‘Musa aleyhisselam’ olarak etiketlenmiş yazılar

dsc00011-cag-cag-baraji-fuadyusufoglu.JPG

Çağ-çağ barajı (Nusaybin)

Musa Aleyhisselam’ın, kendisine alışmış bir arkadaşı vardı. Bir gün arkadaşı Musa Aleyhisselam’a şöyle der:

-“Ey Musa (a.s.) Allah (c.c.) dua et, bana kendisini tam manasiyle bildirsin.”

Musa (a.s.), Allah (c.c.) a dua eder. Musa (a.s.) ın duası kabul olur. Bu bir arkadaşını vahşi hayvanlar içinde bulur ve hemen arkadaşını kaybeder. Bunun üzerine şöyle niyazda bulunur,

Musa Aleyhis selama:

-“Ey RABBIM, Kardeşim, kendisine alıştığım arkadaşım. Ben o onu kayıbettim”

Musa Aleyhisselam’a Allah (c.c.) tarafından şöyle nida gelir:

-“Ey Musa, Beni tam bilen kimse insanların arasına asla katılmaz.”

Haberlerde Şöyle varid olmuştur:

İsa (a.s.) ile Yahya (a.s.) her ne zaman çarşıya çıksalar, kendilerine bir kadın sataşırdı. Bir gün aynı hal vuku bulunca,Yahya (a.s.) şöyle der:

-“Allah (c.c.) a yemin ederim ki, o kadının sataşmasını his etmedim.”

Bunun üzerine İsa (a.s.) sorar:

-“Sübhanallah, vucudun benimledir. Fakat kalbin nerededir.”

Bu soruyu Yahya (a.s.) şöyle cevablandırır:

-“Ey teyzezadem, eğer kalbim bir lahza olsun Allah (c.c.) ın gayrina mutmain olsa, ben Allah (c.c.)ı tam bilmedim zanederim.”

Denilir ki;

Allah (c.c.) ı tam bilmenin doğruluğu, dünyadan tam uzaklaşmak.Yalnız Allah (c.c.) ile olmak ve Allah(c.c.) ın nurunu gördüğü zaman bayılacak şekilde muhabbet şarabından sarhoş olmakla olur.

Mükaşefetti-ül Kulub (İmam-i Ğazali)

Allah-u Teala hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri: Allah (c.c.) ı Tam bilen,Kavrayan ve idrak eden kullarından eylesin. AMİN…

Fuad Yusufoğlu

dsc00264-fuadyusufoglu-ava-res.JPG

Navale Reş (Nusaybin)

Bir kimsede Allah-u Teala (c.c.) yı isteme arzusu meydana gelince;

Allah-u Teâla (c.c.) nln;

-“Halis, Mü’min olarak ahreti dileyen, onun için bir Salih amel işleyerek ahreti isteğenin bu çalışmaları Allah-u Teâla (c.c.) katında makbuldur.” İsra-17 Buyuruduklarından olur.

O yolda yürümek manasında olan çalışmanın ne olduğunu bilmek lazımdır.

Salike (din yolunda ilerleyen) en önce lazım olan şartları yerine getirmek, sonra bunlara sıkı tutunmak ve sonra da etrafını sularla çevirip KALE GİBİ OLMAK LAZIMDIR.

Birinci Şart;

Kendisi ile Hak Teala (c.c.) arasındaki perdeyi kaldırmaktır. Ancak böylece haklarında Allah-u Teala (c.c.) nın;

-“Önlerine ve arkalarına perde koydu.”Yasin-9 buyurudklarından olmaz.

Perde dörttür:
MAL:
MEVKİ
TAKLİD:
MASİYET:

Mal:

Mal’ın perde olması şöyledir ki, kalbi meşgül eder.Halbuki kalb Allah-u Teala (c.c.) dan gayri şeylerden boşalmadıkça, ilerlemek olmaz. O halde mali aradan kaldırmak lazımdır. Ancak meşgül olmayacak kadar ihtiyaç miktarınca olmak perde olmaz.

Mevki :

Mevki ve makam perdesinden kurtulmak, bunlardan kaçmakla olur. Kimsenin bilmediği yere gitmelidir. Meşhur olunca, daima insanlarla lezzet ve kabullerle meşgül olur. İnsanlardan lezzet alan ise hakka kavuşamaz.

Taklid:

Taklidin perde olması şöyledir ki; bir kimsenin mezhebine ittikad edince, cedel (mucadele-münakaşa) yolu ile olan sözlerini dinler. Kalbinde hiç bir şey’e yer kalmaz.

Bunların hepsini unutmak lazımdır. Lailahe illallah kelimesinin manasına iman etmelidir. Bunun da esasi, onun için, Allah-u Teala (c.c.) dan başka, ibadet edeceği hiç bir mâbud yok demektir.

Arzu ve isteklerin galib olduğu kimsenin mabudu, bu istekleri olur. Bunun böyle olduğu anlaşılınca, işlerin keşfini mücadele ve munakaşa da değil, mücahede de aramak lazım olur.

Ma’siyet:

Günah kalın bir perdedir. Zira günah işlemeye ısrar edenin kalbı kararmış olur. Hak ona nasıl görünebilir? Bilhasa haram yemek, kalbi tam karartır. Helal yemek kadar kalbi nurlandıran bir şey yoktur. İşin esasi, haram rızık ve yemekten sakınmaktır. Helaldan başka şey yememelidir.

Şeriat bilgilerini öğrenip, amel etmeden önce, din ve şeriat sırlarına kavuşmak isteyen, arabi’yi ( ve tefsir için lüzumlu bilgileri) öğrenmeden Kur’anı kerim-i tefsir etmek isteyen kimseye benzer.

Bu perdeleri aradan kaldıran, abdest alıp namaza başlayacak seviyeye gelen kimse gibidir.

Şimdi uyabileceği bir imama ihtiyacı kalmış olur. Bu da yol gösterici olan MÜRŞİD’dır. Zira mürşidsiz, rehbersiz yola gitmek doğru olmaz.

Çünkü;

Yol gizlidir. Ve şeytan yolu, Hak yolu ile karışmıştır. Hak yolu birdir. bozuk yollar ise binlercedir. O HALDE BU YOL GÖSTERİCİ, YOLU BİLİCİ OLMADAN ilerlemek, yola girmek nasıl mümkün olabilir? Bir mürşid ele geçirince, bütün işlerini on ısmarlamalı ve kendi iradesine son vermelidir.

Bilmelidir ki, USTADIN HATASINDEKİ MENFAATİ, KENDİ DOĞRU İŞİNDE OLAN menfaatından daha çoktur. Mürşidinden anlayamıyacağı bir şey duyarsa, MUSA (a.s.) ve HIZIR (a.s.) ın HİKAYESİNİ HATIRLAMALIDIR. Bu hikaye mürşid ve mürid içindir.

Çünkü:

Mürşidler öyle şeyler bildirilmişlerdir ki, akıl ile anlaşılmaz.

Calinos zamanında birinin sağ parmağı ağrıdı. Mütehassis olmayan hekimler parmağına ilaç sürdüler. Hiç fayda vermedi. Colinos o parmağa ilaç koymayıp, sol omzuna ilaç koydu.

-“Bu ne bilgisislik ve akılsızlıktır hastalık parmakta, ilaç omuzda; bunun ne faydası olur.” Dediler.

Parmak iyileşti. Bunun da sebebi sinirlerin aslında bir bozukluk olduğunu anlamasıdır. SİNİRLERİN BEYİNDEN VE ARKADAN GELDİĞİNİ ANLAMIŞ OLMASIDIR. Bunu anlatmaktan maksat, müridin kalbinde hiç bir inisiyatifin bulunmaması lazım geldiğini bildirmektir.

Kimya-yi Saadet (İmam-i Ğazali)

Allah-u Teala(c.c.) hazretleri bizleri ve sizleri Mal ve mevkiye önem vermeyen Sırf kendi Rıda’sı için çalışan kullarında eylesin. AMİN…

Fuad Yusufoğlu

dsc00321-fuadyusufoglu-navale-sipi-seri-ave.JPG
Beyaz su ile siyah suyun birleştiği yer (Nusaybin)

Abdullah Bin Mes’ud (Radiyallah-u Anhu) Peygamber efendimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) şöyle dediğini rivayet etmiştir:

-“Cenabı Allah (c.c.) ın varlıkta 300 er’i var ki; Onların kalbleri Adem (a.s.) ın kalbine bağlıdır.”

-“Yine varlıkta Allah (c.c.) ın 7 Er’i var ki; Onların kalbleri İbrahim (a.s.) ın kalbine bağlıdır.”

-“Yine varlıkta Allah (c.c.) ın 40 Er’i var ki; Onların Kalbleri Musa (a.s.) ın kalbine bağlıdır.”

-“Yine Varlıkta Allah (c.c.) ın 5 Er’i var ki; Kalbleri Cebrail (a.s.) ın kalbine bağlıdır.”

-“Yine Varlıkta Allah (c.c.) ın 3 Er’i var ki; Onların Kalbleri Mikail (a.s.) ın kalbine bağlıdır.”

-“Yine Varlıkta Allah (c.c.) ın 1 Eri vardır ki; Onun kalbi İsrafil (a.s.) kalbina bağlıdır.”

-“Bu Bir Er ölürse, Allah-u Teâla (c.c.) yerine Üç’lerden birisini kor.”

-“Üç’lerden biri ölürse, Allah-u Teâla (c.c.) yerine Beşler’den birisini yerine kor.”

-“Beşler’den biri ölürse, Allah-u teâla (c.c.) yerine Yedi’lerden birisini yerine kor.”
-“Yedi’lerden birisi ölürse Allah-u Teâla (c.c.) yerine Kırk’lardan birisini yerine kor.”
-“Kırk’lardan birisi ölürse, Allah-u Teâla (c.c.) yerine Üçyüz’lerden birisini yerine kor.”
-“Üç yüz’lerden birisi ölürse, Allah-u Teâla (c.c.) yerine HALK’TAN BİRİSİNİ YERİNE KOR.”

-“Allah-u Teâla (c.c.) bunlarla canlandırır, öldürür, yağmur yağdırır, bitki yeşertir. Musibet ve belaları bu Ümmet’ten Def’eder.

Abdullah Bin Mes’ud (r.a.) denildi ki;

-“Allah (c.c.) nasıl bunlarla canlandırır. Ve öldürür.”

Abdullah (r.a.) Dedi ki;

-“Çünkü bunlar halkın çoğalmasını istiyorlar, (dua ediyorlar) bunun için çoğaliyor, zalimlere de Beddua ediyorlar bunun için kırılıp mahv oluyorlar. Yağmurun yağmasını isterler, bunun için yağmur yağar.
Bitkinin bitmesini isterler, bu sebeple yerden bitki biter.
Dua ederler. Allah(c.c.) da o sebeple bela ve musibeti def eder.“

Ebu Nuaym, İbni asakir ve muteber hadis imamlarından başka kimseler rivayet etmiştir.

Tenvir-ül Kulub

Allah-u Teâla hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri; Kendi sevgili kulları olan bu Er’ler hürmetine:
Kötü insanların şerrinden, Bu kötü dünyanın şerinden, kazalarından, Afet ve belalarından muhafaza eylesin. AMİN…

Fuad Yusufoğlu

Çağ-Çağ Barajı (İlkbahar mevsimi) Nusaybin

Enes Bin Mâlik (Radiyallah-u anhu)- 6

Enes bin Mâlik (r.a.), Resul-i Ekrem (Sallallahu aleyhi ve selem) in mübarek ağızlarından Sidret-ül Münteha’ya kadar olan yolculuğu anlatıp, bundan sonraki durumları ve namazın farz oluşunu, Yine Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve selem) ın Mübarek dilinden şöyle bildirir.

-“Cebaril aleyhis selam beni Sidret-ül Münteha’ya götürdü. Bir de ne göreyim, yaprakları fil kulakları gibi, meyveleri küpler kadar bir ağaç var. Bu ağacı Allah-u Teâlâ’nın Celâl ve azâmeti o kadar kaplamış ve bürümüş ki, bu yüzden durumu değişmiş ve çok güzelleşmiş. HİÇ KİMSE ONUN GÜZELLİĞİNİ ANLATAMAZ.”

Bu sırada

-”Allah-u Teâlâ bana vahyedeceğini vahy etti. Bana her gün ve gece için Elli vakit namazı farz kıldı. Altıncı kat Sema’da bulunan Musâ (a.s.) nın yanına inince,”

Bana;

-“Rabbin ümmetine neler farz kıldı?” dedi.

-”Elli vakit namaz,” dedim.

Musa (a.s.) bana,

-”Rabbinden bu miktarı hafifletmesini dile, çünkü ümmetin bu kadara tahammül edemezler.” Ben, Ben-i İsrâil’i denedim,” dedi.

Bunun üzerine, Rabbimle münacat ettiğim yere dönüp, elli vakit namazı hafifletmesi için yalvardım. Allah-u Teâlâ, elli vaktin, beş vaktini indirdi. Bu durumu Musa (a.s.) ya söyleyince,”

-”Ümmetin bu kadara da dayanamaz, sen yine Allah-u Teâlâ’dan bunun hafifletmesini, dile” dedi.

Bu şekilde Rabbim ile Musa (a.s.) arasında gidip geldim. Nihayet Allah-u Teâlâ,

-“Yâ Muhammed! Farz kıldığım namazlar, her gün ve gecede kılınacak olan beş vakit namazdır. Her namaz için on sevap vardır. Bu bakımdan sonunda yine elli namaz olur. Bir kimse hayır yapmak isterde, onu yapamazsa, ona bir sevab yazılır. O iyiliği yaparsa, on sevap yazılır. BİR KİMSE KÖTÜLÜK İŞLEMEK İSTER DE YAPAMAZSA, ONA HİÇBİR ŞEY YAZILMAZ. O kötülüğü işlerse, bir tane günah yazılır.” Buyurdu.

Buradan tekrar Musa (a.s.) nın yanına uğradım.

-”Olup bitenleri anlattım. Musa (a.s.) yine Rabbinden bunun da hafifletmesini iste,” dedi.

Bunun üzerine Resulullah (Sallallahau aleyhi ve selem) Rabbime çok müracaatta bulunduğum için utanıyorum.” Buyurdu.

Resulullah (Sallallahu aleyhi ve selem) ın Enes bin Mâlik (r.a.) e nasihatları;

-“Ey oğul! Elinden geldiği kadar abdestli ol. Çünkü kim abdestli olarak ölürse ona şehidlik sevabı verilir.”

-“Ey Enes! Rüküda ellerinle dizlerini sıkıca tutup, parmaklarını birbirinden ayır, dirseklerini yanlarına yapıştırma. Rükûdan kalkınca, her uzvun tam olarak yerine gelsin. Allah-u Teâlâ kıyamet gününde, rükû ve secde arasında BELİNİ DOSDOĞRU YAPMAYANA NAZAR ETMEZ. Secde ettiğin zaman, alın ve ellerini iyice yere koy, horozun yeri gagalaması gibi gagalama, secdede kollarını yere sererek, köpeklerin veya tilkinin yatışı gibi yere serilme. Namazda sağa sola nazar etmekten sakın.”

-“Ey oğul! Kimse hakkında kötülük beslemeden sabahlamaya ve akşamlamağa çalış. Bunun başarırsan, hesabın kolay olur.”

-”Müslümanlardan büyüklere hürmet, küçüklerine merhamet et.”

Katâde (r.a.) Hazret-i Enes (r.a.) e Resulullah (Sallallahu aleyhi ve selem) en çok yaptıkları duâ’nın ne olduğunu sorunca;

Hazret-i Enes (r.a.);

-“Allahümme Rabbena âtina fiddünya haseneten ve fil ahreti haseneten ve kınâ azâbennar.” Duâ’sını çok okuduklarını bildirdi.

Katâde (r.a.) Hazret-i Enes (r.a.) in duâ edeceği zaman bununla duâ ettiğini veya duâ’sına bu duâ’yı da ilave ettiğini nakleder.

Devam Edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Enes bin Mâlik (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu