‘kul hakkı’ Kategorisi için Arşiv

dsc08278-girnavas-fuadyusufoglu.JPG

Girnavas(cin tepesi) Nusaybin

Ebu Ümame (r.a.) dan rivayet edilir:

Sa’lebe bin Hatib Resulüllah (s.a.v.) a:

-“Ey Allah (c.c.) ın Resulü, bana çok mal vermesi için Allah (c.c.) a dua et.” dedi.

Resulüllah (a.s.v.) buyurdu:

-“Ey Sa’lebe, şükrünü eda ettiğin az mal, şükrüne gücünün yetmiyeceği çok maldan daha hayırlıdır.”

Sa’lebe tekrar:

-“Ey Allah (c.c.) Resulü (a.s.v.) bana çok mal vermesi için Allah (c.c.) a dua et.” Dedi.

Resulüllah (a.s.v.) buyurdu:

-“Ey Sa’lebe, sana ne oluyor ki, beni örnek almağa ve Allah (c.c.) ın Peygamberi gibi olmağa razı olmuyorsun. Varlığım kudret elinde bulunan Allah (c.c.) a yemin ederim ki, eğer dağların altın ve gümüş olarak yürümelerini dileseydim yürürlerdi.”

Sa’lebe dedi ki;

-“Seni Hak peygamber olarak gönderene yemin ederim ki, eğer beni çok mal ile rızıklandırması için Allah (c.c.) a dua edersen, ben her hak sahibinin hakkını muhakkak veririm, muhakkak bunu yaparım.”

Resulüllah (a.s.v.) buyurdular:

-“Allah’ım (c.c.) Sa’lebeye çok mal ver.”

Sa’lebe bir koyun edindi. Bu koyun böcek üremesi gibi üredi. Öyle bir üredi ki, şehirdeki yeri dar gelmeye başladı.

Şehirden ayrılıp, şehrin vadilerinde bir vadiye indi. Artık öğle ile ikindi namazlarını ancak cemaatla kılıyordu. Diğerlerini cemaatle kılmıyordu. Sonra koyunları üremeğe devam etti. Gittikçe işi artıyor, Sa’lebenin cemaatı terketmesine sebep oluyordu. Hatta sa’lebe öğle ve ikindi namazlarını da cemaatle kılmaktan vaz geçti. Yalnız Cuma namazını cemaatlle kılıyordu.

Koyunlar böceğin ürediği gibi üremesine devam ediyordu. Sa’lebe Cuma namazını da terk ediyor. Cuma günleri şehre gidip gelenleri karşılıyor, onlardan şehirdeki haberleri sorup öğrenmeğe çalışıyordu.

Bir gün Resulüllah (s.a.v.) Sa’lebeyi sorarak:

-“Sa’lebe bin Hatib ne yaptı? Buyuruyor:

Eshab (r.a.):

-“O koyun edindi, şehir ona dar geldiği için şehir vadilerinden bir vadiye çıktı .”dediler.

Ve hadiseyi tamamiyle Resulüllah (a.s.v.) anlattılar.

Bunun üzerine Resulüllah (a.s.v.) şöyle buyurdu:

-“Vah Sa’lebeye, Vah Sa’lebeye, Vah Sa’lebeye.”

Bu anda Cenabbi Hak (c.c.) şu ayeti kerimeyi gönderdi.

-“Onların Mallarından sadaka al ki bununla kendilerin (günahlardan) temizlenmiş, bununla onların (hasenatını) bereketlendirmiş,(kendilerini muhlisler mertebesineyükseltmiş olasın.) Onlara dua et. Çünkü senin duan onlar için sükunettir..”Et Tevbe suresi Ayet: 9/103.

Allah-u Teala (c.c.) Zekatın farz olduğunu beyan eden ayetleri gönderdi.

Bunun üzerine Resulüllah (salllallahu aleyhi ve sellem) Cüheyne kabilesiyle Beni Süleym kabilesinden birer adamı Zekatı tahsil etmek için gönderdi. Zekatı Tahsil etmeleri için onlara bir emir yazdırıp ellerine verdi. Dolaşıp zengin Müslümanlardan zekatları toplamalarını emr etti.

Ve:

-“Sa’lebe bin Hatib ve Beni Süleymandan felana uğrayın, zekatlarını alın buyurdu.”

Me’murler çıktılar. Sa’lebeye geldiler. Ona Resulüllah (a.s.v.)ın yazdırdığı zekat hakkında ki emri okuttular.

Sa’lebe onlara şöyle dedi.

-“Bu bir cizyeden, gayri müslimlerden alınan vergiden başka bir şey değildir.”
Devam edecek……

Kalblerin Keşfi (İmam-i Ğazali)

Allah-u Teâla hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri dünyaya haris olmayan kullarından eylesin..AMİN…

Fuad Yusufoğlu

dsc08279-girnavas-fuadyusufoglu.JPG

Girnavas Mevki-i (Nusaybin)

Sa’lebe onlara şöyle dedi:

-“Bu bir cizyeden, gayri müslimlerden alınan vergiden başka bir şey değildir. Bu cizyeden başka bir şey değildir. Bu cizyenin bir benzeridir. Siz gidin, işinizi bitirdiğinizde tekrar bana gelin.

Zekat memurleri yürüyüp gittiler. Süleym kabilesinde ki şahsa vardılar. Süleymi onları duyunca hemen kalktı, develerinin en iyisini zekat için ayırdı. Sonra onları deve ile karşıladı. Memurler deveyi görünce:

-“Sana bu vacip olmaz. Biz bunu senden almayız, istemeyiz.” Dediler.

Adam:

-“Alin ben bunu severek veriyorum bu malımın zekatıdır. Ve sizin almanız için ayrılmıştır.”dedi.

Me’murler oradaki zekat işini bitirip ayrıldıktan sonra, tekrar Sa’lebeye geldiler. Ve ondan zekati istediler.

Sa’lebe onlara:

-“Elinizdeki yazıyı bana gösteriniz.”dedi.

Yazıya baktı ve:

-“Bu cizyenin bir benzeridir. Siz gidin. Ben bir düşüneyim.”dedi.

Me’murler yürüyüp ayrıldılar. Resulüllah (a.s.v.) ın yanına geldiler. Resulüllah (a.s.v.) onları görünce, onlar konuşmadan önce:

-”Vah sa’lebe.”Buyurdu.

Ve süleym kabilesinden olan şahsa dua etti.

Memurler, Sa’lebe nin ve süleym kabilesinden olan zatın kendilerine ne yaptıklarını anlattılar. Bunun üzerine Cenabi Hak (c.c.) Sa’lebe hakkında şu ayeti gönderdi:

-“İçlerinden kimi de Allah (c.c.) a şöyle ahd etmişti:-“Eğer bize lütfü kereminden ihsan ederse, andolsun, zekatını vereceğiz, muhakkak salihlerden olacağız.” Allah (c.c.) kendilerine Fazl-u inayetinden verince de onunla cimrilik edip (taat-iilahiye) arka çevirdiler. Onlar öyle dönektirler. Nihayet, Allah (c.c.) a va’d ettiklerini tutmadıkları,yalan söyledikleri için O da (bu fiillerinin) akibetini kalblerinde, kendisinin huzuruna çıkacakları güne kadar (sürecek), bir nifak yaptı.” Et-Tevbe suresi ayet : 9/75-76-77

Resulüllah (Sallallahu aleyhi ve sellem) ın yanında Sa’lebenin akrabalarınden biri vardı. Cenab-i Hakk (c.c.)ın Sa’lebe hakkında gönderdiği bu ayet-i kerimeyi işitti. Hemen kalkıp Sa’lebenin yanına gitti

Ve:

-“Ey Sa’lebe halin perişan oldu, yetim kaldın. Allah (c.c.) senin hakkında şöyl, şöyle ayet indirdi.” Dedi.

Sa’lebe derhal kalkıp Resulüllah (a.s.v.)ın yanına geldi ve Resulüllah (a.s.v.) ın kendisinden zekatı kabul buyurmasını istedi.

Fakat Resulüllah (a.s.v.) buyurdu ki:

-“Allah (c.c.) bana senin zekatını kabul etmemi yasakladı.”

Sa’lebe, bunun üzerine başına toprak serpmeye başladı. Resulullah (a.s.v.) kendisine:

-“Bu senin amelindir. Ben sana emrettim. Fakat sen bana itaat etmedin.”

Resulullah (a.s.v.) ondan zekatını kabul etmeyince, Sa’lebe abdallaştı ve kalkıp evine gitti. Resulüllah (a.s.v.) vefatından sonra, Halife Hz. Ebu Bekir (r.a.) e geldi. Zekatının kabul edilmesini istedi. Fakat Hz.Ebu Bekir (r.a.) de zekatını kabul etmedi. Sonra Hz.Ömer (r.a.) e geldi. Zekatının kabul edilmesini istedi. Hz.Ömer (r.a.) de onu redetti. Zekatınnı kabul etmedi. Sa’lebe Hz. Osman (r.a.) hilafetinden sonra öldü.

KalblerinKeşfi (İmam-i Ğazali)

Alllah (c.c.) bizleri ve sizleri Resulüllah (a.s.v.) emrinden çıkmayan kullarından eylesin. AMİN…

Fuad Yusufoğlu

Sıla-i rahim- 5

16 Temmuz 2008

dsc04175hasankeyfkprs21.jpg

Hasankeyf  köprüsü (Batman)

 

İsfehân’ı (r.a.) rivayet eder;

-“Bir gün Resûlüllah (Sallâllahü aleyhi ve selem) in yanında oturuyorduk.

Şöyle buyurdular;

-“Bugün, akrabalık bağlarını kesen bizimle oturmasın.”

Bunun üzerine mecliste bulunan bir genç kalktı ve aralarında bazı hususlar bulunan teyzesine gitti ve ondan bağışlanmasını istedi. Teyzesi onu bağışladıktan sonra bulunduğumuz meclise döndü.

Bunun üzerine, Resûlüllah (Sallâllahü aleyhi ve selem) şöyle buyurdu;

-“İçlerinde akrabalık bağlarını koparanlar bulunan millete, rahmet inmez.”

Resûlüllah (a.s.v.) ın bu hadisi Ebu Hüreyre (r.a.) nın rivayet ettiği hadis teyid eder.

Ebu Hüreyre (r.a.) Resûlüllah (a.s.v.) den bahsediyordu. Bir ara şöyle dedi.

-“AKRABALIK BAĞLARINI KOPARANLAR BİZİMLE OTURMASIN, KALKSIN GİTSİN.”

Bunun üzerine mecliste bulunan bir genç kalkıp iki seneden beri ziyaretine gitmediği bir halası vardı. Onun yanına vardı ve onunla barıştı.

Halası gelişinin sebebini sorunca; Genç Ebû Hüreyre (r.a.) nın sözünü anlattı. Bunun üzerine halası gence;

-“Git ona bunun sebebini sor.” Dedi.

Genç, Ebü Hüreyre (r.a.) ye gelip sebebini sordu. Ebû Hüreyre (r.a.) de şöyle cevab verdi;

-“Çünkü ben Resûlüllah (Sllâllahü aleyhi ve selem) in şöyle buyurduğunu işittim

-“İçinde akrabalık bağlarını koparanlar bulunan bir millete rahmet inmez.”

Taberâni şöyle bir hadis rivayet eder;

-“İçlerinde akrabalık bağlarını koparanlar bulunan bir kavme melekler inmez.”

Gene Taberâni (r.a.) A’meş (r.a.) tan Sahih bir senetle şöyle rivayet eder;
-“İbni Mesud (r.a.) Sabah namazından sonra bir mecliste oturuyordu.

Dedi ki;

-“Allah (c.c.) için istiyorum. AKRABALIK BAĞLARINI KOPARAN VARSA KALKSIN GİTSİN. Çünkü biz, Rabbımız (c.c.) e dua edeceyiz. Akrabalık bağlarını koparanın bulunduğu yerde gök kapıları kapalıdır. Dualar kabul olunmaz.”

Buharî (r.a.) ve Müslim (r.a.) de şu hadisî rivayet etmişlerdir;

-“Sıla-i Rahim arşta asılıdır. Der ki; “Kim beni yerine getirirse. Allah (c.c.) ondan razı olur. Kim beni keserse. Allah (c.c.) da ondan uzaklaşır.”

Devam edecek…

Kalblerin Keşfi (İmam-i Ğazali)

Allah-u Teâla Hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri sıla-i rahima dikkat eden ve sıla-i rahimi kesmeyen kullarından eylesin. AMİN.

Fuad Yusufoğlu

Sıla-’i Rahim- 6

16 Temmuz 2008

dsc064991-kalecik-koyu-fuadyusufoglu.jpg

Kalecik Köyü (Nusaybin)

Ebu Hüreyre (r.a.) den rivayet edilmişti.

Der ki;

Resûlüllah (Sallallahu aleyhi ve selem) buyurmuştur:

-“Muhakkak Cenab-i Hak (c.c.) bütün mahlukâtı yarattıktan sonra Sıla-î Rahim kalkarak şöyle dedi;

-“Ey Allah’ım, bu akrabalık bağının kopmasından sana sığınanın makamıdır.”

Allah (c.c.) buyurdu:

-“Evet, akrabasını ziyaret edene, benim yaklaşmama, akrabayı ziyaret etmeyenlerden uzaklaşmama sen razı değil misin?”

Sıla-î Rahim;

-“Evet.”Der.

Allah (c.c.) buyurur;

-“İşte bu senin içindir.”

Allah Azze ve Celle buyurdu:

-“Ben Allah’ım. Ben Rahman’ım. Sıla-î Râhmi yarattım ve ona benim ismimden bir isim böldüm. (Verdim) Kim sıla-î Rahmi eda ederse ben ona yaklaşırım. Kim ki, onu keserse ben de ondan uzak olurum.”

İbni Hibban (r.a.) sahihinde rivayet eder;

-“Rahim, (sıla-î rahim) Rahman isminden alınmış, birbirlerine bağlı damarlar gibi bir şebekedir.”

Şöyle der;

-“Ey Rabbim, ben kesildim. Ey Rabbim bana kötülük yapıldı. Ey Rabbim bana kötülük yapıldı. Ey Rabbim bana zulüm olundu. Ey Rabbim, Ey Rabbim…”

Bunun üzerine Allah (c.c.) şöyle buyurur;

-“Sen razı olmaz mısın ki, ben seni ifâ edenlere yaklaşırım, seni kesenlerden de uzaklaşırım.”

Buharı (r.a.) ve Müslim (r.a.) şöyle derler;

-“Akrabalık bağlarını koparan cennete girmez.”

-“Âdem oğullarının amelleri her Perşembe ve Cuma gecesi Allah (c.c.) a arzedilir. Bunlardan akrabalık bağlarını koparanların amelleri kabul olunmaz.”

Kalblerin Keşfi (İmam-i Ğazali)

Allah-u Teâla Hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri Sıla-î Rahme riayet eden kullarından eylesin. AMİN….

Fuad Yusufoğlu

Komşu hakkı

19 Temmuz 2008

dsc07071baraj11-fuadyusufoglu.jpg

Çağ-Çağ Barajı (Nusaybin)

Şunu iyi bil ki;

İslam kardeşliğinden başka, komşunun diğer komşusu üzerinde bazı hakları da vardır.

Evet;

Müslüman komşunun istihkak ettiği şeyleri şöyle izah edebiliriz.

Peygamber (Sallallahu aleyhi ve selem) şöyle buyurmuşlardır;

-“Komşu üç kısımdır; komşu vardır ki bir hakkı vardır, komşu vardır ki iki hakka sahibtir, komşu vardır ki üç hakka sahibtir.”

-“Üç hakka sahib komşuya gelince; akrabalığı bulunan Müslüman komşudur. Onun hem komşuluk hakkı, hem İslâmlık hakkı hem de akrabalık hakkı vardır. İki hak sahibi olan komşuya gelince, sadece Müslüman komşudur ki, onun hem İslâmlık hem de komşuluk hakkı vardır.”

-“Tek hak sahibi olan komşuya gelince, müşrik olan komşudur ki onun sadece komşuluk hakkı vardır.”

Görmüyor musun, Peygamber (Sallallahu aleyhi ve selem) müşrike bile komşuluk hakkı tanımıştır.

Peygamber (Sallallahu aleyhi ve selem) buyurmuşlardır;

-“Yanındaki komşuna iyi davran ki (gerçek) Müslüman olasın.”

Bir adam İbni Mesud (r.a.) ya gelerek komşusunun kendisine eziyet ettiğini şikayet etti. İbni Mesud (r.a.) ona şöyle dedi:

-“Eğer komşun senin yüzünden Allah(c.c.) a asi geliyorsa, sen de onun yüzünden Allah (c.c.) a itaat et.”

Şunu iyi bil ki;

Komşu hakkı yalnız ona eziyet etmekten kaçınmak değil, ondan gelen eziyete de katlanmaktır. Çünkü komşu komşusuna kötülük yapmadığında, bunda yerine getirilmesi gereken bir hakkı eda etmiş olamaz. (Zira O, zaten onun vazifesidir.) Sonra yalnız eziyete tahammül etmek de kafi gelmez. Ona ayrıca iyilikte bulunması da gerekir.

Çünkü fakir komşu kiyamet gününde zengin komşusunun yakasına yapışıp;

-“Ya Rabbi, sor şuna, kapısını yüzüme neden kapadı, niçin bana iyilikte bulunmadı?” diyecektir.

İbnil- Mukaffa (r.a.) a borç yüzünden evini satmak zorunda kalan bir komşusundan bahs edilince;

-“Alın şu parayı da ona verin (Borcunu ödesin) ve evi satmıyoruz desin.” Dedi.

Mücahid (r.a.) der ki;

-“Abdullah bin Ömer (r.a.) nın yanındaydım, kölesi bir koyun yüzüyordu. Ona komşumuz yahidi’ye ikramla başla.” Dedi.

Aynı sözü tekrarlayınca köle dayanamadı:

-“Niçin bu kadar tekrar ediyorsunuz bunu? Diye sorunca,

İbni Ömer (r.a.);

-“Resulüllah (Sallallahu aleyhi ve selem) komşuyu bize o derece tavsiye etti ki, onu bize varis kılacağından korktuk.”

Kalblerin Keşfi (İmam-i Ğazali)

Allah-u Teala hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri Komşu hakkına riayet eden kullarından eylesin. Amin…

Fuad Yusufoğlu

cimg6166ehitlikhazretihamzara1.jpg

Okçular (Ayneyn) tepesinden uhud dağının görünüşü

لَاضَرَرَ وَلاَضِرَارَ

Meali;

Resulüllah (Sallallahu aleyhi ve sellem ) şöyle buyurmuştur:

-”Başkalarına zarar vermek ve zarara zararla karşılık vermek yoktur.”

İbni Mace (r.a.)

Çağ-çağ barajı (Nusaybin)

Fudayl Bin İyâd (Radiyallah-u anh)- 3

Bir gün yoldan bir kervan geçiyordu. Kervanda bulunan bir kişi sohbet esnasında;

-“İman edenlere vaktı gelmedi mi ki, kalbleri Allah’ın zikrine ve inen Kur’an-i Kerim’e saygı ile yumuşasın!…” (Hadid- 16)” ayet-i kerimesini okudu.

Bu ayet-i kerim’e kendisine öyle te’sir etti ki, gönlünden yaralandı.

İçinden;

-“Geldi, geldi. Hatta geçti bile!”diyerek kendinden geçti.

Ve;

Fudayl bin İyâd (r.a.) kendinden geçmiş bir halde, şaşkın ve mahcup olarak bir harabeye sığındı. Bu sırada kervan yola çıktı.

Giderlerken kervandekiler;

-“Fudayl (r.a.) yolumuzun üzerinde bulunuyor. Acabe nasıl gideceğiz?” diye birbirleri ile konuşurlarken,

Fudayl bin İyad (r.a.) bu konuşmaları duydu. Ve;

-“Size müjdeler olsun! Şimdi o, yaptıklarına pişman olup tevbe etti. Bundan önce, nasıl siz ondan kaçıyor idiyseniz, bundan sonra da o sizden kaçmakta, sakınmaktadır.” Diyerek tevbe ettiğini bildirdi.

Bundan sonra her tarafı gezerek, üzerinde hakkı olanları buldu ve fazlasıyla ödiyerek hepsi ile helalaştı.

Yalnız EBYURD şehrinde bir Yahudi hakkını helal etmiyordu. Hiçbir teklifi kabul etmiyor, Fuadyl bin İyâd (r.a.)ı zor durumda bırakmak için olmadık şartlar ileri sürüyordu.

Dedi ki;

-“Eğer hakkımı helal etmemi istiyorsan, filan yerde kayalık bir tepe var. O tepeyi kazarak oradan kaldır. Oralar dümdüz olsun!”

Fudayl bin İyâd (r.a.) hakkını helal ettirmek için buna razı oldu ve kazmaya başladı.

Hazreti Fudayl bin iyâd (r.a.) ın bu gayreti sebebiyle Allah-u Teâlâ (c.c.) nın ihsaniyle, bir seher vakti rüzgar çıktı. Allah-u Teâlâ’nın izniyle orayı dümdüz etti.

Yahudi bunu görünce hayretten dona kaldı. Bu sefer de;

-“Benden aldığın malımı iâde etmedikçe hakkımı helal etmiyeceğim.” Diye yemin etmiştim. Benim yastığımın altında altınlar var. Sana hakkımı HELAL edebilmem için oradan altınları alıp bana vermen lazım.” Dedi

Yahudi yastığının altına çakıl taşları koymuştu. Hazreti Fudayl bin İyâd (r.a.) elini yastığın altına soktu. Allah-u Teâlâ’nın izniyle, çakıl taşları altın olmuştu. Bir avuç altını yahudiye verdi.

Yahudi hayret içinde idi.;

Devam edecek…

<<<Fudayl Bin İyâd (r.a.) nın bir başka yazısı>>>

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Fudayl bin İyâd hazretleri (Radiyallah-u anh) hurmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu