Hazret-i Aliyyül Mürteza (Radiyallah-u anhu)- 4

26 Mart 2009 Perşembe

Bore Beşire Mecido (İlkbahar mevsimi) Nusaybin

Hazret-i Aliyyül Mürteza (Radiyallah-u anhu)- 4

Hz. Ali, Eshâb-ı kirâmın en büyük fıkıh âlimlerinden idi. Halledilemeyen konular ona havale edilirdi. Peygamber efendimiz onu Yemen’e kadı olarak gönderdi. “Yâ Resûlallah! Ben âlim değilim, Kamlık ahkâmını bümem” dedi. Mübârek eüni göğsüne koyup: “Yâ Rabbi! Kalbine hidâyet, ditine doğruluk ver.” diye duâ buyurdu. Hz. Ali buyuruyor ki, bundan sonra ben asla iki kimse arasında hüküm vermekten şüpheye düşmedim. Resûl-i Ekrem (s.a.v.) “Yâ Ali! Benim deveme binip Yemen’e git. Falan dağdaki tepeye geldiğin zaman üzerine çık. Halkın seni karşıladıklarını göreceksin. O zaman (Ey taşlar, ey ağaçlar! Allahın Resûlü size selâm ediyor, diye söyle)” buyurdu. Hz. Ali oraya gidip selâmı tebliğ edince, yeryüzünde bir gürültü, uğultu koptu. Taşlar ve ağaçlar Resûl-i Ekrem’in selâmına: “Salât ve selâm, Allah’ın Resûlünün üzerine olsun” diye cevap verdiler. O tepede bulunanlar, bu hali görünce, hepsi birden îmân ettiler.

Peygamber efendimiz (s.a.v.) vefât edince, O yıkayıp kefenledi. Bu son mübârek vazife, ona nasib oldu. Definden sonra, halife seçilen Ebû Bekir’e (ra.) bîat edip, ona devlet işlerinde yardımcı oldu ve kadılık (hâkimlik) görevlerinde balanda. Hz. Ömer’in halifeliğine de bîat edip, halifenin danışmanı ve hâkimliğini yaptı. Hatta Hz. Ömer buyurdu ki: “Şayet Hz. Ali olmasaydı, Ömer helâk olarda.” Hz. Osman’ın da halifeliğine bîat edip, hilâfet işlerinde onun vezirliğini yaptı. Hz. Osman’ın şehîd olmasından evvel, gerek kendim ve gerekse oğulları ile birlikte Hz. Osman’ı korumak için gerekli tedbirleri almıştır. Hz. Osman’ın şehâdetini duyunca da oğullarının yüzüne karşı: “Siz yaşarken onun şehîd düşmesine nasıl imkân bıraktınız?” diye büyük bir teessürle hitap etmiştir.

Hz. Ali, mâni olmaya çalıştığı halde bir türlü önüne geçemediği elim şehâdet vak’ası üzerine Hicrî 35 yılının zilhicce ayında, Medine-i Münevvere’de, halife seçildi. Halife olmasında hiç bir itirâz olmadığından icmâ-ı ümmet ile hilâfet makamına geldi. Hz. Osman zamanında fitne, yahudîler tarafından başlatılmış ve hafifenin şehîd edilmesine kadar varmıştı. Hz. Ali’nin hilâfeti zamanında da devam etti. Hz. Osman’ı şehîd edenlerin cezâlandırılması hususunda Eshâb-ı kirâm arasında üç ayrı ictihad oldu. Sahâbîlerden bir kısmı, tarafsız kalmayı, Hz. Talha, Hz. Zübeyr, Hz. Âişe ve Şam’da bulunan Hz. Muaviye, suçluların hemen cezalandırılmasını; Hz. Ali ise, bu hususta acele edilmemesini, adaletin tatbikinde dikkatli ve tedbirli hareket edilmesini ve başka bir fitneye sebep olmaması için, suçluların, ortalığın durulmasından sonra cezalandırılmasını ictihâd etmişlerdi.

Hz. Ali suçluları hemen cezalandırmayınca, Talha ve Zübeyr (r.a.) ile Âişe (r.anha) Basra’ya gittiler. Hatife, onlarla anlaşmak üzere, Basra’ya yola çıktı. Medine’den ayrılırken, Abdullah İbni Sebe’ye, Medine’de kalmasını emretti. İslâm birliğini bozmaya çalışan ve Hz. Osman’ın şehîd olmasına sebep olan beton bu fitnelerin başı olan İbni Sebe, halifenin emrini dinlemedi. Kendi komiteci arkadaşlarıyla gizli toplantı yapıp, halîfeye gözükmeden Basra’ya gitmeye, geceleyin gizlice iki taraftan birine saldırarak, iki tarafı muharebeye tutuşturmaya karar verdiler. Hz. Ali, Basra’ya yakın bir yerde ordugah kurdular. Elçi gönderip, Aişe(r.anha)’nın ictihâdında olan Basralılarla anlaştılar. Her iki taraf, anlaşma oldu diye rahatça uykuya varınca, Abdullah bin Sebe, yahudisi, gece karanlığında grubu ile birlikte Basralılar üzerine saldırdı. Gece karanlığında kimse ne olduğunu anlayamadı. Ortalık kızıştı ve savaş başladı. Üç gün süren savaş sonunda, iki taraftan onbin kişi şehîd düştüler. “Cemel (Deve) vak’ası” olarak bilinen bu hâdisede Âişe-i Sıddîka (r.anha) esir alınınca, Hz. Ali hürmet ve ikram edip, kendi askerleri arasında bulunan kardeşi Muhammed bin Ebî Bekir ile Medine’ye gönderdi. Hz. Ali bu vak’adan sonra, Basra’ya bir vali tayin ederek oradan ayrıldı. Bir daha Medine’ye dönmeyip, Kûfe’ye gitti. İslâm devletinin merkezini de, Kûfe olarak tesbit etti.

Cemd vak’asından bir sene sonra Sıffîn denilen yerde Hz. Muaviye’nin ordusu ile yüz günde doksan meydan muharebesi yaptı. Askerlerinden yirmibeş bin, karşı taraftan knkbeş bin kişi şehîd oldu. Karşı taraftan gelen sulh teklifini kabul edince, ordusundan yedi bin kişi ayrıldı. Bunlara “Hârici” denildi. Bunların üzerine yürüyüp, perişan etti.

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Aliyyül Mürteza (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

“Hazret-i Aliyyül Mürteza (Radiyallah-u anhu)- 4” için 1 Yorum

  1. Hazret-i Aliyyül Mürteza (Radiyallah-u anhu)- 3 « بسم الله الرحمن الرحيم diyor ki:

    [...] bin Ömer (Radiyallah-u Anhu); « Hazret-i Aliyyül Mürteza (Radiyallah-u anhu)- 2 Hazret-i Aliyyül Mürteza (Radiyallah-u anhu)- 4 [...]

Yorum Yapın