‘ahiret hayatı’ Kategorisi için Arşiv
Sırrı-yi Sekatı (Radiyallah-u anh)- 3
25 Aralık 2008Bor-e Gündük Çağ-Çağ nehri (Nusaybin)
Sırrı-yi Sekatı (Radiyallah-u anh)- 03
Sırrı-yı Sekatı hazretleri (r.a.) nin kızkardeşi bir gün ziyaretine gelip;
-“Eğer musaade buyurursanız evinizi süpüreyim.” Dedi.
Sırrı-yı Sekatı hazretleri (r.a.) musaade etmedi. Başka bir gün ziyaretine geldiğinde, bir koca karının Sırrı-yı Sekatı hazretleri (r.a.) nin evini süpürdüğünü gördü.
Bunun üzerine;
-“Ey Biraderim! Ben senin hemşiren iken haneni süpürmeme musaade etmedin. Şimdi ise süpürmek için ihtiyar bir kadın getirmişsin.” Dedi.
Sırrı-yı Sekati hazreleri (r.a.) hemşiresinin bu sözü üzerine tebessüm ederek buyurdu ki;
-“Ey hemşirem, o gördüğün acuze kadın DÜNYADIR. ALLAH-U TEÂLÂ HAZRETLERİ, DİNİNE HİZMET EDENE, DÜNYAYI HİZMETÇİ EYLER.”
Cüneyd-i Bağdad’ı hazretleri (r.a.) şöyle anlatıyor;
-“Bir gün dayım Sırrı-yı Sekati (r.a.) ye gittim ağlıyordu.”
Sebebini sordum;
-“Bu gece ibriğe su koyup biraz bekleteyim de soğusun diye aklıma geldi.”
Öyle yaptım.
Gece rü’yamda bir huri gördüm;
-“Sen kimsin?” dedim.
Bana;
-“Suyu soğutmak için ibriği bekletmiyenin.” Dedi ve ibriğimi alıp yere çaldı.
-“İşte parçaları.” Diyerek dağılmış ibriğin parçalarını gösterdi.
Yine Cüneyd-i Bağdad’ı (r.a.) şöyle anlatıyor;
Dört dirhemim vardı. Sırrı-yi Sekati (r.a.) nın yanına gidip”
-“Bunları size getirdim efendim.” Dedim.
Bana;
-“Oğlum! Sana müjdeler olsun ki, SEN KURTULMUŞLARDANSIN. Dört dirheme ihtiyacım vardı. Kurtulmuş olanlardan birinin eli ile, ihtiyacım olan parayı bana göndermesi için Allah-u Teâlâ’ya dua etmiştim. Sen getirdin.” Buyurdu.
Devam edecek…
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Tâlâ hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri Sırrı-yı Sekatı Radiyallah-u anh veli kulun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin
Fuad Yusufoğlu
-Riyazus-Salihin- Hadis:20
03 Ağustos 2008Bazne Taka (Navale)
Hadis: 20
20- وعنْ أبي سعِيدٍ سَعْد بْنِ مالك بْنِ سِنانٍ الْخُدْرِيِّ رضي الله عنه أَن نَبِيَّ الله صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم قَال : « كان فِيمنْ كَانَ قَبْلكُمْ رَجُلٌ قتل تِسْعةً وتِسْعين نفْساً ، فسأَل عن أَعلَم أَهْلِ الأَرْضِ فدُلَّ على راهِبٍ ، فَأَتَاهُ فقال : إِنَّهُ قَتَل تِسعةً وتسعِينَ نَفْساً ، فَهلْ لَهُ مِنْ توْبَةٍ ؟ فقال : لا فقتلَهُ فكمَّلَ بِهِ مِائةً ثمَّ سألَ عن أعلم أهلِ الأرضِ ، فدُلَّ على رجلٍ عالمٍ فقال: إنهَ قَتل مائةَ نفسٍ فهلْ لَهُ مِنْ تَوْبةٍ ؟ فقالَ: نَعَمْ ومنْ يحُولُ بيْنَهُ وبيْنَ التوْبة ؟ انْطَلِقْ إِلَى أَرْضِ كذا وكذا ، فإِنَّ بها أُنَاساً يعْبُدُونَ الله تعالى فاعْبُدِ الله مَعْهُمْ ، ولا تَرْجعْ إِلى أَرْضِكَ فإِنَّهَا أَرْضُ سُوءٍ ، فانطَلَق حتَّى إِذا نَصَف الطَّريقُ أَتَاهُ الْموْتُ فاختَصمتْ فيهِ مَلائكَةُ الرَّحْمَةِ وملاكةُ الْعَذابِ . فقالتْ ملائكةُ الرَّحْمَةَ : جاءَ تائِباً مُقْبلا بِقلْبِهِ إِلى اللَّهِ تعالى ، وقالَتْ ملائكَةُ الْعذابِ : إِنَّهُ لمْ يَعْمَلْ خيْراً قطُّ ، فأَتَاهُمْ مَلكٌ في صُورَةِ آدمي فجعلوهُ بيْنهُمْ أَي حكماً فقال قيسوا ما بَيْن الأَرْضَين فإِلَى أَيَّتهما كَان أَدْنى فهْو لَهُ، فقاسُوا فوَجَدُوه أَدْنى إِلَى الأَرْضِ التي أَرَادَ فَقبَضْتهُ مَلائكَةُ الرَّحمةِ » متفقٌ عليه.
وفي روايةٍ في الصحيح : « فكَان إِلَى الْقرْيَةِ الصَّالحَةِ أَقْربَ بِشِبْرٍ ، فجُعِل مِنْ أَهْلِها » وفي رِواية في الصحيح : « فأَوْحَى اللَّهُ تعالَى إِلَى هَذِهِ أَن تَبَاعَدِى، وإِلى هَذِهِ أَن تَقرَّبِي وقَال : قِيسُوا مَا بيْنهمَا ، فَوَجدُوه إِلَى هَذِهِ أَقَرَبَ بِشِبْرٍ فَغُفَرَ لَهُ » . وفي روايةٍ : « فنأَى بِصَدْرِهِ نَحْوهَا » .
Hadsis: 20
20: Ebu Said Sa’d b. Mâlik b. Sinân El Hudri Radiyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, Peygamber Alayhis selam şöyle buyurmuştur:
-“Sizden evvelkiler içinde bir adam vardı. 99 kişi öldürmüştü. SONRA, DÜNYANIN EN BÜYÜK ALİMİ KİMDİR? DİYE SORUŞTURDU. Ona bir rahip gösterildi. Bunun üzerine rahibin yanına gitti.;
-“ 99 adam öldürdüm, tevbe etsem olur mu?” diye sordu.
Rahip;
-“Tevben kabul olmaz.” Dedi.
Bunun üzerine o adam rahibi de öldürdü; onunla yüzü doldurdu. Sonra yer yüzü halkının en büyük alimini sorup araştırdı. Ona âlim bir kimseyi tavsiye ettiler.
Âlime sordu;
-“100 adam öldürdüm, tevbe etsem kabul olur mu?”
Âlim;
-“Evet, seninle tevbe arasına kim hâil olbilir, filan yere git orada Allah’a ibadet ile meşgül insanlar vardır. Onlarla beraber Allah’a ibadet et. Memleketine dönme; zira orası fena bir yerdir,” dedi
Bunun üzerine adam yola çıktı. Yarı yola vardığında öldü. Rahmet melekleri ile azâb melekleri bu adam hakkında münakaşa ettiler.
Rahmet melekleri;
-“Bu adam candan tevbe ederek geldi,” dediler
Azâb melekleri;
-“Bu adam hiç bir iyilik işlememiştir”
Bunun üzerine insan kıyafetinde bir melek bunların yanına geldi. Melekler onu aralarında hakem yaptılar.
Melek şöyle dedi;
-“İKİ TARAFTAKİ MESAFEYİ MUKAYESE EDİNİZ; Hangi tarafa daha yakın ise, adam o tarafındır.
Mesâfeyi ölçtüler; adamı, varacağı yere daha yakın buldular. Bundan dolayı rahmet melekleri aldılar.
(Hadisi, Buhari ve Müslim rivayet etmişlerdir.)
Sahih’deki başka bir rivayete görei, o kimse, ahâlisi iyi olan karyere bir karış daha yakın olduğundan o karye ahâlisinden sayıldı.
Sahihteki bir diyer rivayette:
Allahû Teâla, öteki karyeye uzaklaşmayı, beriki karyeye de yaklaşmayı işaret etti ve ondan sonra meleklere, iki tarafı mukayese ediniz, dedi.
Mukayese neticesinde, onu, beriki karyeye bir karış daha yakın buldular. Bundan dolayı yarlığandı, deniliyor.
Daha başka bir rivayette de:
Göğsü ile kayarak sâlih köye doğru ötekinden uzaklaştı, fıkrası vardır.
Allah-u Teâla hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Tevbe-i nasuh eden kullarından eylesin. Amin.
Fuad Yusufoğlu
-Riyazus-Salihin: Hadis-2
22 Temmuz 2008Girnavas (cin tepesi) tan bir görünüş
HADİS :2
2- وَعَنْ أُمِّ الْمُؤْمِنِينَ أُمِّ عَبْدِ اللَّهِ عَائشَةَ رَضيَ الله عنها قالت: قال رسول الله صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم: «يَغْزُو جَيْشٌ الْكَعْبَةَ فَإِذَا كَانُوا ببيْداءَ مِنَ الأَرْضِ يُخْسَفُ بأَوَّلِهِم وَآخِرِهِمْ ». قَالَتْ : قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ ، كَيْفَ يُخْسَفُ بَأَوَّلِهِم وَآخِرِهِمْ وَفِيهِمْ أَسْوَاقُهُمْ وَمَنْ لَيْسَ مِنهُمْ ،؟ قَالَ : «يُخْسَفُ بِأَوَّلِهِم وَآخِرِهِمْ ، ثُمَّ يُبْعَثُون عَلَى نِيَّاتِهِمْ » مُتَّفَقٌ عَلَيْهِ : هذا لَفْظُ الْبُخَارِيِّ .
2- Abdullah’ın anneliği Ümmül-Mü’minın Hazreti Aişe radiyallahu anha’dan rivayete göre, Peygamber Aleyhis selam şöyle buyurmuştur:
-”Bir ordu harb etmek için Kâbe’ye yürür; çıplak bir yere geldiklerinde hepsi de yerin dibine geçer.” buyurmuştur.
Aişe (r.a.): Der ki:
-”Ya Resülullah! Neden hepsi yerin dibine geçiyor? Halbuki onların içinde ticaret için çıkanlar olduğu gibi, onlardan olmadığı halde yollarda katılanlar da vardır.” dedim.
Resüli Ekrem:(a.s.v.):
-”Hepsi birden yerin dibine geçerler ve kiyamet günü niyetleri üzerine haşrolunurlar.” buyurdu.
(Hadisi Buhâri ve Müslim rivayet etmişlerdir.)
- Riyazüs-Salihin: Hadis- 1
22 Temmuz 2008Girnavas (Cin tepesinden görünüş)
HADİS:1
1- وعَنْ أَميرِ الْمُؤْمِنِينَ أبي حفْصٍ عُمرَ بنِ الْخَطَّابِ بْن نُفَيْل بْنِ عَبْد الْعُزَّى بن رياح بْن عبدِ اللَّهِ بْن قُرْطِ بْنِ رزاح بْنِ عَدِيِّ بْن كَعْبِ بْن لُؤَيِّ بن غالبٍ القُرَشِيِّ العدويِّ . رضي الله عنه ، قال : سمعْتُ رسُولَ الله صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم يقُولُ « إنَّما الأَعمالُ بالنِّيَّات ، وإِنَّمَا لِكُلِّ امرئٍ مَا نَوَى ، فمنْ كانَتْ هجْرَتُهُ إِلَى الله ورَسُولِهِ فهجرتُه إلى الله ورسُولِهِ ، ومنْ كاَنْت هجْرَتُه لدُنْيَا يُصيبُها ، أَو امرَأَةٍ يَنْكحُها فهْجْرَتُهُ إلى ما هَاجَر إليْهِ » متَّفَقٌ على صحَّتِه. رواهُ إِماما المُحَدِّثِين: أَبُو عَبْدِ الله مُحَمَّدُ بنُ إِسْمَاعيل بْن إِبْراهيمَ بْن الْمُغيرة بْن برْدزْبَهْ الْجُعْفِيُّ الْبُخَارِيُّ، وَأَبُو الحُسَيْنِى مُسْلمُ بْن الْحَجَّاجِ بن مُسلمٍ القُشَيْريُّ النَّيْسَابُوريُّ رَضَيَ الله عَنْهُمَا في صَحيحيهِما اللَّذَيْنِ هما أَصَحُّ الْكُتُبِ الْمُصَنَّفَة .
1- Emîrü’l Mü’minin Ebu Hafs Ömer b. el- Hattab b. Nüfeyl b. Abdü’l Uzza b. Riyah b. Abdullah b. Kurt b. Rezah b. Adiyy b. Ka’b b. Lüeyy b. Galib el- Kureşşiy el- Adeviyy Radiyallahu anh’den Resûlüllah Sllallahu aleyhi ve sellem’den şöyle işittim dediği rivayet olunmuştur:
-”Ameller, ancak niyetlere göre değerlenir. Herkesin ancak niyyetine göre amelinin karşılığı vardır.”
-”Her kimin hicreti Allah’a ve Resûlune (onların rızasına) yönelik ise, onun hicreti, Allah’a ve Resûlune (ulaşan hicret) dir. Her kimin de hicreti, erişeceği bir dünyalık veya evleneceği bir kadından dolayı ise, onun hicreti (ile elde edeceği şey, Allah ve Resûlünün rızası değil) hicretine sebap olan şeydir.” buyurdu.
(Hadisi, Buhari ve Müslim riyayet etmişlerdir.)

Mescidil Haram (Mekke-i Mükarrama)
Allah’ın izniyle Resulüllah Sallallahu aleyhi ve sellem’in bereketiyle bu günden başlamak üzere Hadis ilimleriyle dolu olan Riyazüs-salihin kitabına başlayacağım.
Siz sevgili kardeşlerime elimden geldiği kadar Hadis ilmini aktarmaya çalışacağım.
Tevfik yüce Rabbımızden.
Sevgilerimle…
Fuad Yusufoğlu
بسمِ اللَّهِ الرَّحمنِ الرَّحِيمِ
كتاب مقاصد العارفين
1 - باب الإِخلاصِ وإحضار النيَّة
في جميع الأعمال والأقوال والأحوال البارزة والخفيَّة
قَالَ اللَّه تعالى : { وَمَا أُمِرُوا إِلاَّ لِيَعْبُدُوا اللَّهَ مُخْلِصِينَ لَهُ الدِّينَ حُنَفَاءَ وَيُقِيمُوا الصَّلاةَ وَيُؤْتُوا الزَّكَاةَ وَذَلِكَ دِينُ الْقَيِّمَةِ }
Allâhu Teâlâ şöyle buyuruyor:
-”Onlar, dini Allah için hâlis kılarak bâtıl dinleri bırakıp tevhid dinine teveccühle yalnız Allâh’â ibâdet etmek, namazı dürüst kılmak, zekât vermekle emrolunmuşlardır. İşte doğru din budur.”Beyyine sûresi: Ayet: 5
وقَالَ تعالى : { لَنْ يَنَالَ اللَّهَ لُحُومُهَا وَلا دِمَاؤُهَا وَلَكِنْ يَنَالُهُ التَّقْوَى مِنْكُمْ
Allâhu Teâlâ şöyle buyuruyor:
-”Allâhu Teâlâ’ya, kurbanların etleri ve kanları değil, yalnız Allâh rızâsını gözetmeniz ve takvânız varır.” Hac Sûrasi: Ayet 37.
وقَالَ تعالى : { قُلْ إِنْ تُخْفُوا مَا فِي صُدُورِكُمْ أَوْ تُبْدُوهُ يَعْلَمْهُ اللَّهُ }
Allâhu Teâlâ şöyle buyuryor:
-”Ve kalplerinizdekini ister gizleyin, ister meydana çıkarınız Allâh onu bilir.” Âl-i İmrân sûresi: âyet: 29
Ruh’un bedene ünsiyeti
19 Temmuz 2008
Ruh,
Adem (Aleyhis selâm) ın cesedine yerleştikten sonra zaman zaman Hak Teâlaya yakınlığını ve eski makamlarını hatırlayıp üzülürdü. Bu keder kafesini parçalayıp alışmış olduğu eski vatanına dönmek isterdi.
Onun için ruhu, çocuk avutur gibi kâh meleklerle beraber yaparlar, kâh bağlarda bostanlarda gezdirip oyalarlardı. Böylece eski vatanına olan iştiyakı biraz sâkin oldu.
Zaman zaman Hazreti Rabbil İzzetten selam getirirler ve çeşitli vaadlar ve türlü müjdeler verirlerdi. Böylece ruh, bu fani dünyada birkaç gün, âlemin kokuları ile diri kaldı.
Şeyh Verkanı (kuddise sirruh) Fatiha Suresinın şerhinde der ki;
-“Ruh, bu cisim ile hiç yakınlık peyda etmedi. Onu sevemedi. Çünkü aynı çinsten değildiler.
Biri Âlem-i emrden diğeri âlemi halktan idi. Lakin sonsuz kudret sahibi olan Allah-u Teala (c.c.) birbirine hiç benzemiyen, birbirinin zıddı olan ruh ve bedeni birbirine yaklaştırdı. Bu yaklaşma:
-“Âgah olun, Ruh da Emr de o Allah içindir..” kavliyle oldu.Ruh kuşu beden kafesine kendi isteğiyle girdi.
Tenbih:
Ruh güneşi, beden sarayına doğunca aza pencerelerinden bu güneşin ışıkları aksetmeye başladı. O kadar ki her aza bu nurları kendinden sandı.
Hepsi kendi güzelliğini ve kendi olgunluğunu söyleyip iftihat etmeye başladılar.
Göz:
-“Ben olmasam alemi kim görürdü.” Dedi.
Ayak;
-“Ben olmazsam nasıl ayakta durulurdu. Ve ne ile yürünürdü.” Dedi.
-“El tutması ile,
-“Kulak işitmesi ile,
-“Lisan konuşmasıyle,
-“Velhasıl her âzâ kendi özelliğini ileri sürüp övündüler.
O esnada ruh, bunların bu konuşmalarını işitip;
-“Eğer ben olmasaydım, hepiniz haraketsiz olur ve çürüyüp heba olurdunuz.” Dedi.
Ruh sözünü bitirir bitirmez gaybdan bir nida geldi;
-“Ey Ruh ve Can! Eğer Cânanın cemâlından sana nûr aksetmese, Celâl ve Cemâlım hakkı için sen de beden gibi hemen fani olurdun.”
Peygamberler Tarihi (Altıparmak)
Allah-u Teâla (c.c.) hazretleri bizleri ve sizleri son nefesimizde kelime-i şehadet ile ahrete intikal etmeyi nasib eylesin. Amin….
Fuad Yusufoğlu
Riyazet ve keramet ehlinin fazileti- 5
18 Temmuz 2008
Kasyane (Nusaybin)
Eğer biri bu vasıflarda bulunan birini bulursa o, tabibi bulmuş demektir. O, bu murşid’e sarılsın. Bu tabib onu manevi hastalıklardan tedavi eden ve onu manevi hastalıklardan tedavi eden ve onu içinde bulunduğu felaketten kurtaracak olanın ta kendisidir.
Bil ki,
Eğer bizim zikrettiğimizi ibret gözü ile bakıp düşünürsen, basiretin açılır. Kalblerin illet ve hastalıkları ve tedavi yolları, ilim ve yakin nuru ile sana ayan beyan olur.
Eğer bunlardan aciz olursan, taklide layık olan kimseyi taklit etmen ve ondan istifade etme hususunu tasdik etmen ve ona iman etmen gerekir. Ve sana yaraşan da bu fırsatı kaçırmamandır.
Çünkü;
İlmin derecesi olduğu gibi imanın da derecesi vardır. İlim imandan sonra hasıl olup, onun arkasından gelir.
Allah teala (c.c.) buyuruyor ki;
-“…Allah, içinizde iman etmiş olanlarla kendilerine ilim verilmiş bulunanların derecelerini artırır.” El Mücadile Ayet 58/ 11
Kim ki,
Şehevi isteklere muhalefet etmenin Allah (c.c.) a götüren yol olduğunu tasdik eder ve onun sebep ve sırrına muttali olursa o kimse iman edenlerdendir.
Şehevi isteklerin yardımcılarından zikrettiğimiz hususlara kim muttali olursa, o kimse kendisine ilim verilendendir.
Allah(c.c.) her iki taifeye de cennet va’detmiştir. Kur’anı kerimde, hadis-i şerifte ve bilginlerin sözlerinde bu hususu, iman etmeyi gerektiren deliller sayılmayacak kadar çoktur.
Allah-u Teala (c.c.) buyuruyor ki;
-“Amma, kim Rabının makamından korktu, nefsini heva (ve hevesinden) alıkoyduysa, işte muhakkak ki cennet onun varacağı yerin ta kendisidir.” En Naziât suresi Ayet 40-41
Ehli hikmetten bazıları şöyle der;
-”Kim ki, nefsi kendisine galebe çalıp ona hakim olursa, o kimse nefsin şehevi isteklerine esir olur.”
-”Onun heva ve heves zindanında mahsur kalır. Yulları nefsin elinde olarak kahrolur. Nefsi onu istediği yere çeker. Kalbini faydalı şeylerden men eder.”
Cafer bin Hamid (k.s.) der ki;
-”Alimler ve ehl-i hikmet, ahiret ni’metlerine ancak dünya nimetlerinin terk edilmesiyle ulaşılacağına ittifak etmişlerdir.”
Ebu Yahya el Verrak (r.a.) şöyle der;
-”Kim ki, azalarını şehevi istekleri yerine getirmek sûretiyle razı ederse kalbine pişmanlık ağacını dikmiştir.”
Devam edecek….
Kalblerin Keşfi (İmam-i Ğazali)
Allah-u Teala hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri şehevi isteklerine uymayan kullarından eylesin. Amin…
Fuad Yusufoğlu
Riyazet ve keramet ehlinin fazileti- 4
18 Temmuz 2008
Sera’mdan yetiştirdiğim bir gül (Nusaybin)
Üçüncü yol:
Nefsin ayıblarını düşmanlarının dilinden öğrenmeye çalışmaktır. Zira öfkeli göz ayıpları meydana çıkarır.
Ümit edilir ki, dalkavukluk yapan ve kendisini medh-ü sena eden dostumdan faydalanacağından, daha çok insan, kindar düşmanının, kusurlarını ortaya dökmesinden faydalanır.
Ne var ki, insan yaradılışı itibariyle düşmanının sözlerini yalanlar ve onu düşmanının, kendisini çekemediğine hamleder.
Fakat basiret sahibi olan kimse düşmanlarının sözlerinden istifade etmekten hâli kalmaz. Çünkü kötü huylar ve ayıpları muhakkak düşmanlarının diline düşmüştür.
Dördüncü yol:
İnsanlarla ihtilat etmektir. İnsanlar arasından meznun gördüğü her şeyi kendi nefsinde araştırır ve onu kendine nisbet eder.
Zira mü’min mü’minin aynasıdır. Başkalarının ayıplarından kendi ayıplarını görür, Ve bilir ki, heva ve hevese uymakta insan tabiatı birbirine çok yakındır.
Kendi yaşıtlarından birinde bulunan aybın aynı veya ondan daha büyüyü ve yahut ondan bir nebzecik diğer akranında da bulunur.
Bunu kendi nefsinde araştırır ve başkasında gördüğü her aybı kendinden temizlemeye çalışır.
Öğüt almak için kişiye bu kâfidir. Eğer insanların hepsi başkalarında gördükleri çirkin ve kötü şeyleri terk etmiş olsalardı. Terbiyeciye ve nasihat verene muhtaç olmazlardı.
İsa (Aleyhis selam) a denildi ki;
-“Seni terbiye eden kimdir?”
İsa (Aleyhis selam) şöyle cevap verdi;
-“Beni hiç kimse terbiye etmedi. Ben cahilin cehlinden bir şey gördüm, ondan kaçındım.”
Bunların hepsi ârif, zeki, nefsin ayıplarını gören, şefkatli olan, dini öğütler veren, kendi nefsini ayıplardan temizlemiş olan, Allah (c.c.) ın kullarının ahlakını düzeltmekle meşgul olan ve onun için öğüt veren bir şeyhi bulamiyanlar için baş vurulacak yollardır.
Eğer biri bu vasıflarda bulunan birini bulursa o, tabibi bulmuş demektir. O bu murşid’e sarılsın. Bu tabip onu manevi hastalıklardan tedavi eden ve onu içinde bulunduğu felaketten kurtaracak olanın ta kendisidir.
Devam edecek…
Kalblerin keşfi (İmam-i Ğazali)
Allah-u Taâla hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri kendi ayıblarını gören ve elinden geldiği kadar ayıblarını düzeltme yollarına giden kullarından eylesin. Amin
Fuad Yusufoğlu
