02 Ocak 2010 için Arşiv
Kasım bin Muhammed (Radiyallah-u anhu);
02 Ocak 2010Revda-i Mutahhara (Sallallahu aleyhi ve sellem)
Kasım bin Muhammed (Radiyallah-u anhu)
Tabiin’in büyüklerinden, Medine-i Münevvere’deki yedi büyük âlimden biri. İnsanları hakka da’vet eden onlara doğru yolu gösterip, hakiki saâdete kavuşturan ve kendilerine “Silsile-i âliye” denilen büyük âlim ve velilerin üçüncüsüdür.
Adı Kasım bin Muhammed bin Ebû Bekr-i Sıdık et-Teymi’dir. Babası Muhammed, Hazret-i Ebû Bekir’in oğludur. Annesi Sevde (r.anha), Yezdücerd’in kızı olduğundan, İmâm-i Zeynelabidin ile teyze çocuklarıdır.
Babası Mısır’da şehid edilip küçük yaşta yetim kalınca, halası ve Peygamberimiz (s.a.v.) in mübarek hanımı Hazret-i Âişe (r.anha) nin yanında büyüdü.
Tabiin devrinde ve Hazret-i Osman (r.a.) ın hilafeti zamanında 31 (M. 653) yılında doğdu ve101 (M. 721) veya 106 (M. 725) yılında Mekke ile Medine arasında “Kudeyd” denilen yerde hacca veya umreye giderken vefat etti.
Kasım Bin Muhammed (r.a.), Hazret-i Ebû Bekr-i Sıddık (r.a.) ın torunudur. Eshab-i Kiram’dan birçoğuna yetişmiş ve onlardan birçok ilim öğrenip başta halası Hazret-i Âişe (r.anha), Ebû Hureyre, Abdullah bin Abbas, ve Abdullah ibn-i Ömer Hazret-i Muâviye (r.anhüm) gibi meşhur sahabilerden hadis-i şerif rivayetinde bulunmuştur.
Kendisinden de, Tabiin’in büyüklerinden oğlu Abdurrahman, Sâlim bin Abdullah, İmâm-i Şa’bi, akranlarından İbn-i Amr, Yahya bin Said ve Sa’d bin Said el-Ensari, Abdullah bin Ömer, Sa’d bin İbrahim, Abdullah bin Avn (r.anhüm) ve daha birçoğu hadis-i şerif rivayet etmişlerdir.
Tasavvuf ilminde mütehassıs idi. Vera’ ve takva’da (Allah’ın haram ettiklerinden sakınıp kaçmada) eşi yoktu.
Dedesi Ebû Bekr-i Sıdık (r.a) Peygamber efendimiz (s.a.v.) den ve Peygamberlerden sonra insanların en üstünü oldu. Resulullah (s.a.v.) daki bütün üstünlükler, ilimler ve feyizler onda toplanmış ve her bakımdan üstün olmuştur. Kalbe, ruha ait ilimlerin kaynağı idi.
Resulullah (s.a.v.) ın Peygamberlik vazifelerinden biri de, Kur’an-i kerim’in ma’nevi hükümlerini, ya’ni Allah-u Teâlânın zat’ına ve sıfatlarına ait ma’rifetleri, yüksek bilgileri, ümmetinin kalblerine akıtmaktı.
Resulullah efendimiz (s.a.v.), tasavvuf ilminin bu yüksek ma’rifetlerinin hepsini, Hazret-i Ebû Bekr-i Sıdık (r.a.) ın kalbine akıttı. O ruh ilminde de bir mütahassıs oldu. Hazret-i Ebû Bekr-i Sıdık (r.a.) da Resulullah (s.a.v.) dan aldığı bu feyizleri, Eshab-i Kiram’dan Selman-i Farisi (r.a.) nin kalbine akıttı. Ruhu yükselten ve onu besleyen bu ma’rifetlere, Kasım bin Muhammed (r.a.) da, Selaman-i Farisi (r.a.) nin sohbetlerinde bulunarak yetişip bir ruh mütahassısı olmuştu.
Silsel-i Âliye büyüklerinden dördüncüsü olan İmâm-i Ca’fer-i Sadık (r.a.) da, bunun sohbetinden feyz aldı (Bakınız, Ca’fer-i Sâdık).
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri Silsile-i Âliye’nin üçüncüsü olan Kâsım bin Muhammed (radiyallah-u anhu) nin yüzü suyu hürmetine günahlarımızı aff eylesin. Amin.
Fuad Yusufoğlu
Kasım bin Muhammed (Radiyallah-u anhu)- 2
02 Ocak 2010Girnavas mevki-i (Nusaybin)
Kasım bin Muhammed (Radiyallah-u anhu)- 2
Kâsım bin Muhammed (r.a.), hadis ve fıkıh ilminde zamanın en yükseği idi. İlimde ve takvada eşine rastlanmıyacak bir yüksekliğe erişmişti.
Büyük hadis ve fıkıh âlimlerinden Yahya bin Said (r.a.);
-“Medine’de Kâsım (r.a.) dan üstün bir kimseye yetişmedik.” Derken,
İbn-i Sa’d (r.a.) da; “Tabakat” adındaki eserinde;
-“Kâsım, hadis ilminde “sika” (güvenilir) bir ravi, fıkıh ilminde yüksek bir âlim ve her bakımdan imâm, önder olan zattı. Çok hadis-i şerif bilirdi. Takva ve verâ’ sahibi idi.” Diyerek kendisini medh etmekte, övmektedir.
Ebâ’z-Zenâd (r.a.) da;
-“Ben Kâsım (r.a.) dan daha çok hadis ve fıkıh bilen bir kimse görmedim.” Demektedir.
Yine büyük hadis âlimlerinden Süfyan İbn-i Uyeyne (r.a.) de, Kâsim bin Muhammed (r.a.) in de devrinin en büyük âlimi olduğunu söylemiştir.
Ömer bin Abdülaziz (r.a.) de;
-“Eğer birini yerime “halife” seçmem icab etseydi Kâsım (r.a.) ı seçerdim.” Dediği rivayet edilmiştir.
Ömer bin Abdülaziz (r.a.), halifeliği zamanında Kâsım bir Muhammed (r.a.) i halası Hazret-i Âişe (r.anha) ye ait olan ne kadar hadis-i şerif ve başka rivayetler biliyorsa, onların hepsini toplamakla görevlendirilmiştir.
Hatta Ömer bin Abdülaziz (r.a.) bir keresinde, ilmin yok olup, âlimlerin son bulması endişesi üzerine Medine valisi Ebû Bbekir bin Muhammed bin Hazne’ye mektup yazarak şöyle demiştir.
-“Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) ın hadis-i şeriflerini, sünnetlerini, Amre binti Abdurrahman el-Ensari’nin ve Kâsım bin Muhammed (r.anhüm) rivayetlerini araştır ve yaz! Zira ben ilmin yok olup, âlimlerin de tükenmesinden korkuyorum.”
Amre ve Kâsım bin Muhammed (r.a.nhüm) in her ikisi de Hazret-i Âişe (r.anha) nin talebesi olup, O’nun Resulullah (s.a.v.) tan rivayet ettiği hadis-i şerifleri en iyi bilenlerdi.
Kâsım bin Muhammed (r.a.), hadis-i şerifleri hem ma’nasına ve hem de lafzlarına, harflarına dikkat ederek rivayet ederdi. Halbuki Tabiin’den bazı hadis âlimleri hadis-i şerifleri ma’nası ile rivayet etmekte bir beis görmüyorlardı. Fakat tabiinden muhaddislerin çoğu hadis-i şeriflerin, Peygamber efendimiz (s.a.v.) den işitildiği şekilde rivayet edilmesi üzerinde ittifak etmişlerdir.
Kâsım bin Muhammed, hadis-i şerif rivayet ederken en ince noktalarına kadar dikkatli haraket eder, bir harfın bile değiştirilmesini uygun görmezdi.
Kâsım bin Muhammed (r.a.), fıkıh ilminde de yüksek bir âlimdi. Medine’de yetişen ve kendilerine “fukaha-i seb’a” adı verilen yedi büyük âlimlerinden birisiydi.
Allah ve Resulü adına konuşmanın ve dini mes’elelerde fetva vermenin mes’uliyetini en iyi şekilde idrak edenlerdendi.
Yahya bin Said (r.a.) in bildirdiği şu sözleri bunu açıkça göstermektedir;
-“İnsanın, Allah’ın hakkını bildikten sonra cahil olarak yaşaması, bilmediği şeyi söyleyerek fetva vermesinden hayırlıdır.”
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri Silsile-i Âliye’nin üçüncüsü olan Kâsım bin Muhammed (radiyallah-u anhu) nin yüzü suyu hürmetine günahlarımızı aff eylesin. Amin.
Fuad Yusufoğlu
Kasım bin Muhammed (Radiyallah-u anhu)- 3
02 Ocak 2010Mardin İli’nin gündüz (Uzaktan) görünüşü
Kasım bin Muhammed (Radiyallah-u anhu)- 3
Halbuki, Abdurrahman bin Ebû Zenâd (r.a.) O’nun hakkında;
-“Peygamberimiz (s.a.v.) in sünnetini Kâsım bin Muhammed (r.a.) den daha iyi bilen birisini görmedim. Hatta öyle idi ki, sünneti bilmeyeni âlim saymazdı.” Diyor.
Kendisine bir mes’ele sorulunca;
-“Anlamıyorum, bilmiyorum!” derdi.
O’na sormayı çoğalttıkları zaman da;
-“Vallahi, sorduğunuz her şeyi bilmiyoruz. Şayet bilseydik, sizden saklamazdık. Çünkü bildiklerimizi saklamamız bize helâl olmaz.” Derdi.
Dini mes’eleler hakkında çok hassas davranır, ancak açık olanları hakkında fetva verirdi. Her sabah Mescid-i Nebi’ye gelir, iki rek’at namaz kılar, sonra Resulullah (s.a.v.) ın minberi ile kabri arasında oturur, kendisine sorulan mes’elelere fetvâ verirdi.
Nitekim mezheb imâmlarından Mâlik bin Enes (r.a.) de onun hakkında;
-“Kâsım (r.a.), bu ümmetin, fakıhlarında idi.” Buyurmuştur.
Kâsım bin Muhammed (r.a.), çok mütevazi, alçak gönüllü idi.
Bir gün köylünün birisi O’na gelip;
-“Sen mi daha çok biliyorsun, Sâlim bin Abdullah mı?” diye sordu.
O’na cevap olarak;
-“Burası Sâlimin evidir.” Deyip başka bir şey konuşmadı.
Muhammed bin İshak (r.a.) bunun hakkında;
-“O benden daha iyi bilir deyip, yalan söylemeyi veyahut ben ondan daha iyi bilirim diyerek kendisini üstün göstermeyi istemedi.” Derdi.
Halbuki Kâsım bin Muhammed (r.a.), her ikisinden daha çok âlimdi.
Ebû Eyyûb-i Sahtiyanı (r.a.) de;
-“Ondan daha faziletli bir kimse görmedim.” Derdi.
İmâm-i Buhâri (r.a.) de;
-“Zamanın en faziletlisiydi.” Demiştir.
Hazret-i Âişe (r.anha) Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) in yağmur yağdığını gördüğü zaman;
-“Allahım! Onu bereketli, mübarek eyle!” diye duâ ettiğini bildirdi.
Resulıullah efendimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu ki;
-“Muhakkak ki, Allah-u Teâlâ sizn herbirinizi, yavrunuzu beslediğiniz gibi yiyecekle rızıklandırır. Hatta onu Uhud dağı kadar yapar.”
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) bir keresinde;
-“Sizden öncekilerden mahşerde gölgelenecek olanların kimler olduğunu biliyor musunuz?” deyince,
Eshab-i Kirâm (r.anhüm);
-“Allah ve Resulü daha iyi bilir!” dediler.
Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu ki;
-“Onlar, kendilerine haklarından bir şey verildiği zaman kabul ederler. Kendilerinden bir şey istendiğinde hemen verirler ve insanlar hakkında kendileri için olan hüküm gibi hüküm verirler.”
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri Silsile-i Âliye’nin üçüncüsü olan Kâsım bin Muhammed (radiyallah-u anhu) nin yüzü suyu hürmetine günahlarımızı aff eylesin. Amin.
Fuad Yusufoğlu
Kasım bin Muhammed (Radiyallah-u anhu)- 4
02 Ocak 2010Mardin İli’nin gece (Uzaktan) görünüşü
Kasım bin Muhammed (Radiyallah-u anhu)- 4
Yine Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu ki;
-“Bir kimse, bir kadının güzelliğine bakmak isteyip de, ondan gözünü çevirirse, Allah-u Teâlâ onun kalbine ibadet zevkini sokar ve böylece ibadetin tadını bulur.”
Kâsım bin Muhammed (r.a.) şöyle bildiriyor;
-Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) in eshabından birisi’nin gözleri görmeyip, a’mâ oldu.”
Bu zat şöyle dedi;
-“Ben Peygamberimiz (s.a.v.) i görmek için gözlerimin görmesini istiyordum. Fakat şimdi Resulullah (s.a.v.) ahrette irtihal etti. Allah’a yemin ederim! Eğer Yemen’deki Tübâle beldesinin geyiklerinin bir geyiğindeki gözler bende olsa artık buna sevinmem.”
İmâm-i Buhâri (r.a.), Kasım bin Muhammed (r.a.) in;
Bülüğa erdiğimiz günden beri hep üç rek’at vitir namazı kılındığını gördük.” Dediği naklediyor.
Kâsım bin Muhammed (r.a.), şöyle bildiriyor;
-“Bir gün halam Hazret-i Âişe (r.anha) nin yanına vardım.”
