‘Şeytan (aleyhillanet)’ olarak etiketlenmiş yazılar
Azazil- 2 (Şeytan aleyhil’lanet)
07 Haziran 2008Dara kalesi(Nusaybin)
Onlardan biri AZAZİL idi… Melekler göğe çıkıp aralarınde büyüyüp, günden güne ilerledi. Öyle oldu ki: Meleklerin muallimi oldu.
Bazıları derler ki,
“Onun babası Hablis adında arslan suretinde idi. Annesının adı Teblis idi. Kurt süretinde idi. Baştan babasına isyan etti. Sonunda onun için bu belaya düştü.”
Bir rivayete göre göğe çıkmasına sebep Can evladı helak olunca fesatlerınden ötürü, AZAZİL onlardan ayrılıp, bir köşede ibadetle meşgül oldu..
Şöyle ki:
Onun edebinden ve ibadeti çokluğundan melekler dua edip
-”Böyle kimsenin meleklerle beraber olması uygundur” dediler. Hak teala meleklerin bu dileğini kabul buyurup. onu dünya göğüne çıkardı.
Burada da o kadar ibadet etti ki İkinci gök melekleri bunu kendi yanlarına istediler. Hak Teala buyurdu. Böylece yedinci göğe kadar yükseldi.
Cennet meleklerın reisi olan Rıdvan:
-”Ya Rabbi bütün gök tabakalarındaki melekler onun ibadetiyle haz duydular birkaç gün de cennettekiler ondan istifade etsinler” dedi. Hak teala kabul buyurup AZAZİL’i cennete aldı. İbadetine devam etti. Arşı Alada yakuttan bir minber üzerinde oturur melekler başı ucunda nurdan bayrak tutarlardı.
Bu vaziyette meleklere vaaz verirdi. Etrafına o kadar melek toplanırdı ki; Adedini Allah-u Teala bilir idi.
Azazil böylece ibadette nice yıllar devam etti.
Bir zaman geldi ki yeryüzünde vaktiyle helak olan kavminden sağ kalıp, öteye beriye dağılanlar ve dağlarda yaşayanlar zamanla çoğaldılar. Öyle ki; yeryüzünü doldurdular. Lakin hak tealaya nasıl ibadet edileceğini bilmezlerdi. Azazil bunları hak yoluna çağırmak için hak Teala’dan izin istedi. Kabul olup bir kısım melekler ile beraber yeryüzüne indiler. O kavmı doğru yola davet ettiler. Az kimse itaat etti.
Bunun üzerine Azazil Cehlut Bin Belanet isminde salih bir kimseyi o kavmin büyüklerine gönderdi. Elçi emre uyarak o kavme geldi. Doğru yola davet etti. Lakin dinlemeyip şehid ettiler. Azazilin haberi olmadı. Elçi geç kalınca bir başkasını daha gönderdi. Onu da şehid ettiler o da gelmeyince Azazil birbiri ardınca bir çoklarını gönderdi. Hepsini şehid ettiler.
En son gönderilen (Yusuf bin Yasif ) adında biri, bir hiyle ile ellerinden kurtulup Azazile geldi. Vaziyeti anlattı. Azazil Hak tealaden izin isteyip meleklerle beraber o kavmın üzerine yürüdü. Çoğunu öldürdü. Kalanı etrafa dağıldıler. Azazil yeryüzünü bunlarden temizleğince Hak Teala yeryüzünün idaresini de ona verdi.
Azazil kah göklerde Hak tealaya ibadet eder, kah cennette taatla meşgül olurdu. Ne zaman kı yerin ve göklerin idaresini kendisine verildi, benlik sıfatı zahir oldu. Kendine GURUR geldi.
Kendi kendine dedi ki:
-”Eğer Hak Teala benim işimi başka bir kimseye verirse O’na İbadetten geri dururum. Zira İlim ve Amel bakımından benden üstün kimse yoktur. Benden başka bu hilafet işine layık kimse olamaz.”
Bu halde iken meleklerden bazıları Levh-i Mahfuza baktılar, gördüler ki: Allah-u Teala’ya yakın olanlardan birisi pek yakında gadab-ı İlahiye uğrayıp mel’un olur ve tard edilir…..
Bu halde iken meleklerden bazıları Levh-i mahfuza baktılar, gördüler ki, Allah-u Teâlaya yakın olanlardan birisi pek yakında gadab-i ilahıye uğrayıp mel’un olur ve tard edilir.
Derhal Azazil’in huzuruna geldiler.Azazil onları üzüntülü görüp sebebini sual edince , melekler gördüklerini haber verdiler ve bu bela’nın kendilerinden birine gelmemesi için DUA istediler..
Azazil:
-Bu bela bize ve size değildir. Ben o yazıyı senelerdir görüyorum kimseye söylemedim, dedi.
Onlar DUA etmesi için ısrar ettiler.
Azazil, el kaldırıp:
“-Ya Rabbi, bunları bu beladen emin eyle,” dedi….
Gururundan kendisini söylemedi ve kalbine azıcık bile korku gelmedi.Bunun için ebediyyen mahrum ve hüsrana mübtele oldu. O BELA kendisine geldi. Azazil’ın bir adı, İblis idi.
Devam edecek…..
Mearicün Nübüvve Altıparmak (Peygamberler tarihi)
Allah-u Teâla bizleri ve sizleri Şeytan Aleyhilla’net in şerrinden korusun..AMİN…
Fuad yusufoğlu
Adem Aleyhis selam’ın yaratılışı (Azazil 7)
15 Haziran 2008Navale Sinne dize mevkisi (Nusaybin)
Hak teâla yaratacağı insanları kaleme bildirdi. Ondan levh öğrendi. Levh’den, İsrafil Aleyhis selam öğrendi, Cebrail aleyhis selama bildirdi. Sonra bütün melekler öğrendiler, sonra hak teâlanın kazası meydana çıktı.
Hak teâla nar’a emr etti. Nar havaya karıştı. Rüzgar hasıl oldu. Rüzgar ateşten sıcaklık aldı. Rengini alıp can’ın gıdası oldu. Hak teâlanın inayeti ve iradesi, canlıları bu karanlık aleme gönderince gıdalarını da rüzgara ısmarladı. Onlara, gıdalarını bu rüzgar vasitesiyle gönderdi.
Bununla birlikte binlerce meleğ’i de bu işe memur eyledi. Şöyle ki; bu melekler canlarının gıdası olan havanın insanların burun deliklerinden ciğerlerine kolaylıkla inmesine yardim eder.
Böylelikle insanların muhtaç oldukları en lüzümlü gıda olan hava’yı Hak Teâla onlara bedave bahş etti. Zahmetsizce insanların ciğerlerine gönderdi. Bu havaya kendi kokusunden verdi. Can bu kokuyu koklayıp taze hayat buldu.
İnsan bir saatte bin defa nefes alıp verir. Bir günde yirmi dört bin defa cana, Rahman’ den haber gelir, ruh’a, Rahman’den haberini, bedenın her noktasına, kemiklerin iliklerine kadar sirayet ettirmesi emr olunur.
Can, dost’tan bu haberi aldığı müddetçe beden hayata kalır. Bu haber kesilince, Can bu tenden gider. Asıl vatanına kavuşur. Beden haraketsiz kalır.
Ruh güneşi, Beden sarayına doğunca aza pencerelerinden bu güneşin ışıkları aksetmeye başladı. O kadar ki; her aza bu nurları kendinden sandı. Hepsı kendi güzelliğini ve kendi olgunluğunu söyleyıp iftihar etmeğe başladiler.
Göz;
-“Ben olmazsam alemi kim görürdü.” dedi.
Ayak:
-“Ben olmazsam nasıl ayakta durulurdu, ve ne ile yürünürdü.” dedi.
El Tutmasi ile,
Kulak işitmesi ile,
Lisan konuşmasıyle,
Velhasıl her aza kendi özelliğini öne sürüp, övündüler.
O esnada ruh, bunların bu konuşmalarını işitip;
-“(Eğer ben olmasaydım, hepiniz haraketsiz olur çürüyüp heba olurdunuz.)” dedi.
Ruh sözünü bitirir bitirmez, gaybden bir nida geldi;
-“(Ey ruh ve can. Eğer Cana’nın Cemalınden sana nur aksetmese, Celal cemalım hakkı için sen de beden gibi hemen fanı olurdun.”
Hak Teala, Adem (a.s.) a bütün mahlukların isimlerini öğretti. Adem (a.s.) ın vucud sarayını yaratıp, onu ruh ile şereflendirdiği ve süslediğinin hikmetini yukarıda kısaca beyan ettik. Şimdi bu hikmeti biraz daha açıklayacağız.
Devam edecek…..
Peygamberler Tarihi Mearicün Nübüvve (Altıparmak)
Allah-u Teâla bizleri ve sizleri Şeytan Aleyhilla’net in şerrinden korusun. AMİN…
Fuad Yusufoğlu
Adem Aleyhis selamın yaradılışı (Azazil 8)
18 Haziran 2008Çağ-Çağ Barajı (Nusaybin)
Şimdi Bu hikmeti biraz daha açıklayacağız:
Allah’u Teâle (c.c.) Hazretleri İSRA Suresinin Yetmişinci ayet-i kerimesinde:(Biz İnsanlari Hayvanlar üzerine terkim ettik.) Buyuruyor.
Böylece hilafet tacını ve keramet elbisesini, Adem (a.s.) a verdi. Hak Teala yarattığı mahlukatın hepsini meleklere arz edip: Eğer sadık iseniz, bunların isimlerinden haber verin.) buyurdu.
Müfessirler derler ki:
Alah-u Teâla (c.c.) Bakar suresinin otuzunca ayeti kerimesinde : ( Ben yeryüzünde halife halk edeceğim.) buyurduğu zaman bütün melekler endişe ettiler.
Şöyle ki:
Hak Teâla’nın yarattıklarınden bizden daha kiymetli ve alim varmı ki, Allah-u Teâla (c.c.) ,kudretinin büyüklüğünü göstermek için Adem (a.s.) i halk edip eşyanın isimlerini öğretmekle onu mükerrem kıldı. Dediler.
Hak Teâla evvela eşyanın isimlerini Adem(a.s.) a öğretip sonra bu eşyayi meleklere arz etti. Ve (Eğer sadık iseniz, bunların isimlerini söyleyiniz.) buyurdu.
Demek ki evvel yaratılmak kiymetli olmayı göstermez. Sonra melekler acizliklerini itiraf edip, (sen her şeyden münezzeh ve mukaddes bir padişahsın. Bize ne ilham ettinse onu biliriz. Başka bir şey bilmeyiz.) dediler.
Buradan iki şey anlaşıldı:
Biri;
Adem (a.s.) in fazileti, diğeri alimin şerefi ve alimin abid üzerine fazileti olduğu. Nitekim Hadisi şerifte sallallahu aleyhi ve selem:
-“(Alimin Abid üzerine fazileti, benim en aşağı mertebede olanın üzerine faziletim gibidir )” buyurdu.
Hak Teâla’nın, Adem (a.s.) a eşyanın isimlerini öğrettiğinden murad hani eşya olduğunda ihtilaf olundu.
Bazı Alimler .(Meleklerin isimleridir.) dedi. Bazıları ise, küçük büyük, kedi, köpek, çanak, çömlek gibi her şeyin isimlerini bildirdi dedi. Ayet-i Kerimede ki (külleha) kelimesi ile bu manayı kuvvetlendirdiler.Bu isimleri nasıl öğrettiği hakkında da ihtilaf olundu.
Bazıları dedi ki :
Hak Teala (c.c.) ihtiyacları yarattıkçe isimlerini bildirdi. Böylece bütün eşyayı öğretmiş oldu. Bazılarına göre Cenabbi hak (c.c.) her şeyin ismini bir anda Adem (a.s.) in kalbine ilham etti. Her şeyi görüp kulanmadan bildi.
Hak Teala (c.c.) her eşyanın en ince noktasının özelliklerini isimlerini, sıfatlarını, her türlü usül ve kanun ilimlerini ve her çeşit san’atı ve aletlerın nasıl kullandığını Adem (a.s.) in kalbine bildirdi. Sonra kıyamete kadar gelecek olan evladının konuşacağı lisanları ve kulanacağı lugatları ve her birinin ayrı ayrı isimlerini bildirdi.
Melekler Adem (a.s.)in faziletini itiraf ettiler ve Hak Teâla’nın emriyle bir taht yaptılar ki yedi yüz ayağı var idi.İki ayağının arası bir kaç yıllık yol idi. Adem (a.s.) i bu taht üzerine bindirdiler. Mübarek boynuna ve pazusuna cennet cevherleriyle süslenmiş zinetler ve parmaklarına cennetten yüzükler taktılar. Seadet elbisesini arkasına ve keramet tacını başına giydirdiler
Adem (a.s.) ne zaman tebessüm etse dişlerinin nuru, güneş ışığı gibi alemi aydınlatır ve nereye dönüp baksa, alnında MUHAMMED’(ALEYHİSSELATU VESSELAM) ın nuru, on dördüncü ay gibi ışık saçardı.
Velhasıl melekler Adem (a.s.) in hüsn-ü Cemaline hayran kaldılar ve onun suretinde Hak Teâla’nın kuvvet ve kudretini müşahede edip;
-“( Hak Teâlâ her şeyin en iyi ve en güzelini yaratıyor)” dediler. Ve bunu dillerinden düşürmediler.
Hak Teâla (c.c.) meleklere;
-“(Adem (a.s.) in tahtını boynunuza alıp gökleri ve etrafı gezdirin ve ARŞIN yanına bırakın.) diye emr etti. Melekler emri yerine getirdiler sonra melekler (Adem’e(a.s.) secde edin) buyurdu:
Önce Cebrail (a.s.) secde etti.
Sonra sıra ile Mikail,
İsrafil,
Azrail
ve sonra bütün melekler (aleyhimüsselam ) secde eylediler.
Önce bu dört Melek secde ettiği için Hak Teâla (c.c.) Cebrail (a.s.) i Peygamberlerine VAHİY göndermekle vazifelendirdi.
Erzak hanesinin anahtarını Mikail (a.s.) e verdi
Kur’anı kerim in tamamını İsrafil ‘in (a.s.) eline yazdı.
Azrail (a.s.) i de Sevgiliyi sevgiliye kavuşturan ölüme vasıta klıdı.
Diğer meleklere de günahsızlık berat-ı yazıldı.
İblis gururunden secde etmemiştir.
Nakl edilir ki:
Melekler secdede yüz yıl, bir rivayete göre beş yüz yıl kaldılar. Başlarını secdeden kaldırdılar. İblisi öylece duruyor ve Adem (a.s.) in tarafına bakıyor gördüler. İttaatlarına şükr edip bir daha secdeye vardılar.
Onun için namazda iki secde emr olundu. Hak Teâl a İblis’e :
-“(Ey mel’un, Halifeme niçin secde etmedin.)” buyurduğunda
İblis:
-“(Ben ondan hayırlıyim. Beni ateşten, onu ise topraktan halk ettin. Ateş Latif saf ve ışıktır elbette topraktan yüksektir.)” deyip bu bozuk fikri ve yanlış kıyası ileri sürdü.
Böylece büyük hata etti. Zira toprak ateşten bir çok bakımlarden üstündür.(Tevazu edeni Hak Teala yükseltir.) sözü buna bir delildir…
Mearicün Nübüvve (Altıparmak)
Allah-u Teâla bizleri ve sizleri Şeytan Aleyhilla’net in şerrinden korusun..AMİN…
Fuad Yusufoğlu
Giybet ve koğuculuk- 2
09 Temmuz 2008Çağ-Çağ barajı (Nusaybin)
Denilir ki:
-“Cenâb-ı Hak konuşan ve konuşmayan bütün mahlukâtı dilli olarak yarattı. Halbuki balığın yaradılışında dili yoktur.
-“Bunun hikmeti nedir?”
Cevabında:
-“Çünkü, Allah Teâlâ (c.c.) Âdem (a.s.)’ı yarattığı zaman meleklere;
Âdem (a.s.) e secde etmelerini emretti. Şeytan hariç bütün melekler, Âdem (a.s.) e secde ettiler. Allah (c.c.) şeytana la’net etti ve cennetten attı, şeklini değiştirdi,
Şeytan yeryüzüne indi. Hemen denizlere doğru yürüdü, şeytanı ilk gören balık oldu. Şeytan balığa Adem (a.s.) ın yaratıldığını ve onun deniz hayvanlarını avlayacağını bildirdi. Balık, bütün deniz hayvanlara Adem (a.s.) hakkında edindiğini ulaştırdı. Bunun için Allah (c.c.) onun dilini giderdi.
Ömer Bin Dinâr (r.a.)’dan rivayet edilmiştir:
Der ki:
-“Medine halkından birinin, bir kız kardeşi vardı. Medine’nin bir mahallesinde oturan bu kız kardeşi hastalandı. Kardeşi onun ziyaretine giderdi. Sonra bir gün kız kardeşi vefat etti.
Cenazesini kaldırıp kabre denettikten sonra ailesine döndü. Sonra yanında bulunduğu para cüzdanını kabre düşürdüğünü hatırladı.
Arkadaşlarından birini alıp kabre geldiler. Kabri açtılar para cüzdanını buldular,
Yanındaki arkadaşına:
-“Sen az çekil, ben ona bakayım, bakalım ne haldedir. Lahd’ın bir kısmını kaldırınca ne görsün, kabrin içi alev alev ateş olmuş.
Hemen anasının yanına gelerek kız kardeşinin dünyada iken neler yaptığını bildirmesini istedi.
Annesi şöyle cevap verdi:
-“O komşuların kapılarına gider, kulağını kapılarına koyup konuşmalarını dinlerdi. Sonra bunu ona, buna yaymaya çalışırdı.
Annesinin verdiği bilgiden koğuculuğun kabir azabına sebep olduğunu anladı. Kabir azabından kurtulmak isteyen onu bunu çekiştirmekten ve koğuculuk yapmaktan şiddetle kaçınsın.
Ebulleys el-buhari’den rivayet edilmiştir.
Ebulleys el-buhari hacca gitmek üzere evinden çıktığı vakit cebine iki dinar para koyar. Mekke yolunda gidip gelirken eğer birinin aleyhinde konuşursam bu iki dinarı tasadduk edeceğim diye yemin eder.
Mekke’ye gidip haccını yapıp evine döner. İki dinar halen cebindedir. Bu hususta kendisine soranlara şu cevabı verir:
-“Yüz defa zina yapmam, bir kere gıybet etmemden daha iyidir. “
Ebu hafs el-kebir de şöyle der:
-“Bir ramazan orucunu tutmamam, benim için birini gıybet etmekten daha iyidir.”
Sonra devamla şöyle dedi:
-“Kim, bir fıkıh bilginini çekiştirirse, kıyamet günü alnında –bu, Allahın, rahmetinden ümitsiz kalmıştır- yazılı olarak gelir.”
Enes bin Malik (r.a.) rivayet ediyor:
Resülullah (s.a.v.) buyuruyor ki:
-“Mi’rac gecesindeki yolculuğumda, bir kısım insanlara uğradım. Onlar yüzlerini tırnaklarıyla tırmalıyorlar ve pislik yiyiyorlardı.
Cebrail a.s.)’ a:
-“Bunlar kim?” diye sordum.
Cebrail (a.s.) dedi ki:
-“ Bunlar dünyada gıybet ederek insanların etini yiyenlerdir.”
Ebu Hureyre (r.a.) der ki:
Devam edecek….
Kalblerin keşfi (İmam-i Ğazali)
Allah-u Teala Hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri giybet’ten kaçınan ve giybet yapmayan kullarından eylesin. AMİN…
Fuad Yusufoğlu
Şeytan (aleyhil’lanet) nın hilesi
10 Temmuz 2008Çağ-Çağ barajı (Mesire yeri)
Adamın biri Hasan Basri (r.a.) ye şöyle der:
-“Şeytan (aleyhill’net ) uyurmu?.”
Hasan Basri (r.a.) gülümsedi ve şöyle cevap verdi.
-“Eğer o (şeytan) uyusaydı, biz rahat ederdik.”
Adam:
-“Öyle ise Mü’min için Şeytan (aleyhill’anet) dan kurtuluş yoktur.”
Hasan Basri (r.a.):
-“Evet .” dedi. Mü’min için yalnız onu defetmek ve kuvvet Te’sirini zayıflatmak vardır.”
Resulüllah (sallallahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki;
-“Sizden biriniz, yolculuğunda devesini ittiği gibi şeytan (aleyhill’anet) ı da iter.”
İbni Mes’ud (r.a.) der ki;
-“Mü’minin şeytan (aleyhill’net) ı defedilmiştir.”
Kays bin Haccac (r.a.) şöyle der:
-“Şeytanım bana :”Sana bir azgın deve gibi girdim. Şimdi ise ben bir serçe kuşu gibiyim” dedi.
Ben :
-“Niçin?”dedim.
Dedi ki;
-“Allah-u Teala (c.c.) zikriyle, beni erittin.”dedi.
Ehli Takva, Şeytan (aleyhill’net) nın kapılarını (vesveseyi) kapamak bekçilik yapmak üzere o kapıları muhafeze ederler.
Bunlardan maksadımız zahiri isnatlara vesile olan açık seçik yolları ve kapıları kasdediyorum. Çünkü; EHL-İ TAKVA Şeytan (aleyhill’anet) in görünmeyen yollarına muttali olurlar. Fakat ona ulaşamazlar. Bunun için bekçilik ederler.
Çünkü Şeytan (aleyhill’anet) ın kalbe açık olan kapıları pek çoktur. Meleklerin kapısı ise bir kapıdır. Bu bir kapı, diğer çok olan kapılara karışıp ayırt edilemez.
Kul gece karanlığında çıkış yerleri bilinmeyen çok yollu çölde kalan bir yolcu gibidir. Yolu ancak gören bir göz ve aydınlatıcı bir güneşin doğmasiyle bilir. Burada, gören gözden maksat TAKVA İLE TEMİZLENMİŞ KALBDİR.
Aydınlatıcı güneşten murad ise, Allah (c.c.)ın kitabı (kur’an) ve Resulüllah (a.s.v.) ın sünnetinden elde edilen ve onunla kapalı yollara ulaşılan İLİMDİR. Yoksa onun yolları pek çoktur ve kapalıdır.
Abdullah bin Mes’ud (r.a.) der ki;
-“Resulüllah (a.s.v.) bir gün bize bir cizgi cizdiler. Ve ”Bu Allah (c.c.)yoludur.” Buyurdular. Sonra O çızginin sağından, solundan bir çok çizgiler …
Kalblerin keşfi (İmam-i Ğazali)
Allah-u Teala hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri Şeytan (aleyhill’anet) ın şerrinden muhafeze eylesin. AMİN…
Fuad Yusufoğlu
Duâ’nın önemi
11 Temmuz 2008Navale Reş (Nusaybin)
Tirmizi (r.a.) de ve İbni Mace (r.a.) de Ebu Hüreyre (r.a.) den rivayet edilir;
Resulüllah (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu ki;
-“Hak Teala(c.c.) nın indinde Duâ’dan kiymetli bir şey yoktur.”
O Halde Hak Teala (c.c.) bir kuluna Duâ etmeyi ve kendisine karşı alçalarak yalvarmağı ihsan ederse, o kulundan razı olduğunun alametidir.
MUNACAAT:
Ey hiç bir şeye benzemeyen Padişah! Ey hareket ve durmaktan Münezzeh İlah!
Zatın, cihetten ve taraftan beridir. Sıfatın, noksanlıktan ari’dir. Ebrarın (İyilerin) nefislerini günah eserlerinden temizleyen sensin. Zikredenlerin kalbleri ancak Zikrin ile sükünet bulur. Ariflerin sineleri senin ma’rifetin ile genişler.
İlahi!
