‘gaflet’ Kategorisi için Arşiv

cimg6093cebellnnurtirmanma1.jpg

Cebeli-nur dağına tırmanış

لَايُلْدَغُ اْلُمْؤمِنُ مِنْ جُحْرٍ مَرّتَيْنِ

Meali;

Resulüllah Sallallahu aleyhi ve sellem; Şöyle buyurmuştur;

-“Mümin, bir yılanın deliğinden iki defa sokulmaz.”

Buhari (r.a.), Müslim (r.a.)

dsc0606060601.jpg

BÖYLE İDİ…

dsc0815081501.jpg

BU HALE GETİRDİLER…

dsc0600360031.jpg

BÖYLE İDİ…

dsc0813781371.jpg

BU HALE GTİRDİLER…

dsc059845984bykelale1.jpg

BÖYLE İDİ….

dsc082148214elaleyenihal1.jpg

BU HALE GETİRDİLER…

Peki sebep….?

Sebep basit….

Sadec iki kelime; “Dünya menfaatı…”

Tarla sahibi tarlasını bir kaç metre GENİŞLETMEK, Tarlasına bir kaç metre arazi eklemek için bu doğa harikasını yukarıda da görüldüğü şekilde nehrin yatağını değiştirmek suretiyle bu hale getirdi…

Eveeeeeeet….

Diyoruz ya…

Bu Dünya Fanidir. Kimseye kalmaz..

Bu fani dünyaya doyulmaz…

Aceba Bu fani dünyaya doyanlar olmuş mu? Evet olmuş…. Ancak ne zaman?

Evet ne zaman …Bu gibi insanlar ne zaman doyar….Ancak mezarda ağızlarına bir yudum toprak girdiği zaman doyarlar; veya ağızlarını bir yudum toprak doyurur…

Ama… Bir de ama’sı var….

Merak etmeyin Bu da Allah (c.c.) ın bir İlahı kanunıdir…

Bakarsın bir gün bu nehir gene eski halını alir ve belki de bu adamın arazısından; Onun dereden aldığının iki katını kendine bir pay eder…

Belki….
Kim bilir…
Allah (c.c.) her şeye Kadirdir…

Sevgiyle kalın… Duayla kalın…
Fuad Yusufoğlu

dsc09763-fuadyusufoglu-cag-cag-baraji.JPG

Çağ-Çağ barajı (Mesire yeri)

Adamın biri Hasan Basri (r.a.) ye şöyle der:

-“Şeytan (aleyhill’net ) uyurmu?.”

Hasan Basri (r.a.) gülümsedi ve şöyle cevap verdi.

-“Eğer o (şeytan) uyusaydı, biz rahat ederdik.

Adam:

-“Öyle ise Mü’min için Şeytan (aleyhill’anet) dan kurtuluş yoktur.”

Hasan Basri (r.a.):

-“Evet .” dedi. Mü’min için yalnız onu defetmek ve kuvvet Te’sirini zayıflatmak vardır.”

Resulüllah (sallallahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki;

-“Sizden biriniz, yolculuğunda devesini ittiği gibi şeytan (aleyhill’anet) ı da iter.”

İbni Mes’ud (r.a.) der ki;

-“Mü’minin şeytan (aleyhill’net) ı defedilmiştir.”

Kays bin Haccac (r.a.) şöyle der:

-“Şeytanım bana :”Sana bir azgın deve gibi girdim. Şimdi ise ben bir serçe kuşu gibiyim” dedi.

Ben :

-“Niçin?”dedim.

Dedi  ki;

-“Allah-u Teala (c.c.) zikriyle, beni erittin.”dedi.

Ehli Takva, Şeytan (aleyhill’net) nın kapılarını (vesveseyi) kapamak bekçilik yapmak üzere o kapıları muhafeze ederler.

Bunlardan maksadımız zahiri isnatlara vesile olan açık seçik yolları ve kapıları kasdediyorum. Çünkü; EHL-İ TAKVA Şeytan (aleyhill’anet) in görünmeyen yollarına muttali olurlar. Fakat ona ulaşamazlar. Bunun için bekçilik ederler.

Çünkü Şeytan (aleyhill’anet) ın kalbe açık olan kapıları pek çoktur. Meleklerin kapısı ise bir kapıdır. Bu bir kapı, diğer çok olan kapılara karışıp ayırt edilemez.

Kul gece karanlığında çıkış yerleri bilinmeyen çok yollu çölde kalan bir yolcu gibidir. Yolu ancak gören bir göz ve aydınlatıcı bir güneşin doğmasiyle bilir. Burada, gören gözden maksat TAKVA İLE TEMİZLENMİŞ KALBDİR.

Aydınlatıcı güneşten murad ise, Allah (c.c.)ın kitabı (kur’an) ve Resulüllah (a.s.v.) ın sünnetinden elde edilen ve onunla kapalı yollara ulaşılan İLİMDİR. Yoksa onun yolları pek çoktur ve kapalıdır.

Abdullah bin Mes’ud (r.a.) der ki;

-“Resulüllah (a.s.v.) bir gün bize bir cizgi cizdiler. Ve ”Bu Allah (c.c.)yoludur.” Buyurdular. Sonra O çızginin sağından, solundan bir çok çizgiler …

Devam edecek…..

Kalblerin keşfi (İmam-i Ğazali)

Allah-u Teala hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri Şeytan (aleyhill’anet) ın şerrinden muhafeze eylesin. AMİN…

Fuad Yusufoğlu

dsc09181-bor-e-veysike-fuadyusufoglu.JPG

Çağ-Çağ dersei -BOR- (Nusaybin)

Bil ki;

Yenilen besin maddelerinin helal olmasının sübhesiz, kalbin tasfiyesinde ve tenvirinde ve marifet nurlarını kabullenmedeki istidadının kuvvetlenmesinde büyük rölu vardır.

Onda öyle bir sır vardır ki, bu kitabın hacmı onu zikretmeğe kafi değildir. Fakat anlaman gerekir ki, Ver’an’ın (günah ve yaramaz işlerden sakınmanın) dereceleri dörttür;

a- Birinci derece öyle bir derecedir ki, onun içinden bulunmak ile bir nizam, bir sistemde bulunmak vacib olur. O’nun zevali ile adalet zail olur. O da fıkıh bilginlerinin haklarında- haramdır- diye fetva verdikleri şeylerden kaçınmaktır.

b- Salihlerin vera’ sıdır. O harama karışma ihtimali bulunan şeyden kaçınmalıdır.

Bu husus hakkında Resûlüllah (s.a.v.) buyuruyor ki;

-“Sana şübhe veren şeyi, şübhe vermiyecek şeye kadar terk et.”

c- Müttakilerin dereceleridir.

Resûlüllah (s.a.v.) buyuroyor:

-“Kul, mahzurlu olan şeyden korktuğu ve kaçındığı için mahzurlu olmayan şey’i terk edinceye kadar müttakiler derecesine ulaşamaz.” (İbni Maceh, Taberani, Hakim. Tirmizi.)

Hazreti Ömer (r.a.) der ki;

-“Biz, harama düşmek korkusundan helal olanlardan onda dokuzunu terk ederdik.”

Bu esasa binaen, bazı Müslümanlar yüz dirhem (lira) hak ettikleri zaman doksan dokuz lirasını alır ve fazla olma korkusundan, kendisi ile cehennem arasında bir perde olsun diye bir lirayı terk ederdi.

Ve yine bu korkudan ötürü, bazıları, aldığından bir tane noksan alırdı. Verdiği şeyde de bir tane fazla olarak verirdi.

d- Dördüncü derece ise, sıdıkların vera’ ıdır. O da bazı sebeplerine masiyet karışması ihtimalı olduğu vakit, Allah’a ibadet etme için kuvvet sağlamayı murad etmiyererk alınan her türlü gıdadan kaçınmaktır.

Ve gene bu esaslar cümlesindendir ki,

Zunnun-i Mısrı (r.a.) nın mahbus iken aç kaldığında, Muridi olan Saliha bir kadın gardiyan vasitasiyle ona helal olan malından yemek göderdiğinde, yemekten yemeyip,

-”O yemek bana zalim olan gardiyan eliyle geldi.” diyerek kendisini mazur görmesini istediği rivayet edilir.

Bişri Hafi (r.a.) de aynı sebeplerden ötürü, devlet adamlarının yaptırdıkları çeşmelerden su içmez idi.

Devam edecek…

Dinde kırk esas (İmam-i Ğazali)

Allah (c.c.) bizleri ve sizleri haram lardan kaçınan kullarından eylesin.Amin….

Fuad Yusufoğlu

dsc04175hasankeyf-fuadyusufoglu.JPG

Hasankeyf’den bir görünüş (Batman)

Biliniz ki;

Dünya:

Allah-u Teala (c.c.) ya giden yolda bir konaktır. Bu konak ta bulunanların hepsi yolcudurlar. Hepsi bir yolcu kafilesi gibidir. Yolculuklarından maksat aynı ise, hepsi bir sayılır. O halde aralarında sevgi, beraberlik ve yardımlaşmak olmalı, birbirlerin hakkını gözetmelidirler. Biz insanlarla görüşmeyi üç bab’da anlatacağız.

Birinci Bab:

Allah (c.c.) için olan dostluk ve kardeşlık.

Allah(c.c.) için bir kimseyi sevmek ve onunla kardeşlık yapmak dinde üstün ibadetlerden ve yüksek mertebelerdendir.

Peygamber Efendimiz (a.s.v.) buyurdu:

-“Allah (c.c.) birinin hayrını isterse ona iyi bir arkadaş ihsan eder. Şayet Allah (c.c.) ı unutursa o, ona hatırlatır ve hatırladıkça Allah (c.c.) ona yardım eder.”

Yine Buyurdu (a.s.v.):

-“İki mü’min bir araya gelirse, muhakkak dini bakımdan birbirinden istifade ederler.”

Yine Buyurdu (a.s.v.):

-“Allah (c.c.) yolunda bir kimseyi kardeş edinene, cennete hiçbir amele verilmeyen yüksek bir derece verilir.”

Ebu İdris el-Havelani, Muaz bin cebel (Radiyallah-u anhuma):

-“Seni Allah (c.c.) için seviyorum.” Dedi.

Cevabında dedi ki;

-“Sana müjdeler olsun. Zira Resulullah (a.s.v.) tan duydum:
Buyurdu ki (a.s.v.):

-“Kıyamet günü Arş-ı A’zam’ın etrafında kürsüler kurulur. Üzerlerin de bazı insanlar oturur. Hepsinin de yüzleri on dördüncü gecedeki ay gibi parlar. Bütün insanlar endişede iken, onlar emindir, herkes korku içinde iken, onlar sakindir. Onlar Allah-u Teala(c.c.) nın evliyası, yanı sevgili kullarıdır. Onlar için ne korku, ne de hüzün vardır.”

Dediler ki:

-“Ya Resulullah (a.s.v.) bunlar kimlerdir?”

Buyurdu ki;

-“Allah (c.c.) için sevişenlerdir.”

Yine buyurdu (a.s.v.):

-“Allah (c.c.) için sevişen iki kimseden, Allah-u Teala (c.c.) nın indinde, diğerini daha çok sevenden sevgili kul yoktur.”

Yine buyurdu (a.s.v.):

-“Allah-u Teala (c.c.) buyuruyor ki; Benim için bir birini ziyaret edenleri, benim için sevişenleri, benim için birbirlerine kolaylık gösterenleri ve benim için yardımlaşmaları elbette ben de severim.”

Yine buyurdu (a.s.v.):

-“Allah-u Teala (c.c.) kıyamet günü, benim için sevişenler nerede dirler, insanların sığınacağı hiçbir gölge olmayan bugün onları Arş’ımın altında gölgelendiririm.”

Buyurdu (a.s.v.):

-“Kıyamet günü yedi sınıf kimse arşın gölgesinde bulunur. O gün kimsenin sığınacağı bir gölge yoktur:

1-Adaletle Hüküm eden Devlet reisleri
2-Henüz gençliğinde ibadete başlayanlar.
3-Namaz kılıp camiden çıkınca bir sonraki namaza kadar kalbi camiye bağlı olanlar,
4-Allah (c.c.) için sevişenler. Allah (c.c.) için toplananlar. Allah (c.c.) için ayrılanlar.
5-Tenhada Allah-u Teala (c.c.) yı zikredip, gözünden yaş akanlar.
6-Zengin ve güzel bir kadın kendisini çağırdığı zaman “Ben Allah (c.c.) tan korkarım, gelmem “ diyenler
7-Sağ eliyle verdiği sadaklayı sol eli bilmeyenler.

Allah-u Teala (c.c.) Peygamberlerinden birine vahiy gönderdi ve buyurdu ki;

-“Zahitliği seçmekle kendi rahatını düşündün. Zira bununla dünya ve dünya sıkıntılarından kurtuldun. Bana ibadetle meşgül olman da kendi izzetini elde ettin. Fakat dikkat et, sevgdiklerimi benim için sevdin mi, duşmanlarıma benim için düşmanlık ettin mi?”

Allah-u Teala (c.c.) İsa (Aleyhisselam) a vahiy gönderdi:

-“Eğer göklerin ve yerlerin ibadetlerini yapsan, sevdiğini benim için sevmedikçe, duşmanını benim için duşman tutmadıkça, hiç birinin faydası yoktur.”

İsa (aleyhisselam) buyurdu ki;

-“Allah (c.c.) a isyan edenlere düşman olmakla kendinizi, Allah-u Teala(c.c.) ya sevdiriniz. Asilerden uzak durmakla Allah-u Teala(c.c.) ya yaklaşınız. Onlara sert davranmakla Allah-u Teala(c.c.) nın rızasını kazanınız.”

-“Ya Ruhullah, kiminle oturalım” dediklerinde;

-“Gördüğünüz zaman, size Allah-u Teala (c.c.) yı hatırlatan, sözleri ilminizi artıran, amelleri ve işleri size ahiret için çok çalışma şevk ve zevkini veren kimselerle oturunuz “buyurdu

Allah-u Teala (c.c.) Davud (Aleyhisselam) a vahiy gönderdi;

-“Ya Davud, niçin insanlarda kaçıyor, yalnız oturuyorsun?”

-“Ya Rabbi, senin sevgin, insanları hatırlamayı kalbimden sildi. Hepsinden kaçar oldum.” Dedi.

Allah-u Teala (c.c.):

-“Ey Davud uyanık ol, kendine dostlar, kardeşler ara. Din uğrunda sana yardımcı olmayanlardan da uzak ol, çünkü kalbini karartır ve şükürden uzak tutarlar.” Buyurdu.

İbn Semmak (r.a.) ölüm halında iken,

-“Ya Rabbi günah işlediğim zaman da, sana itaat edenleri sevdiğimi biliyorsun. Bu günahımı o sevgime bağışla.”dedi.

İmam-i Mucahid (r.a.) buyuruyor ki:

-“Allah (c.c.) için sevişenler, birbirlerinin yüzüne gülünce ikisinin de günahları ağaçtan YAPRAK DÖKÜLÜR GİBİ DÖKÜLÜR.”

Allah (c.c.) için olan sevgi Nasıl olur?
Devam edecek….

Kimya-yi Saadet (İmam-i Ğazali)

Allah-u Teala (c.c.) hazretleri bizleri ve sizleri Kendi rızası için arkadaş edinen ve onun rızasını gözeterek, seven sevişen Kullarından eylesin. AMİN…

Fuad Yusufoğlu

Kendi nefsini bilmek- 5

29 Haziran 2008

dsc060611-cag-cag-suyu-fuadyusufoglu.jpg

Çağ-Çağ deresi (Nusaybin)

Demek kalbi yaratıllar ve bu memleket ile askeri ona verdiler. Bu binek vasitasiyle toprak aleminden, a’la-yı illiyine sefer eylemesi için, bu beden bineğini ona esir eylediler. Bu ni’metin hakkını gözetmek ve kulluk şartlarını yerine getirmek isterse padişah gibi, memleketinin ortasında oturmaya layık olur. Allah-u Teala (c.c.) ya döner ve maksadı Allah (c.c.) olur.

Ahiret vatanı ve devamlı duracağı yeri;

Dünya-yı konak yeri; bedeni binek vasıtası; elini, ayağını ve diğer organlarını hizmetçi, aklını vezir, şehvetini maliye müdürü, gazabını emniyet müdür, duygu organlarını istihbarat memuru eyler. Her birine bir başka yerde vazife verir. O, o şehrin haberlerini toplar.

Beynin ön tarafında bulunan hayal kuvvetini, istihbarat şefi yapar. Böylece istihbarat memurlerinin getirdiği bütün haberler onda toplanır. Beynin arkasında bulunan ezberleme kuvvetini emniyet amiri yapıp, istihbarat vasıkalarını, istihbarat şefinden alır, muhafeze eder ve zamanında akıl vezirine arz eder.

Memleketten gelen haberlere göre vezir, memlekettin tedbirini ve padişahın sefer hazırlıklarını sağlar. Askerlerden biri gibi görünür. Şehvet, gazab ve diğerleri padişaha baş kaldırırsa, ona itaat etmezlerse ve ona giden yolu tutarlarsa, onlarla cihad etmek, yola getirmek çaresiyle meşgül olur.

Onları öldürmek istemez. Çünkü onlar olamadan memleket işleri yürümez. Burada tedbir onları itaat etmeğe zorlamaktır. Böylece, ilerde vaki olacak seferde, ona düşman değil, dost ve yardımcı olurlar. Hırsız ve yol kesici değil. Böylece yaparsa kurtulur, said olur. Ni’metin hakkını vermiş olur. Bu ni’metin mükafatına vaktında kavuşur. Eğer buna muhalif haraket ederse, baş kaldıran düşmanlarla ve yol kesicilerle anlaşırsa, padişahın ni’metine küfür etmiş olur. Şaki olur. İşlediği suçun cezasını bulur.

İnsan kalbının içinde bulunan bu iki asker ile alakası vardır. Her birinden bir sıfat ve ve bir ahlak kendisinde hasıl olur. Bu ahlaklardan bazısı KÖTÜ olur; Onu helak eder. Bir kısmı iyi olur; Onu saadete kavuşturur. Bu ahlakın tamamı çok ise de dört ana esasta toplanmıştır.

Bunlar;

Hayvan,
Canavar,
Şeytan
Ve melek ahlakları sıfatlarıdır.

Kendisine yerleştirilmiş olan ŞEHVET ve HIRS sebebiyle hayvanlara ait işler yapar.Yemeği ve cimayı çok fazla istemek gibi. Hışım sebebi ile köpek, kurt ve aslanların yaptığını yapar. Vurmak , öldürmek, eliyle ve diliyle insanlara musallat olmak gibi.

Hile, aldatma, SURET-İ HAKTAN GÖRÜNÜP Kandırma, karıştırma insanlar arasında fitne fesat çıkarma sebebiyle şeytanların yaptığını yapar. Kndisine verilmiş AKIL sebebiyle de, Meleklerin yaptığını yapar. İlim ve salahı sevmek. Kötü ve çirkin şeylerden sakınmak, insanları barıştırmak, kendini süfli (alçak, adi) işlerden uzak tutmak, Amellerin ma’rifeti ile SAD olmak, cehalet ve bilgisizlikten utanmak gibi.

Kimya-yı Saadet (İmam-i Ğazali)

Allah-u Teala Hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri AKIL denen Cevher, İLİM denen bitmeyen ve tükenmeyen hazine ile istişare edip Meleklerin amelleriyle amel eden kullarından eylesin. AMİN

Fuad Yusufoğlu

Kendi nefsini bilmek- 4

29 Haziran 2008

dsc041491kasyan-fuadyusufoglu.jpg

Kasyan (Navale sipi)

Kalbin askerlerini uzun uzun anlatmak çok sürer.

Maksadı bir misal ile sana bildireyim:

Beden bir şehre benzer.

El, ayak ve azalar şehrin san’at erbabı gibidir.

Şehvet, Maliye müdürü gibidir.

Gazab, şehrin emniyet amiri gibidir.

Kalb, bu şehrin padişahıdır.

Akıl ise, Padişahın veziridir.

Padişahın bunların hepsine ihtiyacı vardır. Memleketin idaresi ancak bunlarla yürür.

Fakat Maliye müdür olan şehvet, yalancıdır, sebepsiz yere başkalarının işine karışır ve saçma sapan konuşur. Vezir olan aklın söylediklerine muhalefet eder. Şehvet daima memlekette olan bütün malları toplamak, almak ister.

Emniyet müdürü mesabesinde olan gazap, şerir, şiddetli, azgın ve serttir. Herkesi öldürmek, her şey’i kırmak, dökmek ister.

Bunun gibi, şehrin padişahı daima veziri ile meşveret ederse, yalancı ve tama’kar Maliye müdürünü hırpalarsa, onun vezire uymayan sözlerini dinlemez, emniyet müdürünü onun peşine takıp sebepsiz ve lüzümsüz iş görmekten onu meneder, emniyet müdürünü, yapmak istediği haksızlıklardan dolayı döver ve incitirse, memlekette asayiş ve nizam olur.

Bunun gibi, kalb padişahı, veziri olan aklın işareti ile iş yaparsa, şehvet ve gaabı zabt-u rabt altına alıp akla uymalarını emrederse, aklı onlara tabi eylemezse, beden memleketinin işlerini düzgün olur.

Saadet yolu ve Allah-u Teala (c.c.) ya kavuşma yolu kapanmamış olur. Eğer aklı, şehvet ve gazaba esir ederse memleket harap olur. Padişah, bedbaht olup HELAK OLUR.

Bundan önceki anlattıklarımızdan, şehvet ve gazabın, yemek – içmek ve bedeni korumak için yaratıldığı anlaşıldı. Demek ki, her ikisi de bedene hizmet ediyorlar.

Yemek ve içmek, bedenin yemidir, gıdasıdır. Beden duygulara hamal olarak yaratılmıştır. O halde beden, hislere (duygulara) hizmet ediyor. Duygular ise, aklın haber toplaması için birer casus olarak yaratılmıştır. Böylece onun tuzağı olurlar. Onların vasıtasıyla, Allah-u Teala(c.c.) nın sun’undaki hayranlık verici şeyleri bilir.

Demek ki;

Duygular, akla hizmet ediyorlar. Akıl ise KALB İÇİN YARATILMIŞ olup onun mumu ve kandili olmak, ona ışık tutmak içindir. Bunun nuru ile Allah-u Teala (c.c.) yı görür. Kalbin cenneti budur.

Şu halde, akıl da kalbın hizmetçisi oldu. Kalb ise, Allah-u Teala (c.c.) nın CEMALINA bakmak için yaratmışlardır. O bununla meşgül olunca köle ve hizmetçiler de o huzurda bulunmuş olur. Allah-u Teala (c.c.) bunun için buyuruyor:

-“Cinleri ve insanları, yalnız bana ibadet etmeleri ve beni tanımaları için yarattım.” Zariyat -56

Demek ki, kalbı yarattılar ve bu memleket ile askeri ona verdiler.

Devam edecek….

Kimya-yi Saadet (İmam-i Ğazali)

Allah (c.c.) bizleri ve sizleri Akla hizmet eden duygularımızla haraket etmeyi, Kalb için yaratılmış olan aklımızla haraket etmeyi Taki; O’nun (c.c.) cemalını müşahada etmeyi İHSAN eylesin. AMİN…

Fuad Yusufoğlu

Kendi nefsini bilmek- 3

29 Haziran 2008

dsc00030-cag-cag-baraji-fuadyusufoglu.JPG

Kasyane (Navale sipi)

O halde,

Ruha kadim (ezeli) diyenler yanılıyor. A’raz (sıfat) diyenler de yanılıyor. Çünkü A’RAZIN KIYAMI KENDİ İLE DEĞİL,TABİ OLMA ŞEKLİNDEDİR.

Ruh ise, insanın aslıdır. Bütün kalıp ona uymaktadır. Nasıl a’raz olabilir? Ruha cisimdir diyenler de yanılıyor. Zira cisim de, bölünebilir. Ruh ise bölünemez. Ama başka bir şey daha vardır ki, ona da ruh (can) derler. O bölünebilir. Belki o hayvanların ruhu olabilir.

Fakat bizim kalb dediğimiz ruh, Allah-u Teala (c.c.) yı tanımak, bilmek yeridir. Hayvanlarda bu yoktur. Bu ne cisim ne a’razdır. Belki melek cevherlerinden bir cevherdir. Onun hakikatini bilmek zordur. Onu şerh etmeye, uzun anlatmaya da izin yoktur. Başlangıçta bunu bilmeye hacet de yoktur.

Başlangıçta tutulacak din yolu mücahededir. Bir kimse şartlarına uyarak mücahede yaparsa, bu marifet kendiliğinden hasıl olur. Kimseden dinlemesine lüzüm kalmaz. Bu marifet Allah-u Teala (c.c.)nın buyurduğu şu hidayet cümlesindendir:

-“Rızamızı isteyip, zahir ve batın düşmanlarla cihad edenlere cennetlerimize kavuşma yollarını hidayet ederiz.” 29-Ankebut:69

Mücahedesini henüz tamamlamayanla, ruhun hakikati hakkında konuşmak doğru olmaz. Fakat mücahededen önce kalbin askerini bilmek lazımdır. Zira kalb askerini tanımayan, (nefsiyle) cihad edemez.

Beden kalbın ülkesidir. Bu ülkede kalbin çeşit çeşit askerleri vardır. Ayeti Kerimede,

-“Senin Rabbının askerlerni, Ondan başkası bilmez” 74-Müddessir:31. buyuruldu.

Kalb ahiret için yaratılmıştır. Onun işi saadeti aramaktır. Allah-u Teala (c.c.) yı tanımak, bilmek ise, Allah-u Teala (c.c.) nın yarattıklarını bilmekle ele geçer. Bu da bütün alemdir. Alemdeki acayip şeyleri tanımak, ona hisler (duygular) yoluyla gelir. Bu hisler ise, beden ile varlıkta durmaktadır.

O HALDE, MARİFET (tanımak) ONUN AVIDIR. Hisler de onun tuzağıdır. Beden binek hayvanıdır. Ve onun tuzağının taşıyıcısıdır.

Bunun için, onun bedene ihtiyacı vardır. Beden sudan, topraktan, sıcaklıktan ve rutübetten mürekkebtir. Bu yüzden zaif ve muhtaçtır. Helak olmasından korkulur.

İçerden, acıkma ve susama; dışarıden, ateş, su düşmanlar ile canavarların ve başka şeylerin kendini öldürmek istemeleri sebebiyle korkudadır. Açlık ve susama sebebiyle yemek ve içmek ister. Bunun için iki askere muhtaçtır. Biri zahirde, el ayak, ağız, diş mide gibi.

Diğeri batında, yemek ve içmek isteği gibi. DIŞARDEKİ DÜŞMANLARDAN KORUNMASI İÇİN İKİ ASKERE MUHTAÇTIR. Biri zahirde, el ayak silah gibi. Diğeri batında, hışım ve gazab gibi.

Görmediği gıdayı istemesi ve görmediği düşmanı defetmesi mümkün olmadığına göre, idrak etmeye, anlamaya ihtiyacı vardır. Bir kısmı zahirdedir. Beş duyu organı olan göz, burun, kulak, dil ve el gibi. Bir kısmı da batındadır.

Onlar da beştir.Ve yeri dimağdır:

Hayal kuvveti,
Düşünme kuvveti,
Ezberleme kuvveti,
Hatırlama kuvveti ve vehim kuvvetidir.

Bu kuvvetlerden her birinin HUSUSİ işleri vardır. Bir tanesine zarar
gelirse insanın işi, dünyada da ahrette de aksar.

Bu dışteki ve içteki askerler, KALBİN EMRİNDEDİRLER. Kalb ise hepsinin AMİRİ VE PADİŞAHIDIR.

Dile emir verince hemen konuşur.
Ele emredince tutar.
Ayağa emredince yürür.
Göze emredince bakar.
Düşünce kuvvetine emr verince, düşünür.
Hepsini onun isteğine ve emrine vermişlerdir. Böylece bedeni muhafeze ederler.

Bu, azığını alıncaya, avını elde edinceye, ahiret ticaretini bitirinceye ve kendi saadet tohumunu ekinceye kadar devam eder. Bu askerlerin Kalbe itaat etmesi, meleklerin Allah-uTaala (c.c.) ya itaat etmesine benzer ki, hiçbir emrine muhalefet edemezler. Hatta yaratılış icabi olarak ve isteyerek, emir olunanı

Kalbin askerlerini uzun uzun anlatmak çok sürer. Maksadı bir misal ile sana bildireyim: Beden bir şehre benzer.
Devam edecek…..

Kimya-yi Saadet (İmam-i Ğazali)

Allah(c.c.) bizleri ve sizleri Kalb’ını islaha çalışan, çaba sarf eden ve Allah (c.c.) yolunda ömrünü harcayan kullarından eylesin.Amin….

Fuad Yusufoğlu