‘Şibli (r.a.)’ olarak etiketlenmiş yazılar

Muhasabe ve murakabe

09 Mayıs 2008

dsc08296-fuadyusufoglu-girnavas.JPG

Girnavas mevkii – Cin tepesi – (Nusaybin)

Allah’u Teala (c.c.) buyuruyor ki:

-”Kiyamet günü terazı kuracağım. O gün kimseye zülüm edilmiyecektır. Herkes dünyada yapmış olduğu zerre kadar iyilik ve kötülüklerini meydana çıkarıp teraziye koyacağım. Herkesin hesabını yapmağa yetişirim…”(Enbiye 47)

Allah’u teala buyuruyor:

Ey İman edenler, sabrediniz, nefsin arzularını haramlardan elde etmemeye uğraşınız. Ve bu cihad de sebat ediniz. (Ali İmran 200 )

Bunun içindir ki:

Basiret sahibleri ve din büyükleri bu dünyaya ticaret için geldiklerini ve burada nefisle alışverişte olduklarını anlamışlardır. Bu Ticarettin kazancı cennet tir, Ziyanı de cehennem dir.

Murakabe:

Nefsi kontrol etmektir.

Ondan gafil olmamaktır.

İnsanlar birbirlerinin dışını görürler. Allah’u teala hazretleri (c.c.) ise: hem dışını hem de içini görür. Bunu bilen ve kalbinde bu marifettin galip olduğu kimsenin işleri ve düşünceleri edepli olur. Zaten buna inanmıyan kafirdir. İnanıp da muhalafet etmek ise büyük cesarettir.

Allah’u teâlâ Hazretleri (c.c.) buyurdu:

-”Ey insan seni her an gördüğümü bilmiyormusun? (Alak ; 14.)

Bir Habeşi Resulullah ‘ın (s.a.v.) huzuruna gelip :

-”Çok günah işledim, tövbem kabul olurmu? Dediğinde

Resülullah (s.a.v.);

-”Evet” olur.” buyurunca :

Habeşi :

-“O günahları işleyince O görüyormuydi ?

Resulullah(s.a.v.);

-”Evet” buyurunca

Habeşi bir Ah çekti ve yıkılıp can verdi.

Peygamber (s.a.v.) buyurdu ki:

-“Allah’u teala yı görür gibi ibadet ediniz, siz onu görmiyorsanız, O sizi göriyör.”

Mısır Maliye nazırının zevcesi olan Züleyha :Yusuf (a.s.) i kendisine çağırınca önce kalkıp büyük sandığı bir heykelin yüzünü örttü

Yusuf (a.s.);

-“Bunu niçin örtün.”dedi

Zeliha;

-“Ondan utandığım için “ dedi.

Yusuf (a.s.);

-“Sen bir taş parçasından utanıyorsın da, ben yerleri ve yedi kat gökleri yaratan Rabımın görmesinden utanmazmıyım?” Buyurdu .

Abdullah bin Zeyd (r.a.) a;

-”Kendi halını düşünüp, insanlarla uğraşmıyan bir kimse tanıyormusunuz?” Dediler.

Abdullah Bin Zeyd (r.a.):

-”Bir kimse tanıyorum şu anda gelir.” buyurdu.

O sırada Utbet-ül Ğulam (r.a.) içeri girdi;

-”Yolda kimleri gördün ? deyince

Utbet-ül Ğulam (r.a.);

-“Kimseyi görmedim”dedi

Halbuki çarşıdan geliyordu…

Şibli (k.s.), Süfyan-ı Sevri (r.a.) nın yanına geldi, kendisini Murakkaba ya oturmuş, sesiz, haraketsiz bir halde gördü. Vucudunun bir kılı bile kımıldamiyordu.

-”Bu güzel murakkabayı kimden öğrendin? diye sorunca

Süfyan-i Sevri (r.a.);

-“Kediden öğrendim. Onu bir fare deliğinin ağzında, benim bu halimden daha haraketsiz avını kolarken gördüm.” Dedi.

Amellerden sonra yapılacak muhasebede Her gün yatarken, o gün yaptığı işler için nefsi hesaba çekmeli Sermayeyi kâr den ve zarar den ayırmalıdır.

Sermaye; Farzlardır,

Kâr da; Sünetlerdir, ve nafilelerdir.

Ziyan ise; Günahlardır. İnsanın ortağına aldanmamak için onunla hesaplaştığı gibi nefse karşı daha uyanık davranmak lazımdır.

İbn’i Samed (r.a.) büyüklerden idi;

Altmış hicri senelik hayatı’nın hesabını yaptı Yirmi bir bin beşyüz gün idi

-“Ah her gün, en az bir günah yapmış isem yirmi bir bin beş yüz günahtan nasıl kurtulurum, halbuki öyle günlerim oldu ki: yüzlerce günah işledim.” diye bir feryad edip yıkıldı, baktılar ki ruhunu teslim etmişti…

Fakat insanlar, kendilerini hesaba çekmiyorlar. Eğer her gün bir günah işlediğinde odasına bir taş koysa kısa zamanda dolardı.

Eğer;

omuzlarımızdeki katib melekler her günah yazmak için ücret isteseler di malımızın hepsini vermemiz lazım gelirdi .

Fakat gafletle çeşitli düşüncelerle birkaç sübhanallah desek tesbihi alır, sayar ve yüz kere söyledik deriz de hergün boşuna nice şeyler söyleriz bunları saymayız, dille almayız saymış olsak da hergün binleri aşar, sonra da terazide sevap kefesinin ağır basacağını umarız……

İmam-i Gazali (kimya-yi Saadet.)

Allah-u Teala hazrertleri bizleri ve sizleri Hesaba çekilmeden, hesabımızı kendimizin yapmayı, tekrar günah işlemeyen ve tövbe-i nasuh la tövbe eden kullarından eylesin…Amin…

Fuad Yusufoğlu

Havf ve Reca- 3

25 Haziran 2008

dsc00771-fuadyusufoglu-dara-harabeleri.JPG

Dara Harabeleri (Mardin)

Bil ki;

Havf (Allah (c.c.) tan korkmak ) büyük makamlardandır. Fazileti, sebep ve neticelerine bağlıdır. Sebebi anlatılacağı gibi İlim ve Ma’rifettir.

Bunu için Allah (c.c):

-“Alah’tan ancak, Alim kullar korkar” buyuruyor. 35 Fatır-28

Resulullah(a.s.v.);

-“Hikmet ve ilimin başı Allah (c.c.) korkusudur.”

Netice ise, İffet, ver’a ve takvadır .Bunların hepsı de SAADET’İN anahtarıdır. Çünkü şehvet ve arzular TERKEDİLMEDİKÇE ve de bu yolda SABREDİLMEDİKÇE Saadet yolu bulunmaz.

Şehvet ve arzuları korku gibi hiçbir şey yakıp yok edemez. Bunun için Alah’ u Teala (c.c.) kendisinden korkanlar için hidayet, rahmet, ilim ve rızayı üç ayette topladı.

Ve

-“Hidayet ve rahmet Allah(c.c.) için günahlardan kaçanlardır, Allah (c.c.) tan ancak alim kullari korkar.” 35 fatır-28 “ Allah onlardan razıdır, onlar da Allah(c.c.) den razıdır.” 98 Beyyinet -8. buyuruyor.

Havfın neticesi olan TAKVAYI Allah (c.c.) kendine izafe ediyor ve;

-“Kurbanınızda Allah (c.c.) a ulaşan et ve kan değil, kurbanda )”Takva üzere olmanız Allah (c.c.) içindir.” 22 Hac ; 37. Buyuruyor.

Resulullah (a.s.v.) buyurdu:

-“Kıyamette yüksek bir yerde topladıkları gün, uzak ve yakındakilerin duyabilecekleri bir ses der ki;

Ey insanlar sizi yarattığım günden beri bütün sözlerinizi işittim. Şimdi siz beni dinleyin. Dikkatlı dinleyin ki, yaptıklarınızı önünüze sereceğim.

Ey İnsanlar; kendi nesebinizi koydunuz. Ben de nesebemi koydum. Siz nesebinizi çektiniz ve benim nesebimi bıraktınız.

Ben;

-“Allah’ın katında en büyüyünüz, en MUTTAKKİ olanınızdır.” 49 Hücurat : 18 . dedim.

Siz hayır, büyük filan oğlu filandır, dediniz. Bu gün ben Nesebimi tutarım ve sizin nesebenizi atarım.Muttakkiler (Takva sahibleri Allah (c.c.) tan korkanlar ) nerede dir ?

Bunun üzerine;

Bir sancak açılır. İleri getirilir. Muttakkiler onun ardından gider. Hepsi hesabsiz cennet’te girerler. Bu sebeptendir ki Allah(c.c.) tan korkanların sevabı kat kattır.

Nitekim ayeti kerimede:

-“Hesaba çekileceğinden korkana; cennet’e iki derece vardır.” Buyuruldu.55 .Rahman 46.

Resulullah (a.s.v.) buyurdu ki;

-“ Allah (c.c.) buyuruyor: İzzetim hakkı için bir kulda İki KORKU ve iki EMNİYET bulundurmam. Dünyada benden KORKARSA, Ahiret te onu EMİN ederim. Ahiret hususunda emin ise KORKUTURUM.”

Resulullah (a.s.v.) buyurdu;

-“Allah Teala (c.c.) den korkan dan her şey korkar. Allah(c.c.) tan korkmayanı, her şey ile korkutulur.”

Resullah (a.s.v.) yine buyurdu;

-“Sizin en akılınız, Allah(c.c.) tan çok korkanınızdır.”

Yine Resulullah (a.s.v.) buyurdu

-“Sineğin başı kadar gözünden yüzüne yaş akan kimsenin yüzünü Cehennem ateşi yakmaz.”

Yine Resulullah (a.s.v.) Buyurdu;

-“Allah (c.c.) korkusundan kulun tüyleri kalkarsa ve bu korkuyu düşünürse ağaçtan yaprak dökülür gibi günahları dökülür.”

Şibli (r.a.) buyuruyor;

“-Havf’ın (korkunun ) üzerimde galip olduğu bir günüm olmadı ki, O gün kalbime Hikmet ve İbret’ten bir pencere açılmamış olsun.”

Yahya Bin Muaz (r.a.) buyuruyor:

-“Mü’minin günahı; korku, ceza ve rahmet ümidi arasında, iki Arslan arasında kalmış tilki gibidir.”

Yine buyurdu;

-“Zavalli İnsan Cehennemden Fakırlık gibi korksaydi, CENNETE Girerdi.”

Kendisine;

-“Kıyamette kim daha emindir.” dediklerinde;

-“Bu gün Daha çok korkandır.” Buyurdu.

Hazreti Aişe (Radiyallahu anha) buyurdu;

-“Resulullah (a.s.v.) a Kur’ani kerimde “yaparlar ve korkarlar” buyurulması ne içindir. Hırsızlık ve zinamıdır?” Dedim.

Resulullah (a.s.v.)

-“Hayır namaz kılarlar, oruç tutarlar, zekat verirler ve kabul olamdı diye korkarlar. “ demektir . 23-Mu’mınun:60.

Muhammed bin Münkedir (r.a.) ağladığı zaman vucudunu göz yaşı ile siler ve :

-“Duydum ki; göz yaşı değen yeri CEHENNEM ATEŞİ YAKMAZ. Derdi.

Sıdık (r.a.) buyuruyor;

-“Ağlayınız , ağlıyamazsanız kendınızı zorla ağlatınız .”

Kabül Ahber (r.a.) buyuruyor;

-“Allah (c.c.) yemin ederim ki; ağlayıp gözyaşımın yüzüme akmasını dağ kadar ALTIN SADAKA VERMEKTEN ÇOK SEVERİM

Kimya-yi Saadet (İmam-ı Ğazali)

Allah (c.c.) bizleri ve sizleri Kendisinden Korkan Ve Havf ve reca üzere olan Kullarından eylesin. Amin…

Fuad Yusufoğlu

Güzel Ahlakın hakikati

25 Haziran 2008

dsc06002-fuadyusufoglu-nusaybin.JPG

Çağ-Çağ deresi şelalesi (Nusaybin)

Güzel ahlakın hakıkatı nedir ve nasıldır? Bu hususta çok sözler söylenmiştir.

Her biri karşılaştığı kadarını söyleyebilmiştir. Hepsini söylememişlerdir.

Mesele;

Biri diyor ki;

-“Alnı açık olmaktır.”

Biri de;

-“İnsanların sıkıntılarına katlanmaktır.” Diyor.

Bir başkası da;

-“Karşılık beklememektir.“ diyor.

Bunun gibi çok şeyler söylenmiştir. Bunların hepsi güzel ahlakın, iyi huyun dallarıdır. Hakikati ve tamamı değildir.

Biz hakikatını ve tamam olma sınırını açıklayalım.

İnsan iki şeyden yaratılmıştır.

Biri ;

VUCUD olup, gözle görülebilir.

Öteki de;

RUH olup, KALB GÖZÜ OLMADAN ANLAŞILMAZ.

Bunların her ikisinin de kötülük ve iyilikleri vardır. Birine güzel ahlak, diğerine güzel yaratılış denir. Güzel ahlak batının (ruhun ve kalbın) suretinden ibarettir. Nitekim güzel yaratılış da zahir suretten ibarettir.

Yalnız gözün veya yalnız ağzın güzel olmasıyla yüz güzel olmayıp, burun ağız ve göz hepsinin güzel ve mütenasib olmasıyle güzel olduğu gibi

Kalb’de, İLİM, HIŞM, ŞEHVET ve ADALET kuvvetleriyle bir araya gelmeyince güzel olmaz.

İlim kuvveti:

Bununla zekiliği demek istiyoruz. Bunun güzelliği sözlerin doğrusu ile yalanını kolayca ayırmasıdır. İşlerde ki iyiliği kötülükten, itikatta Hakkı batıldan ayırmasıdır. Nitekim Allahu Teala (c.c.):

-”Hikmet (ilim) verilen kimseye, elbette çok hayır verilmiştir.”Buyurdu. Bakara -269

Gazap Kuvvetinin iyiliği:

Şeriatın emrinde olmak, şeriatın emri ile kalkmak ve oturmaktır.

Şehvet kuvvetinin iyiliği:

Serkeşlik etmemek, şeriatın ve aklın dışına taşmamaktır. Böylece şeriata uymak, akıl ve şeriatla ona kolay gelir.

Adaletin İyiliği:

Gazab (kızgınlık ) ve şehveti (arzuları) din ve aklın işaret ve yol göstermesi altında zapt etmektir.

Bunlardan her biri kötü olunca, her birinden kötü huylar ve fena işler meydana gelir. Her birinin kötülüğü iki şekilde olur. Biri haddı aşmakla, diğeri de az, eksik olmakladır.

İlim kuvveti Haddi aşarsa, ilmini kötü yolda kullanır buna cerbeze denir. Eksik oluncada budalalık ve aptalıklar yapar. Ortada olursa ondan iyi çareler, doğru görüşler, doğru düşünceler ve kuvvetli ferasetler meydana gelir.

Hışm ( gazab –Kızgılık ) kuvveti haddi aşarsa, ona tehevvür (korkusuzluk) denir.

Az ve eksik olursa, yüreksiz ve cesaretsiz derler.

Ortada olursa, Yanı ne az nede çok olursa, buna cesaret denir.

Cesaretten kerem, yüksek himmet, yürekli olma, hilm soğukkanlılık, acelesizlik ve hışmıni yenmek ve buna benzer ahlaklar doğar.

Korkusuzluktan ise, herkese bağırmak, kendini beğenmek, büyük görmek, sert davranmak kendini tehlikeye atmak ve bunun gibi huylar ortaya çıkar.

Az olursa, kendini aşağı görmek, zavallı, biçare, alçak himmetli ve zelil olmak sıfatları doğar.

Şehvet kuvveti çok fazla olursa, buna hırs denir. O zaman o kimseden hayasızlık, rezillik, mürüvvetsizlik, namussuzluk,

hased, zenginlerden sıkılmak, fakirleri beğenmemek ve bunun gibi huylar ortaya çıkar.

Eksik olursa, gevşeklik, namertlik, hissizlik, ihmalkarlık gibi huylar doğar.
Ortada olunca: İffet denir. Ondan haya, kanaat, cömertlik, sabır, zerafet ve uygunluk huyları görünür.

Bunların her birinin iki ucu vardır. Her iki ucu da kötü ve çirkindir. İkisi arasında iyi, güzel ve beğenilen vardır. İki uc arasındaki bu orta yer, KILDAN DAHA İNCEDİR. Sirat-i Müstakim ( doğru yol) bu ortadır. İncelikte de Ahiretteki sırat gibidir.

Bu sırat üzerinde doğru yürüyen, yarın sırat köprüsü üzerinde korkusuz olarak yürür. Bunun için Allah-u Teala (c.c ) her ahlak ve huyda ortayı emretti. Ve iki ucundan men ve zecr eyledi. Ve

–“Onlar ki, harcadıkları vakit ne israf, ne de sıklık yaparlar. ( harcamaları) ikisi arası ortalama olur.” Buyurdu. Furkan -67

Allah-ü Teala (c.c.) Peygamberimiz (a.s.v.)”Elini hiç vermiyecekmiş gibi bağlama ve hepsini verip yanında bir şey kalmayacak kadar da açma.” Buyuruyor. İsra-29

O halde, bilmiş ol ki;

En güzel ahlaklı, tam manasiyle, bu söylediklerimizi her iki uctan uzak ve doğru olarak bulundurandır. Tıpkı güzel yüzde, her yerin düzgün, doğru, mütenasib ve iyi olması gibidir. İnsanlar burada dört kısma ayrılmışlardır.

Devam edecek………

Kimya-yı Saadet (İmam-i Ğazali )

Allah-u Teala (c.c.) bizleri ve sizleri Güzel Ahlaklı olmayı ve güzel ahlaklı olan kullarıyla arkadaş olmayı nasıb eylesin. Amin…

Fuad Yusufoğlu

Muhabbet

28 Haziran 2008

dsc08238-girnavas-cin-tepesi-nusaybin.JPG

Girnavas mevki-i (Nusaybin)

Rabia-tül Adeviye (r.a.) der ki;

-“Allah (c.c.) i sevdiğini söylediğin halde ona isyan edersin.
Yemin ederim ki, bu kiyas acayiptir.
Sevginde sadık olsaydin, O’na itaat ederdin.
Şüphesiz ki, seven sevdiğine itaat edendir.
Gerçekten sevenin alameti, sevdiğine uymak, onun istemediği haraketlerden kaçınmaktır.”

Rivayet edilir ki;

Bir topluluk İmami Şibli ( rahmetüllahi alyhi) in yanına girerler.

Şibli (r.a.) hazretleri onlara:

-“Siz kimsiniz?” diye sorar.

Onlar cevap verirler:

-“Biz seni sevenleriz.”

Bunun üzerine Şibli (r.a.) hazretleri onlara döner ve taş atmaya başlayınca, Şibli (r.a.) den kaçmaya başlarlar.

Bunun üzerine Şibli (r.a.) hazretleri onlara şöyle buyurur:

-“Bakınız benden kaçiyorsunuz. Eğer beni gerçekten sevmiş olsaydınız , benim belamdan kaçmazdınız?”

Şibli (r.a.) Hazretleri der ki;

-“Ehli Muhabbet, sevgi kasesinden içerler, yer yüzü ve şehirler onlara dar gelir. Allah(c.c.) ı tam manasiyle bilirler. O’nun azametinden korkarlar, kudretine hayran olurlar. Allah (c.c.) sevgisi kasesinden içerler de O’nun ünsiyet denizine dalarlar. O’na münacatla lezzet duyarlar.

Sonra Şibl i (r.a.) hazretleri şu beyti söyledi:

-“Ey Mevlam, Seni yad etme sevgisi, beni sarhoş etti .”
-”Hiç sevip de sarhoş olmayanı gördün mü?”

Denilir ki;

Deve sarhoş olduğu zaman kırk gün yem yemez. O’na daha evvel yüklenen yükün kat kati yüklense aldırış etmez. Çünkü kalbi sevgilisini yad etmeye hücum ettiği zaman yemi sevmez, sevgilisine olan iştiyakından dolayı yükün ağırlığına aldırış etmez.

Şimdi siz düşünün;

Deve sevgilisi için şehevi isteklerini terk edip ağır yüke tahammül ediyor. Size Allah (c.c.) için, Allah (c.c.) haram kıldığı şehevi isteklerden kaçınıp onları terkt etmez mi?

Allah (c.c.) için yeme – içmeyi terk ettiniz mi? Hiç kendinize Allah (c.c.) için ağır yük yüklediniz mi? Eğer bu zikredilen hayırlı işlerden birini yapmadınızsa, sizin davanız, dünyada ve ahrette hiçbir faydası olmayan manasız bir isimden ibarettir. Bunun ne Allah (c.c.) katında ve ne de insanlar yanında Kıymeti vardır.

Hazreti Ali (Radiyallahu anhu-keremallahu vecheh) buyurur ki;

-“Cennete muştak olan kimse, hayırlı işlere koşar, Cehennemden korkan da Şehevi isteklerden kendini men eder, Ölümü iyi bilen kimseye dünya lezzetleri hakir görünür.”

İbrahim Havas (k.s.) sevgi ve muhabbetten sorulunca der ki:

-“Kötü iradeleri mahvetmek, bütün kötü sıfatları ve istekleri yakmak, ve nefsi işaretler denizinde boğmaktır.”

Üç şeyi kim iddia eder de üç şeyden temizlenmez se o kimse aldanmıştır:

1-Allah (c.c.) ı zikretmekte lezzet duyduğunu iddia edip, dünya SEVGİSİNİ terk etmezse,

2-Amelleri İHLASLA, sırf Allah (c.c.) için yaptığını iddia eder, fazla insanların kendisine hürmet etmesini severse,

3-Allah (c.c.) sevdiğini iddia eder, fakat kendi nefsinden vaz geçmezse, o kimse aldanmıştır.

Kalblerin Keşfi (İmam-ı Ğazali)

Allah(c.c.) bizleri ve sizleri kendi muhabet aşkıyla dolan Sevgili kullar hürmetine afv –u mağfiret eylesin. AMİN….

Fuad Yusufoğlu

Aşk- 3

28 Haziran 2008

dsc09051-kasyan-navale-fuadyusufoglu.JPG

Kasyane Navale sipi (Nusaybin)

Meşayihten bazısına:

Aşık kimdir, hali nedir diye sorulunca :

Şöyle cevab verdi:

-“O insanlarla, az haşır neşir olur.
Çok kere yalnız kalmayı sever.
Daime tefekkür içindedir.
Konuşmaz, daima sukut eder.
Baktığı zaman görmez,
çağırıldığı vakit işitmez,
kendisine konuşulduğunda anlamaz.
Başına bir felekat geldiğinde üzülmez.
Çıplak ve pejmürde olduğunu anlamaz.
Ne söylediğini bilmez.
Allah (c.c.) tan başkasından korkmaz.
O tenha yerde sırf Allah (c.c.) a bakar,
onunla ünsiyet kesb ederek O’na münacatta bulunur.
Dünya ehli ile dünyalıklar için çekişmez.

Sevgi,
Tabiatın lezzet alınan şeye meyl etmesinden ibarettir. Bunun yerleşip kuvvetlenmesine AŞK denir. Aşık sevdiğine tam manasiyle bağlı olur, malını onun yolunda harcar.

Yusuf (a.s.) ın aşkından dillere destan olan Züleyha’yi görmuyor musun?

Yusuf (a.s.) karşı beslediği sevgiden malını, mülkünü, güzelliğini, hatta yetmiş deve yükü CEVAHİR ve gerdanlıklarını feda etti. Bunların tümünü Yusuf(a.s.) ın sevgisi uğruna harcadı.

-“Ben bugun Yusuf (a.s.) u gördüm“ diyen herkese bir gerdanlık verirdi. Kendisinde bir şey kalmadı.

Denilir ki;

AŞK perdeleri yırtmaktır.

Sırları keşfetmektir.

vecd ise şevkin galebe çalmasından ve zikrin tadını kendinde bulmasından, ruhun acze düşmesidir.

Hatta azalarından bir aza kesilse, onun acısını hissetmez anlamaz

Rivayet edilir ki;

Hallacı-Mansur (r.a.) u on beş gün haps ederler. İmam Şibli (r.a.) ona gelerek:

-“Ey Mansur, Muhabbet nedir?” der.

Mansur (r.a.) cevab verir:

-“Bana bugün sorma, yarın sor.”

Ertesi gün olur. Mansur (r.a.) u zindandan çıkarırlar. Onu öldürmek için bir meydana götürürler. Bu sırada Mansur (r.a.) yanından geçen Şibli (r.a.) ye şöyle seslenir:

-“Ey Şibli, muhabbetin evveli yanmak, sonu da ölmektir.”

Halac-ı Mansur (r.a.) öyle bir görüşe sahip idi ki,

Onun nazarında Allah (c.c.) tan başka ne varsa fani ve batıldır. Öyle bir bilgiye sahip idi ki, muhakkak Allah (c.c.) Hak olandır. Bu görüş ve bilişi ona Hak’tan başka her şeyi unutturdu. Hata kendi ismini bile.

Kendisine sen kimsin diye sorulduğunda ;

-“Ben Hak’ım.” diye cevap verdi.” İşte bu yüzden de öldürüldü.

Rivayet edilir ki;

Gerçek sevgi ve muhabbet üç hasletle belli olur:

1-Seven kimse, sevdiğinin sözünü başkasının sözüne tercih eder.
2-Sevdiğinin yanında bulunmayı, başkasının yanında bulunmaya tercih eder.
3-Seven kimse sevdiğinin kendisinden hoşnut olmasını başkasının rızasına tercih eder.

Gene rivayet edilir ki;

Leyla’nın uğruna deliren Mecnun’a sorulur:

-“Senin ismin nedir?

Mecnun:

-“Leyla’dır,” der.

Bir gün mecnuna derler ki;

-“Leyla ölmedi mi?”

Mecnun:

-“Hayır Leyla ölmedi, o benim kalbimdedir. Ben LEYLAYIM.”der.

Mecnun bir gün Leyla’nın evine uğrar, göğe doğru bakar.

Bunun üzerine kendisine şöyle denilir:

-“Ey mecnun, göğe bakma. Leyla’nın evinin duvarlarına bak. Olur ki orada Leyla’nı görürsün.”

Mecnun:

-“Leyla’nın evine, gölgesi düşen yıldız bana yeter.” der.

Rivayet edilir ki:

Bir gün İsa (a.s.) bahçe sulamakta olan bir delikanliye uğrar. Genç,İsa (a.s.) a şöyle der:

-“Kendi sevgisinden, bana zerre miktarı vermesini Rabbinden dile.”

İsa (a.s.):

-“Zerre miktarına gücün yetmez.“ buyurur.

Genç:

-“Zerre miktarının yarısını“ der.

Bunun üzerine İsa Aleyhisselam Allah (c.c.) a şöyle niyazda bulunur:

-“Ey Allah’ım ona senin muhabbetinden zerrenin yarısı kadar ihsan buyur.” Bu niyazdan sonra İsa (a.s.) çekip gider.

Uzun bir müddetten sonra İsa (a.s.) o yerden geçer ve genci soruşturur. İsa Aleyhisselam’a o gencin delirdiğini ve dağa çıktığını haber verirler. Bunun üzerine İsa Aleyhisselam Allah (c.c.) a, onu kendisine göstermesi için niyaz da bulunur.

İsa Aleyhisselam genci dağ içinde bir kayanın üstünde göğe yönelmiş olarak bulur. Kendisine selam verir. Fakat selamını genç almaz. Bunun üzerine İsa Aleyhisselam ona:

-“Ben İsa’yım“ diye seslenir.

Bunun üzerine Allah’u Teala (c.c.) İsa Aleyhisselam’a vahy eder. Buyurur:

-“Kalbinde benim muhabettimden zerre mikdarının yarısı bulunan kimse, insanların sözünü nasıl işitir. ey isa? İzzet ve Cellâlım hakkı için, eğer o delikanliyi testere ile biçsen, bunu anlamaz.”

Mükaşefet-ül Kulub (İmam-i Ğazali)

Allah-u Teala (c.c.) Hazretleri, bizleri ve sizleri Muhabbet Aşkıyla Divana olan Salih Kullar hürmetine FİRDEVS Cennetine Resülullah (Aleyhisselatu vesselam) ile komşu eylesin. AMİN…

Fuad Yusufoğlu

Aşk- 4

28 Haziran 2008

fuadyusufoglu_dsc063451-girnavas.jpg

Girnavas (Cin tepesi) şelalesi

Rivayet edilir ki;

Munafık ve cimri olan bir adam karısına hiç bir şey sadaka vermemesini söyler. Verdiği takdirde kendisini boşayacağını yemin eder.

Bir gün evinin kapısına bir dilenci gelerek şöyle der:

-“Ey ev halkı, Allah (c.c.) hakkı için bana bir şey vermezmisiniz?”

Bunun üzerine kadın dilenciye üç pide verir. Dilenci giderken onu ev sahibi olan munafık karşılar ve ona:

-“Bu pideleri sana kim verdi diye sorar.”

Dilenci:

-“Bana falan evden verdiler.” der.

Dilencinin gösterdiği ev o adamın evidir. Munafık eve gelir karısına:

-“Ben sana kimseye bir şey vermemeni yeminle söylememiş mi idim?”

Kadın:

-“Ben bunu Allah (c.c.) için verdim.”diye cevab verir.

Bunun üzerine adam, gidip tandırı yakar. Tandır tam kızardığı zaman karısına şöyle der:

-“Kalk, Allah (c.c.) için kendini tandıra at.”

Bunun üzerine kadın kalkar, ziynetlerini alır. Bunu gören munafık;

Adam;

-“Ziynetlerini bırak “ der

Kadın da şöyle cevab verir:

-“Seven kimse, sevdiği için süslenir, ziynetlenir. Ben sevdiğimi ziyarete gidiyorum” der,

kendini tandıra atar.

Munafık tandırı kapatıp çekip gider. Kadın orada üç gün kaldıktan sonra münafık gelip tandırın kapağını açar.

Kadını Allah (c.c.)ın kudretiyle sapa sağlam bulur. Bu halden adam taaccüp eder. Bu sırada kendisine hafiften şöyle dendiğini işitir:

-“Sen ateşin, bizim sevdiklerimi yakmadağını bilmiyor musun?”

Rivayet edilir ki,

Firavunun karısı Asiye (r.a.) imanını Firavundan gizliyordu. Firavun Asiye (r.a.) nin imanına muttali olduğunda, ona çeşitli şekilde işkence yapılmasını emretti.

Firavun Asiye (r.a.) ye

-“Dininden dön”, dedi.

Asiye(r.a.) ise dininden dönmedi. Bunun üzerine sopalar getirip vucudunun mühtelif yerlerine vurmalarını emretti. Dininden dön deyince Asiye (Radiyallahu anha) şu cevabı verdi:

-“Sen ancak benim nefsime hükmedebilirsin. Kalbim ise Allah’mın muhafazası altındadır. Bütün azalarımı kessen, bu ancak benim Allah (c.c.)a olan sevgimi artırır.”

Bu sırada Musa Aleyhisselam yanından geçiyordu. Asiye (r.a.) Musa (a.s.) seslenerek şöyle dedi:

-“Ey Musa, bana haber ver, Rabbin benden razımı dır? Yoksa benden razı değimli dir?”

Musa Aleyhisselam buyurdu:

-“Ey Asiye, göklerde melekler seni iştiyakla bekliyorlar. Allah (c.c.) ise seninle övünüyor. Allah (c.c.) tan dilediğini iste. Bütün dileklerin kabul edilecektir.”

Bunu üzerine Asiye (r.a.) şu münacaatta bulundu:

-“Ey Rabbim, bana yanında, cennetin içinde bir ev yap. Beni Firavundan ve onun fena amelinden kurtar. Beni o zalimler topluluğundan kurtar.” Et-Tahrim: 66/11

Rivayet edilir :

Firavunun karısına güneşin altında durdurarak işkence yapılıyordu. Onlar ayrıldıkları zaman melekler kanatlarını ile Asiye (r.a.) yi gölgeliyorlardı.

Ebu Hüreyre (r.a.)den şöyle bir rivayet vardır:

-“Firavun karısını dört çivi ile çivileyip yere yatırdı. Göğsünden on iki yarık açtı ve onu güneşe doğru çevirip bıraktı. Bunun üzerine Asiye (r.a.) başını semaya kaldırıp şöyle niyazda bulundu:

-“Ey Rabbim, bana yanında, cennetin içinde bir ev yap. Beni Firavundan ve onun kötü amelinden kurtar. Beni o zalimler güruhundan kurtar.”

Hasan barsı (r.a.) da şöyle der:

-“Allah (c.c.) asiye’yi en güzel şekilde kurtardı. ONU CENNETİNE KALDIRDI. ASİYE (R.A.) ORADA YER VE İÇER.”

Bu hadisten anlaşılıyor ki, mihnet ve musibetler anında, Allah (c.c.) tan yardım istemek, ona sığınmak, Belâlerden kurtarmasını O’ndan dilemek, Salihlerin gidişatından ve mu’minlerin adetindendir.

Kalblerin Keşfi (İmam-i Ğazali)

Yüce Rabbımız: Biz senin aciz kulunuz Sen ise Mevlamızsın. Yaradanımızsın. Resulullah (a.s.v.) AŞKI Hürmetine bizleri rusvay etme Rahmetinle Af-vu mağfiret eyle.AMİN….

Fuad Yusufoğlu

dsc00023-cag-cag-baraji-fuadyusufoglu.JPG

Çağ-Çağ barajı (Nusaybin)

Yüca Allah (c.c.) buyuruyor:

-“(Habibim) de ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız hemen bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın” Ali İmran-3/31

Ey okuyucu: (Allah’ın rahmeti üzerine olsun)

Bil ki;

Kulun Allah (c.c.) ı ve Allah’ın Resülunu; (a.s.v.) sevmesi onlara itaat etmesi ve emirlerine uyması demektir. Allah (c.c.) ın kullarını sevmesi ise, kullarına in’am ve ihsan etmesi demektir.

Çünkü kul, hakiki kemalin ancak Allah (c.c.) a ait olduğunu ve kendinde veya başkasında gördüğü her kemalin Allah (c.c.) tan olduğunu bildiği zaman sevgisi ancak Allah (c.c.) a ve Allah (c.c.) yolunda olur. Bu da Allah (c.c.) a itaat etmesini iktiza ettirir.

Bunun içindir ki,

Muhabbet Allah (c.c.) a itaat etmeği, Allah (c.c.) a ibadet de resülullah (a.s.v.) a ittiba etmeği gerektir. Ve bu da o’na itaat etmeye düşkün olmakla tefsir edilmiştir.

Hasan el basri (r.a.) den rivayet edilmiştir. Der ki:

-“Resülullah ( a.s.v.) zamanında,Ya Muhammed, biz Rabbımızı seviyoroz dediler. Bunu üzerine bu ayati kerime nazil oldu.

Bişr el-Hafi (r.a.) den rivayet edilmiştir: der ki;

“-Ben Resülullah (aleyhisselatu-vesselam)i ru’yada gördüm. Bana:

-“Ey bişr. Allah (c.c.) seni akranın arasında ne ile yükselti biliyormusun?”

Ben:

-“Hayır Ya resulullah (a.s.v.) deyince,

Resülullah (a.s.v.) şöyle buyurdular:

-“Salih kişilere hizmet etmen, kardeşlerine nasihat etmen, dostlarını ve benim sünnetimi yerine getirenleri SEVMEN ve benim sünnetime tabi olmanla.”

Nitekim Peygamberimiz (a.s.v.) buyuruyorlar:

-“Kim ki benim sünnetimi işler, ihya ederse, o beni SEVMİŞ olur. Kim ki, beni SEVERSE o kiyamet günü cennete benimle beraber olur..”

Gene Resülullah (a.s.v.) buyuruyor:

-“Ümmetimin hepsi cennete girer, ancak kaçanlar müstesna.”

Eshab (r.a.) sorar:

-“Kaçanlar kimdir?”

Buyurdular ki;

-“Kim bana itaat ederse, cennete girer, kim bana ASİ olursa o kaçmış olur. Benim sünnetime uygun olmayan her amel Ma’siyettir.”

Bilginlerden bir kısmı der ki;

-“Birisinin havada uçtuğunu, veya denizde yürüdüğünü, veyahut ateşi yediğini veyahut da bunlara benzer başka bir şey yaptığını görürsen, fakat o adam Allah’u Teala (c.c.) nın farzlarından birini veya kasden Resülullah (a.s.v.)ın sünnetlerinden birini terk ederse, bil ki o adam da’vasında YALANCIDIR. Onun yaptığı keramet değil, balki sihirbazlıktır.”

Böyle kimseden Allah (c.c.) a sığınırız.

Cüneyd-i Bağdadi (r.a.) der ki;

-“Allah (c.c.) in inayeti olmadan, kimse Allah’a ulaşamaz. Allah (c.c.) a erişmenin yolu ise Muhammed Mustafa Sallallahu aleyhi vessellame tabi olmaktır.”

Ahmed el-Havari (r.a.) der ki;

-“Resülullah (a.s.v.) sünnetine uymaksizin yapılan her amel BATILDIR.”

Nitekim Resülullah (a.s.v.) buyurmuştur:

-“Kim benim sünnetimi terk ederse ona şefaatım HARAMDIR.”

Rivayet edilir ki,

Adamın biri Mecnunlardan birinde Bilmediği bir şey görür. Bunu Ma’ruf el-Kerhi (k.s.) ye sorar.

Ma’ruf El kerhi (k.s.) tebessüm ettikten sonra adama şöyle der:

-“Ey kardeşim, Allah(c.c.) ın küçük büyük, akıllı ve deli olan sevdikleri vardır. Bu gördüğün ise delilerdendir.”

Fudayl bin iyyad (k.s.) der ki;

-“Sana Allah (c.c.) ı seviyor musunuz diye sorulursa süküt et. Zira, sevmiyorum dersen, küfredersin. Eğer seviyorum dersen, belki Allah’ı sevenler gibi gereğiyle sevemezsin. Seviyorum dersen Allah’ın öfkesini üzerine çekersin. Allah’ın öfkesinden kaçın.”

Süfyan-i Servi (k.s.) şöyle der:

-“Allah’u tealayı seveni seven, Allah’ı sevmiş olur. Kim ki ona ikramda bulunursa, Allah yalunda ikram etmiş olur.”

Sehl (r.a.) ise şöyle der:

-“Allah’ı sevmenin alameti, Kur-anı Kerim’i sevmektir.”

-”Allah’ı ve Kur-anı Kerim-i sevmenin alameti de Resulullah (sallallahu aleyhi ve selemi) sevmektir.”

-”Resulullahı sevmenin alameti ise onun sünnetini sevmektir.”

-”Onun sünnetini sevmenin alameti de ahreti sevmek,”

-”Ahreti sevmenin alameti, dünyayı sevmemektir.”

-”Dünyayı sevmemenin alameti, ondan yeteri kadar istifade etmektir, ahiret hazırlığında bulunmaktır.”

Mükaşefa-tül kulub (İmam-i Ğazali)

Allah (c.c.) bizleri ve sizleri kendisine itaat eden ve onun Resulünü (a.s.v.) seven kullarından eylesin. AMİN…

Fuad Yusufoğlu

dsc06373-fuadyusufoglu-sanise-koyu-caglar-2.JPG

Şahinşah (Şanişe köyü)

Bu aya Şa’ban denildi.

Çünkü:

Bu ayda çok hayırlı yollar meydana çıkar.”Şa’ban” kelimesi dağ yolu anlamına gelen ŞAİBDEN alınmıştır ki, manası HAYIR YOLUDUR.

Ebu Ümame el- bahiliden (r.a.) rivayet edilmiştir:

Resulullah (Sallallahu aleyhi ve selem) buyurdular ki;

-“Şaban (ayı) girdiği vakit, nefislerinizi temizleyiniz. Şa’ban ayında niyetlerinizi güzelleştiriniz.”

Hz. Aişe (r.a.) den rivayet edilmiştir ki;

-“Resulullah (s.a.v.) oruç tutuğunda biz iftar etmez derdik. İftar ettiğinde de (oruç tutmadığında) biz onu oruç tutmuyor derdik”

Denilir ki;

-“Yer yüzünde Müslümanların iki bayramı olduğu gibi meleklerin de iki bayramı vardır. Meleklerin birinci bayramı BERAT GECESİ’DIR, O da şaban’ın onbeşinci gecesidir. İkinci bayramları ise, KADİR GECESİDİR. Müslümanların bayramları ise Ramazan bayramı ile kurban bayramıdır. Bunun için Şa’ban’ın on beşinci gecesine meleklerin bayramı denir.”

Şibli (r.a.) tefsirinde der ki;

-“Şa’banın on beşinci gecesi (beraat gecesi) bir senenin günahlarına kefarettir.

Cuma gecesi, haftanın günahlarına,

Kadır gecesi de bütün ömür boyunca yapılan günahlara kefarettir.

Yani, bu gecelerin ihyası günahların bağışlanmasına sebebtir. Bunun için Şa’banın on beşinci gecesine ‘Kefaret gecesi’ de denilir.”

Münziri (r.a.) rivayet eder:

-“Bayram gecesi ile Şa’banın on beşinci gecesini ihya eden kimsenin kalbi, kalblerin öldüğü gün ölmez.”

Bunun için bu geceye “İHYA GECESİ” de denir.

Bu geceye “ŞEFAAT GECESİ” dahi denilir.

Çünkü;

Resülullah (Sallallahu aleyhi ve selem) Şa’banın on üçüncü gecesi Ümmeti için Allah(c.c.) tan şefaat istedi. Allah (c.c.) ona üçte birini verdi.

Şa’banın on dördüncü gecesi istedi. Allah (c.c.) ona üçte ikisini verdi.

Şa’banın on beşinci gecesi istedi. Ma’siyete ısrarla Allah (c.c.) kaçan ve uzaklaşanlar hariç bütün ümmetine şefaat etmesini verdi.

Bu geceye “MAĞFİRET GECESİ” de denir.

Zira İmam Ahmed (r.a.) rivayet ediyor,

Resulullah (salllallahu aleyhi ve selem) buyuruyor ki;

-“Şa’banın on beşinci gecesi Allah (c.c.) kullarına nazar kılar ve yeryüzündeki insanların hepsini yarlığar. Allah (c.c.) şirk koşan ve düşmanlık yapan hariç. Bu geceye “AZAD GECESİ” dahi denir.”

Enes (r.a.) rivayet edilmiştir:

Der ki;

-“Resulullah (sallalahu aleyhi ve selem) beni bir iş için Aişe (r.a.) nin evine göndermişti. Ben, Aişe (r.a.) ye ‘Çabuk ol, Çünkü ben Resulullah (a.s.v.) ı Şa’ban’ın on beşinci gecesini anlatırken bıraktım’ dedim.

Bunun üzerine Aişe (r.a.) bana şöyle dedi:

-“Ey enes (r.a.),otur, ben sana Şa’banın on beşinci gecesinde vaki olan hadiseyi anlatayım.

-“O gece Resulullah (a.s.v.) ın sırası bende idi. Resulullah (a.s.v.) geldi. Benimle beraber yatağıma girdi. Gece uyandığımda onu yanımda bulamadım. Kendi kendime, belki diğer ailesinin yanına gitti dedim. Bunun üzerine evden çıkıp mescide uğradım. Onu (a.s.v.) mescide secdede şöyle dua ederken gördüm:

-“Ey Allahım, sana bütün azalarım ve hayalım secde etti. Kalbim senden emin oldu. İşte şu elimdir. Onunla ben kendime bir kötülük yapmadım. Ey Yüce olan Allah, her büyük olan için ümit edilir. Büyük günahı affet. Yüzüm kendisini yaratan ve suretlendiren, kendisine görme ve işitme organları yaratana secde etti.”

Sonra Resulullah (a.s.v.) başını kaldırarak şöyle niyazda bulundu:

-“Ey Allah’ım, bana şirkten arınmış bir kalb ver, kafir ve şaki olmasın, her türlü kötülükten beri olsun.”

Sonra tekrar secde etti. Resûlullah’ın (s.a.v.) secdeye şöyle dediğini işittim:

-“Senin öfkenden, rızana, azabından afvına, senden sana sığınırım. Sen kendine sena ettiğin gibi ben sana sena edip, senin senalarını sayamam. Ben kardeşim Davud’un “yüzünü toprağa ulu Allahım için koydum. Ulu Allah’ım beni bağışlaması yaraşır.” Dediği gibi derim.

Sonra başını kaldırdı. Bu sırada kendisine şöyle dedim:

-“Anam, babam sana feda olsun. Sen bir vadidesin, ben bir vadideyim.” Bunun üzerine Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdular:

-“Ey kırmızı kadın, sen bu gecenin Şa’banın onbeşinci gecesi olduğunu bilmiyormusun? Allah Azze ve Cellenin bu gecede Benî kalb kabilesinin koyunlarının kılları adedince cehennemden azabları vardır. Bu azablardan, altı zümre istisna edilmiştir:

Devamlı içki içenler.
Ana babasına âsi olanlar.
Zîna yapanlar.
Bir Müslüman bir şey satın alırken üzerine varıp fiat arttıranlar.
Suret yapanlar.
Koğuculuk yapanlar.”

Bu geceye “takdir ve taksim gecesi” de denilir.

Çünkü Ata’ bin Yesar (r.a.) rivâyet eder:

-“Şa’banın onbeşinci gecesi olduğu zaman, bu Şa’ban ayından gelecek Şa’ban ayına kadar her ölecek olanın isim listelerini ihtiva eden dosya Azrail (a.s.)’a verilir. Kulun ne ekip biçeceği, kimin evleneceği ve ne işler yapacağı bu gece takdir olunur.

Kalblerin keşfi (İmam-i Ğazali)

Allah-u Teala hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri; diğer bir adı ‘İhya gecesi’ de olan Berat gecesi hürmetine Günahlarımızı afv eylesin. AMİN…….

Fuad Yusufoğlu

dsc08328-fuadyusufoglu-girnavas.JPG

Girnavas Şelalesi (Nusaybin)

Şibli (r.a.), Süfyan-i Servi (r.a.) nın yanına geldi. Kendisini murakabeye oturmuş, sesiz, haraketsiz bir halde gördü. Vucudunun bir kılı bile kımıldamıyordu.

Şibli (r.a.):

-“Bu güzel murakabeyi kimden öğrendin?” dedi.

Süfyan-i Servi (r.a.):

-“Kediden öğrendim. Onu bir fare deliğinin ağzında, benim bu halimden daha haraketsız avını kollarken gördüm.”dedi.

Amellerden sonra yapılacak muhasebedir. Her gün yatarken, o gün yaptığı işler için nefsi hesaba çekmeli, Sermayeyi kardan ve zarardan ayırmalıdır.

Sermaye farzlardır. Kar da sünnettir ve nafilelerdir. Ziyan ise günahlardır. İnsan ortağına aldanmamak için onunla hesaplaştığı gibi, nefse karşı daha uyanık davranmak lazımdır.

Fakat insanlar, kendilerini hesaba çekmiyorlar. Eğer her gün günah işlediğinde odasına bir taş koysa, kısa zamanda dolardı.

Eğer omuzlarımızdaki katib melekler, her günahı yazmak için ücret isteselerdi, malımızın hepsini vermemiz lazım gelirdi.

Fakat Gaflet ile, çeşitli düşünceler ile bir kaç subhanallah desek, tesbihi alır, sayarız ve yüz kere söyledik deriz de her gün boşuna nice şeyler söyleriz bunları saymayız.

Kimya-yi Saadet (İmam-i Ğazali)

Allah-u Teâla hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri hesaba çekilmeden önce kendilerini hesaba çeken kullarından eylesin. AMİN…..

Fuad Yusufoğlu

dsc06534gnenbat1.jpg

Güneşin Batışı (Nusaybin)

Rivayet edilir ki;

Yusuf (Aleyhisselam) Mısır ülkesine ve hazinelerine malik olup hükümdarlık tahtına geçtiğinde kendilerine yapılacak olan merasime giderken yanında memleketinin büyükleri ve ileri gelenlerinden on iki bine yakın insan vardı.

Azizi’in karısı, Yusuf (Aleyhisselam) u görmek için geçeceği yolun yüksek bir yerinde oturdu.

Ve şöyle dedi;

-“Ma’siyet sebebiyle hükümdarları köle yapan, kendisine itaat etmek sebebiyle de köleleri hükümdar yapan Allah (c.c.) ı tesbih ederim.”

Hırs ve şehvet, hükümdarları köle yapar. İşte bu da ifsatçıların cezasıdır. Sabır ve takva ise köleyi Hükümdar tahtına oturtur.

Allah-u Teala (c.c.) nın kur’an da kendisinden haber verdiği gibi Yusuf (Aleyhisselam) a şöyle buyurdu;

-“Kim, Allah’tan korkar, (belalara) sabrederse, muhakkak Allah, iyi haraket edenlerin mükafatını zayi etmez.” Yusuf suresi: Ayet 12/90

Cüneyd-e Bağdadi (r.a.) der ki;

-“Bir gece uyandım. Zikretmek için kalktım. Fakat daha önce bulduğum tadı bulamadım. Tekrar uyumak istedim uyuyamadım. Kalkıp oturdum, fakat bir türlü oturamiyordum. Huzursuz idim. Dışarı çıktım. Bir de baktım ki, yolda elbisesine bürünmüş bir adam vardı.”

Beni hissedince:

-“Ey Eba Kasım, benim için vaktin var mı?”

Ben de;

-“Ey Efendim sözleşmesiz mi? Dedim.”

O da;

-“Evet .”dedi.

O bana;

-“Allah (c.c) tan bana gelmen için senin kalbini bana çevirmesini istedim.”

Ben de;

-“Allah (c.c.) istediğini yaptı ne istiyorsun? Dedim.

O da;

-“Nefsin hastalığı ne zaman onun ilacı olur.” Dedi.

Ben;

-“Nefis heva ve hevesine muhalefet ettiği zaman.” Dedim.

Bunun üzerine nefsine yönelerek ona dedi ki;

-“İşit. Ben sana aynı cevabı yedi kere tekrarlamıştım. Sen kabul etmemiş.’İlle Cüneyd (r.a.) ın ağzından işiteceğim demiştin.’ İşte işittin.”

Sonra çekip gitti. Onun kim olduğunu anliyamadım.

Mükaşefetil Kulub (İmam-i Ğazali)

Allah-u Teâla hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri kendi nefsine hâkim olan ve şehevi hastalıklardan kurtulmak için nefis ve hevesine muhalefet eden kullarından eylesin. Amin…

Fuad Yusufoğlu