Allahın veli kulları « بسم الله الرحمن الرحيم

Açıklama:
Bu sitedeki yazılardan "ALLAHIN VELİ KULLARI" kategorisine ait olanlarının tümü aşağıdaki alt guruplar altında toplanmıştır. Kırmızı başlıklar o alt gurupların etiketleridir. Altlarında ikişer tane en son yazılar bulunmaktadır. Bir etiket altındaki yazıların tümü için kırmızı başlıklara tıklamalısınız.

» Uveys el Karanî

Üveys-ül Karani (Radiyallah-u anh) -13

Çağ-Çağ Nehri (Bor-e veysike)

Üveys-ül Karani (Radiyallah-u anh)- 13

-”Dünyadan sana verilen her şey, senden önce başkasına verilmişti. Senden sonra da başkasına verilir. kalbini ona nasıl bağlarsın?

Çünkü;

Dünyadan nasibin kuşluk ve akşamdan fazla değildir. Bu kadar zaman için kendini helak etme Dünyada mümkün mertebe ORUÇLU ol (sakın), ahirette orucunu aç (her nimeti ye) Çünkü dünyanın sermayesi hava, karı ise cehennemdir.”

Bunun üzerine elimi tuttu ve Fırat’ın kenarına götürdü.

-”EUZUBİLLAHİ MİNEŞŞEYTANIRRACİM, dedi ve ağladı sonra benim Rabbim Böyle buyuruyor ki”

-”Gökleri ve yeri oyun olsun diye yaratmadık. Onları hak üzere yarattık. Fakat insanların çoğu bunu bilmiyorlar. O gün ki, dost dosta kavuşmaz ve onlara yardım eden de bulunmaz Ancak Allah’ın merhamet ettikleri bundan ayrıdır. O Allah’ın her şeye gücü yeter ve esirgeyicidir.”(Duhan-38-42) Ayetlerini okudu
Sonra öğle bir feryet etti ki,düşüp bayılacak zanettim.

Dedi ki:

-”Ey Hayyan’ ın oğlu Baban hayan öldü. senin ölmende yakındır.Ya cennete gidersin ya cehenneme. Baban Adem (a.s.) öldü Annen hava da öldü. Nuh (a.s.) öldü Allahu tealanın Halil’i İbrahim (a.s.) öldü Allah-u Tealanın sırdaşı Musa (a.s.) öldü. Allahu tealanın halifesi olan Davud (a.s.) öldü. Allahu Tealanın en seçkin Resulu Muhammed (Aleyhis selam) öldü. Halifesi Ebu Bekir (r.a.) da öldü. Ömer (r.a) kardeşim öldü. Ben onu çok severdim.

Sonra

-“Ey vay Ömer dedi. Allah (c.c.) Sana merhamet etsin.“ dedi.

Ben;

-“Ömer (r.a.) ölmedi dedim “

Üveys-ül Karani (r.a.);

-“Allahu Teala öldüğünü bana bildirdi.”dedi. Bunu dedi ve “Ben de sende ölülerdeniz” deyip Slavat okudu ve hafifçe dua etti ve

Üveys-ül Karani (r.a.);

-“Vasiyetim şudur ki;

-”Allahu Tealanın kitabına ve evliyanın yoluna sıkı sarıl ve ölümü bir an aklından çıkarma. Kavmıne gidince onlara nasıhat et. Allah’ın kullarınden nasıhatı esirgeme. Ehl-i sünnetten bir adım geri kalma ki, dininden olursun ve onunla Cehenneme düşersin.” Dedi.

Ve çok dua eyledi. Ve

-“Ey Herm ibn Hayan, gideyim. Bundan sonra ne sen benı görürsün ne de ben seni görürüm. Sende bana dua et ki ben de senı dua ila anarım. Sen bu taraftan git ben de diğer taraftan gideyim.”dedi.

Bir müddet onunla gitmek istedim. Musaade etmedi. O ağladı bende ağladım arkasından uzun uzun baktım. Köye girdi . O zamandan beri ondan bir haber alamadım.

Kimyay-ı Saadet (İmami Ğazali)

Allah-u Teala Hazretleri(c.c.) bizleri ve sizleri Üveysıl karanı Hazretlerı (r.a.) nın Yüzü suyu hürmetine afv eyleyip Cennetine koysun …Amin…

Fuad Yusufoğlu

Üveys-ül Karani (Radiyallah-u anhu) – 12

Çağ-Çağ deresi Bor-e veysike (Nusaybin)

Üveys-ül Karani (Radiyallah-u anh)

Üveys-ül karanı kazretleri (r.a.) zaruret dairesini o kadar dar tutu ki, bir iki sene onu gören olmazdı.

Resulullah (aleyhisselam) onu görmediği halde onu överdi.

Ömer bin hattap (r.a.) Irak’lılerı toplayıp minbere çıktı ve

-“Ey insanlar, Irak’lı olanlar otursunlar.” Buyurdu.

Hepsi oturdu, bir kişi oturmadı.

-”Sen karn’limi sin?” buyurdu

-“Evet dedi .

-“Üveysi tanır mısın ?” buyurdu:

-“Tanırım, o sizin tarafınızden anılmaya layık olmayan bir kimsedir. Bizim aramızda, ondan ahmak (haşa) ondan akılsız, fakır ve kimsesiz bir kimse yoktur.” Dedi.

Ömer (r.a.) bunu duyunca ağladı .Ve

-“Onu şunun için arıyorum ki, Resulullah (aleyhisselam) den duydum ki: Rebia ve mudır kabilelerindeki inanlar sayısınca kimse, onun şefaatiyle cennete girer.” Buyurdu.”

(Bu iki kabile büyük kabilelerden olup, insanların sayısı, çokluğundan belli değil idi.)

Sonra Herm ibn Hayan (r.a.) der ki:

-”Bunu duyar duymaz Kufe’ye gittim. Onu (üveysil karanı) yi aradım. Fırat nehrinin kenarında buldum.

Abdest alıyor, çamaşır yıkıyordu. Onu anlattıkları gibi buldum. Selam verdim, selamımı aldı ve bana baktı Musafaha edeyim dedim. elini vermedi.

Dedim ki:

-“Allah sana merhamet etsın, senı mağfiret etsin.Ya Üveys nasılsın? Onu O kadar sevmiştim ki içimden bir ağlamak geldi. Zayıf olduğu için içim parçalandı. O da bana baktı ve

-““Allah sana uzun ömür versin Ey Herm ibn Hayan kardeşim, nasılsın “ dedi.

-”İsmimi ve babamın ismini nereden bildin? Ve hiç görmediğin halde beni nereden tanıdın.?” Dedim.

–“İlminden ve haberinden hiçbir şey eksik olmayan bana bildirdi. Ruhum ruhunu tanıdı. Mü’minlerin ruhları birbirlerini tanırlar. Birbirlerini görmeseler de birbirleriyle görüşürler “ dedi.

Bana Resulullah (a.s.v.) den bir haber ver dedim. Dedi ki :

-”Ruhum ve bedenim Resulullah (a.s.v.) a feda olsun. Ben onu görmedim. Onun haber ve hadislerini başkalarından duydum. O büyükten hadis rivayet etmek yolunu kendime açmak istemem. Muhaddis, müzekkir ve müftü olmak da istemem. Çünkü benim meşguıliyetim vardır, bunlarla uğraşamam.”

-“Bana bir ayet oku, senden dinlemiş olayım, bana dua eyle ve vasiyet eyle ki, onunla amel edeyim. Çünkü Allah için seni çok seviyorum” dedim.

Devam edecek…

Kimyay-ı Saadet (İmami Ğazali)

Allah-u Teala Hazretleri(c.c.) bizleri ve sizleri Üveysıl karanı Hazretlerı (r.a.) nın Yüzü suyu hürmetine afv eyleyip Cennetine koysun …Amin…

Fuad Yusufoğlu

» Tasavvuf ve Tarikat ilkleri

Cüneyd-i Bağdad’i (Radiyallah-u anh)- 12

Bore gündük şelaleri (Nusaybin)

Cüneyd-i Bağdad’i (Radiayallah-u anh)- 12

Gizliden bir ses duydu ki;

-“Kendini yorma! Cünayd’in gözü Allah-u Teâlâ’nın zikri ile kaplamıştır. O’nun didarını görmeden açılmaz.’” Diyordu.

Yıkayan kimse, parmaklarını da açmak için çalıştı.

Fakat;

-“Kendisi açmayınca açılmaz.” Diye bir nida geldi.

Mubarek vücûdu yıkandı, kefenlendi ve cenaza namazını oğlu kıldırdı. Cenaze namazında bulunanların sayısı sayılmayacak kadar çoktu.

Vefatindan sonra büyük zatlardan biri kendisini rü’yada görüp;

-“Münker ve Nekir’in suallarına nasıl cevab verdin?” diye sorunca.

CüneydiBağdad’i (r.a.);

-“O iki melek bana gelip. “Men Rabbüke (Rabbin kim?) dediler.

Ben;

-“Allah-u Teâlâ benim ruhumu yaratıp “Elestü birabbiküm= Ben sizin Rabbimiz değil miyim?” diye sorduğu zaman ben,”Evet, Sen bizim Rabbimizsin.” Cevabını vermiştim. Sizin, şimdi tekrar sormanızın ma’nası nedir?” dedim.

Ondan sonra beni bırakıp gittiler.

Cüneyd-i Bağdad’i hazretleri (r.a.) ya sordular;

-“Hiç ibadet ve taat yapmadan karşılıksız olarak Allah-u Teâlâ’nın lütfuna kavuşmak mümkün müdür?”

Cevabında Cüdeyd-i Bağdad’i (r.a.) buyurdu ki;

-“Zaten gelen bütün ni’metler, bütün iyilikler, hep Allah-u Teâlâ’nın lütfudur. Bu kadar âciz ve zavallı olan insanların yaptıkları ibadet ve tâatlerin, O’nun lütfu olan ni’metlere karşılık olması ne mümkündür.”

Cünayd-i Bağdad’i hazretleri (r.a.); buyurdu ki;

-“İnsanları Allah-u Teâlâ’nın sevgisine kavuşturacak yol, Yalnız Muhammed Aleyhis selam’ın yoludur. Bundan başka olan dinler, inançlar, rü’yalar çıkmaz sokaktır. İnsanı saadete kavuşturmazlar. Kur’an-i Kerim’in ahkâmını öğrenmiyen ve Hadis-i şeriflere uymayan kimse cahil ve gafildir. Buna uymamalıdır.”

Cüneyd-i Bağdad’i hazretleri (r.a.) buyurdu lar ki;

-“İbadet etmek bakımından dünyanın bir saatı, Kıyamet’in bin senesinden daha iyidir. Zira bu bir saatte, salih faydalı amel işlenebilir. Halbuki kiyametin o bin senesinde bir şey yapılmaz. O halde Ey Mü’min kardeşim! Vaktini boş şeylerle geçirme! Zamanın kıymetini ve en iyi şeyler için kullan! Namazlarını vaktinde kıl ki, kıyamet günü pişman olmayasın! Çok büyük sevaba kavuşasın!”

Kendisine gelip “dua” taleb edenlere Cüneyd-i Bağdada’i hazretleri (r.a.) şöyle “Dua”’da bulunurdu;

-“Cenab-i Hak, kendisine kavuşturan şeylere kavuştursun! Cenab-i Hak zenginliğini kalbine koysun! Seni bütün kötülüklerden alıp, kendisiyle meşgül kılsın! Sana büyük edep ihsan etsin! Kalbinden razı olmıyacağı şeyi çıkarıp rızasını koysun. Seni kendine varan en güzel ve doğru yola iletsin.”

Cüneyd-i Bağdad’i hazretleri (r.a.) buyuruyor ki;

-“Allah-u teâlâ her şey’i kıymetli yaratmıştır, ama bir şey’i En kıymetli yaratmıştır. O da vakittir. Vakit zayi olursa tekrar elde edilmesi mümkün değildir. Bunun için en kıymetli şey Vakittir.”

Cüneyd-i Bağdad’i Hazretleri (r.a.) buyuruyor ki;

-“Müslüman temiz toprağa benzer. Temiz toprağa her şey atılır. Ezilip, hakaret görür. Lakin ondan hep güzel, temiz faydalı şeyler çıkar.”

Cüneyd-i Bağdad’i (r.a.) buyurdu ki;

-“Tasavvuf, kalbi temizlemek ve her zaman Allah-u teâlâ ile olmaktır.

-“Rıza, belayı Ni’met saymaktır.”

-“İhlas, ameli Allah-u teâlâ için olmıyan karışık düşünce ve niyetlerden arındırmaktır.”

-“Fakirlik, kimseden bir şey istememek ve kimseye itiraz etmemektir.”

-“İlim, kendi haddini bilmek, tasavvuf, kelbi temizlemektir.

İslam âlimleri Ansiklopedisi

Alla-u Teâlâ hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri tasavvuf ehli veli Kullarının yüzü suyu hürmetine Günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Cüneyd-i Bağdad’i (Radiyallah-u anh)- 11

Dara Harabeleri (Mardin)

Cüneyd-i Bağdad’i (Radiayallah-u anh)- 11

Cüneyd-i Bağdad’, hazretleri (r.a.) bir gece uyandı. Uyumak istiyor, uyuyamiyordu. Oturmak istiyor, oturamiyordu. Bir zaman sonra kapıyı açıp dışarı çıktı. Baktı ki birisi üzerine âba örtmüş, büzülmüş vaziyette bekliyor

Cünayd-i Bağdad’i (r.a.) yi görünce başını kaldırdı ve;

-“Ey Efendim! Bu kadar bekletilir mi?” dedi.

Cüneyd (r.a.);

-“Gece geç vakitte geldiniz.” Buyurdu.

O kimse;

-“Kalblere haraket veren Allah’u Teâlâ’den taleb ettim ki, sizin kalbiniz bana teveccüh etsin.” Dedi.

Cüneyd (r.a.);

-“Ne istiyorsunuz?” diye sordu.

O kimse;

-“Nefsin hastalığına ilaç yok mudur?” deyince

Cüneyd (r.a.);

-“Nefsin ilacı, isteklerine muhalefet etmektir.” Buyurdu.

Bunun üzerine o kimse kendi kendine;

-“Ey ahmak nefsim! Bunu ben sana kaç defa söyledim. Ama sen Cüneyd (r.a.) den duymayınca inanmam.” Dedin.

Bir gün Sırrı-ye Sekati (r.a.) ye sordular;

-“Derecesi hocasının derecesinden yüksek olan talebe var mıdır?”

Buyurdu ki;

-“Evet vardır. Cüneyd (r.a.) in derecesi benden yüksektir.”

Ebu Muhammed Ceriri (r.a.) şöyle anlatiyor;

-“Cüneyd-i Bağdad’i hazretleri (r.a.) hastalanmıştı. Vefatından önce, ben başucunda bulunuyordum Devamli Kur’an-i kerim okuyordu. Hatmi tamamlayıp tekrar başladı.”

Ben dedim ki;

-“Efendim zaten çok halsızsınız. Kendinizi fazla yormayınız…”

Bana;

-“Ey Ebû Muhammed! Şu anda bunlara benden daha çok ihtiyacı olan kim vardır? Bak vefatim çok yaklaştı.” Buyurdu.

Cüneyd-i bağdad’i hazretleri (r.a.) vefât edeceği zaman çok üzgündü. Talebeleri korkup,

-“Efendim! Bizim ümidimiz, sizin şefaatınız bereketi ile kurtulmaktır. Sizin ise ızdıraplı ve üzüntülü bir haliniz var. Bu haliniz bizim yüreğimizi parçalıyor.” Dediler.

Bunlara cevaben Cüneyd-i Bağdad’i hazretleri (r.a.);

-“Ey dostlarım! Ben yetmiş senelik ibadet ve tâatımdan ve sizlere üstad olmak ile kazandıklarımın hepsini, bir kıl’le asılmış olduğunu ve rüzgar esmesi ile bir tüy misali sallandığını hisediyorum. Biliyorum ki, bu esen rüzgar, red rüzgarı mı, yoksa kabul rüzgarı mıdır?” Buyurdu.

Biraz sonra “Allah” diyerek rûhunu teslim etti.

Cüneyd-i Bağdad’i hazretleri (r.a.) yi yıkayan kimse, mübarek gözlerinin içine su ulaştırabilmek için uğraştı ise de, mümkün olmadı.

Devam Edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri veli kullar hürmetine Son nefeste kelime-i şehadet ile ahrete göç etmeyi ihsan eylesin. Amin
Fuad Yusufoğlu

» Nakşibendi Silsilesi

Muhammed Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem)- 62

Ğaris-Sevr (Sevr mağarası)

Ğaris-Sevr (Sevr mağarasından Mekke’nin görünüşü)

Muhammed (Aleyhis selam)- 62

Sabaha kadar evin çevresinde bekleyen müşrikler sabahleyin içerde Hazrtet-i Ali (r.a.) yi görünce şaşırdılar. Resulullah (s.a.v.) ı yatağında bulamayan müşrikler, her tarafı aramaya başladılar.

Hazret-i Ebû Bekir (r.a.) in evine gittiler orada da bulamadılar. İz takip ederek Sevr dağındaki mağaranın önüne geldiklerinde, bir örümceğin mağaranın ağzına örmüş ve bir güvercinin de yuva yapmış olduğunu gördüler. İçeriye bakmadan geri döndüler.

Allah-u Teâlâ, bu mucize ile Peygamberini ve O’nun arkadaşı Hazret-i Ebû Bekir (r.a.) i müşriklerin kötülüklerinden korudu. Ayaklarının ucuna baksalardı her ikisini de göreceklerdi.

Bu durum karşısında Resulullah (s.a.v.) için endişelenen Hazret-i Ebû Bekir (r.a.) i Peygamberimiz teselli ediyor;

Ve O’na;

-“Sen üzülme, Allah bizimle beraberdir.” Buyurdu.

Mağarada Peygamber efendimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) başını Hazret-i Ebû Bekir (r.a.) in dizine koyarak bir miktar uyumuştu ki, bir yılan Hazret-i Ebû Bbekir (r.a.) in delik üzerine koyduğu ayağını ısırdı. Izdırapla gözlerinden yaşlar aktı.

Peygamber efendimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) uykudan uyanıp;

-“Ya Ebâ Bekir! Seni ağlatan şey nedir?” diye sorunca,

Hazret-i Ebû Bekir (r.a.) de;

-“Ayağımı bir şey ısırdı, canım yandı. Fakat anam, babam sana feda olsun, Yâ Resulallah!” dedi.

Hemen Peygamberimiz (s.a.v.) yılanın soktuğu yere mübarek tükürüğünü sürdü ve Allah-u Teâlâ’nın izniyle Hazret-i Ebû Bekir (r.a.) iyileşti.

Peygambr efendimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) ve Hazret-i Ebû Bekir (r.a.) üç gün üç gece bu mğarada kaldılar.

Hazret-i Ebû Bekir (r.a.) in oğlu Abdullah (r.a.), Mekke’de duyduklarını, geceleyin sevr mağarasına gelip haber veriyor, Ebû Bekir (r.a.) in azadlı kölesi ve sürülerinin çobanı Âmir bin Füheyre (r.a.) ise geceleri süt getiriyor ve izleri yok ediyordu.

Rebiülevvelin birinci pazartesi günü Sevr mağarasından ayrılarak Medine’ye doğru yola çıkan Resulullah (s.a.v.) ve Hazret-i Ebû Bekir (r.a.) i her yerde aramalarına rağmen bulamayan müşrikler adete çılgına dönmüşlerdi.

En azılıları olan Ebû Cehil, Mekke civarında telâlar bağırtarak Peygamberimiz (s.a.v.) i ve Ebû Bekir (r.a.) i bulup getirenlere ve yerlerini bildirileceklere 100 deve vaad ediyordu.

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri son Peygamber olan Habibi Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ın şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı aff eylesin. Amin.

Fuad Yusufoğlu

Muhammed Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem)- 61

Ğaris-Sevr (Sevr mağarası) Mekke

Ğaris-Sevr’den Mekke’nin görünüşü

Muhammed (Aleyhis selam)- 61

Mühim işleri görüşmek için bir araya geldikleri “Darü’n-Nedve’de” toplandılar, ne yapacaklarını konuşmaya başladılar. Şeytan, Şeyhi Necdi kılığında, ihtiyar bir Necd’ili şeklinde müşriklerin yanına geldi. Konuşmalarını dinledi. Çeşitli teklifler öne sürüldü. Hiçbiri beğenilmedi.

Sonra şeytan da söze karışıp, onlara;

-“Sizin düşündüklerinizin hiçbiri O’na karşı çare değildir. Çünkü O’nun öyle güler yüzü tatlı dili vardır ki, her tedbiri bozar. Başka çare düşününüz.” Diyerek fikrini söyledi.

Kureyş’in Reisi ve en azılı İslam düşmanı olan Ebû Cehil;

-“En doğru fikir şudur ki, her kabileden bir kuvvetli kimse seçelim. Her biri ellerinde kılıçları ile Muhammed (s.a.v.) ın üzerine saldırsın. Kılıç vurup kanını döksünler. Böylece kimin öldürdüğü belli olmaz. Zaruri olarak diyete razı olurlar. Biz de O’nun diyetini verir, bu sıkıntıdan kurtuluruz.” Dedi.

Şeyhi Necdi kılığında aralarında katılan Şeytan da bu fikri beğendi ve hararetle tasdik etti.

Onlar bunun hazırlığı içindeyken Allah-u Teâlâ, Resulü (s.a.v.) ne Hicret emri verdi. Cebrail aleyhis selam gelerek müşriklerin kararını ve o gece yatağında yatmamasını bildirdi.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.), Hazret-i Ali (r.a.) yi kendi yatağında yatmasını ve bıraktığı emanetleri sahiplerine vermesini söyledi;

-“Bu gece yatağımda yat uyu, şu hırkamı da üzerine ört! Korkma sana hiçbir zarar gelmez.” Buyurdu.

Geceleyin Yâsin suresinin ilk sekiz ayetini okuyarak, kendisini öldürmek için evini sarmış kafirlerin üzerine bir avuç toprak saçtı ve evinden çıktı. Müşriklerin hiçbiri O’nu göremedi. Peygamber Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) in saçtığı topraktan o gün kime isabet ettiyse daha sonra Bedir savaşında öldürüldü.

Safer ayının yirmiyedinci Perşembe günü, Peygamberimiz (s.a.v.) ve Hazret-i Ebû Bekir (r.a.) yanlarına bir miktar yiyecek alarak, bir kılavuz ile birlikte yola çıktılar. Bir saatlık mesafedeki Sevr dağında bulunan mağaranın önüne geldiler.

Mağraya Resulullah (s.a.v.) tan izin alarak önce Hazret-i Ebû Bekir (r.a.) girdi, içeriyi dikkatlice gözden geçirdi. Gördüğü çok sayıdaki delikleri, yılan ve akrep çıkmaması için, gömleğini parçalayarak kapattı. Açık kalan bir deliği de ayağı ile kapayıp Peygamber efendimiz (s.a.v.) i içeri davet etti.

Resulullah (s.a.v.) ın içeri girmesinden sonra Allah-u Teâlâ’nın emriyle bir örümcek kapıya ağını ördü ve bir çift güvercin yuva yaparak yumurtladı.

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri son Peygamber olan Habibi Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ın şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı aff eylesin. Amin.

Fuad Yusufoğlu

» Kadın Evliyalar

Amine-i Remiliyye (Radiyallah-u anha);

Kasyan göleti (Nusaybin)

Amine-i Remiliyye (Radiyallah-u anha);

Tabiin devrinde yetişen hanım evliyaların büyüklerinden. Hicri ikinci asrın sonlarında, Kudüs civarında Remle şehrinde yaşamıştır. Doğum tarihi tam olarak bilinmemektedir. 200 yılında vefat etmiştir.

Amine-i Remliyye (Radiyallah-u anha) ilmi seviyesinin yükseliği ile kadın evliyalar arasında bilinmektedir. Kalbinde, dünyanın şan, şöhret ve malına zerre değer vermezdi.

Nefsinin zevk ve arzularından tamamen uzak olarak yaşar devamlı Allah u Teâlâ ya ibadetle meşgul olurdu ve dua ederdi. Haramlardan ve şüphelilerden kaçması, her şeyi Allah rızası için yapması herkes tarafından bilinirdi.

Bu bakımdan onu tanıyanlar, devamlı duasını isterlerdi. Hatta zamanın büyük evliyalarından olan bişr bin haris el-hafi hazretleri (r.a.), devamlı ziyaretine gider, ondan dua isterdi.

Günlerden bir gün bişr bin haris el Hafi hazretleri (r.a.) hastalandı. Yaşlı bir ihtiyar olarak rivayet edilen, o büyük hanım evliya, Remle’den kalkıp, bişr bin Haris (r.a.) in ziyaretine gitti.

Bu sırada Hanbeli mezhebinin kurucusu imam Ahmed bin Hanbel (r.a.) de Bişr bin Haris (r.a.) in ziyaretine gelmişti.

Yanında bulunan yaşlı ve ihtiyar hanımın kim olduğunu sorduğu zaman;

-“Amine-i Remliyye (r.a.) “ diye cevap verdi.

İmam Ahmed bin Hanbel (r.a.) hemen kendisinin duasına ihtiyacı olduğunu belirtti ve dua istedi. Bunun üzerine Amine-i Remliyye (r.a.) şu şekilde dua edildiği rivayet edilmektedir.

“Ey Allahım! Bişr bin Haris ve Ahmed bin Hanbel, Cehennem azabından kurtulmak istiyorlarsa, kurtar ve bağışla. Ey! Merhameti ve bağışı bol Allahım. Sen merhamet edenlerin en merhametlisindensin.”

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Amin-e Remiliye (Radiyallah-u anha) hurmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Rabi’a-tül Adaviyye (radiyallah-u anha)- 11

Bor-e Veysike Çağ-Çağ nehri (Nusaybin)

Rabi’a-tül Adaviyye (radiyallah-u anha)- 11

Nakledildiğine göre;

Muhammed bin Eslam Tusi (r.a.), Nu’man Tusi (r.a.) Rabi’a-tül Adaviyye (r.anha) nın kabri başına gelip;

-“Halin nasıldır?” diye sordular.

Allah-u Teâlâ’nın izniyle şöyle cevab verdi;

-“Allah-u Teâlâ bana çok şeyler ihsan etti. Ni’metler içindeyim elhamdulillah.”

Bessar bin Gâlip en-Necrani (r.a.) diyor ki;

-“Rabi’a (r.anha) ye için vefatından sonra hep dua ederdim. Bir defasında onu ru’yada gördüm.”

Bana dedi ki;

-“Hediyelerin nûr’dan mendil içinde ve nûrla kaplanmış tabaklarla bize sunulmaktadır..”

Ben;

-“Bu nasıl oluyor?” dedim.

Rabi’a (r.anha);

-“Hayatta olan MÜ’MİNLER ÖLÜLER İÇİN DUA ETTİKLERİNDE, İPEK MENDİLLER İÇİNDE NÛRDAN TABAKLARA KONUP, ÖLÜYE GÖTÜRÜRLER VE ; (-“Bu sana filan dostunun hediyesidir.”) denilir.” Buyurdu.

Rabi’a-tül Adaviyye (r.anha) mübarek sözlrinden bazıları;

-“Ya rabbi! Dünyada, bana neyi takdir etmiş isen, onların hepsini düşmanlarına ver. Ahrette benim için hangi ni’metleri ihsan etmeyi takdir etmiş isen onları da dostlarına ver. Ben sadece seni istiyorum.”

-”Ya rabbi! eğer sana ibadet etmem Cehennem korkusu ile ise beni Cehennem’e at. Eğer Cennet’e girmek ümidi ile ibadet ediyor isem, cennet’i bana yasak eyle. Eğer sırf, senin rızan için ibadet ediyor isem, o halde baki olan Cemalin ile müşerref eyle.”

Rabi’a (r.anha) çok defa şöyle derdi;

-“İstiğfar etmekle kurtulduk sanırız…Halbuki o istiğfarlerimiz da, bir başka istiğfara muhtaçtır.”

Kendisine sordular;

-“İnsanı Allah-u Teâlâ’ya yaklaştıran en üstün şey nedir?”

Rabi’a (r.anha);

-“Muhabbet sahibi olan kişi, muhabbetinden öyle sadık olmalı ki, gönlünde O’nun için olmıyan hiçbir sevgi bulunmamalı.” Buyurdu.

Rabi’a-tül adaviyye (r.anha) buyurdu ki;

-“Kul Allah-u Teâlâ’nın sevgisini tattığı zaman, Allah o kulunun kusurlarını kendisine gösterir. Böylece o, başkalarının kusurlarını görmez olur.”

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Rabi’a-tül Adaviyye (Radiyallah-u anha) hurmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu