Ocak 2010 için Arşiv

DSC01671  Fuad Yusufoğlu Girnavas Mevki-i (Nusaybin)

Girnavas mevki-i (Nusaybin)

Ebü’l-Hasen-i Harkânı (Radiyallah-u anhu)- 7

Oradakiler, onun sorusuna;

-“Kutb-i Âlem’in gelmesi lazımdır. Kutb-i âlem buraya hergün beş kere gelir ve imâmlık yapar.” Diye cevap verdiler.

-“Talebe bunu duyunca çok sevindi ve beklemeye başladı. Bir süre sonra herkes ayağa kalktı, kendi hocası Ebü’l Hasen-i Harkâni (r.a.) nin Kutb-i âlem olduğunu gördü. Bu durum onu dehşete düşürdü ve kendinden geçti. Tekrar kendine geldiğinde, namaz kılınmış ve cenaze defn edilmiş idi.Kutb-i Âlem de gitmişti.”

Talebe orada bulunanlara;

-“Kutb-i Âlem tekrar ne zaman gelir?” diye sorunca

Oradakiler;

-“Önümüzdeki namaz vakti.” diye cevap verdiler.

Talebe onlara;

-“Ben onun talebesiyim Ona karşı şöyle şöyle demiştim. Uzun süreden beri yollardayım. Ona durumumu arzedin de, beni beraberinde Harkân’a geri götürsün.” Diye yalvardı.

Ebü’l Hasen-i Harkâni hazretleri (r.a.), tekrar namaz kıldırmak için oraya geldiklerinde, talebe elini ona doğru uzattı ve tekrar bayıldı. Ayıldığı vakit Rey şehri’nin çarşısında idi.

Harkân’a Hocasının yanına gidince Ebü’l Hasen-i Harkâni hazretleri (r.a.) ona;

-“Görmüş olduğun şeyi hiç kimseye anlatma. Çünkü, Allah-u Teâlâ’dan bu dünyada beni halk’tan gizlemesini ve bir tane ârif ve büyük zat hariç, hiçbir kimsenin görmemesini istedim. Öyle de oldu. O zat da Bayezed-i Birstami (r.a.) dir.” Buyurdu.

Ebü’l Hasen-i Harkâni (r.a.) nin bir kerameti de şöyle anlatılır;

-“Birgün Ebû Said, Ebü’l Hasen-i Harkâni (r.a.) nin yanına büyük bir kalabalıkla ziyaret için gelmişti. Hizmetçi olan kadın, arpadan yapılmış birkaç adet ekmeği, bir sepet içinde Ebü’l Hasen-i Harkâni (r.a.) nin yanına getirdi.”

Ebü’l Hasen-i Harkani (r.a.) o kadına;

-“Şu ekmeklerin üzerine bir örtü ört ve oradan istediğin kadar ekmek çıkar.” Diye tembih etti.

Kadın onun dediği gibi yaptı;

-“Kalabalık bir halk topluluğuna, kadın durmadan örtünün altından ekmek çıkardığı halde, ekmekler bitmiyordu. Bir süre sonra kadın örtüyü kaldırınca, sepetin içinde hiçbir şey kalmadığını görüldü.”

Bunun üzerine Ebü’l Hasen-i Harkani hazretleri (r.a.);

-Şayet örtüyü kaldırmasaydın, ta kıyamete kadar bunun altından ekmek çıkarıp duracaklardı.” Buyurdu.

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri Silsile-i Âliye’nin altıncısı olan Ebü’l-Hasen-i Harkânı hazretleri (Radiyallah-u anhu) nin yüzü suyu hürmetine günahlarımızı aff eylesin. Amin.

Fuad Yusufoğlu

DSC04961 Fuad Yusufoğlu Dünyanın en uzun ikinci surları (Diyar-i Bekir)

Dunyanın en uzun ikinci Surları (Diyar-i Bekir veya Diyar-i Rabiâ) Amed

Ebü’l-Hasen-i Harkânı (Radiyallah-u anhu)- 8

Bir gece Ebü’l Hasen-i Harkani (r.a.);

-“Bu gece falan sahrada savaş yapılıyor. Şu kadar kişi de yaralandı.” Buyurdu.

Durumu araştırdıklarında, Ebü’l Hasen-i Harkâni hazretleri’nin dediği gibi olduğu anlaşıldı. Ayni gece, Ebü’l Hasen hazretleri’nin oğlunun kafasını kesip, kapının eşiyine attılar. Ebü’l Hasen-i Harkani (r.a.) nin hiç haberi olmadı.

Kendisini inkar eden hanımı;

-“O kimseye ne demeli, şu kadar mesafe uzaklıkltaki cereyan eden bir olayı haber veriyor, ama oğlunun kafasını kesip kapısına attıkları halde haberi olmuyor? Deyince,

Ebü’l Hasen-i Harkani hazretleri (r.a.);

-“Evet dediğin doğrudur. Ama biz onu gördüğümüz vakit, aradaki perde kaldırılmıştı. Oğlan’ı katlettikleri zaman ise, perde çekmişlerdi.” Dedi.

Ebü’l Hasen-i Harkâni hazretleri (r.a.) vefatları yaklaştığında;

-“Kabrimi derin kazın. Yatacağım yer, hocam Bâyezid hazretleri (r.a.) nin mezarından aşağıda bulunsun.” Diye vasiyet etti.

Bu vasiyetini yaptığı gece de vefat etti. Toprağa verildiği günün akşamı çok fazla kar yağdı. Ertesi gün baş ucuna, büyük bir beyaz taşın dikildiğini gördüler. Mezarın çevresinde, sadece bir arslanın ayak izleri vardı.

Kim kabrinin üzerine elini sürerek, Cenâb-i Haktan maksadının hâsıl olmasını isterse, Allah-u Teâlâ’nın izniyle duâsının kabul edildiği ve halis kalble yapılan duâların de kabul olduğu çok görülmüştür.

-“İhlas ve riya nedir?” Diye sorduklarında

Ebü’l Hasen-i Harkâni hazretleri (r.a.) buyurdular ki;

-“Allah-u Teâlâ için yaptığın her şey ihlastır. Halk için yaptığın her şey de, riyâdır.”

Ebü’l Hasen-i Harkani hazretleri (r.a.), birgün sohbetinde bulunanlara şöyle sordu.

-“Dünyada en iyi şey nedir?”

Orada bulunanlar;

-“Siz bizden daha iyi bilirsiniz. Siz bildirin.” Dediler.

Bunun üzerine Ebü’l Hasen-i Harkani hazretleri (r.a.);

-“En iyi şey Allah-u Teâlâ’yı unutmayan gönüldür.” Buyurdu.
Ebü’l Hasen-i Harkâni (r.a.) ye;

-“Kişi, kendinin uyanıklığını ne ile bilir?” Diye sorulunca;

Ebü’l Hasen-i Harkâni (r.a.);

-“Hakkı yâd ettiği zaman, baştan ayağa kadar, Halkın kendini yâd ettiğinden haberdar olması ile bilir!” buyurdu.

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri Silsile-i Âliye’nin altıncısı olan Ebü’l-Hasen-i Harkânı hazretleri (Radiyallah-u anhu) nin yüzü suyu hürmetine günahlarımızı aff eylesin. Amin.

Fuad Yusufoğlu

DSC04938  Fuad Yusufoğlu Dünyanın en uzun ikinci Surları (Diyarbakır)

Dünyanın en uzun ikinci surları (Diyarbakır)

Ebü’l-Hasen-i Harkânı (Radiyallah-u anhu)- 9

Ebü’l Hasen-i Harkani (r.a.) buyurdular ki;

-“Ni’metlerin en iyisi, çalışarak kazanılanıdır. Arkadaşların en iyisi, Allah-u Teâlâ’yı hatırlatandır. Kalblerin en Nûrlusu, içinde mal sevgisi olmayandır.”

Ebü’l Hasen-i Harkani (r.a.) yine buyurdular ki;

-“Dünyada, âlimler ve âbidler (ibadet eden) çoktur. Ama, akşam ve sabah Cenâbı Hakkın rızası üzere bulunmak mühimdir.”

Ebü’l Hasen-i Harkani (r.a.) yine buyurdular ki;

-“Kalblerin en nûrlusu, içinde Allah-u Teâlâ’nın sevgisinden başka bir şey bulunmayandır. Amellerin en iyisi, riyadan uzak olan, ya’ni İhlas üzere olanıdır.”

-“Siz Allâh-u Teâlâ’dan konuşurken, başka şeyden bahsedenle arkadaşlık etmeyiniz.”

Ebü’l Hasen-i Harkani (r.a.) yine buyurdular ki;

-“Cennette Tûba ağacının altında, Allah-u Teâlâ’dan bihaber olarak bulunmaktansa, dünyada bir diken ağacının altında, daima O’nu hatırlamayı çok daha fazla arzu ederim.”

Ebü’l Hasen-i Harkani (r.a.) yine buyurdular ki;

-“Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) efendimizin vârisi, O’nun fiiline uyan ve eserine tabi olandır.”

Ebü’l Hasen-i Harkani (r.a.) yine buyurdular ki;

-“Ömrüme bakınca, yetmişüç yıllık ibadetlerimin hepsini, bir saatlık kadar kısa, günahlara bakınca da, Nûh Aleyhisselamin ömrü kadar uzun gördüm.”

Ebü’l Hasen-i Harkani (r.a.) yine buyurdular ki;

-“Dünya, peşinden koştuğun sürede senin padişahındır. Ondan yüz çevirince, sen Ona sultan olursun.”

Ebü’l Hasen-i Harkani (r.a.) yine buyurdular ki;

-“Allah-u Teâlâ, nasıl senden vaktinden evvel namaz kılmanı istemiyorsa, sen de O’ndan, vaktinden önce rızkı isteme.”

-“Ülemâ; -“Biz Peygambnerin vârisiyiz diyor.”

Fakat Peygamber efendimiz (s.a.v.) in vârisleri arasında biz de varız.

-”Çünkü O’nda olan şeylerin bazısı bizde de var. Resulullah efendimiz (s.a.v.) fakirliği seçmişti Biz de fakirliği tercih etmiş bulunuyoruz. O cömertti. Güzel bir ahlakı vardı. Hainlik bilmezdi. Basiret sahibiydi. Halkın rehberi idi. Tama sahibi değildi. Hayır ve şerri Allah-u Teâlâ’dan bilirdi. Tabiatında yalan ve kandırma diye bir şey yok idi. Zamanın esiri değildi. İnsanların korktuğu şeyden korkmazdı. İnsanların güvendiği şeye güvenmezdi. Hiç gururlanmazdı. İşte bunlar evliyanın sıfatlarıdır.”

-”Resulullah efendimiz (s.a.v.) ucu bucağı bulunmayan bir umman idi. Eğer o ummandan bir damla ortaya çıksaydı, bütün âlem ve mahlukat şaşırır kalırdı. Sufilerin kervanı; Allah-u Teâlâ, Resulullah ve Eshab-i kiram sevgisinden ibarettir. Bu kervanda bulunan ve ruhları bunların ruhlarıyla kaynaşan kimseye ne mutlu.”

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri Silsile-i Âliye’nin altıncısı olan Ebü’l-Hasen-i Harkânı hazretleri (Radiyallah-u anhu) nin yüzü suyu hürmetine günahlarımızı aff eylesin. Amin.

Fuad Yusufoğlu

DSC04939  Fuad Yusufoğlu (Dünyanın en uzun ikinci surları)  Diyarbakır surları

Dünyanın en uzun ikinci surları (Diyarbakır)

Ebü’l-Hasen-i Harkânı (Radiyallah-u anhu)- 10

Ebü’l Hasen-i Harkani (r.a.) yine buyurdular ki;

-“Yol ikidir; Biri hidayet, öbürü dalalet yoludur. Kul’dan Allah-u Teâlâ’ya giden yol dalalet yoludur. Allah-u Teâlâ’dan kula gelen yol ise hidayet yoludur. Şimdi her kim, hidayete erdim derse, o hidayete ermemiştir. Her kim, beni hidayete erdidiler derse, o hidayete ermiştir.”

-”Allah-u Teâlâ’nın karşısında şu üç şeyi muhafaza etmek zordur. Hak ile iken sırrı, Halk ile iken dili, amel (iş, ibadet) yaparken temizliği.”

Ebü’l Hasen-i Harkani (r.a.) yine buyurdular ki;

-“Şu iki kişinin çıkardıkları fitneyi, şeytan bile çıkaramaz. Dünya hırsına sahip âlim ve ilimden yoksun sufi.”

Ebü’l Hasen-i Harkani (r.a.) yine buyurdular ki;

-“Şeyet bir mü’mini ziyaret edersen, hasıl olan sevabı, yüz adet kabul edilmiş hac sevabı ile değiştirmemen Lazımdır. Çünkü bir mü’min’i ziyaret için verilen sevab, fakirlere verilen yüzbin altın sadakanın sevabından daha fazladır. Bir mü’min kardeşinizi ziyarete gittiğinizde, Allah-u Teâlâ’nın rahmetine kavuştuk diye i’tikad edin.”

Ebü’l Hasen-i Harkani (r.a.) yine buyurdular ki;

-“İlimden en fazla nasib alan, onunla amel edendir. En faziletli amel ise, üzerine farz olandır.”

Ebü’l Hasen-i Harkani (r.a.) yine buyurdular ki;

-“Dilini Allah-u Teâlâ’dan başkası hakkında konuşmamak için mühürle! Kalbini, Allah-u Teâlâ’dan başkasını düşünmemek için mühürle! İhlassız olarak bir iş yapmaman ve helâl olmayan bir şeyi yememen için de, davranışlarına, dudaklarına ve dişlerine aynı şekilde mühür vur!”

Ebü’l Hasen-i Harkani (r.a.) yine buyurdular ki;

-“Allah-u Teâlâ’nın lütfu dostları, rahmeti ise günahlar içindir.”

Ebü’l Hasen-i Harkani (r.a.) yine buyurdular ki;

-“Bir mü’min kardeşini sabahtan akşama kadar incitmeyen kimse, o gün akşama kadar Peygamber efendimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) le yaşamış olur. Eğer bir mü’min kardeşini incitirse, Allah-u teâlâ onun o günkü ibadetini kabul etmez.”

Ebü’l Hasen-i Harkani (r.a.) yine buyurdular ki;

-“Allah-u Teâlâ kuluna, imandan sonra temiz yürek ve doğru dilden daha büyük hiçbirşey ihsan etmemiştir.”

Ebü’l Hasen-i Harkani (r.a.) yine buyurdular ki;

-“Çok ağlayınız, az gülünüz, çok susunuz, az konuşunuz. Çok veriniz, az yiyiniz, çok uyanık olunuz, az uyuyunuz.”

Ebü’l Hasen-i Harkani (r.a.) yine buyurdular ki;

-“İnsanoğlu, şu üç şeyle sürekli olarak tâatı yaparsa, sorgusuz sualsız Cennete gidebilir; Kalb, nefs ve dil.”

Ebü’l Hasen-i Harkani (r.a.) nin “Başeretnâme” adlı eseri ve Türkçeye tercüme edilen “Esrâr-üs-Sülük” kitabları vardır.

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri Silsile-i Âliye’nin altıncısı olan Ebü’l-Hasen-i Harkânı hazretleri (Radiyallah-u anhu) nin yüzü suyu hürmetine günahlarımızı aff eylesin. Amin.

Fuad Yusufoğlu

07- Fuad Yusufoğlu Ebû Ali Farmedi 2- (radiyallah-u anhu)

Ebû Ali Farmedi (radiyallah-u anhu) nun türbeleri

Ebû Ali Fârmedi (Radiyallah-u anhu);

Horasanda yetişen evliyanın büyüklerinden. İsmi, Fadl bin Muhammed’dir. 433 (M. 1042) senesinde doğdu. Yaşadığı devrin âlimleri arasında bir tane idi. Zahiri din ilimlerini, Ebü’l Kasım Kuşeyri hazretleri (r.a.) den öğrendi.

Ayrıca Ebû Abdullah Muhammed bin Muhammed Şirâzi, Ebû Mensûr Tememi, Ebû Abdurrahman Neyli, Ebû Osman Sâbûni (radiyallah-u anhu) ve daha başka âlimlerden de ilim tahsil etti.

Sözü, nasıhatları pek tesirli idi.

Selçuklu devletinin meşhur veziri Nizam-i-mülk ve zamanın devlet erkanı, ona çok hürmet ederdi. 478 (M. 1085) senesinde vefat etti. Kabri Tûs Ya’ni Meşhed şehrindedir.

Tasavvuf ilminde yüksek derecelere kavuşması iki vasıta ile olmuştur.

Birisi; Ebü’l-Kasım Gürgani-i Tus’i,

Diğeri de Ebü’l-Hasen-i Harkâni (r.a.) dir.

Ebû Ali Fârmedi (r.a.), insanların i’tikad, amel, ibadet ve ahlak hususunda doğruyu öğrenmeleri ve yapmaları, böylece Allah-u Teâlâ’nın rızasına kavuşmaları için onlara rehberlik edip, buna kavuşturan ve kendilerine “silsile-i âliye” denilen meşhur velilerden olup, bu âlimler’in yedincisidir. Ruh ilimlerinin mütehassısı idi.

Ebû Sa’id-i Elbuhayr (r.a.) dan da istifade ederek feyz aldı. Hocası Ebü’l Kasım-i Gürgâni (r.a.), Ebû Osman-i Mağribi (r.a.) nin, bu da Cüneyd-i Bağdadi hazretleri (r.a.) nin talebesi olup, her birisi, insanlara doğru yolu göstermek için yetişmiş yetkili kimselerdir.

Ebû Ali Fârmedi Hazretleri (r.a.), hem İmâm-i Ğazali, hem de Yusuf-i Hemedâni hazretleri (radiyallah-u anhüm) nin hocası idi. Her ikisi de ondan istifade ederek kemâle gelmiş, yüksek derecelere kavuşmuştur.

Tasavvuf yoluna girişini, bizzat kendisi şöyle anlatıyor;

-“Gençliğimin başlangıcında, Nişabûr’da ilim öğrenmekle meşgül idim. Ebû Sa’id-i Ebülhayr hazretleri (r.a.) ilim meclisimize teşrif ettiler. Hemen huzurlarına gelip hizmete başladım. Hallerindeki ve yüzündeki güzelliğe aşık olmuştum. Bu büyüklerin yoluna bağlı olan evliyanın (sevgisi kalbime yerleşmişti.)”

Bir gün onun evine gitmiştim;

-“Gizlice bir köşeye oturdum. Şeyh hazretlerine hiç görünmedim. O sırada kendileri tam bir vecd halinde idiler. Kendisinden geçmiş bir haldeydi. Üzerinde bulunan elbiseleri birkaç parçaya ayırmıştı. Bu parçaları, bereketlenmek için talabeleri topladılar.”

Kendi yanında bulunan parçalarda birini saklayıp;

-“Ey Ebû Ali Tusi neredesin?” diye seslendi.

Bu mübarek zat beni tanımaz ve gözlerinin önünde değilim düşüncesiyle cevap vermedim.

-“Fakat bu seslenmeyi üç defa tekrarladılar.”

Bunun üzerine beni çağırdıklarını anlayarak yanlarına gittim.

-“O esnada kalbimde öyle bir nû parladı ve ferahlık ve huzur hasıl oldu ki, tarif edemem. Bu hal günden güne arttı. Kendimde, anlayamadığım ve anlatamıyacağım bir takım haller meydana çıkmaya başladı.”

Huzurlarından ayrılıp, hocam Ebü’l-Kasım Kuşeyri (r.a.) nin huzurlarına vardım. Başıma gelenleri anlattım.

-“Mübarek olsun!” buyurdular.

Bundan sonra üç yıl daha ilim tahsili ile meşgül oldum.

-”Bir gün kalemi mürekkebe batırdım. Siyah mürekkeb beyaz oluvermişti. Şaşırıp kaldım. Doğruca hocamın huzuruna gittim.”

Durumu arz ettim;

-“Mende ki kalem senin elinden kaçtı. Sen de onu terk eyle ve başka bir işle meşgül ol.” Buyurdu.

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri ve Ebû Ali Fârmedi (Radiyallah-u anhu);
hazretlerinin yüzü suyu hürmetine günahlarımızı aff eylesin. Amin.

Fuad Yusufoğlu

07-  Fuad Yusufoğlu Ebû Ali Farmedi (r.a.) mübarek kabri

Ebû Ali Farmedi (r.a.) nin mübarek kabirleri

Ebû Ali Fârmedi (Radiyallah-u anhu)- 2

-“Bir gün hocam, Ebü’l Kâsım Kuşeyri (r.a.) hamamda gusl (boy abdesti) alıyordu. Sormadan ve istemedikleri halde, kuyuduan bir kova su çıkarıp hamamın havuzuna boşalttım. O anda hakikatten bir mikar suya olan ihtiyaçlarını bilmiyordum. Sonra öğrendim.”

Hamamdan çıkınca;

-“Hamamın havuzuna su boşaltan kimdi?” diye sordu.

Niçin yaptın? Diyeceğinden korktum. Şaşırdım. Nihayet;

-“Ben idim.” Dedim

Hocam bana;

-“Ey Ali! Ebü’l Kasım’ın yetmiş senede elde ettiği dereceleri, sen bir kova su ile kazandın. Allah senden razı olsun.” Buyurdu.

Bir müddet daha hocamın huzurunda bulunarak, nefsimin terbiyesi ile meşgül oldum. Bir çok ma’rifetlere kavuştum.

-“Yine birgün bana bir hal olmuştu. Kendimden geçtim. Bu hal içinde sanki yok ve fark edilmez oldum. Bu halimi hocama anlattım;

Hocam;

-“Ey Ebü Ali! Benim gönül kuşum, buradan yukarısını bilmez.” Buyurdu.

Ben de kendi kendime,

-“Beni bu makamdan ileri götürecek bir mürşide (rehbere) ihtiyaç var, diye düşündüm.”

Bunun üzerine bir müddet geçti.

-“Gün geçtikçe bu hal artardı. Bu sırada Ebü’l Kasım Gürgâni (r.a.) nin ismini işitmiştim. Tus şehrine haraket ettim. Evini bilmiyordum. Şehre gelince sordum. Yerini ta’rif ettiler. Gittim. Talebelerinden bir cemâatle mescidde oturuyorlardı. Ben de iki rek’at mescid-i ziyaret namazı kılıp, önüne diz çöktüm. Şeyhin başı önüne eğikti.”

Başını kaldırdı ve;

-“Gel ey Ebû Ali!” buyurdu.

Vardım, selam verip oturdum. Ma’nevi hallerimi anlattım.

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri Silsile-i Âliye’nin yedincisi olan Ebû Ali Fârmedi (radiyallah-u anhu) nin yüzü suyu hürmetine günahlarımızı aff eylesin. Amin.

Fuad Yusufoğlu

DSC04942 Fuad Yusufoğlu Dünyanın en uzun ikinci sur'ları (Diyarbakır)

Dünyanın en uzun ikinci surları (Diyar-iRabiâ) Amed

Ebû Ali Fârmedi (Radiyallah-u anhu)- 3

Bana;

-“Evet… Başlangıcın mübarek olsun! Henüz bir dereceye kadar erişmişsin, ama terbiye görürsen, yüksek derecelere erişeceksin.” Buyurdu.

Ben de gönlümde;

-“Benim rehberim budur.” Dedim.

Yanında kaldım.

-“Uzun müddet bana nefsimin terbiyesini emrettikten sonra, yüksek ma’nevi derecelere kavuşturdu. Cemâatını toplayıp, kızını bana nikah etti.”

Kalbimde hasıl olan aşk ve şevk ziyadesiyle artmıştı.

-“Bu arzumun çokluğu sebebiyle, Ebü’l Hasen-i Harkani hazretleri (r.a.) nin sohbetine kavuştum. Hizmetinde bulundum. Nihayetsiz feyzlere, ma’nevi zevklere eriştim.”

Ebû Ali Fârmedi (r.a.), zamanında evliyanın önderi ve hidayet güneşiydi. Nizâm-ül-mülk’ün makamına gelince, büyük vezir derin bir hürmetle ayağa kalkar, onu kendi makamına oturturdu.

Halbuki İmâm-ül-Haremeyn ve Eü’l Kasım Kuşeyri geldiği zaman, sadece ayağa kalkar, yerini terk etmezdi.

-“Neden böyle yapıyorsun?” diye sorduklarında,

Nizâm-ül-mülk;

-“Ebû Ali Fârmedi hazretleri (r.a.) benim yüzüme karşı kusurlarımı söyliyor, yaptığım yanlış işleri haksızlıkları açıklayıp beni ikaz ediyor. Diğer âlimler ise, beni yüzüme karşı övüyorlar. Bu yüzden de nefsim gururlanıyor. Ebû Ali Fârmedi hazretleri (r.a.) nin yermesi, benim için daha hayırlı olduğundan, ona daha çok hürmet ediyorum.” Derdi.

Ebû Ali farmedi (r.a.) buyurdu ki;

-“Talebenin hocasına karşı dili ile saygılı olması gerektiği gibi, söylediğini kalbinden de redetmemelidir.”

Bununla ilgili şu ruyasını anlatır;

-“Hocam Ebü’l Kâsım Gürgani (r.a.) ye bir rü’yamı anlatım ve ona;

-“Senin bana rü’yamda şöyle böyle dediğini gördüm ve niçin böyle yaptığını sordum.” Dedim

Hocam, bunun üzerine bir ay benimle konuşmadı.

Ve;

-“Eğer içinde benim söylediklerimi reddetmek duygusu ve cevap almak arzusu olmasa, rü’yanda bana bunu bu şekilde sormazdın.”dedi.

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri Silsile-i Âliye’nin yedincisi olan Ebû Ali Fârmedi (Radiyallah-u anhu)  nin yüzü suyu hürmetine günahlarımızı aff eylesin. Amin.

Fuad Yusufoğlu

08- Fuad Yusufoğlu Yusuf-i Hemadanı (Radiyallah-u anhu)

Yusuf-i Hemedâni (radiyallah-u anhu) nın mübarek kabirleri

Yusuf-i Hemedâni (Radiyallah-u anhu);

Evliyanın büyüklerinden. İsmi Yusuf bin Ya’kub Hemedâni olup, künyesi Ebû Ya’kub’dur. İnsanları hakka da’vet eden, onlara doğru yolu gösterip, hakiki saâdete kavuşturan ve kendilerine “silsile-i âliye” denilen büyük âlim ve velilerin sekizincisidir.

440 (M. 1048) senesinde Hemedân’da doğdu. 535 (M. 1140) de Herat’ten Merve giderken yolda vefat etti.

Onsekiz yaşında iken Bağdad’a gelip, fıkıh ilmini Ebû İshak-i Şirazi’den öğrendi. Yaşı küçük olmasına rağmen, Ebû İshak (r.a.) kendisine hususi ihtimam gösterirdi.

Bunun ve diğer fıkıh âlimlerinin derslerine devam etmekta, Hanefi mezhebinde fıkıh ve münazara âlimi oldu.

İsfehan ve Semerkand’da, zamanın meşhur hadis âlimlerinden hadis ilmini öğrendi.

Tasavvuf’u Ebû Ali Fârmedi hazretlerin (r.a.) den öğrenip, onun sohbetlerinde yetişerek kemâle ulaştı. Abdullah-i Cüveyni, Hasen Simnâni (r.anhüm) ve birçok büyük zatlar ile görüşüp, sohbet etti. Kendilerinden ilim öğrendi.

Altmış yıldan fazla, İnsanlara doğru yolu göstermekle meşgül oldu. Yüzlerce talebe ondan ders aldı.

Abdullah-i Berki, Hasen’i Endâki, Ahmed Yesevi ve Abdulhalık-i Goncdevani (r.anhüm) gibi büyük veliler yetiştirdi.

Bunlardan Ahmed Yesevi, Türkistan taraflarına göç edip, insanları irşad ederek büyük hizmetler yaptı.

Yusuf-i Hemedâni (r.a.), bütün dostlarına, talebesi Abdulhalık-ı Goncdevâni’ye tabi olmalarını söyledi. Kendisinden sonra, bu talebesi insanlara doğru yolu gösterdi.

Yusuf-i Hemedâni (r.a.), önce Merv şehrinde bir müddet kalıp Hirat’a gitti. Hirat’ta uzun zaman kaldıktan sonra tekrar Merv’e gelip bir müddet daha orada kaldı ve Hirat’a döndü. Hirat’ten Merve yolculuğu sırasında vefat etti. Kabri Merv şehrinde olup, ziyaret edilmektedir.

Yusuf-i Hemedâni (r.a.), İmâm-i A’zam (r.a.) a pek çok bağlı idi. Irak, Horasan, Mâverâünnehr bölgelerinin muhtelif şehirlerinde bulunarak, halka saâdet yolunu anlatmak ile meşgül olmuştur.

İlmi, fazileti ve kerametleriyle İslam dünyasında tanınıp, çok sevilmiştir.

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri Yusuf-i Hemedâni (Radiyallah-u anhu) hazretlerinin yüzü suyu hürmetine günahlarımızı aff eylesin. Amin.

Fuad Yusufoğlu

DSC04944  Fuad Yusufoğlu Dünyanın en uzun ikinci surları (Diyarbakır)

Dünyanın en uzun ikinci surları (Diyarbakır)

Yusuf-i Hemedâni (Radiyallah-u anhu)- 2

Hakiki İslâm âlimlerinden ve evliyanın büyüklerinden olan Yusuf-i Hemedâni (r.a.), orta boylu, buğday benizli, kumral sakallı, zayıf bir zat idi.

Eline ne geçerse muhtaçlara verir, kimseden bir şey istemezdi. Herkese karşı çok iltifat eder, yumuşak ve merhametli davranırdı. Yolda yürürken bile Kur’an-i kerim okumakla meşgüldü.

Hoş-dud denilen yerden, camiye gelinceye kadar bir hatim indirir, mescid kapısından, Hasen Endâki ve Ahmed-i Yesevi (r.anhüm) hânesine varıncaya kadar Bakâra suresi’ni okurdu. Geri dönerken de Âl-i İmrân suresi’ni bitirirdi.

Arada bir yüzünü Hemedân’a çevirir ve çok ağlardı. Selman-i Fârisi hazretleri (r.a.) nin âsâsı ile sarığı kendisinde idi. Her ay başında Semerkand âlimlerini çağırarak onlarla sohbet ederdi.

Bir taraftan köylülere ve yanına gelen herkese doğru din bilgilerini öğretmeye çalışır, insanlarla uğraşmaktan, onları yetiştirmek için çalışmaktan hiç sıkılmazdı.

Diğer taraftan, ağrılara ve yaralara ilaç yaparak herkesin derdine yetişmeye çalışırdı. Böylece, maddi ve ma’nevi hastalıkların tabibi mütehassısı olduğunu isbat ederdi.

Talebelerine ve kendisini sevenlere daima Peygamber efendimiz (s.a.v.) in ve Eshab-i kirâmın yolunda gitmelerini tavsiye ederdi. Kalbi bütün mahlukat için derin bir sevgi ile dolu idi.

Gayr-i Müslimlerin evlerine giderek, onlara İslâmiyet’i anlatırdı. Her şeye sabır ve tahammül eder, herkese karşı muhabbet gösterirdi. Altın ve gümüş eşya kullanılmasına musâade etmez, fakirlere zenginlerden daha fazla i’tibar ederdi.

Zühd sahibi idi. Dünyaya ehemmiyet ve kıymet vermezdi. Odasında hasır, keçe, ibrik, iki yastık ve bir tencereden başka bir şey bulunmazdı..

Talebelerine, dört büyük halifenin menkıbe ve faziletlerinden bahseder, onlar gibi ahlaklanmalarını nasihat ederdi.

Yusuf-i Hemedâni (r.a.), birgün kendi evinde idi. Gönlüne dışarı çıkmak arzusu geldi. Halbuki Cum’a gününden başka bir günde dışarıya çıkmak âdeti değildi. Bu arzu ona, o kadar ağır bastı ki, niçin gitmek gerektiğini bilemedi.

Merkebine bindi.

-“Allah-u Teâlâ nereye dilerse oraya gitsin!” diyerek hayvanın yularını salıverdi.

Merkep onu şehirden çıkarıp, vâdi tarafında bir mescid’e götürdü. Gördü ki, bir genç başını önüne eğmiş, tefekkür ediyordu. O’nu bekledi. Ancak bir saat sonra başını kaldırdı. Heybetli görünüşü olan bu genç Yusuf-i Hemedâni hazretleri (r.a) nin talebelerinden biri idi.

Hocasına dedi ki;

-“Ey Hocam! Başımda haledemediğim bir müşkil mes’ele var. İyi oldu ki, siz geldiniz! Ne yapacağımı şaşırmıştım.”

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri Silsile-i Âliye’nin sekizincisi olan Yusuf-i Hemedâni  (Radiyallah-u anhu) nin yüzü suyu hürmetine günahlarımızı aff eylesin. Amin.

Fuad Yusufoğlu

08-  Fuad Yusufoğlu Yusuf-i Hemedâni (r.a.) mübarek kabirleri

Yusuf-i Hemedâni Hazretleri (r.a.) nin mübarek kabirleri

Yusuf-i Hemedâni (Radiyallah-u anhu)- 3

Genç, mes’elesini hocasına anlattı. Hocası da, onu sıkıntıdan kurtaracak bir şekilde cevaplandırdı.

Yusuf-i Hemedâni (r.a.) talabesi olan gence dedi ki;

-“Ey genç! Ne vakit bir sıkıntıya düşersen şehre gel, benden sor! Beni buraya kadar yorma!”

Muhyedin-i Arabi (r.a.) bu hadiseyi anlattıktan sonra buyurdu ki;

-“Sadık bir talebe, doğruluğu ve ihlas’ı ile hocasını kendi yanına hareket ettirip getirmeye muktedir olabilir.”

Birgün Hemedân’dan bir kadın ağlayarak, Yusuf-i Hemedâni (r.a.) nin huzuruna geldi.

Ve dedi ki;

-“Oğlumu Bizanslılar esir etmişler.”

Kadına;

-“Sabredin.” Buyurdu.

Kadın;

-“Sabredecek halim kalmadı.” Dedi.

Yusuf-i Hemedâni (r.a.);

-“Ya Rabbi, bu kadının oğlunu esirlikten kurtar. Üzüntüsünü neş’eye çevir!” diye duâ etti.

Kadın eve gelince bir de ne görsün. Oğlu evde oturuyor! Hayret etti. Oğluna;

-“Anlat evladım! Buraya nasıl geldin.” Dedi.

Oğlu;

-“Biraz evvel İstanbul’da idim. Ayaklarım bağlı idi, başımda muhafız vardı. Aniden bir kimse geldi. Beni kaptığı gibi, bir anda buraya getirdi.” Dedi.

Yusuf-i Hemedâni (r.a.) ye,

-“İslâm âlimlerinin ve kıymetli rehberlerin azalıp yok olduğu zaman ne yapmak lazım?” denildiğinde

Buyurdu ki;

-“O zaman, hergün o büyüklerin yazdığı kitablardan bir miktar okuyunuz.”

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri Silsile-i Âliye’nin sekizincisi olan Yusuf-i Hemedâni (Radiyallah-u anhu) nin yüzü suyu hürmetine günahlarımızı aff eylesin. Amin.

Fuad Yusufoğlu