O’na;
-“Ey Ana! Bana Peygamber Efendimiz (s.a.v.) in kabrini aç!” dedim.
Bunun üzerine bana Hücre-i Seâdeti açtı. Üç kabir gördüm. Pek yüksek değillerdi. Pek yerle beraber de değillerdi. Üzerlerine kızılca bahta taşcağızları dökülmüştü. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) in şeferli kabri hepsinden ilerde idi.Hazret-i Sıdık (r.a.) ın başı, Fahri kâinat hazretleri’nin mübarek sırtı hızasında, Hazret-i Ömer (r.a.) in başı da Resulullah (s.a.v.) in ayağı hizasında idi.”
Yine Kâsım bin Muhammed (r.a.) anlatıyor;
-“Adetim üzere yine bir gün sabah namazını kıldıktan sonra halam Hazret-i Âişe (r.anha) yi ziyarete gittim.”
O kuşluk namazını kılıyor ve namazında;
-“Allah, lütuf edip bizi kavurucu azâbdan korudu.” Ayet-i kerimesini okuyor, ağlıyor ve durmadan tekrar ediyordu. Beklemekten usandım. O bitirmedi, ben de bırakarak çarşıya çıktım.”
Kendi kendime;
-“İşimi bitireyim, sonra ziyaretine giderim.” Dedim
İşimi bitirip döndüğümde yine aynı halde âyet-i kerimeyi tekrar ederek ağlamakta olduğunu gördüm.
Buyurdular ki;
-“Bizden önce yaşayan büyüklerimiz, başa gelen musibetleri güzellikle karşılamayı, kendilerine verilen ni’metleri de tezellül (alçak gönüllülük) ederek karşılamayı severlerdi.”
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri Silsile-i Âliye’nin üçüncüsü olan Kâsım bin Muhammed (radiyallah-u anhu) nin yüzü suyu hürmetine günahlarımızı aff eylesin. Amin.
Fuad Yusufoğlu
Ebü’l-Hasen-i Harkânı (Radiyallah-u anhu);
02 Ocak 2010
Ebü’l-Hasen Harkâni (r.a.) mübarek türbesi
Ebü’l-Hasen-i Harkânı (Radiyallah-u anhu);
Allah-u Teâlâ’ya ve ahrete ait ilimler ya’ni ma’rifetler sahibi büyük bir âlim. Künyesi Ebül-Hasen olup, ismi Ali bin Ca’fer’dir. Bistam’ın bir kasabası olan Harkân’da dünyaya geldi.
Ebü’l-Hasen Harkâni (r.a.), uzun boylu, güzel yüzlü, geniş alınlı, iri gözlü ve kumral idi.
Hazret-i Ömer (r.a.) e benzerdi.
İnsanları hakka da’vet eden onlara doğru yolu gösterip, hakiki ssâdete kavuşturan ve kendilerine “silsile-i âliyye” denilen büyük âlim ve “velilerin altıncısıdır.”
Büyük İslam âlimi Bâyezid-i Bistami (r.a.) nin ruhaniyetlerinden istifade ederek kemâle gelmiş, yükselmişti. Zamanın kutbu idi. 425 (M. 1034) senesinde Harkân’da vefat etti.
Ebü’l-Hasen Harkâni hazretleri (r.a.), oniki sene Harkân’dan Bistâm’a, hocasının kabrini ziyaret için gitti. Bu ziyarete giderken, yolda Kur’an-i kerim’i hatim ederdi. Her gittiğinde ziyaret ile ilgili vazifelerini yaptıktan sonra,
-“Ya Rabbi! Bâyezid (r.a.) e ihsan ettiğin sana ait ilimlerden; büyüklüğünün hakkı için, Ebü’l-Hasen kuluna da ihsan eyle.” Diye yalvarırdı.
Geri dönerken, hiçbir zaman bâyezid (r.a.) in türbesine arkasını dönmezdi. Yatsı ve sabah namazlarını türbede kılardı. On iki sene sonra, Allah-u Teâlâ’nın lütfu ile Bâyezid (r.a.) in ruhaniyetinden istifade edip olgunlaştı.
Allah-u Teâlâ’yı tanıtan kalb ilimlerinde ve diğer ilimlerinde talebe yetiştirmeye başladı. Pek çok talebesi vardı. Kerametleri, menkıbeleri ve veciz sözleri çoktur.
Çok anlatılan kerametlerinden biri de şudur;
Bir kafilede bulunan insanlar, üstadın huzuruna gelip;
-“Yollar korkuludur. Bize bir duâ öğretiniz.” Diye istirham edince
Ebü’l-Hasen Harkan-i (r.a.) Buyurdu ki;
-“O zaman, Ebü’i-Hasen’i hatırınıza getiriniz!”
Bu söz, gelenlerin hoşlarına gitmedi. Yolda eşkiya önlerine çıktı. Hepsinin mal ve meta’larını aldı. Yalnız, Ebü’l-Hasen Harkâni (r.a.) yi hatırlayan bir kimsenin malına zarar gelmedi.
Bu hale arkadaşları şaşıp, nedenini sorduklarında;
-“Hazret-i Ebü’l-Hasen Harkâni (r.a.) yi hatırladım ve kurtuldum.” Cevabını aldılar.
Gelip durumu Ebü’l Hasen Harkâni hazretleri (r.a.) ne anlattılar.
Ve
-“Biz Allah’tan yardım istedik, eşkiyalar bizi soydu fakat seni hatırlayıp, senden yardım isteyen şu arkadaş kurtuldu. Bunun hikmeti nedir?” diye sordular.
Ebü’l-Hasen Harkani hazretleri (r.a.);
-“O arkadaşınızı kurtaran, Allah-u Teâlâdır. Gümahkar ağızdan çıkan duâ’yı Cenab-i Hak kabul etmez. Bunun için siz Allah’a yalvardığınız zaman duânız kabul olmadı. Bu arkadaşınız beni hatırlayıp imdad isteğince, ben de Rabbim’e duâ ettim. (-“Ya Rabbi şu kulunu içinde bulunduğu belâden kurtar.”) Dedim. Rabbim benim duâmı kabul ettiği için, o rakadaşınız kurtuldu. Mes’ele bundan ibarettir.
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri Ebü’l-Hasen Harkani hürmetine (radiyallah-u anhu) nin yüzü suyu günahlarımızı aff eylesin. Amin.
Fuad Yusufoğlu
Ebü’l-Hasen-i Harkânı (Radiyallah-u anhu)- 2
02 Ocak 2010
Ebü Hasen-i Harkâni hazretleri (r.a.) nin mübarek kabirleri
Ebü’l-Hasen-i Harkânı (Radiyallah-u anhu)- 2
Bir gün İbn-i Sina (r.a.), Harkân’a Ebü’l Hasen-i Harkâni hazretleri (r.a.) ni ziyarete geldi, evinden sordu.
Hanımı, azarlayarak, orman gittiğini söyledi. (Hanımı, Ebü’l Hasen hazretlerinin büyüklüğüne inanmadığı için, ona uyugunsuz şeyler söyledi.)
İbn-i Sina (r.a.) ormana doğru giderken, Ebü’l Hasen Harkanı hazretleri (r.a.) nin, bir arslana odun yüklemiş gelmekte olduğunu gördü;
-“Bu ne haldır?” diye sorunca
Ebü’l Hasen Harkanı (r.a.);
-“Evimdekinin sıkıntı ve belâ yükünü taşıdığım için, bu arslan da bizim yükümüzü taşıyor.” Buyurdu.
Şöyle anlatılır;
Bâyezid-i Bistami hazretleri (r.a.), her sene bir defa, Dihistan’da şehidlerin bulunduğu “kum tepeyi” ziyarete giderdi. Harkan’dan geçerken durur ve havayı koklardı.
Talabeleri kendisine;
-“Efendim, sizin bu şekilde havayı koklamanızda hikmet nedir? Biz herhangi bir şeyin kokusunu duymuyouz.” Diye sorduklarında
Ebâ Yezid-i Bistamı (r.a.) buyurdu ki;
-“Evet öyledir. Fakat bu kasabadan öyle birisinin kokusu geliyor ki, onun adı “Ali”, künyesi “Ebü’l Hasen” dir. O, zamanın “Kutbu” olacaktır.
Vaktiyle Bistâm şehrinde bir çegirge sürüsü hücum etti. Bütün ekinleri ve sebzeleri yediler. Halk, bu hayvanlardan ve bu musibetten bir türlü kurtulamiyordu.
Halkın telaşını ve üzüntüsünü gören Ebü’l Hasen-i Harkanı (r.a.);
-“Ne oldu, bu halkın feryadı nedir böyle?” diye sordu.
Çekirgelerin ortalığı istila ettiklerini, bütün ekinleri perişan ettiklerini ve halkın üzüntüsünün bundan olduğunu söylediler.
Bunun üzerine ayağa kalkarak dama çıktı. Ve etrarına bir nazar etti. Çegirgeler derhal toplanıp şehirden uzaklaştılar. İkindi namazı vaktine kadar “bir tek çekirge” kalmadığı gibi, bütün ekinlerin yaprakları da eski hâline gelip, hiç ziyan olmadı.
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri Silsile-i Âliye’nin altıncısı olan Ebü’l-Hasen-i Harkânı hazretleri (Radiyallah-u anhu) nin yüzü suyu hürmetine günahlarımızı aff eylesin. Amin.
Fuad Yusufoğlu
Ebü’l-Hasen-i Harkânı (Radiyallah-u anhu)- 3
02 Ocak 2010
Ebü Hasen-i Harkân-i Hazretleri (r.a.) nin mübarek kabirleri
Ebü’l-Hasen-i Harkânı (Radiyallah-u anhu)- 3
İmâm-i Rabbani hazretleri (r.a.) “Mektubat” kitabında, Seyyid Şeyh Ferid (r.a.) e yazmış olduğu mektubta buyururyor ki;
-“İşittiğimize göre, Sultan Mahmud Gaznevi, bütün Asya’ya hakim olduğu zamanda, Harkan şehrine yakın gelmişti. Adamlarından bir kaçını, Harkân’a Şeyh Ebü’l Hasen-i Harkani hazretleri (r.a.) nin huzuruna göndermişti. Şeyh hazretlerini yanına çağırmıştı.
Şeyh hazretleri buna karşılık, bir özür beyân ederek gitmek istemediler.
Bu durum Mahmud Gaznevi’ye bildirilince;
-“Haydi kalkınız! Zira o bizim sandığımız kimselerden değildir. Biz O’na gidelim.” Dedi.
Sonra kendi elbisesini Kâdı İyad’e giydirdi ve on tane kadın cariyeyi erkek köle kılığına soktu. Kendisi de silahtar olarak, Kâdı İyâd’ın yanında Ebü’l Hasen-i Harkani (r.a.) nin evine girdi.
Mahmûd Gaznevi selâm verince, Ebü’l Hasen-i Harkani (r.a.) selamını aldı. Fakat ayağa kalkmadı.
Mahmud Gaznevi, Ebü’l Hasen-i Harkani (r.a.) ye;
-“Sultan için neden ayağa kalkmadınız?” diye sorunca,
Ebü’l Hasen-i Harkâni hazretleri (r.a.), Sultan Mahmud’a;
-“Maden ki seni öne geçirmişler, aynıma gel bakalım.” Dedi. Soruya o anda cevap vermediler.
Sultan Mahmûd Gaznevi, Ebü’l Hasen-i Hârkani (r.a.),
-“Bâyezid-i Bistami (r.a.), nasıl bir zat idi?” diye sordu
Ebü’l-Hasen Harkan-i (r.a.);
-“Bâyezid (r.a) öyle kâmil bir veli idi ki, O’nu görenler hidayete kavuşurdu. Allah-u Teâlâ’nın razı olduğu kimselerden olurdu.” Diye cevap verdi.
Sultan Mahmud bu cevabı beğenmedi ve;
-“Ebû Cehl, Ebû Leheb gibi kimseler, Fahr-i Kâinâti, Serveri âlem (Sallallahu aleyhi ve sellem) i nice kere gördüler. Bunlar hidayete gelmedi de, Bâyezid (r.a.) i görenlerin hidayete geldiklerini nasıl söyliyorsun?” Dedi.
(-“O, Resulullah (s.a.v.) efendimizden daha yüksek mi ki, iki cihanın efendisini, üstünlerin üstünü olan Allah-u Teâlâ’nın Sevgili Peygamberini gören, küfürden kurtulamadı da, Bâyezid-i Bistâmi (r.a.) yi görenlerin hepsi kurtulur diyorsun demek istedi.”)
Ebü’l Hasen-i Harkâni hazretleri (r.a.);
-“Ebû Cehl ve Ebû Leheb gibi ahmaklar, Allah-u Teâlâ’nın sevgili Peygamberini, insanların en üstünü olan Hazret-i Muhammed (s.a.v.) olarak görmediler. Ebû Talib’in yetimi, Abdullah’ın oğlu Muhammed (s.a.v.) i gördüler. O gözle baktılar. Eğer Ebû Bekr-i Sıdık (r.a.) gibi bakarak, Resulullah (s.a.v.) olarak görselerdi, eşkiyalıktan, küfürden kurtulur, O’nun gibi kemâle gelirlerdi.” Buyurdu.
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri Silsile-i Âliye’nin altıncısı olan Ebü’l-Hasen-i Harkânı hazretleri (Radiyallah-u anhu) nin yüzü suyu hürmetine günahlarımızı aff eylesin. Amin.
Fuad Yusufoğlu
Ebü’l-Hasen-i Harkânı (Radiyallah-u anhu)- 4
02 Ocak 2010
Ebü Hasen-i Harkân-i Hazretleri (r.a.) nin mübarek kabirleri
Ebü’l-Hasen-i Harkânı (Radiyallah-u anhu)- 4
-”Ebû Cehl gibiler, dışdan baktı. Maddeye saplandı. Fahr-i âlemin, Ebû Talib’e ve pederi Abdullah’a olan bağlantısına baktı. Allah-u Teâlâ’nın Peygamberi olduğuna bakmadı.”
Allah-u Teâlâ bu inceliği bildirmek için, A’râf süresi yüzdoksanyedinci âyet-i kerime’de meâlen;
-“Onların sana baktıklarını görürsün. Onlar seni anlamıyorlar. Üstünlüğünü görmiyorlar.” Buyurdu.
Sultan Mahmud Hân bu cevabı çok beğendi. Din büyüklerine olan sevgisi arttı.
Sultan Mahmud;
-“Bana nasihat ediniz.” Deyince
Ebü’l-Hasen-i Harkâni hazretleri (r.a.);
-“Şu dört şeye dikkat et; günahlrdan sakın, namazını cemâatle kıl, cömerd ol, Allah-u Teâlâ’nın yarattıklarına şefkat göster.” Dedi.
Sultan Mahmud;
-“Ban duâ buyurun.” Deyince
Ebü’l Hasen-i Harkâni hazretleri (r.a.);
-“Ey Mahmud, akibetin makbul olsun.” Dedi.
Bunun üzerine Sultan Mahmud, Ebü’l Hasen-i Harkâni (r.a.) nin önüne bir kese altın koydu. Buna karşılık Ebü’l Hasen-i Harkâni (r.a.), sultanın önüne arpa unundan yapılmış bir yufka ekmeği koydu. Sultan, ekmekten bir lokma aldı. Fakat lokmayı yutamadı.
Bunun üzerine Ebü’l Hasen-i Harkani (r.a.);
-“Bir lokma ekmeği yutamiyorsun. İster misin, şu bir kese altın bizim de boğazımızda dursun? Biz paralarla olan alakamızı kestik. Şu altınları önümüzden alınız.” Buyurdu.
Sultan, Ebü’l Hasen-i Harkâni (r.a.) nin paraları almasını çok istedi ise de kabul etmeyince, ondan bir hatıra istedi. Ebü’l Hasen hazretleri (r.a.) ona hırkasını verdi.
Sultan Mahmud giderken, Ebü’l Hasen (r.a.) ayağa kalktı.
Bunun üzerine Sultan Mahmud;
-“Geldiğim zaman hiç iltifat etmemiştin, fakat şimdi ise ayağa kalkıyorsun. O hâl niye idi? Bu ikram nedir?” diye sordu.
Ebü’l Hasen-i Harkâni hazretleri (r.a.);
-“Buraya padişahlık gururu ile beni imtihan için geldin. Şimdi ise dervişlik haliyle gidiyorsun ve dervişlik devletinin güneşi üzerinde ışıldamaya başladı. Önce gurur içinde olduğundan dolayı ayağa kalkmadın. Fakat şimdi derviş olduğun için ayağa kalkıyorum.” Buyurdu.
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri Silsile-i Âliye’nin altıncısı olan Ebü’l-Hasen-i Harkânı hazretleri(Radiyallah-u anhu) nin yüzü suyu hürmetine günahlarımızı aff eylesin. Amin.
Fuad Yusufoğlu
Ebü’l-Hasen-i Harkânı (Radiyallah-u anhu)- 5
02 Ocak 2010Girnavas mevki-i (Nusaybin)
Ebü’l-Hasen-i Harkânı (Radiyallah-u anhu)- 5
Sultan Mahmud, sonra gazâya gitmek üzere Harkân’dan ayrıldı. Sevmenât’a geldi. İçine mağlup olma korkusu düştü.
Birden atından inip, bir köşede Ebü’l Hasen-i Harkani hazretlerinmin hırkasını eline alıp;
-Ya İlahi! Şu hırkanın sahibinin yüzü suyu hürmetine, şu kafirlere karşı bizi muzaffer kıl. Ganimet olarak ele geçireceğim her şeyi dervişlere vereceğim.” Diye duâ eder etmez, düşman tarafından bir toz-duman ortaya çıktı.
Düşmanlar, bu toz-duman içinde bir şey göremiyerek, kılıçlarını birbirlerine vurdular ve kendi kendilerini öldürdüler. Sağ kalanlar dağılıp gitti.
O akşam Sultan Mahmûd, ruyasında Ebü’l Hasen-i Harkâni hazretleri (r.a.) ni gördü.
Ebü’l Hasen-İ Harkâni (r.a.) Sultan Mahmûd’a;
-“Allah-u Teâlâ’nın dergahında, hırkamıızn yüzü suyu hürmetine zafer kazandın. Eğer o anda isteseydin, kafirlerin hepsinin Müslüman olmasını sağlayabilirdin.” Dedi.
Ebü’l Hasen-i harkâni hazretleri (r.a.) şöyle anlatır;
-“İki kardeş vardı. Bu iki kardeşlerinden biri annesinin hizmetiyle uğraşır, diğeri Allah-u Teâlâ’ya ibadet ederdi. Bir akşam, Allah-u Teâlâ’ya ibadet eden kardeş, yaptığı ibadet, duyduğu hazdan dolayı çok memnun oldu.”
Bu sebepten kardeşine;
-“Bu gece de anneme sen hizmet et, ben ibadet edeyim.” Dedi.
Kardeşi kabûl etti.
-“İbadet ederken secdede uyuya kaldı ve o anda bir ru’ya gördü.”
Ru’yasında bir ses ona;
-“Kardeşini afettik, seni de onun hatırı için bağışladık.” Deyince
Genç;
-“Ben Allah-u Teâlâ’ya ibadet ediyorum. Kardeşim ise anneme hizmet ediyor. Fakat beni, O’nun yaptığı amel yüzünden bağışlıyorsunuz?” dedi.
Ses O’na;
-“Evet, senin yaptığın ibadetlere hiç ihitiyacımız yok. Fakat kardeşinin annene yaptığı hizmetlere annenin ihtiyacı vardı.” Dedi.
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri Silsile-i Âliye’nin altıncısı olan Ebü’l-Hasen-i Harkânı hazretleri (Radiyallah-u anhu) nin yüzü suyu hürmetine günahlarımızı aff eylesin. Amin.
Fuad Yusufoğlu
Ebü’l-Hasen-i Harkânı (Radiyallah-u anhu)- 6
02 Ocak 2010Girnavas mevki-i (Nusaybin)
Ebü’l-Hasen-i Harkânı (Radiyallah-u anhu)- 6
Şöyle anlatılır;
-“Birgün, Ebü’l Hasen-i Harkâni (r.a.) kırk talebesiyle dergahında oturuyorlardı. Bir haftadır ağızlarına bir lokma yemek koymamışlardı.”
Bu arada bir adam gelip bir çuval un ve bir koyun getirdi
-“Bunları sufiler için getirdim.” Deyince
Hasen-i Harkâni hazretleri (r.a.);
-“İçimizden kim gerçek sufi olmuş ve tasavvuf yolu olan nisbetini sıhhatlı bir hale getirmişse bunları alsın. Ben kendimde sufilikten bahsetme cesareti bulamıyorum” dedi.
Bunun üzerine mecliste bulunanların hiçbiri adamın getirdiklerini almadı. Daha sonra o da getirdiklerini geri götürmek zorunda kaldı.
Birgün, Ebü’l Hasen-i Harkâni hazretleri (r.a.) nin bir talebesi çok hastalandı. Hagi tabibe gösterdi iseler, hastalığa çare bulamadılar. Talebe hastalığın ağrısına dayanamaz hale gelmişti.
Sonunda durumu Ebü’l-Hasen Harkâni hazretleri (r.a.) ne bildirdiler.
Bunun üzerine Ebü’l Hasen-i Harkâni hazretleri (r.a.) terliklerini vererek;
-“Bunları ağrıyan yere sürün.” Buyurdu.
Ebü’l Hasen-i Harkâni hazretlerinin dediği gibi yaptıklarında, Allah-u Teâlâ’nın yardımıyla talebe iyileşti ve hiçbir rahatsızlığı kalmadı.
Şöyle anlatılır;
Talebelerinden biri Ebü’l Hasen Harkâni hazretlerinden;
-“Lübnan dağına gidip Kutb-i âlemi görmek için bana izinver.” Diye ricada bulundu.
Ebü’l Hasen Harkâni (r.a.) izin verince, o talebe Lübnan dağına vardı.
-“Orada yüzleri kıbleye dönmüş halde oturan bir cemâat gördü. Önlerinde bir cenaze duruyordu. Fakat cenaze namazını kılmıyorlardı.”
Talebe dayanamıyarak sordu;
-“Niçin cenazenin namazını kılmıyorsunuz?”
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri Silsile-i Âliye’nin altıncısı olan Ebü’l-Hasen-i Harkânı hazretleri (Radiyallah-u anhu) nin yüzü suyu hürmetine günahlarımızı aff eylesin. Amin.
Fuad Yusufoğlu