‘Yusuf aleyhisselam’ olarak etiketlenmiş yazılar

Muhasabe ve murakabe

09 Mayıs 2008

dsc08296-fuadyusufoglu-girnavas.JPG

Girnavas mevkii – Cin tepesi – (Nusaybin)

Allah’u Teala (c.c.) buyuruyor ki:

-”Kiyamet günü terazı kuracağım. O gün kimseye zülüm edilmiyecektır. Herkes dünyada yapmış olduğu zerre kadar iyilik ve kötülüklerini meydana çıkarıp teraziye koyacağım. Herkesin hesabını yapmağa yetişirim…”(Enbiye 47)

Allah’u teala buyuruyor:

Ey İman edenler, sabrediniz, nefsin arzularını haramlardan elde etmemeye uğraşınız. Ve bu cihad de sebat ediniz. (Ali İmran 200 )

Bunun içindir ki:

Basiret sahibleri ve din büyükleri bu dünyaya ticaret için geldiklerini ve burada nefisle alışverişte olduklarını anlamışlardır. Bu Ticarettin kazancı cennet tir, Ziyanı de cehennem dir.

Murakabe:

Nefsi kontrol etmektir.

Ondan gafil olmamaktır.

İnsanlar birbirlerinin dışını görürler. Allah’u teala hazretleri (c.c.) ise: hem dışını hem de içini görür. Bunu bilen ve kalbinde bu marifettin galip olduğu kimsenin işleri ve düşünceleri edepli olur. Zaten buna inanmıyan kafirdir. İnanıp da muhalafet etmek ise büyük cesarettir.

Allah’u teâlâ Hazretleri (c.c.) buyurdu:

-”Ey insan seni her an gördüğümü bilmiyormusun? (Alak ; 14.)

Bir Habeşi Resulullah ‘ın (s.a.v.) huzuruna gelip :

-”Çok günah işledim, tövbem kabul olurmu? Dediğinde

Resülullah (s.a.v.);

-”Evet” olur.” buyurunca :

Habeşi :

-“O günahları işleyince O görüyormuydi ?

Resulullah(s.a.v.);

-”Evet” buyurunca

Habeşi bir Ah çekti ve yıkılıp can verdi.

Peygamber (s.a.v.) buyurdu ki:

-“Allah’u teala yı görür gibi ibadet ediniz, siz onu görmiyorsanız, O sizi göriyör.”

Mısır Maliye nazırının zevcesi olan Züleyha :Yusuf (a.s.) i kendisine çağırınca önce kalkıp büyük sandığı bir heykelin yüzünü örttü

Yusuf (a.s.);

-“Bunu niçin örtün.”dedi

Zeliha;

-“Ondan utandığım için “ dedi.

Yusuf (a.s.);

-“Sen bir taş parçasından utanıyorsın da, ben yerleri ve yedi kat gökleri yaratan Rabımın görmesinden utanmazmıyım?” Buyurdu .

Abdullah bin Zeyd (r.a.) a;

-”Kendi halını düşünüp, insanlarla uğraşmıyan bir kimse tanıyormusunuz?” Dediler.

Abdullah Bin Zeyd (r.a.):

-”Bir kimse tanıyorum şu anda gelir.” buyurdu.

O sırada Utbet-ül Ğulam (r.a.) içeri girdi;

-”Yolda kimleri gördün ? deyince

Utbet-ül Ğulam (r.a.);

-“Kimseyi görmedim”dedi

Halbuki çarşıdan geliyordu…

Şibli (k.s.), Süfyan-ı Sevri (r.a.) nın yanına geldi, kendisini Murakkaba ya oturmuş, sesiz, haraketsiz bir halde gördü. Vucudunun bir kılı bile kımıldamiyordu.

-”Bu güzel murakkabayı kimden öğrendin? diye sorunca

Süfyan-i Sevri (r.a.);

-“Kediden öğrendim. Onu bir fare deliğinin ağzında, benim bu halimden daha haraketsiz avını kolarken gördüm.” Dedi.

Amellerden sonra yapılacak muhasebede Her gün yatarken, o gün yaptığı işler için nefsi hesaba çekmeli Sermayeyi kâr den ve zarar den ayırmalıdır.

Sermaye; Farzlardır,

Kâr da; Sünetlerdir, ve nafilelerdir.

Ziyan ise; Günahlardır. İnsanın ortağına aldanmamak için onunla hesaplaştığı gibi nefse karşı daha uyanık davranmak lazımdır.

İbn’i Samed (r.a.) büyüklerden idi;

Altmış hicri senelik hayatı’nın hesabını yaptı Yirmi bir bin beşyüz gün idi

-“Ah her gün, en az bir günah yapmış isem yirmi bir bin beş yüz günahtan nasıl kurtulurum, halbuki öyle günlerim oldu ki: yüzlerce günah işledim.” diye bir feryad edip yıkıldı, baktılar ki ruhunu teslim etmişti…

Fakat insanlar, kendilerini hesaba çekmiyorlar. Eğer her gün bir günah işlediğinde odasına bir taş koysa kısa zamanda dolardı.

Eğer;

omuzlarımızdeki katib melekler her günah yazmak için ücret isteseler di malımızın hepsini vermemiz lazım gelirdi .

Fakat gafletle çeşitli düşüncelerle birkaç sübhanallah desek tesbihi alır, sayar ve yüz kere söyledik deriz de hergün boşuna nice şeyler söyleriz bunları saymayız, dille almayız saymış olsak da hergün binleri aşar, sonra da terazide sevap kefesinin ağır basacağını umarız……

İmam-i Gazali (kimya-yi Saadet.)

Allah-u Teala hazrertleri bizleri ve sizleri Hesaba çekilmeden, hesabımızı kendimizin yapmayı, tekrar günah işlemeyen ve tövbe-i nasuh la tövbe eden kullarından eylesin…Amin…

Fuad Yusufoğlu

Aşk- 3

28 Haziran 2008

dsc09051-kasyan-navale-fuadyusufoglu.JPG

Kasyane Navale sipi (Nusaybin)

Meşayihten bazısına:

Aşık kimdir, hali nedir diye sorulunca :

Şöyle cevab verdi:

-“O insanlarla, az haşır neşir olur.
Çok kere yalnız kalmayı sever.
Daime tefekkür içindedir.
Konuşmaz, daima sukut eder.
Baktığı zaman görmez,
çağırıldığı vakit işitmez,
kendisine konuşulduğunda anlamaz.
Başına bir felekat geldiğinde üzülmez.
Çıplak ve pejmürde olduğunu anlamaz.
Ne söylediğini bilmez.
Allah (c.c.) tan başkasından korkmaz.
O tenha yerde sırf Allah (c.c.) a bakar,
onunla ünsiyet kesb ederek O’na münacatta bulunur.
Dünya ehli ile dünyalıklar için çekişmez.

Sevgi,
Tabiatın lezzet alınan şeye meyl etmesinden ibarettir. Bunun yerleşip kuvvetlenmesine AŞK denir. Aşık sevdiğine tam manasiyle bağlı olur, malını onun yolunda harcar.

Yusuf (a.s.) ın aşkından dillere destan olan Züleyha’yi görmuyor musun?

Yusuf (a.s.) karşı beslediği sevgiden malını, mülkünü, güzelliğini, hatta yetmiş deve yükü CEVAHİR ve gerdanlıklarını feda etti. Bunların tümünü Yusuf(a.s.) ın sevgisi uğruna harcadı.

-“Ben bugun Yusuf (a.s.) u gördüm“ diyen herkese bir gerdanlık verirdi. Kendisinde bir şey kalmadı.

Denilir ki;

AŞK perdeleri yırtmaktır.

Sırları keşfetmektir.

vecd ise şevkin galebe çalmasından ve zikrin tadını kendinde bulmasından, ruhun acze düşmesidir.

Hatta azalarından bir aza kesilse, onun acısını hissetmez anlamaz

Rivayet edilir ki;

Hallacı-Mansur (r.a.) u on beş gün haps ederler. İmam Şibli (r.a.) ona gelerek:

-“Ey Mansur, Muhabbet nedir?” der.

Mansur (r.a.) cevab verir:

-“Bana bugün sorma, yarın sor.”

Ertesi gün olur. Mansur (r.a.) u zindandan çıkarırlar. Onu öldürmek için bir meydana götürürler. Bu sırada Mansur (r.a.) yanından geçen Şibli (r.a.) ye şöyle seslenir:

-“Ey Şibli, muhabbetin evveli yanmak, sonu da ölmektir.”

Halac-ı Mansur (r.a.) öyle bir görüşe sahip idi ki,

Onun nazarında Allah (c.c.) tan başka ne varsa fani ve batıldır. Öyle bir bilgiye sahip idi ki, muhakkak Allah (c.c.) Hak olandır. Bu görüş ve bilişi ona Hak’tan başka her şeyi unutturdu. Hata kendi ismini bile.

Kendisine sen kimsin diye sorulduğunda ;

-“Ben Hak’ım.” diye cevap verdi.” İşte bu yüzden de öldürüldü.

Rivayet edilir ki;

Gerçek sevgi ve muhabbet üç hasletle belli olur:

1-Seven kimse, sevdiğinin sözünü başkasının sözüne tercih eder.
2-Sevdiğinin yanında bulunmayı, başkasının yanında bulunmaya tercih eder.
3-Seven kimse sevdiğinin kendisinden hoşnut olmasını başkasının rızasına tercih eder.

Gene rivayet edilir ki;

Leyla’nın uğruna deliren Mecnun’a sorulur:

-“Senin ismin nedir?

Mecnun:

-“Leyla’dır,” der.

Bir gün mecnuna derler ki;

-“Leyla ölmedi mi?”

Mecnun:

-“Hayır Leyla ölmedi, o benim kalbimdedir. Ben LEYLAYIM.”der.

Mecnun bir gün Leyla’nın evine uğrar, göğe doğru bakar.

Bunun üzerine kendisine şöyle denilir:

-“Ey mecnun, göğe bakma. Leyla’nın evinin duvarlarına bak. Olur ki orada Leyla’nı görürsün.”

Mecnun:

-“Leyla’nın evine, gölgesi düşen yıldız bana yeter.” der.

Rivayet edilir ki:

Bir gün İsa (a.s.) bahçe sulamakta olan bir delikanliye uğrar. Genç,İsa (a.s.) a şöyle der:

-“Kendi sevgisinden, bana zerre miktarı vermesini Rabbinden dile.”

İsa (a.s.):

-“Zerre miktarına gücün yetmez.“ buyurur.

Genç:

-“Zerre miktarının yarısını“ der.

Bunun üzerine İsa Aleyhisselam Allah (c.c.) a şöyle niyazda bulunur:

-“Ey Allah’ım ona senin muhabbetinden zerrenin yarısı kadar ihsan buyur.” Bu niyazdan sonra İsa (a.s.) çekip gider.

Uzun bir müddetten sonra İsa (a.s.) o yerden geçer ve genci soruşturur. İsa Aleyhisselam’a o gencin delirdiğini ve dağa çıktığını haber verirler. Bunun üzerine İsa Aleyhisselam Allah (c.c.) a, onu kendisine göstermesi için niyaz da bulunur.

İsa Aleyhisselam genci dağ içinde bir kayanın üstünde göğe yönelmiş olarak bulur. Kendisine selam verir. Fakat selamını genç almaz. Bunun üzerine İsa Aleyhisselam ona:

-“Ben İsa’yım“ diye seslenir.

Bunun üzerine Allah’u Teala (c.c.) İsa Aleyhisselam’a vahy eder. Buyurur:

-“Kalbinde benim muhabettimden zerre mikdarının yarısı bulunan kimse, insanların sözünü nasıl işitir. ey isa? İzzet ve Cellâlım hakkı için, eğer o delikanliyi testere ile biçsen, bunu anlamaz.”

Mükaşefet-ül Kulub (İmam-i Ğazali)

Allah-u Teala (c.c.) Hazretleri, bizleri ve sizleri Muhabbet Aşkıyla Divana olan Salih Kullar hürmetine FİRDEVS Cennetine Resülullah (Aleyhisselatu vesselam) ile komşu eylesin. AMİN…

Fuad Yusufoğlu

Aşk- 4

28 Haziran 2008

fuadyusufoglu_dsc063451-girnavas.jpg

Girnavas (Cin tepesi) şelalesi

Rivayet edilir ki;

Munafık ve cimri olan bir adam karısına hiç bir şey sadaka vermemesini söyler. Verdiği takdirde kendisini boşayacağını yemin eder.

Bir gün evinin kapısına bir dilenci gelerek şöyle der:

-“Ey ev halkı, Allah (c.c.) hakkı için bana bir şey vermezmisiniz?”

Bunun üzerine kadın dilenciye üç pide verir. Dilenci giderken onu ev sahibi olan munafık karşılar ve ona:

-“Bu pideleri sana kim verdi diye sorar.”

Dilenci:

-“Bana falan evden verdiler.” der.

Dilencinin gösterdiği ev o adamın evidir. Munafık eve gelir karısına:

-“Ben sana kimseye bir şey vermemeni yeminle söylememiş mi idim?”

Kadın:

-“Ben bunu Allah (c.c.) için verdim.”diye cevab verir.

Bunun üzerine adam, gidip tandırı yakar. Tandır tam kızardığı zaman karısına şöyle der:

-“Kalk, Allah (c.c.) için kendini tandıra at.”

Bunun üzerine kadın kalkar, ziynetlerini alır. Bunu gören munafık;

Adam;

-“Ziynetlerini bırak “ der

Kadın da şöyle cevab verir:

-“Seven kimse, sevdiği için süslenir, ziynetlenir. Ben sevdiğimi ziyarete gidiyorum” der,

kendini tandıra atar.

Munafık tandırı kapatıp çekip gider. Kadın orada üç gün kaldıktan sonra münafık gelip tandırın kapağını açar.

Kadını Allah (c.c.)ın kudretiyle sapa sağlam bulur. Bu halden adam taaccüp eder. Bu sırada kendisine hafiften şöyle dendiğini işitir:

-“Sen ateşin, bizim sevdiklerimi yakmadağını bilmiyor musun?”

Rivayet edilir ki,

Firavunun karısı Asiye (r.a.) imanını Firavundan gizliyordu. Firavun Asiye (r.a.) nin imanına muttali olduğunda, ona çeşitli şekilde işkence yapılmasını emretti.

Firavun Asiye (r.a.) ye

-“Dininden dön”, dedi.

Asiye(r.a.) ise dininden dönmedi. Bunun üzerine sopalar getirip vucudunun mühtelif yerlerine vurmalarını emretti. Dininden dön deyince Asiye (Radiyallahu anha) şu cevabı verdi:

-“Sen ancak benim nefsime hükmedebilirsin. Kalbim ise Allah’mın muhafazası altındadır. Bütün azalarımı kessen, bu ancak benim Allah (c.c.)a olan sevgimi artırır.”

Bu sırada Musa Aleyhisselam yanından geçiyordu. Asiye (r.a.) Musa (a.s.) seslenerek şöyle dedi:

-“Ey Musa, bana haber ver, Rabbin benden razımı dır? Yoksa benden razı değimli dir?”

Musa Aleyhisselam buyurdu:

-“Ey Asiye, göklerde melekler seni iştiyakla bekliyorlar. Allah (c.c.) ise seninle övünüyor. Allah (c.c.) tan dilediğini iste. Bütün dileklerin kabul edilecektir.”

Bunu üzerine Asiye (r.a.) şu münacaatta bulundu:

-“Ey Rabbim, bana yanında, cennetin içinde bir ev yap. Beni Firavundan ve onun fena amelinden kurtar. Beni o zalimler topluluğundan kurtar.” Et-Tahrim: 66/11

Rivayet edilir :

Firavunun karısına güneşin altında durdurarak işkence yapılıyordu. Onlar ayrıldıkları zaman melekler kanatlarını ile Asiye (r.a.) yi gölgeliyorlardı.

Ebu Hüreyre (r.a.)den şöyle bir rivayet vardır:

-“Firavun karısını dört çivi ile çivileyip yere yatırdı. Göğsünden on iki yarık açtı ve onu güneşe doğru çevirip bıraktı. Bunun üzerine Asiye (r.a.) başını semaya kaldırıp şöyle niyazda bulundu:

-“Ey Rabbim, bana yanında, cennetin içinde bir ev yap. Beni Firavundan ve onun kötü amelinden kurtar. Beni o zalimler güruhundan kurtar.”

Hasan barsı (r.a.) da şöyle der:

-“Allah (c.c.) asiye’yi en güzel şekilde kurtardı. ONU CENNETİNE KALDIRDI. ASİYE (R.A.) ORADA YER VE İÇER.”

Bu hadisten anlaşılıyor ki, mihnet ve musibetler anında, Allah (c.c.) tan yardım istemek, ona sığınmak, Belâlerden kurtarmasını O’ndan dilemek, Salihlerin gidişatından ve mu’minlerin adetindendir.

Kalblerin Keşfi (İmam-i Ğazali)

Yüce Rabbımız: Biz senin aciz kulunuz Sen ise Mevlamızsın. Yaradanımızsın. Resulullah (a.s.v.) AŞKI Hürmetine bizleri rusvay etme Rahmetinle Af-vu mağfiret eyle.AMİN….

Fuad Yusufoğlu

dsc06534gnenbat1.jpg

Güneşin Batışı (Nusaybin)

Rivayet edilir ki;

Yusuf (Aleyhisselam) Mısır ülkesine ve hazinelerine malik olup hükümdarlık tahtına geçtiğinde kendilerine yapılacak olan merasime giderken yanında memleketinin büyükleri ve ileri gelenlerinden on iki bine yakın insan vardı.

Azizi’in karısı, Yusuf (Aleyhisselam) u görmek için geçeceği yolun yüksek bir yerinde oturdu.

Ve şöyle dedi;

-“Ma’siyet sebebiyle hükümdarları köle yapan, kendisine itaat etmek sebebiyle de köleleri hükümdar yapan Allah (c.c.) ı tesbih ederim.”

Hırs ve şehvet, hükümdarları köle yapar. İşte bu da ifsatçıların cezasıdır. Sabır ve takva ise köleyi Hükümdar tahtına oturtur.

Allah-u Teala (c.c.) nın kur’an da kendisinden haber verdiği gibi Yusuf (Aleyhisselam) a şöyle buyurdu;

-“Kim, Allah’tan korkar, (belalara) sabrederse, muhakkak Allah, iyi haraket edenlerin mükafatını zayi etmez.” Yusuf suresi: Ayet 12/90

Cüneyd-e Bağdadi (r.a.) der ki;

-“Bir gece uyandım. Zikretmek için kalktım. Fakat daha önce bulduğum tadı bulamadım. Tekrar uyumak istedim uyuyamadım. Kalkıp oturdum, fakat bir türlü oturamiyordum. Huzursuz idim. Dışarı çıktım. Bir de baktım ki, yolda elbisesine bürünmüş bir adam vardı.”

Beni hissedince:

-“Ey Eba Kasım, benim için vaktin var mı?”

Ben de;

-“Ey Efendim sözleşmesiz mi? Dedim.”

O da;

-“Evet .”dedi.

O bana;

-“Allah (c.c) tan bana gelmen için senin kalbini bana çevirmesini istedim.”

Ben de;

-“Allah (c.c.) istediğini yaptı ne istiyorsun? Dedim.

O da;

-“Nefsin hastalığı ne zaman onun ilacı olur.” Dedi.

Ben;

-“Nefis heva ve hevesine muhalefet ettiği zaman.” Dedim.

Bunun üzerine nefsine yönelerek ona dedi ki;

-“İşit. Ben sana aynı cevabı yedi kere tekrarlamıştım. Sen kabul etmemiş.’İlle Cüneyd (r.a.) ın ağzından işiteceğim demiştin.’ İşte işittin.”

Sonra çekip gitti. Onun kim olduğunu anliyamadım.

Mükaşefetil Kulub (İmam-i Ğazali)

Allah-u Teâla hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri kendi nefsine hâkim olan ve şehevi hastalıklardan kurtulmak için nefis ve hevesine muhalefet eden kullarından eylesin. Amin…

Fuad Yusufoğlu