Senin aşkının ateşi ile yanmış kalbler hürmetine:
Muhabbet kadehinden içerek, müşahede-i cemalin nuru ile aydınlanan kalbler hürmetine:
Geceleri gaflet uykusunda olmayıp, seher vaktinde zikreden iştiyaklı kalbler hürmetine;
Bu dalalet vadisinde, ahır zaman fitnesinden bizi koru! Cehalet zulmetinden nefsin ve şaytan (aleyhill’anet) saptırmasından bizi muhafeze eyle!
İnayetini bize arkadaş eyle! Sana kavuşturan ameli bize bildir!
Bizim isyanımızdan sana asla ziyan gelmez. İbadetimizden de fayda gelmez. Sen bunlara muhtaç değilsin. Günahlarımızı afv edip; noksan ibadetlerimizi kabul eyle! Son nefesimizde İMANDAN AYIRMA! AMİN…
Nakllolunur ki;
Şuayıb peygamber (salavatullahı ala nebiyyine ve aleyhi) Musa (aleyhis selam) ı, koyunlarını gütmek için yardımcı aldı.
Asa lazım oldu. Hazreti Şuayıb (aleyhis selam) evinde çok Asa vardı. Bunların içinde, Adem (aleyhis selam) ın Cennetten getirdiği Asa da vardı. Bu asa Adem (aleyhis selam) dan sonra Peygamberlerden geçip Şuayıb (Aleyhis selam) gelmişti. Onu, bereketlenmek için yanında bulundurur ve hürmet ederdi. Kimseye vermezdi.
Musa (Aleyhis selam) ı asa alması için eve gönderdiği zaman, Adem (Aleyhis selam) ın (RAYİDE) İsmindeki bu asa’sı dile gelip:
-“Ya Musa, beni al. Ben senin içinim.” Dedi.
Musa (aleyhis selam) bu asa’yı aldı. Şuayıb (aleyhis selam) a getirdi.
Şuayıb (aleyhis selam):
-“Ya Musa! Bu asa çok uludur. Hazret-i Kelimullah için gelmiştir. Bunu yerine koy. Başka asa al.” Dedi.
Musa (aleyhis selam) geri döndü. Onu bırakıp başka asa almak isteyince;
O asa tekrar dile gelip:
-“Ya Musa! Beni al,” dedi.
Hazret-i Şuayıb (aleyhis selam) yine geri gönderdi. Bu şekilde dört def’a gitti geldi.
En sonunda Musa (aleyhis selam) dedi ki;
-“Bu asa der ki: ‘Ya Musa, ben senin içinim. Beni al.”
Şuayıb (aleyhis selam) hayret etti. Bilmiyordu ki, Kelimullah koyunlarını gütmeğe me’mur ettiği bu kimsedir.
Hak Teala (c.c.) bir melek gönderdi. O Melek asa’yı yere sapladı. Dört parmak içeri girdi.
Melek:
-“Hanginiz bunu yerden çıkarırsa, asa onundur. O alsın.” Dedi.
Şuayıb (Aleyhisselam);
Bütün kuvvetiyle çıkarmak istediyse de çıkaramadı. Musa (Aleyhis selam) kolayca çıkardı.
O zaman Musa (aleyhis selam) ın Kelimullah olduğunu anladı.
Bu kıssada iki hisse vardır.
Birincisi:
Asa, Musa (aleyhisselam) a
-“Ben senin içinim” dedi. Şuayıb (aleyhisselam) bu halı bilmediği için bu asa’yı ona vermek istemedi.
Hazret-i Hak celle ve ala hazretleri, kur’anı kerimde:
-“Siz benim kullarım ve evliyamsınız. Ben sizin rabbınızım” buyurdu.
Şeytan (aleyhill’anet) bunu istemedi. Kulları şaşırtmak istedi.
İkincisi:
Melek Asa’yı yere sapladı. Şuayıb (aleyhis selam) gibi bir büyük peygamber onu çıkaramadı.
İman ağacını Allah-u Teala hazretleri (c.c.) kalbimizin zeminini dikmiş ve inayet suyu ile sulayıp hidayet güneşi ile yetiştirmiş. Kökü yerde, budakları semaya varmış. Böyle bir ağacı yerinden çikarmaya Şeytan (aleyhill’anet) ın gücü yetmez.
İlahi; Ona (Şeytan) a bu kuvveti verme ki, İman Fidanımızı kalbimizden çıkarmasın. Amin….
Mearicün Nübüvve (Altiparmak)
Allah-u Teala hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri Şeytan (aleyhill’anet) ın şerrinden muhafeze eylesin. AMİN….
Fuad Yusufoğlu
Ruya yolu ile anlaşılan ölülerin halleri- 3
16 Temmuz 2008Çağ-çağ Barajı (Nusaybin)
Süfyân-i Sevrî(r.a.) yı rüyada görüp;
-“Allahü Teâlâ (cc.) sana ne yaptı?” dediler
Süfyân-i Sevrî (r.a.):
-“Rahmet eyledi.”
-“Abdullah ibn Mubarek (r.a.) hali nasıldır?” dediler.
Süfyânî Servî (r.a.):
-“Allah-u Teâlâ (c.c.) yı görmesi için ona günde iki defa yol açarlar,” dedi.
Mâlik İbn Enes (r.a.) i rüyada görüp,
-“Allah-ü Teâlâ (c.c.) sana ne yaptı?” dediler.
Mâlik İbn Enes (r.a.);
-“Osman ibn Affan (r.a.) dan öğrendiğim bir sözle bana rahmet eyledi. Cenaza gördüğü zaman; “Sübhâne’l- hayyillezî lâ yemût.” Derdi.” Dedi.
Hasan-i Basri (r.a.) vefat ettiği gece, rüyada, göklerin kapılarının açıldığını ve
-“Hasan, Allah-û Teâlâ (c.c.) yı gördü, ondan razı oldu.” diye bir ses duyulduğunu gördüler.
Cüneyd-i Bağdadi (r.a.) iblis (Aleyhilla’net) i rüyada çıplak gördü.
Cünayd-i Bağdadi (r.a.):
-“Adamlardan utanmıyormusun? “dedi.
Şeytan (Alayhila’net):
-“Bunlar adam değil. Adam Şevniziyye mescidinde olanlardır. Beni inletiyorlar, perişan ediyorlar.”Dedi.
Cünayd-i Bağdadi (r.a.) diyor ki;
-“Sabahlayın şevniziyye mescidine gittim. Kapıdan içeri girince, içerdekileri gördüm. Başlarını dizlerine koymuş tefekkür ediyorlardı. Hepsi birden:
-“O Mel’unun sözüne bakma.” Dediler.
Ebu Eyyub Sicistani (r.a.) fesad çi bir kimsenin cenazısını gördü. Namaz kılmamak için bir tepeye çıktı. O ölüyü rüyada gördüler:
-“Allah-û Teâlâ sana ne yaptı? Dediler.
-“Rahmet eyledi. Ve “Ebü Eyyub sicistane söyle, eğer Allâh-u Teâlânın rahmet hazineleri senin elinde olsa, bahillik eder, kimseye bir şey vermezdin.” Buyurdu. Dedi.
Rebi İbn Süleyman (r.a.) der ki;
İmam-i Şafi-i (r.a.) yı rüyada görüp;
-“Allah-u Teâlâ (c.c.) sana ne yaptı? Dedi
İmam-i Şafi-i (r.a.):
-“Beni bir kürsüye oturtup, üzerime altın ve inci serptiler.” Dedi.
Utbetil Ğulam (r.a.) ı rüyada görüp,
-“Allah-u Teâlâ(c.c.) sana ne yaptı? Dedim.
Utbetil Ğulam(r.a.):
-“Senin evinin duvarında yazılı olan duâ sebebiyle beni afv etti.” Dedi.
Uyanınca evimin duvarında Utbetil Ğulam(r.a.) ın yazısı ile yazılmış şu duâyı gördüm:
“Ey delâlette kalmışlara hidayet veren,
“Ey günâhkârlara merhamet eden,
“Ey günâhkârların günâhlarını bağışlayan!
“Büyük tehlikede olan kuluna ve bütün Müslümanlara rahmet eyle!
“Bizi rızkına kavuşan yaşayanlardan eyle.
“Peygamberlerden,
“Sıddîklardan,
“Şehidlerden
“Ve temiz Müslümanlardan,
“Nimet verdiklerinden eyle.
“Âmin! Yâ Rabbe’l- âlemin!
Kimya-yı Saadet (İmam-i Ğazali)
Allah-u Teâla hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri Utbetil Ğulam (r.a.) ın yazdığı bu dua hürmetine Günahlarımızı afv eylesin. AMİN…
Fuad Yusufoğlu
Dıhye-i Kelbi (Radiyallah-u anhu)- 2
19 Haziran 2009Sevr mağarası yolu üzerinde uçan bir kuş (Mekke)
Dıhye-i Kelbi (Radiyallah-u anhu)- 2
Resulullah Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu ki;
-“Ey kardeşim Cebrail! Sen benim bu torunlarımı edepsiz zanetme. Onlar eni Dihye sandılar. Dıhye ne zaman gelse hediye getirirdi. Bunlar da hediyelerini alırlardı. Bunları öyle alıştırdı.”
Cebrail Aleyhis selam bunu işitince üzüldü.
-“Dihye bunların yanına hediyesiz gelmiyor da, ben nasıl gelirim.” Dedi.
Elini bir uzattı Cennetten bir salkım üzüm kopardı Hazret-i Hasan (r.a.) a verdi. Bir daha uzattı, bir nar kopardı. Hazret-i Hüseyin (r.a.) e verdi.
Hasan ve Hüseyin (r.anhüm) hediyelerini alınca Dihye (r.a.) zanettikleri Cebrail Aleyhis selam’ın yanından uzaklaştılar ve Mescid-i Nebevi’de oynamaya devam ettiler.
Bu sırada mescidin kapısına, ak sakalı elinde baston, toz-toprak içerisinde beli bükülmüş ihtiyar bir kimse geldi;
-“Yavrularım günlerdir açım, Allah rızası için yiyecek bir şey verin.” Dedi.
Hazret-i Hasan ile Hazret-i Hüseyin (r.anhüm), biri üzümü diğeri de nar’ı yiyecekleri sırada bu ihtiyarı böyle görünce, hemen yemekten vazgeçip ihtiyara vermek için mescidin kapısına doğru yürüdüler.
Tam verecekleri sırada Cebrail Aleyhis selam gördü;
-“Durun, vermeyin O mel’una! O Şeytandır. Cennet ni’metleri ona haramdır.” Buyurarak şeytanı kovdu.
Hicretin beşinci senesi Resulullah (s.a.v.), Beni Kureyza’ya kavuşmadan önce Medine’nin yakınında bir mevki olan ‘Savreyn’de’ Eshab-i kiramdan bir cemaate rastladı.
Ve şöyle buyurdu;
-“Size kimse rastladı mı?”
Eshab-i Kiram (R.anhüm);
-“Ya Resulallah (s.a.v.) bize Dihye bin Halife el Kelbi rastladı. Eğerli beyaz bir katır üzerine binmişti. O katırın üzerinde atlastan bir kadife vardı.”
Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) Buyurdu ki;
-“Bu Cibril’dir Beni Kureyza’ya gönderildi. Onların kalelerini sarssın ve kalblerine korku atsın diye…”
Dihye-i Kelbi (r.a.) Rumca’yı iyi bilirdi.
Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) Onu Bizans’a Sefir olarak gönderdi.
Devam Edecek…
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Dıhye-i Kelbi (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin
Fuad Yusufoğlu
Abdullah bin Hanzala (Radiyallah-u anhu)- 2
11 Ağustos 2009Kabe-i Mükerreme
Abdullah bin Hanzala (Radiyallah-u anhu)- 2
Ben tekrar;
-“Ya senin eshabın arkadaşların? Onlara ne oldu?” diye sordum.
Abdullah bin Hanzala (r.a.);
-“Onlar benim sancağım etrafındadırlar. Ki, sen bunu görüyorsun.” Dedi.
Ebû Süfyan (r.a.);
-“Uykumdan uyandım. Gördüğüm ruya’nın Hazret-i Abdullah bin Hanzala (r.a.) için HAYIRLI olduğunu anladım.” Dedi.
İkrima bin Ammâr, Damdan bin Cevs (r.anhüm) Abdullah bin Hanzala (r.a.) den rivayetle diyor ki;
-“Hazret-i Ömer (r.a.) bize akşam namazı kıldırdı. Birinci rekatte hiçbir şey okumadı. İkinci ve üçüncü rekatte bir FATİHA VE BİR SÜRE OKUDU. Namazı tamamladı. Sonra peşpeşe iki (Secde-i sehv) yaptı ve selam verdi. (Böylece secde-i sehv farzın tehir edilmesinde de yapıldığı açıkça anlaşılmış oldu.)”
Süfyan bin Selim (r.a.) in rivayetine göre;
-“İblis Abdullah bin Hanzala (r.a.) ya göründü ve; (-“Dinle sana bir şey öğreteyim.)” dedi.
İbn-i Hanzala (r.a.);
-“Senden bir şey öğrenmeye ihtiyacım yoktur..” diye cevap verdi.
Şeytan;
(-“Dinle de istersen alırsın istersen almazsın.)” dedi.
Ve;
(-“Ey Hanzala’nın oğlu Allah’tan başkasından bir şey isteme, her istediğini Allah-u Teâlâ’dan iste. Kızdığın da nasıl bir hal aldığına bak. Sen kızdığın zaman ben sana hakim olurum.)” dedi.
Ahmed bin Hanbel (r.a.) Müsned’inde Abdullah bin Hanzala (r.a.) dan şu hadis-i şerifleri rivayet etmiştir.
Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) buyurdu ki;
-“Bile bile bir dirhem gümüş kıymetinde faiz yemek, otuz zinadan daha çok günahtır.”
Diğer hadis-i şerif kitablarında zikredilenlerden;
Abdullah bin Hanzala (r.a.), Sa’d bin Ubâde hazretlerinin oğlunun (r.a.) evine arkadaşlarıyla ziyerete gitmişti. Namaz vakti gelince ev sahibine, imâm olmasını teklif ettiler. O da misafirlerden birinin imâm olmasını istedi.
Hazret-i Abdullah (r.a.); Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem);
-“Bir kimsenin kendi yatağında yatması, hayvanına binmesi ve evinde imâmlık etmesi evlâdır.” Buyurdu diye rivayette bulundu.
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Abdullah bin Hanzala (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin
Fuad Yusufoğlu

