çok alim olarak bildiğimiz kitaplardan alıntı almamız aslında sevab değil İKABTIR. ÇÜNKÜ O KİŞİ KENDİNİ ALİM SANIYOR AMA ASLINDA ittikad’ı bozuk olduğundan fayda yerine zarar verir…

Onun için yazdıklarınızı bir sefer değil iki sefer kontrol edin ve Kaynak gösterin…İşte o zaman sevablarına kavuşursunuz…

Çünkü İslamiyet kısa değildir… çok ince ve uzun bir yoldur ama meyveside inanınki çok tatlıdır….

Bana tahammul edip yazımı okuduğunuz için Allah bizleri ve sizleri bu kötü dünya’nın Şerrrinden muhafaza eylesin… AMİN

Fuad Yusufoğlu……….

Aile (Eski yazı)

23 Eylül 2008

Kasyan dağları -MAVALA SİPİ- (Nusaybin)

Aile hakkında; Blogcu; Sadiyka kardeşimiz çok güzel bahsetmişler. İstatislik verilere dayanarak uzun uzadiya yazmışlar. Ellerine sağlık.

Ben istatistiklerden pek anlamam, kendi aile ortamından yola çıkarak bazı hususları Allahın izni ile kaleme almak istiyorum. Allah-u Teala (c.c.) Hazretleri dileyince “Künfe yekün der, o da oluverir.”

Huzurluyum,

Mutluyum.

Çünkü, Allah’ın izniyle ve Büyük velilerin himmetiyle (Bereketiyle) çocuklarıma verdiğim terbiyenin semeresini hayatta iken alıyorum.

Aile ortamı içinde sorumluluk anne ve babaya düşer. Anne ve baba İslamın emrettiği şekilde çocuklarına terbiye verirse, karşılığını hem dünyada hem de ahirette alır. Elhamdülillah, bu şanslı insanlardan bir tanesi de benim.

Ellerinizden öper, üç oğlum, dört kızım var.

Büyük oğlumdan bahsedeyim. Doğar doğmaz rahmetli babam ona en güzel ismi verdi. Rıdvan.
Rıdvan: 4 yaşında iken beraber camiye, 6 yaşında, kuran-ı kerim, 7 yaşında ise Allahın sevgili kullarının meclislerine götürdüm.

5 yaşında, oruç tutmayı, imsakta bizimle sahura kalkıyor, sabah namazı kılıyor, öğleye kadar yemek yememesini, öğleden sonra orucunu açmasını, ertesi gün sabahtan öğleye kadar yemek yemesini, öğleden sonrada orucunu açmasını söyledim.

-”Baba orucum oluyor mu?” dedi

Ben ona

-”Evet oluyor.” dedim

Güzel bir terbiye Allah nasip eyledi, biz de vesile olduk. İlk, orta, lise derken şimdi üniversite son sınıfta okuyor ve nişanlı. Ayriyetten aikido hocalığı yapıyor.

İkinci oğlum, babamın vefatından sonra dünyaya geldiği için ismini rahmetli babamın adı olan,Yusuf ismini verdik.

Yusuf: 5 yaşında namaz, 6 yaşında oruç, 8 yaşında kuran-ı kerim öğrettim. İlk orta lise derken şimdi o da üniversite son sınıfta okuyor. Terbiyesiyle güzel bir şekilde, onunla arkadaş olarak beraber camiye gider, Allahın dostları olan cemaatlerle oturup kalktık. Her cemaatlardaki sohbetlere getirdiğimde hazır olanlardan dua taleb ettim. Elhamdülillah o salıh’lerin duaları kabul oldu.

Sizlere bir şey söyliyeyim mi? Evimizde hiç ama hiç hırsızlık olmaz ve olmadı. Benim ne kadar param varsa dolabın üstüne koyar, aile içerisinde kime ne lazımsa, bana söylemek şartıyla gider ihtiyacı kadar alırdı. Evimizde yalan da söylenmedi hiç.

Çocuklarıma, misalen şunu söylüyordum, ne yaparsanız yapın korkmayın bana doğruyu söyleyin. Mesela televizyonu kırdınız, ben “kim kırdı” dediğim zaman, kim kırdıysa doğruyu söylesin bişey olmaz. Evimde hiç küfür içeren sözler söylenmedi.

Büyük kızımın adını Zeyneb’e koyduk. 6 yaşında başının açık olmasının günah olduğunu, ara sıra isterse örtmesini söyledik, 7 yaşında kuran-ı kerim, 8 yaşında oruç tutmasını ve namazını kılmasını tembihledik, şu anda evli ve 3 çocuğu var.

İkinci kızımın ismini Elif koyduk. O da ablasına tembihlediğimiz gibi dinimizin vaciblerini zorla değil sevdirerek anlattık şu anda o da evli 1 çocuğu var.

Üçüncü kızımın ismini Kevser koyduk. Aynı terbiyeyle onu da Allahın izniyle ve büyük evliyaların duaları sayesinde verdik. Elhamdulıllah o da bu terbiyeyle büyüttük, şu anda o da evli ve 2 çocuğu var.

Küçük kızımın ismini. Maşaallah koyduk. Ona da diğer kızlarıma verdiğim terbiyenin aynısını uyguladım. Zaten sizlerin bu sitelerinizi bilgisayar başında olduğu için o keşfetti. Ayrıyetten ona sizin gibi arkadaşlarla tanışmama vesile olduğu için ödüllendireceğim. Ama Sizce ne alayım?

Şu anda 11 yaşında olan en küçük oğluma. Muhammed, ismini verdim. Allaha çok şükür namazını kılıyor, orucuna da başladı. Beraber camiye gidiyor, Allahın dostlarının yanında sohbetlere katılıyoruz. Şu an 6. sınıfa takdir ile geçti.

Blog sitelerimizdeki arkadaşları kendi ailemden saydığım için, kendi aile ortamımdan biraz bahsetmek istedim…

Çocuklara küçük yaşta, zorlama yapmadan İslami bilgileri sevdirerek tadbik etmek lazım. Yeter ki biz çocuklara onların anlıyacağı gibi yalın bir dille anlatalım.

Kötü arkadaşlarla oturup kalkmalarına izin vermiyelim. Bunları sizlerle paylaşmamın nedeni, içimizde bulunan genç arkadaşlarımızın güzel bir şekilde çocuklarını terbiye etmelerini sağlamaktır. Buna vesile olabilrsem ne mutlu bana…

Bir babanın çocuğuna bırakacağı en güzel miras terbiyeden başka bir şey değildir. Çocuklarınıza dini terbiye verdiğiniz zaman muhakkak mükafatını hem dünyada hemde ahirette alırsınız.

En mühim noktaya gelince, hanımının eşine yardımcı olmasıdır. Baba çocuğuna “bunu niçin yapıyorsun” dediği zaman, eşi karşı çıkıyorsa, işte o zaman aile ortamı diye bir şey kalmaz, Allah muhafaza etsin aile ortadan kalkar.

Elhamdülillah, bugüne kadar çocuklarıma haram lokma yedirtmedim….

Haram lokma çok mühimdir…

Allah dileyince herşey olur. Onun için genç arkadaşlara sesleniyorum, aman ailenize sahip çıkın, ananıza babanıza saygılı olun, lütfen onları kırmayın.

Dindarlığa ve terbiyeye mutlaka riayet edin. Dünya süsü olan mala mülke kanmayın. Mal mülk geçici ama ailen senin zürriyetini kıyamete kadar taşıyacaktır. Çocuklarına helalı, haramı, islami terbiyeyi, dindarlığı öğrettiğin zaman, bunlara da vesile olursun.

İnsan öldükten sonra da, sevabı devam eder.İ şte bu sadakayı cariyedir.

Allahu Teala (c.c.) bizlere ve sizlere hayırlı evlatlar, salih ameller, huzur dolu günler nasib etsin. AMİN…

Fuad Yusufoğlu…