‘Allahın veli kulları’ olarak etiketlenmiş yazılar

Nusaybin’den YAKİN KÖYLERİN GÜRÜNÜŞÜ (Nusaybin)

İbrahim-i Havvâs (Radiyallah-u anhu)- 3

İbrahim Havvâs hazretleri (r.a.) anlatır;

-“Hacca giderken bir rahiple karşılaştım. Onunla yedi gün yolculuk yaptım.”

Bir ara rahip;

-“Senin dinin mi, yoksa benim dinim mi haktır, şu suyun üzerinde yürüyüp tecrübe edelim.” Diyerek ırmağın üzerinde yürüyüp karşıya geçti.

Rahibin bu halina hayret ettim;

-“Ya Rabbi, beni bu rahibe karşı mahcup etme.” Diye dua ettim. Besmele çekip, su üzerinde karşıya geçtim.

Rahip;

-“Bu olmadı, ikimiz de geçtik.” Dedi.

-”Bir müddet daha yola devam ettik. Karınlarımız acıkınca, rahip cebinden çıkardığı kağıda bir şeyler karalayarak yemek istedi. Önümüzde bir köpek çıktı. Ağzında bir dilim ekmek vardı. Rahip bu ekmeyi aldı.”

Bunun üzerine;

-“Ya Rabbi beni yine utandırma.” Diye dua ettim.

Hemen Nur yüzlü bir genç, içinde çeşitli nefis yemekler bulunan bir tepsi getirip bıraktı.

Gelen iki yemek arasındaki farkı gören rahip;

-“Benim yaptığım sihir idi. Senin ki gerçekten kerâmettir.” Diyerek hemen Kelime-i Şehadet getirip Müslüman oldu.”

İbrahim Havvâs hazretleri (r.a.) anlatır;

-“Bir yolculukta idim. Vakit gece yarısı idi. Adamın biri karşıma çıkıp,”

Bana dedi ki;

-“Ya İbrahim! Sen aç ve susuz değil misin?”

Gerçekten de uzun zamandan beri açtım.

Ve ona;

-“Aç ve susuz olduğumu.”Söyledim.

Hemen bir tas su ile biraz yiyecek verdi. Bunları yedim. O başka tarafa, ben de başka yöne ayrıldım.

O yemekleri yedikten sonra bir daha hiç acıkmadım. O kimsenin kim olduğunu hâlâ bilmiyorum.

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri İbrahim-i Havvâs (Radiyallah-u anhu) nin yüzü suyu hürmetine günahlarımızı af eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Girnavas mevki-i (Nusaybin)

İbrahim-i Havvâs (Radiyallah-u anhu)- 4

Hamid-i Esved Hazretleri (r.a.) anlatır;

-“İbrahim-i Havvâs hazreteleri (r.a.) ile Medine’de idik. Kendisi kalabalık bir cemaate va’z veriyordu.”

Birisi, halkı yararak yanına varıp elini öptü.

Ona sordum;

-“Sen Onu nereden taniyorsun?”

O da;

-“Ben aslen Taif’liyim hanımım ve çocuklarım geçen sene hac esnasında vafet ettiler. Baki’ kabristanına defn ettik. Çok üzüldüm.”

Devamli kabirlerini ziyaret ediyordum.

-“Bir gün kabristanda birisiyle karşılaştım. Ona durumu arz ettim. Beni teselli etti. Bana anlatıklarından çok duygulanmıştım.

Kendisine;

-“Efendim isminiz nedir?” diye sordum. Bir türlü caveb vermedi. Çok ısrar etmeme rağmen yine söylemedi.

Biraz uzaklaşınca;

-“Ben İbrahim-i Havvâs’ım.” Dedi.

-“Kabristanda gördüğüm zat, işte bu va’z verendir. Görür görez onu tanıdım.”

İbrahim-i Havvâs hazretleri (r.a.) Medine’ye Peygamber efendimiz (Sallallahu aleyhi ve selem) in Revda-i şerifini ziyarete gidiyordu.

Çölde hayvanlar susamışlar, ölme derecesine gelmişlerdi. Yanında bulunan bir kayaya eli ile vurdu. Ve Allah-u Teâlâ’nın ihsaniyle oradan su fışkırdı. Bütün hayvanlar oraya gelip su içtiler.

Yanına bir zat gelip sordu;

-“Nereye gidiyorsun?”

İbrahim-i Havvâs (r.a.);

-“Resulullah Efendimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) in Revdasiniı ziyaret etmeğe.” Dedi.

Gelen kimse;

-“Bizden de Selam söyler misin?” deyince

İbrahim-i Havvâs hazretleri (r.a.);

-“Olur ama kimin selamı var diyeceğim?” dedi.

O gelen de;

-“Kardeşin Hızır’ın selamı var dersiniz.” Dedi.

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri İbrahim-i Havvâs (Radiyallah-u anhu) nin yüzü suyu hürmetine günahlarımızı af eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Girnavas şelalesi (Nusaybin)

İbrahim-i Havvâs (Radiyallah-u anhu)- 5

Birgün bir rahip İbrahim-i Havvâs hazretleri (r.a.) ne gelerek dedi ki;

-“Duyduğuma göre bir yere gidecek mişsin, acabe size yol arkadaşı olabilir miyim?”

İbrahimi Havvâs (r.a.);

-“Olur.” Buyurdu.

Nihayet yola çıktılar. Uzun bir yolculuktan sonra bir ovaya gelip, bir ağaç altına oturdular.

Rahip dedi ki;

-“Ben çok acıktım. Yemeğimiz de yok.”

Rahib sözlerine devam etti;

-“Rabbim sevdiği kulunu sıkıntıda bırakmaz.” Diyordun, haydi Rabbine dua et de yemek göndersin.”

İbrahim-i Havvâs Hazretleri (r.a.) rahibin bu sözleri karşısında;

-“Ya Rabbi’ beni bu rahibin yanında mahcup etme.” Diye dua etti.

O anda gökten bir sofra indi. Çeşitli yemekler vardı, beraberce yediler. Akşama kadar yola devam ettiler.

İbrahim-i Havvâs (r.a.) Akşam namazını kıldıktan sonra rahibe buyurdu ki;

-“Bu sefer de sen dua et de yemek gelsin.”

Rahib bir kenara oturup düşünmeye başladı. Bir de baktılar ki, aniden bir sofra geldi. Sofrada, daha çok çeşit yemekler vardı.

İbrahim-i havvâs hazretleri (r.a) bu duruma çok şaşırdı. Merakla sordu;

-“Sen nasıl dua ettin de bu yemek geldi.”

Rahip;

-“Efendim! Size birinci müjdem, Kelime-i şehadettir. Kenarda oturunca, içimden kelime-i Şehadet getirdim. Zünnarımı kopardım. İkincisi’de Ya Rabbi! Yanımda bulunan İbrahim-i Havvâs hazretleri (r.a.) in hurmetine bize yemek gönder.”

Diye dua ettim.

-“Allah-u teâlâ ihsan buyurarak, bize bu yemekleri gönderdi.”

Rahip iman ettikten sonra, İbrahim-i Havvâs hazretleri (r.a.) ile birlikte hacca gitti. Ve orada vefat etti.

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri İbrahim-i Havvâs (Radiyallah-u anhu) nin yüzü suyu hürmetine günahlarımızı af eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Girnavas mevki-i Şelale (Nusaybin)

İbrahim-i Havvâs (Radiyallah-u anhu)- 6

İbrahim-i Havvâs hazretleri (r.a.) a;

-“İmanın hakikatı nedir?

Diye soran kimseye;

-“Bu sorunuzun cevabı laf ile değil, yaşayarak görerek verilir. Şimdi ben Mekke-i Mükerreme’ye gidiyorum. Eğer benimle gelirsen, yolculukta sorunun cevabını alırsın. Buyurdu.

O zat diyor ki,

-“İbrahim-i Havvâs hazretlerini (r.a.) nın teklifini kabul ettim. Yola çıktık. Yolculuğumuzun her gününde, iki tabak yemek ile iki bardak su gaibden zuhur ediyordu. Yiyeceklerin yarısını bana veriyor, diğerini de kendisi için ayırıyordu.”

-“Bir gün çölün ortasında ata binmiş yaşlı bir zat yanımıza geldi. İbrahim-i Havvâs hazretleri (r.a.) ile bir miktar konuştular. Sonra atına binerek yanından uzaklaştı.”

Ben;

-“Efendim bu gelen ihtiyar kim idi?” dedim.

İbrahim-i Edhem hazretleri (r.a.);

-“Yolculuğumuzun başında bana sorduğunuzun cevabıdır.” Buyurdu.

Ben;

-“Anlayamadım efendim.” Deyince

İbrahim-i Havvâs hazretleri (r.a.);

-“Bu gelen zat Hızır aleyhisselam idi. Seninle beraber yolculuk yapalım diye teklif etti. Allah-u Teâlâ’dan başkasına güvenmek, itimad etmek gibi bir hal olur, tevekkülüm bozulur diye korktuğum için, teklifini kabul etmedim. İşte sorduğunuz imanın hakikatı, Allah-u teâlâ’dan başkasına güvenmemektir.” Buyurdu.

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri İbrahim-i Havvâs (Radiyallah-u anhu) nin yüzü suyu hürmetine günahlarımızı af eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Çağ-Çağ barajı (Sonbahar manzarası) Nusyabin

İbrahim-i Havvâs (Radiyallah-u anhu)- 7

İbrahim-i Havvâs hazretlri (r.a.), nehrin kenarında hurmalıkların olduğu yerde oturup, hurma liflerinden zenbil örüp, gayri ihtiyarı elinde olmadığı halde nehre atıyordu. Bu hal dört gün devam etti.

Sonunda

-“Bu işin hikmeti nedir?” Ben niçin böyle yaptım?”

Diyerek nehrin akıntısına doğru yürümeye başladı. Derken nehrin kenarında oturup ağlayan yaşlı bir kadına rastladı.

Kadına;

-“Valide, niçin ağlıyorsunuz?” diye sorunca

Kadın;

-“Evladım beş yetim çocuğum var. Onlara yedirecek hiçbir şeyimiz kalmadı. Dört gündür bu nehirden, yapılmış zenbiller akarak geliyordu. Bunları alıp satıyor, geçimimizi sağlıyorduk. Bugün gelmedi.” diye cevab verdi.

Bunları işiten İbrahim-i Havvâs hazretleri (r.a.) hikmetini anladı..

Ve kadına;

-“Şimdi sen müşterih ol. Evinizi bana gösteriniz, Geçiminizi ben haledeceğim.” Buyurdu.

Hamidi Esved hazretleri (r.a.) anlatır;

-“İbrahim-i Havvâs hazretleri (r.a.) ile beraber yedi gün yolculuk yaptım. Yedi gün zarfında hiçbir şey yiyip içmedim. Daha sonra yürüyecek takatım kalmadl.

Durumumun farkına vararak buyurdu ki;

-“Evladım! Sana ne oldu?”

Ben de;

-“Efendim yürüyecek halim kalmadı.” Dedim.

İbrahim-i Havvâs hazretleri (r.a.)

-“Acıktın mı, Susadın mı?” diye sordu.

Ben;

-“Susadım efendim.” Dedim.

Bu sözüm üzerine;

-“Şu nehirden su iç de gel.” Dedi.

Hemen nehre vardım. Suyundan içip, abdest aldım. Hayatımda bu kadar tatlı ve soğuk su içmemiştim. Kendisi gelip hiç içmedi.

Daha sonra arkama dönüp baktığımda, nehir olan yer kupkuru bir ova idi.

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri İbrahim-i Havvâs (Radiyallah-u anhu) nin yüzü suyu hürmetine günahlarımızı af eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Girnavas şelalesi (Nusaybin)

İbrahim-i Havvâs (Radiyallah-u anhu)- 8

İbrahim-i Havvâs hazretleri (r.a.) bir dağda ibadet ediyordu. Bir gece yarısı dereye abdest almaya indi. O sırada bir arslan karşısına çıktı.

Arslan acılar içinde kıvranıyordu. Boynunu büktü, ayağını gösterdi. Ayağına taş batmış ve iltihaplanmıştı.

İbrahim-i Havvâs hazretleri (r.a.) çakısını çıkardı, arslanın ayağını yararak yarayı temizleyip, iyice sardı. Arslan Fasih bir lisan ile teşekkür etti.

İbrahim-i Havvâs hazretleri hacca gidiyordu. Gece ve gündüz devamlı hiç dinlenmeden yürüyordu. Daha sonra Mekke’ye yakın bir yerde dinlenmek için bir yere oturdu. O sırada bir Arslan kendisine saldırdı.

O sırada şöyle bir ses işitildi;

-“Ya İbrahim! Hiç korkma, çünkü senin etrafında yetmişbin Melek vardır. Onlar seni muhafaza ediyorlar.”

Daha sonra hiç korkmadan yoluna devam etti.

İbrahim-i havvâs hazretleri (r.a.) anlatıyor;

-“Bir zaman sahra’da yolculuk yaparken yolumu kayıbettim. Şaşkın bir halde iken aniden karşımda birini gördüm.”

Bana;

-“Selam.” Verip

-“Yolunu mu kayıbettin?”

Ben de;

-“Evet yolumu kayıbettim.” Dedim

Bunun üzerine o kimse;

-“Öyle ise peşimden gel. Yolunu bulman için sana yardım edeyim.” Dedi.
Henüz birkaç adım gitmiştik ki, o zât gözden kayıboldu.

-“Ben dikkat ettiğimde, yolumu bulmuş olduğumu anladım ve ondan sonra hiçbir yolculukta yolumu kayıbetmedim. Hatta acıkma ve susama dahi hisetmedim.”

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri İbrahim-i Havvâs (Radiyallah-u anhu) nin yüzü suyu hürmetine günahlarımızı af eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Çağ-Çağ barajı (Sonbahar manzaraları) Nusaybin)

İbrahim-i Havvâs (Radiyallah-u anhu)- 9

İbrahim-i Havvâs (r.a.) anlatır;

-“Bir zaman Şam civarında bulunuyordum. Nar ağacı gördüm. Tatlı nar yemek arzu ediyordum.”

-“Lâkin gürdüğüm narlar ekşi olduğu için, yemeyip sabır ettim.”

-“Tatlı nar bulduğum zaman yerim.” Deyip yoluma devam ettim.

-“Bir yere varınca, eli, ayağı olmayan, zayıf, halsız, yaralı bir kimse gördüm. Yaralarına kurt düşmüş, hatta bir çok eşek arısı yaralarına hücum etmiş, zavalıya ızdırap veriyorlardı.”

Onun bu çaresiz ve muzdarıb haline çok acıyarak, yanına varıp;

-“Bu halden kurtulak ister misin?” dedim.

Bana;

-“Hayır.” Dedi.

Ben hayretle;

-“Niçin?” dedim.

Bana;

-“Sağ salim olmak nefsimin arzusudur. Bu halde olmam ise Rab’bı’mın muradıdır. Onun muradının aksi olan bir şeyi O’ndan istemek, kulluğuma yakışmaz, takdirine razı olmak, elbette benim için hayırlıdır.” Dedi.

Ben;

-“Musaade et de hiç olmazsa arıları senden uzaklaştırayım, sana çok ızdırab veriyorlar.” Dedim.

Bana;

-“Onlar bana ızdırap verdikçe, benim halim daha hoş oluyor. Ey Havvâs! Sen benim çektiğim sıkıntıları, bana hücüm eden eşek arıları boşver, sen tatlı nar yemek arzusunu kendinden uzaklaştırmaya bak.” Dedi.

Ben;

-“Bütün bunları nereden biliyorsun?” dedim.

Bana;

-“Allah-u Teâlâ bildiriyor.” Dedi.

-“Ben izin isteyip ayrıldım ve yoluma devam ettim.”

Mimşad-i Dineveri (r.a.) şöyle anlatıyor;

-“Bir gece geç vakitte dışarı çıktım. Bir tepeye vardım. Şiddetli soğuk vardı ve çok kar yağıyordu.”

-“Baktım ki, İbrahim-i Havvâs hazretleri (r.a.) orada oturuyordu. Üzerinde sadece bir gömlek vardı. Etrafına karlar düşüyor, hemen eriyordu ve bulunduğu yer, gayet kuru idi.”

-“Benimle müsafehe etti. Ellerinin sıcaklığı ile benim ellerim terledi. Biraz sohbet edip ayrıldık.”

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri İbrahim-i Havvâs (Radiyallah-u anhu) nin yüzü suyu hürmetine günahlarımızı af eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Çağ-Çağ barajı (Sonbahar manzarası) Nusaybin

İbrahim-i Havvâs (Radiyallah-u anhu)- 10

İbrahim-i Havvâs hazretleri (r.a.) nin talebelerinden Ebû hasen isminde birine;

-“Bir yere gideceğim. Sen de gelir misin?” dedi.

Talebe;

-“Peki Efendim, izin verirseniz evden ayakabılarımı giyip geleyim.” Diye eve gitti.

Eve vardığında (kaygana) isimli yemeğin hazırlanmış olduğunu gördü. Ondan bir miktar yedi. Sonra hocasının yanına geldi.

Beraberce yola çıktılar. Bir nehirden geçmeleri icab etti. İbrahim-i Havvâs hazretleri (r.a.) nehir üzerinde yürümeye başladı. Peşinden talebesi de yürümek istedi ise de, suya battı.

Bunun üzerine hocası geri dönüp;

-“Ne oluyor. Yoksa ‘kaygana’ ayağınamı dolaştı.” Buyurunca,

O talebe hemen hocasının su üstünde yürümesine, hem de kendisinin o (kaygana) yemeği yediğini anlamasına hayret etti.

Vefatından önce hastalandı. İshale yakalanmıştı. Üstü çok fazla kirleniyordu. Temiz olarak ölmek istiyordu. Bunun için her abdesti bozulduğunda gusul abdestı alıyor, iki rek’at namaz kılıyor tekrar abdesti bozuluyordu. O gün altmiş defa gusul abdesti aldı. En sonunda gusul yaparken vefat etti.

Vefatından sonra onu rü’yada görenler sordular;

-“Allah-u teâlâ hazretleri sana nasıl muamele eyledi.”

O da;

-“Yaptığım ibadetler ve gösterdiğim tevekkül, bana verilen ni’metlere karşı yetmedi. Ancak dünyadan göçeceğim sıralarda gusul abdesti olarak temizlenmem, Allah-u Teâlâ katında makbule geçmiş. Bu temizlik sebebiyle cennette en yüksek makamlara çıkardılar.”

Ve şöyle bir ses;

-“Ey İbrahim! Sana yapılan bu ikram, huzurumuza temiz olarak geldiğindendir. Burada temizler için, fevkalade büyük mertebeler, makamlar vardır.” Diyordu.

İbrahim-i Havvâs hazretleri (r.a.) buyurdu ki;

-“Kalbin ilacı beştir;”
-“1-Kur’an-i Kerim okumak ve Kur’an-i kerime bakmak;”
-“2-Mi’deyi boş tutmak;”
-“3-Gece kalkıp ibadet etmek;”
-“4-Seher vaktinde ağlayıp sızlamak;”
-“5-İyilerle beraber bulunmaktır.”

-“Bir Müslüman, Allah-u teâlâ’nın emir ve yasaklarına ne kadar dikkat edip tatbik ediyorsa, Allah-u Teâlâ da onu o miktar Aziz eder. Diğer Müslümanların kalbine de onun sevgisini verir.”

-“Asıl helak kimse, ahir ömründe yolunu sapıtan ve tam menzile yaklaştığı sırada hak yoldan kayan kimsedir.”

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri İbrahim-i Havvâs (Radiyallah-u anhu) nin yüzü suyu hürmetine günahlarımızı af eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Çağ-çağ barajı (Sonbahar manzarası) Nusaybin

Dâvûd-i Tâ-i (Radiyallah-u anhu)

İmâm-i A’zam Ebu Hanife hazretleri (r.a.) nin ileri gelen talebelerinden. İsmi, Ebû Süleyman Dâvûd-i Bin Nasr-i Kûfi (r.a.) dir.

Takva sahiblerinin büyüklerinden, kanaat ehli olup, zahidlerin (dinin emirlerini yerine getirenlerin) en meşhurlarındandır. Horasanlıdır. Habib-i Acemi (r.a.) nin halifesi idi.

Sultan Harun Reşid ve diğer makam sahiblerinin hediyelerini kabul etmezdi. Haramlardan, şübhelilerden, mübahların fazlasından sakınan, pek çok ilimlere sahip bir zatdır. 165 (M. 781) de Bağdad’ da vefat etti.
İmâm-i A’zam (r.a.) ın yirmi sene derslerine devam etti. Fıkh ilminde talebelerin içinde en önde gelenler arasına girdi.

Dâvûd-i Tâ-i hazretleri (r.a.) nin tevbe etmesine,

Şarkıcı bir kadının;

-“Hangi güzel yüzdür ki toprak olmadı.
Hangi tatlı gözdür ki, yere akmadı.”

Beyitini işitmesi sebep olmuştur. Bu beyti düşündükçe şuuru alt üst oldu. Zamanın en büyük Âlimi İmâm-i A’zam Ebû Hanife hazretleri (r.a.) nin huzuruna geldi.

İmâm-i A’zam (r.a.), bunun yüzünün renginin değiştiğini görünce sebebini sordu.

Hazreti Dâvûd-i Tâ-i (r.a.);

-“Dünyadan soğudum. Bende gelen bu hali, anlatamiyecek haldeyim. Bu halin ne olduğunu okuduğum kitablarda bulamıyorum. Ne yapmamı tavsiye edersiniz?” dedi.

İmâm’ın gösterdiği yolda, dünyaya düşkünlüğü tamamen terk edip, dinin emir ve yasaklarına uymada, haram ve şübhelilerden kaçmada örnek olacak şekilde ilerledi.

Evine çekildi. İnsanların arasına karışmadı. İbadetlerini hep evinde yaptı. Aradan bir müddet geçtikten sonra,

İmâm-i A’zam (r.a.) hazretleri evine gelip;

-“Ey Dâvûd! evde oturup, insanlar arasına karışmamak uygun değildir. Talabe arkadaşlarının arasına gir. Onları iyi dinle, fakat hiç konuşma, mes’eleleri çok iyi öğren.” Buyurdu.

Dâvûd-i Tâ-i (r.a.);

-“Peki efendim.” Diyerek İmâm-i Muhammed (r.a.), İmâm-i ebû Yusuf (r.a.), İmâm-i Züfer (r.a.) gibi arkadaşlarının arasında bir sene daha derslerine devam etti.

Ba’zı mes’elelerde konuşması ve mes’eleyi hal etmesi icabediyor. Kendini zor tutuyor, hocasının emrini unutmayıp sabrediyor, konuşmuyordu. Bir sene boyunca hep sabretti. Hiç konuşmayıp, sabırla dinledi.

Devam edecek…

<<<Davud-i Ta-i (r.a.) nın bir başka yazısı>>>

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Dâvûd-i Tâ-i hazretleri (Radiyallah-u anhu) hurmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

İmâm-i Â’zam (Radiayallah-u anh) türbesi  BAĞDAD

İmâm-i A’zam (Ebu Hanife)- Radiyallah-u anh;

İslâm âleminde eshabi kiramdan sonra yetişen büyük âlimlerin en başta gelenlerden. Ehl-i sünnetin Reisidir. Ehl-i sünnetin amelde dört hak mezheb imâmlarından birincisi ve Hanefi mezhebinin imâmıdır.

İsmi Nu’mân bin Sabit bin zuta el-Küfi’dir. 80 (M.699) senesinde Küfe’de doğdu. 150 (M.767) de yetmiş yaşında iken Bağdad’da şehid edildi.

Lakabi İmâm-i Â’zam, künyesi Ebû Hanife’dir. “EBU” Baba demek. “HANİF” doğru inanan islamiyete sarılan kimse demektir.

Ebû Hanife hakiki Müslümanların babası, yani İmâmi demektir. İmâm-i Â’zamın ‘Hanife’ isminde bir kızı yoktu. Babasının adı Sabit’tir.

Acemistan’ın (İran’in) ileri gelenlerden bir zatın soyundan olup, Faris oğullarındandır. Dedesi Zuta, İslam dinini kabul etmiş ve Hazreti Ali (r.a.) ye ikramda bulunmuştur.

İlim sahibi, Salih ve kıymetli bir zat olan babası Sabit, Hazreti Ali (r.a.) ile görüşmüş, kendisi ve zürriyeti için dua’sını almıştır.

İmâm-i Â’zam, Küfe’de doğup büyüdü ve orada yetişti. AİLESİNDEN ÇOK ÜSTÜN BİR TERBİYE VE DİN BİLGİSİ ALDI. Küçük yaşta Kur’an-i Kerim’i ezberledi. Ve Arapçanın o zaman tasnif edilmekte olan ‘sarf, nahiv’ ‘şiir ve edebiyatını’ öğrendi.

Gençliğin ilk yıllarında, eshab-i Kiram’dan 93 (M.711) senesinde vefat eden Abdullah bin Ebi Evfa (r.a.) yı 85 (M. 703) de vefat eden Vâsile bin Eska’ (r.a.) yı, 88 (M.706) de vefat eden Sehl bin Saide (r.a.) yi ve 100 (M. 718) de en son Mekke’de vefat eden Ebu’t-Tufeyl Amir bin Vâsile (r.a.) yi görmüştür.

Bunlardan hadis dinlemiştir. O zaman Küfe, Irak’ın büyük şehirlerinden ve bir çok sahabe’nin yaşamış olduğu önemli ilim merkezlerinden idi.

ESKİ MEDENİYETLERİN YATTAĞI olan Irak’da DEĞİŞİK DİNLERE VE SAPIK İ’tikadlara mensup çeşitli kavimler yaşıyordu. Ayrıca i’tikâdi bozuk olan Şia ve mu’tezile burada ortaya çıkmış, çölde hariciler türemişti.

Diğer taraftan Eshab-i Kiramla görüşüp onlardan ehl-i sünnet i’tikâdını ve din bilgilerini öğrenip, nakleden Tabi-i’nin büyükleri de orada bulunuyordu. Diğer taraftan hükümet güçlerini ele geçirmek isteyen fırkalar arasında da çetin bir mücadele sürüp gidiyordu.

İmâm-i Â’zam hazretleri (r.a.) böyle bir muhitte, ilk gençlik yıllarında babası gibi önce Ticaretle meşgül olmaya başladı. BİR TARAFTAN DA SIK SIK ÂLİMLERİN MECLİSİNE GİDİP ONLARI DİNLİYORDU.

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri İmâm-i A’zam Ebû Hanife hazretleri (Radiyallah-u anh) hurmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu