06 Ocak 2010 için Arşiv
Hâce Muhammed İmkenki (Radiyallah-u anhu);
06 Ocak 2010
Hâce Muhammed İmkenki radiyallah-u anhu’nun mübarek kabri şerifleri
Hâce Muhammed İmkenki (Radiyallah-u anhu);
Evliyanın büyüklerinden. İnsanları Hakka da’vet eden; doğru yolu göstererek, saâdete kavuşturan ve kendilerine “Silsile-i âliye” denilen büyük âlim vevelilerin “yirmibirincisidir.” 918 (M. 1512) senesinde Buhara’nın İmkene kasabasında doğdu. 1008 (M. 1599) de 90 yaşında ilken İmkene’de vefat etti.
Evliyanın büyüklerinden Derviş Muhammed hazretleri (r.a.) nin oğlu ve Muhammed Bâki-billah hazretlerinin hocasıdır. Zahiri ve batını ilimleri babasından öğrendi. Babasından feyz alarak tasavvuf’da yetişip kemâle erdi. Ruh ilimlerinin mütehassısı idi.
Bütün ömrü; İslamiyetle ve Peygamberimiz (s.a.v.) in güzel ahlakını insanlara duyurmakla ve öğretmekle geçti. Çok veli yetiştirdi.
Yetiştirdiği veli zatlardan en başta gelen talebesi, kendisinden sonra halifesi olan Muhammed Bâki-billah’dır.
Muhammed Bâki-billah (r.a.) bir gece ru’yasında Hacegi Muhammed İmkenki hazretleri (r.a.) ni gördü.
Ona;
-“Ey oğul! Senin yolunu gözlüyorum.” Buyurdu.
Bâki-billah hazretleri (r.a.) buna çok sevindi. Hemen huzuruna gitti. Huzuruna varınca ona çok iltifat ve inayet gösterip, yüksek hallerini dinledi.
Sonra üç gün üç gece birlikte bir odada baş başa kalıp, sohbet ettiler. Hacegi hazretleri ona feyz verip, yüksek faidelere kavuşturdu.
Sonra Bâki-billah hazretleri (r.a.) ne;
-“Sizin işiniz, Allah-u Teâlâ’nın yardımı ve yüksek yolun büyüklerinin ruhlarının terbiyeleri ile tamam oldu. Tekrar Hindistan’a gitmeniz icâb ediyor. Çünkü bu Silsile-i âliyye’nin, oradan sizin sayenizde parlayacağını görüyorum. Bereket ve terbiyenizden çok istifade edip, büyük işler yapacak olanlar gelecek.” Buyurdu.
Hâce Bâki-billah (r.a.) kendilerini bu işe layık görmediğinden, özür dilediyse de, Hâcegi İmkenki (r.a.) ,ona istihare yapmasını emretti.
Ruyalarını imkenki hazretleri’ne anlattığı zaman şu karşılığı aldılar;
-“Derhal Hindistan’a gidiniz. Orada sizin bereketli nefeslerinizden bir aziz meydana gelecek, bütün dünya onun nûruyla dolacak. Hatta, siz de ondan nasibinizi alacaksınız.”
Hâce Bâki-billah hazretleri (r.a.); Hindistan’da Serhend şehrine geldiği zaman,
Kendisine;
-“Kutbun etrafına geldin.” Diye ilham olundu.
Bu kutub, İmâm-i Rabbâni hazretleri idi. Demek ki, bu kıymetli tohum, Semerkand ve Buhârâ’dan getirilmiş, Hindistan toprağına ekilmiş oluyordu.
Hâcegi Muhammed İmkenki hazretleri (r.a.), ömrünün sonlarına doğru şu şiir’i çok okurlardı.
-“Zaman zaman ölümü hatırlarım.
Bugün ne olacak ben de bilmem.
İsteğim Rabbimde dûr (uzak) olmıyayyım.
Başka ne olursa ona razıyım.”
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri Hâce Muhammed İmkenki (Radiyallah-u anhu) yüzü suyu hürmetine günahlarımızı aff eylesin. Amin.
Fuad Yusufoğlu
Muhammed Bâki-billah (Radiyallah-u anhu);
06 Ocak 2010
Nuhammed Baki-billah radiyallah-u anhu’nun mübarek türbeleri
Muhammed Bâki-billah (Radiyallah-u anhu);
Evliyanın büyüklerinden. İnsanları Hakka da’vet eden, doğru yolu göstererek saâdete kavuşturan ve kendilerine “Silsile-i âliye” denilen büyük âlim ve velilerin “yirmiikincisidir.” İkinci bin yılının “müceddidi’ni” ve İslam âlimlerinin gözbebeği olan İmâm-i Rabbanı Ahmed-i Faruki Serhendi hazretleri’nin hocasıdır.
Babsının ismi Abdüsselam olup, faziletli bir zat idi. Annesi ise Hazret-i Hüseyn’in soyundan olup, seyide ve mübarek bir hanım idi.
Muhammed Baki-billah hazretleri (r.a.) 971 (Mm. 1563) senesinde Kâbil şehrinde doğdu. 1012 (M. 1603) de Delhi’de kırk yaşında iken vefat etti. Türbesi, “Kutabrol” denilen yerdeki kendi mescidinin yanında olup, ziyaret edilmektedir.
Muhammed Baki-billah (r.a.) ın büyüklük hâli daha çocokluk zamanlarında simâsından belli olurdu. Yüksek bir zat olacağının işaretleri ve büyük fâidelere sebep olacağının alâmetleri, işlerinden, çalışmalarından ve gayretinden anlaşılırdı. Bazen bütün gün odanın bir köşesinde başını eğip sesizce oturur, tefekküre dalardı.
Gençliğinde, ilim tahsili için Kâbil’den Semerkand’a gidip, zâhiri ve akli ilimleri, zamanın en büyük âlimlerinden olan Mevlânâ Sâdık-ı Hulvani (r.a.) den öğrendi. Yüksek yaradılışı ve kabiliyeti ile kısa zamanda hocasının talabeleri arasında en yüksek seviyeye ulaştı.
Zâhiri ilimleri öğrenip bitirmeden tasavvuf’a yönelip, batını ilimleri oğrenmek için, bu yolun büyük âlimlerinin sohbetlerine ve derslerine gitti. Yaratılışındaki zekasının ve kabiliyetinin üstünlüğü ile, ilimlerde yüksek bir dereceye ulaştı.
Sâlih ve doğru sözlü bir zat şöyle anltmıştır;
-“Hâce Muhammed Baki-billah (r.a.), akli ilimleri bırakıp, tasavvufa yöneldiği ilk zamanlarda, büyük zatlardan birinin huzuruna gitmişti.”
O zât, Hâce Muhammed Baki-billah (r.a.) a;
-“Eğer Hazret-i Hâcemiz birkaç gün daha ilim mütâlaası ile meşgül olup, kemâl ve ikmâl sahibi olsalardı ne güzel olurdu!” diyerek, Muhammed Baki-billah (r.a.) ın, bir müddet daha zahiri ilimleri tahsil etmiş olmasını temenni ettiğine işaret etmişti.
Bunun üzerine Muahmmed Baki-billah hazretleri (r.a.) şöyle dedi;
-“Kemâl sahibi olmaktan maksat (zahiri ilimlerde) uzun ve zor kitabları, hakkı ile mütâlaa ve izah etmek ise, iddiasız diyebilirim ki; keskin görüşlü âlimlerin anlayabileceği hangi kitabı bize getirseler, getirenlerin hepsi tatmın olur ve tam bir faide elde ederler.
Muhammed Baki-billah (r.a.) ın zâhiri ilimlerde hocası olan Mevlânâ Sâdık-ı Hulvâni (r.a.) talebelerinden faziletli bir zat, Muhammed Haşimi Keşmi (r.a.) ye şöyle anlatmıştır;
-“Hâce Muhammed Baki-billah (r.a.), zahiri ilmi bırakıp tasavvuf’a rağbet ettiğini işittiğimizde”,
Biz hep birden dedik ki;
-“Bu gençte öyle bir fırtrat ve öğle bir himmet, gayret gördük ki, imkanı yok bir işe başlasın da onu bitirmesin. Başladığı işi mutlaka bitirir.”
Nihayet düşündüğümüz gibi
-“Her ne kadar zahiri ilimleri bırakmışsa da, bu ilimlerde kemâle ulaşmıştır.”
Devam edecek…
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri Muhammed Bâki-billah (Radiyallah-u anhu) yüzü suyu hürmetine günahlarımızı aff eylesin. Amin.
Fuad Yusufoğlu

İmâm-i Rabbâni hazretlerinin (Radiyallah-u anhu) mübarek türbeleri
İmâm-i Rabbani Ahmed Faruk-i Serhendi (Radiyallah-u anhu);
Hindistan’da yetişen meşhur âlimi ve büyük veli. Âriflerin ışığı, velilerin önderi, İslâm’ın bekçisi, Müslümanların baş tacı, müceddid, müctehid ve İslâm âlimlerinin gözbebeğidir.
İnsanların i’tikad, ibadet ve ahlak hususunda doğruyu öğrenmelerini, öğrendikleri bu bilgiler ile âmel etmelerini sağlayan, insanları Allah-u Teâlâ’nın rızasına kavuşturmak için rehberlik eden, ve kendilerine “Silsile-i âliye” denilen İslâm âlimlerinin “yirmiüçüncüsüdür.”
İsmi, Ahmed bin Abdülehâd bin Zeynel’âbidin’dir. Lakabı Bedreddin, künyesi Ebü’l-Berekât’dır. 971 (M. 1563) senesinde Hindistan’ın Serhend (Sirhind) şehrinde doğdu. 1035 (M. 1624) de Serhend’de 63 yaşında iken vefat etti. Türbesi oradadır. İmâm-i Rabbâni ismiyle tanınmıştır.
İmâm-i Rabbâni, Rabbâni âlim demektir. Rabbâni âlim de; kendisine ilim ve hikmet verilmiş, ilim ile âmel eden, ilim ve âmel bakımından kâmil olan âlim demektir.
Hicri ikinci bin yılının “müceddid-i elf-i sâni”, ahkamı islâmiye ile tasavvufu vasletmesinden, birleştirmesinden dolayı da, “Sıla” ismi verilmiştir. Hazret-i Ömer (r.a.) soyundan olduğu için, “Faruki” nesebiyle anılmış, Serhend şehrinden olduğu için de oraya nisbetle, “Serhendi” nisbeti verilmiştir.
Bütün bu vasıflarıyla birlikte ismi, İmâm-i Rabbani, Müceddid-i elf-i sâni, Şeyh Ahmed-i Fâruki Serhendi’dir (Kadesallah-u sirrehu)
İmâm-i Rabbani hazretleri (r.a.), Peygamber efendimiz (s.a.v.) in hadis-i şerifte;
-“Benden sonra Peygamber gelseydi, Ömer bin Hattab Peygamber olurdu.” Buyurarak methettiği ve Hazret-i Ebû Bekr (r.a.) den sonra insanların en üstünü olan Hazret-i Ömer (r.a.) in soyundan olup, “yirmidokuzuncu torunudur.”
Yine Hadis-i şerif’de Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem);
-“Ümmetimin âlimler, İsrailoğullarının peygamberleri gibidir.” Buyurularak bildirilen, ilmini nübüvvet kaynağından alan ve “Ülemâ-i râsihin” denilen âlimlerin en meşhurlarındandır.
Babası ve dedelerinin hepsi, zamanlarının büyük âlimleri, Salih ve faziletli kimseleri idiler. Babası Abdülehad zahiri ve batını ilimlerde yetişmiş, tasavvuf hallerinde kemâl derecede büyük bir âlim ve mürşid-i kâmil idi.
Gençliğinde ilmi yaymak insanlara hizmet etmek, doğru yolu göstermek için seyehat ettiği sıralarda Hindistan’ın meşhur kasabalarından Skendere’ye gitmişti. O memleketin asil bir âilesine mensub Saliha bir hanım, firasetiyle Abdülehâd (r.a.) ın mübarek bir zat olduğunu anlayıp,
Ona;
-“Kendi kucağımda terbiye edip büyüttüğüm, iffet ve ismet cevheri bir kızkardeşim vardır. Böyle Saliha bir kızın sizinle nikahlanmasını arzu ediyorum. Ümid ederim ki bu ricamı kabul edersiniz.” Diye haber göndermişti.
Abdülehâd (r.a.) bir müddet düşündükten sonra teklifi kabûl edip, o kızla nikahlandı. Bu evliliklerinden İmâm-i Rabbani hazretleri (r.a.) doğdu.
Devam edecek…
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri İmâm-i Ahmed Rabbani (Radiyallah-u anhu) (Radiyallah-u anhu) yüzü suyu hürmetine günahlarımızı aff eylesin. Amin.
Fuad Yusufoğlu
Muhammed Ma’sum Faruki (Radiyallah-u anhu);
06 Ocak 2010
Muhammed Ma’sum Faruki (Radiyallah-u anhu) mübarek türbeleri
Muhammed Ma’sum Faruki (Radiyallah-u anhu);
Evliyanın meşhurlarınden, büyük İslâm âlimi. Hicri ikinci bin yılının müceddidi İmâm-i Rabbâni hazretleri (r.a.) nin üçüncü oğludur.
İnsanları hakk’a da’vet eden, doğru yolu göstererek saâdete kavuşturan ve kendilerine; “Silsile-i âliye” denilen büyük âlim ve velilerin “yirmidördüncüsüdür.” Lakabı Mecdüddin olup, “Urvet-ül-vüskâ” ismiyle meşhurdur.
Urvet-ül-vüska; sağlam ip, kendisine uyulan büyük âlim demektir. 1007 (M. 1599) senesinde Hindistan’ın Serhend şehrine iki mil uzakta bulunan Mülk-i Haydar mevkiinde doğdu. 1079 (M. 1668) senesinde Serhend’de vefat etti.
Türbesi mübarek babası İmâm-i Rabbâni hazretleri (r.a.) nin türbesinin birkaç yüz metre kuzeyindedir.
Muhammed Ma’sum hazretleri (r.a.), bu ümmette gelmiş olan en yüksek evliyalardandır.
O doğduğu zaman babası;
-“Muhammed Ma’sum’un dünyaya gelişi, bizim için çok bereketli ve pek mübarek oldu.O’nun doğmasından birkaç ay sonra yüksek hocamın (Muhammed Baki-billah’ın) huzuruna kavuştum. (O’na talebe oldum). Gördüklerimi orada gördüm.” Buyurmuştur.
Daha üç yaşında iken, tevhid kelimesini söylerdi. Kur’an-i kerim’i üç ayda ezberledi. İlim tahsil ettiği sırada, onbir yaşında iken, zikir ve murakabe yolunu babasından aldı.
İmâm-i Rabbâni hazretleri (r.a.) onun hakkında;
-“Muhammed Ma’sum’un günbegün anbean bizim nisbetimizi elde etme hali; dedesinin yazdığı “Vikâye” kitabını o yazdıkça arkasından ezberleyen “Serhi Mevâkif” kitabının sahibinin haline benzer.” Buyurdu.
Tasavvuf’ta yetişmesi ve makamları aşması pek sür’atli oldu. Hâllere, yüksek makamlara, eşsiz vâridata ve kemâllere kavuşunca, mübarek babası kendisine mutlak icazet verdi.
Babasını, zahir ve bâtın ilimlerinde adım adım ta’kib etti. Keşfleri çok doğru çok kuvvetli olup, uzak memleketlerdeki talebesinin vilayetin, evliyalığın hangi mertebesinde olduğunu ve meşreblerinin nasıl olduğunu haber verirdi.
Babası İmâm-i Rabbani hazretleri (r.a.) yine ona buyurdu ki;
-“Bu oğlum sabikundan (bu ümmetin büyüklerinden) dir.”
Devam edecek…
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri Muhammed Ma’sun Faruki (Radiyallah-u anhu) yüzü suyu hürmetine günahlarımızı aff eylesin. Amin.
Fuad Yusufoğlu