‘Cennet’ olarak etiketlenmiş yazılar

…İbret…

02 Haziran 2008

cap461-cennettil-baki-kabristanifuadyusufoglu.bmp

Cennettül-baki-kabristani (Medine-i munavvara)

Bu mezarlıkta Peygamberimiz (a.s.v.) in ehli beytinden ve Sahabe-i kiram (Rıdvanıllahı Teâlâ aleyhi ecmain ) den onbin kişiler bulunuyor.

Naklolunur ki;

Malik Bin dinar (k.s.) Hazretleri kabristandan geçerken bir mevta’yı defn ettiklerini gördü:

Yere oturdu. Çok ağladı.

Kendi kendine dedi ki:

“-Ey Malik yakın zamanda sen de bunun gibi olursun. Ölüm sana da gelecektir.

Sonra dervişlerine döndü ve:

“-Ben ölünce kefene koymayın, ayağıma ip takın. Yüzüm üzerine sürükleyin. Kabir yanına getirin.”

Ve deyin ki:

-”(İlahi İşte Kaçkın Malik’i getirdik.’)

-”Kiyamet kopunca başımı kabirden çıkardığım zaman bakın ki;”

-”Yüzüm siyah mı olmuştur, yoksa beyaz mı?”

-”Kitab verilirken bakın Kitabımı sağdan mı verirler, soldan mı?”

-”Mizana bakın sevablarım mı ağır gelir günahlarım mı?”

”Ey günahkarlar, şimdi dostlarımdan ayrılınız” kelime-i İlahisi söylenince bakın ki Cennet yoluna mı gidiyorum, Cehennem yoluna mı?”

Malik Bin dinar bu vasiyetini, böylece tamamladı. Derinden bir ah çekti. Ve canını Huda’ya teslim etti.

Sonra bir ses işitildi:

“-Malik bin Dinar bütün tehlikelerden kurtuldu, Rahman’ın Rahmetine kavuştu.”

-“İlahi biz fakır kullarını son nefesimizde geniş olan lûtfuna ve büyük keremine mahzar kıl.”

-”Ruh kuşumuzun”

“Rabbine rücu et” nidasıyla melekler aleminden uçmak nasib eyle… Amin.”

Mearicün Nübüvve (Altıparmak)

Allah bizleri ve sizleri Evliyaullah olan sevgili kullarının yüzü suyu hürmetine Afv eylesin. Amin…

Fuad Yusufoğlu

dsc00781-fuadyusufoglu-dara-kalesinusaybin.JPG

Dara kalesi(Nusaybin)

Onlardan biri AZAZİL idi… Melekler göğe çıkıp aralarınde büyüyüp, günden güne ilerledi. Öyle oldu ki: Meleklerin muallimi oldu.

Bazıları derler ki,

“Onun babası Hablis adında arslan suretinde idi. Annesının adı Teblis idi. Kurt süretinde idi. Baştan babasına isyan etti. Sonunda onun için bu belaya düştü.”

Bir rivayete göre göğe çıkmasına sebep Can evladı helak olunca fesatlerınden ötürü, AZAZİL onlardan ayrılıp, bir köşede ibadetle meşgül oldu..

Şöyle ki:

Onun edebinden ve ibadeti çokluğundan melekler dua edip

-”Böyle kimsenin meleklerle beraber olması uygundur” dediler. Hak teala meleklerin bu dileğini kabul buyurup. onu dünya göğüne çıkardı.

Burada da o kadar ibadet etti ki İkinci gök melekleri bunu kendi yanlarına istediler. Hak Teala buyurdu. Böylece yedinci göğe kadar yükseldi.

Cennet meleklerın reisi olan Rıdvan:

-”Ya Rabbi bütün gök tabakalarındaki melekler onun ibadetiyle haz duydular birkaç gün de cennettekiler ondan istifade etsinler” dedi. Hak teala kabul buyurup AZAZİL’i cennete aldı. İbadetine devam etti. Arşı Alada yakuttan bir minber üzerinde oturur melekler başı ucunda nurdan bayrak tutarlardı.

Bu vaziyette meleklere vaaz verirdi. Etrafına o kadar melek toplanırdı ki; Adedini Allah-u Teala bilir idi.
Azazil böylece ibadette nice yıllar devam etti.

Bir zaman geldi ki yeryüzünde vaktiyle helak olan kavminden sağ kalıp, öteye beriye dağılanlar ve dağlarda yaşayanlar zamanla çoğaldılar. Öyle ki; yeryüzünü doldurdular. Lakin hak tealaya nasıl ibadet edileceğini bilmezlerdi. Azazil bunları hak yoluna çağırmak için hak Teala’dan izin istedi. Kabul olup bir kısım melekler ile beraber yeryüzüne indiler. O kavmı doğru yola davet ettiler. Az kimse itaat etti.

Bunun üzerine Azazil Cehlut Bin Belanet isminde salih bir kimseyi o kavmin büyüklerine gönderdi. Elçi emre uyarak o kavme geldi. Doğru yola davet etti. Lakin dinlemeyip şehid ettiler. Azazilin haberi olmadı. Elçi geç kalınca bir başkasını daha gönderdi. Onu da şehid ettiler o da gelmeyince Azazil birbiri ardınca bir çoklarını gönderdi. Hepsini şehid ettiler.

En son gönderilen (Yusuf bin Yasif ) adında biri, bir hiyle ile ellerinden kurtulup Azazile geldi. Vaziyeti anlattı. Azazil Hak tealaden izin isteyip meleklerle beraber o kavmın üzerine yürüdü. Çoğunu öldürdü. Kalanı etrafa dağıldıler. Azazil yeryüzünü bunlarden temizleğince Hak Teala yeryüzünün idaresini de ona verdi.

Azazil kah göklerde Hak tealaya ibadet eder, kah cennette taatla meşgül olurdu. Ne zaman kı yerin ve göklerin idaresini kendisine verildi, benlik sıfatı zahir oldu. Kendine GURUR geldi.

Kendi kendine dedi ki:

-”Eğer Hak Teala benim işimi başka bir kimseye verirse O’na İbadetten geri dururum. Zira İlim ve Amel bakımından benden üstün kimse yoktur. Benden başka bu hilafet işine layık kimse olamaz.”

Bu halde iken meleklerden bazıları Levh-i Mahfuza baktılar, gördüler ki: Allah-u Teala’ya yakın olanlardan birisi pek yakında gadab-ı İlahiye uğrayıp mel’un olur ve tard edilir…..

Bu halde iken meleklerden bazıları Levh-i mahfuza baktılar, gördüler ki, Allah-u Teâlaya yakın olanlardan birisi pek yakında gadab-i ilahıye uğrayıp mel’un olur ve tard edilir.

Derhal Azazil’in huzuruna geldiler.Azazil onları üzüntülü görüp sebebini sual edince , melekler gördüklerini haber verdiler ve bu bela’nın kendilerinden birine gelmemesi için DUA istediler..

Azazil:

-Bu bela bize ve size değildir. Ben o yazıyı senelerdir görüyorum kimseye söylemedim, dedi.

Onlar DUA etmesi için ısrar ettiler.

Azazil, el kaldırıp:

“-Ya Rabbi, bunları bu beladen emin eyle,” dedi….

Gururundan kendisini söylemedi ve kalbine azıcık bile korku gelmedi.Bunun için ebediyyen mahrum ve hüsrana mübtele oldu. O BELA kendisine geldi. Azazil’ın bir adı, İblis idi.

Devam edecek…..

Mearicün Nübüvve Altıparmak (Peygamberler tarihi)

Allah-u Teâla bizleri ve sizleri Şeytan Aleyhilla’net in şerrinden korusun..AMİN…

Fuad yusufoğlu

dsc00765-fuadyusufoglu-dara-harabeleri-nusaybin.JPG

Dara harabeleri (Nusaybin)

Rivayet olunur ki

İblis, cennet’e varıp kapısında şu yazıyı yazılmış gördü (Benim bir kulum vardır. Onu çeşitli ni’metlerle mükerrem kıldım.Yerden göğe, gökten cennete ilettim. Sonra ona bir şey emretsem yapmaz.)
İblis bu yazıyı okuduktan sonra bin yıl devamlı,bütün ibadet ve itaatını bırakıp hakkında yazı
yazılan o kimseye LA’NET etti.

Bir rivayette iblis ,Levh-i mahfuza baktı.(Euzu billahi mineşşeytanır ‘racim) yazılmış gördü.

“-Ya Rabbi, şeytan kimdir ? dedi.

Hak Teâla buyurdu ki:

“-Kullarımdan bir kuldur ki; ona nice ni’metler veririm, o ise benim emrimi dinlemez.Ben de onu ZELİL VE HAKİR eder, onu tard ederim.

İblis:

“-İllahi onu bana göster, Onu helak edeyim,” dedi.

Hak Teala buyurdu ki;

“-Yakında görürsün.”

Rivayet olunur ki:,

Yerde ve gökte bin yıl secde ettiği yerden başının kaldırdığı zaman (İBLİS’E lanet ) yazısını gördü.

Azazil, cin taifesinin bakıyesı olan tebaası ile birlikte yeryüzünde yerleştiler. Bu vafasız toprağa gönül bağladılar. Ayeti kerimede (Ben yeryüzünde halife halk ediciyim) bunlara buyuruldu. Bunun üzerine Melek’ler (Ya Rabbi, yeryüzünde fesat çıkarıp kan dökenlerimi yaratacaksın.) dediler.

Melekler halife kelimesinden ötürü böyle düşünüp söylediler. Zira fesad etmiyenlere Halife lazım olmaz.

Halife yaratmaktan murad günah ve isyan edilmesi ise,Hak Teala cinleri niçin helak etti.Eğer murad itaat ise, (Biz seni tesbih, tahmid ve takdis ederiz ) dediler.

Hak teala bunlara cevaben: (sizin bilmediğinizi ben bilirim..) buyurdu.

Melekler bu cavabı alınca söylediklerinden pişman oldular günahlarını bildiler. Bizi alakadar etmiyen şeyi niçin söyledik deyip günahlarıunı afv ettirmek için bin sene Kürsiyi tavaf eylediler. (LEBEYK ALLAHAUMME LEBBEYK .SENDEN AFV VE MAĞFİRET DİLERİZ ) Dediler.

Revdatül ülemada der ki :

Melekler gadab-i iİlahiden korkularından her gün arşı tavaf edip ağlayıp sızlayarak Allah-u Tealanın Gadabından yine O’na sığınırlardı.Hak Teala onlarda hoşnut olup hallerine acıdı. Ve

“-Ey meleklerim. Sizler mağfiretmı istermisiniz ? buyurdu.

Melekler;

“-İsteriz Ya Rabbı. Biz bilmediğimiz işe karıştık Afv edip gadabınden bizi emin eyle dediler.

Hak Teala buyurdu ki:

“-Arşın altında bir nehir vardır. Ondan abdest alın.

Melekler abdest aldılar.

Hak Teala buyurdu ki: şu duayı okuyun.:

(Sübhanake Allahumme ve bihamdike .Eşhedu enla ilahe ille ente esteğfiruke ve etubu ileyke.)

Melekler dediler ki

“-Ya Rabbi bu amelin sevabı nedir?”

Hak teâlâ;

“-Ellerin, ayakaların, yüzlerin işlediği ve bil cümle bütün günahları afv edip temizlerim.” Buyurdu.

Melekler;

“-Ey Rabbımız bu ihsan bize mi mahsustur. Yoksa her kim bu ameli işlerse mağfiretin ile müşerref olur mu?” dediler.

Hak Teala :

-Bu Amel Ümmeti Muhammed (a.s.) ‘e mahsustur.Bu Ümmetten bir kimse çok günahkar olsa, Abdest aldığı gibi onu bütün günahlarından temizlerim ve cennetime koyarım buyurdu.

Nakl olunur ki:

Hazreti Cebrail (a.s.) yaratıldığı zaman kendine baktı. Hüsnü cemalının ve nur’aniliğinin şükranesi olarak iki rekat namaz kıldı .

Otuz bin yılda eda edip, dedi ki:

“-Ya Rabbi, benim gibi amel eden kulun varmı dır?

Hak Teala’den hitab geldi ki:

“-Ya Cebrail, ahir zamanda bir taife gelir .Az zamanda iki rekat namaz kılarlar. Kalb meşgületiyle ve çok eksiklerle kıldıkları o iki rekat namazı, senin şu kıldığınla değiş dedi.

Cebrail (a.s.)

“-Böyle ise nasıl değişeyim? dedi.

Hak Teala buyurdu:

“-Sen hiç bir ihtiyacın ve hiç bir manin yok iken ibadet ediyorsun. Bu kolaydır. Lakin onlar zayif bünyeleriyle bir çok maniler ile ibadet ederler Bir taraftan çoluk çocuk, bir taraftan mal toplama fikri diğer taraftan düşman, şeytan ile cihad ediyorlar. Bütün bunları dinlemeyip namazlarını eda ederler. Bunların sevabı fazla olması ihsanıma ve hikmetime uygundur.

Devam edecek….

Mearicün Nübüvve Altıparmak (Peygamberler tarihi)

Allah-u Teâla bizleri ve sizleri Şeytan Aleyhilla’net in şerrinden korusun..AMİN…

Fuad Yusufoğlu

Yetimi gözetmek

20 Haziran 2008

dsc00993-sinne-dize-mevkisifuadyusufoglu.JPG

Sinne dize Mevki-i (Nusaybin)

Kocası ölüp birkaç yetimi kalan bir kadın varmış. Çok yoksul bir duruma düşmüşlerdi. Onun – bunun azarlamasından korktukları için memleketlerinden göçerek başka bir yere gittiler.

Gittikleri yerde terk edilen bir mescide konakladılar. Bu kadın, kızlarını mescitte bırakarak onlara yiyecek bir şey bulmak için dışarı çıktı. Kasabanın ileri gelenlerinden birine uğradı, ona durumunu anlattı.

Adam kadının sözüne inanmadı. Müslüman olan bu adam kadına:

“-Fakir olduğunu bildirecek bir delil getirmen gerekir.”dedi…

Kadın:

“-Ben buranın yabancısıyım.”dedi…

Adam kadından yüzünü çevirdi, ihtiyacını gidermedi. Kadın sonra bir mecusinin evine gitti, durumunu anlattı. Ev sahibi onu doğruladı ve karılarından birini gönderip kadını ve kızlarını evine getirdi. Onlara çok ikramda bulundu.

Gece olduğu zaman o Müslüman, rüya’sında, kıyametin koptuğunu ve başının üstüne livaül Hamd çekilmiş olduğu halde Resulallah’ın (s.a.v.) durduğunu ve yanında büyük bir köşk bulunduğunu gördü. Bunun üzerine

Adam:

“-Ey Allah’ın Resulü bu kimin içindir?”dedi..

Resulallah (s.a.v.):

“-O Müslüman olan bir adam içindir.” buyurdu…

Adam:

“-Ben muvahhid, müslümanım.”dedi…

Resulallah (s.a.v.):

“-Bunun için bana delil getir.” buyurdu…

Adam hayret içinde kaldı. Resulallah (s.a.v.) kadının durumunu ve ona yapılanı haber verdi.

Adam gayet mahzun ve mukadder olarak uyandı. Çünkü kadını reddetmiş idi. Sonra kadını aramaya kalkıştı. Kadının bir mecusinin evinde bulunduğunu öğrendi. Mecusiden kadının ve kızlarının kendisine verilmesini istedi. Fakat Mecusi kabul etmedi.

“-Onlar bana rahmet ve bereket getirdi.” dedi.

Adam mecusiye:

“-Şu bin dinarı al onları bana teslim et.” dedi.

Mecusi bunu da kabullenmekten kaçındı. Adam mecusiyi zorlamak isteyince, Mecusi ona şöyle dedi:

“-Senin benden almak istediğin şey’e ben daha layıkım. Rü’yanda gördüğün o köşk benim için yaratıldı. İslamlığınla bana karşı iftihar ediyorsun. Allah (c.c.) yemin ederim ki, ben ve ailem bu kadının vasıtasiyle Müslüman olmadan evimizde uyumadık. Ben de rü’yamda senin gördüğünü gördüm.

Resulallah (s.a.v.) bana şöyle buyurdu:

“-Kadın ve kızları senin yanıda mı?”

Ben:

“-Evet.” diye cevap verdim..

Resulallah (s.a.v.) buyurdu:

“-O köşk ve ev halkınındır.”

Bunun üzerine adam mecusinin evinden müteessir ve kederli ayrılıp gitti.

Mukaşefetil Kulub (İmam-ı Gazali)

Allah (c.c.) bizleri ve sizleri yetim hakkını gözeterek riayet eden kullarından eylesin… AMİN…
Fuad Yusufoğlu…

cimg2711-eski-ravda-000.JPG

Revda-i Muttahhara (eski)

cimg6156-ravda-yeni-000.JPG

Ravda-i Muttahhara (Yeni)

çok ibadet ederdi. Onu çok sevdim ve uzun zaman yanında kaldım. Onun ve kilise’nın hizmetini yapar, onunla ibadet ederdim.

Vefat zamanı geldi.

Ben ona:

-“Ey benim efendim; uzun zamandan beri yanınızdayım ve sizi çok sevdim. Sen vefat edince ben ne yapayım. Bana tavsiye eder misin?” Diye sordum…

Bana:

-“Oğlum Şam’da insanları islah edecek kimse yok. Kime gitsen seni ifsad ederler. Fakat Musul’da bir zat vardır. Ona gitmenı tavsiye ederim,”dedi.

Bende;

-“Peki efendim.”dedim.

O zat vefat edince Şam’dan, Musul’a gittim. Onun tarif ettiği zatı buldum. Başımden geçenleri anlattım. Beni hizmetine kabul etti. O’da diğer zatlar gibi çok kiymetli zahıd, abid bir kimse idi. Onun vefat zamanında aynı soruları o’na da sordum.

O’da bana;

-“Nusaybin’de bir zat vardır.” Diye tavsiye etti.

O vefat edince sonra ben de derhal Nusaybin’e gittim. Bahsedilen kimseyi bulup yanında kalmak istediğimi söyledim. İsteğimi kabul etti. Ve bir müddet de onun hizmetinde bulundum. Bu zat da vefat etmek üzere iken beni başka birisine göndermesini söyledim.

Bu sefer bana Amuriye’deki bir Rum şehrinde bulunan başka kimseyi tarif etti. Tarif edilen bu son şahsıda bulup hizmetine girdim.

Uzun bir zamanda onun yanında kaldım. Artık onun da vefati yaklaşmıştı. O’na da beni birine havale etmesini rica edince

-“Vallahı şimdi böyle bir kimse bilmiyorum. Fakat Ahır zaman Peygamberin (s.a.v.) gelmesi yaklaştı. O arablar arasdından çıkacak vatanından hicret edip, taşlık içinde hurması çok olan bir şehre yerleşecek. Alametleri şunlardır; hediye’yi kabul eder, sadakayı kabul etmez, iki omuzu arasında “Nübüvvet mührü” vardır.” Diyerek alametlerini saydı.

Yanında bulunduğum son zat de vefat edince onun tavsiyesi üzerine Arap diyarına gitmeğe hazırlandım.

Bir Müddet ben Amuriye’de çalışıp : bir kaç öküz ile birlikte bir kaç koyun sahibi olmuştum. Beni Kelb Kabilesinden bir kafile Arap beldesine gitmek üzere idi.

Onlara dedim ki:

-“Bu sığırlar ve koyunlar sizin olsun; beni Arap vilayeti’ne götürün.” Dedim. Kabul edip kafilelerine aldılar.

Vadiyül Kura denilen yere gelince bana ihanet ettiler. Bana köle diyerek, beni bir yahudiye sattılar.

Yahudinin bulunduğu yerde Hurma bahçeleri gördüm. Ahir zaman peygamberi (a.s.v.) in hicret edeceği yer herhalde burasıdır diye düşündüm. Fakat kalbim oraya ısınmadı.

Devam edecek….

Fuad Yusufoğlu

Site çökertmek

24 Haziran 2008

dsc00889-dara-su-sarnici-fusadyusufoglu.JPG

Dara kalesi (Su sarnıcı)

Bu inter NET alemıne yeni katıldığım için, bilmediğim şeyler olduğu doğrudur.Yavaş yavaş öğreniyorum…Meşhur bir söz vardır

-”Bilmemek ayıp değil Öğrenmemek ayıptır” diye Bu sözü kim söylemişse doğru söylemiş güzel bir söz…

Bilmediğim ve daha henüz yenı öğrenmeye başladığım şeylerin bazılarını istersenız sizlerle paylaşmak istiyorum….Evet paylaşmak istiyorum…Gene bir söz var

-“İnsanlar konuşa konuşa, hayvanlar koklaşa koklaşa anlaşırlar.” Diye ; Bu da doğru bir söz kim söylemişse doğru söylemiştir…

Evet Allah (c.c.) yeryüzünde bulunan insanlara lütfettiği o yüce keremiyle bahşettiği ni’meti; bizleri yanı insanları en güzel şekilde yaratmiş. Allah (c.c.) yarattığı bu insanı kala alıyor…Yanı kendisiyle konuşuyor ve onun sözünü dinliyor hiç azarlamadan sonuna kadar dinliyor;

Kur’anı kerimde Çok yerlerde.”Ya ayyuhhellezine …Ya ayyuhhannas..” Mealen (Ya insan ey insan ey insanlar) insanlarla konuşuyor …Aslında bu insanoğlıu için büyük ve çok büyük bir şereftir…Ayrıca düşünenler için ibret vericidir. GÜZEL BİR ŞEYDİR…Allah (c.c.) bu büyük nimeti için secdelere gece gündüz kapansak ağlasak sızlasak azdır.. Gerçi bununla da bitmiyor;Allah (c.c.) insana bahşiettiği en büyük ni’met ne olduğunu biliyormususnuz…

Evet tahmin ettinğiniz gibi Bu çok çok büyük ni’met İSLAMİYETTİR…Gene Allah(c.c.) kur’anı kerimde işte bu insanlara hitaben “Ya ayühellezıne amanu” Mealen (Ey iman edenler.) Bu da büyük bir nimettir…

Allah (c.c.) Yeryüzünde İslamiyetten daha büyük bir ni’meti insanoğluna bahşetmemiş…Zaten bu garıban kardeşiniz eski yazılarında bahsetmiş …boş zamanlarınızda okumaya fırsatınız olursa tavsiye ediyorum… Evet…anlaşılan ya arkadaşlar okumamışlar veya kala almamışlar…neyse sağlık olsun…

Şimdi:

Ey insan ben sana soruyorum…

Yeryüzünden , ve içindekilerden de daha kiymetli bu kadar büyük ni’meti Allah(c.c.) sana bahşetmiş buna şükür edeceğine Gece gündüz secdeye varacakken. daime zikir edecekken.; Nankörlük edip, ufak tefek işe yaramaz şeylerle uğraşıyorsun…

Üstelik boş olmakla beraber bir de üstelik çok ama çok büyük vebal altına giriyorsun ama ne yazık ki; farkında değilsin…evet ne yazık…Ve de bu kadar büyük vebal altında nasıl olacağını düşünmüyorsun da kılın dahı kıpırdamiyor.; Sanki alnına bir sivrisinek konmuş gibi hisetmiyor ve hisedip elinin tersiyle kovuyorsun…Yazık hemde çok yazık…

Evet ben Kul hakkından bahsediyorum…

Bildiğiniz gibi bu fanı dünyada sorulacağımız iki türlü günah var…Bir Allah hakkı…Herkes bunları biliyor….ikincisi de Kul hakkı…İşte bu haklardan birincisi çeşitli vesilelerle tövbe-i Nasuh la afediliyor. Ama ya ikincisi Kesinlikle afedilmiyor…Ancak senin zülmüna uğrayan veya senin mağdurun olan şahıs afetmedikçe Allah (c.c.) af etmez…

Bu da böyle biline…

Şimdi sizlerle beraber olduğum; bu az zaman zarfında bazı şeyleri daha yeni yeni öğreniyorum…Başkasının sitesini imha etmek veya onun yazdığı yazıyı çalmak…evet kabaca buna çalmak yanı hırsızlık denir…kendı yazısı gibi algilayıp ve de ismini altına yazmak…. Bu ne çirkin bir iştir…

Eski zamanlarda hırsızlık yapan bazı kimseler; bir eve girmişler, alacakları bazı eşyaları toplarken gözleri bir çuvala ilişmiş o karanlıkta bir hırsız elliye biraz alıp tatmış ve

-Bu tuz dur..”

Arkadaşı;

-Nereden biliyorsun şeker de olabilir.”

Kendisi;

-Ben tadına baktım tuzluydu…”

Hemen arkadaşı acele olarak:

-Hemen bu eşyaları bırakalım..Maden ki bu evde bir şey tattık bizlere bu evden bir şey çalmak insafa aykırıdır. ..”

Ve aldıkları eşyaları tekrar yere koyup gerisin gerisi gittiler..Evet ey bu siteleri çökerten ve yazılarını silen ve ya çalan insanlara seslenmek istiyorum… SİZLERDE O HIRSIZLAR GİBİ BİRAZ İNSAFLI OLAMAZMISINIZ…Sizler onların bloguna giriyorsunuz, iyi kötü onların yazılarından istifade ediyorsunuz, buna karşılık; onları bu güzel yazıları yazdıkları için tebrik edeceğinize o yazıyı ya siliyorsunuz veya çalıyorsunuz…Bu dinimizde günahtır…Ve kul hakkına girer…

Mesleği hırsızlık olan bir haramı böyle insaflı davranırken sen bu kadar emek veren el emeği döken, göz nuru harcayan bir kimsenın sitesını bir tuşla çökertiyorsun…Bu insafa sığarmı üstelik de bu çökertiğin sitenın sahibini tanımıyorsun…

Ne kadar acı .

Şimdi ben bu işi yapan insanlara sesleniyorum…

Bu kadar emek sarf eden; bir insanın emeğini bir TUŞLA Mat ediyor ve çökertiyorsun…

Sen RAHAT MISIN…?

Sen Huzurlu musun.?

Sen artık kendıne sor ve cevabını kendınden al…

Pekı bu çökertiğin insan nsitesi için üzülmezmı ? Bu kul hakkı değilde nedir… Peki bu insanlığa Müslümanlığa, Arkadaşlığa sığarmı?

Aman ha …aman ha; bu çok büyük bir günahtır…Sakın bunlara alet olmayın…Evet inankı bir gün gelecek Dünyanın altındekiler ve üstündekiler sizin malınız olsa; onları bu mağdur ettiğiniz insanlara verirsenız gene de O haktan kurtulamzsınız…ALLAH(C.C.) AFETMEZ VE YERLERİ DE Cehennem ve be’sil masırdır…

Ama olur ya ya bazı kaçkın kişmseler olur.. Haşa…DİNİMİZE KİTABİMİZA PEYGAMBERİMİZE HAKARET EDERLER.İŞTE BUNLARA MUSALLAT OLMAK BELKİ SEVAPTIR…

Ama kendi halında bir insan; göz nuru dökmüş, alın teri harcamış; bir site yapıncaya kadar uğraşmiş ve işin önemli tarafı da Hiç kimseye ZARARI Dokunmamış.. sen gel bu site yi çökert olurmu..? bu hangi vijdana sığar…

Evet…

Bu da iyice anlaşıldığına göre şimdi; bir kısa söyliyeyim…ZAMANIN Çok zalım ı olan, onun ismiyle anılan Haccac-e Zalim bir gün bir Allah (c.c.) evliyasıne ;

-Bana dua et.”

Veli adam;

-Ya rabbi onun canını al..”

Hacac-e zalim;

-Bu ne biçim duadır..”

Veli adam;

-Bu senın ve bütün Müslümanlar için hayırlı bir duadır..İnsanlar senin şerinden kurtulup rahat edecekler…”buyurdu..

Şimdi Sevgili kardeşlerim…

Hakıkatten bu işi yapanlar inanki çok kötü bir iş yapıyorlar…Ve ileride telefisi mümkün olmayan bir hata yapıyorlar…Lütfen kendi yararınız için bu işlerden vazgeçin…İnsanlar arasına karışın …Dertleşin…Sırdaş olun… İnsanlara yararlı işlerle uğraşın…

Dünyada Allah (c.c.) yanın çok çok hayırlı iki şey vardır…Ondan büyük hayır yoktur…

Birincisi Allah (c.c.) a iman…

İkincisi İnsanlara iyilikler yapmak yanı insanlara hizmet etmek…

Buna mukabilde Allah (c.c.) ın katında çok iki büyük günah var ki onlardan daha büyük günah yoktur…

Birincisi Allah(c.c.) şerik koşmak…Naazallah…

İkincisi de İnsanlara zarar vermek yanı eziyet etmek…

Sevgiyle kalın…

Fuad Yusufoğlu

Havf ve Reca- 3

25 Haziran 2008

dsc00771-fuadyusufoglu-dara-harabeleri.JPG

Dara Harabeleri (Mardin)

Bil ki;

Havf (Allah (c.c.) tan korkmak ) büyük makamlardandır. Fazileti, sebep ve neticelerine bağlıdır. Sebebi anlatılacağı gibi İlim ve Ma’rifettir.

Bunu için Allah (c.c):

-“Alah’tan ancak, Alim kullar korkar” buyuruyor. 35 Fatır-28

Resulullah(a.s.v.);

-“Hikmet ve ilimin başı Allah (c.c.) korkusudur.”

Netice ise, İffet, ver’a ve takvadır .Bunların hepsı de SAADET’İN anahtarıdır. Çünkü şehvet ve arzular TERKEDİLMEDİKÇE ve de bu yolda SABREDİLMEDİKÇE Saadet yolu bulunmaz.

Şehvet ve arzuları korku gibi hiçbir şey yakıp yok edemez. Bunun için Alah’ u Teala (c.c.) kendisinden korkanlar için hidayet, rahmet, ilim ve rızayı üç ayette topladı.

Ve

-“Hidayet ve rahmet Allah(c.c.) için günahlardan kaçanlardır, Allah (c.c.) tan ancak alim kullari korkar.” 35 fatır-28 “ Allah onlardan razıdır, onlar da Allah(c.c.) den razıdır.” 98 Beyyinet -8. buyuruyor.

Havfın neticesi olan TAKVAYI Allah (c.c.) kendine izafe ediyor ve;

-“Kurbanınızda Allah (c.c.) a ulaşan et ve kan değil, kurbanda )”Takva üzere olmanız Allah (c.c.) içindir.” 22 Hac ; 37. Buyuruyor.

Resulullah (a.s.v.) buyurdu:

-“Kıyamette yüksek bir yerde topladıkları gün, uzak ve yakındakilerin duyabilecekleri bir ses der ki;

Ey insanlar sizi yarattığım günden beri bütün sözlerinizi işittim. Şimdi siz beni dinleyin. Dikkatlı dinleyin ki, yaptıklarınızı önünüze sereceğim.

Ey İnsanlar; kendi nesebinizi koydunuz. Ben de nesebemi koydum. Siz nesebinizi çektiniz ve benim nesebimi bıraktınız.

Ben;

-“Allah’ın katında en büyüyünüz, en MUTTAKKİ olanınızdır.” 49 Hücurat : 18 . dedim.

Siz hayır, büyük filan oğlu filandır, dediniz. Bu gün ben Nesebimi tutarım ve sizin nesebenizi atarım.Muttakkiler (Takva sahibleri Allah (c.c.) tan korkanlar ) nerede dir ?

Bunun üzerine;

Bir sancak açılır. İleri getirilir. Muttakkiler onun ardından gider. Hepsi hesabsiz cennet’te girerler. Bu sebeptendir ki Allah(c.c.) tan korkanların sevabı kat kattır.

Nitekim ayeti kerimede:

-“Hesaba çekileceğinden korkana; cennet’e iki derece vardır.” Buyuruldu.55 .Rahman 46.

Resulullah (a.s.v.) buyurdu ki;

-“ Allah (c.c.) buyuruyor: İzzetim hakkı için bir kulda İki KORKU ve iki EMNİYET bulundurmam. Dünyada benden KORKARSA, Ahiret te onu EMİN ederim. Ahiret hususunda emin ise KORKUTURUM.”

Resulullah (a.s.v.) buyurdu;

-“Allah Teala (c.c.) den korkan dan her şey korkar. Allah(c.c.) tan korkmayanı, her şey ile korkutulur.”

Resullah (a.s.v.) yine buyurdu;

-“Sizin en akılınız, Allah(c.c.) tan çok korkanınızdır.”

Yine Resulullah (a.s.v.) buyurdu

-“Sineğin başı kadar gözünden yüzüne yaş akan kimsenin yüzünü Cehennem ateşi yakmaz.”

Yine Resulullah (a.s.v.) Buyurdu;

-“Allah (c.c.) korkusundan kulun tüyleri kalkarsa ve bu korkuyu düşünürse ağaçtan yaprak dökülür gibi günahları dökülür.”

Şibli (r.a.) buyuruyor;

“-Havf’ın (korkunun ) üzerimde galip olduğu bir günüm olmadı ki, O gün kalbime Hikmet ve İbret’ten bir pencere açılmamış olsun.”

Yahya Bin Muaz (r.a.) buyuruyor:

-“Mü’minin günahı; korku, ceza ve rahmet ümidi arasında, iki Arslan arasında kalmış tilki gibidir.”

Yine buyurdu;

-“Zavalli İnsan Cehennemden Fakırlık gibi korksaydi, CENNETE Girerdi.”

Kendisine;

-“Kıyamette kim daha emindir.” dediklerinde;

-“Bu gün Daha çok korkandır.” Buyurdu.

Hazreti Aişe (Radiyallahu anha) buyurdu;

-“Resulullah (a.s.v.) a Kur’ani kerimde “yaparlar ve korkarlar” buyurulması ne içindir. Hırsızlık ve zinamıdır?” Dedim.

Resulullah (a.s.v.)

-“Hayır namaz kılarlar, oruç tutarlar, zekat verirler ve kabul olamdı diye korkarlar. “ demektir . 23-Mu’mınun:60.

Muhammed bin Münkedir (r.a.) ağladığı zaman vucudunu göz yaşı ile siler ve :

-“Duydum ki; göz yaşı değen yeri CEHENNEM ATEŞİ YAKMAZ. Derdi.

Sıdık (r.a.) buyuruyor;

-“Ağlayınız , ağlıyamazsanız kendınızı zorla ağlatınız .”

Kabül Ahber (r.a.) buyuruyor;

-“Allah (c.c.) yemin ederim ki; ağlayıp gözyaşımın yüzüme akmasını dağ kadar ALTIN SADAKA VERMEKTEN ÇOK SEVERİM

Kimya-yi Saadet (İmam-ı Ğazali)

Allah (c.c.) bizleri ve sizleri Kendisinden Korkan Ve Havf ve reca üzere olan Kullarından eylesin. Amin…

Fuad Yusufoğlu

Tevbe- 4

27 Haziran 2008

dsc02134-girnavas-fuad-yusufoglu.JPG

Girnavas mevki-i Cin tepesi (Nusaybin)

Peygamber (a.s.v.) şöyle buyurmuştur:

-“Günah’tan pişman olup tövbe eden kimse, günahı olmayan kimse gibidir.”

Rivayet edilir ki:

Adamın biri, her ne zaman günah işlerse, günahını bir deftere yazardı. Bir gün, gene bir günah işledi. Günahını yazmak için defterini açtığında, defterde bir şey bulamadı. Ancak defterinde,Yüce Allah (c.c.) ın şu mealdeki sözünü buldu:

-“…İşte Allah(c.c.) bunların kötülüklerini iyiliklere çevirir. Allah (c.c.) çok yarlığayaci, çok esirgeyicidir.”(El Furkan,25/70)

Yani Allah (c.c.) iman ve tövbe eden, kimselerin, şer davranışını imana, zina ameleni afva, masiyetini de ismet ve taata çevirir.

Gene rivayet edilir ki:

Ömer ibni el Hattab (r.a.) bir gün Medine sokaklarından geçerken, elbisesinin altında şarap dolu sürahi taşiyan bir gençle karşılaştı.

Ömer (r.a.) gence:

-“Elbisenin altında taşıdığın nedir ey genç?” diye sordu:

Genç Şaraptır demeye utandı ve içinden hemen şöyle dua etti:

-“Ey Allah’ım, beni Ömer (r.a.) in yanında utandırma, rezil etme. Onun yanında benim ayıbımı ört. Ben bundan sonra hayatımda asla şarap içmeyeceğim.”

İçten yaptığı bu niyazden sonra genç dedi ki:

-“Ey Mü’minlerin emiri, benim taşıdığım şey Sirkedir.”

Ömer (r.a.) dedi ki:

-“Göster bana, bakayım.”

Bunun üzerine genç elbisesini açıp yanında bulunduğu şeyi gösterince , Hz. Ömer (r.a.) Şarabın sirke olduğunu gördü.

İşte bak Ey Mü’min;

bir mahluk diğer bir mahluktanutandığı için tövbe etti de, Allah (c.c.) Teala onun tövbesinin ihlasla yapıldığını bildiği için tövbesini kabul edip, Şarabini sirkeye çevirdi. Eğer, günahkar olan bir kul, kötü haraketlerinden yapmış olduğu ihlasla tövbe ederse onun günahlarını Cenab-ı Hak (c.c.) sevaba çevirir.

Ebu Hüreyre (r.a.) den şöyle rivayet edilmiştir. der ki:

-“Bir gece Resülullah (a.s.v.) ile yatsı namazını eda ettikten sonra sonra eve gitmek üzere çıktım. Bir de baktım ki yolda bir kadın,”

Bana dedi ki:

-“Ey ebu Hureyre (r.a.), ben bir günah işledim.Acaba Tövbe etsem olur mu?

Bunun üzerine kadına sordum.

-“Günahın nedir?

Kadın:

-“Ben zina yaptım ve zinadan meydana gelen çocuğu da öldürdüm.”

Kadına şöyle cevab verdim:

-“Sen Helak oldun, çocuğu da öldürdün. Allah(c.c.) a yemin ederim ki, senin için tövbe yoktur.”

Bunun üzerine kadın baygınlık geçirip yere düştü. Ben yoluma devam ettim.Yolda giderken kendi kendime, Resülullah (a.s.v.) aramızda olduğu halde ben fetva veriyorum. Olmaz böyle şey deyip Resulullah (a.s.v.)’ e muracaat ettim. O’na durumu bildirdim.

Bunun üzerine Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdular:

-“Sen helak oldun, kadını da helak ettin. Sen nerde, şu ayet-i kerimeler nerde?

-“Onlar ki Allah (c.c.) ın yanında başka bir tanrı daha ( katib) tapmazlar. Allah(c.c.)’ın haram kıldığı cana haksız yere kıymazlar, zina etmezler. Kim bunlar (dan birini) yaparsa cezaya çarpar.” (El Furkan- 25/68)

-“Kiyamet günü de azabı katmerleşir ve o (azabın) içinde hor ve hakir ebedi bırakılır.” (El Furkan-25/69)

-“Meğer ki (şirkden) tövbe ve iman edip iyi amel ve haraket de bulunan kimseler ola. İşte Allah (c.c.), bunların kötülüklerini iyiliklere çevirir. Allah (c.c.),çok yarlığayaci çok esirgeyicidir.” (El Furkan-25/70)

Bunun üzerine hata ettiğimi anladım. Resulullah (s.a.v.) ın yanında ayrıldım ve:

-“Bana fetva soran kadını bana kim gösterir diye haykırdım.”

Çocuklar da Ebu Hüreyre (r.a.) delirdi diye konuşuyorlardı. Koştum kadına yetişerek durumu bildirdim.

Sevincinden öyle bağırdı ki, sonra şöyle dedi:

-“Benim bir bahçem vardır. Onu Allah (c.c.) ve Peygamberi (a.s.v.) için sadaka olarak bağışladım”

Kalblerin keşfi (İmam-i Ğazali)

Allah Teala (c.c.) bizleri ve sizleri; Günahlarını bilen ve günahlarının bağışlanması için ihlasla Tövbe eden kullarından eylesin. Amin…

Fuad Yusufoğlu

Dünya Sevgisi- 2

27 Haziran 2008

dsc06304-cag-cag-deresi-nusaybin-fuadyusufoglu.JPG

Şeşça’vi deresi Başı (Nusaybin)

İmam-i Ğazali (r.a.) Kimya-yi Saadet kitabında Dünya sevgisi Hakkında birkaç misalla şöyle açıklama yapıyor:

1-Misal;

Dünyanın birinci Büyücülüğü şöyledir;

Kendini sana devamlı kalacak şekilde gösterir. Halbuki O haraket eder ve devamlı senden kaçar. Fakat Tedrici ve gayet yavaş haraket eder. Dünya kendisine baktığın zaman haraketsiz görünen ve fakat daima yürüyen bir gölgeye benzer.

Bilirsin ki, ömrün devamli gidiyor ve tedrici olarak her an biraz daha azaliyor.İşte o dünyadır, senden kaçiyor, sana veda ediyor (senden ayrılıyor), sen ise bunu anlamiyorsun.

2-Misal;

Büyülerden biri de, kendini sana veriyor şeklinde göstermesi, seni kendine aşık etmesi, seninle kalacağını, bir başkasına varmayacağını ima etmesidir. Halbuki sonra aniden sana düşman kesilir. Bu erkekleri aldatıp, kendine aşık eyleyen, sonra evine götürüp öldüren, zehirleyen zalim bir dul kadına benzer.

İsa (a.s.) keşfinde dünyayi ihtiyar bir kadın şeklinde görüp sordu:

-“Kaç kocan vardır?”

Dünya:

-“O kadar çok ki sayamam.” Dedi.

İsa (Aleyhisselam):

-“Öldüler mi, yoksa seni boşadılar mı?” buyurdu.

Dünya:

-“Hayır belki hepsini ben öldürdüm.”dedi.

İsa (aleyhisselam) bunun üzerine:

-“Bu ahmaklara şaşarım ki, diğerlerine ne yaptığını görürler de yine seni isterler, hiç ibret almazlar.” Buyurdu.

3-Misal:

Dünyanın büyülerinden biri de, dışını süsleyip, bela mihnetleri örtmesi, dışına, yüzüne bakan cahilleri aldatmasıdır. Çirkin yüzünü örten, ipekli ve süslü elbiseler giyen ihtiyar bir kadına benzer.

Uzaktan onu görenler ona aşık olurlar. Ama yüzünden örtüyü kaldırınca pişman olur, üzülürler. Onun rezilliğini görürler.Hadisi şerifte geldi ki:

-“Kiyamet günü dünyayı yeşil gözlü, dişleri dökülmüş ihtiyar, çirkin bir kadın şeklinde getirirler;

İnsanlar ona bakınca :

-”Allah(c.c.) korusun Bu nedir? Böyle rezil, böyle çirkin “derler.

Onlara denir ki;

-”Bu uğruna birbirinizi kıskandığınız, Birbirinize duşman kesildiğiniz, kan döktüğünüz, Sıla-i rahmi terk ettiğiniz, ona aldandığınız Dünyadır.”Sonra onu cehenneme atarlar.

Dünya der ki:

-”Ya rabbi, beni sevenler nerededir?”

Allah-u Teala(c.c.) onların da getirilip cahenneme atılmasını emreder.

4-Misal:

Bir kimse dünyada bulunmadığından önceki ezeli ve içinde bulunmayacağı atideki seneleri ve ezelle ebed arasındeki bu birkaç günü (kendi ömrünü) hesap ederse, dünyanın bir sefer yolu olduğunu, birinci menzilinin beşik, son konağının mezar ve bunun arasında kaç konak bulunduğunu anlar.

Her yıl, bir konak gibi;

her ay bir fersah (yaklaşık olarak altı kilometre) gibi;

her gün, bir mil gibi ve her nefes bir adım gibidir.

O ise durmadan yürüyor.

Kiminin bu yoldan bir fersahi kalmış, kiminin daha az, kiminin daha çok kalmış. O ise daima burada kalacakmış gibi gamsız ve düşüncesiz oturmaktadır. On sene sonra bile kendine lazım olmayacak şey’leri düşünmekle meşgul olur. Halbuki on güne varmaz, taprak altında olacaktır.

5-Misal:

Dünya işlerinden insanın karşılaştığı kendisine az görünür, bununla meşguliyetinin uzun sürmiyeceğini zaneder. Belki de işlerinin yüz tanesinden bir tanesi ortaya çıkar ve ömrü o işte geçer.

İsa (a.s.) buyuruyor:

-“Dünyayı arayan, deniz suyu içene benzer. Ne kadar çok içerse, daha çok susar, içer içer, nihayet ölür. Fakat susuzluğu, harareti eksilmez.”

Bizim Peygamberimiz (Aleyhi efdalüssalati ve ekmelüttehiyyat) buyuruyor:

-“Bir kimsenin suya girip, ıslanmaması mümkün olmadığı gibi, dünyada olup da ona bulaşmamak mümkün değildir.”(C.zühd,3 H. Rikak;2)

6-Misal:
Dünyayi sevenler, dünya işleri ile meşgül olup ahreti unutanlar; Gemide bulunup, bir adaya yanaşıp kaza-yı hacet ve taharet için dışarıya çıkanlar gibidir.

Kaptan, bağırır ve der ki;

-“Hiç kimse fazla kalmasın. Temizlikten başka bir şeyle meşgul olmasın. Gemi hemen kalkacak.”

Onlar adaya dağılırlar. Akıllı olanlar, çabucak temizlenip geri dönerler. Gemiyi boş bulup daha güzel ve uygun bir yer tutup oraya otururlar.

Diğer bir grup, adanın güzelliğine acayipliğine şaşar, kalırlar. Onu seyre koyulurlar. Ondaki çiçeklere, tatlı tatlı öten bülbüllere, etraftaki süslü çakıl taşlarına bakar kalırlar. Geri dönünce gemide rahat bir yer bulamazlar, dar ve karanlık yerde otururlar. Oranın sıkıntısını çekerler.

Diğer bir grup, yalnız bakmakla kalmayıp, o süslü güzel çakıl taşlarını, çiçekleri toplarlar, beraberinde götürürler; gemide yer bulmazla, dar bir yere sıkışır, kalırlar ve çok defa o çakıl taşlarını omuzları üzerinde taşırlar. Bir iki gün geçince o güzel renkler solar, kararır, onlardan nahoş kokular gelmeye başlar. Atacak yer bulamazlar. Pişman olurlar, onların yükünü ve sıkıntısını omuzlariyle çekerler.

Bir başka grup, adanın güzelliğine şaşar ve öyle kalırlar. Gemiden uzak kalıp gemiyi kaçırırlar. Kaptanın sesini duymazlar. Adada kalırlar. Böylece bazısı açlıktan ölür. Bazısını yırtıcı hayvanlar öldürür.

Birinci grup;

Takva sahibi mü’minlere benzer, sondakiler de kafirlere. Zira kendilerini, Allah-u Tealayı (c.c.) ve ahreti unutturlar. Bütün varlıklarını dünyaya verdiler.
Ayeti kerimede,

-“Ahrete nisbetle ,dünya hayatını daha çok sevdiler.” buyuruldu. (Nahl-107).

Aralarında bulunan iki gurup, asiler gibidir. İmanın aslını korudular, fakat dünyadan el çekmediler. Bir kısmi fakirlikten pay aldı. Bir kısmı çok ni’metler toplayıp, yükü ağır oldu.

Kimya-yi Saadet (İmam-i Ğazali)

Allah-u Tesala (c.c.) bizleri ve sizleri dünyanın büyüsüne aldanmayan ve Salih Amaller işleyen kullarından Eylesin. AMİN…

Fuad Yusufoğlu

Dünya’nın iç yüzü

28 Haziran 2008

dsc00626-beyaz-suyun-siyah-suyla-birlestigi-yer.JPG

Navale-SİPİ- Nusaybin

Dünya sevgisi:

İmam-i Ğazali (r.a.) Kimya-yi Saadet kitabında dünya’yı sevenleri şöyle izah ediyor:

Bundan ötürüdür ki, Hadisi şerifte bildirildi:

-“Kiyamet günü dünyayı şöyle şöyle vaziyette ihtiyar bir kadın şeklinde getirirler.”

Onu gören herkes:

-“Senden Allah (c.c.) sığınırız.” Derler.

O zaman onlara :

-“Uğruna kendinizi helak ettiğiniz dünya budur.” Denir. Onu görenler, o kadar mahcup olur, o kadar utanırlar ki, bu mahcupluk ve utanmadan kurtulmak için ateşe atılmak isterler.

Bu rezalet şuna benzer:

Anlatırlar ki,

Padişah oğlunu evlendirmiştir. Oğlan o gece önce şarap içip, sarhoş olunca zifaf arzusuyla dışarıya çıktı. Odaya girmek istedi, yolunu şaşırdı ve saraydan çıktı. Yoluna devam etti.

Bir yere geldi, içinde kandil yanan bir ev gördü. Hanımının odasına geldiğini zannetti. İçeri girince insanların uykuda olduğunu gördü. Ne kadar seslendiyse de cevab veren olmadı. Uyuyorlar zan eti. Üstünde yeni bir örtü bulunan birini gördü. Gelin budur dedi. Onun yanında yattı. Üstünden örtüyü kaldırınca, burnuna güzel bir koku geldi.
Kendi kendine:

-“ Şüphesiz Gelin budur, çünkü çok güzel kokuyor” dedi.

Sabaha kadar onunla mübaşeret eyledi. Dilini onun ağzına koydu. Bir yaşlılık hisetti. Zanettiki, kendsine yakınlık gösteriyor ve üzerine gül suyu döküyor. Sabah olup, kendine geldiği zaman, etrafına bakındı.

Orası putperestlerin mezarlığı idi. Uyuyanlar ölüler idi. Üstünde yeni örtü olup, gelin sandığı ise, o yakınlarda ölmüş ihtiyar, çirkin bir kadındı.

O güzel koku öldüğü zaman bedenine sürdükleri güzel koku idi. Dili ile hisettiği yaşlılıklar ise, onun pislikleri idi. Kendine bakınca, yedi azasını (yanı bütün vucudunu ) pislik içinde gördü.

Ağzında ve boğazında onun ağzının suyundan bir acılık ve fenalık buldu. Bu rezalet ve, bu mahcubiyet ve pislik içinde gömülmüş halinden utanıp ölmek istedi. Padişah yahut askerleri almaya geldiklerinde, kendisini görür diye çok korktu.

O düşünceler içerisinde iken Padişah ve kumandanları onu aramaya çıktılar, ve onu bu pisliğin ve alçaklığın içinde gördüler. O ise, bu alçaklık ve rezaletten kurtulmak için yerin dibine girmek istedi.

O Halda yarın kiyamet günü dünyayı sevenler, dünyanın lezzet ve şehvetlerini bu şekilde görürler. Şehvet ve arzularının çokluğundan kalblerinde kalan eser ve izler, o kimsenin boğazında, dilinde ve bedenindeki pislikler ve acılıklar gibidir.

Hata ondan da fenadır. Çünkü öbür dünyadaki işlerin tamamı ve zorluğu örnekle anlatmaya gelmez. Fakat bu ruha ve kalbe olan utanma ve mahcubiyet ateşi denen ateşlerden, bedenin habersiz olduğunu gösteren basit bir numunedir.

Kimya-yi Saadet (İmami Ğazali)
Allah (c.c.) bizleri ve sizleri bu kötü dünya lerrinden muhafeza eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu