‘Abdurrahman bin Avf (r.a.)’ olarak etiketlenmiş yazılar

Bore Beşire Mecido (Girnavas civarı) Nusaybin

Abdurrahman Bin Avf (Radiyallah-u Anhu)- 4

Hz. Abdurrahman, Hz. Osman devrinde son derece sakin bir hayat yaşadı. 31 (m. 651) senesinde 75 yaşında iken vefât etti. İri yapılı, beyaz tenli, yakışıklı bir zat idi. 65 hadîs-i şerîf rivâyet etmiştir. Kendisinden, Abdullah İbn-i Abbâs, İbn-i Ömer, Cabir bin Abdullah Enes.bin Mâlik, Cübeyr bin Mut’im ve oğulları İbrâhim, Hamid ve Ebû Seleme, kızkardeşinin oğlu Abdullah bin Âmir, Mâlik bin Evs ve birçok âlim hadîs-i şerîf rivâyetinde bulunmuşlardır. Resûlullah (s.a.v.) onun hakkında “Göktekiler ve yerdekiler katında, sen eminsin” buyurdu. Resûlullah’dan bizzat rivâyet ettiği hadîs-i şerîflerden bazıları şunlardır:

“Dikkat edin, Cennet için hazırlanan yok mudur? Kâ’be’nin Rabbine yemin olsun ki, Cennet’te tehlike diye birşey yoktur. Cennet parlayan bir nur, etrafa yayılan bir kokudur. Binaları kuvvetlidir. Irmakları devamlı akar, bol ve kemâle ermiş meyva yeridir. Orada Huriler vardır. Cennette üzüntü ve keder yoktur. Nimetleri devamlıdır.” Eshâb-ı kirâm: “Biz ona hazırlanmışız” dediler. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem: “İnşaallah deyiniz” buyurdu ve cihadı anlattı.

“Bir yerde veba hastalığının çıktığını duyduğunuz vakit oraya gitmeyiniz. Bulunduğunuz yerde veba görüldüğü vakit kaçarcasına oradan uzaklaşınız.”

“Bir kadın beş vakit namazını kılar, Ramazan orucunu tutar, namusunu korur, zevcine itaat ederse dilediği kapıdan Cennete girer.”

“Serveti çoğaltanlar helâk oldu. Ancak Allah’ın fakir kullarına verip, bu servet ile hayırlı amel işleyenler müstesna. Ne yazık ki, bu gibiler azdır.”

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Abdurrahman bin Avf (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Girnavas şelalesi (İlk bahar) Nusaybin

Abdurrahman Bin Avf (Radiyallah-u Anhu)- 6

Halife Ömer (r.a.) Şam’a gidiyordu. Samda tâ’ûn (yani veba hastalığı) olduğu işitildi. Yanında bulunanların bazısı, Şam’a girmiyelim, dedi. Bir kısmı da, “Allahü teâlâ’nın kaderinden kaçmıyalım” dedi. Halife de, “Allahü teâlânın kaderinden, yine O’nun kaderine kaçalım, şehre girmiyelim. Birinizin bir çayırı ile, bir çıplak kayalığı olsa, sürüsünü hangisine gönderirse, Allahü teâlânın takdiri ile göndermiş olur” buyurdu. Sonra Abdurrahman bin Avf’ı (r.a.) çağırıp sen ne dersin? buyurunca Resûlullah (s.a.v.) den işittim: “Vebâ olan yere girmeyiniz ve veba olan bir yerden başka bir yere gitmeyiniz, oradan kaçmayınız” buyurmuştu, dedi. Halife de: “Elhamdülillah, benim sözüm hadîs-i şerîfe uygun oldu” deyip Şam’a girmediler. Veba bulunan yerden dışarı çıkmanın yasak edilmesine sebep, sağlam olanlar çıkınca, hastalara bakacak kimse kalmaz, helâk olurlar, Vebalı yerde kirli hava, (yani mikroplu hava, veba basilleri), herkesin içine yerleşince, kaçanlar hastalıktan kurtulamaz ve hastalığı başka” yerlere götürmüş, bulaştırmış olurlar. Hadîs-i şerîflerde buyuruluyor ki; “Veba hastalığı bulunan yerden kaçmak, muharebede kâfir karşısından kaçmak gibi, büyük günahtır.” Muhyiddin-i A’rabî: “Belâlardan, tehlikeden gücünüz yettiği kadar sakınınız. Çünkü takat getirilemeyen, dayanılamayan şeylerden uzaklaşmak Peygamberlerin âdetidir” buyurmaktadır.

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Abdurrahman bin Avf (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Girnavas Şelalesi (İlk bahar) Nusaybin

Abdurrahman Bin Avf (Radiyallah-u Anhu)- 7

Hz. Abdurrahman bin Avf, Resûl-i Ekrem’in en yakın Eshâbındandı. O’nun Resûl-i Ekrem’e muhabbeti, hizmeti, O’nun yolunda fedâkârlığı bitip tükenmezdi. Uhud muharebesinde Resûlullahı müdafaa için kendisini nasıl fedâya hazır olduğu, aldığı yaralardan anlaşılmaktadır. Hz. Abdurrahman kendisi naklediyor:

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) yola çıktılar, kendilerini takib ettim. Hurmalık bir yere girdiler ve yere kapanarak secdeye vardılar. Bu secdeleri o kadar uzadı ki, kendi kendime, Aman Yâ Rabbî! dedim. Acaba Resûl-i Ekrem’e bir hal mi oldu? diyerek büyük bir korku ile ilerledim. Kendisine yaklaştım ve yanına oturdum. Resûl-i Ekrem başlarını kaldırdılar. “Sen kimsin” buyurdular. “Ben Abdurrahman’ım” dedim. “Bir şey mi oldu?” buyurdular. Hayır, yâ Resûlallah secdeye kapandınız ve secdeniz o kadar uzadı ki size bir hal olmasından endişe ettim. Resûl-i Ekrem (s.a.v.) buyurdu ki: “Cibrîl-i Emin geldi, şunu müjdeledi: “Yâ Muhammed! Kim ki, sana, salât ve selâm getirirse Cenâb-ı Hakkın mağfiret ve selâmına nail otur” dedi. Ben de bu müjdeye karşı secde-yi şükrana kapandım.

Hz. Abdurrahman bin Avf, Resûlullahın âhirete teşriflerinden sonra O’nunla geçirdiği günleri hatırlayarak daima ağlar. O’nun sohbetinden mahrum olduktan sonra kendisi için dünyânın hiçbir kıymeti kalmadığını söylerdi.

Hz. Âişe’nin (r.anha) bildirdiğine göre, Resûlullah hanımlarına: “Benden sonraki haliniz beni düşündürüyor. Benden sonra ne olursunuz, insanlar size nasıl davranırlar. Sizin geçiminizi üslenecek olanlar sabırda kâmil olan ve sıddîklığı huy edinenlerdir.” buyurdu. Hz. Aişe der ki, “Resûlullah sabır ediciler ve sıddîklar” sözünden, sadaka verenler ve iyilik edenleri kastetmiştir. Çünkü sözün akışı, hanımlarının geçimi ile ilgili idi. Sonra Hz. Âişe Ebû Seleme bin Abdurrahman’a, (Abdurrahman bin Avf’ın oğlu olup, Tabiînin büyüklerinden olan Ebû Seleme’ye) teşekkür ve kadirşinaslık olarak: “Allahü teâlâ babanı Cennetteki Selsebil pınarlarından içirsin” diye duâ etti. Çünkü Abdurrahman bin Avf (r.a.) mü’minlerin annesi olan Resûlullahın hanımlarına çok iyilik ve ikramda bulunurdu. Bir bağını kırkbin altına satıp, hepsini onlara hediye etmişti.

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Abdurrahman bin Avf (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Girnavas şelalesi (İlk bahar) Nusaybin

Abdurrahman Bin Avf (Radiyallah-u Anhu)- 8

Hz. Ömer: “Abdurrahman müslümanların büyüklerinden biridir” buyurdu. Hz. Ali ise Resûlullahdan duydum. Abdurrahman bin Avf’a: “Göktekiler ve yerdekiler katında sen emînsin” buyurdu.

Hz. Abdurrahman son derece kerim idi, cömertti. O’nun serveti arttıkça, cömertliği de o nisbette artmaya devam ediyordu. Berâe sûresi nazil olup Eshâb-ı kirâm sadaka ve hayrata teşvik olundukları zaman, Hz. Abdurrahman malının yarısı olan 4 bin dirhemi hemen dağıtmış ve binlerce altınını hayır işlerine vakfeylemişti.

Hz. Abdurrahman, servetiyle birçok köleleri azad ettirmiş, bunlar için binlerce dinar sarf etmişti. Hz. Abdurrahman servet sahibi olmasının ona ahirette bir noksanlık vermemesini düşünüyordu. Onun için bir gün, Hz. Ümmü Seleme’ye şu sözleri söylemişti: “Malın çokluğu helake sebep olur. Bundan endişe ediyorum” Hz. Ebû Seleme ise ona şu cevabı vermişti: “Fakat Allah yolunda sarf olunan mal böyle değildir.”

Nevfel bin İyas el-Hüzeli anlatır: Abdurrahman bin Avf bizimle oturuyordu. Ne hoş sohbet bir zât idi. Birgün bizi evine götürdü. Bize bir tepsi getirdi, içinde ekmek ve et vardı. Ağladı. Ey Ebû Muhammed, seni ağlatan nedir? dedik. Dedi ki: “Resûlullah vefât etti, fakat kendisi ve ehli arpa ekmeğinden bir defa olsun doyunca yemedi. Biz sonumuzun hayırlı olup olmıyacağını bilmiyoruz.”

Resûlullah efendimiz: “Abdurrahman bin Avf, Cennete emekliye emekliye girer” buyurdu. Bunu duyduktan sonra hep korkardı. Resûlullahın huzuruna vardı ve: “Allaha karz-ı hasen (borç) ver! Bu sayede ayakların çözülür” emrini aldı. Sonra Cebrâîl aley-hisselâm geldi. Resûlullaha şöyle dedi: “İbni Avf’e söyle, misafir ağırlasın. Fakirleri doyursun! Kendisinden birşey isteyen muhtaçları boş çevirmesin! Bunları yaparsa içinde bulunduğu durumuna (yani Zenginliğinin hakkını vermeğe) keffaret olur.”

Dûmet-ül-cendel’e giden orduya, Resûlullah’ın emriyle kumandanlık yaptı. Hicretin altıncı yılında Şaban ayında gönderilmiştir. Dûmet-ül-cendel, Tebûk şehrinin yakınında olup büyük bir panayır ve ticâret merkezi idi. Abdullah bin Ömer der ki; “Resûlullah efendimiz Abdurrahman bin Avf’ı (r.a) yanına çağırıp ona: “Hazırlan! Ben, seni bugün veya yarın sabah inşaallah, askerî birliğin başında göndereceğim” buyurdu. Sabah namazını mescidde kıldıktan sonra Peygamberimiz, geceleyin Dûmet-ül-Cendete hareket etmesini ve oranın halkını İslâmiyyete davet eylemesini Abdurrahman bin Avf’a emretti ve buyurdu ki: “Cenâb-ı Hak sana Dûmen’in fethini nasib ederse, ileri gelenlerinden birinin kızı ile evlen!” Bu ordu yediyüz kişi idi. Bunlar seher vakti, Medine dışında, Cürüfteki karargahlarında toplandılar. Peygamberimiz, Addurrahman bin Avf’ın geri kaldığını görünce: “Arkadaşlarından niçin geri kaldın?” diye sordu. Abdurrahman bin Avf: “Yâ Resûlallah, en son görüşmemin, konuşmamın sizinle olmasını istedim. Yolculuk elbisem üzerimdedir” dedi.

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Abdurrahman bin Avf (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Girnavas Şelalesi Bir başka açı (İlk bahar mevsimi)

Abdurrahman Bin Avf (Radiyallah-u Anhu)- 9

Hz. Abdurrahman bin Avf, başına siyah, pamuklu kalın bezden gelişi güzel bir bez sarmıştı. Peygamberimiz onu önüne oturtturup, sarığını eliyle çözüp tekrar sardı. Sarığın ucunu onun omuzunun ortasından sarkıttı. Ve “Ey İbni Avf! İşte sarığını böyle sar!” buyurdu. Daha sonra Resûlullah efendimiz eline bir sancak vererek ve “Ey İbni Avf! Hepiniz Allah yolunda harp ediniz. Allah’a karşı küfür edenlerle çarpışınız!” buyurarak onu uğurladı.

Abdurrahman bin Avf Medine’den hareket edip, Dûmet-ül-Cendel’e gelince üçgün kaldı. Halkı İslâmiyete davet etti. Onlar “Biz kılıçtan başka bir şey vermeyiz” dediler, İslâmiyeti kabul etmekten kaçındılar. Daha sonra Asbağ bin Amr el-Kelbî, müslüman oldu. Kendisi Hıristiyan olup Dümet-ül-Cendel halkının kralı idi. Asbağ müslüman olduktan sonra kavminden çok kimseler de müslüman oldular. Abdurrahman bin Avf, durumu Peygamber efendimize mektûb yazarak bildirdi Bu yazıyı Râfi bin Mükeys’le Medine’ye gönderdi. Peygamberimiz mektuba verdiği cevapta Asbağ’ın kızı Tümâdır’la evlenmesini yazdı. Bunun üzerine Abdurrahman bin Avf, Tümadır’la evlendi. Daha sonra birliğinin başında, yeni zevcesi Tümadır’la Mekke’ye döndü. Tümadır, Abdurrahman bin Avf’ın oğlu Ebû Sefeme’nin annesidir. Ebû Seleme, büyük fıkıh âlimlerindendir.

KAYNAKLAR

1) Tabakât-ı İbn-i Sa’d, cild-3, sh-87

2) Herkese Lâzım Olan İmân sh-98

3) Üsûdül-gâbe, cild-3, sh-313

4) El-İsâbe, cild-2, sh-416

5) El-İstiâb, cild-2, sh-393

6) Metâli-ün-nücüm, cild-1, sh-239

7) Kâmûs-ul-a’lâm, cild-4, sh-3072

3) Müsned-i Ahmed bin Hanbel, cild-1, sh-190

10) Buhârî Fedâil-us-sahabe

11) Tam İlmihâl Se’âdet-i Ebediyye sh-978

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Abdurrahman bin Avf (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu