07 Ocak 2010 için Arşiv
Seyfüddin Faruki (Radiyallah-u anhu);
07 Ocak 2010
Seyfüddin faruki (Radiyallah-u anhu) nun mübarek kabirleri
Seyfüddin Faruki (Radiyallah-u anhu);
Evliyanın büyüklerinden. İnsanların i’tikad, ibadet ve ahlak hususunda doğruyu öğrenmelerini ve öğrendikleri bu bilgiler ile âmel etmelerini sağlayan, insanları Allah-u Teâlâ’nın rızasına kavuşturmak için rehberlik eden ve kendisine “Silsile-i âliye” denilen İslâm âlimlerinin “yirmibeşincisidir.”
İkinci bin yılının müceddidi olan İmâm-i Rabbani hazretlerinin torunu, “Urvet-ül-vuska” Muhammed Ma’sum-i Faruki (r.a.) nin beşinci oğludur.
Muhammed Ma’sum-i Faruki hazretleri (r.a.) nin altı oğlu olup, hepsi de kemâle ermiş Vilâyet-i hâssa-i Muhammediyye ile şereflenmiştir. Beşinci oğlu Muhammed Seyfüddin (r.a.) de tasavvuf bilgilerinin mütehassısı idi.
“Muhyissünne” adı ile meşhur oldu. 1049 (M. 1639) senesinde Serhend’de doğdu. 1098 (M. 1696) senesinde yine Serhend’de vefat etti. Kabri mübarek babasının medfün bulunduğu türbenin birkaçyüz metre güneyindeki türbededir.
Boyu uzun, yüzü esmer ve heybetli, gözleri büyükçe, sakalının iki tarafı az seyrek idi. Zahir ve batın ilimlerinde çok yüksek olan Muhammed Seyfüddin-i Faruki hazretleri (r.a.) nin doğumundan itibaren büyük bir zat olacağı ve insanlara hidayet rehberi olacağı belliydi.
Nakledidlir ki; Doğum zamanında bir melek görünüp;
-“Doğduğu gün, öldüğü gün ve tekrar dirildiği gün Allah’ın selamı üzerine olsun.” Meâlindeki, Meryem sûresi onbeşinci âyet-i kerime’yi okuyarak müjde vermişti.
İlim, irfan kaynağı ve kerametler sahibi Seyfüddin-i Faruki hazretleri (r.a.) küçük yaşından itibaren ilme yönelip ders okuyabilecek yaşa geldiği zaman, Kur’an-i kerim’i ezberledi. Sonra da amcası Muhammed Sa’id (r.a.) den akli ve nakli ilimleri tahsil edip kıs zamanda çok şeyler öğrendi.
Zamanın bir tanesi ve ma’rifet deryası olan babası Muhammed Ma’sum-i Faruki (r.a.) nin teveccühü ve sohbetleriyle, Nakşibendiyye yolunun usûl ve âdâbı üzere tasavvuf yolunda ilerleyip, kısa müddet içinde Vilayet-i hâssa-i Muhammediyye’ye kavuştu.
Birçok hâller ve kerâmetler sahibi oldu. Önce gelenlerin ve sonra gelenlerin olgunluk ve üstünlüklerini ve güzel ahlakını üzerine topladı. Ma’nevi derecelere kavuşup, ârifler semâsının ayı ve âlimlerin baş tacı oldu. Kendisine, İlâhi hazinelerin kapıları aralanıp, birçok ihsanlara kavuştu.
Zahiren ve batınen olgunlaştıktan sonra babasının emriyle insanlara, Allah-u teâlâ’nın dinini, sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) in güzel ahlakını anlatmak ve vaktin Sultanı Evrenkzib Âlemgir Han’ın dini terbiyesi için vazifelendirilip Delhi’ye gitti.
Devam edecek…
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri Seyfüddin Faruki (Radiyallah-u anhu) yüzü suyu hürmetine günahlarımızı aff eylesin. Amin.
Fuad Yusufoğlu
Seyyid Nur Muhammed Bedevâni (Radiyallah-u anhu);
07 Ocak 2010
Seyyid Nur Muhammed Bedevâni (r.a.) mübarek türbeleri
Seyyid Nur Muhammed Bedevâni (Radiyallah-u anhu);
Evliyanın büyüklerinden. İnsanları Hakka da’vet eden, doğru yolu gösterip hakiki saâdete kavuşturan ve kendilerine “Silsile-i âliyye” denilen büyük âlim ve velilerin “yirmialtıncısıdır.”
Hindistan’ın Bedevân şehrindendir. Doğum tarihi bilinmemekte olup, 1135 (M. 1722) senesinde vefat etti. Türbesi Hindistan’ın Delhi şehrinin güney tarafındadır. Nizamüddin Evliyâ (r.a.) nin türbesinin batısında olup ziyaret edilmektedir.
Seyyid Nûr Muhammed Bedevâni hazretleri (r.a.), ilmini ve feyzini İmâmm-i Rabbani hazretlerinin torunu, büyük âlim ve mürşid-i kâmil Muhammed Seyfüddin-i Faruki (r.a.) den aldı.
Ayrıca, Mirza Hafız Muhsin (r.a.) den de ilim öğrendi. Seyfüddin-i Faruki hazretleri (r.a.) nin derslerinde ve sohbetlerinde yetişip icazet aldı. İlimde o kadar yükselmişti ki; sarf, nahıv, mantık, me’ani, tefsir, hadis ilimlerinde ve tasavvuf’da zamanın yegane âlimi idi.
Tasavvuf ehli onunla iftihar etmişlerdir. İnsanlar ondan feyz almak için sohbetine koşmuşlardır. Bir teveccühü ile talebelerinin kalbleri zikretmeye başlardı.
-“Sokakta fasıkla karşılaşmak kalbde zulmet hasıl eder” buyururdu ve talebelerinin hangi fıskı, günahı işleyenle karşılaştığını haber verirdi.
Yetiştirdiği talebelerin en meşhuru ve halifesi, “Mazhar-ı Cân-ı Cânân” hazretleri olup, evliyanın büyüklerindendir.
Seyyid Nûr Muhammed Bedevâni hazretleri (r.a.), dinin emirlerine tam uyardı. Şübheli şeylerden ve haramlardan sakınma hususunda gayreti son dereceye ulaşmıştı. Yiyeceği ekmeğin ununu helâlden tedarik eder, hamurunu kendi yoğurup, pişirir ve açlık ağır bastıkça azar azar yerdi.
İstiğrak ve cezbe halleri ya’ni tasavvuf’da ilahi aşk ile kendinden geçme hali pek ziyade idi. Onbeş sene bu hâl üzere tasavvufi hallere gark olmuştur.
Ömrünün son zamanlarında bu halden ayıklık hâline dönmüştür. Sünnet-i seniyyeye uymakta, edeb ve âdetlerde de Peygamber efendimiz (s.a.v.) e tabi olmakta büyük bir dikkat gösterirdi. Peygamberimiz (s.a.v.) in hayatını ve yüksek ahlâkını anlatan kitabları devamlı yanında bulundurur, bunları okuyup, hâllerinde ve işlerinde Resulullah (s.a.v.) a uymaya çalışırdı.
Bir defasında helây’a girerken, yanlışlıkla önce sağ ayağını içeri atmıştı. Bunun üzerine tasavvufdaki halleri bağlandı. Üçgün Allah-u Teâlâ’ya yalvarıp, tazarru ve niyazda bulunduktan sonra halleri tekrar açıldı.
Dünyaya düşkün olanlar ile görüşmekten tamamen sakınırdı. Yiyeceklerinin helâl olması hususunda çok dikkatli davranırdı. O kadar murâkabe yapardı ki, ya’ni Allah-u teâlâ’dan başka her şeyi unutup, Allah-u Teâlâ’ya yönelerek o kadar çok ibadet ve tâat yapardı ki, bu sebeple beli bükülmüştü.
Buyurmuşlardır ki;
-“Otuz seneden beri kalbimden insanın tabii gıdası olan şeyleri yemek geçmedi. Ne zaman yiyeceğe ihtiyaç duysam yanımda bulunduğumu yerdim.”
Günde yalnız bir defâ yemek yer idi. Kazançları ve yemekleri şüpheli olanların yemeğini asla yemezdi.
Devam edecek…
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri Seyyid Nur Muhammed Bedevâni (Radiyallah-u anhu) yüzü suyu hürmetine günahlarımızı aff eylesin. Amin.
Fuad Yusufoğlu
Mazhar-ı Cân-ı Cânân (Radiyallah-u anhu);
07 Ocak 2010
Mazhar-i Can’ı Cânân ile halifesi Abdullah Dehlevi (r.a.) mübarek kabirleri
Mazhar-ı Cân-ı Cânân (Radiyallah-u anhu);
Evliyanın büyüklerinden. İnsanları Hakka da’vet eden, doğru yolu göstererek hakiki saâdete kavuşturan ve kendilerine “Silsile-i âliyye” denilen âlim ve velilerin “yirmiyedincisidir.”
İsmi Şemseddin Habibullah’dır. Babası Mirza Can’dır. O’nun ismine izafeten “Cân-i Canân” denilmiştir. 1111 (M. 1699) veya 1113 (M. 1701) senesinde Ramazanı şerifin onbirinde Cum’a günü doğdu. 1195 (M. 1781) senesinde Delhi’de şehid edildi.
Kabri, Şah Cihan Câmii yakınındaki Dergah Camii’nde olup, oradaki “dört kabir’den birirdir.” Talebesi Abdullah-ı Dehlevi (r.a.) nin de kabri oradadır.
Hazret-i Ali (r.a.) nin soyundan olup, seyyiddir. Yirmisekiz batında soyu Hazret-i Ali (r.a.) ye ulaşır. Ceddi Umerâdan olup, Teymuriyye sultanlarına yakınlıkları vardı. Bütün dedeleri, mürüvvet, adâlet, şecâet (çömertlik) ve dine son derece bağlı olmalarıyla tanınmış olup, beğenilen ve medhedilen bütün üstün vasıflara sahib idiler.
Ayrıca her biri, Devlet idaresinde mevki ve makam sahibi idiler. Babası Mirza Can (r.a.), mevki ve makamı terk edip, fakirliği ve kanâatı tercih etti. Servetini Allah için fakirlere dağıttı.
Kızının nikahı için ayırdığı yirmibeşbin rub’iyye miktarındaki altını, bir dostunun şiddetli bir sıkıntıda olduğunu işitince, tamamen ona hediye etti. Babası memleketinde, merhameti, üstün ahlakı, insani meziyetlerinin üstünlüğü ile tanınmış bir zat idi.
Zamanın murşid-i kamillerinden olan Şah Abdurrahman Kâdiri’nin sohbetinde kemâle gelmiştir.
Mazhar-ı Cân-ı Cânân hazretleri (r.a.), daha küçük yaşta iken alnında rüşd ve hidayet nûr’u parlıyordu. Zekâsının ve fehminin (anlayışının) parlaklığını gösteren firâset erbâbı, onun yüksek bir fıtrata sahib olduğunu söylerlerdi.
Babası, onun terbiye ve ta’liminde, ilim öğrenmesi hususunda çok dikkat göstermiştir. Daha küçük yaşta iken ilim, ma’rifet öğrenmeye ve çeşitli mahâretler kazanmağa başlamıştı. Kıymetli ömrünü çocukluğundan i’tibaren gayet iyi değerlendirip, hebâ etmemiştir. İlim ve ma’rifeti yanında ayrıca çeşitli san’at ve maharetleri öğrenmişti.
Kendisi şöyle demiştir;
-“Çocukluğumda İbrahim Aleyhisselam’ı rü’yamda görüp, çok iltifat ve ihsanlarına kavuştum. Yine Çocukluğumda Hazret-i Ebû Bekr-i Sıddık (r.a.) ı ne zaman hatırlayıp ismini ansam, mübarek sûreti karşıma çıkardı. Ruhaniyetini gözümle görürdüm. Bana çok iltifatlarda bulunurdu.”
Yine şöyle buyurmuştur;
-“Çocukluğumda idi. Bir kimse babamla konuşuyordu İmâm-i Rabbani hazretlerinden bahsettiler. Ben o anda İmâm-i Rabbani hazretleri (r.a.) nin ruhaniyetlerini gördüm. Ban oradan kalkmam için işaret etti. Bu hali babama söyledim.”
Babam dedi ki;
-“Anlaşıldıki, sen onların yolundan istifade edeceksin.”
-“Allah-u Teâlâ benim tinetime sünnet-i seniyyeye ittiba’ etme hasletini yerleştirmiş.”
Devam edecek…
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri Mazhar-ı Cân-ı Cânân (Radiyallah-u anhu) yüzü suyu hürmetine günahlarımızı aff eylesin. Amin.
Fuad Yusufoğlu