‘İmam Gazali’ olarak etiketlenmiş yazılar

Havf ve Reca- 3

25 Haziran 2008

dsc00771-fuadyusufoglu-dara-harabeleri.JPG

Dara Harabeleri (Mardin)

Bil ki;

Havf (Allah (c.c.) tan korkmak ) büyük makamlardandır. Fazileti, sebep ve neticelerine bağlıdır. Sebebi anlatılacağı gibi İlim ve Ma’rifettir.

Bunu için Allah (c.c):

-“Alah’tan ancak, Alim kullar korkar” buyuruyor. 35 Fatır-28

Resulullah(a.s.v.);

-“Hikmet ve ilimin başı Allah (c.c.) korkusudur.”

Netice ise, İffet, ver’a ve takvadır .Bunların hepsı de SAADET’İN anahtarıdır. Çünkü şehvet ve arzular TERKEDİLMEDİKÇE ve de bu yolda SABREDİLMEDİKÇE Saadet yolu bulunmaz.

Şehvet ve arzuları korku gibi hiçbir şey yakıp yok edemez. Bunun için Alah’ u Teala (c.c.) kendisinden korkanlar için hidayet, rahmet, ilim ve rızayı üç ayette topladı.

Ve

-“Hidayet ve rahmet Allah(c.c.) için günahlardan kaçanlardır, Allah (c.c.) tan ancak alim kullari korkar.” 35 fatır-28 “ Allah onlardan razıdır, onlar da Allah(c.c.) den razıdır.” 98 Beyyinet -8. buyuruyor.

Havfın neticesi olan TAKVAYI Allah (c.c.) kendine izafe ediyor ve;

-“Kurbanınızda Allah (c.c.) a ulaşan et ve kan değil, kurbanda )”Takva üzere olmanız Allah (c.c.) içindir.” 22 Hac ; 37. Buyuruyor.

Resulullah (a.s.v.) buyurdu:

-“Kıyamette yüksek bir yerde topladıkları gün, uzak ve yakındakilerin duyabilecekleri bir ses der ki;

Ey insanlar sizi yarattığım günden beri bütün sözlerinizi işittim. Şimdi siz beni dinleyin. Dikkatlı dinleyin ki, yaptıklarınızı önünüze sereceğim.

Ey İnsanlar; kendi nesebinizi koydunuz. Ben de nesebemi koydum. Siz nesebinizi çektiniz ve benim nesebimi bıraktınız.

Ben;

-“Allah’ın katında en büyüyünüz, en MUTTAKKİ olanınızdır.” 49 Hücurat : 18 . dedim.

Siz hayır, büyük filan oğlu filandır, dediniz. Bu gün ben Nesebimi tutarım ve sizin nesebenizi atarım.Muttakkiler (Takva sahibleri Allah (c.c.) tan korkanlar ) nerede dir ?

Bunun üzerine;

Bir sancak açılır. İleri getirilir. Muttakkiler onun ardından gider. Hepsi hesabsiz cennet’te girerler. Bu sebeptendir ki Allah(c.c.) tan korkanların sevabı kat kattır.

Nitekim ayeti kerimede:

-“Hesaba çekileceğinden korkana; cennet’e iki derece vardır.” Buyuruldu.55 .Rahman 46.

Resulullah (a.s.v.) buyurdu ki;

-“ Allah (c.c.) buyuruyor: İzzetim hakkı için bir kulda İki KORKU ve iki EMNİYET bulundurmam. Dünyada benden KORKARSA, Ahiret te onu EMİN ederim. Ahiret hususunda emin ise KORKUTURUM.”

Resulullah (a.s.v.) buyurdu;

-“Allah Teala (c.c.) den korkan dan her şey korkar. Allah(c.c.) tan korkmayanı, her şey ile korkutulur.”

Resullah (a.s.v.) yine buyurdu;

-“Sizin en akılınız, Allah(c.c.) tan çok korkanınızdır.”

Yine Resulullah (a.s.v.) buyurdu

-“Sineğin başı kadar gözünden yüzüne yaş akan kimsenin yüzünü Cehennem ateşi yakmaz.”

Yine Resulullah (a.s.v.) Buyurdu;

-“Allah (c.c.) korkusundan kulun tüyleri kalkarsa ve bu korkuyu düşünürse ağaçtan yaprak dökülür gibi günahları dökülür.”

Şibli (r.a.) buyuruyor;

“-Havf’ın (korkunun ) üzerimde galip olduğu bir günüm olmadı ki, O gün kalbime Hikmet ve İbret’ten bir pencere açılmamış olsun.”

Yahya Bin Muaz (r.a.) buyuruyor:

-“Mü’minin günahı; korku, ceza ve rahmet ümidi arasında, iki Arslan arasında kalmış tilki gibidir.”

Yine buyurdu;

-“Zavalli İnsan Cehennemden Fakırlık gibi korksaydi, CENNETE Girerdi.”

Kendisine;

-“Kıyamette kim daha emindir.” dediklerinde;

-“Bu gün Daha çok korkandır.” Buyurdu.

Hazreti Aişe (Radiyallahu anha) buyurdu;

-“Resulullah (a.s.v.) a Kur’ani kerimde “yaparlar ve korkarlar” buyurulması ne içindir. Hırsızlık ve zinamıdır?” Dedim.

Resulullah (a.s.v.)

-“Hayır namaz kılarlar, oruç tutarlar, zekat verirler ve kabul olamdı diye korkarlar. “ demektir . 23-Mu’mınun:60.

Muhammed bin Münkedir (r.a.) ağladığı zaman vucudunu göz yaşı ile siler ve :

-“Duydum ki; göz yaşı değen yeri CEHENNEM ATEŞİ YAKMAZ. Derdi.

Sıdık (r.a.) buyuruyor;

-“Ağlayınız , ağlıyamazsanız kendınızı zorla ağlatınız .”

Kabül Ahber (r.a.) buyuruyor;

-“Allah (c.c.) yemin ederim ki; ağlayıp gözyaşımın yüzüme akmasını dağ kadar ALTIN SADAKA VERMEKTEN ÇOK SEVERİM

Kimya-yi Saadet (İmam-ı Ğazali)

Allah (c.c.) bizleri ve sizleri Kendisinden Korkan Ve Havf ve reca üzere olan Kullarından eylesin. Amin…

Fuad Yusufoğlu

dsc00887-dara-kalesi-su-sarnici-fuadyusufoglu.JPG

Dara harabeleri (Su sarnıçı)

Korkanların çoğu akibetinin kötü olmasından korkmuşlardır. Çünkü insanın kalıbı değişebilir. Ölüm zamanı müdhiş bir zamandır. O vakitte kalbin neye kara kılacağı bilinemez.

Hatta ariflerden biri şöyle der:

-“Bir kimsenin elli sene tevhid üzere olduğunu bilsem, yanımdan bir duvarın arkasına gitmek kadar uzaklaşsa, tevhid üzere olduğuna şahidlik edemem. Çümkü; KALB Halı değişebilir ve neye döndüğünü bilemem.”

Bir başkası der ki;

-“Evin kapısında şehid olmayı mı, yoksa odanın kapısında Müslüman olarak ölmeyi mi seversin? deseler, odanın kapısında ölmeyi isterim. Çünkü; evin kapısına çıkıncaya kadar İSLAM üzere kalacağımı bilemem.”

Ebu derda (r.a.) yemin etti ki:

-“Hiç kimse imanın ölüm zamanında geri alınmayacağına emin olamaz.”

Sehl-i Tüsteri (k.s.) buyuryor ki:

-“Sıdıklar her nefes te su-i hatimeden (kötü akibet) korkarlar.

Süfyan-i Servi (k.s.) ölüm zamanın da İNLEDİ VE AĞLADI ;

Yanındakiler:

-“Allah-u Teala (c.c.) nın afvının senin günahından büyük olduğunu bilmez mısın? Dediler.

Süfyan-i Servi (r.a.) Tevhid üzere (İmanla) gideceğimi bilsem dağlar kadar günahım olsa yine korkmam.“Buyurdu.

Büyüklerden biri vasiyet eyledi. Ve elinde olan bir şeyi bir kimseye verdi. Ve

-“Tevhid üzere (imanla) ölmenin nişanı şöyle şöyledir. O nişanları görünce, bu para ile, Şeker ve badem içi satın al ve şehirdeki çocuklara dağıt ve bugün Filanın sevinç günü, saadete erdiği gündür de. Eğer bunu göremezsen, insanlara söyle namazımı kılmasınlar, benimle meşgül olmasınlar. Hiç olmazsa öldükten sonra mürai olmayayım.” Dedi.

Sehl-i Tüsteri buyurur ki;

-“Murid, günaha düşmekten korkar. Arif ise küfre düşmekten korkar.”

İsa (a.s.) havarilerine:

-“Siz günahtan korkarsınız; biz peygamberler küfürden korkarız.”

Hasan- el Basri (r.a.) buyurur;

-“ Bende NİFAK olmadığını bilseydim bunu yeryüzünde olan her şey’den daha çok severdim. İçin dışa, Kalbin dile uymaması NİFAKTANDIR.”

Kimya-yı Saadet (İmam-ı Ğazali)

Allah-u Teala (c.c.) Bizleri ve sizleri Kötü Akibet’ten korusun. AMİN.

Fuad Yusufoğlu

İyi ahlaklı olmak

25 Haziran 2008

dsc05986-nusaybin-fuad-yusufoglu.JPG

Çağ-Çağ nehri (Hafka çino ) şelalesi

Biz bu asılda iyi ahlakın faziletini anlatırız.

Sonra iyi ahlakın hakikatını açıklarız. Zira Riyazet ile iyi ahlakı elde etmek mümkündür. O halde bunun yolunun nasıl olduğunu anlatalım. Sonra kötü ahlakın alametlerini söyleriz.

Daha sonra da bir kimsenin kendi ayıplarını bilmesinin çarelerini ve iyi ahlakın alametlerini, çocukları yetiştirmek ve terbiye etmeyi ve bu işin başlangıcında bulunan bir müridin mücâhede yolunu anlatırız.

İnşallah-u teala; Hak Teâla (c.c.) Muhammed mustafa’yı (Sallallahu aleyhi vesellem) iyi ahlakiyle övüyor. Ve “Elbete sen, en büyük, en güzel ahlak üzeresin.”Buyuruyor. Kalem –4

Peygamberimiz (a.s.v.) buyurdu;

-“Ben iyi ahlakı tamamlamak için gönderildim.”

Resulullah (a.s.v.) buyurdu ki;

-“Kıyamette terazıye konan en büyük şey, güzel ahlaktır.”

Resulullah (a.s.v.) huzuruna bir kimse gelip;

-“Din nedir?” diye sordu.

Resulullah (a.s.v.) Buyurdu ki:

-“İyi ahlaktır.” Sonra tekrar sağ ve sol tarafından gelip aynı şekilde sordu ve aynı cevabı aldı.

Dördünce defa sorunca;

Resulullah (a.s.v.) Buyurdu:

-“Anlamıyormusun? Kızmıyacaksın.”

Amellerin en üstünü nedir? diye sorduklarında;

-“İyi Ahlaktır.”buyurdu.

Bir kimse Resulullah (a.s.v.) a

-“Bana nasihat et.” Dedi.

Resulullah (a.s.v.) Buyurdu ki:

-“Nerede olursan Allah-u Teala(c.c.) den sakın.”

-“Biraz daha nasihat et “dedi.

Resulullah (a.s.v.) Buyurdu ki:

-“Her kötülükten sonra iyilik yap ki, O kötülüğü silsin.”

-“Biraz daha nasihat et “dedi.

Resulullah (a.s.v.) Buyurdu:

-“İnsanlarla görüşürken iyi huylu ol.”

Yine Resulullah (a.s.v.)Buyurdu ki;

-“Allah-u Teala(c.c.) kime iyi ahlak ve güzel yüz nasib ederse Cehennem ateşi onu yakmaz”

Resulullah (a.s.v.) a filan kadın gündüzleri oruc tutar, Geceleri namaz kılar, Fakat huyu kötüdür, komşularını dili ile incitir. Dediklerinde

Resulullah (a.s.v.) Buyurdu ki:

-“Onun yeri Cehennemdir.”

Resulullah (a.s.v.)Yine buyurdu:

-“Sirkenin balı bozduğu gibi, kötü ahlak da tâatı bozar.”

Fudeyli İyad (r.a.) buyurdu:

-“İyi huylu fasık ile arkadaşlığı, kötü huylu kaarı ile (Kur’an-i Kerim okuyucusu ile) arkadaşlık etmekten daha çok severim.”

Abdullah bin Mubarek (r.a.):

Kötü huylu bir kimse ile yolculuk yaptı. Ayrılınca ağladı:

-“Niçin ağlıyorsun “dediklerine. Abdullah Bin Mubârek (r.a.):

-“O zavallı benim yanımdan gitti. O kötü huyu da onunla beraber gitti ve ondan ayrılmadı.” Dedi.

Kettani (r.a.) der ki:

-“Sofu, iyi huyludur. Kimin ahlakı senden iyi ise, senen daha sofudir.

Yahya bin Muaz-ı Razi (r.a.) buyuruyor:

-“Kötü huy öyle bir günahtır ki. O oldukça hiçbir tâat fayda vermez. İyi huy (ahlak ) bir iyi taattır ki, o oldukça hiçbir günah ziyan vermez.”

İnsan iki şeyden yaratılmıştır:

Biri

VUCUD olup gözle görülebilir.

Öteki de;

RUH olup, Kalb gözü olmadan anlaşılmaz.

Bunların her ikisinin de kötülük ve iyilikleri vardır. Birine Güzel ahlak, diğerine Güzel yaratılış denir.

Kimya-yi Saadet (İmam-İ Ğazali)

Allah Teâla (c.c.) u bizleri ve sizleri İyi huylu insanlarla arkadaşlık etmeği, Ve Güzel Ahlaklı İnsan olmayı İhsan eylesin. Amin…

Fuad Yusufoğlu

Güzel Ahlakın hakikati

25 Haziran 2008

dsc06002-fuadyusufoglu-nusaybin.JPG

Çağ-Çağ deresi şelalesi (Nusaybin)

Güzel ahlakın hakıkatı nedir ve nasıldır? Bu hususta çok sözler söylenmiştir.

Her biri karşılaştığı kadarını söyleyebilmiştir. Hepsini söylememişlerdir.

Mesele;

Biri diyor ki;

-“Alnı açık olmaktır.”

Biri de;

-“İnsanların sıkıntılarına katlanmaktır.” Diyor.

Bir başkası da;

-“Karşılık beklememektir.“ diyor.

Bunun gibi çok şeyler söylenmiştir. Bunların hepsi güzel ahlakın, iyi huyun dallarıdır. Hakikati ve tamamı değildir.

Biz hakikatını ve tamam olma sınırını açıklayalım.

İnsan iki şeyden yaratılmıştır.

Biri ;

VUCUD olup, gözle görülebilir.

Öteki de;

RUH olup, KALB GÖZÜ OLMADAN ANLAŞILMAZ.

Bunların her ikisinin de kötülük ve iyilikleri vardır. Birine güzel ahlak, diğerine güzel yaratılış denir. Güzel ahlak batının (ruhun ve kalbın) suretinden ibarettir. Nitekim güzel yaratılış da zahir suretten ibarettir.

Yalnız gözün veya yalnız ağzın güzel olmasıyla yüz güzel olmayıp, burun ağız ve göz hepsinin güzel ve mütenasib olmasıyle güzel olduğu gibi

Kalb’de, İLİM, HIŞM, ŞEHVET ve ADALET kuvvetleriyle bir araya gelmeyince güzel olmaz.

İlim kuvveti:

Bununla zekiliği demek istiyoruz. Bunun güzelliği sözlerin doğrusu ile yalanını kolayca ayırmasıdır. İşlerde ki iyiliği kötülükten, itikatta Hakkı batıldan ayırmasıdır. Nitekim Allahu Teala (c.c.):

-”Hikmet (ilim) verilen kimseye, elbette çok hayır verilmiştir.”Buyurdu. Bakara -269

Gazap Kuvvetinin iyiliği:

Şeriatın emrinde olmak, şeriatın emri ile kalkmak ve oturmaktır.

Şehvet kuvvetinin iyiliği:

Serkeşlik etmemek, şeriatın ve aklın dışına taşmamaktır. Böylece şeriata uymak, akıl ve şeriatla ona kolay gelir.

Adaletin İyiliği:

Gazab (kızgınlık ) ve şehveti (arzuları) din ve aklın işaret ve yol göstermesi altında zapt etmektir.

Bunlardan her biri kötü olunca, her birinden kötü huylar ve fena işler meydana gelir. Her birinin kötülüğü iki şekilde olur. Biri haddı aşmakla, diğeri de az, eksik olmakladır.

İlim kuvveti Haddi aşarsa, ilmini kötü yolda kullanır buna cerbeze denir. Eksik oluncada budalalık ve aptalıklar yapar. Ortada olursa ondan iyi çareler, doğru görüşler, doğru düşünceler ve kuvvetli ferasetler meydana gelir.

Hışm ( gazab –Kızgılık ) kuvveti haddi aşarsa, ona tehevvür (korkusuzluk) denir.

Az ve eksik olursa, yüreksiz ve cesaretsiz derler.

Ortada olursa, Yanı ne az nede çok olursa, buna cesaret denir.

Cesaretten kerem, yüksek himmet, yürekli olma, hilm soğukkanlılık, acelesizlik ve hışmıni yenmek ve buna benzer ahlaklar doğar.

Korkusuzluktan ise, herkese bağırmak, kendini beğenmek, büyük görmek, sert davranmak kendini tehlikeye atmak ve bunun gibi huylar ortaya çıkar.

Az olursa, kendini aşağı görmek, zavallı, biçare, alçak himmetli ve zelil olmak sıfatları doğar.

Şehvet kuvveti çok fazla olursa, buna hırs denir. O zaman o kimseden hayasızlık, rezillik, mürüvvetsizlik, namussuzluk,

hased, zenginlerden sıkılmak, fakirleri beğenmemek ve bunun gibi huylar ortaya çıkar.

Eksik olursa, gevşeklik, namertlik, hissizlik, ihmalkarlık gibi huylar doğar.
Ortada olunca: İffet denir. Ondan haya, kanaat, cömertlik, sabır, zerafet ve uygunluk huyları görünür.

Bunların her birinin iki ucu vardır. Her iki ucu da kötü ve çirkindir. İkisi arasında iyi, güzel ve beğenilen vardır. İki uc arasındaki bu orta yer, KILDAN DAHA İNCEDİR. Sirat-i Müstakim ( doğru yol) bu ortadır. İncelikte de Ahiretteki sırat gibidir.

Bu sırat üzerinde doğru yürüyen, yarın sırat köprüsü üzerinde korkusuz olarak yürür. Bunun için Allah-u Teala (c.c ) her ahlak ve huyda ortayı emretti. Ve iki ucundan men ve zecr eyledi. Ve

–“Onlar ki, harcadıkları vakit ne israf, ne de sıklık yaparlar. ( harcamaları) ikisi arası ortalama olur.” Buyurdu. Furkan -67

Allah-ü Teala (c.c.) Peygamberimiz (a.s.v.)”Elini hiç vermiyecekmiş gibi bağlama ve hepsini verip yanında bir şey kalmayacak kadar da açma.” Buyuruyor. İsra-29

O halde, bilmiş ol ki;

En güzel ahlaklı, tam manasiyle, bu söylediklerimizi her iki uctan uzak ve doğru olarak bulundurandır. Tıpkı güzel yüzde, her yerin düzgün, doğru, mütenasib ve iyi olması gibidir. İnsanlar burada dört kısma ayrılmışlardır.

Devam edecek………

Kimya-yı Saadet (İmam-i Ğazali )

Allah-u Teala (c.c.) bizleri ve sizleri Güzel Ahlaklı olmayı ve güzel ahlaklı olan kullarıyla arkadaş olmayı nasıb eylesin. Amin…

Fuad Yusufoğlu

fuadyusufoglu_dsc062621-nusaybin.jpg

Şeş Ça’vi deresi başı (Nusaybin)

O halde, bilmiş ol ki, en güzel ahlaklı, tam manasiyle bu söylediklerimizi her iki uçtan uzak vedoğru olarak bulundurandır.Tıpkı güzel yüzde, her yerin düzgün doğru, mütenasib ve iyi olması gibidir.

İnsanlar bura da dört kısma ayrılmışlardır;

Birincisi:

Bütün bu sıfatların en olgun hali kendilerinde bulunandır. Aynı zamanda güzel ahlakı da en yüksek derecededir. Bütün insanlar ona uymalıdır. Bu ise Yalnız Muhammed (a.s.v.) da vardı. Nitekim mutlak ( her bakımdan ) güzel yüz Yusuf (a.s.) da idi.

İkincisi:

Bütün bu sıfatların en kötü şekilde bulunduğu kimselerdir. Bu ise MUTLAK kötü ahlaktır. Onu insanların arasından uzaklaştırmak vacibdir. Çünkü O şeytan şekline yakındır. Şeytan çok çirkin, pek kötüdür. Şeytanın çirkinliği ruhunun, sıfatlarının ve ahlakının çirkinliğidir.

Üçüncüsü:

Bu iki derece arasında olup iyi ahlaka daha yakın olandır.

Dördüncüsü:

Yine ikisi arasında olup, kötülüğe daha yakın olandır. Görünen zahiri güzellikte en güzel ile en çirkin çok az ve çoğu ikisi arasında bulunduğu gibi, iyi ahlak da böyledir. O halde herkesin gayret etmesi, en yüksek dereceğe kavuşmasa da, yaklaşması lazımdır. Bütün huyları güzel olmazsa bir kısmı yahut kısm-i azami (çoğu) iyi olsun. Güzel yüzle çirkin yüzdeki farkların sonsuz olması gibi, ahlak da böyledir.

Güzel ahlakın açık olarak manası budur. Bu ise, ne bir, ne on, ne yüz şeyle değil, çoktur. Fakat esasi, İlim, gazab, şehvet ve adalet kuvvetleri iledir. Bunlardan başkaları bunların dallarıdır.

Bazıları, insanın dış görünüşü değişmeyip, yaratıldığı şekilde kaldığı gibi mesele kısa, uğraşmakla uzun olmaz; uzun da kısa olmaz; Çirkin güzel olmaz değip, kalbin sureti olan ahlak da değişmez diyorlar.

Yanılıyorlar.

Şayet böyle olsaydı, terbiye etmek riyazet çekmek nasihat vermek iyi tavsiyelerde bulunak boş ve lüzümsüz olurdu.

Resulullah (a.s.v.):

-“AHLAKINIZI GÜZELLEŞTİRİNİZ” Buyurdu.

Buna nasıl boş ve imkansız denebilir. Zira hayvanı bile hırçınlık ve serzeşliğinden alışkanlık ve yumaşaklık haline çevirmek mümkün oluyor. En vahşi hayvanlar bile güzel bakım ile ehlileştiriliyor. Kalb hallerini yukarıda anlatılana benzetmek yanlıştır.

İşler iki kısımdır:

Bazıları İnsanın isteği dışındadır. Mesele; Hurma çekirdeğinden istese de elma fidanı çıkmaz. Ama bakarak, büyüterek ondan hurma ağacı olur.

Bunun gibi hışm ve şehvetin aslnı, İnsanın isteği ile gidermek mümkün değildir. Ama hışm ve şehvetin aslını, insanın riyazet ile mutedil ( orta – zararsız) hale getirmek mümkündür. Bu da tecrübe ile sabittır. Fakat bazı huy hakkında daha da zor olur. Bunun zorluğu iki sebebi vardır:

Biri

Yaratılışta o huy kuvvetli yaratılmıştır.

Öbürü de;

Uzun zaman o huy ve ahlakının arzularını yapmıştır.

İNSANLAR BUNDA DÖRT DERECEDİR:

Birinci derece:

Saf olup, iyiyi kötüden ayıramaz . Huyunda bir iyileşme ve kötüleşme olmayıp, yaratıldığı şekilde kalan kimsedir. Bu ise işlemekle düzelir ve çabuk ıslah olur. Kendisine iyi ahlaklı öğretecek, fena ahlakın zararlarını bildirecek yol gösterecek bir kimse lazımdır.

Bütün çocuklar küçükken böyledir. Onların yolunu baba ve anneleri çizerler. Onlari dünyaya haris ederler. İstedikleri gibi yaşamaları için onları salıverirler. Böylece baba ve anneleri çocukların dini bakımından kanlarına girmiş olur.

Bunun için Hak teala (c.c.) :

-“Ey muslümanlar kendinizi ve evinizde olanları cehennemden koruyun “ buyurdu.

İkinci derece:

Henüz bozuk bir itikada saplanmamış, fakat daime şehvet ve gazabına uymayı huy edinmiştir. Bununla beraber bunları yapmanın iyi olmadığını da bilir.

Bunun işi daha zordur. Zira iki şeye ihtiyacı vardır. Biri bozuk ahlakı (huyu) çıkarmak, ikincisi iyilik tohumunu ona ekmektir. Fakat onda, bunu için ciddiyet ve liyakat meydana gelirse çabuk düzelir ve kötü huylardan kurtulur.

Üçüncü Derece:

Ahlakı kötüleşmiş olup, yaptığı işin kötü olduğunu da bilmez. Hatta bu huyunu kendisi güzel görür. Böylesinin düzelmesi çok nadirdir.

Dördüncü Derece:

İşlediği kötülüklerle övünendir. Bunu makbul iş sanır. BAZI İNSANLARIN, BEN ŞU ADAR İNSAN ÖLDÜRDÜM, ŞU KADAR ŞARAP İÇTİM, DEMESİ GİBİ. Bu Allah-u Teala (c.c.) tarafından bir saadet gelmeyince, ilaç kabul etmeyen bir hastalıktır.

Ahlakı düzeltme yolu (Tedavi usulü): Bu huyu kendinden atmak isteyen için bir yol vardır. O da o huyun yapmak istediği her şeyi yapmamak ona muhalefet etmektir. Zira şehveti, muhalefet etmekten başkası kırmaz.

Devam edecek….

Kimya-yi Saadet (İmami Ğazali)

Allah-u Teala (c.c.) bizleri ve sizleri KÖTÜ AHLAK-I Benimsemeyen ve kendi ahlakını düzeltmeye çalışan ve bu yolda çaba sarf eden kullarından eylesin. AMİN…

Fuad Yusufoğlu

dsc00152-nusaybin-beyaz-su-fuadyusufoglu.JPG

Navale Su başı (Nusaybin)

Ahlak düzeltmenin yolu:

Bu huyu kendinden atmak isteye için bir yol vardır. O da o huyun yapmak istediği her şeyi yapmamak, ona muhalefet etmektir. Zira şehveti, muhalefet etmekten başkası kırmaz. Her şey’i zıddı, tersi kırar,

Sıcaklıktan meydana gelen her hastalığın ilacı, soğukluktur. Hışm’den meydana gelen her hastalığın ilacı soğukkanlılık ve sukunettir

Tekebburden meydana gelen her hastalığın ilacı, tevazu ve alçalmadır.

Bahillıkten meydana gelenin de ilacı, mal vermektir.

Bütün huylar bunun gibidir.

O halde iyi işleri adet eden de, iyi huylar meydana gelir. Şeriatın iyi işleri yapmayı emretmesinin sırrı da budur. Zira bu iyi amellerden maksat, kalbi çirkin suretten, iyi surete çevirmektir. İnsanın zorla adet edindiği şey, onun tabiatı olur.

Bir çocuk daha başlangıçta mektepten ve ilim öğrenmekten kaçar ve ona zorla ilim okutulursa, onun tabiatı (huyu) olur. Büyüyünce ilimden zevk ve lezzet alsa da, oturup ilim öğrenmeye sabredemez.

Bunun gibi güvercinle oynayan, satranç veya kumar oynamayı adet edenler, tabiatları (huyları) olduğu için bütün dünya rahatlığını ve elinde olan her şey’i ona verirler. Bundan el çemezler. Hata tabiatına (huyuna) uymayanlar şeyleri yapa yapa tabiatı şeklini alır.

Hilekarlığa, dolandırıcılığa alışan, dayak da yese, eli de kesilse dayanır. Hata bununla iftihar da ederler. Bütün bunlar, adet etmenin neticesidir.

O halde tabiatın zıddı ve muhalifi, adet ile (çok yapılarak) tabiatın ayni oluyorsa, yemek ve içmenin bedene uygun olması gibi tabiata uygun olan şeylerin adet yoluyla tabiat edilmesi daha kolay olur. Allah-u Teala (c.c.) yı tanımak. O’na itaat etmek, şehvet ve gazabına hakim olmak insanın kalbinin tabiatına (yaratılışına ) uygundur.

Çünkü KALB melekler cinsindendir. Meyli bunun hilafına olan kimse, hasta olmuş, gıdası kalbini bozmuştur.

Bazı hastalar, yemeği sevmez ve kendine dokunan şey’leri ister. O halde Alah-u Teala(c.c.) yı tanımaktan ve O’na itaat etmekten başkasını seven hastadır. Nitekim: Allah-u Teala (c.c.) :

-“Kalblerinde hastalık vardır.(bakara-10) ve kurtuluş, Allah-u Tealaya selim kalb ile gelenlerdir.” (Şuara-88) buyuruyor.

Vucudun hasta olması, bu dünyada ölüme götürdüğü gibi, kalbin hasta olması da öbür dünyada ölmeye götürür. Hastanın nefsine muhalefet edip, Hekimin emri üzere acı ilaçları içmesinden başka kurtulma ümidi olmadığı gibi, Kalb hastalığının tedavisi için de nefsinin isteklerine uymayıp, şeriatın sahibinin (Alayhisselam) emrini kabul lazımdır.

ÇÜNKÜ:

İNSANLARIN KALBLERİNİN TABİBİ O’DUR.

Bedenin ve kalbin tedavisi bir yoldadır. Sıcağı soğutmak,yahut soğuğu ısıtmak gibidir. Bunun gibi KİBRİ çok olan kimse, zorla tevazu ederse şifa bulur. Bir kimsede tevazu galib olup, zilleti hadına gelirse uğraşarak kibirlenmekle şifa bulur.

Demek ki; güzel ahlakın üç sebebi vardır:

BİRİNCİSİ:

Asıl fıtrattır (yaratılıştır). Bu ise Allah-uTeala (c.c.) nin ihsanı ve fazlıdır. Bir kimse güzel huylu ve alçak gönüllü yaratılmış olur. Böyle insanlar çoktur.

İKİNCİSİ:

Zorla iyi işler yaparak, onları adet halına getirir.

ÜÇÜNCÜSÜ:

İşleri ve ahlakı iyi olan insanları devamlı görür. Ve onlarla arkadaşlık eder. Bu güzel huylar kendiliğinden onun tabiatı olur. Bundan haberi bile olmaz.

Yaratılışında iyi huylu olmak, iyi kimselerle arkadaşlık etmek ve iyi işleri adet halına getirmek şeklınde olan bu üç saadete kavuşan, en yüksek dereceye ulaşır. Bu üçünden mahrum kalan, yanı fıtratı eksik olan, kötü kimselerle rkadaşlık eden ve kötü işleri kendine adet eden, şakilik (Asilik veya kafirlik) te en yüksek derecede olur. Bu ikisi arasında çok dereceler vardır.

Bazilerında iyilik, bazılarında kötülük bulunur. Herkesin saadet ve felaketi kendisindeki bu huylar ölçüsündedir.

-“Zerre kadar amel işleyen onu görür ve zere kadar kötülük işleyen onu görür.” Zülzal 7-8 Ayeti kerimedir.

Ameller, azalarla yapılıyorsa da, Bunlardan maksad KALBİ DEĞİŞTİRMEKTİR. Zira o aleme ancak kalb ile gidilebilir. Daima olgun ve güzel olması lazımdır ki, Allah-u Teala (c.c.) nın huzuruna layık olsun.

AYNA parlak ve passız olunca, Melekuttaki suretler de onda görünür. Hatta öyle bir cemali seyreder ki sıfatlarını duyduğu cennet o’nun yanında aşağı kalır. Her ne kadar bedenin de o alemden nasibi var ise de, Esas KALB’DİR, ve vucud ona tabidır. Beden Ayrıdır. Kalb de ayrıdr. Zira kalb, alemi melukttendir. Beden ise alemi şehadettendir.

Kalb bedenden ayrı olmakla beraber, kalbin onunla alakası vardır. Zira beden ile yapılan iyi bir işten kalbe bir nur ulaşır. O nur saadet tohumudur. Yaptığı her kötü işten kalbe bir zülmet iner. O zulmet şekavatin tohumudur. Bu alaka sebebi ile insanı bu dünyaya getirdiler. Böylece bu bedenden tuzak ve alet yapıp, kendi için kemal sıfatlarını elde eder.

Mesele

Yazı yazmak san’atı kalbin bir sıfatıdır. fakat bunu yapan parmaktır. Bir kimsenin yazısının iyi olmasını isterse, çaresi zorla çok yazı yazar. Böylece bunların arasında güzel yazı bulunabilir. İYİ OLAN YAZİNİN SURETİNI KALB ALIR ve parmağa yazdırır. Bunun gibi hariçteki, dıştaki iyi işten, kalbi iyi huy elde eder. Klabteki sıfat ve huy iyi olunca işler de o huya göre meydana gelir.

O halde bütün saadetlerin başlangıcı uğraşarak iyi iş yapmaktır. Bunun neticesi, meyvesi de, kalbteki sıfatlarını iyi etmektir. Sonra da onun nuru dışarıya vurur ve hayırlı işler istiyerek yapılır.

Bunun sırrı da kalb ile beden arasındaki ilgidir. Birbirlerine te’sir ederler. Bunu içindir ki, gaflet ile olan iş beyhude olmuş olur. Zira o iş, kalbi kendisinden gafil ederek hiç bir sıfat vermez.

Devam edecek…..

Kimya-yi Saadet (İmam-i Ğazali)

Allah-u Teala (c.c.) bizleri ve sizleri Güzel ahlak ile Ahlaklandırılan Kullarından Eylesin. AMİN…

Fuad Yusufoğlu

r8211-fuadyusufoglu-girnavas.jpg

Girnavas şelalesi (Nusaybin)

Güzel Ahlakın Alametleri vardır:

Allah-u Teala (c.c.) Kur’anı kerimde mu’minleri vasf ederken buyuruyor:

-“Namazlarını huşu ile kılan, lüzümsüz şeylerden uzak duran mu’minler elbette kurtuldular” (Mu’minun 1-3…) ayetler devam ediyor;

Ve sonunda,

-“Böyle kimseler varislerdir. “(Müm’inun -10…) buyuruyor.

Yine orada buyuruyor:

-“Tevbe, ibadet ve hamdedenler.” Ta “mu’minlere müjde ver. (tevbe112 ) e kadar devam eder ve yine buyurur.” Allah-u Teala (c.c.) nin makbul kulları, yeryüzünde sekine ve vekar ile yürürler, cahiller kendileriyle ebedsizce konuşunca,maruz olmaktan sakınıp yumuşak söz ile günahden salim olurlar.”(Furkan-63.)

Munafıkların alametleri kısmında anlatılanların hepsi, kötü ahlakın alametleridir.

Nitekim Resulullah (a.s.v.) Buyuruyor:

-“Benim himmetim namaz, oruç ve ibadettir. Munafığın himmeti (maksadi) hayvan gibi yemek ve içmektir.”

Hatem-i Esem (r.a.) der ki;

Mu’min tefekkür ve ibret alma, ile munafık ise hırs ve amelle meşgül olur.

Mu’min :

Allah-u Tela(c.c.) den başka herkesten emin olur, munafık ise Allah-u Teala (c.c.) den başka herkesten korkar.

Mü’min:

Alah-u Teala(c.c.) den başka herkesten ümidi keser, Munafık ise : Allah-u Teala (c.c.) den başka herkesten ümid eder.

Mu’min :

Malını din uğrunda feda eder. Ve ağlar. Munafık ise, günah işler ve güler.

Mu’min:

Yalnızlığı ve halveti sever, munafık kalabılığı ve insanlara karışmayı sever.

Mu’min:

Daima eker ve biçemiyeceğinden korkak, munafık ise ekmez ve ekmeden biçmek ister.

Büyükler buyurmuştur;

-“Güzel ahlak, haya ve edebli olmak,
-”Az konuşmak ,
-”Eziyetsiz olmak,
-”Doğru söylemek,
-”İyilik yapmak, istemek,
-ӂok taat etmek ,
-”Az kusur yapmak,
-”Herkesin iyiliğini istemek ,
-”Herkes hakkında iyilik yapmak,
-”Herkese şefkatlı olmak,
-”Vakarlı durmak,
-”Acele etmemek,
-”Kanaat sahibi olmak,
-”Şükr edici olmak
-”Sabırlı olmak,
-”İnce kalblı olmak,
-”Yumuşak huylu olmak,
-”Eli kısa ve temasız olmamak ,
-”Sövmemek,
-”Lanet etmemek,
-”Giybet etmemek,
-”Söz taşımamak ,
-”Kötü söz söylememek ,
-”Aceleci olmamak,
-”Kin tutmamak,
-”Hased etmemek,
-”Alnı açık olmak,
-”Tatlı dili olmak,
-”Sevdiğini ve sevmediğini, Allah (c.c.) için sevmek ve sevmemektir.”

Bil ki;

Güzel ahlak en çok sabırda ve insanlardan gelen eziyetlere katlanmaktır.

İbrahim-i Edhem (r.a..) sahrada dolaşıyordu.Yanına bir asker gelir,

-“Sen kul musun? ( köle misin?) .deyince

İbrahim Edhem (r.a.);

-“Evet “ buyurdu.

Asker:

-“İnsanlar nerede yaşıyorlar? “ dedi. Kabristanı gösterdi

Asker:

-“Ben abadanı ( memur yeri, insanların yaşadıkları yeri ) soruyorum deyince

İbrahi-i Edham (r.a.);

-“Orasıdır.” Dedi

Asker başına bir sopa ile vurunca, İbrahi Edhem (r.a.) kanlar içinde kaldı.

Asker İbrahi-i Edhem (r.a.) i tutup şehre getirdi. İbrahimi edhem (r.a.) in ashabi onu görünce Askare:

-“Ey ebleh (ahmak) bu zat ibrahem-e Edhemdir “ deyince, Asker attan indi, ayağını öptü ve

-“Niçin ben kulum (köleyim ) dedin?” dedi.

İbrahim-i Edhem (r.a.)

-“Allah-u Teala (c.c.) nın kuluyum da onun için.” Buyurdu.

Asker;

-“ Sana abadanı sorduğum zaman, kabristanı gösterip, abadan orasıdır, dedin. Bunun sebebi ne idi ? “

Buyurdu ki;

-“ Bütün bu şehirler harabolacak da ondan.” Sonra buyurdu:

“Başıma vurduğu zaman ona dua ettim.”

-“Niçin ?” dediklerinde

Buyurdu ki;

-“Onun sebebiyle bu işe sevaba kavuşacağımı biliyordum. Onun sebebiyle iyiliğe kavuşmama karşılık, benim sebebimle ceza görmesini istemedim. “

Ebu Osman-i Hiyeri’yi (k.s.) imtihan etmek için bir kimse evine davet etti.Kapıya gelince, içeriye almayıp:

-“Bir şey kalmadı” dedi.

Ebu Osman-ı Hiyeri (k.s.) gitti. Bir zaman sonra, arkasına gidip onu çağırdı. Geri döndü. Bir kaç defa böyle tekrar etti. Her çağırışında geri döndü ve kovulup gitti.
Nihayet ev sahibi ;

-“Bu civanmertliğinize ( güzel halınıza ) şaşıyorum.” deyince ;

Ebu Osman-ı hiyeri (k.s.);

-“ Benim bu haraketim nihayet bir köpeyin haraketinden daha üstün değildir. Çünkü köpekte de aynı huy vardır. Çağırırsan gelir, kovarsan gider. Bunun ne kiymeti vardır? “buyurdu.

Ebu Osman hiyeri (k.s.) Nişapur sokaklarından birinden geçerken bir evin penceresinden üzerine kül döktüler. Elbisesini silkti, temizledi ve şükretti.

-“Ne için Şükrediyorsun?” dediklerinde,

-“Ateşe müstehak olan bir kimseye, ateş yerine kül dökerlerse elbette şükür edilir? ” buyurdu.

Devam edecek…..

Kimya-yı Saadet (İmam-ı Ğazali)

Allah-u teala (c.c.) Güzel ahlakın; amellerini bizim huyumuza sirayet ettirip kalbimizda kalıcı kılsın. Amin

Fuad Yusufoğlu

Tevbe- 5

27 Haziran 2008

Çağ Çağ deresi şelalesi (Nusaybin)

Rivayet edilir ki,

Utbetil Ğulam ( k.s.) namında biri vardı. Kendisi fısk-ı fucur ehlinden idi. Şarap içmek, etrafı ifsad etmekle meşhur idi. Bu serhoş ve mufsid adam bir gün Hasan el–Basri (r.a.) ‘nin meclisine girdi. Hasan El-Basri (r.a.) yanında bulunanlara:

-“İman edenlerin, Allah (c.c.) ı ve hak’den ineni zikr için, kalblerinin saygi ile yumuşaması zamanı hala gelmedi mi? (El Hadid-57/16) Mealındeki Ayeti kerimeyi okuyup tefsir etti.

Sonra öyle güzel bir konuşma yaptı ki, kendisini dinleyenleri ağlattı. Bunun üzerine cemaatten bir genç kalkıp Hasan El – Basri (r.a.) ye dedi ki:

-“Ey Muminlerin muttakisi.Yüce Allah (c.c.) benim gibi Fasık ve facir olanı tövbe ettiği zaman, tövbesini kabul eder mi ?”

Hasan el – Basri (r.a.):

-“Evet. Allah-ü Teala (c.c.) senin fısk ve fucurundan dolayı tevbe edersen tevbeni kabul buyurur.”

Utbetil ğulam ( k.s.) bu sözü işittiği zaman yüzü sapsarı kesildi ve vucudu ürperek şidetle titredi. Ve öyle bir çığlık attı ki bayılıp yere düştü. Kendine geldiği vakit, Hasan el Basri (r.a.) ona yaklaşarak şu beyitleri söyledi:

Ey Arşın Rabbına karşı gelen ası genç
Gürültülü cehennemdir hazırlanan asilere ,
Öfkesi çoktur tutulduğu gün nasiyeler,
Ateşe dayanabilirsen Allah(c.c.)’a asi ol,
Eğer dayanamazsan günahtan uzak ol,
Haberin yoktur, günahlara dalmışsın,
Nefse zayıf düştün kurtulmaya çalış sen.

Bunun üzerine Utbetil Ğulam (k.s.), büyük bir çığlık atarak gene bayılıp yere düştü. Kendine geldiğinde şöyle dedi:

-“Merhameti bol olan Allah (c.c.), benim gibi günahkarı bağışlarmı?”

Hasan El Basri (r.a.) dedi ki:

-“Günahkar olan kulun tevbesini ancak Allah (c.c.) kabul eder.”

Bunda sonra Utbetil Ğulam (k.s.) başını kaşldırıp Allah(c.c.)‘a üç çeşit dua etti.

1-“Ey Allah’ım, eğer tevbemi kabul buyurup, günahlarımı affettin ise, bana iyi bir anlayış ve ezberleme ihsan et.Ta ki Kur’an-ı Kerimden ve ilimden işittiğimi kavrayayım”

2-“Allah’ım, eğer tevbemi kabul ettin isen, bana öyle güzel bir ses ver ki, Kur’an-ı Kerim okuduğumda duyan olursa kalbi yumuşasın.

3-“Allah’ım bana helal rızık ver, beni ummadığım yerden rızıklandır.

Cenab-ı hak onun duasını kabul buyurdu.

Anlayışı ve ezberi arttı. Kuran-ı Kerim okuduğu zaman her kim işitirse tevbe ederdi.

Her gün evine iki pide ile bir tabak çorba konurdu, kimin koyduğu bilinmezdi. Bu hal ölüme kadar devam etti. İşte Allah(c.c.) a yönelenlerin hali budur. Zira Allah (c.c.) , iyi amel edenlerin mükafatını zayi etmez.

Mükaşafetil Kulub (İmam-i Ğazali)

Allah(c.c.) Bizleri ve sizleri bu fani dünyada GEÇİRDİĞİMİZ KISA HAYAT BOYUNCA Gaflet’en uyanıp Tövbe eden ve tövbesinde samimi olan sevgili kulların Yüzü suyu hürmetine afv eylesin. AMİN…….

Fuad Yusufoğlu

Dünya Sevgisi- 2

27 Haziran 2008

dsc06304-cag-cag-deresi-nusaybin-fuadyusufoglu.JPG

Şeşça’vi deresi Başı (Nusaybin)

İmam-i Ğazali (r.a.) Kimya-yi Saadet kitabında Dünya sevgisi Hakkında birkaç misalla şöyle açıklama yapıyor:

1-Misal;

Dünyanın birinci Büyücülüğü şöyledir;

Kendini sana devamlı kalacak şekilde gösterir. Halbuki O haraket eder ve devamlı senden kaçar. Fakat Tedrici ve gayet yavaş haraket eder. Dünya kendisine baktığın zaman haraketsiz görünen ve fakat daima yürüyen bir gölgeye benzer.

Bilirsin ki, ömrün devamli gidiyor ve tedrici olarak her an biraz daha azaliyor.İşte o dünyadır, senden kaçiyor, sana veda ediyor (senden ayrılıyor), sen ise bunu anlamiyorsun.

2-Misal;

Büyülerden biri de, kendini sana veriyor şeklinde göstermesi, seni kendine aşık etmesi, seninle kalacağını, bir başkasına varmayacağını ima etmesidir. Halbuki sonra aniden sana düşman kesilir. Bu erkekleri aldatıp, kendine aşık eyleyen, sonra evine götürüp öldüren, zehirleyen zalim bir dul kadına benzer.

İsa (a.s.) keşfinde dünyayi ihtiyar bir kadın şeklinde görüp sordu:

-“Kaç kocan vardır?”

Dünya:

-“O kadar çok ki sayamam.” Dedi.

İsa (Aleyhisselam):

-“Öldüler mi, yoksa seni boşadılar mı?” buyurdu.

Dünya:

-“Hayır belki hepsini ben öldürdüm.”dedi.

İsa (aleyhisselam) bunun üzerine:

-“Bu ahmaklara şaşarım ki, diğerlerine ne yaptığını görürler de yine seni isterler, hiç ibret almazlar.” Buyurdu.

3-Misal:

Dünyanın büyülerinden biri de, dışını süsleyip, bela mihnetleri örtmesi, dışına, yüzüne bakan cahilleri aldatmasıdır. Çirkin yüzünü örten, ipekli ve süslü elbiseler giyen ihtiyar bir kadına benzer.

Uzaktan onu görenler ona aşık olurlar. Ama yüzünden örtüyü kaldırınca pişman olur, üzülürler. Onun rezilliğini görürler.Hadisi şerifte geldi ki:

-“Kiyamet günü dünyayı yeşil gözlü, dişleri dökülmüş ihtiyar, çirkin bir kadın şeklinde getirirler;

İnsanlar ona bakınca :

-”Allah(c.c.) korusun Bu nedir? Böyle rezil, böyle çirkin “derler.

Onlara denir ki;

-”Bu uğruna birbirinizi kıskandığınız, Birbirinize duşman kesildiğiniz, kan döktüğünüz, Sıla-i rahmi terk ettiğiniz, ona aldandığınız Dünyadır.”Sonra onu cehenneme atarlar.

Dünya der ki:

-”Ya rabbi, beni sevenler nerededir?”

Allah-u Teala(c.c.) onların da getirilip cahenneme atılmasını emreder.

4-Misal:

Bir kimse dünyada bulunmadığından önceki ezeli ve içinde bulunmayacağı atideki seneleri ve ezelle ebed arasındeki bu birkaç günü (kendi ömrünü) hesap ederse, dünyanın bir sefer yolu olduğunu, birinci menzilinin beşik, son konağının mezar ve bunun arasında kaç konak bulunduğunu anlar.

Her yıl, bir konak gibi;

her ay bir fersah (yaklaşık olarak altı kilometre) gibi;

her gün, bir mil gibi ve her nefes bir adım gibidir.

O ise durmadan yürüyor.

Kiminin bu yoldan bir fersahi kalmış, kiminin daha az, kiminin daha çok kalmış. O ise daima burada kalacakmış gibi gamsız ve düşüncesiz oturmaktadır. On sene sonra bile kendine lazım olmayacak şey’leri düşünmekle meşgul olur. Halbuki on güne varmaz, taprak altında olacaktır.

5-Misal:

Dünya işlerinden insanın karşılaştığı kendisine az görünür, bununla meşguliyetinin uzun sürmiyeceğini zaneder. Belki de işlerinin yüz tanesinden bir tanesi ortaya çıkar ve ömrü o işte geçer.

İsa (a.s.) buyuruyor:

-“Dünyayı arayan, deniz suyu içene benzer. Ne kadar çok içerse, daha çok susar, içer içer, nihayet ölür. Fakat susuzluğu, harareti eksilmez.”

Bizim Peygamberimiz (Aleyhi efdalüssalati ve ekmelüttehiyyat) buyuruyor:

-“Bir kimsenin suya girip, ıslanmaması mümkün olmadığı gibi, dünyada olup da ona bulaşmamak mümkün değildir.”(C.zühd,3 H. Rikak;2)

6-Misal:
Dünyayi sevenler, dünya işleri ile meşgül olup ahreti unutanlar; Gemide bulunup, bir adaya yanaşıp kaza-yı hacet ve taharet için dışarıya çıkanlar gibidir.

Kaptan, bağırır ve der ki;

-“Hiç kimse fazla kalmasın. Temizlikten başka bir şeyle meşgul olmasın. Gemi hemen kalkacak.”

Onlar adaya dağılırlar. Akıllı olanlar, çabucak temizlenip geri dönerler. Gemiyi boş bulup daha güzel ve uygun bir yer tutup oraya otururlar.

Diğer bir grup, adanın güzelliğine acayipliğine şaşar, kalırlar. Onu seyre koyulurlar. Ondaki çiçeklere, tatlı tatlı öten bülbüllere, etraftaki süslü çakıl taşlarına bakar kalırlar. Geri dönünce gemide rahat bir yer bulamazlar, dar ve karanlık yerde otururlar. Oranın sıkıntısını çekerler.

Diğer bir grup, yalnız bakmakla kalmayıp, o süslü güzel çakıl taşlarını, çiçekleri toplarlar, beraberinde götürürler; gemide yer bulmazla, dar bir yere sıkışır, kalırlar ve çok defa o çakıl taşlarını omuzları üzerinde taşırlar. Bir iki gün geçince o güzel renkler solar, kararır, onlardan nahoş kokular gelmeye başlar. Atacak yer bulamazlar. Pişman olurlar, onların yükünü ve sıkıntısını omuzlariyle çekerler.

Bir başka grup, adanın güzelliğine şaşar ve öyle kalırlar. Gemiden uzak kalıp gemiyi kaçırırlar. Kaptanın sesini duymazlar. Adada kalırlar. Böylece bazısı açlıktan ölür. Bazısını yırtıcı hayvanlar öldürür.

Birinci grup;

Takva sahibi mü’minlere benzer, sondakiler de kafirlere. Zira kendilerini, Allah-u Tealayı (c.c.) ve ahreti unutturlar. Bütün varlıklarını dünyaya verdiler.
Ayeti kerimede,

-“Ahrete nisbetle ,dünya hayatını daha çok sevdiler.” buyuruldu. (Nahl-107).

Aralarında bulunan iki gurup, asiler gibidir. İmanın aslını korudular, fakat dünyadan el çekmediler. Bir kısmi fakirlikten pay aldı. Bir kısmı çok ni’metler toplayıp, yükü ağır oldu.

Kimya-yi Saadet (İmam-i Ğazali)

Allah-u Tesala (c.c.) bizleri ve sizleri dünyanın büyüsüne aldanmayan ve Salih Amaller işleyen kullarından Eylesin. AMİN…

Fuad Yusufoğlu

Dünya’nın iç yüzü

28 Haziran 2008

dsc00626-beyaz-suyun-siyah-suyla-birlestigi-yer.JPG

Navale-SİPİ- Nusaybin

Dünya sevgisi:

İmam-i Ğazali (r.a.) Kimya-yi Saadet kitabında dünya’yı sevenleri şöyle izah ediyor:

Bundan ötürüdür ki, Hadisi şerifte bildirildi:

-“Kiyamet günü dünyayı şöyle şöyle vaziyette ihtiyar bir kadın şeklinde getirirler.”

Onu gören herkes:

-“Senden Allah (c.c.) sığınırız.” Derler.

O zaman onlara :

-“Uğruna kendinizi helak ettiğiniz dünya budur.” Denir. Onu görenler, o kadar mahcup olur, o kadar utanırlar ki, bu mahcupluk ve utanmadan kurtulmak için ateşe atılmak isterler.

Bu rezalet şuna benzer:

Anlatırlar ki,

Padişah oğlunu evlendirmiştir. Oğlan o gece önce şarap içip, sarhoş olunca zifaf arzusuyla dışarıya çıktı. Odaya girmek istedi, yolunu şaşırdı ve saraydan çıktı. Yoluna devam etti.

Bir yere geldi, içinde kandil yanan bir ev gördü. Hanımının odasına geldiğini zannetti. İçeri girince insanların uykuda olduğunu gördü. Ne kadar seslendiyse de cevab veren olmadı. Uyuyorlar zan eti. Üstünde yeni bir örtü bulunan birini gördü. Gelin budur dedi. Onun yanında yattı. Üstünden örtüyü kaldırınca, burnuna güzel bir koku geldi.
Kendi kendine:

-“ Şüphesiz Gelin budur, çünkü çok güzel kokuyor” dedi.

Sabaha kadar onunla mübaşeret eyledi. Dilini onun ağzına koydu. Bir yaşlılık hisetti. Zanettiki, kendsine yakınlık gösteriyor ve üzerine gül suyu döküyor. Sabah olup, kendine geldiği zaman, etrafına bakındı.

Orası putperestlerin mezarlığı idi. Uyuyanlar ölüler idi. Üstünde yeni örtü olup, gelin sandığı ise, o yakınlarda ölmüş ihtiyar, çirkin bir kadındı.

O güzel koku öldüğü zaman bedenine sürdükleri güzel koku idi. Dili ile hisettiği yaşlılıklar ise, onun pislikleri idi. Kendine bakınca, yedi azasını (yanı bütün vucudunu ) pislik içinde gördü.

Ağzında ve boğazında onun ağzının suyundan bir acılık ve fenalık buldu. Bu rezalet ve, bu mahcubiyet ve pislik içinde gömülmüş halinden utanıp ölmek istedi. Padişah yahut askerleri almaya geldiklerinde, kendisini görür diye çok korktu.

O düşünceler içerisinde iken Padişah ve kumandanları onu aramaya çıktılar, ve onu bu pisliğin ve alçaklığın içinde gördüler. O ise, bu alçaklık ve rezaletten kurtulmak için yerin dibine girmek istedi.

O Halda yarın kiyamet günü dünyayı sevenler, dünyanın lezzet ve şehvetlerini bu şekilde görürler. Şehvet ve arzularının çokluğundan kalblerinde kalan eser ve izler, o kimsenin boğazında, dilinde ve bedenindeki pislikler ve acılıklar gibidir.

Hata ondan da fenadır. Çünkü öbür dünyadaki işlerin tamamı ve zorluğu örnekle anlatmaya gelmez. Fakat bu ruha ve kalbe olan utanma ve mahcubiyet ateşi denen ateşlerden, bedenin habersiz olduğunu gösteren basit bir numunedir.

Kimya-yi Saadet (İmami Ğazali)
Allah (c.c.) bizleri ve sizleri bu kötü dünya lerrinden muhafeza eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu