‘İhlas’ olarak etiketlenmiş yazılar

Allah korkusu- 2

22 Mart 2008

Kasyane- Navale sipi- (Nusaybin)

Kıyamet günü bir kul getirilir. Günah ve sevabı tartılır. Günahları ağır gelince cehenneme atılması emredilir.

Bu arada gözlerinin kirpiklerinden bir kıl şöyle der:

“-Ey Rabbim, senin peygamberin Muhammed (s.a.v.) kim Allah korkusundan ağlarsa, Allah’u Teala o gözü cehennem ateşine haram kılar.” Buyurmuştur. Ben ise senin korkundan dolayı dünyada iken ağladım.”

Bunun üzerine Allah’u Teala (c.c.) o kimseyi affedip, dünyada iken ağlayan o bir kirpik teli bereketi sebebiyle cehennem ateşinden kurtarır.

Cebrail (a.s.) de:

-”Filan oğlu filan bir kirpik sebebiyle kurtulmuştur.” diye durumu ilan eder.

Anlatılır ki, Muhammed ibni Münzir (r.a.) ağladığı zaman yüzünü ve sakalını göz yaşları ile mesh eder.

Ve derdi ki:

-”İşittim ki cehennem ateşi, göz yaşları değen yeri yakmazmış.”

Hasan-i  Basri (r.a.) zamanında fısku fıcurla meşhur olan Ferezdak isminde bir kimse varmış.

Bir gün Hasen-i  Basri (r.a.) hazretleri bir mezarlıkta defin işiyle uğraşiyordu. Bir duvar dibinde uzaktan onu seyr edenFerezdak kendi kendine şöyle düşündü…

-”Hasan-i  Basri (r.a.) nın  arkasından bu kadar insan yürüyor herkes ona salih insan diyor, Benim için insanlar bak şu günahkar, asi diyorlar ” dedi.

Duygulanıp İçin için ağlamaya başladı.

Hasen-i  Basri (r.a.) hazretleri onu görünce

-”Ey Ferezdak niçin ağlıyorsun? ” diye sorunca

Ferazdak:

-”Efendim! Ben kendimle sizi mukayese ediyor daha dünyada iken sizin için ne iyi insan, benim için ne fena insan diyorlar. Aceba ahirette benim halım nice olur diye onu düşünüyorum ve kendi halima ağliyorum.” dedi.

Şeyh Hasan-el Basri (r.a.) hazretleri oradan ayrılır.

Ferazdah kendi kendine düşünür. Ve:

-”Bu kadar günahla yarın nasıl Yüce Rabbımın huzuruna çıkacağım.” derinden bir ah çekip tevbe eder.

Gece ferezdak vefat eder. Vefat ettiği gece Hasan-i  Basri (r.a.) hazretleri rüyasında Allah tarafından ilham gelir :

-”Benim bir veli kulum bu gece vefat etti yarın namazını kıl en güzel şekilde defn et.” buyurdu.

Sabahlayın kalktığında Ferezdak’ın vefat ettiğini görür. Namazını kılar ve güzel bir şekilde onu defn eder…

Mükaşefetül Kulub (İmam-i Ğazali)

Allah-u teala hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri kendisinden korkup göz yaşı döken halis kullarından eylesin. AMİN…

Fuad Yusufoğlu

İhlas

22 Nisan 2008

Sera’mdan yetiştirdiğim bir gül (Nusaybin)

Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem);

-”Allah’u teala hazretleri Buyuruyor ki: İhlas benim sırlarımdan bir sırdır. Onu sevdiğim kulun kalbine yerleştiririm.”buyurdu.

Muaz bin cebel (r.a.) buyurdu ki:

-”İhlas ile amel et, az de olsa yetişir.”

Ma’ruf-i Kerhi (r.a.) kendini kamçı ile döver

Ve;

-”Ey nefsim, İhlas üzere ol, kurtulursun” derdi.

Ebu Süleyman (r.a.) diyor ki;

-”Ömründe bir adım ihlasla atmış olana müjdeler olsun. Çünkü onunla Allah’u teala den başkasını istememiştir.”

Büyükler den birini ru’yada gördüler.

-“Allahu teala sana ne yaptı.” diye sordular.

Buyurdu ki:

-”Onun için yaptığım şeyi sevab defterinde gördüm, hata yoldan kaldırdığım bir nar tanesi bile. Külahimda bulunan bir ipek telini günah kefesinde gördüm. Yüz altın kiymetinde merkebim ölmüşti, onu sevab kefesinde görmedim. Halbu ki evimde ölen kediyi sevab kefesinde görmüştüm.”

Allah’u teala’ya.

-”Ya Rabbi, kediyi sevap kefesinde görüyorum de merkebi görmiyorum”dedim.

Allah (c.c.);

–“O gönderdiğin yerdedir diye bir ses geldi. Ölünce, Allah’ın la’netine git,” dedin. -”Allah yolunda deseydin o nu da bulurdun.” buyurdu.

-”Allah’u teâlâ (c.c.) için sadaka vermiştim. Fakat insanlar görmüşlerdi. İnsanların görmesine sevinmiştim. Onu ne lehimde nede aleyhimde gördüm.”

Biri anlatır :

-“Allah yolunda denizde harbe gitmiştim, bir arkadaşim bir heybe satiyordu. Alayım işime yarar, filan şehirde satıp biraz para kazanırım.” dedim.

O gece ru’yamda gördüm ki:

-“Gökten iki kimse indi. Biri diyerine, gazilerin ismini yaz; ve yine yaz ki, filan kimse görmek için, filan kimse ticaret için, filan kimse gösteriş için, desinler diye harbe gitmiştir.

Sonra bana baktı ve;

-”Filan kimse ticaret için gelmiştir yaz” dedi.

Dedim ki:

-“Allah!  Allah… Benim halime bir bakın, Ticaret yapacak bir şeyim yoktur. Ben Allah rızası için gelmiştim.”

Meleklerden birisi;

-“Ey şeyh, O heybeyi kâr için satın almadın mı?”dedi

Bunu duyunca ağladım ve;

-“ Ben kattiyen tüccar değilim,” dedim.

Diğer Meleğe;

-”Allah yolunda harbe gelmiştir. Yolda kâr etmek için bir heybe satın almıştır. yaz, Allah’u Teala (c.c.) o nun hakkında nasıl dilerse öyle hüküm etsin”dedi.

Bunun için demişlerdir ki ihlasla geçen bir saat, ebedi kurtuluşur. İhlas çok aziz dir

Demişlerdir ki:

-”İlim tohumdur,”
-”Amel bitkidir,”
-”İhlas ise onun suyudur…””

Ebu Hamıd Muhammed bin Muhammed Ğazali (Kimya-yi saadet)

Allahu teâlâ hazretleri (c.c.) bizlerin ve sizlerin Amellerini tam bir ihlas’la kabul eylesin. AMİN

Fuad Yusufoğlu

İhlas- 2

22 Nisan 2008

Kasyane –Navale-hürmüz nehri (Nusaybin)

Adamın biri Hasan-i Basri hazretlerine (r.a.) der ki:

“-Ben Allah’a ibadet ve taâttan zevk alamiyorum:

Hasan-i Basri hazretleri (r.a.) şöyle cevab verir:

-”İhtimal ki sen Allah’ tan korkmiyan birinin yüzüne baktın.”

Bil ki;

İbadet edip, kulluk yapmak yaratıkların tümünü, Allah’a terk etmenle olur.

Kamil-i mükemmil olan mürşidim BAZ lakablı İzzeddin El-Hazbevi (k.s.) şöyle buyurdu:

-”Adamın birinin çuvalı kayıbolur. Kimin aldığını bilmez. Bir gün namaz kılarken çuvalın kimde olduğunu hatırlar.

Namazı bitirdikten sonra kölesini çağırıp:

-”Filan oğlu filana git çuvalı ondan geri al.” der.

Bunun üzerine köle efendisine şöyle der:

-”Efendim, Çuvalı kimde olduğunu ne zaman hatırladınız?

Efendisi:

-”Namazda iken hatırladım.”der.

Köle:

-”Ey efendim, sen Allah’a ibadet etmiyor belki çuvalı arıyordun.

Kölenin bu güzel cevabı ve sağlam itikadı yüzü suyu hürmetine adam onu azad eder.

Akıllı olana Yaraşan, dünyayı terk etmek, ibadeti Allah için yapmak, geleceğini düşünmek ve âhiret için hazırlıkta bulunmaktır.

Rivayet edilir ki:

Bir adam namaza durur. Fatihayı okumaya başlar “Allah’ım yalnız sana ibadet ederiz.“ayetine geldiğinde Allah!ın huzurunda olup gerçekten ona ibadet ettiğini anlar.

Bunun üzerine hafiften kendisine

-”Yalan söyliyorsun Sen Allah’a değil ancak halka tapıyorsun.” diye bir ses işitir.

Adam tövbe edip insanlardan uzaklaşır. Kalbinden insanları çıkarır sonra tekrar namaza durur

-”Yalnız sana ibadet ederiz “Mealindeki ayete gelince yine ‘yalanci sen Allah’a değil ancak
malına ibadet ediyorsun’ diye bir ses duyar.

Bunun üzerine ne kadar malı varsa hepsini sadaka olarak dağıtır. Sonra yine namaza durur.

Ayni ayete geldiğinde, ‘yalancı sen Allah’a değil elbisene ibadet ediyorsun’ diye yine aynı ses işitir.

Bunun üzerine elbisesini de sadaka olarak verir Sonra gene namaza başlar: Ayni ayete geldiğinde

-”Doğru diyorsun, hakikaten sen şimdi Allah’a ibadet ediyorsun ” diye kulağına ses gelir.

İmam-i Ğazali (Kalblerin keşfi)

Allah’u teala hazretleri bizleri ve sizleri Kendi rızası için İbadet etmeyi nasib eylesin. Amin…..

Fuad Yusufoğlu

İhlas- 3

01 Haziran 2008

Beyaz suyun siyah suyla karıştığı yer(Aşağıdan görünüşü)

Beyaz suyun siyah suyla karıştığı yer (Yukarıdan görünüşü)

İbrahim Havas (k.s.) anlatır:

Bir sene hac’ca gitmeye niyet ettim. Bu niyetle yola çıkıp ne zaman Kabe’i şerif tarafına gitmek istedimse gayri ihtiyari ters istikamete doğru gidiyordum

Allah’u teala (c.c.) nın iradesi beni bu tarafa çekiyordu. En sonunda İstanbul tarafına gitmeğe karar verdim. Şehre girdim. Yüksek bir köşk gördüm. Kapısı önünde bir takım insanlar toplanmıştı.

Yaklaştım.:

-“Niçin toplandınız .” Dedim.

Köşkün kapısında bulunanlardan biri;

-”Rum Kayserının kızı delirmiş çare bulmak için doktorlar toplandı.” dediler.

Bunda bir hikmet olsa gerekir Dedim. Orada Kayserın kızını on dördüncü Ay gibi nurlu bir şekilde gördüm.

Bana baktı, Selam verdim

-”Aleyküm selam ey İbrahim Havas.” dedi.

Ben;

-”Beni nereden tanıyorsun ? ” dedim.

Kız:

-”Canımı Canana teslim etmek istedim ve Hak Teala’nın (c.c.) sevdiği bir kulunu yanımda bulundurmasını niyaz ettim.”

Buyurdu ki:

-”Üzülma yarın İbrahim Havas dostumu sana gönderirim”

Ben;

-”Peki hastalığın nedir ?” dedim.

Şöyle cevab verdi:

-”Bir gece dışarı çıkıp ibret nazarı ile Gökyüzüne baktım. Hak (cela ve ala ) hazretleri teceli ederek beni benden aldı. Kendimden geçtim. (Allah Ahad ve Resul’u Ahmed) Kelimesi dilime, manası Kalbime geldi. Bu kelimeyi dilimden düşürmez oldum. Bu sebepten bu halime delilik alameti, bana da deli dediler.”

Ben;

-”Bizim diyara gelmek istermisin?” Dedim.

Kız;

-”Sizin diyarde ne vardır?” Dedi.

Ben de;

-”Mekke, Medine, Beytül Mukaddes oradadır.”dedim.

Bunun üzerine bana

-”Sağ tarafıma bak. “Dedi.

Sağ tarafına Baktım.

Bir düzlükte Mekke, Medine ve Beytül Mukaddes karşımda duruyor gördüm.

Az sonra

-”Vakit yaklaştı. İstek ve arzu haddı aştı.” dedi. Ve kelime-i şehadet getirip, ruhunu teslim etti.”

İlahi

Biz fakır kullarını son nefesimizde geniş olan Lütfüne ve büyük Keremine mazhar kıl Ruh kuşumuzun “Rabbine rucu et” nidasiyle Melekler aleminden uçmak nasib eyle….

Mearicün Nübüvve (ALTİ PARMAK)

Allah bizleri ve sizleri Evliyaullah olan sevgili kulların yüzü suyu hürmetine Afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

…İbret…

02 Haziran 2008

Cennettül-baki-kabristani (Medine-i münavvara)

Bu mezarlıkta Peygamberimiz (s.a.v.) in ehli beytinden ve Sahabe-i kiram (Rıdvanullahı Teâlâ aleyhi ecmain ) den onbin kişiler bulunuyor.

Naklolunur ki;

Malik Bin dinar (k.s.) Hazretleri kabristandan geçerken bir mevta’yı defn ettiklerini gördü:

Yere oturdu. Çok ağladı.

Kendi kendine dedi ki:

“-Ey Malik yakın zamanda sen de bunun gibi olursun. Ölüm sana da gelecektir.

Sonra dervişlerine döndü ve:

“-Ben ölünce kefene koymayın, ayağıma ip takın. Yüzüm üzerine sürükleyin. Kabir yanına getirin.”

Ve deyin ki:

-”(İlahi İşte Kaçkın Malik’i getirdik.’)

-”Kiyamet kopunca başımı kabirden çıkardığım zaman bakın ki;”

-”Yüzüm siyah mı olmuştur, yoksa beyaz mı?”

-”Kitab verilirken bakın Kitabımı sağdan mı verirler, soldan mı?”

-”Mizana bakın sevablarım mı ağır gelir günahlarım mı?”

”Ey günahkarlar, şimdi dostlarımdan ayrılınız” kelime-i İlahisi söylenince bakın ki Cennet yoluna mı gidiyorum, Cehennem yoluna mı?”

Malik Bin dinar bu vasiyetini, böylece tamamladı. Derinden bir ah çekti. Ve canını Huda’ya teslim etti.

Sonra bir ses işitildi:

“-Malik bin Dinar bütün tehlikelerden kurtuldu, Rahman’ın Rahmetine kavuştu.”

-“İlahi biz fakır kullarını son nefesimizde geniş olan lûtfuna ve büyük keremine mahzar kıl. Ruh kuşumuzun (-“Rabbine rücu et”) nidasıyla melekler aleminden uçmak nasib eyle… Amin.”

Mearicün Nübüvve (Altıparmak)

Allah bizleri ve sizleri Evliyaullah olan sevgili kullarının yüzü suyu hürmetine Afv eylesin. Amin…

Fuad Yusufoğlu

Navale Reş (Nusaybin)

Sultan-ül Arifin lakabı ile meşhür olan Bayezed-i Bistami (r.a.): 3

 Birgün yakınları kendisine, “Efendim, filan yerde büyük bir zât var. Fazîlet ve kerâmet sahibi bir velîdir” dediler ve daha başka sözlerle o zâtı çok medh ettiler. Bunun üzerine Hz. Bâyezîd “Madem öyledir. O halde o büyük zâtı ziyârete gitmemiz lâzım oldu” buyurdular. Talebelerinden ba’zıları ile birlikte tarif edilen zâtın bulunduğu yere geldiler. Bâyezîd-i Bistâmî (r.a.) bildirilen zâtın, mescide gitmekte olduğunu gördü ve kıbleye karşı tükürdüğünü müşahede etti. Görüşmekten vazgeçip derhal geri döndü. Sonra o kimse hakkında şöyle buyurdu: “Dînin hükümlerini yerine getirmekte, sünnet-i seniyyeye uymakta ve edebe riâyette zayıf olan birisine, nasıl olur da kerâmet sahibi denilir. Böyle bir kimsenin, Allahü teâlânın evliyâsından olması mümkün değildir,”

 Bâyezîd-i Bistâmî’ye (r.a.) “Bu yüksek makamlara nasıl kavuştunuz?” diye sordular. Cevâbında şöyle anlattı: “Bir gece herkesin uyuduğu bir sırada, Bistâm’dan çıktım. Ay her tarafı aydınlatıyordu. Gidiyor iken, aniden karşımda çok heybetli bir makam gördüm. Onsekizbin âlem O’nun heybeti yanında bir zerre gibi kalıyordu. Aklım başımdan gitti. Beni fevkalâde bir hâl kapladı. O halde iken (Yâ Rabbi, bu kadar büyük, bu kadar güzel bir dergâh acaba niçin böyle boş?) dedim. Bir nida geldi ki: (Bu dergâhın boşluğu, kimse gelmediği için değil, belki gelenlerin lâyık olmadığı ve uygunsuzluğu sebebiyle gelenleri bizim kabul etmeyişimizdendir.” Bir an, herkesin bu huzura kavuşması için şefâatçi olayım diye kalbime geldi. Fakat, bu şefâat makamının Sultân-ül-Enbiyâ Muhammed Mustafâ (s.a.v.) efendimize mahsus olduğunu hatırlayıp, benim öyle düşünmemin, bu şefâat makamına karşı edebe riâyetsizlik olacağını anlayıp, o düşüncemden vazgeçtim. Bir ses duydum ki (Ey Bâyezîd, Sultân-ül-Enbiyâ’ya olan muhabbetin ve edebe riâyetin sebebiyle, biz de senin edebini ve mertebeni yükseltiyoruz. Kıyâmete kadar (Sul-tân-ül-ârifîn; diye anılırsın; buyuruyordu.

 

Sultân-ül-âlifin, Bâyezîd-i Bistâmî’yı (r.a.) bir gece uyku bastırıp, sabah namazına uyanamadı. Namazını kaza edip o kadar ağlayıp inledi ki, bir ses”İşitti. “Ey Bâyezîd, bu günahını affeyledim. Bu pişmanlık ve ağlamana da, ayrıca yetmişbin namaz sevabı ihsan eyledim” diyordu. Aradan bir kaç ay geçtikten sonra onu, yine uyku bastırdı. Şeytan gelip, Hz. Bâyezîd’in mübârek ayağından tutarak uyandırdı ve “Kalk namazın geçmek üzeredir” dedi. Bâyezîd (r.a.) Şeytan’a, “Ey mel’ûn! Sen hiç böyle yapmazdın. Herkesin namazının geçmesini, kazaya kalmasını isterdin. Şimdi nasıl oldu da beni uyandırdın?” buyu-runca; Şeytan su cevâbı verdi: “Bir kaç ay önce sabah namazını kaçırdığında, pişmanlığın ve üzüntün ebebiyle çok ağlayıp inlediğin için ayrıca yetmişbin namaz sevabı almıştın. Bu gün, onu düşünerek seni uyandırdım ki, sadece vaktin namazının sevabına kavuşasın, yetmişbin namaz sevabına kavuşmaya-sın.”

Devam edecek…

İslâm âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri Bizleri ve sizleri Sultan-ül Arifin Bayezid-i Bistamı (r.a.) nın yüzü suyu hürmetine İbadetle geçen Huzur dolu günler ihsan eylesin. Amin…

Fuad Yusufoğlu

Divana -Navala reş- (Nusaybin)

Sultan-ül Arifin lakabı ile meşhür olan Bayezed-i Bistami (r.a.): 4

 Bâyezîd-i Bistâmî hazretleri şöyle anlatıyor: “Benim zamanımda binlerce velî vardı. Hepsi de ibâdet, riyâzet, keşif ve kerâmet sahibi idi. Fakat asrın kutupluğu, ümmî bir demircinin üzerinde idi. Ben bu işin sır ve hikmetine karşı hayretler içindeydim. Çoluk çocuğunun nafakası için geceli gündüzlü örs başından ayrılmayan demirciyi görmek istedim. Birgün dükkânına gittim. Selâm verdim. Beni görünce, çocuklar gibi sevindi. Ellerime sarıldı, uzun uzun öptü ve benden duâ rica etti. Henüz keşif âlemine girmemiş olduğu için kendi makamından habersizdi. Benden duâ isteyince dedim ki: “Ben senin ellerinden öpeyim de, sen bana duâ eti Sizin duânıza muhtaç olan benim!” O ise şöyle cevap verdi:

 ”Benim sana duâ etmemle, içimdeki dert hafiflemez ki!” Bunun üzerine ben de “Derdin nedir? Söyle bir çâre arayalım?” dedim. “Acaba kıyâmet gününde, bunca insanın hâli ne olur? Bunu düşünmekten, buna yanmaktan başka derdim yok” dedikten sonra hüngür hüngür ağlamaya başladı. Beni de ağlattı. O vakit içimden bir nida duydum: “Bunlar nefsim, nefsim diyenlerden değil, ümmetim ümmetim diyenlerdendir.” Hemen içimdeki hayret silindi. Kutupluk makamının bu demirciye niçin verildiğini sezdim. Anladım ki, böyleleri, sevgili Peygamber efendimizin kalbine her an bağlıdır. Onun hakikatine mazhardır. Demirciye dedim ki:

 ”İnsanların azâb çekmesinden sana ne?” Demirci de, “Bana mı ne? Benim fıtratımın mayası, şefkat suyuyla yoğunılmuştur. Cehennem ehlinin bütün azabım bana yükleseler de, onları bağışiasalar, ben se’âdete ererim ve derdimden kurtulurum” dedi.

 O, namazda okunmak için, farz miktarından fazla sûre ve âyet bilmiyordu. Bilmediklerini öğrettim. Ben de, kırk yıldır elde edemediğim ma’nevî derecelere yükseldim, içim feyz-i ilâhi ile doldu. O vakit iyice anladım ki, kutupluk sırrı başka bir ma’nâ imiş.”

 Bâyezîd-i Bistâmî hazretleri, kabristanda çok dolaşırdı. Bir gece yine gezerken, gece bekçisi elindeki sopayla vurdu. Bâyezîd (r.a.) “La havle velâ kuvvete illâ bil-lâhil aliyyil azîm” dedi. Bekçi birkaç kere daha vurunca sopa kırıldı.

 Bâyezîd hazretleri eve dönünce talebelerine sopanın fiatanı sordu. O kadar parayı bir keseye koyarak, bir miktar da tatlı ile beraber bir talebesiyle, o bekçiye gönderdi. Bir de mektûb yazarak bekçiye vermesini söyledi. Mektup şöyle idi:

 (Muhterem Bekçi efendi, belki beni hırsız sanarak dövdün. Kabahat bendedir. Gece kabristanda gezmeseydim, dövmezdin. Sopanızın kırılmasına da sebep oldum. Gönderdiğim parayla kendine bir eli sopa al! Sopanın kırılma üzüntüsünün kalbinden gitmesi için de, yolladığım tatlıyı ye! Allahü teâlânın selâmı üzerine olsun.) Genç bekçi mektubu okuyunca, gelip özür dileyerek tövbe etti. Onunla birlikte birkaç bekçi daha hak yola girdi,

Devam edecek….

İslam  âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) bizlere ve sizlere Gizli bir hazine olan Kanaat ihsan eylesin. Amin…

Fuad Yusufoğlu

 

Navala reş  Divana (Nusaybin)

Sultan-ül Arifin lakabı ile meşhür olan Bayezed-i Bistami (r.a.): 5

 Bir gün Yûsuf-i Bahirânî isminde bir zât kendi kendine düşündü ki, “Bâyezîd-i Bistâmî’nin yanına gideyim. Eğer, açıktan bir kerâmet gösterirse velî olduğunu kabul edeyim. Böylece O’nu imtihan etmiş olayım.” Bu düşünce ile, Hz. Bâyezîd’in bulunduğu yere geldi. Hz. Bâyezîd onu görünce buyurdu ki: “Biz kerâmetlerimizi, talebelerimizden Ebû Sa’îd Râî’ye (r.a.)’e havale ettik. Sen ona git.” Bu kimse gidip, Ebû Sa’îd Râî’yi sahrada buldu. Kendisi namaz kılıyor, koyunlarına da, kurtlar bekçilik ediyordu. Namaz bitince, gelen kimse kendisinden taze üzüm istedi. Oralarda üzüm bulunmazdı ve zamanı da, değildi. Ebû Sa’îd Râî (r.a.) asasını ikiye bölüp, bir parçasını gelen kimsenin tarafına, diğer kısmını da kendi tarafına dikti. Allahü teâlânın izni ile, hemen o parçalar asma oldu ve taze üzüm verdi. Fakat, Ebû Sa’îd tarafında bulunan üzümler beyaz, gelen kimsenin tarafında bulunan üzümler siyah renkte idi. O kimse, üzümlerin renklerinin farklı olmasının sebebini sordu. Ebû Sa’îd Râî. (r.a.), “Ben Allahü teâlâdan, yakın yolu ile istedim. Sen ise imtihan yolu ile istedin. Dolayısıyle, renkleri de niyetlerimize uygun olarak meydana geldi” buyurdu ve o kimseye bir kilim hediyye edip, kaybetmemesini tenbih etti. O kimse kilimi alıp, hacca gitti. Fakat, kilimi, Arafat’da kaybetti. Çok aradı ise de bulamadı. Hacdan dönüşünde, Bistâm’a, Bâyezîd hazretlerinin yanına uğradı. Baku ki kaybettiği kilim, Hz. Bâyezîd’in önünde duruyor. Bu hâdiselere şâhid olduktan sonra, böyle yüce bir zâttan, kerâmet istediğine çok pişman oldu. Tövbe ve istiğfâr edip, Bâyezîd-i Bistâmî’nin talebeleri arasına katıldı.

Bir sene hacca gitmek üzere yola çıktı. Bir devesi vardı. Azığını ve eşyasını o deveye yüklemişti. Birisi kendisine, “Bu kadar uzun yol için, bu kadar yük bu deveye fazla gelmez mi?” dedi. Bâyezîd (r.a.) “Acaba yükü taşıyan deve midir? dikkat et bakalım, devenin sırtında yük var mı?” dedi. O kimse dikkatle baktığında gördü ki, yük devenin sırtından bir karış yukarıda durmaktadır. O kimse hayretini gizliyemeyip “Sübhânallah! Ne kadar acâib bir iş” deyince, Hz. Bâyezîd, “Hâlimi sizden gizlesem, bana dil uzatıyorsunuz. Hâlimi size açık açık göstersem hayret ediyorsunuz, takat getiremiyorsunuz. Ben size ne yapayım bilemiyorum?” buyurdu ve yoluna devam etti. Ziyâretleri esnasında kendisine, annesinin hizmetine gitmesi bildirildi. Bistâm’a giden bir kafile ile hemen yola çıktı. Bistâm’a geldiği duyulunca bütün halk yollara dökülüp, kendisini karşıladılar. Seher vakti evlerine geldi. Annesi abdest almış şöyle duâ ediyordu, “Yâ Rabbî! Benim garîb oğlumu her kötülükten muhafaza buyur. Büyükleri kendisinden hoşnud eyle. Oğluma güzel hâller ve iyilikler ihsan buyur…” Bunun üzerine Bâyezîd (r.a.) kapıyı çalıp izin İstedi. Annesinin “Kim o?” suâline Bâyezîd (r.a.) “Senin garîb oğlun” cevâbını verdi. Annesi koşup kapıyı açtı ve “Senden ayrılık hasretiyle ağlaya ağlaya saçlanma ak düştü, belim büküldü” dedi.

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) bizlere ve sizlere Sultan-ül Ârifin olan Beyazid-i Bistami hazretleri (radiyallah-u anhu) nin yüzü hürmetine Salih ameller ihsan eylesin. Amin…

Fuad Yusufoğlu

Navala reş sonu (Nusaybin)

Sultan-ül Arifin lakabı ile meşhür olan Bayezed-i Bistami (r.a.): 6

Bâyezîd-i Bistâmî (r.a.) bir sene hac dönüşünde Hemedan’a uğrayıp, oradan bir miktar tohum satın aldılar. Bistâm’a gelip, Hemedan’dan aldığı tohum torbasını açınca içinde bir kaç adet de karınca bulunduğunu gördü. Bunları yuvalarından ayırmanın münâsip olmıyacağını düşünüp, tekrar Hemedan’a gitti Tohumu aldığı yere bırakıp, ondan sonra Bistâm’a döndü.

 Bir gün yolda yürürken, bir gencin kendisini takip etmekte olduğunu fark edip döndü ve gence, “Niçin beni takip ediyorsun, istediğin nedir?” dedi. Genç, edeble, “Efendim, sizin gibi olmak, yolunuzda bulunmak istiyorum. Lütuf elinizi uzatıp himmet buyurun da ben de kazanayım” dedi. Cevâbında “Benim yaptıklarımı yapmadıkça, benim derimin içine girsen istifâde edemezsin. Bu Allahü teâlânın bir lütfudur” buyurdu.

 Hz. Bâyerid-i Bistâmî’ye bir kimse gelip: “Efendim, ben Taberistan’da idim. Bir zâtın cenâze namazını kılıyorduk. Siz de orada idiniz, cenâze namazından sonra Hızır aleyhisselâmın elinden tuttunuz. Daha sonra sizin havada uçtuğunuzu gördüm” dedi. Bâyerid (r.a.), ona “Doğru söylüyorsun” buyurdu.

 Bâyezîd-i Bistâmî’ye (r.a.) bir gün bir kimse gelip dedi ki, “Efendim. Ben otuz senedir, gündüzleri oruç tutup, geceleri namaz kılıyorum. Ama, kendimde hiç bir ilerleme göremiyorum. Halbuki i’tikâdım da düzgündür.” Bâyezîd (r.a.) “Sen bu hâlde üçyüz sene daha devam etsen bir şeye kavuşamazsın. Çünkü nefs engelin var” buyurdu. O kimse, “Efendim. Bunun hâl çaresi yok mu?” diye sordu. Bâyerid (r.a.): “Var ama sen kabul etmezsin” buyurdu. O kimse ısrar edip “Aman efendim, lütfen bildiriniz ve beni talebeliğinize kabul ediniz. Ne emrederseniz yaparım” dedi. Bâyezîd (r.a.) buyurdu ki: “Öyle ise şimdi evine git. Bu kıymetli elbiseleri çıkarıp, ad! ve eski bir elbise giy. Boynuna bir torba asıp içine ceviz doldur. Seni en iyi, tanıyanların bulundukları sokağa git, Çocuktan başına topla, (Bana bir tokat vurana bir ceviz, iki tokat vurana iki ceviz, veriyorum) de.” O kimse bunları duyunca, “Sübhânallah, Lâ ilâhe illallah. Ben bunları yapamayacağım. Bana başka bir şey emretseniz” dedi. Hz. Bâyezîd, “Senin ilâcın ancak budur ve biz de baştan (Sen bunları kabul etmezsin) diye söylemiştik. Yolumuzun esası nefsi terbiye etmektir.” buyurdu.

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) bzilere ve sizlere Evlyaullah hakkında Sağlam ittikad’a sahib olan kullarından eylesin. Amin..

Fuad Yusufoğlu

Çağ-Çağ deresi (Bor) Nusaybin

Sultan-ül Arifin lakabı ile meşhür olan Bayezed-i Bistami (r.a.): 11

 Hz. Bâyezîd, vefât ettikten sonra, büyük zâtlardan birisi kendisini rü’yâda görüp sordu. “Münker ve Nekir sana nasıl muamele eyledi?” Cevâbında şöyle buyurdu: “O iki mübârek melek gelip (Rabbin kimdir?) diye sorunca onlara dedim ki: Bunu sormakla sizin maksadınız hâsıl olmaz. Siz bana O’nu soracağınıza, beni O’na sorun. Eğer O, beni, kulu olarak kabûl ederse ne a’lâ. Maazallah O, beni kulu olarak kabul etmezse, ben, yüz defa O, benim Rabbimdir) desem ne faydası olur?)”

 Hz. Bâyezîd-i Bistâmî vefât ettikten onra, O’nun sâdık talebelerinden olan bir hanımefendi şöyle anlattı: “Kâ’be-i muazza-aayı tavaf ettikten sonra bir saat kadar efekkür ettim. Bu sırada uykum geldi ve irazcık uyudum. Rü’yâmda beni göğe ıkardılar. Allahü teâlânın izni ve lütfu ile, arş-ı a’lânın altını gördüm. Çok güzel okusu vardı. Nurdan yazılmış bir yazı gördüm (Bâyezîd Veliyyullah) yazılı idi ve yazının eni ve boyu da görünmüyordu.”

 Velîler taifesinin efendisi Cüneyd-i Bağdâdî (r.a.) buyuruyor ki: “Velîler arasında Bâyezîd-i Bistâmî’nin yeri Melekler arasında Cebrâil’in (a.s.) yeri gibidir.”

 Bâyezîd-i Bistâmî hazretlerinin tasavvufta derecesi çok yüksek idi. Tasavvuf ilminde sekr hâli (ilâhi aşk ile kendinden geçmiş iken) denilen bir hâlin kendisini kapladığı bir an, içinde bulunduğu durumu, müşahede ettikleri şeyleri anlatmak için “Sübhânî” demiştir. Bu sözü ba’zı kimseler anlıyamamış, Bâyezîd hazretlerinin şânına uygun olmayan sözler sarf etmişlerdir. Halbuki bu sözü büyük âlim İmâm-ı Rabbânî hazretleri birinci cild 43′üncü mektubunda şöyle açıklamaktadır: “Hallâc-ı Mensûr’un “Enelhak” ve Bâyezîd-i Bistâmî’nin (Sübhânî) sözünü tevhîd-i şühûdî bilmemiz lâzımdır. Bu suretle dîne uygun olurlar. Bu büyükler o hâl içinde, Allahü teâlâdan başka, hiçbirşey göremeyince, bu sözleri söylemiş, Allahü teâlâdan başka birşey yoktur demek istemişlerdir. “Sübhânî” sözü Hak teâlâyı tenzihtir. Kendini tenzih değildir. Çünkü kendi varlığını bilmemektedir. Birşeye hüküm veremez.”

 Böyle hâllerle ilgili olarak Hindistanda yetişmiş büyük İslâm âlimi Abdülhak-ı Dehlevî hazretleri, (Merec-ül-Bahreyn) adlı kitabında diyor ki: “Tasavvuf büyükleri, İslâmiyete uymayan sözleri söylerken, çok kızan ve çok sevinen insan gibidirler. Kızmak ve sevinmek, insanın aklını örter, ihtiyarını giderir, ilâhî aşk ile kendinden geçmiş ba’zı tasavvuf erbabı da böyle şuursuz konuşmuşlardır. Bu hâllerinde onlar ma’zûrdurlar. Yalnız böyle sözlerine uymak caiz değildir” buyurmaktadır. Yine İmâm-ı Rabbânî hazretleri mektûbâtının üçüncü cild 121′inci mektubunda: “Esrârı ortaya dökmek olan böyle sözler, herkesin anladığı ma’nâ ile söylenmiş değildirler” buyurmaktadır.

 Muhyiddîn-i Arabî hazretleri bu söz için, “Allahü teâlânın büyüklüğünü, hiç kusurlu olmadığını en iyi şekilde bildirmektedir” dedi. Tenzihin tenzihidir, buyurdu.

Görülüyor ki, bu sözü ile İslâmiyete uygun olan bir şeyi anlatmak istemiştir. Sekr hâlinde olduğundan başka kelime bulamamış, ince bilgilerini, herkesin anlıyamayacağı kelimelerle bildirmiştir.

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ Hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri; Tevbe kökünü İstiğfar yaprağıyla karıştıran, Kalb havanına koyarak, tehdid tokmağıyla iyice döven, sonra da insaf eleğiyle elekten geçiren, Gözyaşlarıyla hamur halına getiren, daha sonra da AŞKULLAH ateşinden pişirdikten sonra, Muhammed (s.a.v.) balından da katarak KANAAT kaşığıyla hazırlayan reçeteyi hazırlayan bu veli kullar hürmetine Afv eylesin. Amin.

Fuad Yusufoğlu