‘Allah’a iman’ olarak etiketlenmiş yazılar

Navale -Möjdank civarı (Nusaybin)

İmâm-i A’zam (Ebu Hanife)- Radiyallah-u anh- 18′Vasiyeti’

İmâm-i Â’zam (r.a.) vefatına yakın talabelerine şöyle vasiyet etti.

-“Kıymetli dostlarım Aziz kardeşlerim! Biliniz ki Ehl-i Sünnet ve’l-cemaat mezhebi haktır. Ve on iki haslet üzeredir. (Ya’ni kurtuluş fırkası hak mezheb olan Ehl-i Sünnet ve’l-cematte on iki (12) husisiyet vardır;”

-“Bu on iki hususiyeti kabul edip bunlara uyanlar bid’atten uzak olur. Bu hasletlere riayet ediniz, bunlardan ayrılmayınız ki Peygamber Efendimiz (Sallallahu alayhi ve selem) in şefaatına nail olunuz.”

-“1- İmân, kalb ile tasdik, dil ile ikrar etmektir. Kalb ile bilmek, yahut sadece dil ile ikrar etmek, değildir. Eğer dil ile ikrar, yalnız başına iman olsaydı, münafıklar da Mü’min olurdu.”

-“Sadece bilmek de iman olmaz. Çünkü sadece iman olsaydı, Yahudiler de, hiristiyanlar da mü’min olurdu. İmanda çoğalma ve azalma düşünülemez. Ancak İman’ın çoğalması, küfrün azalması ile, küfrün çoğalması imanın azalması ile olması gerekir.”

-“Bir kimseye bir anda hem mü’min ve hem kafir nasıl denilebilir. İman da şübhe caiz değildir. Nitekim Allah-u Teâlâ (c.c.) Kur’an-i Kerimde;”

-“İşte onlar hak mü’minlredir; işte diğerleri de tam kafirlerdir.” Buyuruyor.”

-“Peygamber efendimiz (Sallallahu aleyhi ve selem) in tevhid sahibi (Ehl-i tevhid, ehl-i kıbla) ümmeti, günahı sebebiyle kafir değildir. İman amelden başkadır. Amel de İmandan cüz değil, ayrıdır.”

-“Çünkü amel ba’zı vakitlerde emr olunmuş, ba’zı vakitlerde ise kuldan istenmemektedir. Hayız ve nifas halinde olan kadının namaz kılmaması, oruç tutmamas, fakirin zekat vermemesi böyledir. Ama İmandan muaf tutulan an yoktur. Fakire iman lazım değildir denemez. Hayz ve nifas sahibi, oruçlarını kaza eder. İmanı kaza ederler denemez.

-“Hayrın ve şerrin takdiri Allah-u Teâlâdandır. Eğer şerrin kötülüğün takdirini Allah-u Teâlâ’dan başkasından bilirse, müşrik olur.”

-“2-Ameller üç kısımdır;”

-“Farz;”
-“Fâzilet;”
-“Günah;”

-“FARZ; Allah-u Teâlâ’nın emri, meşiyyeti, muhabbeti, rızası, kazası, kaderi, yaratması, hükmü, ilmi ve Levh-il-mahfuza yazması iledir.”

-“FAZİLET; Allah-u Teâlâ’nın emri ile de değildir. Lakin iradesi, sevgisi, rızası, kazası, kaderi, ilmi ve Levh-il-mahfuza yazması iledir.”

-“GÜNAHALAR; günahlara gelince, Allah-u Teâlâ’nın emri ile değildir. Sevgisi, rızası, teşviki ile değildir. Lakin iradesi, kazası, kaderi ve Levh-il-mahfuza yazması iledir. Bununla muhafaza olunur. Çünkü kulun fi’li iledir.”

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri İmâm-i A’zam Ebû Hanife hazretleri (Radiyallah-u anh) hurmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Mardin (uzaktan görünüşü)


-“3-Arş üzerinde İstiva, yerleşme ve oturma Ma’nasında değildir. Allah-u Teâlâ zamandan, mekandan münezzetdir. Arş mahlukdur. Önceden yok idi. SONRADAN YARATILDI.”

-“4-Kur’an-i Kerim, Allah-u Teâlâ’nın kelâmi, vahyi, tenzili ve sıfatıdır. (Bütün sübut sıfatları gibi,) kendi değildir. Gayri de değildir. Mushaflarda yazılıdır, dillerde okunur, gönüllerde saklanır. Yalnız bir perde, bir vasıta ile değil, mürekkep, kağıt yazma işi, harfler, kelimeler ve cümlelerin hepsi, kulların O’na ihtiyacları sebebi ile, kur’an’ın âletleridir. Allah-u Teâlâ’nın kelâmı mahluk, sonradan olma değildir. Zatı ile kaimdir. Ma’nası, bu sayılan şeylerde anlaşılmaktadır. Kur’an-i kerim mahluktur diyen kafir olur.”

-“5-Bu Ümmetin Peygamber efendimiz (Sallallahu aleyhi ve selem) den sonra en üstünleri Hazreti Ebû Bekir sıdık (r.a.), sonra Hazreti Ömer-ül Faruk (r.a.), Sonra Hazreti Osman-ı zünnureyn (r.a.), sonra Hazreti Ali-yül Murteza (r.a.) dır. ‘Ridvanullahi teâlâ aleyhim ecmain).”

-“Ya’ni üstünlükleri hilafetteki sıralarına göredir. Allah-u Teâlâ onlar hakkında Vâkı’a suresi 10 ve 11. ayet-i kerimelerinde;

“İşte onlar sâbikundur, onlar mukarreblerdir.” Buyuruyor.

O halde içlerinde en esbâki, en önde ve en önce geleni en üstündür. Onları seven her mü’min muttaki, onlara düşman olan ise, munafık ve şakidir.”

-“6-Kul, bütün fiilleri, yaptıkları ile mahluktur. Amelleri, ikrarı, bilmesi de mahluktur. Fail, işi yapan mahluk olunca yaptıkları elbette mahluk olur.”

-“7-Yaratıcı ve rızık verici Allah-u Teâlâ’dır. Rum suresi kırkıncı ayetinde; “Sizi yaratan, rızık veren, sonra sizi öldüren ve dirilten Allah-u Teâlâ’dır.” Buyuruyor. İlimle kesb helâldır. Helâldan mal, para kazanmak helâl, haramdan kazanmak ise haramdır.”

-“İnsanlar üç kısımdır.”

-“Biri, imanda halis mü’minler;”
-“İkincisi, küfründe inkar üzere olan kafirler;”
-“Üçüncüsü, nifakında sabit olan münafıklardır.”

-“Allah-u Teâlâ, mü’mine amel ve ibadeti, kafire imanı, münafıka ihlası farz etmiştir. Nitekim Bekara suresi yirmibirinci ayetinde;

-“Ey insanlar, Rabbınıza ibadet ediniz.”

Bşka bir ayetinde;

-“Ey mü’minler taat ve ibadet ediniz.”

Ve

-“Ey kafirler iman ediniz, Ey münafıklar ihlas üzere olunuz. ” Buyuruyor.

-“8-Allah-u Teâlâ hiçbir şey’e muhtaç değildir.”

-“9-Mest üzerine mest câizdir; Mukim için müddeti yirmidört saat, misafir için üç gün, üç gece, Yâ’ni yetmiş iki sattır. Hadis-i şerifte böyle bildirilmiştir. Bunu inkar edenin kafir olmasından korkulur. Çünkü bu hadisi-i şerif ‘Mutevâtire’ yakındır. Yolculukta dört rek’atlı farzları iki rek’at kılmak ve oruç tutmak, Kur’an-i kerim ile sabittir.”

-“Nitekim Allah-u Teâlâ (c.c.); “Seferi olduğunuz zaman, namazı iki rek’at kılmakla, sizden zorluk kaldırıldı.” Ve bir başka ayet-i kerime’de “Sizden biriniz hasta olursanız, yahut seferde olursanız, bu haldeki oruçlarını sonra tutsun.” Buyuruyor.

-“10-Allah-u Teâlâ Kaleme yazmayı emredince, Kalem,; ‘Ya Rabbi ne yazayım.” dedi.

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri İmâm-i A’zam Ebû Hanife hazretleri (Radiyallah-u anh) hurmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

çağ-çağ barajı (Nusaybin)


-“10-Allah-u Teâlâ Kaleme yazmayı emredince, Kalem; ‘Ya Rabbi ne yazayım.” dedi. –“Kıyamete kadar olacak her şeyi” emr-i ilahisi geldi Allah-u teâlâ kamer suresi elliikinci ayetinde; “Bununla beraber, işledikleri her şey defterlerindedir.” Buyuruyor.

-“11-Azab vardır ve olacaktır. Olmama ihtimalı yoktur. Münker ve Nekir’in kabirde suâl sormaları haktır. Hadisi-i Şerifler böyle olduğunu bildirmektedir. Cennet ve Cehennem yok olmazlar. Allah-u teâlâ Cennet için;”Mü’minlere hazırlanmıştrı.” Cehennem için de; “Kafirlere hazırlanmıştır.” Buyuryor.”

-“Allah-u Teâlâ, cennet ve cehennemi mükafat ve ceza için yarat. İkisi de devamlı olup, geçici değildir. Mizan haktır. Allah-u Teâlâ; “Kıyamet gününde amellerin tartılması için terazi kurulur.” Buyuruyor.”

-“Herkesin amel defterinin okunması haktır. Ayet-i kerime’de; “Bugün senin hesabın için, sana kitabını, ya’ni amel defterini okuman kafidir.” Buyuruldu.”

-“12-Allah-u Teâlâ insanları, öldükten sonra, kıyamette diriltecek. Bir araya toplayacak. O günün (hesab günü) uzunluğu dünya senesi ile elli bin yıldır. Sevab, azab ve hakların görülmesi içindir. Allah-u Teâlâ; “Uzunluğu ellibin sene olan günde” buyuruyor. Bir ayet-i kerime’de de; “Allah-u Teâlâ kabirlerde olanları diriltir.” Buyurmaktadır.”

-“Cennettekilerin Allah-u teâlâ’yı nasıl olduğu bilinmeyen, bir şeye benzetilmeden ve cihetsiz, Ya’ni herhangi bir yönde olmadan görmeleri haktır. Bir ayet-i kerime’de; “Bütün yüzleri, Rablarına bakınca parlar.” Buyurulmuştur.”

-“Muhammed Mustafa (Sallallahu aleyhi ve selem) şefaatı haktır. Cennetlik olan mi’minlere ve büyük günahı olanlara Şefaat edecektir. Hazreti Aişe Validemiz (Radiyallah-u anha), Hadice-tül Kübra anamız (Radiayallah-u anha) dan sonra bütün kadınların üstünü ve mü’minlerin analarıdır. Cennet ehli cennete, cehennemdekiler de Cehennemde sonsuz kalır.”

-“Allah-u Teâlâ Bakara suresi 82, A’raf suresi 42, Yunus suresi 26, ve Hud suresi 23, ayetlerinde Mü’minler için “Onlar cennetliklerdir, orada ebedi kalacaklardır.” Buyurdu.”

İmâm-i Â’zam (r.a.) ın vasiyeti budur. Bu itikad üzere olan ehl-i Sünnet ve cemaat Mezhebindendir, denir. Bu itikat üzere ölürse kurtulmuşlar zimresinden olur.

İmâm-i Â’zam Ebû Hanife Hazretleri (r.a.) buyurdu ki;

-“Allah bize, insanların mü’min olanlarını sevmemizi, onlar karşı saygı beslememizi ve asla kırıcı olmamızı, haraketlerimizi buna göre ayralamamızı emir etmiştir.”

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri İmâm-i A’zam Ebû Hanife hazretleri (Radiyallah-u anh) hurmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Makam-i İbrahim (Aleyhis selam) Mekke-i Mükerreme

Câbir bin Abdullah (Radiyallah-u anh);

Ensâr-ı kirâmın büyüklerinden. Babası da müslüman olup künyesi Ebû Abdullah veya Ebû Abdurrahman’dır. Annesinin ismi Nesibe’dir. (m. 601) yılında Medine’de doğmuş olup, 77 (m. 694) yılında 95 yaşında Medine’de vefât etmiştir. Cenaze namazını Medine Valisi bulunan Hz. Osman’ın oğlu Ebân kıldırmıştır.

 Bizzat Resûlullah’dan (s.a.v.) ilim öğrenmiş sonra Ebû Bekir, Ömer, Osman, Ali, Ebû Ubeyde, Talha, Muaz bin Cebel, Ammar’dan (r.anhüm) öğrenmeye devam etmiştir. Sonra ilim neşretmeye başlamıştır. Mekke, Yemen, Kûfe, Basra, Mısır’dan onun derslerini dinlemeğe gelenler de bulunurdu. Bunlar hadîs, teftir, fıkıh ilimlerini tahsil ederlerdi. Bütün ömrünü Resûlullahın (s.a.v.) hadîs-i şerîflerini neşr etmeğe vakfetmiş, çok hadîs-i şerîf rivâyet etmiştir. Kendisinden, Ata bin Ebî Rebah, Mücâhid bin Cebr, Ebû Süfyân, Talha bin Nafi, Said bin Müseyyeb, Vehb bin Keysan, Şa’bî, Ka’b bin Mâlik gibi tabiînin büyükleri rivâyette bulunmuşlardır. Toplam 1540 hadîs-i şerîf bildirmişdir. Bunlardan 210 hadîs-i şerîf, Sahih-i Buhârî ve Sahih-i Müslim’de mevcuttur. Bunların 68’i her ikisinde 26’sı yalnız Buhârî’de, 126’sı da yalnız Müslim’de yer almaktadır. Rivâyetleri son derece sağlam ve ihtiyatlıdır. Tabiînin her tabakası onun ilminden istifâde etmiştir.

 Câbir bin Abdullah hazretleri sahabenin en büyük fıkıh âlimlerinden idi. Daha Resûlullah’ın sağlığında sorulan suallere cevap verir, müftilik yapardı. Bu onun fıkıh ilmindeki yüksekliğine en büyük delildir.

 Câbir hazretleri tefsîr ilminde de Eshâb-ı kirâmın ileri gelenlerinden idi. Âyetlerin nüzul (iniş) sebeblerini bilmek ve belagatı hususunda Eshâb-ı kirâmın ileri gelenlerinden idi.

 Tefsîrine örnek:

 “Tezekkî eden muhakkak kurtulmuştur” Âyet-i kerîmesindeki Tezekkî’yi şöyle tefsîr etmiştir “Allahü teâlâ’dan başka ilah olmadığına, benzeri, eşi, ortağı olmadığına, Hazret-i Muhammed’in hak peygamber olduğuna, şehâdet etmektir.”

 Câbir bin Abdullah’ın, babası Abdullah bin Amr, ikinci Akabe bîatında İslâmiyeti kabul etmiş ve Resûl-i Ekrem (s.a.v.) tarafından Benî Hasan’a nakîb olarak ta’yin edilmişti. Bu sıralarda Câbir (r.a.) genç bir delikanlı idi. Yedi kızkardeşi olup, erkek kardeşi yoktu. Ümmü Ma’bed, kızkardeşlerinin en üstünü idi.

Devam edecek….

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Câbir bin Abdullah (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Biat-ür-Rıdvan (Hudeybiye)

“Allahü teâlâ’nın mü’minler hakkındaki hükmüne hayret ettim. O’na genişlik takdir eder ve kulu buna râzı olursa, kulun hakkında hayırlı olur. Şayet darlık ile hükmeder de yine kulu buna râzı olursa bu da hakkında hayırlıdır.”

 “Nikâh parasını vermemeği niyyet ederek ölen adam, zina etmiştir. Borç alırken vermemeği niyyet eden ise hırsızdır.”

 “Sizden önceki zamanlarda bir hükümdar ve bu hükümdarın bir sihirbazı vardı. Sihirbaz ihtiyarlayınca hükümdara şöyle dedi. Şüphesiz artık benim yaşım ilerledi ve ecelim yaklaştı. Bana bir genç gönder de sihirbazlığı kendisine öğreteyim. Hükümdar sihirbazın dediğini yaptı ve bir genci sihirbaza gönderdi. Sihirbaz da ona sihri öğretmeye başladı. Hükümdarın bulunduğu yer ile sihirbazın bulunduğu yer arasında bir zâhid var idi ki, genç bu zahide uğradı ve zahidden duyduğu sözleri beğendi. Genç zahidle oturup sözlerini dinleyince sihirbazın dersine geç kalıyor, sihirbaz da “niçin geç kaldın” diye genci dövüyordu. Genç, sihirbazın dersinden dönerken zahide uğrayıp sözlerini dinlemeye başladı. Bu sefer ailesi, “niçin geç kaldın” diye genci dövdüler. Genç, bu durumunu zahide anlatınca, zâhid olan zât, çocuğa şöyle dedi. “Sihirbaz, geç kaldığın için seni dövecek olursa “Beni ailem geç bıraktı” de. Eğer ailen seni dövmek isterse “Beni sihirbaz geç bıraka’’ de.” Genç bundan sonra zahidin dediği gibi yaptı ve zahidin sözlerini dinlemeye devam etti. Günlerden bir gün genç bakmış ki, ırmağın üzerinde büyük bir canavar durmuş, kimse gelip geçemiyor. Genç dedi ki: “Zahidin işi mi Allahü teâlâ’ya daha sevimlidir yoksa sihirbazın işi mi? Bugün bu anlaşılacak. “Eline bir taş aldı ve “Ey Allahım eğer zahid’den râzı isen ve zahidin işi sana sihirbazın işinden daha sevimli ise, şu canavarı öldür de insanlar rahatça geçebilsinler” diye yalvardı ve taşı canavara attı, Allahü teâlâda o taş ile canavarı öldürdü ve insanlar da nehri kolayca geçip yollarına devam ettiler. Genç bu durumu zahide haber verince, zâhid: “Ey oğlum. Sen benden daha faziletlisin. Sen bazı imtihanlar geçireceksin. Bu imtihanlarla karşılaştığında benden bahsetme” dedi. Bu genç şöhret buldu.

Devam edecek….

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Suheyb-i Rumi (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Biat-ür-Rıdvan (Hudeybiye kuyusu)

Suheyb-i Rum-i (Radiyallah-u Anhu)- 9 Rivayet ettiği Uzun Hadis

Gözleri hastalıklı olanları tedavi ediyor, daha başka hastalıkları bulunanlara Allahü teâlâ’nın izniyle faideli oluyordu. Hükümdarın yakınlarından birinin gözleri âmâ oldu. Bu kimse, o gencin şöhretini işitmiş olduğundan genci getirtti. Çok hediyeler teklif etti ve şifa bulması için kendisine yardım etmesini istedi. Genç dedi. ki; “Ben kimseye şifa veremem, şifayı veren Allahü teâlâ’dır. Sen Allahü teâlâ’ya îmân edersen, ben, sana şifâ vermesi için O’na duâ ederim.” O kimse bu daveti kabul edip imân etti. Genç de onun için Allahü teâlâ’ya duâ etti ve o kimse şifa buldu. Bu kişi hükümdarın meclisine varınca, hükümdar merakla kendisine sordu: “Gözünü kim açtı” O kimse “Rabbim” diye cevap verdi. Hükümdar “Yani ben” dedi. Hükümdarın yakını “Hayır! Senin de benim de Rabbim Allah’dır.” Hükümdar “Senin benden başka Rabbin mi var?” dedi. O kimse dedi. ki “Evet, benim ve senin Rabbin Allah’tır.” Hükümdar bu yakınına çok kızdı ve çeşitli işkenceler yaptı. Nihayet o kimse genci hükümdara bildirdi. Hükümdar genci getirtti ve “Sen sihirbazlıkta çok ileri gitmişsin. A’mâların gözlerini açıyor, çeşitli hastalıklara şifâ buluyormuşsun.” Genç “Hayır, şifâyı veren Rabbim’dir.” Hükümdar “Yani ben” dedi. Genç “Hayır” dedi. Hükümdar, “Senin benden başka Rabbin mi var?” dedi. Genç “Evet benim ve senin Rabbin Allah’dır.” Hükümdar bu gence çok işkence etti. Genç tahammül edemez hale gelince Zahid’in ismini verdi. Hükümdar Zahid’i buldurdu ve “Dininden dön” dedi. Zahid kabul etmeyince testereyle başını ikiye ayırttı. Ondan sonra yakını olan kimseyi çağırttı. Ona da dininden dön dedi. Kabul etmeyince onun da başını ikiye ayırttı. Sonra genci çağırdı ve “Dininden dön!” dedi. Genç dininden dönmedi. Hükümdar, adamlarına dedi. ki “Bunu alınız. Dağın tepesine götürünüz. Dininden dönmesini söyleyiniz. Eğer kabul ederse geri getiriniz. Kabul etmezse dağın tepesinden aşağı yuvarlayınız.” Genç, muhâfızlar tarafından dağın tepesine çıkartıldı. Orada genç “Ey Allahım. Bunların şerrinden muhafaza eyle, koru” diye duâ etti. Dağ sallandı. Muhâfızlar yuvarlandılar. Genç geri dönüp hükümdarın karşısına çıktı. Hükümdar hayretle “Arkadaşların ne yaptı, neredeler?” diye sordu. Genç: “Allahü teâlâ beni onlardan korudu” dedi. Bunun üzerine hükümdar genci bir sandığın içine koydu ve adamlarına emretti ki: “Bu sandığı alıp gemiye binin. Denizin ortasında, gence dininden dönmesini teklif edin. Dininden dönerse geri getirin dönmezse suya atın!” Muhâfızlar denizin ortasında yine aynı şekilde genci suya atacakları sırada,

Devam edecek….

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Suheyb-i Rumi (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Merve tepesi (İnşaat çalışmaları)

Suheyb-i Rum-i (Radiyallah-u Anhu)- 10 Rivayet ettiği Uzun Hadis

Genç, “Yâ Rabbi! Onlara karşı beni koru” diye duâ etti. Genci boğmakla vazifeli olanlar boğuldular. Genç yalnız başına dönüp hükümdarın karşısına çıktı ve dedi. ki “Allahü teâlâ beni onlardan korudu. Sen beni ancak bir yolla öldürebilirsin. İstersen sana o çareyi bildireyim. Aksi halde beni öldürmeye gücün yetmez.” Hükümdar, “O çare nedir?” dedi. Genç dedi ki: “Bir meydanda insanları topla! Onların önünde beni bir ağaca bağla benim ok torbamdan bir ok al. Sonra “Bu gencin Rabbi olan Allah’ın ismiyle” diye oku bana at. Eğer böyle yaparsan beni öldürebilirsin. Hükümdar gencin anlattığı gibi yaptı. Hükümdarın attığı ok, gencin yanağına saplandı. Genç okun isabet ettiği yere elini koydu ve öldü. İnsanlar hep birden “Biz de bu gencin Rabbine imân ettik” dediler. Hükümdarın adamlarından biri hükümdara: “Gördün mü? Korktuğun başına geldi” dedi. Hükümdar çok sinirlendi. Bütün yolları kapatın, hendekler kazdırın. Ateşler yakın. Bu gencin dinine girenler. Eğer dönerlerse bırakın, dönmiyenleri ateşe atın. Hükümdarın emri yapıldı. Fakat kimse imânından dönmedi. Ateşe atılırken tereddüt bile etmediler. Nihayet kucağında süt emen küçük çocuğuyla bir kadıncağız geldi. Ateşe girip girmemek hususunda bir an tereddüt edince, kucağındaki sabi çocuk: “Ey anneciğim korkma! Çünkü sen hak üzeresin” dedi.”

KAYNAKLAR

1) Tam İlmihâl Se’âdet-i Ebediyye sh-1067

2) Hilyet-ül-evliyâ cild-1, sh-152

3) Müsned-i Ahmed bin Hanbel cild-6, sh-16

4) Tabakât-ı İbn-i Sa’d cild-3, sh-226

5) Ensâb-ul-eşrâf cild-1, sh-180

6) İnsan-ül-uyûn cild-1, sh-282

7) İbn-i Hişam cild-1, sh-282

8) El-İsâbe cild-2, sh-195

9) El-İstiâb cild-2, sh-174       

Cild;2

Sh;43-47

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Suheyb-i Rumi (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu