‘Allahın veli kulları’ olarak etiketlenmiş yazılar

Bor-e Gündük (Haci latif bahçesi) Nusaybin

Sırrı-yi Sekati (Radiyallah-u Anh)- 7

Sırrı-yi Sekati (r.a.) anlatır;

-“Yaya olarak, Rum diyarına gazâ için gitmiştim. İstirahat ederken, yorgunluktan sırt üstü yatmış, ayağımı duvara dayamıştım. O esnada bir ses duydum. Bu ses bana; ‘Ya Sırrı! Köle, efendisinin yanında böyle yatar mı?’ dedi.

Bundan sonra, bir daha ayağımı hiçbir şekilde uzatarak yatmadım.

Cüneyd-i Bağdad’ı (r.a.) şöyle anlatır;

Sırrı-yi Sekati (r.a.) hasta iken, üç günde bir ziyaretine giderdim. Bir def’asında yanına girdim, uyuyordu.

Başucunda ağlamaya başladım. Göz yaşlarım yanağına düştü. Gözlerini açtı ve bana bakınca;

-“Bana nasihat et.” Dedim.

O zaman buyurdu ki;

-“KÖTÜ HUYLU KİMSELERLE SOHBET ETME.İYİ HUYLU İNSANLARLA BERABER BULUNARAK, ALLAH-U TEÂLÂ’YA İBADET ET.”

Başka bir gün ziyarette gittiğimde, Sırrı-yi Sekati (r.a.) ye;

-“Kendini nasıl hisediyorsun?” diye sordum.

O bunun üzerine;

-“Hâlimden tabibıme nasıl şikayet edebilirim ki, bana bunu veren O’dur.” Buyurdu.

Ebü’l Abbas bin Mesruk (r.a.) şöyle anlatır;

Sırrı-yi Sekati hazretleri (r.a.) yi hastalığında ziyaretine gittim. Yanında uzun süre oturduk. Halbuki karnında bir sancı vardı. Sonra sırrı-yi Sekati (r.a.) ye yanında ayrılırken;

-“Bize dua edin.” Dedik.

Sırrı-yi Sekati (r.a.) ellerini kaldırdı ve şöyle dua etti;

-“Ya Rabbi! Bunlara hasta ziyaretinin nasıl olacağını öğret.”

Sırrı-yi Sekati (r.a.); Hişam bin Urve (r.a.) den şöyle rivayet ediyor;

-“Rsulullah (Sallallahu aleyhi ve selem) hastalığı şiddetlenip, cemaata gidecek takat bulamayınca; ‘Ebû Bekir (r.a.) e söyleyin namaz kıldırsın. Buyurdu. Bunun üzerine Hazreti Ebû Bekir (r.a.) üç gün cemaate namaz kıldırdı.’

-“Peygamber Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve selem) vefat ettiği günün sabah namazı vaktinde, mescide açılan odanın kapısından perdeyi kaldırdı. Hazreti Ebû Bekir (r.a.) cemaate sabah namazını kıldırmak için imâmete geçmiş idi. Eshabına bakıp, onları namazda saf tutup durduklarını görünce sevinerek tebessüm etti.”

-“Sonra mescide girdi. Resûlullah (s.a.v.) teşrifini fark eden Ebû Bekir (r.a.), mihrabden çekilmek üzere iken Resûlullah (a.s.v.) eliyle yerinde durmasını işaret edip, oturduğu yerde Ebû Bekir (r.a.) e uyarak sabah namazını kıldı.”

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Tâlâ hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri Sırrı-yı Sekatı Radiyallah-u anh veli kulun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Çağ-çağ baraji (Sonbahar manzarası)

Sırrı-yi Sekati (Radiyallah-u Anh)- 8

Sırrı-yi Sekati (r.a.); Eshab-i Kiramdan Hazim bin Harmele (r.a.) den şöyle rivayet ediyor; Bir gün yolda Resulullah (Sallallahu aleyhi ve selem) beni gördü ve buyurdu ki;

-“Ey Hazim! ‘La havle vela kuvvete ille billah’ sözünü çok söyle, zira o Cennetin hazinelerindendir.”

Sırrı-yi Sekati (r.a.) buyurdular ki;

-“Allah-u Teâlâ’yı görmekten mahrum kalmak, en şiddetli Cehennem ateşinden daha çok azab verir.”

-“Cehennemlik olanlar, Cehennmde iken Allah-u Teâlâ’yı görmekle şereflenebilselerdi, hiçbir zaman cenneti hatıralarından geçirmezlerdi.”

-“Çünkü, ismi Aziz olan Hâk Teâlâ’yı seyretmek, ruha o kadar çok neş’e verir ki, bu neş’e ona, bedeninin çektiği azabı unutturur. Bu azb ile meşgül olmak hatırına bile gelmez.”

-“Cennette ise, Allah-u Teâlâ’yı temâşâden daha mükkemmel bir ni’met mevcut değildir. Cennetteki ni’metlerin hepsi yüz misli arttırılsa, fakat cennette olan kimselerle Allah-u Teâlâ (c.c.) arasında bir perde bulunsa, yine de cânı gönülden feryad ve figan ederlerdi.”

Sırrı-yi Sekati hazretleri (r.a.) dan bazı sözler;

-“En kuvvetli, kudretli insan, kendi nefsini yenendir.”

-“Yarın kıyamette herkesi, Peygamberi ile çağırırlar.
‘Ey Musa aleyhisselam’ın ümmeti’,
‘Ey İsa Aleyhisselam’ın ümmeti,’
‘Ey Muhammd Aleyhisselam’ın ümmeti derler.”

Ancak Allah-u Teâlâ’nın sevgili kullarına;

-“Ey Allah’ın veli kulları, Allah-u Teâlâ’nın katına geliniz.” Denir

Bunun üzerine onların gönülleri, sevinçten yerinden çıkacakmış gibi olur.

-“Salih bir kul olmak isteyip de, yarın yaparım diyerek günlerini geçiren kimse aldanmıştır.”

-“Bir adam, içinde Allah-u Teâlâ’nın yarattığı her türlü ağacın bulunduğu ve ağaçların üzerinde yaratılan her cins kuşun bulunduğu bir bahçeye girse ve bu bahçedeki kuşlar ona;

-“Ey Allah’ın veli’si sana selam olsun.” Deseler Nefs de bundan sükunet bulur ve gururlanırsa, bu kimse nefsinin esiri olur.”

-“Farzları yapmak, haramlardan kaçınmak, gafleti terk etmek, Allah-u Teâlâ’nın kendilerini çok sevdiği, evliyasının ahlakındandır.”

-“Bir kimsenin ahmak olduğunun alameti, kendi ayıbını bırakıp, başkasının ayıbıyla meşgül olmasıdır.”

-“Dil, kalbın tercümanı, yüz kalbın aynasıdır. Kalbde gizli olan, yüzde meydana çıkar.”

-“Şu üç şey Allah-u Teâlâ’yı çok üzer.

1-Vakti boşa geçirmek.”

2-insanlarla alay etmek.”

3-Giybet etmek.”

-“Kulun amellerini boşa çıkaran, kulu en sür’atli helake götüren, devamlı hüzne boğan, cezayi çabuklaştıran, riya’yı sevdiren, ucba (Amellerini beyenip güzel görmek) götüren, baş olmak hevesine kaptıran şey, insanın nefsini tanımaması, kendi ayıblarını bırakıp, başkalarının ayıblarını görmesidir.”

-“Gençler”

-”Gençliğinizin kıymetini bilin. Güç kuvvet elde iken, çok ibadet ediniz. Bizlerden (yaşlılardan) ibret alınız da, zaif ve güçsüz duruma düşmeden evvel, çok ibadet ediniz.” (O bu sözü söylerken, gençlerden daha çok ibadet ediyordu.)

-“Kul dört şeyle yükselir; bunlar”
-“1- ilim.”
-“2- Edeb.”
-“3- Emanet.”
-“4- İffettir.”

Sırrı-yi Sekati (r.a.) de, Allah korkusu, kendini küçük ve aşağı görme hali, o derece fazla idi ki;

-“Bağdad’da ölmek istemem. Çünkü bu insanlar, benim hakkımda iyi zan sahibidirler. Korkarım ki toprak beni kabul etmez de, herkese rezil olmuş olurum.”

Ramazan-i şerif ayında Bağdad’da vefat etti. Şûnizi Kabristanına defn edildi.

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Tâlâ hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri Sırrı-yı Sekatı Radiyallah-u anh veli kulun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Dara Harabeleri (Mardin)

Cüneyd-i Bağdadi (Radiyallah-u anh);

Evliyanin büyüklerinden, tasavvuf ehlinin çok tanınmışlarından olup, “Seyyid-üt-tâife” denmekle meşhürdur.

Künyesi Ebü-l Kâsımdır. Cüneyd bin Muhammed 207 (m. 822) de Nehâvend’de doğdu. Bağdad’da büyüdü ve 298 (m.911) de 91 yaşında orada vefat etti.

Kabr-i şerifi, hocası ve dayısı Sırrı-yi Sekâti) (r.a.) nın kabri yanındadır. Süfyan-i Servi (r.a.) nın derslerinde yetişti.

Tasavvufu, dayısı Sırrı-yi Sekati (r.a.) den öğrendi. Asrı’nın kutbu idi. Binlerce veli yetiştirdi. Otuz defa yaya olarak hacca gitti. Kerametleri, nasıhatleri, hikmetli sözleri ve ihlaslı amelleri ile meşhür oldu.

Zahiri ilimleri, İmam-i Şafi-i (r.a.) nin talebelerinden Ebu Sevr (r.a.) den öğrendi. Ayrıca Haris-i muhasebi (r.a.), Muhammed kassab (r.a.) ve başka zatlarla da sohbet etti.

Cüneyd Bağda’dı hazretleri (r.a.), Namaz da kalbine dünya düşüncesi gelse, o namazı tekrar kılardı. Daima Allah-u teâlâ’yı hatırlardı. Her gün 400 rek’at namaz kılardı. Otuz yıl yatsı namazından sonra hiç uyumadan ibadetle meşgül oldu.

Cüneyd-i Bağdad’ı (r.a.) yedi yaşında iken, mektebten gelince babasını ağlıyor görüp, sebebini sordu.

-“Zekat olarak dayın Sırrı-yı Sekatı (r.a.) ye birkaç gümüş göndermiştim, almamış. Kıymetli ömürümü, Allah (c.c.) adamlarının beğenip almadığı gümüşler için geçirmiş olduğuma ağlıyorum.” Dedi.

Cüneyd (r.a.);

-“Babacığım, parayı bana ver ben dayım (Sırrı-yi Sekati’ye) a götüreyim.” Deyip dayısının evine gitti. Kapıyı çaldı.

Dayısı (Sırrı-ye Sekati (r.a.);

-“Kim?” olduğunu sorunca;

Cüneyd-i Bağdadi (r.a.);

-“Ben Cüneyd’im dayıcığım. Kapıyı aç ve babamın zekatı olan bu gümüşleri al.” Dedi.

Dayısı (Sırrı-yı Sekati (r.a.);

-“Almam.” Deyince

Cüneyd-i Bağdad’ı (r.a.);

-“Adl edip babama emreden ve ihsan edip, seni serbest bırakan Allah-u Teâlâ için al.” Dedi.

Dayısı Sırrı-yi Sekati (r.a.);

-“Allah-u Teâlâ babana ne emretti, ve bana ne ihsan etti?” dedi

Devam edecek…

<<< Sırri-ye Sakati (r.a.) başka yazıyı okumak isterseniz tıklayın>>>

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Tâlâ hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri Cüneyd-i Bağdadi (Radiyallah-u anh) nin yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Bor-e Beşire Mecido (Girnavas civarı)

İbni Semmâk (radiyallah-u anh);

Va’z etmekte eşsiz bir hadis âlimi. Zamanının imâm-i, insanların makbulü, güzel hikmetli söz ve beyan sahibidir.

İsmi Muhammed bin Semmak el-Kufi, künyesi Ebül-Abbas’dır. İbni Semmak diye meşhur olmuştur. Çok ibadet eden ve zahid (dünyaya kıymet vermeyen) bir insandı.

Sözleri ve va’zlarının çoğu toplanmıştır. Ayrıca Hişam bin Urve (r.a.), A’maş (r.a.) ve bir kısım hadis âlimlerden hadis dinlemiştir.

Ahmed Bin Hanbel (r.a.) ve zamanındaki bir çok hadis âlimi kendisnden rivayette bulundu.

Harun Reşid zamanında Bağdad’da geldi. Orada bir müddet kaldı. Sonra Küfe’ye döndü. Küfe’de 183 (M. 799) yılında vefat etti.

Vefat etmeden önce;

-“Allah-u teâlâ’ya itaat etmediğin zaman (azabından) kork. O’na isyan etmedikçe de (rahmetini) bekle.” Buyurdu.

Muhammed bin Semmak (r.a.) yaşayışı ve hikmetli sözleriyle, binlerce insanın Allah-u Teâlâ’nın razı olduğu yola kavuşmasına sebep olmuştur.

Hiristiyan bir genç iken, İbn-i semmak (r.a.) dan işittiği sözlerden kalbinde iman nuru parlayan Ma’rûf-i Kerhi (r.a.) yi İmâm-i Ali Rıza (r.a.) ya götüren ve orada iman etmesine sebep olan İbn-i Semmak (r.a.) dır.

Çok tevazu sahibi olup, kendisini herkesten aşağı görürdü.

-“Tevazuun en üstünü, kendini hiç kimseden üstün görmemektir.” Buyururdu.

İbn-i Semmak (r.a.), bildiklerini, öğrendiklerini yerine getiren Allah’ın sevgili bir kuluydu.

Bir defasında va’zında;

-“İçinizde nice Allah-u Teâlâ’yı hatırlatan kimseler vardır ki, kendileri Allah-u Teâlâ’yı unutmuşlardır. Yine öğleleri vardır ki, Allah-u Teâlâ’nın yasak, haram kıldığı şeylere karşı cüretkar oldukları halde (Yanı haram işledikleri hale) başkalarını Allah-u teâlâ’ya yaklaştırmaya çalışırlar. Yine sizden öyleleri vardır ki, kendileri Allah-u Teâlâ’dan kaçtıkları halde, insanları Allah-u Teâlâ’ya çağırırlar.” Diyerek,

İlmiyle âmil olmayan, bildikleriyle âmel etmeyen ve böylece gaflet içinde kalan kimselerin halini dile getirmiştir.

Yine İbn-i Semmak (r.a.);

-“Amelsiz ilim peşinde koşanın misalı şeytandır….

Devam edecek…

<<<İbn-i Semmak (r.a.) nın bir başka yazısı>>>

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri İbn-i Semmak hazretleri (Radiyallah-u anh) hurmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Bor-e Veysike (Nusaybin)

İbn-i Semmâk (Radiyallah-u anh)- 2

Yine İbn-i Semmak (r.a.);

-“Amelsiz ilim peşinde koşanın misalı şeytandır. KENDİSİNİ MAKAM, MEVKİ ARZUSUNDA KAPTIRANIN MİSALİ FİRAVUN’DUR. Yani; Makam korkusundan iman etmemiştir.”

Sözleriyle âmelsiz ilim sahiblerini ve makam, mevki peşinde koşanların halini haber vermiştir.

İbn-i Semmak (r.a.) Buyurdu ki;

-“Allah-u Teâlâ’nın emirlerine itaat etmenin faydaları, sadece yüzleri nurlandırıp güzelleştirmek, kalblere sevgisini yerleştirmek, vücud a’zalarını kuvvetlendirmek, nefse emniyet bahşetmek ve insanlara karşı şehadetinnin kabulüne vesile olmak gibi faydalardan ibaret bile olsa; Günahlardan elçekip Allah-u Teâlâ’ya yönelmek için yine kafi gelirdi. Günahlar ise yüzü çirkinleştirmek, La’netle anılmaya sebep olmak, nefsin kendine güvenini artırmak ve sehadetin (şahitliğin) düşmesi.. gibi zararlardan başka zararı olmasa bile kişiye yeter de artar bile. Allah-u teâlâ; her itaat eden kuluna itaatin sevincini, her isyan edene de isyanın hüzünü tatmaları için çabucak alametler verir.”

Muhammed ibn-il Hasan, Rukbe’ye vali tayın edildiğinde ona nasihat olarak yazdığı mektubta buyurdu ki;

-“Her halinde takva üzere ol, Allah-u Teâlâ’nın ni’metlerine şükret ve O’ndan kork. Nİ’METE ŞÜKRETMEK; GÜNAH İŞLEMEMEKLE OLUR. Muhakkak her ni’mete bir delil (hüccet) ve mes’ûliyet vardır. Hüccet, delil o ni’metin Allah-u Teâlâ tarafından verilmiş olmasıdır. MES’ÛLİYETİNE GELİNCE; O Nİ’MET OLDUĞU HALDE GÜNAH İŞLEMEMEKTİR. Allah-u teâlâ sana afiyet versin. İşlediğin günahları ve yaptığın kusurları affetsin.”

İbn-i semmak (r.a.), Harun reşid’in bulunduğu bir meclise geldi ve Eshab-i Kiramı (aleyhimürrıdvan) ve hazreti Ebû Bekir (r.a.), Hazreti ömer (r.a.) ve Hazreti Osman (r.a.) yı şu sözlerle medh etti.

-“Allah-u Teâlâ’ya hamd olsun, Resulullah (s.a.v.) salat ve selam olsun. Sonradan gelenlerden (Yani Eshab-i Kiram -r.a.- dan olmayanlar) bin tanesi, Eshab-i Kiramdan en aşağıda olanın derecesine yaklaşamaz. Onlar (Ya’ni Eshab-i Kiram) Allah-u Teâlâ’nın azabından emin oldular. Babalarımız ve dedelerimiz de iman edip, kılıç korkusundan emin oldular.”

-”Ya Ebâ Bekir (r.a.); Sen Allah-u Teâlâ’ya kulluk ve itaatte öyle bir dereceye ulşatın ki, Allah-u Teâlâ Kur’an-i Kerimde seni MEDH-Ü SENA EDİYOR. Ya Ömer (r.a.), Sen bir halife, emir değil, Müslümanların babasısın. Ya Osman (r.a.), sen mazlum olarak, günahsız olarak şehid edildin ve defnedildin. Sen olgunluk yaşında idin. Ama küçük bir çocuk gibi (günahsız) vefat ettin.”

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri İbn-i Semmak hazretleri (Radiyallah-u anh) hurmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Bor-e Veysike Çağ-Çağ deresi (Nusaybin)

Mâlik Bin Dinâr (Radiyallah-u anhu)

Meşhur âlim ve velilerden. Künyesi Ebû Yahya’dır. Doğum tarihi kesin olarak bilinmemektedir. 131 (M.748) senesinde Basra’da vefat etti. Babası bir rivayete göre Sicistan diğer bir rivayete göre kabil esirlerindendi.

Sehab-i Kiramdan (r.anhüm) hadis rivayet ettiği içinde Tabiin’den olan, Mâlik Bin Dinâr (r.a.) Enes bin Mâlik (r.a.), Ahnef (r.a.), Hasan-i Basri (r.a.), İbn-i Sirin (r.a.), ikrima (r.a.), ve daha bir çoklarından hadis rivayet etmiştir. Kardeşi Osman Haris bin Vecih (r.a.), Abdusselam bin Harb (r.a.), Ca’fer bin Süleyman Ed-Dabi (r.a.), ve başkaları da ondan hadis rivayet etmiştir.

İlm-i Hasan-i Basri (r.a) den öğrendi. Ve O’nun sohbetlerinde kemâle geldi. Hattatlık yaparak geçimini temin ederdi.

Gençliğinde sefih (kötü) haline tövbe edip, dine uyma hususunda son derece titiz davranmış ve yükselmiştir. DUASI KABUL OLANLARDANDI.

Kerametleri ve menkıbeleri meşhur olan bu zata, Maliki Dinar (Dinar sahibi) de denilmiştir.

Bu ismin verilmesinin sebebi şöyle rivayet edilmektedir.

Bir defasında gemiye binmişti. Gemi ilerleyince gemici ondan ücret istemiş, o da parasının olmadığını söyleyince, bayıltıncaya kadar dövmüşlerdi. Ayılınca;

-“ Ücreti vermezsen, seni denize atacağız.”

Diyerek, tutup kaldırdıklarında, suyun üzerinde bir çok balıkların ağızlarında birer dinar (altın) olduğu halde gördüler. Bunun üzerine o, balıkların ağzından iki dinar alıp gemicilere vermiştir.

Gemiciler bu hali görünce onun evliya olduğunu anlayarak özür dilemişler. Malik (r.a.) ise bu hadise üzerine gemiden inip, deniz üzerinde gözden kayıboluncaya kadar yürüyüp gitmiştir.

Mâlik-i Dinâr (r.a.) buyurdular ki;

-“Hasta olduğum bir zamanda kimsem yoktu. Bazı şeylere ihtiyacım vardı. Yürümeye takatım olmadığı halde, sıkıntı ile yavaş yavaş yürüyerek çarşıya çıktım.” Bu sırada şehrin ileri gelenlerinden birisi geçiyordu.”

Bekçiler bana kenardan;

-“Yürü.” Diye bağırdılar.

-“Takatım olmadığı için yavaş yürüyordum. Biri geldi omzuma şiddetli bir kamçı vurdu. Ertesi gün o adamın elinin kesildiğini duydum.”

Mâlik Bin Dinâr (r.a.) buyurdular ki;

-“Din bakımından faydalanmadığın kimse ile dostluğu terk et. Amellerin en güzeli İHLAS’LA yapılan ameldir.”

Mâlik (r.a.) buyurdular ki;

-“Âlim, bildiği ile amel etmediği zaman, yağmur damlasının yalçın kayadan kayması gibi va’z ve nasihatı gönüllerden silinir gider.”

Mâlik bin Dinâr (r.a.) buyurdular ki;

-“Bahar yağmurları yeryüzünü yeşillendirdiği gibi, KUR’AN-İ KERİM DE KALBİN YAĞMURUDUR VE ONU CANLANDIRIR.”

Yine Mâlik-i Dinâr (r.a.) Buyurdu;

-“Şu üç şey dünyada en güzel kazançtır;”

-“1.Birincisi; Allah-u Teâlâ’nın sevgili kullarının sohbetinde bulunmak ve din kardeşleri ile sohbet etmek.”
-“2.İkincisi; Geceleri teheccüd namazı kılmak ve doya doya Kur’an-i kerim okumak.”
-“3.Üçüncüsü; Allah-u Teâlâ’yı hiç unutmayıp, O’nu zikretmek.

Mâlik bin Dinâr (r.a.) Buyurdu ki;

-“Şu beş şey bedbahtlığın alâmetidir;”

-“1.Birincisi; Gözün yaşarmaması,”
-“2.İkincisi;Kalbın katı olması,”
-“3.Üçüncüsü;Hayasızlık,”
-“4.Dördüncüsü;Dünyaya düşkün olmak,”
-“5.Beşincisi;Dünya için canından endişe etmektir. Mümin olan kimse Allah-u Teâlâ’dan korkar, boş sözlerden dilini koror.”

Mâlik-i Dinâr (r.a.) Buyudu ki;

-“Üç. Şey gönlü öldürür; Çok yemek, çok uyumak, çok konuşmak.”

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Malik bin Dinar (Radiyallah-u anhu) hurmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Bor-e Veysike Çağ-Çağ nehri (Nusaybin)

Mâlik Bin Dinâr (Radiyallah-u anhu)- 2

Mâlik-i Dinâr (r.a.) bir yıl hacca gitti. Haccını tamamladığı gece rü’yasında bir ses işitti.

Şöyle deniyordu;

-“Ya Mâlik hacca gidenlerden Muhammed oğlu Abdurrahman afedilmedi.”

Sabahlayın çevresinde Muhammed oğlu Abdurrahman’ı aramaya başladı.

Sordukları kimse ona;

-“Aradığın kimse Kur’an ehlidir. Her yıl hacca gelir.” Dediler.

Araya araya onu bir köşede Kur’an okurken buldu.

Abdurrahman Mâlik (r.a.) i görünce bir AH ÇEKİP BAYILDI.

Daha sonra şöyle dedi;

-“Beni Rü’yada gördün. Bana Allah-u Teâlâ’nın beni affetmediğini söylemeye geldin değil mi?”

Mâlik Bin Dinâr (r.a.) çok şaşırdı.

O’na hayret edip sordu;

-“Salihlerden birine benziyorsun. Çok merak ettim. Acaba, Allah-u Teâlâ seni niçin afetmiyor. Ne günah işledin.”

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Malik bin Dinar (Radiyallah-u anhu) hurmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Çağ-çağ deresi Bor-e Beşire Mecido (Nusaybin)

Mâlik Bin Dinâr (Radiyallah-u anhu)- 3

Adam;

-“Bir Ramazan ayının ilk gecesi idi. İÇKİ İÇİP SARHOŞ OLMUŞTUM. Babam beni aramış ve bir yerde yatar bulmuş. Beni çekince ben de sarhoşluktan ona vurup bir gözünü çıkarmıştım. O da bana bedduâ etmiş. Ertesi günü ayılınca neler yaptığımı büyük bir üzüntü ile öğrendim.”

-“Bütün içki küplerimi yok ettim. Kölelerimi AZAD ETTİM. Yaptıklarıma PİŞMAN OLUP, DOĞRU YOLA GİRDİM. Her yıl böyle hacca gelir DUA EDERİM. Fakat her seferinde sizin gibi birisi Ru’yam’da; “ALLAH SENİ AFETMEDİ.” Diye söyler.”

Tekrar ağlamağa başladı.

O’nun bu haline Mâlik bin Dinâr (r.a.) acıdı. Babasını sorup yerini öğrenerek onun yanına gitti.

Babası o büyük âlimi görünce şöyle karşıladı;

-“Hoş geldin Ya Mâlik!”

Mâlik bin Dinâr (r.a.);

-“Beni nasıl tanıdın?” buyurdu.

Adam;

-“Bugün Allah-u Teâlâ’ya dua edip seni görmeği dilemiştim.” Dedi.

Mâlik bin dinâr (r.a.);

-“Seni ziyaretimin bir sebebi var.” Buyurdu.

Adam;

-“Buyurun bir isteğiniz varsa hemen yerine getireyim.” Dedi.

Mâlik bin dinâr (r.a.);

-“Farzet ki kıyamet kopmuş, oğlun Abdurrahman’ı tutup Cehenneme götürüyorlar. Onu bu halde görsen üzülmez misin?” Buyurdu.

Bunu duyunca babası ağlamağa başladı.

Daha sonra kendine gelip dedi ki;

-“Sen Şahit ol ki, oğlumun kusurunu affettim ve ona hakkımı helal ettim.” Dedi.

Daha sonra Mâlik bin dinâr (r.a.) ondan izin alarak oğlunun yanına gidip müjdeyi verdi.

Mâlik bin dinâr (r.a.) Buyurdu ki;

-“Baban senin suçunu bağışladı. Biraz sonra seni görmeye gelecek.”

Bunu duyunca Abdurrahman ağlayarak tekrar bayıldı.

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Malik bin Dinar (Radiyallah-u anhu) hurmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Bor-e Beşire Mecido Çağ-Çağ deresi (Nusaybin)

Mâlik Bin Dinâr (Radiyallah-u anhu)- 4

Bu sırada babası geldi. Mâlik bin dinâr (r.a.) a rica etti;

-“Oğlum’u affettim. Öbür âlem’e göçeceği yakın zanediyorum. Şehadet getirip ruhunu teslim etsin.” Dedi.

Mâlik bin dinâr (r.a.) Şehadet kelimesini telkin etmeğe başladı. Fakat Abdurrahman cevap vermiyordu.

Nihayet gözlerini açıp, karşısında babasını görünce ona yalvaran bir sesle dedi ki;

-“Babacığım ne olur, gel sende benim gözümü çıkar ki, kıyamette kalmasın!”

Babası;

-“Ey gözümün nuru! Ben suçunu bağışladım. Senden razı oldum.” Dedi.

Bu sırada Abdurrahman iki defa şehadet getirdi.

Mâlik bin dinâr (r.a.) ona sordu;

-“Halin nasıldır?”

Abdurrahman;

-“Baygın halde iken başucumda elinde topuz olan bir melek durup bana;

(-“BABAN SENDEN RAZI DEĞİL! Bu topuzla senin başına vuracağım.”) dedi.

-“Az sonra, başka bir melek gelip yeşil bir mendille gözlerimin yaşını sildi ve dedi ki;”

(-“Şehadet getir! Baban ve ALLAH-U TEÂLÂ SENDEN RAZI OLDU.”) dedi.

Abdurrahman bunları söyler söylemez ruhunu teslim etti.

Bir gün Basra valisi Mâlik bin dinâr (r.a.) a der ki;

-“Ey Mâlik, bize karşı bu kadar konuşabilmen için sana cesaret veren ve bizi mukabele etmekten aciz bırakan şey nedir biliyor musun?”

Vali’nin sözlerine Mâlik Bin Dinâr (r.a.) şöyle cevap verdi;

-“Dünyaya hiç değer vermemem, siz ve sizim gibi insanlardan beklediğimin olmamasıdır.” Dedi.

Yanında bir köpek gelip oturduğu zaman ona bir şey yapmaz ve kovalamazdı.

Buyururdu ki;

-“Bu köpek, KÖTÜ ARKADAŞTAN DAHA İYİDİR, Kişinin iyi insanları yanında bulnup da doğru yola gitmemesi, şer (kötülük) olarak kendisine yetişir.”

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Malik bin Dinar (Radiyallah-u anhu) hurmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

dsc02154-2154-girnavas-selelasi.JPG

Girnavas şelalesi (Nusaybin)

Halife Hazreti Ömer (r.a.) Bir gece Medine sokaklarında dolaşırken bir evin önünde geçerken şu sözlere kulak misafiri olur.

Koyun sağan bir kadın kızına şöyle söyliyordu.

-”Kızım sütte biraz su kat.”

Kızı ona

-”Anneciğim Emiri-l mu’minin Hz.Ömer (r.a.) süte su katmayı yasaklamış bizi görürse cezalandırır.”dedi.

Annesi ;

-”Kızım Hz.Ömer (r.a.) nereden bizi görecek.” Dedi.

Kızı:

-”Anneciğim Hz.Ömer (r.a.) bizi görmezse Allah (c.c) bizi görür.”diyordu…

Bu sözleri duyan Hz.Ömer (r.a.) ses çıkarmadan eve gelir, ertesi sabah kulak misafiri olduğu eve gelir.”suyu sütte katma diyen kızı oğluna ister.”

İşte bu kızın neslinden Halife Ömer bin abdulaziz (r.a.) dünyaya gelir…

Süleyman bin Abdulmelik halife idi:

Bir gün;

-”Bu dünyanın ni’metlerinden bu kadar istifade ettim, kiyâmette halim nice olur.”diye düşündü.

Zamanın Alim ve zahidi olan Ebu hazım (r.a.) a bir kimse gönderip;

-“Orucunu ne ile açıyorsun, bana ondan gönderin.” dedi.

Ebu Hazım (r.a.): Halife’ye kızarmiş buğday kepeği gönderdi ve;

-”Ben gece bunu yerim.”dedi.

Süleyman bin Abdulmelik bunu görünce ağladı ve kalbine büyük haller zahir oldu üç gün hiç yemek yemeden oruç tutu. Üçüncü günün akşamı gönderilen o şey ile iftar etti.

Derler ki;

O gece hanımı ile yattı ve oğlu Abdulaziz (r.a.) dünyaya geldi ondan da adalet ile cihanda bir tane olan ve Ömer bin Hattab (r.a.) a benzeyen Ömer bin Abdulaziz (r.a.) dünyaya geldi. Bunun ise ebu Hazim (r.a.) ın gönderdiği o yiyeceğin bereketinden istifade etmek niyetiyle olduğunu bildirmiştir.

Ömer bin Abdulaziz (r.a.) e

-”Tövbe etmenizin sebebi nedir.”diye sorduklarında.

Ömer Bin Abdulaziz (r.a.);

-”Bir gün bir köleyi dövmüştüm.”

Bana;

-”Sabahı kiyamet olacak son geceyi hatırla.” dedi. Kalbimde çok tesir etti.” dedi.

Ömer bin Abdülaziz (r.a.), muhammed bin Ka’bil kurezi (r.a.) ye

-”Adalet nasıl olur? Bana anlat.” dedi.

Buyurdu ki

-” Müslümanlardan senden küçük olanlara baba, büyük olanlara oğul, senın gibi olanlara kardeş ol. Herkesİn cezasını, günah ve kuvvetine uygun yap. Sakın kızarak bır kamçı vurma yerin cehennem olur” dedi.

Zahidlerden biri zamanın halifesinin yanına geldi.

Halife:

-”Bana nasihat et.” dedi

Zahid Buyurdu ki;

-”Ben çine bir yolculuğa çıkmıştım o memleketin kıralı sağır idi, çok ağlıyor

Ve diyordu ki:

-”Kulağımın duymadığına değil, kapıma gelen ve feryat eden mazlumların sesini duymadığıma ağlıyorum. Fakat gözüm görüyor. Gidiniz ilan ediniz, zulme uğrayan kırmızı elbise giysin” dedi.

Böylece her gün bir fil’e binip etrafı dolaşır kırmızı elbiseli olanları çağırırdı.”

-”Ey emir’il mü’minin bu dediğim kafir ülkesinde bulunan bir kafir kralının Allah (c.c.) ın kullarına olan şefkat ve merhametidir. Sen ise mü’minsin ve Resulullah’ın (s.a.v.) ehli beytindensin. Senın şefkat ve merhametinin ne kadar olması icab ettiğini, artık sen düşün.”

Ömer bin Abdülaziz (r.a.) zamanında müslüman bir asker Rum Kralı olan hiristiyanlara esir düşmüştü. Halife hiristiyan krala bir mektup gönderdi.

Mektubun içerisinde şöyle yazılıydı.

-”İzzet şeref sahibi olan bir muslumani esir almışsin, ya o askeri serbest bırakırsın, yada sana öyle bir ordu göndereceğim ki; başı senin yanında sonu benim yanımda olsun.”

Rum kral’ı bunu duyunca korkup müslüman askeri serbest bıraktı.

Allah’u teala (c.c.) bizleri ve sizleri Bu mübarek zatların yüzü suyu hürmetine bağışlasın. AMİN…

Fuad Yusufoğlu