‘nur’ olarak etiketlenmiş yazılar
Sorunlarımız ve çözümleri
24 Haziran 2008Çağ-Çağ deresi (Bor)
Sevgili yeğenlerim…
Sevgili Kardeşlerim…
Evet dün; Çocukların cinsel sömürüsüne karşı, Protesto etmek için sayfa KARARTMA, eylemini yaptık…Daha çok kardeşlerimiz de aynısını yaptı…
Evet bu; ve buna benzer olayları protesto etmek gerekir hem de şiddetli bir şekilde kınamak gerekir…Doğrudur…Ama adres yanlıştır…Biz bir yeri arıyoruz ama yanlış adres almışız ve o yanlış adresi aramak için gece gündüz gidiyoruz…Acaba hedefimize varacakmıyız…?
Meçhül…
İnan ki Meçhül…
Çünkü başkaları bizim elimize yanlış adres vermiş bizde gidiyoruz…
Ama nereye…
Allah(c.c.) ilk olarak Aklı GÜZEL BİR NUR ŞEKİLDE YARATTI ve ona
-”Yürü “buyurdu…
Akıl da etrafına ışık saçarak yürüdü…Bir müddet gittikten sonra ondan daha fazla ışık saçan bir şey gördü…
Merak edip ona sordu;
-Sen kimsin ? dedi.
Nur saçan şey;
-“Senin olduğun yerdeyim.”
Akıl Sordu;
-“Adın nedir?.”
Nur saçan şey;
-Ben Tevfik’im. (birlik ve beraberlik) dedi…Evet Akılla Tevfik birleşince işte o zaman her şey düzelir…
Elbetteki bu gibi olayları kınayacağız… tasvib edemeyiz. ama gelgelelim. ADRESI NEREDEN BULACAĞIZ…
İşte zamanınız varsa bir zahmet benim sayfamdakı Haznevi murşidleri linki var
>>>Buradaki videoyu lütfen tıklayın…>>>
İşte orada vaaz-1 ( Baz-ül emced şeyh Muhammed el haznevi (k.s.) Sorunlarımız ve çözümleri vaaz’ı ) var.
İnşallah bazı gerçekleri görürüz…
Allah (c.c.) bizleri ve sizleri; Akıl’a tevfik’i bir arada tutarak; İbret dolu gözlerle etrafı seyr etmeği, Ondan da kendi hesebimize düşen PAY almayı İhsan eylesin…Amin…
Fuad Yusufoğlu
Kalb ilacı. Tevbe-i nasuh- 2
17 Temmuz 2008
Kasyane (Nusaybin)
Rivayet edilir ki;
Adamın biri pazardan bir köle satın almak ister.
Köle adama şöyle der;
-“Ey efendim, Sana üç şartım vardır.”
-“1- Farz olan namazların vakti geldiği zaman beni namazımı kılmaktan men etmemen.”
-“2- Gündüzün bana istediğini yaptır, fakat bana gece hiçbir şey söyleme.”
-“3- Bana evinden bir oda ayırman ve oraya kimsenin girmemesini emretmen.”
Adam kölenin şartlarını kabul eder. Köleyi alıp, evine getirir ve
-“Odalara bak hangisini istersen onu seç.”Der.
Köle odaları dolaşır içlerinden harap bir oda görür ve efendisine;
-“Ben bunu seçtim.”der.
Bunun üzerine efendisi;
-“Ey delikanlı sen harap olmuş odayı seçtin.
Köle;
-“Ey efendim; bilmiyor musun harap olan oda, Allah (c.c.) la beraber bulunduğu zaman bağ, bostan olur?”
Köle gündüz efendisine hizmet etmekle meşgul olurdu. Gece ise sabahlara kadar, Allah (c.c.) a ibadetle iştigal ederdi. Bu hal böyle devam ederken, bir gece efendisi evi dolaşmaya başladı;
Kölenin odasına gelince baktı ki; oda aydınlık içinde, köle de secdeye varmış ibadete. Kölenin başında yer ile gök arasında asılmış Nurdan bir kandil var.
Köle secdede Allah (c.c.) a şöyle münacatta bulunuyor;
-“Ey Allah’ım; bana efendime hizmet etmeyi vacip kıldın, Ona gündüz hizmet ediyorum. Eğer bu olmamış olsaydı; gece gündüz sana ibadet ederdim. Beni bağışla Allah’ım.”
Kölesinin bu durumuna muttalı olan efendisi, Sabaha kadar ona baktı. Sabah olunca kandil yerinden kalktı, odanın açık tavanı kapandı. Adam eve döndüğünde bu halı karısına anlattı.
İkinci gece karısını alıp;
Kölenin bulunduğu odanın kapısına geldi. Köleyi gene secdede buldu. Odayı aydınlatan kandil de yerinde idi.
Karısı ile birlikte kapıda durup kölenin ibadetini seyrettiler. Sabaha kadar ağladılar.
Sabah olduğu vakit, adam kölesini çağırıp şöyle dedi;
-“Seni Allah (c.c.) için azâd ettim.Ta ki özür dilediğin kişiden kurtulup Allah (c.c.) a gece- gündüz ibadet edesin.
Bunun üzerine Köle ellerini semaya kaldırıp şöyle dedi;
-“Ey sır sahibi. Sırrı zahir eden kul’un, şöhret bulduktan sonra yaşamak istemez kulun.”
Sonra Allah (c.c.) a şöyle niyazda bulundu;
-“Ey Allah (c.c.) ım senden ölümümü diliyorum.”dedi ve düşüp öldü.
İşte salihlerin, aşıkların ve Allah (c.c.) ı isteyenlerin durumları böyledir.
Kalblerin keşfi (İmam-i Ğazali)
Allah (c.c.) bizleri ve sizleri Kalbın hastalığı olan Fısk-u fücur den sakınmayı ve kalbin ilacı olan Tevbe-i Nesuh ile amel etmeyi İhsan eylesin. AMİN
Fuad Yusufoğlu
Ebû Eyyûb-i Ensari (Radiyallah-u anhu)- 9
20 Mayıs 2009Çağ-Çağ barajı (kış mevsimi)
Ebû Eyyûb-i Ensari (Radiyallah-u anhu)- 9
Bundan sonra İstanbul üzerine daha pek çok sefer tertip edilmiştir. Ancak her defasında muhkem kalelerle korunan şehir feth edilememiş, bu şeref Osmanlı Padişahı Fatih Sultan Mehmed Hân ve askerlerine nasip olmuştur. Osmanlı Sultanı Fatih Sultan Mehmed Hân (1429-1481) İstanbul’un fethini gerçekleştirdikten sonra devrin büyük âlim ve gönül sultanlarından Akşemseddin hazretlerine: “Ey benim muhterem Hocam! Tarih kitaplarının yazdığına göre, Peygamberimiz Muhammed Mustafa (s.a.v.) efendimiz hazretlerinin mihmandârı Ebû Eyyûb el-Ensârî’nin (r.a.) mübârek kabri, burada (İstanbul) kalenin yakın bir yerindeymiş. Himmetinizle kabr-i şerîfin yerini bulmak ve bilmek arzusundayım” buyurunca Akşemseddin, Sultana hitaben; “Sultanım ben geceleri şu semtte bir yere nûr inmekte olduğunu görüyorum. Zan ederim ki, o nurun indiği yerde, o mübareğin kabr-i şerîfi olsa gerektir” buyurdu. Beraber bugünkü türbenin bulunduğu yere geldiler. Akşemseddin hazretleri bir müddet teveccühte bulunduktan sonra: “Evet, Hz. Ebû Eyyûb el-Ensârî’nin ruhu şerifi ile şimdi mülâkat ettim, İstanbul’un fethini tebrik edip, “Beni zulmet-i küfürden kurtardın.” buyurarak ferah ve sürûrunu belirtti buyurunca, Fatih Sultan Mehmed Hân ve Akşemseddin ile maiyeti hep beraber, işaret edilen yere geldiler. Sultan Fatih, Akşemseddin hazretlerine; “Efendim! Kabri şerîfin yerini tayin buyurunuz ki, üzerine türbe yapalım” dedi. Akşemseddin hazretleri şimdiki türbenin bulunduğu yerde bir müddet teveccüh ve murakabede bulunduktan sonra, mezarın baş tarafından bir yeri göstererek: “Burasını kazınız. İnşâallahü teâlâ, iki arşın sonra yazılı bir mermer çıkacaktır. İşte orası Hz. Mihmandâr-ı Ebû Eyyûb el-Ensârî’nin kabr-i şerîfidir” buyurdu. İşaret edilen yer kazıldı. Buyurduğu gibi yazılı mermer bulundu. Sultan Fatih, Akşemseddin hazretlerinin kerâmetine hayran kalıp, ziyadesiyle memnun oldu. Fatih Sultan Mehmed Hân, Ebû Eyyûb-i Ensârî hazretlerinin kabri üzerine bir türbe, Akşemseddin ve ailesine mahsus odalar ile bir de câmi-i şerîf bina ettirdi. Burası bütün müslümanların ziyâretgâhı haline geldi. Câmi-i şerîfe 1136 (m. 1723) senesinde iki uzun minare yapıldı. Osmanlı Sultanı Üçüncü Selim Hân 1203 (m. 1789), 1223 (m. 1807) Eyyûb Sultan Camii’ni 1215 (m. 1800) senesinde yeniden yaptırdı, ilk Cuma namazında Sultan Selim Hân da bulundu. Eyyûb Sultan Camii’nin son tamirini 1380 (m. 1960) senesinde devrin başvekili Adnan Menderes yaptırdı. Türbenin son tamirini Osmanlı Sultanlarından ikinci Mahmud Hân 1255 (m. 1808), 1223 (m. 1839) yaptırdı. Sanduka üzerindeki yazılar, Sultan’ın el yazısıdır. Türbedeki asılı levhadaki iki beyti Sultan Üçüncü Selim Hân söyleyip, devrin meşhûr hattadı Yesârîzâde yazmıştır.
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Ebû Eyyûb-i Ensari (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin
Fuad Yusufoğlu

