02 Kasım 2009 için Arşiv
Muhammed Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem)- 3
02 Kasım 2009Resulullah (s.a.v.) ın doğduğu ev (yeni resim)
Muhammed (Aleyhis selam)- 3
Âdem Aleyhis Selam vefat edeceği zaman oğlu Şit Aleyhis Selam’a dedi ki;
-“Yavrum! Bu alnında parlayan nûr, SON PEYGAMBER olan Muhammed aleyhis selam’ın nurûdur. Bu nurû, mü’min, temiz ve afif hanımlara teslim et ve oğluna da böyle vasiyyet et!”
Muhammed Aleyhis selam’a gelinceye kadar, bütün babalar, oğullarına BÖYLE VASİYYET ETTİ. Hepsi bu vasiyeti yerine getirip, en asil ve en kibar kızlarla evlendiler. Nûr, temiz alınlardan, temiz kadınlerdan geçerek sahibine ulaştı.
Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Selam) ın dedelerinden birinin iki oğlu olsa, yahut bir kabile iki kola ayrılsa Muhammed Aleyhis selam’ın soyu, en şerefli ve hayırlı olan tarafta bulunurdu.
Her asırda O’nun dedesi olan zat, yüzündeki nûr’dan belli olurdu.
O’nun nûr’unu taşıyan seçilmiş bir soy vardı ki, her asırda bu soydan olan zatın yüzü pek çok güzel ve nûr’lu olurdu. Bu nûr ile kardeşleri arasında beli olur, içinde bulunduğu kabile başka kabilelerden daha üstün, daha şerefli olurdıu.
Âdem Aleyhis selam’dan beri evlad’dan evlad’a geçerek gelen bu nûr İbrahim aleyhis selam’a, ondan da oğlu İsmail aleyhis selam’a geçmiştir. O’nun da alnında sabah yıldızı gibi parlayan nûr, evlatlarından Adnan’a, Ondan da Me’ad ve Nizar’a intikal etmiştir.
Nizar doğunca babası Me’ad, oğlunun alnındaki nûr’u görüp sevinmiş, büyük bir ziyafet vererek böyle oğul için, ‘bu kadar ziyafet az bir şey’ dediği için oğlunun adı Nizar (az bir şey) kalmıştır.
Bundan sonra da nûr oğuldan oğla intikal ederek asıl sahibi Sevgili Peygamberimiz Muhammed aleyhis selam’a ulaştı.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi ve Sellem) hadis-i şerifte şöyle buyurdu;
-“Ben, Abdullah, Abdulmuttalib, Haşim, Abdü Menaf, Kuseyy, Kilab, Mürre, Kâ’b, Lüveyy, Gâlib, Fihr, Mâlik, Nadr, Kinane, Huzeyme, Mudrike, İlyas, Mudar, Nizar, Me’ad, Adnan oğlu Muhammedim. Mensub olduğum topluluk, ne zaman ikiye ayrılmış ise, Allah beni muhakkak onların EN HAYIRLI OLAN tarafında bulundurmuştur. Ben cahiliyet, ahlaksızlıklarından hiçbir şey bulaşmaksızın ana ve babamdan meydana geldim. BEN Âdem’den babama ve anneme gelinceye kadar, hep nikahlı anne ve babadan meydana geldim. Ben ana ve baba itibariyle EN HAYIRLINIZIM.”
Başka bir hadis-i şerif’te de;
-“Allah-u Teâlâ, İbrahim oğullarından İsmail’i seçti. İsmail oğullarından Kinane oğullarını seçti. Kinane oğullarından Kureyş’i seçti. Kureyş’ten Hâşim oğulları’nı seçti. Hâşim oğulları’ndan Abdülmuttalib oğulları’nı seçti. Abdülmuttalib oğulları’ndan da beni seçti.” Buyurdu.
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri son Peygamber olan Habibi Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ın şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı aff eylesin. Amin.
Fuad Yusufoğlu
Muhammed Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem)- 4
02 Kasım 2009Resulullah (s.a.v.) doğduğu evin sokağı (Eski resim)
Muhammed (Aleyhis selam)- 4
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Kureyş kabilesi’nin Haşim oğulları kolundandır. Babası Abdullah’dır. Abdullah’ın babası Abdulmuttalib, annesi de Fatimâ binti Amr’dır.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi ve Sellem) dedesi Abdülmuttalib, Mekke’nin hakimi ve Arapların ŞEREF itibariyle en üstün kabilesi olan Kureyş Kabilesine mensubtu.
Abdülmuttalib’in alnında Muhammed Aleyhis selam’ın nûru parladığından Kureyş kavmi O’nunla bereketlenirdi.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi ve Sellem) in dedesi Abdülmuttalib, OĞULLARI ARASINDA en çok Abdullah’ı severdi. Çünkü O’NUN ALNINDA Muhammed Aleyhis selam’ın nûr’u parlıyordu.
Abdullah (r.a.) babası Abdülmuttalib’e şöyle derdi;
-“Babacığım, her nereye gitsem belimden bir nûr çıkıyor. Sonra toplanıp, başımın üstünde bulut gibi duruyor. Tekrar gelip belime giriryor. Ne zaman bir yere otursam yer bana diyor ki; (-“Ey Abdullah, sana selam olsun. Muhammed (s.a.v.) in nûr’u sende emanettir.”)
-“Ne zaman bir kuru ağaç altına otursam, derhal yeşerip bana gölge oluyor. Kalkıp gidince de yine kuru oluyor Ey Babacığım bu ne haldır?”
Abdülmuttalib;
-“Ey oğlum, sana müjdeler olsun ki, insanların ve cinlerin efendisi ve Peygamber’i senin sulbinden gelse gerektir.” Demiştir.
Abdullah (r.a.) ın güzelliği Mısır’a kadar şöhret bulmuştu. Alnındaki nûr’dan dolayı iki yüze yakın kız, onunla evlenmek arzusu ile Mekke’ye gelmişti. Abdulmuttalib ise O’nu her yönüyle O’na denk olan bir kız ile evlendirmek istiyordu.
Bunun için Beni Zühre kabilesinin büyüğü Vehb bin Abd-i Menaf’ın kızı Âmine (r.anha) yi oğlu Abdullah’a istedi.
Vehb’in kızı Âmine (r.anha), hem güzellik, hem ahlak, hem de neseb itibariyle Kureyş kızlarının en üstünü idi. Ayrıca soy bakımından Abdullah (r.a.) ile birkaç bâtın yukarda birleşmekte idi.
Abdülmuttalib, Vehb’in kızını oğlu Abdullah (r.a.) a isteyince Vehb şöyle dedi;
-“Ey amcam oğlu, biz bu teklifi sizden önce aldık. Âmine (r.anha) nin annesi bir ruya gördü. Anlatığına göre evimize BİR NUR GİRMİŞ AYDINLIĞI YERİ VE GÖKLERİ TUTMUŞ. Ben de bu gece ruyamda dedemiz İbrahim Aleyhis selam i gördüm.”
Bana;
-“Abdulmuttalib’in oğlu Abdullah’la kızın Âmine’nin nikahlarını ben kıydım. Sen de O’nu kabul et.” Dedi.
Ben de;
-“Bugün sabahtan beri bu ruya’nın tesiri altındayım. Acaba ne zaman gelecekler, diye merak ediyordum.”
Bu sözleri duyan Abdulmuttalib sevincinden
-“Allahu Ekber’ Allahu Ekber!” diyerek tekbir getirdi.
Nihayet oğlu Abdullah (r.a.) ı Vehb’in kızı Âmine (r.anha) ile evlendirdi.
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri son Peygamber olan Habibi Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ın şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı aff eylesin. Amin.
Fuad Yusufoğlu

