Ağustos 2009 için Arşiv

Cebelür-Rahme (Meke-i Mükerreme) Arafat meydanı

Mus’ab bin Umeyr (r.a.)- 5

Mus’ab (r.a.) O’na şöyle söyledi,

-“Anneciğim, ben sana doğru yolu gösteriyorum. Ve sana acıyorum. Ne olur gel Allah’tan başka hiçbir ilah olmadığına ve Hazret-i Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ın O’nun kulu ve elçisi olduğuna şehadet et!”

Annesi;

-“Ben senin girdiğin dini kabul etmiyeceğim. Aksi takdirde alay konusu olur, zayıf akıllı diye vasfedilirim. Fakat seni dininle baş başa bırakıyorum. Ben kendi dinimde kalacağım.” Dedi.

Mus’ab bin Umeyr (r.a.) Zilhacce ayının geri kalan kısmını, Muharrem ve Sefer aylarını Peygamber Efendimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) ile geçirdikten sonra, Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) in hicretinden 12 gece evvel, Rebiul-evvel ayının başında ikinci defa Medine’ye hicret etti.

Her şeylerini Mekke’de bırakıp, Medine’ye hicret eden Eshab-i Kiram (r.anhüm) ile, Medine’li Eshab (r.anhüm) mal ve mülklerini paylaştı. Bu kardeşlikte Mus’ab bin Umeyr (r.a.) de Ebû Eyyüb-i-el-Ensari ile kardeş yapıldı.

Mus’ab bin Umeyr (r.a.), Bedir Savaşı’na katılıp sancağı taşıdı, büyük gayret ve kahramanlık gösterdi.

Abd-i dâr oğullarından Bedir savaşına katılan iki kişiden biri idi. Diğer de Süveyd bin Harmele (r.a.) idi.

Mus’ab bin Umeyr (r.a.) Uhud savaşı’na da katıldı. Sancağı taşıdı. Bu savaşta Peygamberimiz (s.a.v.) in yanından ayrılmayarak saldıranlara karşı koruyordu.. İKİ ZIRH GİYİNMİŞTİ. Bu haliyle Peygamber Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve Sellem) e benziyordu.

Müşrik ordusundan İbn-i Kamile adında bir müşrik Peygamber Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve Sellem) e saldırırken, Mus’ab bin Umeyr (r.a.) O’nun karşisina çıktı.

Bu müşrik bir kılıç darbesiyle Mus’ab bin Umeyr (r.a.) in sağ kolunu kesti. Bunun üzerine Mus’ab bin Umeyr (r.a.) derhal sancağı sol eline aldı.

Mus’ab (r.a.) o esnada Âl-i İmran suresi 144.;

-“Muhammed ancak Resuldür. Ondan evvel daha nice Peygamberler gelip geçmiştir.” Mealindeki ayet-i Kerimeyi okuyordu.

Devam edecek….

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Mus’ab bin Umeyr (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Hacer-ül Esved (Ka’be-i şerif)

Mus’ab bin Umeyr (r.a.)- 6

Mus’ab bin Umeyr (r.a.) ikinci bir darbeyle sol kolu da kesilince sancağı kesik kollarıyla tutup göğsüne bastırdı. Ve yine aynı Ayet-i Kerim’yi okudu.

Bu haliyle kendini Peygamber Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve Sellem) e siper yapan Mus’ab bin Umeyr (r.a.) üzerine hucum eden İbn-i Kamia kafiri, vucuduna bir mızrak sapladı ve Musa’ab bin Umeyr (r.a.) yere yıkılıp şehid oldu.

Mus’ab bin Umeyr (r.a.) zırh giydiği zaman Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi ve Sellem) e benzediği için müşrikler O’nu şehid edince Peygamber efendimiz (Sallallahu aleyhi ve Sellem) öldürdüklerini zannetmişlerdi.

Hazret-i Mus’ab bin Umeyr (r.a.) şehid olunca; Hazret-i Mus’ab (r.a.) ın suretinde bir melek sancağı aldı.

Hazret-i Mus’ab (r.a.) ın şehid düştüğünden Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ın henüz haberi olmadığından;

-“İleri, Ey mus’ab, ileri.” Diye sesleniyordu.

Bunun üzerine bayrağı elinde tutan melek geri dönüp Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) e;

-“Ben Mus’ab değilim.” Diye cevap verince

Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) sancağı elinde tutan melek olduğunu anladı. Bundan sonra Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi ve Sellem) sancağı Hazret-i Ali (r.a.) ye verdi.

Eshab-i Kiram (r.anhüm) dan Ubeyd bin Umeyr anlatır;

-“Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Mus’ab bin Umeyr (r.a.) i şehid olmuş görünce başı ucunda dikilerek ahzab suresin’den;

-“Mu’minlerden öyle yiğitler vardır ki, onlar Allah’a verdikleri sözde SADAKAT gösterdiler. Onlardan bazıları şehid oluncaya kadar çarpışacağına dair yaptığı adağını yerine getirdi. Kimisi de şehid olmayı bekliyor. Onlar verdikleri sözü ASLA değiştirmediler.”

Mealindeki ayet-i Kerimeyi okudu.

Ve sonra şöyle buyurdu;

-“Allah’ın Resulu de şahittir ki, siz kıyamet günü Allah’ın huzurunda şehid olarak haşrolunacaksınız.”

Daha sonra yanındekilere dönüp;

-“Bunları ziyaret ediniz. Kendilerine selam veriniz. Allah-u Teâlâ’ya yemin ederim ki, kim bunlara bu dünyada selam verirse, kıyamette bu aziz şehidler kendilerine mukabil selam vereceklerdir.” Buyurdu.

Daha sonra şehidler defn edildi.

Mus’ab bin Umeyr (r.a.) e kefen olarak bir şey bulunamamıştı. Vucudu kaftanı ile ve ayak tarafı da otlarla örtülmek suertiyle defnedildi.

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Mus’ab bin Umeyr (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Mescidi Nebevvi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)

Abdullah bin Atik (Radiyallah-u anhu);

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi veSellem) in Medine’ye hicretinden önce İslamiyet’i kabul edip, Medine’nin İlk Müslümanlardan olmakla şereflenen sahabi.

Adı Abdullah bin Atik bin Kays bin Esved bin Berâ bin Kâb bin Ganem bin Seleme bin Hazrec-i Ensari’dir.

Soyu ve kardeşi Cebr bin Atik hakkında başka rivayetler de bilinmektedir. Doğum tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Hicretin 12 .ci (M. 633) yılında Yemâme harbinde şehid olmuştur.

Abdullah bin Atik (r.a.) in Müslüman oluşu hakkında kaynaklardan geniş bilgi yer almaktadır.

Medine’de ilk Müslüman Hazret-i Es’ad bin Zürâre (r.a.) nin ve Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi ve Sellem) tarafından oraya Kur’an-i Keim’i ve İslamiyet’i öğretmek için gönderilen Hazret-i Mus’ab bin Umeyr (r.a.) in tebliğ hizmetleri sebebiyle bir çok kimse İman etmişti.

Daha peygamberimiz (Sallallahu aleyhi ve Sellem) in hicreti gerçekleşmeden Müslüman olmakla şereflenenlerden biri de Hazret-i Abdullah bin Atik (r.a.) idi.

Hazret-i Abdullah bin Atik (r.a.), bedir ve Uhud savaşlarında Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) in yanında birçok hizmetlerde bulunmuştur.

Hicretin 5’inci (M. 627) yılında Medine’nin müdafaası için yapılan Hendek harbine de katılmıştır.

Hicretin altıncı (M. 628) yılında, kendisinin komutanlığında, Ensar (r.anhüm) den beş kişi ile birlikte bir seriyyede bulundu. Bu vazife, Yahudi reislerinden olup, Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) a düşmanlıkta çok ileri giden Ebû Râfi’nin öldürülmesi hizmetiydi.

Mekke’de müşriklerin zulmünden kurtulmak için Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ve Müslümanlar Medine’ye HİCRET etmişlerdi. Burada yaşayan evs ve Hazreç kabilelerinin tamamı İslmaiyet’i kabul etmişler, resulullah (s.a.v.) a her hususta yardımcı olmuşlardı.

Öteden beri bunlara düşman olan Yahudilerin kini, İslam düşmanlığı ile birleşmişti. Resulullah efendimiz (Sallallahu aleyhi ve Sellem) e düşmanlıkta çok ileri gidenlerden biri de, Heyber Yahudilerinin reisi olan Ebû Rafi’ Selam bin Ebû Hukayk idi.

Bu Yahudi reisi, Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ı sık sık rahatsız ettiği gibi Müslumanlara da daima tehdid eder, kendisine tabi olanları Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ın aleyhine kışkıtırdı. O’NU ÖLDÜRME TEŞEBBÜSÜNDE BULUNURDU.

Ebû rafi’ yahudisi, zengin bir tüccar olup, malları ile Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) a düşmanlık yapanlara yardım ederdi.

Devam edecek….

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Abdullah bin Atik (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Revda-i Mutahhara (Sallallahu aleyhi ve Sellem)

Abdullah bin Atik (Radiyallah-u anhu)- 2

Ebû Rafi’ yahudisinin Hicaz toprağından kendisinin müstahkem bir kalesi vardı. Ailesi ile birlikte orada otururdu. Arap kabilelerinin bir çoğunu KIŞKIRTIP Hendek muharebesinin yapılmasına bu Yahaudi reisi sebep olmuştu.

Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ı canlarından ve mallarından daha çok seven ve bu uğurda hiçbir fedakarlıktan geri durmayan Eshab-i Kiram (r.anhüm), bu duruma ÇARE ARAMAYA BAŞLADI.

Azılı bir İslam düşmanı olan Ebû Rafi’yi öldürmek için Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) dan izin istediler. Hazreç kabilesine mensup beş kişiye Ebû Rafi’yi öldürmek görevi verildi.

Bunlar;

Abdullah bin Atik, Abdullah bin Enis, Abû Katâde, Esved bin huzî ve Mes’ûd bin Sinan hazretleri (r.anhüm) ydiler.

Resulullah Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve Sellem), hicretin altıncı yılı Ramazan ayında, bu beş kişinin başına Hazret-i Abdullah bin Atik (r.a.) i KOMUTAN tayın ederek, Yahudilerin reisi Ebû Rafi’nin öldürülmesini, yalnız kadınlara ve çocuklara dokunulmamasını emretti.

Hazret-i Abdullah bin Atik (r.a.) ve arkadaşları, Ebû Rafi’nin kalesine yaklaştıklarında güneş yeni batmıştı. Köy halkı da deve, koyun ve sığır gibi hayvanların mer’ada otlatıp yeni dönüyorlardı.

Bu durum karşısında Abdullah bin Atik (r.a.) arkadaşlarına şu emri verdi;

-“Siz yerinizde oturunuz! Ben, Ebû Rafi’nin kalesine gideyim ve kale kapıcısına nezaketle yaklaşayım. Bu suretle kaleye girebileceğimi sanıyorum.”

-“Kale kapısına yürüdü. Nihayet kapıya yaklaştı. Sonra paltusuna büründü. Sanki bir ihtiyacını gideriyordu. “

Bu sırada Kale kapıcısı;

-“Ey Allah’ın kulu Kaleye girmek istiyorsan hemen gir! Çünkü ben, kapıyı kapamak istiyorum!” dedi.

Bundan sonra Abdullah bin Atik (r.a.) kendisi şöyle anlatıyor;

-“Ben de hemen kaleye girdim ve merkeb ahırına saklandım. Halkın kaleye girmesi üzerine kapıcı , kapıyı kilitledi ve anahtarları bir direğe astı.”

Hemen kalktım Anahtarları aldım.

-“Ebû Rafi’nin yanında, akşamdan sonra adamları toplanıp sohbet yaparlardı. Bu sohbet, kalenin en üst katında bulunan bir yerde olurdu. Gece sohbeti sona erip, dostları Ebû Rafi’nin yanından dağılıp yatınca, Hemen onun yanına çıktım. Bir çok kapıdan geçtim. Her kapıyı açtıkça iç tarafından sürgülüyordum.”

Devam edecek….

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Abdullah bin Atik (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Revda-i Mutahhara (Sallallahu aleyhi ve Sellem)

Abdullah bin Atik (Radiyallah-u anhu)- 3

-“Bunu şunun için düşünmüştüm ki, Eğer Ebû Rafi’nin adamları beni fark ederlerse herifi öldürünceye kadar, bana bu fırsatı bırakmazlardı. Bu suretle Ebû Rafi’nin yattığı odaya kadar vardım. “

-“Kendisi karanlık bir oda içinde aile fertleri arasında yatmıştı. O’danın neresinde olduğunu kestiremedim.”

Anlamak için;

-“Ey Ebû Rafi’”

Diye seslendim.

-“Kim O? Ne istiyorsun?” diyerek cevap verdi.

-“Hemen ben de, sesin geldiği tarafa fırlayıp yaklaştım ve kılıcımla ilk vuruşu başardım. Fakat dehşet içinde kalmıştım. Çünkü öldürememiştim.”

Ebû Rafi’ yüksek sesle haykırdı.

-“Ben de, hemen odadan dışarı çıktım. Kısa bir müddet bekleyip tekrar odaya girdim.”

Ve sesimi değiştirerek;

-“Bu feryat nedir, ya Ebû Rafi’?” dedim

Cevabında;

-“Canı cehenneme! Sen seslenmeden önce, birisi gelip beni oda içinde kılıçla yaraladı!” dedi.

-“Bu sefer O’na bir kılıç darbesi daha yapıştırdım, iyice yaraladım. Fakat yine öldüremedim. Sonra kılıcın keskin ucunu karnına bastım. Nihayet Ebû Rafi’ arkasına devrildi.”

-“Bu defa adamı öldürdüğümü anladım ve hemen kapıları birer birer açmaya başladım. Bu suretle, oradan savuşup kale merdiveninin son basamağına varmıştım. Burada yere erdiğimi sanarak ayağımı attım. Meğer daha sona gelmemiş olduğundan, merdivenden düştüm. Baldır kemiğim kırıldı. Hemen bir sargı ile bu kırığı sardım. Sonra yürüdüm. Kapıya kadar varıp orada oturdum.”

Ve kendi kendime,

-“Şunu öldürüp öldürmediğimi iyice anlayıncaya kadar bu gece kaleden çıkmam.” Dedim.

-“Horozlar ötmeye başlayınca, birinin kalenin surlarına çıkıp;

-“Hicaz halkının taciri Ebû Rafi’nin öldürdüğünü bildiriyorum!..” diye ilan ettiğini duydum.

-“Bunun üzerine ben artık arkadaşlarımın yanına döndüm.”

Ve onlara;

-“Artık kurtulduk. Allah-u Teâlâ, Ebû Rafi’yi öldürdü. Haydi yürüyünüz, Mekke’ye gidelim!” dedim.

Devam edecek….

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Abdullah bin Atik (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Revda-i Şerif (Sallallahu aleyhi ve Sellem)

Abdullah bin Atik (Radiyallah-u anhu)- 4

Nihayet Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ın huzuruna vardık. Durumu arzetim. Ayağımın kırıldığını duyunca, bana;

-“Ayağını uzat!” buyurdu.

Ben de ayağımı uzattım.

Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ayağımı sıvazladı. Sanki hiç ağrı duymamış kimseye döndüm. Kırık tamamen iyileşti.

Hazret-i Abdullah bin Atik (r.a.), bu seriyye’sinden sonra, Hayber’in fethine katılarak, burada da büyük kahramanlıklar gösterdi. Sonra hicretin sekizinci ve Huneyn harbine katıldı ve çok hizmeti görüldü.

Hicretin dokuzuncu senesinde (M. 631) Peygamber Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Ensar (r.anhüm) dan meydana gelen 150 kişilik bir birliği Hazret-i Ali (r.a.) nin kumandasında Beni Tayy kabilesinin putlarını kırıp parçalayarak, bu kavmi bu sapık adet ve inançtan kurtarmak için vazifelendirdi. Bu birliğin silah ve techizat temini için de, Hazret-i Abdullah bin Atik (r.a.) memur edildi.

Hazret-i Abdullah bin Atik (r.a.), büyük gayret ve fadakarlık göstererek kısa zamanda birliğin ihtiyaçlarını temin etti. Tek Allah inancının yerleşmesinde ve putperestliğin ortadan kalkması hususunda da büyük hizmet eti.

Hazret-i Abdullah bin Atik (r.a.) in Yemame harbindeki kahramanlığı da dillere destandır.

Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ın vefatı haberi yayılır yayılmaz meydana gelen bu harp, Hazret-i Ebû Bekir (r.a.) zamanında cereyan etti.

Bu sırada yalancı Peygamber Müseyleme-tül-Kezzab, Müslümanları rahatsız ediyordu. Hazret-i Halid bin Velid (r.a.) başkanlığında bir ordu, onların üzerine gitti.

Çünkü O, insanları İslamiyet’ten ayrılma haraketini teşvik ve idare ediyordu. Böylece Müslümanları rahatsız ediyordu. Artık Müslümanları onlardan kurtulmak bir zaruret bir zaruret haline gelmişti.

Hazret-i Halid bin Velid (r.a.) ile Müseyleme-tül-Kezzab kuvvetleri arasında şiddetli çarpışmalar oldu.

Bu savaşta Hazret-i Abdullah bin Atik (r.a.) de büyük kahramanlıklar gösteriyordu. Eshab-i Kiram (r.anhüm) den dörtyüz elli kişi şehid düştü. Bunlar arasında Abdullah bin Atik (r.a.) de vardı.

Yaralı iken, vucudundan kanlar fışkırırken kılıcını yere atmıyor, savaşıyordu. Bütün gücü kuvveti kesilip dermanı kalmayıncaya kadar savaşmaya devam etti.

Hazret-i Abdullah bin Atik (r.a.), Müslüman olduktan sonra ömrünün tamamını İslamiyet’e hizmet için geçirmiştir.

Resulullah Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve Sellem) in uğrunda nice tehlikelere katlanmış ve en güzel kahramanlık örnekleri, göstermiştir.

Nihayet bu büyük Sahabi, hicretin 12 (M. 634) senesinde, en çok arzu ettiği şehidlik mertebesine kavuşmuş ve böylece ebedi saadete nail olmuştur.

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Abdullah bin Atik (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Revda-i Mutahhara (Sallallahu aleyhi ve Sellem)

Abdullah bin Cahş (Radiyallah-u anhu);

Peygamber Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve Sellem) in halası Ümeyme ile Cahş’ın oğlu, Eshab-i Kiram (r.anhüm) dan. Kızkardeşi Hazret-i Zeyneb; Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi ve Sellem) in hanımıdır.

Hazret-i Ebû Bekir (r.a.) in vasıtasıyla, Erkam (r.a.) ın evine gelmeden önce Kelime-i şehadet getirerek İLK MÜSLÜMANLARDAN olmak şerefine kavuştu.

Hazret-i Abdullah (r.a.) orta boylu çok yakışıklı bir zat idi. Peygamber Efendimizi pek ziyade severdi. Bu muhabbet uğrunda canını fedaden çekinmemiş, Uhud harbinde en büyük kahramanlığı göstererek, Allah-u Teâlâ’nın rızası uğrunda şehadet şerbetini içmiştir.

Eshab-i Kiram (r.anhüm) arasında lâkabı, “El Mücdü’fillah” Yani “Allah yolunun fedaisi” idi. Şehid olduğunda 40 yaşlarında idi. Medine’ye hicret edince Asım bin Sabit (r.a.) ile KARDEŞ oldu.

Abdullah bin Cahş (r.a.) İslamiyeti heyacanla yaşayan zatlardandı. İlk Müslüman olduğu yıllarda, Kafirler kendisine her türlü ezâ ve Cefâ’yı yapmışlardı. Hepsine de İmanın verdiği güç ile mukabele etmiş, ezâ ve cefâ’lara katlanmıştır.

Peygamber Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve Sellem), kendisi için;

-“…açlığa ve susuzluğa en çok dayanan ve katlananızdır.” Buyurmuştur.

Resulullah Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve Sellem) in şehidler için verdiği müjdeleri duyarak hep şehid olmaya can atmıştır. Harplerde en önde kahramanca çarpışmıştır.

Peygamber Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve Sellem) hicretin ikinci senesinde, Nahle’de Kureyş müşriklerini gözetlemek üzere ilk önce Ebû Ubeyde bin Cerrah (r.a.) ı göndermek istemişti.

Hazret-i Ebû Ubeyde (r.a.), Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi ve Sellem) in ayrılığına dayanamıyarak ağlamağa başladı. Bunun üzerine O’nu göndermekten vazgeçti.

Hazret-i Abdullah bin Cahş (r.a.) der ki;

-“O gün Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yatsı namazını kılınca. Beni yanına çağırdı;”

Bana;

-“Sabah vakti olur olmaz, yanıma gel. Silahın da yanında bulunsun. Seni bir tarafa göndereceğim.” Buyurdu.

Sabah olunca mescide gittim. Kılıcım, yayım, ok ve çantam üzerimde, kalkanım da yanımda idi. Resulullah Efendimiz Sabah namazını kıldırdıktan sonra evlerine döndü. Ben daha önce kapının önüne gelmiş bekliyordum.

Muhacirlerden benimle birlikte gidecek birkaç kişi buldu.

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Abdullah bin Cahş (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Revda-i Mutahhara (Sallallahualeyhi ve Sellem)

Abdullah bin Cahş (Radiyallah-u anhu)- 2

Muhacirlerden benimle birlikte gidecek birkaç kişi buldu.

-“Seni bu kişilerin üzerine kumandan tayin ettim.” Buyurarak

Bir mektup verdi;

-“Git. İki gece yol aldıktan sonra mektubu aç. Onda buyurulana göre haraket et.”

Ben;

-“Ya Resulallah! Hangi tarafa gideyim.” Diye sordum.

Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem);

-“Necdiye yolunu tut. Rekiyeye, kuyuya yönel” buyurdu.

Nahle seferine memur edildiği zaman, İlk defa “Emir-el müminin” sıfatı verildi. İSLAM’DA İLK TAYİN OLUNAN ‘emir’ O OLDU.

Sekiz veya oniki kişilik bir birlik ile iki gün sonra Melel mevkiine vardıklarında mektubu açtı.

Mektupta şunlar yazılıydı;

-“Bismillahirrahmanirrahim,
-“Bu mektubu gözden geçirdiğin zaman Mekke ile Taif arasındaki Nahle vâdisine ininceğe kadar, Allah-u Teâlâ’nın ismi ve bereketiyle yürüyüp gidersin. Arkadaşlarından hiçbirini, seninle birlikte gitmeye zorlamayasın! Nahle vadisindeki Kureyşlileri, Kueryşlilerin kervanını gözetleyip ve denetleyesin. Onların haberlerini bize bildiresin.”

Emir-el Müminin Hazret-i Abdullah bin Çahş mektubu okuduktan sonra;

-“Bizler Allah-u Teâlâ’nın kullarıyız ve hep O’na döneceğiz. İşittim ve itaat ettim Allah-u Teâlâ’nın ve sevgili Resulü (s.a.v.) nün emrini yerine getireceğim.” Diyerek mektubu öpüp başına koydu.

Sonra arkadaşlarına dönerek;

-“Hanginiz şehid olmayı istiyor ve özlüyorsa, benimle gelsin. Gelmek istemeyen dönüp gidebilir, hiç birinizi zorlayıcı değilim. Gelmezseniz ben tek başıma gidip Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) emrini yerine getireceğim.”dedi.

Arkadaşları hep birden;

-“Biz işittik. Allah-u Teâlâ’ya, Peygamber Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve Sellem) e ve sana itaat edicileriz. Nereye istersen Allah-u Teâlâ’nın BEREKETİ ÜZERE yürü.” Diye cevap verdiler.

Devam edecek….

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Abdullah bin Cahş (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

(Şehidlik) Abdullah bin Cahş ile DAYISI Hazret-i Hamza (r.anhüm) Kabri şerifleri

Abdullah bin Cahş (Radiyallah-u anhu)- 3

Cennetle müjdelenmiş olan (Aşer-i Mübeşşere’den) Sa’d bin Ebi Vakkas hazretleri (r.a.) nin de bulunduğu bu küçük ordu Hicaz’a doğru yol aldılar ve Nahle’ye geldiler. Bir yere gizlendiler. Oradan gelip geçen Kureyş’lileri gözetlemeye başladılar.

Bu sırada bir Kureyş kafilesi geçti. Develer yüklü idi.

Mücahid’ler, Kureyş kafilesine yaklaşarak onları İslâm’a davet ettiler. Kabul etmeyince çarpışma başladı.

Çarpışma sonunda birisini öldürdüler, ikisini esir aldılar, birisi atlı olduğu için ona yetişemediler. Kafirlerin bütün malı mücahidlere kaldı.

Hazret-i Abdullah bin Cahş (r.a.), bu ganimet mallarının BEŞTE BİRİNİ Resulullah Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve Sellem) e ayırdı.

Bu ganimet, Müslümanların aldıkları İLK GANİMETTİ. Bu beşte bir hissede İLK AYIRAN BEŞTE BİRDİR. İlk öldürülen MÜŞRİK ve Alınan İLK ESİRLER de bu Nahle seferindeydi.

Bundan sonra Bedir gzâsı oldu. Alınan esirler için Resulullah Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Hazret-i Ebû Bekir, Hazret-i Ömer ve Hazret-i Abdullah bin Cahş (r.anhüm) a danıştı.

Hicretin üçüncü senesinde yapılan Uhud harbinde büyük kahramanlıklar gösterdi. Hazret-i Abdullah bin Cahş (r.a.) yiğitliğin sembolüydü.

Aşer-i mübeşşere’den olan Sa’d bin Ebi Vakkas Hazretleri (r.a.), Uhud harbinde Hazret-i Abdullah bin Cahş (r.a.) arasında geçen konuşmayı şöyle anlattı;

-“Uhud’da savaşın çok şiddetli devam ettiği bir andı. Birdenbire yanıma sokuldu. Elimden tuttu ve beni bir kayanın dibine çekti.”

Bana şunları söyledi;

-“Şimdi burada bana duâ et, ben “Amin” diyeyim. Ben de duâ edeyim, sen de “Amin” de!”

Ben de;

-“Peki.” Dedim

Ben şöyle duâ ettim;

-“Allahım, bana çok kuvvetli ve çetin kafirleri gönder. Onlarla kıyasıya vuruşayım. Hepsini öldüreyim. Gazı olarak döneyim. Benim yaptığım bu duâ’ya bütün kalbiyle “Amin” Dedi.

Sonra kendisi duâ etmeye başladı;

Devam edecek….

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Abdullah bin Cahş (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

(Şehidlik) Abdullah bin Cahş ile DAYISI Hazret-i Hamza (r.anhüm) Kabri şerifleri

Abdullah bin Cahş (Radiyallah-u anhu)- 4

Sonra kendisi duâ etmeye başladı;

-“Allahım, bana zorlu kafirler gönder kıyasıya onlarla vuruşayım. Cihad’ın hakkını vereyim. Hepsini öldüreyim. En sonun da bir tanesi de beni şehid etsin. Sonra benim dudaklarımı, burnumu, kulaklarımı kessin. Ben kanlar içinde SENİN HUZURUNA GELEYİM.

Sen Bana;

-“Abdullah, dudaklarını burnunu, kulaklarını ne yaptın?” diye sorduğunda,

-“Allahım! Ben onlarla çok kusur işledim, yerinde kullanamadım. Senin huzuruna getirmeyi utandım. Sevgili peygamberimin (Sallallahu aleyhi ve Sellem) de bulunduğu bu savaşta, toza toprağa bulandım de öyle geldim.”diyeyim.” dedi.

Gönlüm böyle bir dua’ya “Amin” demek arzu etmiyordu. Fakat o isteği ve önceden söz verdiğim için mecburen ‘AMİN’ dedim.

Daha sonra kılıçlarımızı çektik, savaşa devam ettik. İkimizde önümüze geleni öldürüyorduk. O son derece Bahadırâne harbediyor, düşman safhalarını tarumâr ediyordu.

Düşman hamle üstüne hamle ediyor, şehid olmak için derin bir iştiyakla hücumlarını tazeliyordu. “Allah Allah!” diye çarpışırken kılıcı kırıldı.

O anda Sevgili Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi ve Sellem) O’na bir hurma dalı uzatarak, savaşa devam etmesini buyurdu.

Bu dal MU’CİZE OLARAK kılıç oldu ve önüne geleni kesmeye başladı. Bir çok düşmanı öldürdü. Savaşın sonuna doğru Ebûl Hakem isminde bir müşrikin attığı oklarla arzu ettiği şehadete kavuştu.

Şehid olunca kafirler bu mübarek şehidin cesedine hücum ederek burnunu, dudaklarını ve kulaklarını kestiler.

Her tarafı kana boyandı.

Muharebe bittikten sonra Hazret-i Abdullah bin Cahş (r.a.) ı dayısı “SEYYİDÜŞÜHED” yani “ŞEHİDLERİN EFENDİSİ” Hazret-i Hamza (r.a.) yı aynı kabre defnettik.

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Abdullah bin Cahş (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu