‘tasavuf ve tarikat dünyasının ilkleri’ olarak etiketlenmiş yazılar

Çağ-Çağ deresi (Bor) Nusaybin

Sultan-ül Arifin lakabı ile meşhür olan Bayezed-i Bistami (r.a.): 11

 Hz. Bâyezîd, vefât ettikten sonra, büyük zâtlardan birisi kendisini rü’yâda görüp sordu. “Münker ve Nekir sana nasıl muamele eyledi?” Cevâbında şöyle buyurdu: “O iki mübârek melek gelip (Rabbin kimdir?) diye sorunca onlara dedim ki: Bunu sormakla sizin maksadınız hâsıl olmaz. Siz bana O’nu soracağınıza, beni O’na sorun. Eğer O, beni, kulu olarak kabûl ederse ne a’lâ. Maazallah O, beni kulu olarak kabul etmezse, ben, yüz defa O, benim Rabbimdir) desem ne faydası olur?)”

 Hz. Bâyezîd-i Bistâmî vefât ettikten onra, O’nun sâdık talebelerinden olan bir hanımefendi şöyle anlattı: “Kâ’be-i muazza-aayı tavaf ettikten sonra bir saat kadar efekkür ettim. Bu sırada uykum geldi ve irazcık uyudum. Rü’yâmda beni göğe ıkardılar. Allahü teâlânın izni ve lütfu ile, arş-ı a’lânın altını gördüm. Çok güzel okusu vardı. Nurdan yazılmış bir yazı gördüm (Bâyezîd Veliyyullah) yazılı idi ve yazının eni ve boyu da görünmüyordu.”

 Velîler taifesinin efendisi Cüneyd-i Bağdâdî (r.a.) buyuruyor ki: “Velîler arasında Bâyezîd-i Bistâmî’nin yeri Melekler arasında Cebrâil’in (a.s.) yeri gibidir.”

 Bâyezîd-i Bistâmî hazretlerinin tasavvufta derecesi çok yüksek idi. Tasavvuf ilminde sekr hâli (ilâhi aşk ile kendinden geçmiş iken) denilen bir hâlin kendisini kapladığı bir an, içinde bulunduğu durumu, müşahede ettikleri şeyleri anlatmak için “Sübhânî” demiştir. Bu sözü ba’zı kimseler anlıyamamış, Bâyezîd hazretlerinin şânına uygun olmayan sözler sarf etmişlerdir. Halbuki bu sözü büyük âlim İmâm-ı Rabbânî hazretleri birinci cild 43′üncü mektubunda şöyle açıklamaktadır: “Hallâc-ı Mensûr’un “Enelhak” ve Bâyezîd-i Bistâmî’nin (Sübhânî) sözünü tevhîd-i şühûdî bilmemiz lâzımdır. Bu suretle dîne uygun olurlar. Bu büyükler o hâl içinde, Allahü teâlâdan başka, hiçbirşey göremeyince, bu sözleri söylemiş, Allahü teâlâdan başka birşey yoktur demek istemişlerdir. “Sübhânî” sözü Hak teâlâyı tenzihtir. Kendini tenzih değildir. Çünkü kendi varlığını bilmemektedir. Birşeye hüküm veremez.”

 Böyle hâllerle ilgili olarak Hindistanda yetişmiş büyük İslâm âlimi Abdülhak-ı Dehlevî hazretleri, (Merec-ül-Bahreyn) adlı kitabında diyor ki: “Tasavvuf büyükleri, İslâmiyete uymayan sözleri söylerken, çok kızan ve çok sevinen insan gibidirler. Kızmak ve sevinmek, insanın aklını örter, ihtiyarını giderir, ilâhî aşk ile kendinden geçmiş ba’zı tasavvuf erbabı da böyle şuursuz konuşmuşlardır. Bu hâllerinde onlar ma’zûrdurlar. Yalnız böyle sözlerine uymak caiz değildir” buyurmaktadır. Yine İmâm-ı Rabbânî hazretleri mektûbâtının üçüncü cild 121′inci mektubunda: “Esrârı ortaya dökmek olan böyle sözler, herkesin anladığı ma’nâ ile söylenmiş değildirler” buyurmaktadır.

 Muhyiddîn-i Arabî hazretleri bu söz için, “Allahü teâlânın büyüklüğünü, hiç kusurlu olmadığını en iyi şekilde bildirmektedir” dedi. Tenzihin tenzihidir, buyurdu.

Görülüyor ki, bu sözü ile İslâmiyete uygun olan bir şeyi anlatmak istemiştir. Sekr hâlinde olduğundan başka kelime bulamamış, ince bilgilerini, herkesin anlıyamayacağı kelimelerle bildirmiştir.

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ Hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri; Tevbe kökünü İstiğfar yaprağıyla karıştıran, Kalb havanına koyarak, tehdid tokmağıyla iyice döven, sonra da insaf eleğiyle elekten geçiren, Gözyaşlarıyla hamur halına getiren, daha sonra da AŞKULLAH ateşinden pişirdikten sonra, Muhammed (s.a.v.) balından da katarak KANAAT kaşığıyla hazırlayan reçeteyi hazırlayan bu veli kullar hürmetine Afv eylesin. Amin.

Fuad Yusufoğlu

Girnavas şelalesi – uzaktan- (Nusaybin)

Sultan-ül Arifin lakabı ile meşhür olan Bayezed-i Bistami (r.a.): 12

 Bâyezîd-i Bistâmî hazretleri buyuruyor ki:

 ”Dilini, Allahü teâlânın ismini anmaktan başka işlerle uğraşmaktan ve başka şeyler konuşmaktan koru. Nefsini hesaba çek. İlme yapış ve edebi muhafaza et. Hak ve hukuka riâyet et ibâdetten ayrılma. Güzel ahlâklı, merhamet sahibi ve yumuşak ol. Allahü teâlâyı unutturacak her şeyden uzak dur ve onlara kapılma.

 ”Otuz sene mücâhede eyledim, ilimden ve ilme uymakdan daha zor bir şey bulamadım.” “Gözlerini harâma bakmaktan ve başkalarının ayıplarını görmekten koru.”

 ”Bir gece karanlığında odamda otururken ayaklarımı uzatmıştım. Hemen bir ses duydum. Sultanla oturan edebini gözetmelidir diyordu. Hemen toparlandım.”

 ”Ey Allahım! Ey kusurlardan uzak olan sonsuz kudret sahibi Rabbim. Sen ne dilersen yaparsın. Benim vücûdumu öyle büyült, öyle büyült ki Cehennemi ağzına kadar doldursun. Böylece başka kullarına yer kalmasın. Onların yerine ben yanayım.” (Hz. Ebû Bekir de (r.a.) böyle duâ ederlerdi.)

 ”Siz havada uçan birisini gördüğünüz zaman hemen o kimsenin fazîletli, kerâmet sahibi birisi olduğuna hüküm vermeyin. Hatâ edebilirsiniz. O kimsenin hakikaten fazîlet ve kerâmet sahibi olduğunu anlamak için, İslâmiyetin emirlerine uymaktaki hassasiyetine, Peygamber efendimizin ahlâkı ile ahlâklanması ve sünnet-i seniyyeye uymasına, hakîkî İslâm âlimlerine olan muhabbet ve bağlılığına bakın. Bunlar tam ise, o kimse fazîlet ve kerâmet sahibidir. Bunlara uymakta en ufak bir gevşeklik ve zayıflık bulunursa, o kimse için fazîlet ve kerâmet sahibidir demek mümkün olmaz.”

 ”(Yâ Rabbî! Sana kavuşmak nasıl mümkün olur?) diye duâ ettim. Bir nida geldi, (Nefsini üç talakla boşa) diyordu.”

 ”Bu kadar zahmet ve meşakkatlere katlanarak aradığımı, annemin rızâsını almakta buldum. Çok basit gibi gelen anne rızâsını almanın, bütün işlerin evvelinde lâzım olduğunu anladım.”

 ”Günahlara bir defa, tâatlere ise bin defa tövbe etmek lâzımdır. Ya’nî yaptığı ibâdet ve tâatlere bakıp kendini beğenmek, o ibâdeti hiç yapmamak günahından bin kat daha fenadır.”

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ Hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri; Tevbe kökünü İstiğfar yaprağıyla karıştıran, Kalb havanına koyarak, tehdid tokmağıyla iyice döven, sonra da insaf eleğiyle elekten geçiren, Gözyaşlarıyla hamur halına getiren, daha sonra da AŞKULLAH ateşinden pişirdikten sonra, Muhammed (s.a.v.) balından da katarak KANAAT kaşığıyla hazırlayan reçeteyi hazırlayan bu veli kullar hürmetine Afv eylesin. Amin.

Fuad Yusufoğlu

çağ-çağ deresi (Nusaybin) -BOR-

Bayezid-i Bistam-i (Radiyallah-u anh)- 13

“İnsana zararı en şiddetli olan şeyin ne olduğunu bilmek istedim. Anladım ki, bu gaflettir. Gafletin insana yaptığı» zararı Cehennem ateşi yapmaz. Yâ Rabbî! Bizleri gaflet uykusundan uyandır. Lütuf ve keremin ile bu duâyı kabul eyle.”

 ”Bütün âlemin yerine beni Cehennemde yaksalar ve ben de sabretsem, Allahü teâlâya muhabbeti da’vâ edinmiş birisi olarak yine bir şey yapmış olmam. Allahü teâlâ da benim ve bütün âlemin günahını affetse rahmetinden ve ihsanından bir şey eksilmiş olmaz.”

 ”Bir kimsenin, Allahü teâlâya olan muhabbetinin hakîkî olup olmadığının alâmeti, kendisinde deniz misâli cömertlik, güneş misâli şefkat ve toprak misâli tevazu gibi üç hasletin bulunmasıdır.”

 ”Allahü teâlânın ni’metleri, her an herkese gelmektedir. O halde her zaman ona şükretmek lâzımdır.”

 Bâyezîd-i Bistâmî (r.a.) bir gece, talebelerinden bir kısmı ile bir yere misafir oldular. Ev sâhibi evin aydınlanması için bir kandil yaktı. Bâyezîd-i Bistâmî (r.a.) yanında bulunanlara, “Bu kandilde bir gariblik görüyorum. Yanıyor ama ışık vermiyor. Hikmeti nedir?” diye sordu. Ev sahibi, “Efendim. Biz bu kandili bir gece yakmak için komşumuzdan emânet’ olarak almıştık. Bu akşam ikinci gece yakıyoruz” deyince, Hz. Bâyezîd, kandili söndürdü ve hemen kandili sahibine götürüp teslim edin. Arzu ederseniz, bir gece daha yakmak için izin isteyin” buyurdu. Ev sahibi kandili alıp komşusuna götürdü. Olanları anlattı ve tekrar izin alıp geri getirdi. Eve gelince kandili yaktılar ve oda aydınlandı. Bâyezîd (r.a.) buyurdu ki, “İşte şimdi ışığını görüyorum.”

 Hz. Bâyezîd-i Bistâmî bir gün yanlışlıkla bir karıncayı öldürdü. Haberi ohınca, çok pişman olup ü-züldü, ölü karıncayı avucuna alıp, şefkat, merhamet ve hüzün ile ve kırık kalbi ile karıncaya üfürünce, Allahü teâlânın izni ile karınca canlanıp yürümeye başladı.

 Bâyezîd-i Bistâmî (r.a.) bir gün çamurlu bir sokakta yürürken ayağı kaydı, düşmemek için duvara tutundu. Sonra araştırıp duvarın sahibini buldu. “Sokakta yürürken ayağını kaydı. Sizin duvarınıza tütündüm. Belki de duvarınızdan bir miktar toprak yere dökülmüştür. Hakkınızı helâl etmenizi istirham ediyorum” dedi. Meğer o kimse mecûsî imiş, “Sizin dîniniz bu kadar ince ve hassas mıdır?” dedi. Hz. Bâyezîd “Evet” deyince, o kimse hakkını helâl etti ve müslüman oldu. Bunun üzerine o mecûsînin evin-dekiler de müslüman oldu.

 KAYNAKLAR

 1) Tabakât-üs-sûfiyye sh-67

 2) Hilyet-ül-evliyâ cild-10, sh-33

 3) Tabakât-ül-kübrâ cild-1, sh-89

 4) Risâle-i Kuseyrî sh-17

 5) Vefeyât-ül-a’yân cild-2 sh-531

 6) Sıfat-üs-safve cild-4, sh-89

 7) Mîzân-ül-i’tidâl cild-1, sh-481

 8) Şezerât-üz-zeheb cild-2, sh-143

 9) Mir’ât-ül-cinân cild-2, sh-173

 10) Nefehât-ül-üns sh-109

 11) Rehber Ansiklopedisi cild-2, sh-285

 12) Tezkiret-ül-evliyâ sh-86

 13) Se’âdet-i Ebediyye sh-989

 14) Eshâb-ı Kirâm sh-203

 15) Keşf-ül-mahcûb sh-210

16) Mektûbât-ı İmâm-ı Rabbânî cild-1, mek. 43 cild-3, mek. 121

 

Cild; 3

Sahifeler;105 …114

İslam âlimleri anlikpodisi

Allah-u Teâlâ Hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri; Tevbe kökünü İstiğfar yaprağıyla karıştıran, Kalb havanına koyarak, tehdid tokmağıyla iyice döven, sonra da insaf eleğiyle elekten geçiren, Gözyaşlarıyla hamur halına getiren, daha sonra da AŞKULLAH ateşinden pişirdikten sonra, Muhammed (a.s.v.) balından da katarak KANAAT kaşığıyla hazırlayan reçeyi hazırlayan bu veli kullar hürmetine Afv eylesin. Amin.

Fuad Yusufoğlu

Dara Harabeleri (Mardin)

Cüneyd-i Bağdadi (Radiyallah-u anh);

Evliyanin büyüklerinden, tasavvuf ehlinin çok tanınmışlarından olup, “Seyyid-üt-tâife” denmekle meşhürdur.

Künyesi Ebü-l Kâsımdır. Cüneyd bin Muhammed 207 (m. 822) de Nehâvend’de doğdu. Bağdad’da büyüdü ve 298 (m.911) de 91 yaşında orada vefat etti.

Kabr-i şerifi, hocası ve dayısı Sırrı-yi Sekâti) (r.a.) nın kabri yanındadır. Süfyan-i Servi (r.a.) nın derslerinde yetişti.

Tasavvufu, dayısı Sırrı-yi Sekati (r.a.) den öğrendi. Asrı’nın kutbu idi. Binlerce veli yetiştirdi. Otuz defa yaya olarak hacca gitti. Kerametleri, nasıhatleri, hikmetli sözleri ve ihlaslı amelleri ile meşhür oldu.

Zahiri ilimleri, İmam-i Şafi-i (r.a.) nin talebelerinden Ebu Sevr (r.a.) den öğrendi. Ayrıca Haris-i muhasebi (r.a.), Muhammed kassab (r.a.) ve başka zatlarla da sohbet etti.

Cüneyd Bağda’dı hazretleri (r.a.), Namaz da kalbine dünya düşüncesi gelse, o namazı tekrar kılardı. Daima Allah-u teâlâ’yı hatırlardı. Her gün 400 rek’at namaz kılardı. Otuz yıl yatsı namazından sonra hiç uyumadan ibadetle meşgül oldu.

Cüneyd-i Bağdad’ı (r.a.) yedi yaşında iken, mektebten gelince babasını ağlıyor görüp, sebebini sordu.

-“Zekat olarak dayın Sırrı-yı Sekatı (r.a.) ye birkaç gümüş göndermiştim, almamış. Kıymetli ömürümü, Allah (c.c.) adamlarının beğenip almadığı gümüşler için geçirmiş olduğuma ağlıyorum.” Dedi.

Cüneyd (r.a.);

-“Babacığım, parayı bana ver ben dayım (Sırrı-yi Sekati’ye) a götüreyim.” Deyip dayısının evine gitti. Kapıyı çaldı.

Dayısı (Sırrı-ye Sekati (r.a.);

-“Kim?” olduğunu sorunca;

Cüneyd-i Bağdadi (r.a.);

-“Ben Cüneyd’im dayıcığım. Kapıyı aç ve babamın zekatı olan bu gümüşleri al.” Dedi.

Dayısı (Sırrı-yı Sekati (r.a.);

-“Almam.” Deyince

Cüneyd-i Bağdad’ı (r.a.);

-“Adl edip babama emreden ve ihsan edip, seni serbest bırakan Allah-u Teâlâ için al.” Dedi.

Dayısı Sırrı-yi Sekati (r.a.);

-“Allah-u Teâlâ babana ne emretti, ve bana ne ihsan etti?” dedi

Devam edecek…

<<< Sırri-ye Sakati (r.a.) başka yazıyı okumak isterseniz tıklayın>>>

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Tâlâ hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri Cüneyd-i Bağdadi (Radiyallah-u anh) nin yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Nusaybin (Bor-e Gündük)

Cüneyd-i Bağdad’i (Radiyallah-u anh)- 2

Cüneyd (r.a.);

-“Babamı zengin yapıp, zekat vermesini emretmekle adalet eyledi. Seni de fakir yapıp, zekatı kabul etmek ve etmemek arsında serbest bırakmakla ihsan eyledi.” Dedi.

Bu söz Sırrı-ye Sekati (r.a.) nin çok hoşuna gidip;

-“Oğlum! Gümüşleri kabul etmeden önce seni kabul ettim.” Dedi. Ve kapıyı açıp parayı aldı.

Cüneyd-i Bağdad’ı (r.a.) henüz yedi yaşında iken, hocası (ve aynı zamanda dayısı olan), Sirri-ye Sekati (r.a.) tarafından hacca götürüldü.

Mecsid-i Haram’da dört yüz kadar büyük zat şükrü ta’rif ve izah ettiler. Neticede dört yüz ayrı izah meydana geldi ise de, hepsi de bu ta’rif ve izahları yetersiz buldular.

Hazreti Sırrı-yi Sekati (r.a.) orada bulunan Cüneyd (r.a.) e;

-“Madem ki buradasın, bu hususta bir de sen bir şeyler söyle.” Dedi.

Hazreti Cüneyd (r.a.);

-“Şükür, Allah-u teâlâ’nın ihsan ettiği ni’met ile O’na isyan etmemek, O’na isyan için, ihsan ettiği ni’meti sermaye olarak kullanmamaktır.” Buyurdu.

Orada bulunanların hepsi bu cevaba pek sevinip, hepsi de;

-“Seni tebrik ederiz, Maksadı en güzel şekilde ifade ettin. Bu ancak bu şekilde ta’rif edilebilirdi.” Dediler.

Sırrı-ye Sekati (r.a.);

-“Yavrum öyle anlıyorum ki senin lisanın doğru ve kuvvetli olacak. Böyle güzel söyleyebilmek halı sana nereden geliyor?” deyince

Cüneyd-i Bağdad’i (r.a.);

-“Sizin sohbetlerinizde bulunmakla efendim.” Dedi.

Cüneyd-i Bağdad’i (r.a.) hocasına ait olan evin bir odasında kalırdı. Her an Allah-u Teâlâ’yı hatırlardı.

Seccadesi üzerine, sabaha kadar “Allah, Allah” der, aynı abdestle sabah namazını kılardı. Bu hâl senelerce devam etti.

Cüneyd-i Bağdad’ı (r.a.), nin şöyle anlattığı nakledilir;

-“Bir gece yıkanmak için suya ihtiyacım oldu. Hava çok soğuk olduğu için, sabah olmasını bekliyeyim, su ısıtırım veya hamama gidip yıkanırım,” dedim.

-“Sonra, düşündüm ki, ben yıkanmayı tehir için, sabah olamsını, su ısıtmak, hamama gitmek gibi bir sürü şeyleri istiyorum. Halbuki, Allah-u teâlâ bana sadece bir defa yıkanmamı emrediyor. Ben de onu tehir için çeşitli çâreler arıyorum. Benim yaptığım hiç münasip değil.” Dedim.

-“Hemen, gecelik elibisem üzerimde olduğu halde, soğuk su ile gusletmeye ve ıslak elbiseleri çıkarmayıp üzerimde kuruması için niyet ettim ve öyle yaptım.”

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Tâlâ hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri Cüneyd-i Bağdadi (Radiyallah-u anh) nin yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

 

Dara harabeleri (Mardin)

Cünayd-i Bağdad’i (Radiayallah-u anh)- 3

Cüneyd-e bağdad’i hazretleri (r.a.) şöyle anlatıyor;

-“Hocam Sırrı-ye Sekati (r.a.) bana bir meclis kurup, insanlara ilim öğretmemi, nasihat etmemi söylerdi. Fakat ben, kendimi bu işe layık bulmayıp, nefsimi kötülerdim.”

-“Bir cum’a gecesi Peygamber Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) i rü’yada gördüm.”

Bana;

-“Ey Cüneyd! İnsanlara nasihat et. Zira senin sözün halkın kalblerinin rahatlık ve ferahlık bulmasına sebebtir. Allah-u teâlâ senin sözünü, insanların kurtuluşa ermesi için sebep kılmıştır.” Buyurdu.

Uyandım, sabahleyin erkenden Hocamın yanına vardım. Ben hiçbir şey söylemeden;

-“Peygamberimiz efendimiz (Sallallayhu aleyhi ve sellem) tarafından vazifelendirilmedikçe, insanlara ilim öğretmekten çekindin.” Dedi.

-“Ertesi gün bir meclis kurup, insanlara Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) yolunu anlatmaya başladım.”

Cüneyd-i Bağdad’i (r.a.) in meclis kurup insanlara ilim öğretmekte olduğu, kısa zamanda her tarafa yayıldı. Herkes bu sohbetlere gelip istifade etmeye başladı.

Bir gün bir genç, Cünayd (r.a.) ın sohbet ettiği meclise gelip, Cüneyd (r.a.) e şöyle dedi;

-“Ey Ustad hazretleri, Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) buyuryor ki; “Mü’minin ferasetinden korkunuz. Çünkü o, Allah-u Teâlâ’nın nuru ile bakar.” Bunun manası nedir”

Cüneyd-i Bağdad’i (r.a.) bir müddet sustu Sonra başını kaldırıp;

-“Müslüman ol. Müslüman olmak zamanın geldi.” Buyurdu.

Meğer o genç hiristiyan imiş. Hemen “Zünnarını” kesip orada Müslüman oldu.

İmam-i Yafi-i (r.a.) buyuruyor ki;

-“İnsanlar bu hadisde, Cüneyd-i Bağdad’i (r.a.) nın bir kerameti var zaneder. Halbuki, bu hadisede onun iki kerameti vardır.”

-“Birisi, o gencin hiristiyan olduğunu bilmesi, diğeri de, gencin Müslüman olma vaktinin geldiğini bilmesidir.”

Cüneyd-i Bağdad’i hazretleri (r.a.) ye;

-“İhlası kimden öğrendiniz? Diye sordular.

O da cevabında buyurdu ki;

-“Mekke-i Mükkeremede bulunuyordum. Bir berber gördüm.”

Ona;

-“Allah rızası için benim saçlarımı düzeltebilirmisin? Dedim.

Berber;

-“Elbette .” dedi.

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Tâlâ hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri Cüneyd-i Bağdadi (Radiyallah-u anh) nin yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Şeşça’vi Deresi başı (Bor-e Veysike)

Cünayd-i Bağdad’i (Radiayallah-u anh)- 4

-”O sırada mevki sahibi birini traş etmekte idi.”

Hemen traşını bırakıp,

-“Efendi kalk. Bir kimse Allah için bir şey istedi mi, bütün işler durur, derhal ona bakılır.” Dedi.

Sonra berber koltuğuna beni oturtup traş etti. Sonra da bana bir miktar altın verip,

-”İhtiyaçların için lazım olur, onlara harcarsın.” Dedi.

Ben bu hâle çok hayret edip, elime geçecek ilk parayı kendisine hediye etmeye niyet ettim.

Az bir zaman sonra bana Basra’dan bir kese altın gönderdiler. Hemen götürüp o keseyi, ona verince sebebini sordu.

Ben de niyetimi açıkladım.

Bunun üzerine bana;

-“Sen Allah rızası için beni traş et.” Dedin. Ben de o niyetle seni traş ettim. Şimdi bunları alırsam, niyetimde bir değişme olmasından korkuyorum.” Dedi.

Cüneyd-i Bağdad’i hazrteleri (r.a.) talebeleri ile otururlarken bir kimse geldi ve Cüneyd-i Bağdad’i (r.a.) nin önüne beşyüz dirhem bırakıp;

-“Bu parayı ihtiyacı olanlara dağıtırsınız.” Dedi

Hazreti Cüneyd (r.a.);

-“Bundan başka paran var mı?” dedi.

O kimse;

-“Evet, bunlardan başka çok param var.” Dedi

Cüneyd (r.a.);

-“Peki sahib olduğun paralardan başka daha çok paran olsun ister misin? Dedi

O kimse;

-“Evet isterim.” Deyince

Cüneyd-i Bağdad’i (r.a.);

-“Sen şu bıraktığın beş yüz dirhemi geri al. Çünkü, o paralara bizden çok senin ihtiyacın var. Zira biz, paramız olsun istemiyoruz.” Buyurdu.

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Tâlâ hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri Cüneyd-i Bağdadi (Radiyallah-u anh) nin yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Dara Harabeleri -Zindanı- (Mardin)

Cünayd-i Bağdad’i (Radiayallah-u anh)- 5

Bir gün Cüneyd-i Bağdad’i hazretleri (r.a.) nin gözlerinde ağrı meydana geldi. Tabib çağırdılar, gelen tabib, Hiristiyan idi.

Muayene eden tabib;

-“Gözlrinize su değdirmiyeceksiniz.” Dedi.

Cüneyd-i Bağdad’i hazretleri (r.a.);

-“Gözlerime su değdirmesem nasıl abdest alırım? Deyince

Tabib;

-“Gözleriniz size lazım ise su değdirmiyeceksiniz.” Dedi

Cüneyd-i Bağdad’i hazretleri (r.a.) abdest alıp namaz kıldı ve namazdan sonra bir miktar uyudu. Uyandığında gözlerinde hiç ağrı kalmamıştı.

O anda bir ses duydu ki;

-“Ya Cüneyd sen bizim için gözlerini fedâ ettiğin için, biz de senden o ağriyi giderdik.” Diyordu.

Bir zaman sonra hiristiyan tabib tekrar geldi. Baktı ki gözler tamamen iyi olmuş.

Hayret edip;

-“Nasıl yaptın da iyi oldu?” dedi

Cüneyd (r.a.) olanları anlatınca, Hazreti Cüneyd (r.a.) in elini öpüp iman etti ve;

-“Esas ağriyan göz sizin ki değil benim gözlerim imiş.” Dedi.

Salihalerden bir zat Rü’yasında Peygamber Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) i gördü.

Hazreti Cüneyd-i Bağdad’i (r.a.) de yanlarında bulunuyordu. Bu sırada biri gelip, Peygamber Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) e bir sual sordu.

Peygamber Efendimiz (Sallallahu aleyhi vesellem);

-“Bunun cevabını Cüneyd’den iste. O versin.” Buyurdular.

Cüneyd-i Bağdad’i (r.a.);

-“Ya Resulallah (a.s.v.) sizin mübarek huzurunuzda ben nasıl konuşabilirim.” Deyince

Peygamber Efendimiz (Sallallahu aleyhi vesellem);

-“Diğer Peygamberlerden her biri ümmetlerinin tamamı için ne kadar öğünüyorlarsa, ben de Cüneyd ile o kadar öğünüyorum.” Buyurdular.

Devam Edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri Bu mübarek zat olan Cüneyd-i Bağdad’i hazretlerinin yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Dara Harabeleri (Mardin)

Cüneyd-i Bağdad’i (Radiayallah-u anh)- 6

Zengin bir kimse vardı. Cüneyd’i Bağdad’i hazretleri(r.a.) nin huzuruna gelip tevbe etti ve talabeliğe kabullünü istedi. Malını da fakirlere dağıttı. Bin altın kaldı.

Cüneyd (r.a.);

-“Bu bin altını da Dicle nehrine at.” Buyurdu.

O kimse Dicle kenarına gidip altınları birer birer nehra attı.

Geri döndüğünde Cünayd hazretleri (r.a.) kendisine heybetle bakıp;

-“Niçin hepsini birden nehre atmadın da birer birer sayarak attın? Demek hâlâ gönlünde onlara muhabbet var” buyurdu.

Ve bir müddet kendisini sohbetlere kabul etmedi. Sonunda o kimse buna da tevbe edip, nihayet talebeliğe kabûl edildi.

Büyüklerden bir zat, Hazreti Cüneyd-i Bağdad’i (r.a.) nin yanına gelmişti. Şeytanın, onun yanından hızla kaçmakta olduğunu gördü.

O kimse Cüneyd-i Bağdad’i hazrteleri ( r.a.) nin yanına yaklaşınca yüz hallerinden, onun çok öfkelenmiş olduğunu anlayıp,

Sordu;

-“Ey Cüneyd! Biz biliyoruz ki, insan öfkelenince şeytan (Aleyhil’lanet) ona yaklaşır. Fakat görüyorum ki, bu kadar fazla öfkelenmiş olduğunuz halde, şeytan (Aleyhil’lanet) sizden kaçıyor. Bunun hikmeti nedir?”

Cüneyd-i Bağdad’i hazrteleri (r.a.);

-“Sen bilmez misin ki, biz kendi nefsimiz için kızmayız. Başkaları, nefsleri için kızarlar. Bunun için de, Şeytan (Aleyhil’lanet) kendilerine musallat olur. Bizim kızmamız, hep Allah (c.c.) için olduğundan, şeytan (Aleyhil’lanet) bizden, kızdığımız zaman kaçtığı gibi başka hiçbir zaman kaçmaz.” Buyurdu.

Cüneyd-i Bağdad’i (r.a.) yi tanıyan ve sevenlerden, Ebû Amr isminde bir zat şöyle anlatıyor;

-“Bir gün bir ihtiyaç için çarşıya gitmiştim. Bir cenaze gördüm. Cenaze namazına katılayım dedim. Yolda giderken bir kadın görüp ona baktım. Bu yaptığımın uygun olmadığını hatırlayıp derhal tevbe ettim. Eve geldiğimde yüzümün niçin karardığını sordular. Aynaya baktığımda hakikatten, yaptığım o uygunsuz iş sebebiyle yüzümün karardığını gördüm.”

-“Kırk gün devamlı olarak bu günahıma tevbe ve istiğfar ettim. Cüneyd-i Bağdad’i hazretleri (r.a.) yi ziyaret etmek hatırıma geldi.”

-“Bağdad’a gittim. Cüneyd (r.a.) hanesine varıp kapısını çaldığımda içeriden;”

-“Gel bakalım Ey ebâ Amr! Sen Ruhbe’de günah işle, biz de Bağdad’da bu günaha istiğfar edelim.” Buyurdu.

Birisi Cüneyd-i Bağdad’i (r.a.) ye;

-“Gözümü yabancı kadınlara bakmaktan nasıl koruyabilirim?” diye sordu.

Cüneyd-i Bağdad’i (r.a.) buyurdu ki;

-“Yabancı kadını gördüğün zaman, Allah-u teâlâ (c.c.) nin seni, senin o yabancı kadını görmenden daha iyi gördüğünü hatırla.”

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri bu veli kullar hürmetine sahih akıl ve müstekim yol ihsan eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Dara harabeleri (Mardin)

Cüneyd-i Bağdad’i (Radiayallah-u anh)- 7

Mel’ün şeytan, bir üstadın hizmetçisi kılığında Cüneyd-i Bağdad’i hazretleri (r.a.) nin yanına gelip;

-“Efendim, size hizmet etmekle şereflenmek, feyiz ve bereketlerinizden istifade etmek arzusuyla geldim. Lütfen kabul buyurunuz.” Dedi

Cüneyd (r.a.) kabul edip, şeytan yirmi sene kadar kendisine hizmet etti ama bir kere olsun vesvese veremedi.

Nihayet ümidini kesip bir gün;

-“Ey Üstadım! Siz beni tanıyor musunuz?” dedi

Cüneyd (r.a.);

-“Ben seni ilk geldiğin gün tanımıştım. Sen iblis’sin.” Dedi

Şeytan (Aleyhil’lanet);

-“Ey Ebâ Kâsım! Ben senin kadar, yüksek makam ve derecelere kavuşmuş olan bir zat daha tanımıyorum.” Dedi.

Cüneyd-i Bağdad’i (r.a.) Buyurdu ki;

-“Ey Mel’ün! Hemen defol git. Şimdi de beni kendimi beğenme (ucub) gibi bir duruma düşürmek ve beni mahvetmek arzusundasın değil mi? Bu çirkin maksadına kavuşamiyacaksın. Haydi defol.”

Cüneyd-i Bağdad’i hazretleri (r.a.) nin talebelerinden biri şeytan’nın vesvesesine kapılıp,

-“Artık ben kemale geldim. Sohbete devam etmeme lüzum kalmadı” deyip kendi başına bir yere çekildi.

Benlik ve gururundan dolayı şeytani bir rüya gördü. Rü’yasında, bağlık-bahçelik içinde güzel nehirler ve çok lezzetli yemekler yediğini gördü. Bu rüyasını hakikat zannedip, kibiri daha da arttı ve bu halini arkadaşlarına anlattı.

Onlar da Cüneyd-i Bağdadi (r.a.) ye arzettiklerinde, Hazreti Cüneyd (r.a.) çok üzüldü ve anlatılan kimsenin yanına gitti.

Baktı ki o kimseyi şeytan aldatmış. Ona;

-“Seni bu gece cennete götürürlerse, cennete vardığında üç defa (La havle…) oku.” buyurdu.

Hakikaten o kimseyi rü’yasında Cennete götürdüler. O kimse Cennete vardığında üç defa (la havle…) okudu. Gördüklerini ve kendisinde hasıl olan şeytani hallerin hepsini unuttu.

Bir anda kendisinin pislik ve çöplük içerisinde olduğunu gördü. Uyandığında gördüklerini hatırladı ve içine düştüğü hatayı anladı. Çok pişman olup tövbe etti ve cüneyd (r.a.) in elini öptü. Sohbetlere devam edip, talebeler arasındaki yerini aldı.

Hz. Cüneyd (r.a.) buyurdu ki;

-“Herkese bir mürşid-i kamil lazımdır. Aksi halde melün şeytan gelip kendisine musallat olur. Ve insan –maazallah- ona tabi olur.”

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri bu veli kullar hürmetine sahih akıl ve müstekim yol ihsan eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu