‘Allahın veli kulları’ olarak etiketlenmiş yazılar

15-Fuad Yusufoğlu Muhammed Behâeddin Buhari Şahi Nakşibend (r.a.) nin mübarek mar

Şah-i Nakşibend hazretleri (kadesallah-u sirreh) nin mübarek makberleri

Behâeddin Muhammed bin Muhammed Buhari (Şah-i Nakşibend Kaddasallahu sirreh)- 12

İmâma dedim ki;

-“Zat-i âliniz benim hakkımda böyle düşünüyorsunuz, fakat ben yaldızlı ve parlak bir tuncum.”

Ben böyle deyince, imâm efendi bana şu beyti okuyarak cevap verdi.

-“Kalbinin yönünü aşk pazarına çevir.
Demirin halis olması ateş iledir.”

-“Bu söz kalbimde öyle tesirli oldu ve içime öyle bir dert salıp, beni öyle bir aşka düşürdü ki, ben bu aşk ile kararsız kaldım.”

Bundan sonra Allah-u Teâlâ bana lütuf ve kereminden kapılar açtı.

-“Önceki dostlarımdan birkaçı, bir gece yoluma çıktılar. Bana her biri bir şeyler söyledi. Böylece benim kendilerine uymam için çok uğraştılar. Onlara tabi olmak isterken, Allah-u Teâlâ’nın inayet-i ile bir ayet-i kerime de bildirildiği gibi, Allah-u Teâlâ’nın açmış olduğu kapıyı kapatmaya ve kapamış olduğu kapıyı açmaya kimsenin gücü yetmez. Dedim.”

Bu söz, eski dostlarıma çok te’sir etti.

-“Onlar da benim bulunduğum yola girdiler. Benim bütün gayretim, Allah-u Teâlâ’dan başka her şeyi bırakıp, Allah-u Teâlâ’ya (rızasına) kavuşmaktı. Allah-u Teâlâ’ya sonsuz hamdü senâlar olsun ki, bana inâyet-i Rabbani erişerek maksadıma kavuşturdu..”

Şah-i Nakşibend hazretleri (k.s.) yine şöyle anlatmıştır;

-“Talebeliğimin ilk günlerinde, büyük kocam Hâce Muhammed Bâbâ Semmâsi hazretleri (r.a.) nin emrettiği şeylerin hepsini yerine getirdim. Bunların faidelerini ve te’sirlerini kendimde gördüm.”

Hocam bana;

-“Resulullah (s.a.v.) ın ve Eshab-i kiram (r.anhüm) ın yolunda bulunmamı söylemişti. Ben bu vasiyeti tuttum. Bu hususta son derece dikkat ve gayret gösterdim. Âlimlerin meclisine devam edip, nasihatlarını dinledim. Âlimlerin eserlerini okuyup, bildirenlere göre amel ettim. Allah-u Teâlâ’nın ihsaniyle bunların faidesini gördüm.”

-“Tasavvuf’da en faydalı ve maksada çabuk kavuşturan şey, Allah-u Teâlâ’ya cân-ı gönülden, kendinden geçerek duâ ve niyaz etmek, yalvarmak ve Allah-u Teâlâ’nın rızasını istemek, nefsi ezmek, onu mağlup etmektir. İşte bizi bunun için bu kapıdan içeri aldılar. Her ne bulduksa, bu sebeple bulduk. Bu mekanda sarı yüz ve eski elbise ararlar. Atlas ve ipeğin pazarı buradan başka yerdedir. Bir Salih hakikat yolunda kendi nefsini Fir’avn’ın nefsiyle mukayese etmeli ve kendi nefsini onun nefsinden yüzbin defa aşağı görmeli. Eğer böyle olmazsa, o Salih hakikat yolunun ehli olamaz. O yolda yokluk, nefse tezkiye kolay değildir. Fakat bu, yolda maksada ulaşmak çin bir ipucudur. İşte ben de bunun için, nefsimi varlıkların her tabakasına nisbet edip, bu yolda yürüdüm. Nefsimi kainatteki her şey ile karşılaştırdım. Hakikatte her şeyi, her varlığı, her mahluku daha üstün ve daha hoş gördüm. O hale geldi ki, nefsim ile varlıklardan herhangi biri arasında kıyas yaparak düşündüm. Kendimi aşağı ve aciz gördüm. Bu, benim içimdeki her türlü kir ve pası temizledi. Kainatta ne varsa hepsinden faide gördüm. Fakat nefsimden hiçbir faide görmedim. Nefsimin önüne geçmemiş olsaydım, onu terbiye etmeseydim, beni bu kapıdan içeri almadıkları, bu makama koymadıkları gibi, nefsimin daha bana nice zararları olacaktı.”

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri Silsile-i Âliye’nin ondördüncüsü olan Allah-u teâlâ’nın sevgisini kalblere nakşettiği için “Nakşibend” de denilen Behâeddin Muhammed bin Muhammed Buhari (Şah-i Nakşibend Kadasallah-u sirrehu) nin yüzü suyu hürmetine günahlarımızı aff eylesin. Amin.

Fuad Yusufoğlu

15 Fuad Yusufoğlu Muhammed Behâeddin Buhâri Şahi Nakşibend (r.a.) nin mübarek kabirleri

Şah-i Nakşibend hazretleri (k.s.) nin mübarek markadları

Behâeddin Muhammed bin Muhammed Buhari (Şah-i Nakşibend Kaddasallahu sirreh)- 13

Şah-i Nakşibend hazretleri (k.s.) yine şöyle anlatmıştır;

-“Bir kış günüydü. Beni bir cezbe hali kapladı, kendimden geçip, kırlarda, sahra ve dağlarda, yalın ayak, başı açık gezip, dolaşmaya başladım. Ayaklarım yarılıp, parçalandı. Bu halde iken bir gece hocam Emir Külâl hazretleri (r.a.) ile sohbet etmek arzusu uyandı. Bu arzu ile huzuruna gittim. Talebler etrafında toplanmış, hocam da baş tarafta oturuyordu. İçeri girdim, aralarına katıldım.”

Emir Külâl hazretleri (r.a.);

-“Bu kimdir?” dedi

Talebeleri;

-“Behâeddin’dir” dediler.

Talebelerine beni meclisten dışarı çıkarmalarını söyledi. Onlar da beni dışarı çıkardılar.

-“O zaman nefsim son derece azdı ve taşkınlık yapmak istedi. Az kalsın nfsim irâdeme gâlip geliyordu.”

Fakat Allah-u Teâlâ’nın ihsaniyle, nefsimi serkeşlikten ve i’tirazdan men ederek;

-“Ey Nefs! Ben bu horlamayı Allah için kabul ettim. Beni, Allah-u Teâlâ elbette bundan dolayı mükafatlandırır.” Dedim.

Sonra başımı Emir külâl hazret’leri (r.a.) nin kapısının eşiğine koydum.

-“Sabaha kadar öyle kaldım. Üzerime kar yağdığı halde kalkmadım. Sabah namazı vakti Emir Külâl hazretleri (r.a.) dışarı çıkarken, ayağını kapının eşiğine atınca karlar arasında kalan başıma bastı. Beni o halde görünce teveccühte bulunup müjde verdi. Beni içeri alıp teselli ederek ayaklarımdaki dikenleri mübarek elleriyle çıkardı.”

Yaralarıma ilaç sürdü;

-“Oğlum! Bu saâdet libası ancak sana layıktır.” Buyurdu.

Ruhanı feyz, işte bende o zaman hasıl oldu.

-“Ben de şimdi, her sabah evimden mescide çıkarken, bir talebemi o halde görmek isterim, fakat şimdi talebe kalmadı hepsi şeyh oldu.”

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri Silsile-i Âliye’nin ondördüncüsü olan Allah-u teâlâ’nın sevgisini kalblere nakşettiği için “Nakşibend” de denilen Behâeddin Muhammed bin Muhammed Buhari (Şah-i Nakşibend Kadasallah-u sirrehu) nin yüzü suyu hürmetine günahlarımızı aff eylesin. Amin.

Fuad Yusufoğlu

15-Fuad Yusufoğlu Muhammed Behâeddin Buhâri hazretleri (r.a.) nin mübarek markadları

Şah-i Nakşibend hazretleri (k.s.) nin mübarek kabirleri

Behâeddin Muhammed bin Muhammed Buhari (Şah-i Nakşibend Kaddasallahu sirreh)- 14

Şah-i Nakşibend hazretleri (r.a.) yine şöyle anlatmıştır;

-“Gençliğimde Allah-u Teâlâ’ya yalvarıp;”

-“Ya Rabbi! Bana yardımını ihsan et. Bu yolun ağırlığını çekmeye kuvvet ver. Bu yolda ne kadar riyâzet ve mücâhede varsa yapayım.” Diye duâ ettim.

Allah-u Teâlâ duâ’mı kabul buyurup, bana öyle bir kuvvet ve kudret ihsan etti ki, bu yolun ne kadar zahmeti ve meşakati varsa hepsine katlandım. Ne yapmak lazımsa Allah-u Teâlâ’ya hamd olsun yaptım. Şimdi ihtiyar halinde, riyâzetten ve nefsimle mücadeleden kurtulmuş bulunuyorum… Evliyâ-i kirâmın ruhlarına teveccüh eder, hepsinin ruhaniyetlerinin eserini görürdüm.”

Menkıbeleri;

Behâeddin Buhâri hazretleri (k.s.), bir defasında Şeyh Seyfeddin adlı bir zatın ırmak kenarında bulunan kabrı karşısında kalabalık bir cemâatle sohbet ediyordu. O cemâattte bulunanlardan bir kısmı Behâeddin Buhâri hazretleri (k.s.) nin tasavvufdaki yüksek derecesini bilmiyorlardı. Söz evliya zatların hâllerinden açılmıştı.

Bir haylı süren bu konuşmada, evliyanın meşhurlerinden olan şeyh Seyfeddin (k.s.) ile Şeyh Hasen Bulghâri (k.s.) arasında geçen kerâmetler anlatıldı.

İçlerinden biri dedi ki;

-“Eskiden velilerin tasarrufu, kerameti çok olurdu. Acaba bu zamanda da onlar gibi tasarruf ehli varmıdır?”

Bunun üzerine Behâaddin Buhâri hazretleri (k.s.) buyurdu ki;

-“Bu zamanda öyle zatlar vardır ki, şu ırmağa yukarı ak dese ırmak tersine akmaya başlar.”

Bu sözler, Behâeddin buhâri hazretleri (k.s.) nin mübarek ağzından çıkar çıkmaz, önlerinde akmakta olan ırmak ters akmaya başladı.

Bunun üzerine Behâeddin buhâri hazretleri (k.s.);

-“Ey su! Ben sana yukarı ak demedim.” Buyurdu.

Irmak tekrar eski yöne akmaya başladı.

Bu kerametini o kadar çok kimse gördü ki, bu sebeple çokları Behâeddin Buhâri hazretleri (k.s.) nin büyüklüğünü anlayıp, tam bir teslimiyetle ona bağlandılar ve saâdete kavuştular.

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri Silsile-i Âliye’nin ondördüncüsü olan Allah-u teâlâ’nın sevgisini kalblere nakşettiği için “Nakşibend” de denilen Behâeddin Muhammed bin Muhammed Buhari (Şah-i Nakşibend Kadasallah-u sirrehu) nin yüzü suyu hürmetine günahlarımızı aff eylesin. Amin.

Fuad Yusufoğlu

DSC04964 Fuad Yusufoğlu Ongözlü Köprü (Diyarbakir girişi) Diyar-i Rabiâ Köprüsü

Diyare Rabia Köprüsü(10 Gözlü köprü) Diyarbakır

Sonra arkasından;

-“Hoş geldin Türkistanlı derviş.” Dedi.

Beni yanına yaklaştırıp, koynundan bir ekmek çıkardı. Ekmeği parçalayıp yarısını bana verdi.

-“Ey derviş, bu ekmeyin yarısını sana verdiğim gibi, bu mülkün yarısını da sana verdim.” Dedi.

Bu hadiseden sonra “Serahs” şehrine girdim. Çarşıya girince, bir başka divâne gördüm.

Çocuklar onu taşa tutuyorlardı;

-“Bu divânenin adı nedir?” diye sordum.

Bana;

-“Câvâdâr’dır. Bu beldenin divânelerindendir.” Dediler.

Kendi kendime;

-“Bundan da izin alayım.” Dedim.

Bir taraftan da çocuklar onu taşa tutuyorlardı. Bana bakıp;

-“Ey Türkistan’lı derviş, söz divâne dâvud’un söylediği gibidir.” Diyerek ilk karşılaştığım kimse ile görüşüp konuştuğumuz şeylere işaret etti.

Bundan sonra bende güzel bir hal, cem’ıyyet hasıl oldu. Yemek arzu ettim ve;

-“Herhalde bu şehirde Behâeddin Buhâri hazretleri (k.s.) nin sevenlerinden bir kimse bulunur ve ben ilk lokmayı onun elinden yerim.” Dedim.

Bu sırada yanıma birisi gelip;

-“Ben Behâeddin Buhâri hazretleri (k.s.) nin hizmetçilerindenim. Evime buyur.” Dedi.

Beni evine götürdü. Üç çeşit yemek getirdi.

Sonra bana;

-“Behâedddin Buhâri hazretleri (k.s.) “Behrâb” denilen yere gitmişler, oradan da buraya teşrif edecekler. Buraya teşrif edinceye kadar sen bizde kalacaksın, senin yerin burasıdır.” Dedi.

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri Silsile-i Âliye’nin ondördüncüsü olan Allah-u teâlâ’nın sevgisini kalblere nakşettiği için “Nakşibend” de denilen Behâeddin Muhammed bin Muhammed Buhâri (Şah-i Nakşibend Kadasallah-u sirrehu) nin yüzü suyu hürmetine günahlarımızı aff eylesin. Amin.

Fuad Yusufoğlu

DSC04962  Hevsel bahçeleri Diyarbakır surlaı bitişiği (Mardın yolu üzeri)

Diyare Bekir surları üzerinde “Hevsel” bahçelerinin görünümü

Behâeddin Muhammed bin Muhammed Buhari (Şah-i Nakşibend Kaddasallahu sirreh)- 19

-“Birkaç gün sonra Behâeddin Buhâri hazretleri (k.s.) nin oraya teşrif etmek üzere oldukları haberi aldık. Karşılamak üzere derhal dışarı çıktık. Behâeddin Buhâri hazretleri (k.s.) bir merkeb üzerinde ve etrafında talebeleri olduğu halde teşrif ettiler.”

Bir mezarlığa yöneldiler.

-“Ziyaretinde o kadar insan toplanmıştı ki, kalabalıktan yanlarına yaklaşmak mümkün olmadı.”

Kendi kendime;

-“Çok uzaklardan geldim. Çok zahmetlere katlandım. Acaba bana neden hiç iltifat etmediler? Artık ben kendi başıma kaldım.” Diye düşündüm.

-“Bu düşünceler hatırımdan geçtiği sırada, Behâeddin Buhâri hazretleri (k.s.) merkebden inip, yanına yaklaşmamı istediler;”

Bana;

-“Hoş geldin ey Türkistanlı Derviş Ömer, yanlış anlama, daha sen buraya geldiğin saatte haberdar oldum. Şimdi şu gördüğün kalabalık ile bir müddet meşgulüm.” Buyurdu.
Sonra eve gittiler ve kalabalık da dağıldı.

Beni huzurlarına kabul edip;

-“Başından geçen headiselerin hepsini bilmekteyiz. Gemide iken denize inince sana biz yardım ettik. Çölde önüne sofra bizim tasarrufumuzla geldi. Ceylanların sana yaklaşması ve iki divane ile karşılaşman ve vuku bulan diğer hadiseler hep bizim teveccühümüz ile oldu.” Buyurdu.

Bu sohbeti sırasında bana öyle teveccüh ve tasarrufda bulundular ki, bambaşka bir hale girip, çok ağladım.

-“Niçin ağlıyorsun?” diye sordu.

Ben de;

-“Şimdiye kadar geçen ömrümü zâyi etmişim.” Dedim.

Behâeddin Buhâri hazretleri (k.s.);

-“Öyle söyleme, yalnız benden evvel bunu bilmiş olsaydım diyebilirsin. Şu andaki müşaheden ve teslimiyetin ondan daha büyüktür.” Buyurdu.

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri Silsile-i Âliye’nin ondördüncüsü olan Allah-u teâlâ’nın sevgisini kalblere nakşettiği için “Nakşibend” de denilen Behâeddin Muhammed bin Muhammed Buhâri (Şah-i Nakşibend Kadasallah-u sirrehu) nin yüzü suyu hürmetine günahlarımızı aff eylesin. Amin.
Fuad Yusufoğlu

DSC04965  Fuad Yusufoğlu On gözlü köprü (Diyarbakir girişi) Diyar-i Rabiâ girişi

Çingöz köprüsü Diyare Rabia köprüsü (Diyarbakır)

Behâeddin Muhammed bin Muhammed Buhari (Şah-i Nakşibend Kaddasallahu sirreh)- 20

Sonra;

-“Şimdi sen, bulunduğun hali mi, yoksa geçen halini mi istersin?” diye sordu.

Ben de;

-“Bu halimi isterim.” Dedim.

Behâeddin Buhâri hazretleri (k.s.);

-“Bu iş tabi olmadan olmaz.” Buyurdu.

Ben;

-“Ne işaret buyurursanız, ne emrederseniz yerine getiririm.” Dedim.

Ben böyle deyince; Behâeddin Buhâri hazretleri (k.s.);

-“Huyunuz mübarek olsun!” buyurdu.”

Talebelerinden Emir Hüseyn (k.s.) de şöyle anlatmıştır.

-“Benim evim Kasr-i ârifan’da idi. Yirmi yaşına kadar çiftçilik ile uğraştım. Namazdan ve niyazdan uzak idim. Yiyip içip yatmaktan başka işim yok idi. Tam gençlik cehaleti içinde idim. Behâeddin Buhâri hazretleri camiye giderken, gelip geçtikçe beni görüp tebessüm ederdi.”

Nihayet bir gece rü’yamda Behâeddin Buhâri hazretleri (k.s.) ni gördüm.

-“Müberek ellerinde bir ayna vardı. Aynayı bana verdi. Aynaya baktım, kendimi gördüm. Uyanınca, beni bambaşka haller kaplamıştı. Aniden Behâeddin Buhâri hazretleri (k.s.) evime geldi.”

Bana dedi ki;

-“Aynayı sana kim verdi?”

Ben şaşkın şaşkın;

-“Siz verdiniz efendim.” Dedim.

Bana;

-“Niçin namaz kılıp, kur’an-i kerim okumazsın?” dedi.

Ben gene şaşkın şaşkın;

-“Kur’an-i kerim okumayı bilmiyorum.” Dedim.

Behâeddin Buhâri hazretleri (k.s.);

-“Ben sana namazı ve Kur’an-i kerimi öğretirim.” Buyurdu

-“Bundan sonra beni yetiştirip, terbiye etti. Pek çok ihsana ve ni’metlere gark etti.”

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri Silsile-i Âliye’nin ondördüncüsü olan Allah-u teâlâ’nın sevgisini kalblere nakşettiği için “Nakşibend” de denilen Behâeddin Muhammed bin Muhammed Buhâri (Şah-i Nakşibend Kadasallah-u sirrehu) nin yüzü suyu hürmetine günahlarımızı aff eylesin. Amin.
Fuad Yusufoğlu

DSC04966  Hevsel bahçeleri Diyarbakır surlarının dışardan görüntüsü (Dünyanın en uzun ikinci surları)

Diyare Rabia’nın on gözlü köprüden “Hevsel” bahçelerinin görüntüsü

Behâeddin Muhammed bin Muhammed Buhari (Şah-i Nakşibend Kaddasallahu sirreh)- 21

Nakledilir ki;

-“Şeyh Şâdi adında bir zat, Kasr-ı ârifan’a gelip, Behâeddin Buhâri hazretleri (k.s.) nin huzuruna girerek, ziyaretlerine gelmekte kusur ettiğini söyleyip affetmelerini istedi.”

Behâeddin Buhâri hazretleri (k.s.) ona şaka yaparak;

-“Bedâva özür kabul edilmez.” Buyurdu.

Gelen zat;

-“Bir öküzüm vardır, onu size vereyim.” Dedi.

Behâeddin Buhâri hazretleri (r.a.);

-“Onu kabul etmeyiz, köyünde uzun zamandan beri biriktirip, duvar arasında bir kap içinde gizlediğin kırk altının var, onları getirirsen kabul edilir.” Buyurdu.

Şeyh Şadi;

-“Sakladığım altınları benden başka kimse bilmiyordu. Nasıl bildiler?” diye hayretler içinde kaldı.

Sonra köyüne gidip altınlarını getirdi.. Behâeddin Buhâri hazretleri (r.a.) önüne koydu. Behâedin Buhâri hazretleri (r.a.) altınları sayıp, içinden bir tanesini ayırdı. Diğerlerini zatâ geri verdi.

-“Bunlarla öküz satın alıp çiftçilik yap, kaldırdığın mahsulü Allah-u Teâlânın kullarına dağıt.” Buyurdu.

Sonra ayırdığı bir altını göstererek;

-“Bu altın haramdır.” Buyurdu.

Daha sonra  o zatâ;

-“Hâce hazretlerinin ayırdığı o bir altını nereden almıştın?” dediler.

Behâeddin Buhâri hazretleri (r.a.) ni tanıyıp, ona talebe olmadan önce bir kumarda kazanmıştım.” Dedi.

Behâeddin Buhâri hazretleri (r.a.), talebelerinden birini, bir iş için bir yere göndermişti. Talebesi işi görüp dönerken, yolda havanın çok sıcak olması sebebiyle, dinlenmek için bir ağacın gölgesinde oturdu. Dinlenirken  uykusu gelip, ağacın gölgesinde uyudu. Uyur uyumaz rü’yasında hocası Behâeddin  Buhâri (r.a.) yi gördü. Elinde bir asa ile yanına yaklaşıp;

-“Uyan, kalk, burası uyuyacak yer değildir.” Dedi.

Bunun üzerine hemen uyanıp gözlerini açtı ve ayağa kalktı. Bir de gördü ki, iki kurt kendisine doğru yaklaşmış, hücûm etmek üzeredirler. Hemen oradan uzaklaşıp yoluna devam etti.

Kasr-i ârifan’a varınca,

Behâeddin Buhâri hazretleri (r.a.) nin yola çıkmış, kendisini karşılamakta olduğunu gördü.

Yanına yaklaşınca;

-“Hiç öyle korkulu ve tehlikeli yerlerde istirahat edilir mi?” buyurdu.

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri Silsile-i Âliye’nin ondördüncüsü olan Allah-u teâlâ’nın sevgisini kalblere nakşettiği için “Nakşibend” de denilen Behâeddin Muhammed bin Muhammed Buhâri (Şah-i Nakşibend Kadasallah-u sirrehu) nin yüzü suyu hürmetine günahlarımızı aff eylesin. Amin.

Fuad Yusufoğlu

16- Fuad Yusufoğlu Alâüddin-i Attar (radiyallah-u  anhu) ın mübarek  kabri

Alâüddin-i Atar Radiyallah-u anhu’nun mübarek kabirleri

Alâüddin-i Attâr (Radiyallah-u anhu);

Buhârâ’da yetişen evliyanın en büyüklerinden. İnsanları Hakk’a da’vet eden, onlara doğru yolu gösterip hakiki saâdete kavuşturan ve kendilerine “Silsile-i âliye” denilen büyük âlim ve velilerin “onaltıncısıdır.” ismi, Alâüddin bin Muhammed bin Muhammed Buhâri’dir.

Muhammed Behâeddin-i Buhari hazretleri (r.a.) nin dâmadı ve talebesidir. Zamanın kutb-i irşadı idi. Zamanında herkese rüşd ve imân onun vasıtası ile gelir, islamiyeti korurdu.

Onun varlığı ile, din-i İslâm başı boş kalmadı, din düşmanları pervasızca, dini yıkmağa ve değiştirmeğe kalkışamadı.

Hakkında, Seyyid Şerif Cürcâni (r.a.);

-“Alâüddin-i Atar hazretlerinin (r.a.) sohbetine kavuşunca, Rabbimi tanıyabildim” dedi.

Buharâ’nın Cağanyan nahiyesinde 802 (M. 1400) de vefat etti.

Alâüddin-i Atar (r.a.) ın babası Buharâ’nin zengin eşrafından idi. Üç oğlu vardı. Bunlardan büyük oğullarının isimleri; Şehâbeddin ve Hâce Mübarek’tir. Alâüddin en küçükleri idi. Babası vefat edince, oğullarına çok fazla mal kaldı. Fakat Alâüddin-i Atar (r.a.), mirastan hiç kabul etmeyip, Şah-i Nakşibend Muhammed Behâeddin-i Buhari (r.a.) ye talebe olmayı tercih etti. Huzurlarına varıp halini arz etti ve talebeliğe kabul buyurmasını istirham eyledi.

Muhammed Behâeddin Buhari (r.a.) da;

-“Bugün bir tepsi elma alıp, kardeşlerinin nahallesinde sat.” Buyurdu.

Alâüddin (r.a.), soylu ve tanınmış bir aileye mensup olmasına rağmen, kibirlenmiyerek, kardeşlerinin mahallesinde, hiç kimsenin sözlerine aldırış etmeden, o gün akşama kadar bağırarak elma sattı.

Ertesi gün Muhammed Behâeddin Buhârı Şah-i Nakşibend (r.a.) in huzuruna gelerek;

-“ Emirlerinizi yerine getirmeye çalıştım Efendim.” Dedi.

Behâeddin-i Buhari (r.a.);

-“Bugün de kardeşlerinin dükkanı önünde satacaksın.” Buyurdu.

Alâüddin (r.a.);

-“Peki efendim!” dedi. Diyerek, ağabeylerinin dükkanı önünde bağırarak elma satmaya başladı.

Ağabeyleri yanına gelip;

-“Bizi elâleme rezil etme, para lazım ise, istediğin kadar verelim.” Dediler.

Fakat o, ağabeylerinin sözlerine hiç aldırış etmeden satışa devam etti. Ağabeyleri, onun aldırış etmediğini görünce,

Bu dafa de;

-“Dükkanımızın önünde bâri satma.” Diye rica ettiler.

Alâüddin-i Atar (r.a.), bunların sözlerine yine aldırış etmiyerek, akşama kadar elma satmaya devam etti. Ertesi günü Behâeddin-i Buhâri (r.a.), onu talebeliğe kabul buyurdu.

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri   “Silsile-i âliye” denilen büyük âlim ve velilerin “onaltıncısı olan Alâüddin-i Attâr (Radiyallah-u anhu) yüzü suyu hürmetine günahlarımızı aff eylesin. Amin.

Fuad Yusufoğlu

Kasyani (Nusaybin)

Alâüddin-i Attâr (Radiyallah-u anhu)- 2

Alâüddin-i Attâr (r.a.) anlatır;

-“Şah-i Nakşibend hazretleri (r.a.) beni kabul edince, onu o kadar sevdim ki, sohbetlerinden ayrılmıyacak hale geldim.

Bu halde iken; birgün bana dönüp;

-“Alaüddin! Sen mi beni sevdin, yoksa ben mi seni sevdim.” buyurdu.

Ben;

-“İkram sahibi zatınız, aciz hizmetçisine iltifat etmelisiniz, hizmetçiniz de sizi sevmelidir.” Diyerek cevap verdim.

Bunun üzerine Şah hazretleri (r.a.);

-“Bir müddet bekle, işi anlarsın.” Buyurdu.

Bir müddet sonra, kalbimde onlara karşı muhabbetten eser kalmadı.

O zaman;

-“Alaüddin! Gördün mü, sevgi benden midir, senden midir?” buyurdu.

Beyt;

-“Eğer Ma’şuktan olmazsa muhabbet aşkına,

Aşığın uğraşması Ma’şuka kavuşturmaz asla.”

Alâüddin-i Attar hazretleri (r.a.) talebeliğe kabul edilince, canla başla çalışmaya, hizmet etmeye başladı. babasından kalan mala hiç dönüp de bakmadı. Gece-gündüz hiç boşa vakit geçirmeyip, hocasının verdiği dersleri ve vazifeleri en kısa zamanda yapmak gayretiyle çalıştı.

Talabe arkadaşlarının arasında parmakla gösterilenlerden oldu. “Dünyaya meyl ederim” korkusuyla, yatacak bir döşek ve üzerine örtecek bir yorgan dahi almazdı. Bütün dikkatını, derslerine ve hocasının hizmetine verdi.

Hocası Behâeddin-i Buhari hazretleri (r.a.) de onun kemalini olgunluğunu, derecesinin yüksek olduğunu bildiği için birgün hanımına;

-“Ey hatun! Kızımız büluğa erişince bana haber ver.” Buyurdu.

Bir müddet sonra kızının büluğ çağına geldiğini öğrenince, Alâüddin-i Attar’in odasına gitti.

Bu sırada Alâüddin-i Attâr, eski bir hasir üzerinde bir kitap mütâlaa ediyordu. Odasında, başının altına koymak için bir de tuğlası vardı. Başka birşeyi yoktu.

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri “Silsile-i âliye” denilen büyük âlim ve velilerin “onaltıncısı olan Alâüddin-i Attâr (Radiyallah-u anhu) yüzü suyu hürmetine günahlarımızı aff eylesin. Amin.

Fuad Yusufoğlu

Kasyane (Nusaybin)

Alâüddin-i Attâr (Radiyallah-u anhu)- 3

Alâüddin-i Attâr, Bahâeddin-i Buhari (r.a.) yi karşısında görünce, hemen ayağa kalktı.

Behâeddin-i Buhari hazretleri (r.a.) buyurdu ki;

-“Eğer kabul edersen, evimde yeni büluğa gelmiş bir kızım var. Seninle evlendireyim.

Alâüddin-i Attar, edeble durumu arz etti.;

-“Hakkımda büyük ve lütuf ve saâdet buyurdunuz. Fakat görüyorsunuz ki, yanımda dünyalık olarak hiçbir şeyim yoktur.”

Behâeddin-i Buhari hazretleri (r.a.) ise;

-“Benim kızım sana müyesser ve mukadderdir. Rızkınızın da, Allah-u Teâlâ’nın gayb hazinesindn gönderileceği bildirilmektedir. Bunun için hiç üzülme.” Buyurdu.

Behâeddin-i Buhari hazretleri (r.a.), talabeleriyle birlikte Alâüddin’e bir ev yapmak için çalışmaya başlaılar. O sıcak yaz günlerinde bir müddet çalışırlar.Öğle vaktinin sıcağında dinlenirlerdi. Alâüddin (r.a.) ise güneşin sıcaklığında aldırmaz, Allah-u Teâlâ’nın yaratıkları hakkında tefekkür eder ve cehennemin şiddetli sıcağı yanında, güneşin sıcaklığının hisedilmiyeceğini düşünürdü. Bir an dahi Allah-u Teâlâ’yı unutmaz, kalbinde O’nun muhabbetinden başka bir şey bulundurmazdı.

Öyle ki, bütün hücreleri Cenâb-i Hakkı zikreder;

-“Allah! Allah!.” Derdi.

Ev yapılınca, düğünleri yapıldı. Böylece iffet ve ismet sahibi, temiz ve edebli bir kızla evlenmiş oldu. Bu hanımından; Hâce Hasen, Hâce Şehabeddin, Hâce Mübarek, Hâce Alâüddin isimlerinde oğulları dünyaya geldi.

Behâeddin-i Buhari hazretleri (r.a.) ise; bir gün talabeleri ile kıra çıkmıştı. Yolda bir nehrin üzerinden geçerlerken

Behâeddin-i Buhari hazretleri (r.a.);

-“Alâüddin atla!” buyurdu.

Alâüddin-i Attar (r.a.) kendini hemen, nehrin azgın sularına attı. Nehir çok kabarmış, birçok ağaçları kökünden söküp götürüyordu..

Behâeddin-i Buhari hazretleri (r.a.); talabeleriyle yoluna devam etti. Akşam üzeri geri dönerken, köprünün yanına gelince, talebelerine;

-“Biz kaç kişiydik, bir eksiğimiz var mı?” diye sordu.

Talebeler ise;

-“Bir kişi eksiğimiz var. O da sabahleyin buradan geçerken nehre atlamıştı.” Dediler.

Behâeddin-i Buhari hazretleri (r.a.) ellerini nehre uzatarak;

-“Alâüddin gel!” buyurdu.

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri “Silsile-i âliye” denilen büyük âlim ve velilerin “onaltıncısı olan Alâüddin-i Attâr (Radiyallah-u anhu) yüzü suyu hürmetine günahlarımızı aff eylesin. Amin.

Fuad Yusufoğlu