08 Ocak 2010 için Arşiv

27-Mazhar-i-Can-i-Canan-ve-28-abdullah-i-dehlevi mübarek türbeleri (Fuad Yusufoğlu)

Abdullah-ı Dehlevi ile hocası Mazhar-ı Cân-i Cânân (r.a.) türbeleri

Seyyid Abdullah-ı Dehlevi (Radiyallah-u anhu);

Hindistan’da yaşayan âlim ve evliyanın en büyüklerinden. İnsanları Hakka da’vet eden, onlara doğru yolu gösterip, hakiki saâdete kavuşturan ve kendilerine “Silsile-i âliyye” denilen büyük âlim ve velilerin “yirmisekizincisidir.”

Tasavvuf mütehassıslarının üstadı, Müslümanların gözbebeğidir. Seyyid olup, Hazret-i Ali efendimiz (r.a.) in soyundandır. 1158 (M. 1745) senesinde Hindistan’ın Pencap şehrinde doğdu. Mazhar-ı Cân-ı Cânân hazretleri (r.a.) ne talebe oldu.

Onun sohbeti ve teveccühleri ile kemâle gelerek, zamanın bir tanesi oldu. Çok kerametleri görüldü. En büyük kerameti, kendisine gelen sâdık kimselerin kalblerine teveccüh ederek, feyz ve bereketle doldurmasıydı. Binlerce aşığı bir bakışta cezbelere ve vâridât-i ilahiyyeye kavuştururdu.

İnsanların Cehennem’den kurtulması için zamanın sultanlarına, komutanlarına, beylere, âlimlere, cemiyete hükmeden kimselere mektuplar yazar, onlara nasihatlarda bulunurdu.

Çeşitli memleketlere göndermiş olduğu mektublarından yüzyirmibeş adedi, talebelerinden Rauf Ahmed Müceddidi (r.a.) tarafından toplanarak, “Mekâtib-i şerife” ismi verildi.

Seyyid Abdullah-ı Dehlevi hazretleri (r.a.), 1240 (M. 1824) senesinde Delhi’de vefat eyledi. Şâh Cihan Camii yakınındaki kendi dergahına, mermerden yapılmış mezâr içinde, üstadı (Mazhar-ı Cân-ı Cânân)nın yanında ve onun batı tarafında medfundur.

Binlerce aşıkı her zaman ziyarete gelmekte, onun feyz ve bereketinden istifade etmektedir.

Abdullah-i Dehlevi (r.a.) nin babası Abdüllatif efendi, riyazet ve mücahede eder, nefsinin istediklerini yapmayıp, istemediklerini yaparak tasavvuf yolunda kemâle gelmeye, olgunlaşmaya çalışırdı. Hatta insanların hazırladıklarını şüpheli korkusuyla yemez, kırlarda yetişen meyvelerle yetinirdi.

Nefsini terbiye etmek için kırk gece hiç uyumadı. Sahralarda Allah-u Teâlâ’nın ism-i şerifi söyleyerek, O’nun yarattıkları hakkında tefekkür eder, bir an olsun Rabbını unutmazdı. O’nun hocası şeyh Nasirüddin Kâdiri hazretleri (r.a.) idi. Çeşitiyye ve Şattariyye yolundan da pay almıştı.

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri Seyyid Abdullah-ı Dehlevi (Radiyallah-u anhu) yüzü suyu hürmetine günahlarımızı aff eylesin. Amin.

Fuad Yusufoğlu

29- Fuad Yusufoğlu Zilcenaheyn Mevlana Halid-i Bağdadi (r.a.) mübarek türbeleri

Zül-Cenaheyn Mevlana Halid-i Bağdadı (r.a.) mübarek türbeleri

Mevlânâ Halid-i Bağdadı (Radiyallah-u anhu);

Evliyanın en büyüklerinden. İslâm bilgilerinin mütehassısı. İnsanlara doğru yolu göstererek, hakiki saâdete kavuşturan ve kendilerine “Silsile-i âliye” ismi verilen âlimler ve veliler zincirinin “yirmidokuzuncusudur.” Asrının müceddidi idi.

İsmi Mevlânâ Halid-i Bağdad’ı Osmanı olup, lakabi Diyâüddin’dir. Hazret-i Osman bin Affan (r.a.) soyundandır. Annesinin soyu ise Hazret-i Ali (r.a.) ye ulaşır.

Mevlânâ Halid-i Bağdad-ı (r.a.) 1192 (M. 1778) senesinde, Bağdad’ın kuzeyinde bulunan Zûr şehrinde doğdu. 1242 (M. 1826) senesinde, Şevval ayının yirmialtıncı günü Şam’da vefat etti.

Cenaze namazını, talebesi olmakla şereflenen ve;

-“Beş vakit namazda Ettehiyyâtü okurken Resulullah efendimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) baş gözüyle görmezsem, o namazı iâde ederim.” Diyen Hanefi mezhebinde büyük fıkıh âlimi Seyyid Muhammed Emin İbn-i Abidin (r.a.) kıldırdı.

Kâsiyûn dağında bir tepeye getirilip, Cu’ma günü defnedildi. Şimdi bu yere “Salihiyye” denir. Burada yediyüz Peygamberin ve nice Eshab-i Kiram ve evliyâ-yı kibarın medfun olduğu rivayet edilmiştir.

Mevlânâ Halid-i Bağdad’ı hazretleri (r.a.) kabre konurken mübarek na’şlarından çıkan güzel koku, her tarafa yayıldı ve bu kokuyu almayan kimse kalmadı.

Ziyaret edenler, bu güzel kokunun şimdi de kabirlerinden hisedildiğini söylemektedirler.

Tahsili;

Mevlânâ Hâlid-i Bağdad’ı hazretleri (r.a.), daha küçük yaşlardan itibaren, keskin zekası, kuvvetli hafızası, sağlam irâdesi ve çalışkanlığı ile aklı ve naklı ilimlerde üstün bir dereceye yükseldi.

Tefsir, hadis, fıkıh, tasavvuf, akâid, sarf,nahiv, beyan, me’âni, bedi, vad’, arûz, edebiyat, lügat, usul, mantık, hikmet (fen), hey’et (astronomi) geometri, hesab ve diğer ilimleri öğrenip, Firûzbaâdi’nin “kamus” unu ezberledi.

Bütün ilimlerde, din ve fen adamlarına hocalık yapacak derecede üstün bir bilgiye sahip oldu. Din ve fen adamlarına hocalık yapacak derecede üstün bir bilgiye sahip oldu.

Din ve fen ilimlerindeki kudretiyle, bu geniş bilgi ve derin görüşleriyle, zamanın bütün âlim ve velilerinin takdirlerini kazandı. Hangi ilimden sorulsa, derhal cevabını verir, zekâ ve bilgisi karşısında akıllar hayrete düşerdi.

Hocaları;

Mevlânâ Halid-i Bağdad’ı hazretleri (r.a.) zamanın en büyük âlimlerinden olan; Muhammed bin Âdem’i Kürdi, Salih-i kürdi, Abdurrahma-i kürdi, Abdurrahim Berzenci ve onun kardeşi Abdülkerim Berzenci, Abdullah-ı Harpânı ve daha pek çok âlimden ilim öğrendi. İcazet (diploma) aldı.

İlimdeki üstünlüğü;

Mevlânâ Halid hazretleri (r.a.), zamanındaki Bağdad âlimlerinin ve tasavvuf ehlinin, belki asrındaki bütün âlimlerin en üstünü idi. Kur’an-i kerimin esrarına vakıf idi. Bütün ömrü zühd ve takva ile geçmişti.

Onu gören, ismini işiten her âlim, yüksekliğini, üstünlüğünü anlatırdı. Her ilimden ve kitabtan sorulan suallere rahatlıkla en uygun cevabı verirdi. Bu hali herkesi hayrette bırakırdı.

Arabi ve Farisi olarak yazdığı kaside ve manzûmeleri vardır. Çeşitli vesilerle ve seyahatleri esnasında söylediği beytler, nazik ruhunun terennümleridir. “Divan”ını görenler hayran olur.

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri
Mevlânâ Halid-i Bağdadı (Radiyallah-u anhu) yüzü suyu hürmetine günahlarımızı aff eylesin. Amin.

Fuad Yusufoğlu

30- Fuad Yusufoğlu Seyyid Abdullah şemizdini (r.a.)  nın mübarek kabirleri

Seyyid Abdullah Şemdin’i hazretleri (r.a.) mübarek türbeleri

Seyyid Abdullah Şemdin’i (Radiyallah-u anhu);

Anadolu’da yetişen evliyanın büyüklerinden. Kendilerine “Silsile-i âliyye” denilen büyük âlim ve veliler silsilesinin “otuzuncusudur.”

İsmi Seyyid Abdullah-i Şemdini’dir. Ahlakı, Hazret-i Osman (r.a.) ın güzel ahlakını hatırlatan çok yüksek bir veli idi. Şafii mezhebi âlimlerindendir. Lakabı Siracüddin ve Menba’ul-hilm’dir.

Nisbeti; Nakşibendi, Halidi, Müceddidi, Şemdini ve Nehri’dir. Hakkarı vilayetinin Şemdinân (veya Şemzinân, Şemizdin’i veya şimdiki adıyla Şemdin’li) kasabasındandır. Doğum tarihi bilinmemektedir. 1288 (M. 1813) senesinde vefât etti. Şemdinan’ın Nehri kasabasında medfundur.

Rivayet edilir ki;

Seyyid Abdullah, Irak’da Süleymaniye beldesindeki medresede ilim tahsil ederken, Mevlânâ Halid-i Bağdadı da orada idi. İkisi medrese arkadaşı idiler. Burada zahiri ilimleri tahsil ederken, bir taraftan da kendilerine hep bir rehber (kendilerini) ma’nevi olarak terbiye edip, batını ilimleri öğretecek, yetiştiecek bir yol gösterici) arıyorlardı.

Bu iki samimi talebenin birbirlerine olan muhabbetleri o derecede idi ki, aradıkları rehberi, ikisinden hangisi daha evvel bulursa, o büyük zattan alacağı feyz ve bereketin aralarında müşterek olması için anlaşmışlar, bu hususta birbirlerine söz vermişlerdi.

Ya’ni aradıkları o büyük veli’yi hangisi daha evvel bulur, tanırsa, hemen diğer arkadaşının da o zatı tanımasına ona bağlanmasına ve feyz almasına sebep olacaktı.

Mecd-i tâlid ve diğer mu’teber kaynaklarda bildirildiğine göre, Mevlânâ Hâlid-i Bağdadı, aldığı ba’zı işaretler üzerine Hindistan’a gitmeye karar verdiğinde, Seyyid Abdullah (r.a.) da beraber gitmek istemişti.

Bunun üzerine Mmevlânâ Halid-i Bağdadı (r.a.) ona;

-“Ben gideyim oradan alıp, getirdiğim feyzlere ortağız.” Demişti.

Nihayet Mevlânâ Hâlid hazretleri (r.a.) Hindistan’a giderek, Şah Gulam Ali Abdullah-ı Dehlevi hazretleri (r.a.) nin huzur ve sohbetleri ile şereflenip, layık ve müstehâk olduğu fazilet ve kemâletı aldı. Hocasından tam icazet ve hilafet’le me’zun oldu.

Hocasının tam ve mutlak vekili olarak aldığı yüksek feyz ve kemâleti, ilim ve edeb aşıklarına sunmak, onları yetiştirmek üzere Bağdad’a gönderildi.

Bundan sonra bütün âlem, vasıtalı ve vasıtasız olarak, irşad ve feyz kaynağı olan Mevlânâ Halid hazretleri (r.a.) nin bâtını nûru ile nûrlanmaya başladı. Böylece Bağdad’da feyz ve nûr saçan bir şems-i rahmet (rahmet güneşi) doğmuştu.

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri Seyyid Abdullah Şemdini (Radiyallah-u anhu) yüzü suyu hürmetine günahlarımızı aff eylesin. Amin.

Fuad Yusufoğlu

DSC06781   Fuad Yusufoğlu Seyyid Tahâ-yı Nehri (r.a.) mübarek türbeleri

Seyyid Tâhâ-yi Nehri Radiyallah-u anhu’nun Mübarek kabirleri

Seyyid Tâhâ-yı (Hakkâri) Nehri (Radiyallah-u anhu);

Osmanlılar zamanında Anadolu’da yaşayan evliyânın en büyüklerinden. İnsanları hakka da’vet eden, onlara doğru yolu gösterip hakiki saâdete kavuşturan ve kendilerine “Silsile-i âliyye” denilen büyük âlim ve velilerin “otuzbirincisidir”

Abdulkdır Geylani hazretleri (r.a.) nin “onbirinci torunudur.” Ya’ni Peygamber efendimiz (s.a.v.) in soyundan olup, seyyid’dir.

Mevlânâ Hâlid-i Bağdadı (r.a.) nın talebelerindendir. Ruh bilgilerinin mütehassısı, Rabbani ilimlerin hazinesidir. Mevlânâ Halid (r.a.) in talebesi olan Seyyid Abdullah’ın kardeşi Molla Ahmed’in oğludur.

Lakabı; Şihabüddin, İmâdüdin ve kutb-ül irşad vel-medâr’dır. Hocası tarafından Şemdinan’da Nehri kasabasında ders vermeye me’mur edildi. Bütün İslâm âlimleri gibi, gecelerini gündüzlerine katarak İslâm’ın güzel ahlakını yaymış, herkesi iyilik yapmağa teşvik eylemiştir. 1269 (M. 1853) senesinde Nehri’de vefat etmiştir.

Seyyid Tâhâ (r.a.), çocukluğundan itibaren büyük bir üstad, vekâr ve heybet sahibi idi. Onu her gören ilerde pek büyük bir zat olacağını söylerdi.

Küçük yaşta Kur’an-i kerim’i hatmetti ve ezberledi. Sonra ilim tahsiline başladı. Süleymaniye, Kerkük, Irak, Erbil, Bağdad gibi ilim merkezlerine giderek şöhretli âlimlerden; tefsir, hadis, fıkıh gibi zahiri ilimleri, zamanın fen ve edebiyat bilgilerini öğrendi.

Seyyid Tâhâ hazretleri (r.a.), daha ilim talebesi iken, birgün Bağdad’a yakın bir yerde, çok küçük bir akarsudan abdest alıyordu.

Arkadaşları;

-“Bu su çok azdır, bununla abdest olmaz.” deyince

Seyyid Tâhâ hazretleri (r.a.);

-“Bu mâ-i câridir, ya’ni akar sudur. Dinimizde bununla abdeste izin vardır. Siz ilim talebesisiniz, bunları bilirsiniz. Sonra bu suda balık bile yaşar.” Buyurdu

Ve elini orada biriken su birikintisine sokup çıkardı. Arkadaşlara uzatarak;

-“Bakın bu suda kocaman balıklar yaşamaktadır.” Deyip elindeki balığı gösterdi.

Bu büyük kerâmeti gören arkadaşları;

-“Bundan sonra sen ne uyaparsan yap, bir daha sana i’tiraz etmiyeceğiz.” Dediler.

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri Seyyid Tahâ-yı Nehri (Radiyallah-u anhu) yüzü suyu hürmetine günahlarımızı aff eylesin. Amin.

Fuad Yusufoğlu