‘Doğruluk hazinedir’ olarak etiketlenmiş yazılar

Sultan Ahmed cami-i çıkışı (İstanbul)

Hadis:24

24- وَعَنْ أبي هريرة رَضِي اللَّهُ عَنْهُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم قَالَ : « يَضْحكُ اللَّهُ سبْحَانُه وتَعَالَى إِلَى رَجُلَيْنِ يقْتُلُ أحدُهُمَا الآخَرَ يدْخُلاَنِ الجَنَّة ، يُقَاتِلُ هَذَا في سبيلِ اللَّهِ فيُقْتل ، ثُمَّ يَتُوبُ اللَّهُ عَلَى الْقَاتِلِ فَيسْلِمُ فيستشهدُ » مُتَّفَقٌ عَلَيْهِ .

HADİS: 24

Ebû Hüreyre radiyallah-u anh’den rivayet edildiğine göre, peygamber Aleyhis-selam şöyle buyurmuştur;

“Allahu Teâla, biri diğerini öldüren iki kişiden razı oldu; ikisi de Cennet’e girer. Bunlardan biri; Allah yolunda savaşırken diğeri tarafından şehid edilir. Katil olan diğeri de sonradan tevbe eder, Müslüman olur; o da Allah yolunda savaşırken şehid düşer.

(Hadisi, Buhari ve Müslim rivayet etmişlerdir.)

Sultan Ahmed Cami-i (İstanbul)

Hadis:23-

23- وَعَنِ ابْنِ عَبَّاس وأنس بن مالك رَضِي الله عنْهُم أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم قَالَ : « لَوْ أَنَّ لابْنِ آدَمَ وَادِياً مِنْ ذَهَبِ أَحَبَّ أَنْ يَكُونَ لَهُ وادِيانِ ، وَلَنْ يَمْلأَ فَاهُ إِلاَّ التُّرَابُ ، وَيَتُوب اللَّهُ عَلَى مَنْ تَابَ » مُتَّفَقٌ عَليْهِ .

HADİS: 23

İbni Abbas ve Enes b. Mâlik radiyallah-u anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah Sallallahu aleyhi ve sellem şöyle demiştir;

-“Âdem oğlunun bir dere altunu olsa ikincisini ister. Onun ağzını topraktan başka bir şey doldurmaz. Allah (c.c.) tevbe edenin tevbesini kabûl eder.”

(Hadisi, Buhari ve Müslim rivayet etmişlerdir.)

Sultan Ahmed cami-i (İstanbul)

HADİS - 22

22- وَعَنْ أبي نُجَيْد بِضَم النُّونِ وَفَتْح الْجيِمِ عِمْرانَ بْنِ الحُصيْنِ الخُزاعيِّ رَضِي اللَّهُ عَنْهُمَا أَنَّ امْرأَةً مِنْ جُهينةَ أَتَت رَسُولَ الله صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم وَهِيَ حُبْلَى مِنَ الزِّنَا ، فقَالَتْ : يَا رسول الله أَصَبْتُ حَدّاً فأَقِمْهُ عَلَيَّ ، فَدَعَا نَبِيُّ الله صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم وَليَّهَا فَقَالَ : أَحْسِنْ إِليْهَا ، فَإِذَا وَضَعَتْ فَأْتِنِي فَفَعَلَ فَأَمَرَ بِهَا نَبِيُّ اللَّهِ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم ، فَشُدَّتْ عَلَيْهَا ثِيَابُها ، ثُمَّ أَمَرَ بِهَا فرُجِمتْ ، ثُمَّ صلَّى عَلَيْهَا . فَقَالَ لَهُ عُمَرُ : تُصَلِّي عَلَيْهَا يَا رَسُولَ اللَّهِ وَقَدْ زَنَتْ ، قَالَ : لَقَدْ تَابَتْ تَوْبةً لَوْ قُسِمَتْ بَيْن سبْعِينَ مِنْ أَهْلِ المدِينَةِ لوسعتهُمْ وَهَلْ وَجَدْتَ أَفْضَلَ مِنْ أَنْ جَادَتْ بِنفْسهَا للَّهِ عَزَّ وجَل؟،» رواه مسلم .

HADİS-22:

Ebu Nüceyd İmran b. El Hüseyn el- Huzâi radiyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre; Zinadan gebe kalan, Cüheyne kabilesinden bir kadın Peygamber aleyhis-selama’a geldi ve;

-“Yâ Resûla’llah, haddi gerektiren iş yaptım, bana had icra et.” Dedi

Bunun üzerine Peygamber Alayhis-selam emir verdi. Kadının elbisesi sımsıkı iliklendi. Sonra Peygamber aleyhis-selam’ın emriyle kadın taşlandı. Peygamber Efendimiz Aleyhis-selam de namazını kıldı.

Bunun üzerine Ömer radiyallahu anhu;

-“Ya Resûla’llah bu kadına namaz kıldın, halbuki o zina etmişti.” Dedi,

Resûl-i Ekrem Sallallahu aleyhi ve selem şöyle cevab verdi;

-“O kadın öyle bir tevbe etmiştir ki, Medine halkından 70 kişiye taksim edilseydi, hepsine bol bol yeterdi. Allah için canını vermesinden daha hayırlısını biliyormusun?”

(Hadisi, Müslim rivayet etmiştir.)

Çağ-Çağ barajı (Nusaybin)

Hadis 21 (Onuncu bölüm)

Kâ’b (r.a.) şöyle devam etti;

-“Allah’a yemin ederim ki, Cenabi hâk beni, İlam nimetine mazhar ettikten sonra Peygamber Aleyhis-selam huzurunda doğru söylemekliğimden, yalan söyleyip helak olanlar durumuna düşmemekliğimden daha büyük bir nimeti bana vermedi,

Vahiy nazil olduğu zaman da Allah-u Teâla, yalan söyleyenler hakkında, kimseye söylemediği ağır sözü söyledi.

Ve (c.c.) şöyle buyurdu

-“Onların yanlarına döndüğünüzde kendilerine ilişmemek için size Allah adı ile yemin ederler. Onlardan yüz çevirin. Zira onlar MURDARDIRLAR. Yaptıklarının cezası olmak üzere varacakları yer de Cehennemdir. Onlara razı olmanız için size yemin ederler. Lâkin, siz razı olsanız da Allah-u Teâla fâsık kavimden razı olmaz.”

Kâ’b (r.a.) sözlerini şöyle bitirdi:

-“Biz üçümüz o kimselerden geriye bırakılmıştık ki, onlar yemin ettiklerinde Peygamber Aleyhis-selam onların yeminlerini kabûl ve onlarla bîat ve onlar için istiğfar etti ve bizim işimizi geri bıraktı ve nihayet Allah-u Teâla bu hususta yukaride söylendiği veçhile hüküm verdi.”

-“Allah’ın zikrettiği bu ayrılıştan maksat, bizim gazâdan geri kalmaklığımız değil, belki Peygamber Aleyhis-selam’ın kendisine yemin edip îtizâr ettiklerine özürlerini kabul ettiği kimselerin işlerinde bizim işimizi ayırıp geriye bırakmasıdır.”

(Hadisi, Buhari ve Müslim rivayet etmişlerdir.)

Diğer bir rivayette;

-“Peygamber Aleyhis-selam Tebük gazvesinde Perşembe günü çıktı. Yola Perşembe günü çıkmayı severdi.”

Başka bir rivayette de;

-“Ancak gündüzün, kuşluk vakti seferden evine dönerdi. Seferden döndüğünde ilk önce Mescid’e uğrar ve iki rek’at namaz kılar, sonra orada otururdu.” Denilmektedir.

dsc09306-geliye-same-fuadyusufoglu-nusaybin.JPG

Geliye Şame mevki-i (Navale)

Hadis: 21…(Sekizinci bölüm)

En yüksek sesi ile;

-“Ey M’alik’in oğlu Kâ’b, Müjde… Müjde.” Diyordu.

-“Bunu üzerine kurtuluş günü geldiğini anladım ve secdeye kapandım.

Peygamber Aleyhs-selam, sabah namazını kılınca tevbemizin Allah (c.c.) tarafından kabûl edildiğini halka ilan etti.

Peygamber Aleyhis-selam sabah namazını kılınca tevbemizin Allah (c.c.) tarafından kabul edildiğini halka ilan etti.
Bunun üzerine ahâli müjdeli haberle bize koştular. İki arkadaşıma da müjdeciler gitti. Biri bana atla koştu. Eslem’den bir adam da benim tarafıma yaya koştu ve (adi geçen) dağa çıktı; bunun sesi atlıdan evvel bana ulaştı.

Sesini işittiğim adam gelip beni müjdeleyince, sırtımdaki iki elbiseyi de çıkardım; Müjdesine karşılık olarak ona giydirdim.

Allah’a yemin ederim ki, o gün de bunlardan başka elbisem yoktu. Emanet iki elbise alıp onları giydim.
Peygamber aleyhis-selam’ı görmek maksadı ile yola düştüm. Ahâli bölük bölük beni karşılıyorlar; tövbemin kabulünü tebrik ediyorlar ve ;

-“Allahın affı sana kutlu olsun.” Diyorlardı.

Mescide girdim. Peygamber aleyhis-selam ahâlinin ortasında oturuyordu. Talha b. Übeydullah radiyallahu anhu kalktı ve koşarak gelip elimi sıktı, beni kutladı.

-“Allah’a kasem ederim ki, Muhacirlerden Talha (r.a.) dan başkası kalkmadı.”

Kâ’b (r.a.) Talha (r.a.) nın bu nezaketini hiç unutmazdı.

Sözlerine şöyle devam etti;

-“Peygamber Aleyhis-selam’a selam verdiğimde sevincinden yüzü parlayarak şöyle buyurdu;

-“Annen seni doğurduğundenberi üzerinden geçen günlerin en hayırlısı ile müjdelerim.”

-“Ya Resûlâ’llah! Sizin tarafınızdan mı, yoksa Allah tarafından mı?” dedim.

Resûlullah Aleyhis-selam ;

-“ Benim Tarafımdan değil, Azîz ve Celîl olan Allah katından.” Dedi.

Sevindiği zaman Peygamber Aleyhis-selan’ın yüzü daha da nurlanır, hatta ay parçası gibi olurdu. Sevindiğini bundan anlardık.

Resûl-i Ekrem (a.s.v.) in önünde oturduğumda;

-“Yâ Resûlâ’llah! Tövbemi tamamlamak için bütün nmalımı Allah ve Resûlü uğrunda tasadduk edeceğim.” Dedim
Devam edecek

dsc00475-fuadyusufoglu-kasyan-ziyareti.JPG

Kasyan Ziyareti (nusaybin)

Hadis 21…(Beşinci Bölüm)

Peygamber aleyhis-selam;

-“İşte bu doğru söyledi. Haydi kalk, hakkında Allah’ın hükmü vahyedilinceye kadar bekle.” Dedi.

Bende kalktım. Beni Selime’den birkaç adamlar peşime takıldılar. Ve;

-“Allah’a yemin ederiz ki, bundan önce hiçbir suç işlemediğini biliyoruz. Yazıklar olsun sana ki gazâdan kalan başkaları gibi Resûlullah aleyhis selam’a ma’zeret beyan edemedin. Suçun için Peygamber Aleyhis selam’ın istiğfarı kâfi idi.” Dediler.

Durmadan beni o kadar azarladılar ki, hatta, Peygamber Aleyhis selam katına dönüp kendimi yalanlamayı düşündüm.

Sonra onlara sordum;

-“Beninle birlikte bu cezâya uğrayan kimse var mı?” dedim.

-“Evet seninle berâber iki kimse cezâya uğradılar; senin gibi cevap verdiler de senin aldığın cevabı aldılar.” Dediler.

-“Bu iki adam kimlerdir?” dedim.

-“Rebiâ oğlu Mürâretü’l- Âmiri ileHilâl b. Ümeyyetü’l-Vâkıfî” dediler.

Bedir gazâsında hazır bulunan ve bana örnek olabilecek iki iyi ve Salih adamı söylediler.
Bunları söylediklerinde yoluma devam ettim.

-“Peygamber Aleyhis-selam, bu gazâda kendisinden ayrılıp kalanlar içinden bizim üçümüzle konuşmaktan (insanları) nehyetti.”

Kâ’b şöyle devam etti;

-“Bunun üzerine ahâli bizden çekindiler, yahut bize karşı yan çizmeye başladılar. Hatta memleketim bana yabancı gelmeye başladı. Tanıdığım yer olmaktan çıktı. 50 gün bu hal üzere kaldık.”

-“Diğer iki arkadaşıma gelince: Onlar sindiler; ağlayarak evlerinde oturdular. Ben bunların en genci ve en dinci olduğumdan evimden çıkar, cemâatle namazda hazır olurdum. Ve çarşılarda dolaşırdım. Lâkin kimse benimle konuşmazdı.”

-“Peygamber Aleyhis-selam’ın yanına gelir ve namazdan sonra oturduğu yerde ona selam verir de kendi kendime,”

-“Acabe selâmımı alıp dudaklarını kımıldattı mı” der.
Devam edecek…