‘Hasan el Basri (r.a.)’ olarak etiketlenmiş yazılar

fuadyusufoglu_dsc012481.jpg

Çağ-Çağ barajı (Nusaybin)

Hac farizasını yerine getirenler bilir:

Medine-i Münevvere’ye vardıklarında namaz, tesbih ve dualardan sonra konuşmaz daima salâvat-i şerif getirirler. Bir bakıma oranın duası budur.

Adamın birisi Peygember Efendimize (s.a.v.) salâvat getirmezmiş. Bir gece rüyasında Nebiyyi Zişan Efendimiz Sallallahu aleyhi ve Sellem) i görür. Fakat Resulullah (s.a.v.) kendisine hiç iltifat etmez.

Bunun üzerine adam der ki:

-”Ey Allah’ın Rasulü sen bana kızdın mı?”

Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem):

-“Hayır.” buyurur.

Adam :

-“Öyle ise niçin bana bakmıyorsunuz?”

Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem):

-“Çünkü ben seni tanımıyorum.”

Adam :

-“Beni nasıl tanımazsınız? Ben sizin ümmetinizden biriyim. Âlimler sizin ümmetinizi ananın çocuğu bilmesinden daha iyi bildiğinizi anlatırdı.”

Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurur:

-“Gerçek söylemişler: Fakat sen bana salât-u selam getirmez, beni yad etmezsin. Benim ümmetimi tanımam onların bana getirdikleri salât-u selam kadarıncadır.”

Sonra adam uyanır ve düşünür. Rasulullah’a (s.a.v.) her gün yüz kere salât-u selâm getirmeyi kendisine vacip kılar. Bunu da fiilen yapar.

Sonra bir gece rüyasında Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ona şöyle buyurur:

-“Şimdi seni biliyorum. Sana şefaat ederim.”

Çünkü o adam Resulallah’ı sever bir hal almış oldu.

Yüce Allah (c.c) buyurmuştur: “Habibim de ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve suçlarınızı örtsün. Çünkü Allah çok yarlıgayıcı çok esirgeyicidir.”

Kadının biri Hasan-i Basri (r.a.) ye gelerek dedi ki:

-“Benim genç bir kızım vardı vefat etti. Onu rüyamda görmek istiyorum. Bana bir şeyler öğret de onu yaparak kızımı göreyim.”

Bunun üzerine Hasan-i Basri (r.a.) kadına bu husus için bir şeyler öğretti. Kadın kızını rüyasında üzerinde katrandan bir elbise, boynunda demir halkalar ve ayakları parandaya vurulmuş bir halde gördü.

Bunu Hasan-i Basri (r.a.) bildirince Hasan-i Basri çok üzüldü.

Bir müddet geçtikten sonra Hasan-i Basri (r.a.) kızı cennette başında taç olduğu halde gördü.

Kız Hasan-i Basri’ye şöyle dedi:

-“Beni tanıdınız mı? Ben sana gelip hakkımda şöyle diyen kadının kızıyım.”

Hasan-i Basri (r.a.);

-“Eski halinden gördüğüm bu hale nasıl döndün?” diye sordu.

Kız şöyle cevap verdi:

-“Mezarlığımızdan bir adam geçti. Resul-i Ekrem’e (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bir kere salât-u selam getirdi. Kabristanda beş yüz elli kişi azap içinde idi. Şöyle bir nida geldi: Bu adamın salât-u selâmı hürmetine onlardan azabı kaldırın.”

Kimya-yı Saadet (İmam-ı Gazali)

Allah-u teala hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri Rasulullah’ın (s.a.v.) yüzü suyu hürmetine affetsin ve şefaatine nail eylesin. Âmin.

dsc00887-dara-kalesi-su-sarnici-fuadyusufoglu.JPG

Dara harabeleri (Su sarnıçı)

Korkanların çoğu akibetinin kötü olmasından korkmuşlardır. Çünkü insanın kalıbı değişebilir. Ölüm zamanı müdhiş bir zamandır. O vakitte kalbin neye kara kılacağı bilinemez.

Hatta ariflerden biri şöyle der:

-“Bir kimsenin elli sene tevhid üzere olduğunu bilsem, yanımdan bir duvarın arkasına gitmek kadar uzaklaşsa, tevhid üzere olduğuna şahidlik edemem. Çümkü; KALB Halı değişebilir ve neye döndüğünü bilemem.”

Bir başkası der ki;

-“Evin kapısında şehid olmayı mı, yoksa odanın kapısında Müslüman olarak ölmeyi mi seversin? deseler, odanın kapısında ölmeyi isterim. Çünkü; evin kapısına çıkıncaya kadar İSLAM üzere kalacağımı bilemem.”

Ebu derda (r.a.) yemin etti ki:

-“Hiç kimse imanın ölüm zamanında geri alınmayacağına emin olamaz.”

Sehl-i Tüsteri (k.s.) buyuryor ki:

-“Sıdıklar her nefes te su-i hatimeden (kötü akibet) korkarlar.

Süfyan-i Servi (k.s.) ölüm zamanın da İNLEDİ VE AĞLADI ;

Yanındakiler:

-“Allah-u Teala (c.c.) nın afvının senin günahından büyük olduğunu bilmez mısın? Dediler.

Süfyan-i Servi (r.a.) Tevhid üzere (İmanla) gideceğimi bilsem dağlar kadar günahım olsa yine korkmam.“Buyurdu.

Büyüklerden biri vasiyet eyledi. Ve elinde olan bir şeyi bir kimseye verdi. Ve

-“Tevhid üzere (imanla) ölmenin nişanı şöyle şöyledir. O nişanları görünce, bu para ile, Şeker ve badem içi satın al ve şehirdeki çocuklara dağıt ve bugün Filanın sevinç günü, saadete erdiği gündür de. Eğer bunu göremezsen, insanlara söyle namazımı kılmasınlar, benimle meşgül olmasınlar. Hiç olmazsa öldükten sonra mürai olmayayım.” Dedi.

Sehl-i Tüsteri buyurur ki;

-“Murid, günaha düşmekten korkar. Arif ise küfre düşmekten korkar.”

İsa (a.s.) havarilerine:

-“Siz günahtan korkarsınız; biz peygamberler küfürden korkarız.”

Hasan- el Basri (r.a.) buyurur;

-“ Bende NİFAK olmadığını bilseydim bunu yeryüzünde olan her şey’den daha çok severdim. İçin dışa, Kalbin dile uymaması NİFAKTANDIR.”

Kimya-yı Saadet (İmam-ı Ğazali)

Allah-u Teala (c.c.) Bizleri ve sizleri Kötü Akibet’ten korusun. AMİN.

Fuad Yusufoğlu

Tevbe- 5

27 Haziran 2008

Çağ Çağ deresi şelalesi (Nusaybin)

Rivayet edilir ki,

Utbetil Ğulam ( k.s.) namında biri vardı. Kendisi fısk-ı fucur ehlinden idi. Şarap içmek, etrafı ifsad etmekle meşhur idi. Bu serhoş ve mufsid adam bir gün Hasan el–Basri (r.a.) ‘nin meclisine girdi. Hasan El-Basri (r.a.) yanında bulunanlara:

-“İman edenlerin, Allah (c.c.) ı ve hak’den ineni zikr için, kalblerinin saygi ile yumuşaması zamanı hala gelmedi mi? (El Hadid-57/16) Mealındeki Ayeti kerimeyi okuyup tefsir etti.

Sonra öyle güzel bir konuşma yaptı ki, kendisini dinleyenleri ağlattı. Bunun üzerine cemaatten bir genç kalkıp Hasan El – Basri (r.a.) ye dedi ki:

-“Ey Muminlerin muttakisi.Yüce Allah (c.c.) benim gibi Fasık ve facir olanı tövbe ettiği zaman, tövbesini kabul eder mi ?”

Hasan el – Basri (r.a.):

-“Evet. Allah-ü Teala (c.c.) senin fısk ve fucurundan dolayı tevbe edersen tevbeni kabul buyurur.”

Utbetil ğulam ( k.s.) bu sözü işittiği zaman yüzü sapsarı kesildi ve vucudu ürperek şidetle titredi. Ve öyle bir çığlık attı ki bayılıp yere düştü. Kendine geldiği vakit, Hasan el Basri (r.a.) ona yaklaşarak şu beyitleri söyledi:

Ey Arşın Rabbına karşı gelen ası genç
Gürültülü cehennemdir hazırlanan asilere ,
Öfkesi çoktur tutulduğu gün nasiyeler,
Ateşe dayanabilirsen Allah(c.c.)’a asi ol,
Eğer dayanamazsan günahtan uzak ol,
Haberin yoktur, günahlara dalmışsın,
Nefse zayıf düştün kurtulmaya çalış sen.

Bunun üzerine Utbetil Ğulam (k.s.), büyük bir çığlık atarak gene bayılıp yere düştü. Kendine geldiğinde şöyle dedi:

-“Merhameti bol olan Allah (c.c.), benim gibi günahkarı bağışlarmı?”

Hasan El Basri (r.a.) dedi ki:

-“Günahkar olan kulun tevbesini ancak Allah (c.c.) kabul eder.”

Bunda sonra Utbetil Ğulam (k.s.) başını kaşldırıp Allah(c.c.)‘a üç çeşit dua etti.

1-“Ey Allah’ım, eğer tevbemi kabul buyurup, günahlarımı affettin ise, bana iyi bir anlayış ve ezberleme ihsan et.Ta ki Kur’an-ı Kerimden ve ilimden işittiğimi kavrayayım”

2-“Allah’ım, eğer tevbemi kabul ettin isen, bana öyle güzel bir ses ver ki, Kur’an-ı Kerim okuduğumda duyan olursa kalbi yumuşasın.

3-“Allah’ım bana helal rızık ver, beni ummadığım yerden rızıklandır.

Cenab-ı hak onun duasını kabul buyurdu.

Anlayışı ve ezberi arttı. Kuran-ı Kerim okuduğu zaman her kim işitirse tevbe ederdi.

Her gün evine iki pide ile bir tabak çorba konurdu, kimin koyduğu bilinmezdi. Bu hal ölüme kadar devam etti. İşte Allah(c.c.) a yönelenlerin hali budur. Zira Allah (c.c.) , iyi amel edenlerin mükafatını zayi etmez.

Mükaşafetil Kulub (İmam-i Ğazali)

Allah(c.c.) Bizleri ve sizleri bu fani dünyada GEÇİRDİĞİMİZ KISA HAYAT BOYUNCA Gaflet’en uyanıp Tövbe eden ve tövbesinde samimi olan sevgili kulların Yüzü suyu hürmetine afv eylesin. AMİN…….

Fuad Yusufoğlu

dsc00023-cag-cag-baraji-fuadyusufoglu.JPG

Çağ-Çağ barajı (Nusaybin)

Yüca Allah (c.c.) buyuruyor:

-“(Habibim) de ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız hemen bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın” Ali İmran-3/31

Ey okuyucu: (Allah’ın rahmeti üzerine olsun)

Bil ki;

Kulun Allah (c.c.) ı ve Allah’ın Resülunu; (a.s.v.) sevmesi onlara itaat etmesi ve emirlerine uyması demektir. Allah (c.c.) ın kullarını sevmesi ise, kullarına in’am ve ihsan etmesi demektir.

Çünkü kul, hakiki kemalin ancak Allah (c.c.) a ait olduğunu ve kendinde veya başkasında gördüğü her kemalin Allah (c.c.) tan olduğunu bildiği zaman sevgisi ancak Allah (c.c.) a ve Allah (c.c.) yolunda olur. Bu da Allah (c.c.) a itaat etmesini iktiza ettirir.

Bunun içindir ki,

Muhabbet Allah (c.c.) a itaat etmeği, Allah (c.c.) a ibadet de resülullah (a.s.v.) a ittiba etmeği gerektir. Ve bu da o’na itaat etmeye düşkün olmakla tefsir edilmiştir.

Hasan el basri (r.a.) den rivayet edilmiştir. Der ki:

-“Resülullah ( a.s.v.) zamanında,Ya Muhammed, biz Rabbımızı seviyoroz dediler. Bunu üzerine bu ayati kerime nazil oldu.

Bişr el-Hafi (r.a.) den rivayet edilmiştir: der ki;

“-Ben Resülullah (aleyhisselatu-vesselam)i ru’yada gördüm. Bana:

-“Ey bişr. Allah (c.c.) seni akranın arasında ne ile yükselti biliyormusun?”

Ben:

-“Hayır Ya resulullah (a.s.v.) deyince,

Resülullah (a.s.v.) şöyle buyurdular:

-“Salih kişilere hizmet etmen, kardeşlerine nasihat etmen, dostlarını ve benim sünnetimi yerine getirenleri SEVMEN ve benim sünnetime tabi olmanla.”

Nitekim Peygamberimiz (a.s.v.) buyuruyorlar:

-“Kim ki benim sünnetimi işler, ihya ederse, o beni SEVMİŞ olur. Kim ki, beni SEVERSE o kiyamet günü cennete benimle beraber olur..”

Gene Resülullah (a.s.v.) buyuruyor:

-“Ümmetimin hepsi cennete girer, ancak kaçanlar müstesna.”

Eshab (r.a.) sorar:

-“Kaçanlar kimdir?”

Buyurdular ki;

-“Kim bana itaat ederse, cennete girer, kim bana ASİ olursa o kaçmış olur. Benim sünnetime uygun olmayan her amel Ma’siyettir.”

Bilginlerden bir kısmı der ki;

-“Birisinin havada uçtuğunu, veya denizde yürüdüğünü, veyahut ateşi yediğini veyahut da bunlara benzer başka bir şey yaptığını görürsen, fakat o adam Allah’u Teala (c.c.) nın farzlarından birini veya kasden Resülullah (a.s.v.)ın sünnetlerinden birini terk ederse, bil ki o adam da’vasında YALANCIDIR. Onun yaptığı keramet değil, balki sihirbazlıktır.”

Böyle kimseden Allah (c.c.) a sığınırız.

Cüneyd-i Bağdadi (r.a.) der ki;

-“Allah (c.c.) in inayeti olmadan, kimse Allah’a ulaşamaz. Allah (c.c.) a erişmenin yolu ise Muhammed Mustafa Sallallahu aleyhi vessellame tabi olmaktır.”

Ahmed el-Havari (r.a.) der ki;

-“Resülullah (a.s.v.) sünnetine uymaksizin yapılan her amel BATILDIR.”

Nitekim Resülullah (a.s.v.) buyurmuştur:

-“Kim benim sünnetimi terk ederse ona şefaatım HARAMDIR.”

Rivayet edilir ki,

Adamın biri Mecnunlardan birinde Bilmediği bir şey görür. Bunu Ma’ruf el-Kerhi (k.s.) ye sorar.

Ma’ruf El kerhi (k.s.) tebessüm ettikten sonra adama şöyle der:

-“Ey kardeşim, Allah(c.c.) ın küçük büyük, akıllı ve deli olan sevdikleri vardır. Bu gördüğün ise delilerdendir.”

Fudayl bin iyyad (k.s.) der ki;

-“Sana Allah (c.c.) ı seviyor musunuz diye sorulursa süküt et. Zira, sevmiyorum dersen, küfredersin. Eğer seviyorum dersen, belki Allah’ı sevenler gibi gereğiyle sevemezsin. Seviyorum dersen Allah’ın öfkesini üzerine çekersin. Allah’ın öfkesinden kaçın.”

Süfyan-i Servi (k.s.) şöyle der:

-“Allah’u tealayı seveni seven, Allah’ı sevmiş olur. Kim ki ona ikramda bulunursa, Allah yalunda ikram etmiş olur.”

Sehl (r.a.) ise şöyle der:

-“Allah’ı sevmenin alameti, Kur-anı Kerim’i sevmektir.”

-”Allah’ı ve Kur-anı Kerim-i sevmenin alameti de Resulullah (sallallahu aleyhi ve selemi) sevmektir.”

-”Resulullahı sevmenin alameti ise onun sünnetini sevmektir.”

-”Onun sünnetini sevmenin alameti de ahreti sevmek,”

-”Ahreti sevmenin alameti, dünyayı sevmemektir.”

-”Dünyayı sevmemenin alameti, ondan yeteri kadar istifade etmektir, ahiret hazırlığında bulunmaktır.”

Mükaşefa-tül kulub (İmam-i Ğazali)

Allah (c.c.) bizleri ve sizleri kendisine itaat eden ve onun Resulünü (a.s.v.) seven kullarından eylesin. AMİN…

Fuad Yusufoğlu

dsc00263-fuadyusufoglu-navala-ras.JPG

Navala reş (Nusaybin)

7-Cimrilik ve fakir olma korkusu:

Cimrilik ve fakir olma korkusu, Allah (c.c.) yolunda harcamayı meneder. Bunlar daima mal ve mülkü yığmayı parayı kasalamayı davet eder ki, sonu elem verici azaba müncer olur. Şeytanların yuvası olan pazar yerleri ve sokakları devamlı olarak mal toplamak için dolaşmayı adet edinmek ise cimrilik ve hırsın afetlerindendir.

8-Mezheblerdeki taassub:

Mezheblerdeki taassub, kendi heva ve hevesine göre haraket etmek, düşmanlıkta kinli olmak, kendi fikirlerini benimseyemeyenleri hakir görmek, bunların tümü ibadet edenleri ve etmeyen fasıkların tümünü helak eder.

Hasan (r.a.) İblisin şöyle dediği, kendilerine bildirildiğini anlatır:

-“Ben Ümmet-i Muhammed’e günahları süsleyip güzel gösterdim. Fakat onlar günahlarına tevbe ederek benim belimi kırdılar. Fakat bu sefer onlara öyle günahları süsleyip tezgahladım ki, o günahlardan tevbe etmezler. Onlar da heva ve hevestir.”

Mel’un doğru söyliyor.

Zira onlar heva ve hevesin günahları celbedici sebebler olduğunu bilmezler ki, onlardan nasıl tevbe etsinler.

9-Müslümanlara karşı Su-i zanda bulunmak:

Müslümanlara karşı su-i zanda bulunmak ve kötü kişilere töhmet etmekten kaçınmak gerekir.

He ne zaman insanların ayıplarını araştırmak için onlara su-i zanda bulunan birini gördüğünde bil ki, onun içi pistir. Bu hal ondan dışarı fışkıran pislikten başka bir şey değildir. Bu kapıları kalbinden kesip atmak, bunun yerine getirilmesi için Allah (c.c.) ın zikrinden yardım istemek, insana vaciptir.

Mükaşefet-tül kulub (İmam-i Ğazali)

Devam edecek…

Allah-u Teala hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri heva ve hevesten muhafeze eylesin. Amin…

Fuad Yusufoğlu

dsc09763-fuadyusufoglu-cag-cag-baraji.JPG

Çağ-Çağ barajı (Mesire yeri)

Adamın biri Hasan Basri (r.a.) ye şöyle der:

-“Şeytan (aleyhill’net ) uyurmu?.”

Hasan Basri (r.a.) gülümsedi ve şöyle cevap verdi.

-“Eğer o (şeytan) uyusaydı, biz rahat ederdik.

Adam:

-“Öyle ise Mü’min için Şeytan (aleyhill’anet) dan kurtuluş yoktur.”

Hasan Basri (r.a.):

-“Evet .” dedi. Mü’min için yalnız onu defetmek ve kuvvet Te’sirini zayıflatmak vardır.”

Resulüllah (sallallahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki;

-“Sizden biriniz, yolculuğunda devesini ittiği gibi şeytan (aleyhill’anet) ı da iter.”

İbni Mes’ud (r.a.) der ki;

-“Mü’minin şeytan (aleyhill’net) ı defedilmiştir.”

Kays bin Haccac (r.a.) şöyle der:

-“Şeytanım bana :”Sana bir azgın deve gibi girdim. Şimdi ise ben bir serçe kuşu gibiyim” dedi.

Ben :

-“Niçin?”dedim.

Dedi  ki;

-“Allah-u Teala (c.c.) zikriyle, beni erittin.”dedi.

Ehli Takva, Şeytan (aleyhill’net) nın kapılarını (vesveseyi) kapamak bekçilik yapmak üzere o kapıları muhafeze ederler.

Bunlardan maksadımız zahiri isnatlara vesile olan açık seçik yolları ve kapıları kasdediyorum. Çünkü; EHL-İ TAKVA Şeytan (aleyhill’anet) in görünmeyen yollarına muttali olurlar. Fakat ona ulaşamazlar. Bunun için bekçilik ederler.

Çünkü Şeytan (aleyhill’anet) ın kalbe açık olan kapıları pek çoktur. Meleklerin kapısı ise bir kapıdır. Bu bir kapı, diğer çok olan kapılara karışıp ayırt edilemez.

Kul gece karanlığında çıkış yerleri bilinmeyen çok yollu çölde kalan bir yolcu gibidir. Yolu ancak gören bir göz ve aydınlatıcı bir güneşin doğmasiyle bilir. Burada, gören gözden maksat TAKVA İLE TEMİZLENMİŞ KALBDİR.

Aydınlatıcı güneşten murad ise, Allah (c.c.)ın kitabı (kur’an) ve Resulüllah (a.s.v.) ın sünnetinden elde edilen ve onunla kapalı yollara ulaşılan İLİMDİR. Yoksa onun yolları pek çoktur ve kapalıdır.

Abdullah bin Mes’ud (r.a.) der ki;

-“Resulüllah (a.s.v.) bir gün bize bir cizgi cizdiler. Ve ”Bu Allah (c.c.)yoludur.” Buyurdular. Sonra O çızginin sağından, solundan bir çok çizgiler …

Devam edecek…..

Kalblerin keşfi (İmam-i Ğazali)

Allah-u Teala hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri Şeytan (aleyhill’anet) ın şerrinden muhafeze eylesin. AMİN…

Fuad Yusufoğlu

Dünya sevgisi- 2

11 Temmuz 2008

dsc09559-fuadyusufoglu-girnavas-mevki-i-bavarne.JPG

Girnavas tepesinden bir görünüş (Nusaybin)

Lokman (a.s.) oğluna şöyle der:

-“Ey oğlum, sen dünyaya geldiğin günden beri ona sırt çevirdin. Ahirette yöneldin. Sen içinde bulunduğun dünya hayatından uzakta bulunduğun ahiret hayatına daha yakınsın.”

Said bin Mes’ud (r.a.) der ki;

-“Dünya yaşayışına hırsı gittikçe artan, buna mukabil ahiret hayatı için çalışması azalan, ve bu durıma razı olan birini görürsen bil ki; o kimse aldanmıştır. O öyle bir kimsedir ki, farkına varmadan yüzü ile oynar.”

Hasan el Basri (r.a.) şöyle der:

-“NE MİSKİNDİR Adem oğlu ki, Helal Kazancından dolayı hesaba çekileceği, Haram kazancından dolayı da azap göreceği şu dünyaya razı olur. Dünya malını toplamaya çalışır, fakat ahiret için iyi haraketlerde bulunmaya çalışmaz. Dinine bir zarar geldiği zaman aldırmaz, bilakis sevinir, fakat dünya menfaatına bir zarar geldiğinde ise ağlayıp sızlamağa başlar.”

Hasan el Basri (r.a.) Ömer bin Abdulaziz (r.a.) şöyle yazar:

-“Allah (c.c.) ın selamı üzerine olsun. Sanki sen, son mektup yazılansın. Ölüm, adım adım sana yaklaşıyor.”

Ömer Bin Abdülaziz (r.a.) de şu cevabı verir:

-“Allah (c.c.) ın selamı üzerine olsun. Sen sanki dünyadasın, halbuki değilsin ve sen güya ahirettesin, halbuki sen duruyorsun.”

Fuadeyl Bin İyad (r.a.) der ki;

-“Dünya hayatına girmek kolaydır. Fakat ondan çıkmaz zordur”

Bir gün Hz.Muaviye (r.a.) ye Necrandan iki yüz yaşında bir adam gelir.

Hz Muaviye (r.a.) ona dünya hayatının nasıl gördüğünü sorunca,

Adam şöyle der:

-“Belalı yıllar,
-“Bolluk seneleri.
-“Günde gün,
-“Geceden sonra gece.
-“Doğan doğar,
-“Ölen ölür.
-“Doğan olmasaydı mahlukat tükenirdi.
-“Ölen olmasaydı,
-“Yer yüzü kendisinde bulunanlara dar gelirdi.”

Bunun üzerine Hz Muaviye (r.a.) ona:

-“İste benden ne istersen.”dedi

Adam:

-“Geçen ömrümü geri getir, ecelim yaklaştı, onu def et .”dedi.

Hz.Muaviye (r.a.) şöyle cevab verir:

-“Ben ona malik değilim.”

Adam:

-“Öyleise ben senden bir şey istemiyorum.”dedi.

Hasan el Basrı (r.a.) şöyle der:

-“İnsanoğlu üç şeye hayıflanmadan ruhu bedeninden çıkmaz:
1-Topladığı servetten doymamasına,
2-Uzun emeline erişmemesine,
3-Ahiret için hazırlıkta bulunmamasına.”

Bazıları şöyle dua eder:

-“Ey, gökleri tutan Allah (c.c.), o yere ancak senin iznin ile iner. Beni dünyaya dalmaktan koru.”

Kalblerin keşfi (İmam-i Ğazali)

Allah-u Teala (c.c.) Hazretleri sizlere ve bizlere
Kalb gözü ile görmeyi ihsan eylesin. AMİN…

Fuad Yusufoğlu

Duâ’nın önemi- 3

12 Temmuz 2008

dsc00309-fuadyusufoglu-navale-resin-sonu.JPG

Navale reş’ın bittiği yer Beyaz suyun başı (Nusaybin)

Sahihi Buharı ve Müslim’de Ebu Hüreyre (radiyallah-u anhu) rivayet edilir:

Hazret-i Seyyid-il Mürselin (Sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdular ki;

-“Şiddetli Beladan, bedbaht olmaktan kötü iş işlemekten ve düşmanımı sevindirmekten sana sığınırım.”

O halde DUÂ Belaleri def eder. Bedbahtlığı giderir, kaza-i muallakı tebdil eder. Mu’minler daima Allah-u teala(c.c.) ya yalvararak ve hatta ağlayıp sızlıyarak DUÂ etmelidir.

Munacaat:

Ey vasıtasız yaratan Ey Ezelden var olan Ey Kalblerdeki zulmeti gideren Ey cesedlere RÜYET veren Gül bahçesinin bülbülleri sana hamd ve sena nameleri eder. Gülistanın gülleri, senin ni’met ve ihsanlarını söyler.
İlahi:
Olgun ve saf kalbler hürmetine; Cennetteki kusursuz huriler hürmetine; kuvvetli iman ve yakın sahıbleri hürmetine; kalbini dünya çer- çöplerine bağlamıyan Allah (c.c.) adamlarının hürmetine; beni şehvete esir olmaktan, nefsimin peşinde koşmaktan muhafeze eyle. DÜNYANIN TATLI GÖRÜNÜŞÜNE ALDANMAKTAN KORU.

Naklolunur ki;

Hasan-el Basri (r.a.) bir cenazenin arkasından kabristane gitti. Meyyit’i defn ettikten sonra bir köşeye oturup murakabeye daldı. Ferezdak adlı bir şair vardı ki, fısk ve fucuruyla meşhür idi. Uzaktan bakıyor ve çok ağliyordu.

Hasan-i Basri (r.a.) Ferezdak’a:

-“Niçin ağliyorsun?”

Ferezdak:

-“Ey İmam. Kendi perişan halıma ağliyorum. Halk bana bakıp, ne kötü kimsedir derler. Sana bakıp, ne iyi kimsedir derler. Eğer Hak teala (c.c.) nın muamelesi, halkın dedikleri gibi olursa, halim çok fena.”

Hasan-el Basri (r.a.):

-“Ey Ferezdak Güvendiğin hiçbir amelin varmı ki ona bağlansan bari.” dedi.

Ferezdak:

-“Üç şeyim var. Onlarla ümid varım.”

-“Birincisi: yetmiş yıl İslamda sakal ağartım.”

-“İkincisi: Allah-u Teala (c.c.)yı bir bilirim.”

-“Üçüncüsü: Günahkar olduğumu biliyorum.”

Bir zaman sonra Ferezdak vefat etti. Hasan-i Basri (r.a.) rü’yasında, Ferezdak’ı cennet de geziyor gördü:

-“Ey Ferezdak Hak Teâla (c.c.) sana neyledi.”

Ferezdak:

-“Ya İmam Hak Teala (c.c.) beni, yetmiş yıllık tevhidime bağışlayıp afv etti.”

İlahi;
Adem (Aleyhisselam) ı, topraktan yaratıp, hilafet makamına geçirdin. Bizlere, karşılıksız keramet tacını giydirdin. Lutfunu bizden eksik etme. Biz düşkünlerin elinden tutup kaldır.

İlahi;

Kullarının dünyada dört şeyi var. İkisi kötü, ikisi iyidir. Kötü olanların biri ahirette de kötüdür. Bunlardan biri küfr, diğeri günahlardır. Küfr, günahtan daha kötüdür.
İyi olanların biri ahirette de iyidir. Bunlardan biri İman, diğeri taattır. İman taattan üstündür.

Ya Rabbi

O İki kötünün daha kötüsü olan küfrü terk ettik. Ve iki iyinin en iyisi olan iman hürmetine günahlarımızı afvedip, kusurlu ibadetlerimizi kabul eyle.. AMİN…

Devam edecek…

Mearicün Nübüvve (Altiparmak)

Allah-u Teala haretleri (c.c.) bizleri ve sizleri günahlarımızı kendi rahmetiyle afv-u mağfiret eylesin….AMİN…

Fuad Yusufoğlu

Uzlet’ın faydaları

12 Temmuz 2008

dsc01277-fuadyusufoglu-kasyane.JPG

Navale (kasyan)

Hasan-e Basri (r.a.) ye:

-“Burada bir kimse vardır. Daima bir sütünün (direğin) arkasında yalnız oturuyor,” dediler.

Hasan-e Basri (r.a.) buyurdu ki;

-“Gelince bana haber verin.”

Adam gelince. Haber verdiler.

Hasan-e Basri (r.a.) yanına gitti ve:

-“Daima yalnız oturuyorsun, niçin insanlara karışmıyorsun?” dedi.

Adam:

-“Benim öyle bir işim var ki, beni insanlardan alıkoyuyor.”dedi.

Hasan-e Basri (r.a.):

-“Niçin Hasan’nın yanında oturmuyor ve onun sözlerini dinlemiyorsun?” dedi.

Adam:

-“Bu iş beni Hasan (r.a.) da, diğer insanlalardan da alıkoyuyor.” Dedi.

Hasan-e Basri (r.a.):

-“O hangi iştir?” diye sordu.

Adam:

-“Hiç bir vaktim yoktur ki, Allah-u Teala (c.c.) dan bana ni’met gelmesin ve benden de bir günah meydana gelmesin. O ni’mete şükrediyorum ve o günaha istiğfar ediyorum. Ne Hasan’la ne de diğer insanlarla meşgül olacak vaktım vardır.” Dedi.

Hasan-e Basri (r.a.):

-“Sen yerinde bulun, Hasan’dan akıllısın.”

Hatem-i Esem (r.a.) Hamid-i Lifaf (r.a.) a:

-“Nasılsın?” Dedi.

Hamid-i Lifaf (r.a.):

-“Selamet ve afiyetteğim.” Dedi.

Hatem-i Esem (r.a.);

-“Selamet, sırat köprüsünü geçince, afiyet de Cennet’e girince olur.”dedi.

İsa (aleyhisselam) a;

-“Nasılsın?” dediklerinde.

İsa (Aleyhis selam):

-“Bana faydalı olan elimde değildir, zararım ne de ise onu def’etmeğe gücüm yetmez. Ben kendi işimdeğim, iş ise başkasının elindedir, benden daha fakir kimse yoktur.” Buyurdu.

Reb’i bin Haysem (r.a.) e:

-“Nasılsın?” dediklerinde;

Reb’i bin Haysem (r.a.):

-“Zayıf ve günahkarım. Kendi rızkımı yerim ve ecelimi beklerim.”dedi.

Ebu’d derda (r.a.) ya:

-“Nasılsınız?” dediklerinde,

Ebu’d Derda (r.a.):

-“Cehennemden kurtulursam iyiyim.” Dedi.

Üveys-il Karani (r.a.) ya:

-“Nasılsın?” dediklerinde:

Üveys-il Karanı (r.a.):

-“Sabahlayın kalkıp, akşama sağ kalıp kalmayacağını, akşamleyin sabaha çıkıp çıkmayacağını bilmeyen nasıl olur?”dedi.

Malik-i Dinar (r.a.) a;

-“Nasılsın?”dediklerinde;

-“Yaşı ilerleyip, günahı çoğalanın hali nasıl olur?”dedi.

Bin Hakim (r.a.)e;

-“Nasılsın?”dediklerinde

Bin Hakim (r.a.):

-“Allah-u Teâla (c.c.) nın rızkını yerim ve düşmanı olan şeytanın emrine uyarım.”dedi.

İbni Sirin (r.a.) bir dostuna:

-“Nasılsın?” dedi

Adam:

-“Beş yüz gümüş borcu ve çoluk çocuğu olanın ve hiçbir kuruşu olmayanın halı nasıl olur.”dedi.

İbni Sirin (r.a.) hiç konuşmadan evine gidip, bin gümüşü getirdi. Ona verdi ve:

-“Beşyüz gümüş’ü borcuna ver, beşyüz gümüş’ü de evine nafaka yap. Bundan sonra hiç kimseye “Nasılsın” demeyeceğime söz veriyorum.”dedi.

İbni Sirin (r.a.) böyle demesi, eğer bir kimseye“Nasılsın”deyip de, ihtiyacını gidermezse, sormada NİFAK olur korkusunda idi.

Kimya-yı Saadet (İmami Ğazali)

Allah-u Teala Hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri Nifak belasından muhafaza eylesin. AMİN…

Fuad Yusufoğlu

Arkadaşlık hakkı

12 Temmuz 2008

dsc09133-tem-yolu-uzerindeki-bir-selale-cag-cag-deresi.JPG

Billuri Göleti (Nusaybin)

Bir kimse ile arkadaşlık akdedince, nikah akdi gibi bazı haklar ortaya
çıkar. Peygamber efendimiz (s.a.v.) buyuruyorlar ki:

-”İki kardeş birbirini yıkayan iki el gibidir.”

Burada 10 hak vardır:

1- MAL (para ) HUSUSUNDADIR:

Burada en yüksek derece, arkadaşının hakkını kendi hakkına takdim etmek, bir müslümanı kendine tercih etmektir, arkadaşının ihtiyacını karşılamaktır.

Utbe-tüll Ğulam (r.a.) ın bir arkadaşı vardı..

-”Bana dört bin dirhem gümüş lazımdır” dedi.

Cevabında;

-”Gel iki bin gümüş vereyim” dedi,

Onunla arkadaşlık yapmaktan vazgeçti ve;

-”Allah için sevdiğini söyleyip, dünya işi için isâr yapmamaktan utanmıyor musun” dedi.

Halifenin yanında sufilerden bazısı gammazlık yapıp fena sözler söylediler. Hepsini öldürmek için kılıç getirtti. Ebu’l Hasan Nuri (r.a.)onların arasında idi, en önce kendisini öldürmesi için öne atıldı.

Halife;

-”Niçin böyle yaptın?” dedi.

-”Onlar benim din kardeşlerimdir, canımı onlara feda etmek istedim.”dedi.

Halife;

-Bböyle insanlar öldürülmez” diyip hepsini salıverdi.

Fethi Musuli (r.a.): bir dostunun evine gitti. Arkadaşı evde yoktu.

Cariyesi:

-”Bir kap getirdi stediğin kadar bunlardan al” dedi.

Akşam evine dönünce cariyenin yaptığı işi duyunca onu azad eyledi.

2- HİZMET HUSUSUNDADIR:

Hasan Basri (r.a.) buyuruyor ki:

-”Din kardeşlerimiz bize, ehlimizden ve evladımızdan daha azizdirler, çünkü onlar bize ahireti, çoluk çocuk ise dünyayı hatırlatıyor”

Din büyüklerinden bazıları vardı ki, din kardeşi öldükten sonra kırk sene evinin ve çoluk çocuğunun ihtiyacını arkadaşlık hakkı olarak görürlerdi.

Zahidlerden birisi bir arkadaşına rastladı.

-”Nasılsın”dedi.

Arkadaşı;

-”Nasıl olayım, evimde yiyecek bir şeyi olmayan ve 500 dirhem borcu olan insan nasıl olsun”. dedi.

Arkadaşı hiç konuşmadan oradan ayrılıp koşa koşa eve gitti, evden 1000 dirhem aldı.

Arkadaşına:

-”Al 500 dirhemle evine yiyecek, 500 dirhemle de kendi borcunu öde, ama ben de söz veriyorum, bir daha hiç kimseye nasılsın demiyeceğim” dedi

3- DİL İLE OLAN HAKTIR:

Din kardeşleri hakkında iyi söylemeli, ayıp ve kusurlarını örtmeli,

Devan edecek…

Kimya-yı Saadet (İmam-i Ğazali)
Allahu Teala Hz. (c.c.) bizleri din kardeşliğinin hakkını bilen ve gözeten kullarından eylesin. AMİN…

Fuad Yusufoğlu…