‘rahmet’ olarak etiketlenmiş yazılar

dsc00736-cag-cag-baraji-nusaybin.JPG

Çağ-Çağ barajı (Nusaybin)

Büyükler buyurmuşlardır ki;

-”Gönül Allah-u Teala’nın nazar ettiği bir yerdir Çalış oraya gir. Hak Teala’nın nazarına kavuşursun. Bir veli’nın gönlünden düşmek Arş ‘den Yer’e düşmekten daha kötüdür.”

İblis Kalıpten çıkıp gördüklerini anlattı. Dedi ki;

“-İçerisi şehir gibidir Dolaşmak kolaydır, lakin bir hazıne gördüm, içine giremedim. Sırrına da
vakıf olamadım. Bu sebepten canım sıkıldı Kalbim kıvrıldı.

Sonra dedi ki;

“-Ey arkadaşlar. Eğer HÂK TEÂLA bunu bizden daha kiymetli tutarsa siz ne yaparsınız.

Oradakiler:

-”Kabul eder tabi oluruz..”dediler.

İblis kalbinden geçirdi ki;

-”Eğer bunu tercih ederse ben ASİ olurum. Eğer bani tercih ederse onu helak ederim.”

Halbukı Hak Teala kur’anı Kerim’de (Ben sizin gizli ve aşikar işlerinizi bilirim.) buyurdu.

Hâk Teâla, Adem (a.s.) ın kalıbına RUH vereceği zaman Cebrail (a.s.) a :

“-Habibi’min Nuru’nu getir Adem (a.s) ın iki kaşı arasına EMANET olarak koy. Buyurdu.

Büyükler buyurmuşlardır ki;

-”Avcılar bir avuç toprak altına yem koyup tuzak hazırlarlar. Kuş o yemi görüp tuzağa tutulur.

Hak Teala da Adem (a.s.) ın toprağına o NUR’U koydu. Ruh kuşu onu görüp meyletti. Böylece ruh bedene tealluk etti.

Adem (a.s.) ın vucudu Hak Teala’nın kudretiyle tamam oldu. Hak Teala alem-i emr’den olan ruh’a

“-Şu yaratmış olduğum cesede gir.” Diye emr etti.

Ruh baktı. Karanlık bir yer gördü. Özür dileyip girmek istemedi. Hak Teala üç kere hitab etti..Ruh özür diledi.

Sonunda Hak Teala:

“-İstemiyerek gir, istemiyerek çık.” Buyurdu.

Çünkü ruh latiftir Madde değildir. Cesed ise madde olduğu için ruh girmek istemedi. Lakin bu cesedin alnında .Sultan-i Embiya’nın ışığı ile göz pınarından zevk ve şevk ile cesede girdi. Adem (a.s.) dimağı hayat buldu..

Ruh yüzyıl dimağ içinden döndü sonra vucudu dolaşmaya başladı. Her nereye gitse saksı gibi olan beden et ve kan olup canlandı. Gözüne ulaşınca görmeye başladı.. kendi bedenine baktı. Henüz vucudunun bazı yerleri balçık idi. Lakın alnındeki nurdan ışıl ışıl parliyordu.

Rivayet olunurki;

Adem (a.s.) mübarek gözlerini açınca arşa baktı. Orada ; Orada (LE İLAHE İLALLAH MUHAMMEDÜN RESÜLULLAH. ÜMMETÜN MÜZNİBETÜN VE RABBUN ĞAFUR) Yazılmiş gördü. İki şey düşündü. Habibullahın şanını, yüksekliğini ve ümmetinin günahkarlığını. Hayret etti.

Hak Teala’den sual etti.:

“-Ya Rabbi, bu kimdir ki ismini kendi ismin ilen yan yana yazdın?”

Hak Teala buyurdu ki ;

“-Evladınden bir peygamberdir. Senden yahud evladınden bir zelle sadır olsa, onun şefaatiyle afv ederim.
Adem (a.s.) hatırına şöyle geldi ki; (Babanın oğula şefaat etmesi daha uygun olurdu. Acebe niçin aksı oldu ?)

Hâk Teâla Cebrail aleyhısselam’a buyurdu ki;

“-Ya Cebrail, çabuk koş, yetiş. Adem’i o düşünceden kurtar. Yoksa helak olur.

Cebrail (a.s.) bir anda geldi Adem (a.s.) göğsünü yardı. O endişenin yarısını çıkarıp toprağa gömdü.Yarısı Adem (a.s.) in kalbinde kaldı.Yere gömülen yarıden, bir ağaç meydana geldi. Sonra bu ağaç hataya sebep oldu. Kalbınde kalan yarıdan nefs-i emare hasıl oldu.

Ondan sonra ruh kulağa ve dimağın tamamına geldi o zaman aksırdı ve

-”(ELHAMDULİLLAHİ RABBİL ALEMİN )”Dedi.

Hak Teala(c.c.) de: (Yerhamüke Rabbüke velihaza halaktuke ya adem.) Yanı: (Ey adem.seni bunun için halkettim. Nimetimi yemeden şükrettin.Bende seni günah etmeden afv ettim) buyurdu.

Hak Cella ve ala hazretleri, Adem (a.s. ) in hılkatınde günaha vesile olacak sebepleri bilir ve ilacını, günah hasıl olmadan buyurdu ki bu onun merhametindendir.

Devam edecek……

Peygamberler Tarihi Mearicün Nübüvve (Altı parmak)

Allah-u Teâla bizleri ve sizleri Şeytan Aleyhilla’net in şerrinden korusun..AMİN…

Fuad yusufoğlu

dsc00741-fuadyusufoglu-nusaybin.JPG

Çağ-Çağ Barajı (Nusaybin)

Şimdi Bu hikmeti biraz daha açıklayacağız:

Allah’u Teâle (c.c.) Hazretleri İSRA Suresinin Yetmişinci ayet-i kerimesinde:(Biz İnsanlari Hayvanlar üzerine terkim ettik.) Buyuruyor.

Böylece hilafet tacını ve keramet elbisesini, Adem (a.s.) a verdi. Hak Teala yarattığı mahlukatın hepsini meleklere arz edip: Eğer sadık iseniz, bunların isimlerinden haber verin.) buyurdu.

Müfessirler derler ki:

Alah-u Teâla (c.c.) Bakar suresinin otuzunca ayeti kerimesinde : ( Ben yeryüzünde halife halk edeceğim.) buyurduğu zaman bütün melekler endişe ettiler.

Şöyle ki:

Hak Teâla’nın yarattıklarınden bizden daha kiymetli ve alim varmı ki, Allah-u Teâla (c.c.) ,kudretinin büyüklüğünü göstermek için Adem (a.s.) i halk edip eşyanın isimlerini öğretmekle onu mükerrem kıldı. Dediler.

Hak Teâla evvela eşyanın isimlerini Adem(a.s.) a öğretip sonra bu eşyayi meleklere arz etti. Ve (Eğer sadık iseniz, bunların isimlerini söyleyiniz.) buyurdu.

Demek ki evvel yaratılmak kiymetli olmayı göstermez. Sonra melekler acizliklerini itiraf edip, (sen her şeyden münezzeh ve mukaddes bir padişahsın. Bize ne ilham ettinse onu biliriz. Başka bir şey bilmeyiz.) dediler.

Buradan iki şey anlaşıldı:

Biri;

Adem (a.s.) in fazileti, diğeri alimin şerefi ve alimin abid üzerine fazileti olduğu. Nitekim Hadisi şerifte sallallahu aleyhi ve selem:

-“(Alimin Abid üzerine fazileti, benim en aşağı mertebede olanın üzerine faziletim gibidir )” buyurdu.

Hak Teâla’nın, Adem (a.s.) a eşyanın isimlerini öğrettiğinden murad hani eşya olduğunda ihtilaf olundu.

Bazı Alimler .(Meleklerin isimleridir.) dedi. Bazıları ise, küçük büyük, kedi, köpek, çanak, çömlek gibi her şeyin isimlerini bildirdi dedi. Ayet-i Kerimede ki (külleha) kelimesi ile bu manayı kuvvetlendirdiler.Bu isimleri nasıl öğrettiği hakkında da ihtilaf olundu.

Bazıları dedi ki :

Hak Teala (c.c.) ihtiyacları yarattıkçe isimlerini bildirdi. Böylece bütün eşyayı öğretmiş oldu. Bazılarına göre Cenabbi hak (c.c.) her şeyin ismini bir anda Adem (a.s.) in kalbine ilham etti. Her şeyi görüp kulanmadan bildi.

Hak Teala (c.c.) her eşyanın en ince noktasının özelliklerini isimlerini, sıfatlarını, her türlü usül ve kanun ilimlerini ve her çeşit san’atı ve aletlerın nasıl kullandığını Adem (a.s.) in kalbine bildirdi. Sonra kıyamete kadar gelecek olan evladının konuşacağı lisanları ve kulanacağı lugatları ve her birinin ayrı ayrı isimlerini bildirdi.

Melekler Adem (a.s.)in faziletini itiraf ettiler ve Hak Teâla’nın emriyle bir taht yaptılar ki yedi yüz ayağı var idi.İki ayağının arası bir kaç yıllık yol idi. Adem (a.s.) i bu taht üzerine bindirdiler. Mübarek boynuna ve pazusuna cennet cevherleriyle süslenmiş zinetler ve parmaklarına cennetten yüzükler taktılar. Seadet elbisesini arkasına ve keramet tacını başına giydirdiler

Adem (a.s.) ne zaman tebessüm etse dişlerinin nuru, güneş ışığı gibi alemi aydınlatır ve nereye dönüp baksa, alnında MUHAMMED’(ALEYHİSSELATU VESSELAM) ın nuru, on dördüncü ay gibi ışık saçardı.

Velhasıl melekler Adem (a.s.) in hüsn-ü Cemaline hayran kaldılar ve onun suretinde Hak Teâla’nın kuvvet ve kudretini müşahede edip;

-“( Hak Teâlâ her şeyin en iyi ve en güzelini yaratıyor)” dediler. Ve bunu dillerinden düşürmediler.
Hak Teâla (c.c.) meleklere;

-“(Adem (a.s.) in tahtını boynunuza alıp gökleri ve etrafı gezdirin ve ARŞIN yanına bırakın.) diye emr etti. Melekler emri yerine getirdiler sonra melekler (Adem’e(a.s.) secde edin) buyurdu:

Önce Cebrail (a.s.) secde etti.

Sonra sıra ile Mikail,

İsrafil,

Azrail

ve sonra bütün melekler (aleyhimüsselam ) secde eylediler.

Önce bu dört Melek secde ettiği için Hak Teâla (c.c.) Cebrail (a.s.) i Peygamberlerine VAHİY göndermekle vazifelendirdi.

Erzak hanesinin anahtarını Mikail (a.s.) e verdi

Kur’anı kerim in tamamını İsrafil ‘in (a.s.) eline yazdı.

Azrail (a.s.) i de Sevgiliyi sevgiliye kavuşturan ölüme vasıta klıdı.

Diğer meleklere de günahsızlık berat-ı yazıldı.

İblis gururunden secde etmemiştir.

Nakl edilir ki:

Melekler secdede yüz yıl, bir rivayete göre beş yüz yıl kaldılar. Başlarını secdeden kaldırdılar. İblisi öylece duruyor ve Adem (a.s.) in tarafına bakıyor gördüler. İttaatlarına şükr edip bir daha secdeye vardılar.

Onun için namazda iki secde emr olundu. Hak Teâl a İblis’e :

-“(Ey mel’un, Halifeme niçin secde etmedin.)” buyurduğunda

İblis:

-“(Ben ondan hayırlıyim. Beni ateşten, onu ise topraktan halk ettin. Ateş Latif saf ve ışıktır elbette topraktan yüksektir.)” deyip bu bozuk fikri ve yanlış kıyası ileri sürdü.

Böylece büyük hata etti. Zira toprak ateşten bir çok bakımlarden üstündür.(Tevazu edeni Hak Teala yükseltir.) sözü buna bir delildir…

Mearicün Nübüvve (Altıparmak)

Allah-u Teâla bizleri ve sizleri Şeytan Aleyhilla’net in şerrinden korusun..AMİN…
Fuad Yusufoğlu

dsc00812-fuad-yusufoglu-dara-harabeleri.JPG

Eski Dara harabeleri ve yeni dara

Sevgili kardeşlerim:…

Ben bir tv kanalında bir olaya şahid oldum. Sizlerle paylaşmak istedim. Seyrettiğim bu olay karşısınde İSLAMİYETTEN Şeref duydum, Onur duydum….Ama.. ama kendi Müslümanlığımdan utanç duydum.
Evet …Alaxandıradan…Evet Brezilyali Alexandıradan bahsediyorum.

Alexandıra kimdir…Kısaca bahsedeyim…:Henüz İslamıyeti kabul etmemiş ama İslamiyet ruhunu benimseyen 20 yaşlarında genç bir bayan Öğretmen…den bahsediyorum…

Peygamber efendimiz Muhammed (Aleyhis selam) den bahsedilince gözü iki çeşme ağlayan, Bu gözyaşları öğle samimi ve içten ki: ben kendi Müslümanlığımdan utanıp ağlamak istedim…Ama inanın ki; onun gibi samimi ve içten ağlıyamadım…Boğazımda düğümlendi hıçkırıklarım…

Alexandıra ne diyordu, bana etki eden sözleri …neydi…Alexandıra kendi Müslüman komşusundan bahsediyordu…Komşusu Müslüman bir temiz aile. Bu komşuları İslamiyetten ve hoca efendiden bahsetmişler ki Peygamber Efendimiz Muhammed (Aleyhis selam) in sözü anıldığı zaman Hıçkıra hıçkıra ağlıyor…Dökülen gözyaşlarını elleriyle siliyor..Tekrar ağlıyor… Tekrar ağlıyor ve gözyaşları tekrar akıyordu…

Anlatıyordu Aexandıra…

-“Bize Müslümanlığı bu şekilde anlatmamışlardı.. Ben Müslümanlığın temiz bir din olduğunu bilmiyordum…Bizlere Müslümanları Terorist diye tanımlamışlardı…Ama Asla böyle değil. Bu yüce Din öyle değil” diyordu…

Sonra tekrar gözyaşları arasında şunları söyliyordu

Kendisi İslamiyeti şu sözlerle özetliyordu…

-”İslamiyet yüce bir din, bu yüce din; karşılıksız bir sevgi Sen SEVGİ veriyorsun… Karşılıksız sana Onlarda SEVGİ Veriyor.”

Evet Alaxandıra Yolun açık olsun…Allah (c.c.) bizleri de senın gibi İslam aşkıyle içimizi samimi…Riyasız bir şekilde sevgiyle doldursun…

Allah(c.c.) senı de İslamiyetle şereflendirsın…AMİN…

Evet canım kardeşim Amin diyorum

Fuad Yusufoğlu

Havf ve reca- 2

25 Haziran 2008

dsc00818-dara-harabeleri-fuadyusufoglu.JPG

Dara Harabeleri (Mardin)

Anlatırlar ki;

Gazvelerden birinde bir çocuk esir almışlardı. Açık artırmaya çıkarılmıştı . Çok sıcak bir gün idi. Çadırda duran bir kadının gözü o çocuğu aldı.

Çadırdan çıkıp koştu. Çadırdekiler de arkasından koştular. O çocuğu alıp bağrına bastı. Güneşte yanmasın diyekendini ona gölge eyledi. Ve;

-“Bu benim çocuğumdur.”dedi.

Bunu gören adamlar ağladılar. Ve o çocuğa olan şefkatının, merhametinin çokluğundan yaptıkları işten vazgeçtiler.

Sonra Resulullah (a.s.v.) oraya geldi.

Vak’ayı ona anlatılar. Kalblerindeki merhamete ve çocuğa ağlamalarına memnun oldu ve:

-“Bu kadının şefkat ve merhametine şaştınız mı?” Buyurdu.

-“Evet .” Dediler.

Resulullah (a.s.v.) Buyurdu ki;

-“Allah-u Teala (c.c.) hepinize, bu annenin çocuğuna merhamet ve şefkatından daha merhametlidir. Oradaki Müslümanlar ,benzeri görülmemiş bir neşe ile oradan dağıldılar.

İbrahim Edhem (k.s.) buyurdu;

Bir gece yağmur yağıyordu.Tavaf yapamadım.

-“Ya Rabbi beni günahdan koru hiç günah işlemiyeyim.”dedim.

Kabe’den bir ses duydum.

-“Sen günahsızlık istiyorsun Bütün kullar da senin gibi istiyor. EĞER HEPİNİZİ GÜNAHDEN KORURSAM, İHSAN VE MERHAMETİMİ KİME AŞİKAR EDEYİM ?”

Böyle hadisi şerifler ve haberler çoktur. Üzerinde korku galip olana bunlar şifa olur.

Resulullah (a.s.v.) buyurdu;

-“Kul günah işleyince günah yazılır.”

Dinleyenlerden bir köylü;

-“Tevbe ederse?” dedi

Resulullah (a.s.v.)

-“Silerler.” buyurdu.

köylü;

-“Bile bile işlerse.”

Resulullah (a.s.v.)

-“Yazarlar.” buyurdu.

Köylü;

-“Tevbe ederse?” dedi.

Resulullah (a.s.v.)

-“Silerler.” buyurdu.

köylü ;

-“Ne zamana kadar? dedi.

Resulullah (a.s.v.):

-“İstiğfar ettiği müddetçe, Kul İstiğfar etmekten bıkmayınca, Allah-u Teala (c.c.) afv etmekten usanmaz. İyilik yapmaya niyet edince, o işi yapmadan Melek sevab yazar. Yaparsa on sevab yazar. Böylece yedi yüz misline kadar fazla yazar. Günah işlemeye niyet edince yazmaz. İşleyince bir günah yazar. Onun için de Allah-u Tealanın (c.c.) afvı vardır.” Buyurdu.

Bir kimse Resulullah (a.s.v.) a;

-“Ben yalnız Ramazan ayında oruç tutarım, başka oruç tutmam. Beş vakit namazımı kılarım, fazla kılmam. Allah (c.c.) bilir ki; malım, param yoktur, zekat veremiyorum. Hacca gidemiyorum. Yarın kıyamette halım ne olacak?” Dedi.

Resulullah(a.s.v.) güldü ve

-“Eğer kalbini riyakarlıkten ve hasedden, dilini giybetten ve yalandan, gözünü namahreme bakmaktan ve Allah-u Teala(c.c.) nın kullarına hakaret ile bakmaktan korusan, cennette benimle olursun.” Buyurdu.

Bir A’rabi Resulullah (a.s.v.):

-“Kiyamet günü hesabi kim yapar? Dedi.

Resulullah (a.s.v.)

-“Allah-u Teala (c.c.) yapar.” Buyurdu.

A’rabi;

-“Bizzat kendisi mi yapar?” dedi.

Resulullah(a.s.v.)

-“Evet buyurdu.”

A’rabi güldü.

Resulullah (a.s.v.)

-“Ey A’rabi niçin güldün?” buyurdu.

A’rabi

-“Kerim olan galib olunca Afv eder, hesab sorarsa kolaylık gösterir.” Dedi.

Resulullah (a.s.v.)

-“Doğru söyledi. Allah-u Teala(c.c.) dan kerim kimse yoktur. BU A’RABİ AKILLIDIR.“ Buyurdu.

Sonra buyurdu ki;

-“Allah-u Teala, Kabe’yi şerefli ve büyük kıldı. Eğer bir kulu onu yıkar, taşını taşından ayırırsa ve yakarsa, işlediği günah Allah’u Teala (c.c.) nın EVLİYA KULLARINDAN birini aşağı görmekle işlediği günahdan daha azdır.”

A’rabi;

-“Allah-u Teala(c.c.) nın evliya kulları kimlerdir?” Dedi.

Resulullah (a.s.v.) buyurdu:

-“Bütün MÜ’MİNLER ALLAH-U TEALA(C.C.) EVLİYASIDIR. (Evliya sevgili kul demektir.) Allah (c.c.) iman edenleri sever (Bakara-2) ayetini duymadın mı?”

Yine (a.s.v.) buyurdu;

-“Allah-u Teala (c.c.) nın yüz rahmeti vardır. Doksan dokuzunu kiyamette ayırmış, ve bu dünyaya bir rahmet’ten fazla ayırmamıştır. Bütün kalbler bu bir rahmetle, merhamet buluyor. Annenin çocuğuna merhameti, hayvanın yavrusunu koruması bu merhamettendir. Kiyamet günü bu rahmet o doksan dokuz rahmetle bir araya gelir ve Müslümanlara saçılır. Her rahmet göğün veyerin tabakalarından defalarca büyüktür.” Buyurdu.

Kimya-yı Saadet (İmam-i Ğazali)

Allah-u Teala (c.c.) Hazretleri bizleri ve sizleri Havf ve Reca (Allah’den korkmak ve onun afv-ı için daime ümidli olmak) üzere kılsın. Amin…

Fuad Yusufoğlu

Huzur evleri

28 Haziran 2008

dsc00394-fuadyusufoglu.JPG

Möjdank mevki-i Navale sipi

Önce Huzur ne demektir onu bir öğrenmeye çalışalım…
Huzur demek Allah (c.c.) verdiği büyük ni’metlerden bir ni’mettir….
Evet huzur demek;
Rahatlık demek.
Huzur demek;
Sevgi demek.
Huzur demek;sevilmek demek.
Huzur demek; Allah(c.c.) tan gelecek ecelden başka dünyadaki her şeyden korkusuz olmak.
Huzur demek; Emin demek ve böylece daha çok Allah (c.c.) ın ni’metlerini sayabiliriz …

İnan ki Allah (c.c.) nimetleri say say bitmez Bizim ömrümüz bitecek ama o ni’metler bitmez…
Hasılı kelam say sayabildiğin kadar..

Ben dikkat ederseniz sizlerle yeni tanıştığım zaman da söylemiştim. Ben asla siyasetle uğraşmam. Daha doğrusu anlamam anlamadığım şeylerle de uğraşmam…Kesin kes bu böyle biline…

Evet gelelim ne demek istediğime;

Huzur evleri için tv den yayınlanan o korkunç olaylardan bahs etmek istiyorum, İnsanlık dramından bahsetmek istiyorum.

İşte birkaç gün bu haberler konuşulacak ve aradan bir zaman geçtikten sonra takibler başlayacak, soruşturmalar …

Birkaç günlük veya aylık hapisler bir birini kovalayacak…Sonra tahliyalar…ve Beraatlar…

Başka bir şey var mı?

Bazılarına göre bitti ..Tamam…Ama bana göre bitmedi Huzur evlerdeki yakınlarının konuşmalarını dinledim..

Heyhat …Heyhat ki ne heyhat…Evet şayet devletin veya hükümetin veya görevlilerin suç u % 10 ise Huzur evlerdeki yakınların suçu %90 dır…

Nasıl mı? Evet niçin olduğunu bu gariban izah etmeye çalışacak..

Evet …

Şimdi ben sizlere yanı bu yazımı okuyanlara bir sorum olacak…

Ey İnsanlar Yaşlı bir insanın günde veya ayda harcayacağı gider ne kadar? sizce..

Üç aşağı beş yukarı günde 5 ytl Ayda 150 ytl. Zaten yaşlarından dolayı devlet bu yaşlılara maaş bağlamış…Ayda onlara 300 ytl veya 400 ytl maaşları var. Yanı bir yaşlı insan giyecek ve yiyecek dahil o parayı ancak harcar… geriye ne kalıyor…

Geriye kalan en mühim şey Sen, ben veya bir başkası annemizi babamızı veya halamızı, teyzemizi;Ya hanımız için, ya oğlumuz için, ya kızımız rahatsızlık duymasın diye onları Huzur evlerine yerleştiriyoruz..

Ey insan;

Sen annene ve babana bakman gerekirken huzur evlerine koyuyorsun…

Sen rahatsız olmayasın diye..ve sonra da efrafa kendini haklı çıkararak konuşmalar yapıyorsun …

Kimsesizler harıç. Evet bu duruma göre suç sizlerindir…

Bizlerindir…

Yanı kendi babasını veya annesini istemiyenlerindir…

Görevliler ..

Evet o görevliler varya; İşte bunlar (Allahul a’lem) rahat bir şekilde ölmiyeceklerdir..
İşte bu yaratıkların sonu Nedamettir..Bunu onlarda bilsinler; Bunlar daha dünyada iken başlarına gelecek felaketi yakında hisedeceklerdir…Ama ya ahrette Evet Ahiret azabi (neazallah) çok çok şiddetlidir..Allah(c.c.) bizleri ve sizleri tecrube etmesin…Çok çok zordur…Allah(c.c.) bizleri ve sizleri korusun..Amin…

Bir ebeveyn Fakır olsa; Oğlu veya kızı kendi alın teriyle helal parayla kazanmış olsa yanı o çocukların kendi kazncı olsa O ebeveynler o maldan serbestçe harcayabilirler.

Çünkü çocuklar da ebeveynlerindir. Mallarıda ebeveynlerindir..Çünkü Allah (c.c.) bu çocukları Anne ve babayı vesile ederek dünyaya getrmiştir…

Bu çok mühim bir konudur…Onun için ben daha evvelde Manevi dokunmazlık diye bazı satırları karalamıştım…

Evet Anne ve baba DOKUNMAZDIRLAR…İşin garip tarafı bu dokunmazlık insanlar tarafından, devletler tarafından veya hükümetler tarafından verilmemiş…Yüce YARADANIMIZ, Mevlamız, Rabbımız (c.c.) tarafından verilmiş bir DOKUNMAZLIKTIR…

Allah (c.c.) bizleri ve sizleri Kendi rızası için Ebeveynlerine hizmet eden insanlardan eylesin..AMİN….
Fuad Yusufoğlu

Tevbe-i nasuh- 4

05 Temmuz 2008

dsc00305-fuadyusufoglu-navala-ras.JPG

Nevale reş (Nusaybin)

Genç günahını şöyle anlattı:

-“Ben yedi seneden beri kabirlerde kefen soyuyordum. Bir gün Ensardan bir kız vefat etmişti. Onun kabrini de soydum, kefenini aldım yürüdüm, epeyce gitmiştim ki, şeytan (aleyhilla’net) bana vesvesesiyle galabe çaldı.

Bunun üzerine geri döndüm, kefenini aldığım kızın ırzına geçtim Sonra kızdan ayrılıp epeyce gitmiştim ki, bir de baktım kız ayağa kalkmış bana şöyle haykırıyordu:

-“Ey Genç, yazıklar olsun sana. Her zalimden, nazlumun hakkını alacak olan Hakim-i mutlak olan Allah (c.c.) tan utanmıyormusun? Beni ölüler diyarında çıplak bıraktın. Allah (azze ve celle) nın huzurunda cünüp olarak durdurdun.”

Hazreti Ömer (r.a.) dedi ki:

-“Bunun üzerine Resulullah (salallahu aleyhi vessellem) yerinden sıçrayıp gencin kafasından iterek şöyle buyuruyordu:

-“Ey Fasık, senin yerin ateştir. Çık yanımdan çık.”

Bunun üzerine genç Resulullah (a.s.v.)ın yanından çıktı. Tam kırk gün tevbe ederek Cenab-ı hakka yalvardı.

Kırk gün tamamlandıktan sonra başını göğe kaldırıp, Allah (c.c.) a şöyle niyazda bulundu:

-“Ey Muhammed (a.s.v.) ın, Adem (a.s.)in, İbrahim (a.s.) ın Allah’ı: eğer benim tevbemi kabul buyurup beni bağışladınsa, bunu Muhammed (a.s.v.) e ve ashabına bildir. Hayır eğer tevbemi kabul buyurmadınsa, gökten bir ateş gönderip beni o ateşle yak. Ve beni ahiret azabından böylece kurtar.”

Hz. Ömer (r.a.) şöyle devam eder:

-“Bunun üzerine Peygamber (Sallallahu aleyhi vesellem) e Cebrail (a.s.) inerek şöyle dedi:

-“Ey Muhammed (s.a.v.) Rabinin sana selamı vardır. Rabbin sana şöyle diyor: ”Mahlukâtı sen mi yarattın?”

Resulullah (a.s.v.) bana şöyle mukabelede bulunuyor:

-“Şüphe yoktur ki; beni ve bütün mahlukâtı yaratan Allah (c.c.) tır. Bana ve onlara rızık veren de O’dur.

Cebrail (a.s.) dedi:

-“Allah-u Teala (c.c.) sana “ BEN O GENCİ AFETTİM” buyuruyor”

Bunun üzerine Resulullah (Aleyhisselatu ve selam) genci çağırıp Allah (c.c.) ın onu afettiğini kendisine müjdeledi.

Devam edecek…

Mükaşafet-ül Kulub (İmam-i Ğazali)

Allah-u Teala hazretleri (c.c.) Bizleri ve silzeri Günahlarına Tevbe-i Nasuh’la tevbe eden kullarından eylesin. AMİN….

Fuad Yusufoğlu

dsc00371-fuad-yusufoglu-girnavas.JPG

Girnavas Mevki-i (NUSAYBİN)

İKİNCİ KAAİDE:

İşi olanların huzuruna gelmeyi gözetmelerini hor tutmamalı ve bunun tehlikesinden sakınmalıdır. Kendisinin göreceği bir müslümanın işi olduğu müddetçe, nâfile ibadetlerle uğraşmamalıdır. Zira Müslümanların işlerini görmek, bütün nafile ibâdetlerden üstündür.

Bir gün Ömer İbn Ablulâziz (Rahmetullahi Aleyh) ikindiye kadar insanların işlerini gördü. Yoruldu ve dermansız kaldı. Evine gidip bir saat dinlenmek istedi.

Oğlu:

-”Şu saatte ölmeyeceğinden emin misin? Bir kimsenin seninle bir işi olur ve sen bunda nasıl eksiklik yapabilirsin?” Deyince.

-”Doğru söylüyorsun” buyurup kalktı ve dışarı çıktı.

ÜÇÜNCÜ KAAİDE:

Şehvetleriyle, istekleriyle uğraşmayı kendine âdet etmemelidir. Güzel, süslü elbiseler giymek, tatlı leziz yemekler yemek gibi. Belki her şey’de kanaati gözetmelidir. Zira kanaatsiz adâlet olamaz.

Ömer İbn Hattab (r.a.) Selmân-ı Fârisi (r.a.) ye;

-”Benim hallerimden beğenmediğin bir şey duydun mu?” Diye sorunca

Selman-i Farisi (radiyallah-u anh);

-”Duydum ki sofranda iki kap yemek oluyor ve iki gömlek bulunduruyormuşsun, birini gündüz, birini gece giyiyormuşsun.” dedi.

Hazret-i Ömer (Radıyallahu Anh);

-”Daha başka bir şey duydun mu?” Deyince;

Selman-i Farisi (radiyallah-u anh);

-“Hayır” diye cevap verdi.

DÖRDÜNCÜ KAAİDE:

Elinden geldiği müddetçe bütün işlerinin esası, sertlik değil, rıfk ve yumuşaklık olmalıdır.

Resulullah (s.a.v.) buyurdu:

-“Emrimdekilere rıfk ile muamele eden padişaha, kıyâmette rıfk ile muamele ederler.”

Hişam İbn Abdülmelik halife idi. Büyük alimlerden olan Ebu Hâzım’dan

-“Bu işte kurtuluş tedbiri nedir?”diye sordu.

-“Aldığın her gümüşü ve parayı helâlden alasın ve yerine sarfedesin.” dedi.

Ve yine dedi ki:

-“Cehenneme dayanamayan, Cenneti daha çok sever.”

BEŞİNCİ KAAİDE:

Bütün halkını memnun ve razı etmeye uğraşmalıdır. Ve bunu şeriata uygun yapmalıdır.

Resulullah (a.s.v.):

-“Padişahların en iyisi sizi seven ve sizin kendisini sevdiğinizdir. En fenası da size düşman olup la’net eden ve sizin de ona düşman olup lanet ettiğinizdir.” Buyurdu.

Devam edecek….

Kimya-yi Saadet (İmam-ii Ğazali)

Allah-u Teala (c.c.) Hazretleri Bizlerin başına Adaletle hüküm eden Adil Hükümdarlar Nasib eylesin…AMİN…..

Fuad Yusufoğlu

dsc00382-fuadyusufoglu-nusaybin-girnavas-mevki-i.JPG

Girnavas mevki-i (Nusaybin)

BEŞİNCİ KAAİDE:

Bütün halkını memnun ve razı etmeye uğraşmalıdır. Ve bunu şeriata uygun yapmalıdır.

Resulullah (a.s.v.):

-“Padişahların en iyisi sizi seven ve sizin kendisini sevdiğinizdir. En fenası da size düşman olup la’net eden ve sizin de ona düşman olup lanet ettiğinizdir.”Buyurdu.

ALTINCI KAAİDE:

Hiç kimsenin şeriata uymayan rızasını aramamalıdır. Çünkü şeriatın kabûl etmediği bir şey ile bir kimsenin kendisinden râzı olmamasından kendisine zarar yoktur.

Ömer bin Hattâb (radiyallahu anhu) buyurur:

-“Her sabah kalktığım zaman insanların yarısı benden razı olmazlar.” buyurur. Elbette kendisinden hak alınanlar hoşnud olmazlar. O hâlde herkes hoşnud ve memnun edilemez. Câhil o kimseye denir ki, Hak Teâlâ’nın rızasını, insanların rızası için bırakır.”

Hazret-i Muâviye, Hazret-i Âişe (radiyallahu anha) ye mektup yazıp, nasihat istedi.

Hazret-i Âişe (radiyallahu anha) şöyle yazdı:

-“Resûlallah (Aleyhissatâtü vesselâm) den duydum ki:

-“İnsanların rızasını değil Allahû Tealâ’nın rızasını arayandan, Allah razı olur. İnsanları da ondan razı eder. İnsanların rızasını arayandan, Allahû Tealâ razı olmaz ve insanları da ondan razı etmez.”

YEDİNCİ KAAİDE:

Başkanlığın çok zor olduğunu bilmelidir. Allahın kullarının işlerini iyi yapmak büyük bir iştir. Bunu yerine getirmeye uğraşan ve muvaffak olan en büyük saâdete kavuşmuştur. Bunun hakkını vermezse, kimsenin düşmediği felâkete duçâr olmuştur.

Resulallâh (Sallâllahû Aleyhi ve Selem) buyurdu ki:

-“İki kimse arasında hükmedip zulmederse, Allah’ın lâneti zalime olsun.

Yine (a.s.v.) buyurdu:

-“Üç kimse vardır ki, yarın kıyamet günü Allahü Teâlâ onlara bakmaz:

Yalan söyleyen sultan,

Zina eden yaşlı

Ve kibirli fakir..”

Yine (a.s.v.) buyurdu:

-“Kıyamet günü ümmetimden iki sınıf şefaate kavuşmaz: biri zâlim sultan, diğeri dinde taşkınlık yapıp hududu aşan bid’at sahibi.”

Ömer bin Hattâb (Radıyallahu Anh) bir cenazenin namazını kıldırmak istedi.

Bir başkası ileri geçti ve namazı kıldırdı. Mevtayı mezara koyunca elini kabrinin üzerine koydu ve

-“Ya Rabbi! Eğer ona azâb edersen, sana âsi olduğu içindir. Şayet rahmet edersen, senin rahmetine muhtaçtır. Ey mevta, ne mutlu sana ki, ne helife idin, ne tanınmış bir kimse idin, ne bir kâtip idin, ne yardımcı idin, ne de maliye memuru idin.” dedi,

Ortadan kayboldu.

Hazret-i Ömer (Radıyallahu Anh) onu aramalarını buyurdu. Bulamadılar. Hızır Aleyhisselâm idi dediler.

Resûlallah (Sallâllahu Aleyhi ve Selem ) buyurdu:

-“Kıyamet günü sultanları toplarlar ve: siz benim koyunlarımın çobanı idiniz. Yeryüzünün vilâyet ve memleket (valilik ve sultanlık) hazinesinin sahibi idiniz. Niçin benim emrettiğimden daha çok had vurdunuz ve ceza verdiniz?”

Derler ki:

-“Ya Rabbi! Senin emrini tutmadıkları için kızmıştık.”

-“Pekiyi, sizin kızmanız, benimkinden fazla mıdır? buyurur.”

Bir başkasını getirirler.

Ona;

-“Niye had cezasını az vurdun?”

-“Ona acıdım Ya Rabbi.” der.

-“Senin acıman, benim acımamdan çok mudur?” buyurur.

Her ikisini de yani fazla vuranı da, az vuranı da tutarlar ve Cehennemin bir köşesini onlarla doldururlar.

Hazret-i Ömer ( Radıyallâhu anh) kendi bekçisinin yerine gece dolaşırdı, Maksadı nerede bir eksiklik görse, onu tamamlamak idi.

HazretiÖmer (Radiyallah-u Anhu) Buyurdu ki:

-“Fırat nehrinin kenarında bir uyuz koyunu öldürürlerse, hesap günü olan kıyamet gününde onu benden soracaklarından korkarım.”

Halbukki onun öyle bir adâleti ve ihtiyatı vardı ki, hiç kimse o dereceye ulaşamaz.

SEKİZİNCİ KAAİDE:

Daima dinini seven ve kayıran âlimleri görmeye susamalı, nâsihatlerinl dinlemeyi candan istemeli ve dünyayı seven ve isteyen alimlerden kaçmalıdır.

Devam edecek….

Kimya-yi Saadet (İmam-i Ğazali)

Allah-u Teala (c.c.) hazretleri bizleri ve sizleri ameli Salih işleyen ve kendisine itaat eden kullarından eylesin. AMİN….

Fuad Yusufoğlu


dsc00150-beyaz-su-basi-fuadyusufoglu.JPG

Navale sipi (Beyaz su) Nusaybin

Ebu Kulabe (r.a.) Ömer ibn Abdülaziz (r.a.) in yanına gitti.

Halife Ömer ibn Abdülaziz (r.a.):

-“Bana nasihat et.”dedi.

Ebu Kulabe (r.a.):

-“Adem (Aleyhisselam) dan bugüne kadar senden başka Halife kalmadı.”

Halife Ömer ibn Abdülaziz (r.a.):

-“Biraz daha nasihat et.”dedi.

Ebu Kulabe (r.a.) buyurdu ki;

-“Senden sonraki ilk Halife, senin sermayen olacaktır.”

Halife Ömer ibn Abdülaziz (r.a.):

-“Biraz daha söyle.”

Ebu Kulabe (r.a.) buyurdu ki;

-“Eğer Allah-u Teala (c.c.) seninle ise, neden korkuyorsun? Yok eğer seninle değil ise, kime sığınabilirsin?”

Halife Ömer ibn Abdulaziz (r.a.):

-“Bu sözün bana yetişir.” Dedi.

Ömer ibn Abdülaziz (r.a.) e:

-“Tevbe etmemizin sebebi nedir?” diye sorduklarında

Halife Ömer ibn Abdülaziz (r.a.):

-“Bir gün bir köleyi dövmüştüm. Bana: ’Sabahi kiyamet olacak son geceyi hatırla’ dedi. Kalbime çok t’esir etti. Dedi.

Büyüklerden biri Halife Harun Reşid’i Arafat’ta, yalınayak, başı açık, kızgın kum ve taşlar üzerinde durup:

-“Ya Rabbi sen sensin, ben benim. Benim işim daima GÜNAH İŞLLEMEK, senin işin ise daima MAĞFİRET ETMEKTİR. Bana merhamet eyle.”derken gördü.

Din büyüklerimiz buyuruyor ki;

-“Yeryüzünün kudretli padişahının, yedi kat göklerin ve bütün Alemlerinen kudretli padişahı önünde nasıl yalvardığına DİKKAT ediniz!”

Ömer ibn Abdülaziz (r.a.) Ebu Hazım (r.a.) a:

-“Bana nasihat ver.”dedi.

Ebu Hazim (r.a.) Buyurdu ki:

-“Toprak üstünde uyu ve ölümü unutma. Ölümü sana hatırlatacak her şey’e DİKKAT et, Ölümü hatırlatmayandan ise uzak ol! Çünkü ÖLÜM çok yakın olabilir.”

Devam edecek…

Kimya-yı Saadet (İmam-i Ğazali)

Allah-u Teala (c.c.) bizleri ve sizleri Daima ölümü Hatırlayan ve ona göre Amel-i Salih işleyen kullarından eylesin. AMİN…

Fuad Yusufoğlu

dsc00208-fuadyusufoglu-geliyi-same.JPG

Geliye Şami mevki-i (Nusaybin)

DOKUZUNCU KAAİDE:

Yalnız kendisinin zulm etmemesine kanaat etmeyip, me’murlerini, vekillerini ve hizmetçilerini de düzeltip zulümlerine rıza göstermemelidir. Zıra onların zulmü de kendinden sorulacaktır. Kendi zulmü ise onlardan sorulmayacaktır.

Ömer İbn Hattab, Ebu Musa El aşari’ye (Radiyallah-u anhuma) mektub yazdı.

Kendi memuru idi:

-“Emma ba’dü; amirlerin en iyisi, emri altında bulunanlara iyi olanıdır. En kötüsü de, Emri altında olanlarla fena olanıdır. Sen doğru olmazsan memurların de öyle olurlar. O zaman sen, yeşil çayır görüp, çok fazla otlayan ve çok yiyerek doyup, yemek sebebiyle ölen hayvan gibi olursun.”

Tevrat’ta yazılıdır ki;

-”Sultanın memurunun zulmüne ses çıkarmaması, bu zulmü işlemesi gibidir. Cezasını çeker.”

Sultanın bilmesi lazımdır ki, kendi din ve ahretini, diğerlerinin dünyasına satmasından daha büyük aldanma ve akılsızlık yoktur.

Zekat memurları ve hizmetçileri, kendilerinin dünyası için hizmet ediyorlar, zulümlerini valinin gözünde güzel gösterirler. Kendileri dünya maksatlarına kavuşurken, onu cehenneme gönderirler. Ele geçecek birkaç gümüş için senin HELAK olmana sebep olan kimseden daha büyük düşman olur mu?

Memurlarına ve devlet işinde çalışanlara ADALETLE İŞ YAPTIRMAYAN, EMRİ ALTINDA OLANLAR HAKKINDA ADALETİ GÖZETMEMİŞ OLUR. Bunu da, daha önce kendi beden ülkesinde adaleti gözetmeyen yapamaz.

Devam edecek…..

Kimya-yı Saadet (İmam-i Ğazali)

Allah-u Teâla Hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri Adalet’le hüküm eden kullarından eylesin. AMİN…

Fuad Yusufoğlu