‘Tasavvuf’ olarak etiketlenmiş yazılar
Allah (c.c.) ın rahmeti
31 Mayıs 2008Beyaz su başı -ava sipi- (Nusaybin)
Naklolunur ki;
Hayri Nessah (k.s.) Hazretlerının müridleri, bir kiliseye uğrayıp sonra şeyhın huzuruna geldiler.
Hayrı Nessah (k.s.) sordu:
”-Nerede idiniz ?
Müridleri;
“-Bir kiliseye uğradık
Hayri Nassah (k.s.);
“-Bana ne hediye getirdiniz ?
Müridleri;
“-Kiliseden ne hediye getirilir ? dediler.
Bunun üzerine Hayri Nessah (k.s.) buyurdu ki :
“-Benimle gelin, ne hediye getirıleceğini size göstereyim.”
Beraber gittiler, kiliseye vardılar Kafirler hazreti İsa Aleyhis selam’in tasviri resmini duvara çizmişlerdi. Şeyh hazretleri yüzünü o resme dönüp
-(“Sen mi söyledin bu insanlara ki, Allah’u Teala (c.c.) den ayrı olarak, beni ve annemi Mabud tutunuz.”) Mealindeki ayeti kerimeyı okudu .
Bunun üzerine O resim yere döküldü ve duvarın her zerresi
-(“Leilaha ilallahu vahdehu leşerike leh.”) diyerek feryada başladı. Orada bulunan kafirlerin hepsi bu hadiseyı görünce Müsluman oldular..
Nakledilir ki;
Fasık ve facir bir kimse bir gün hasta oldu. Öleceğinin yaklaştığını anladı. Amel defterinde bir iyilik görmeyip hep günahlarla dolu olduğunu müşahede etti…
Cun-u gönülden bir (ah) etti ve dedi ki;
“-Ey dünyanın ve Ahiretın sahibi afv et şu fakır kulunu ki; ne dünyası vardır ne de ahireti.”
Bu şekilde can verdi. Akşam oldu Basra sakineleri rüyalerinde gördüler ki;
-“Filan yerde bir veli vefat etti. Kim onun cenaze namazını kılarsa bütün günahları afv olup, cümle ibadetleri kabul olur.”
Sabah oldu halk toplandı. Namazını kılıp defn ettiler. Akşam oldu Basra evliyasınden bir zat rüyasında o kimsenin Cennetin orta yerinde oturduğunu gördü
Dedi ki;
“-Sen dünyada çok perişan bir halde idin. Bu makama ne ile geldin ? “
O zat cevab verdi:
“-Baktım ki ömrüm azaldı. Öleceğim yaklaştı amelime baktım hiç hayırlı amelim yok. Sahibimizin (c.c.) Rahmet hazinesine baktım. Uçsuz bucaksız buldum.”
-”Vakte ki: benı kabre koydular.”
Keremi bol olan Allah (c.c.) buyurdu ki:
“-Ey günahkar kul. abidlerin ibadeti bana faydası olmaz. Asilerin isyanı, bana zarar vermez. Benim rahmet hazinelerim günahkarlar içindir üzülme senı afv ettim.”
-”Ey Rabbımız! Bugun bizde asi ve müflislerdeniz Rahmetinden bizi mahrum eyleme. Amin.”
Nakledilir ki;
Bir gün bir fakir eski elbise ile bir padişahın meclisine girdi. Padişah bu dervişin gelmesini beyenmedi.
Padişah yakınlarından birisi dedi ki;
“-Ey derviş Padişahın huzuruna böyle eski elbise ile gelmenin ayıb olduğunu bilmez misin ?”
Fakir:
“-Padişah huzuruna eski elbise ile girmek ayıp değildir. Fakat Padişahın huzurundan eski elbise ile çıkmak ayıptır.”dedi.
Padişah bu sözden hoşlanıp çok ihsan yaptı. Kiymetli elbiseler vererek gönderdi..
-“İlahi! Biz fakırleri de huzurundan çıplak gönderme kiyamet gününde, Enbiya ve evliyalar taclar giydikleri vakit bizleride Habibi Aleyhis selam’in Hürmetine mahrum eyleme. Amin.”
Mearicün Nübüvve (altıparmak)
Allah-u Teala (c.c.) Hazretleri bizleri ve sizleri Yarın kiyamet gününde herkesin nefsi nefsi dedikleri bir zamanda Habibi (a.s.v.) nin şefaatına nail eylesin. AMİN…
Fuad Yusufoğlu
…İbret…
02 Haziran 2008Cennettül-baki-kabristani (Medine-i münavvara)
Bu mezarlıkta Peygamberimiz (s.a.v.) in ehli beytinden ve Sahabe-i kiram (Rıdvanullahı Teâlâ aleyhi ecmain ) den onbin kişiler bulunuyor.
Naklolunur ki;
Malik Bin dinar (k.s.) Hazretleri kabristandan geçerken bir mevta’yı defn ettiklerini gördü:
Yere oturdu. Çok ağladı.
Kendi kendine dedi ki:
“-Ey Malik yakın zamanda sen de bunun gibi olursun. Ölüm sana da gelecektir.
Sonra dervişlerine döndü ve:
“-Ben ölünce kefene koymayın, ayağıma ip takın. Yüzüm üzerine sürükleyin. Kabir yanına getirin.”
Ve deyin ki:
-”(İlahi İşte Kaçkın Malik’i getirdik.’)
-”Kiyamet kopunca başımı kabirden çıkardığım zaman bakın ki;”
-”Yüzüm siyah mı olmuştur, yoksa beyaz mı?”
-”Kitab verilirken bakın Kitabımı sağdan mı verirler, soldan mı?”
-”Mizana bakın sevablarım mı ağır gelir günahlarım mı?”
”Ey günahkarlar, şimdi dostlarımdan ayrılınız” kelime-i İlahisi söylenince bakın ki Cennet yoluna mı gidiyorum, Cehennem yoluna mı?”
Malik Bin dinar bu vasiyetini, böylece tamamladı. Derinden bir ah çekti. Ve canını Huda’ya teslim etti.
Sonra bir ses işitildi:
“-Malik bin Dinar bütün tehlikelerden kurtuldu, Rahman’ın Rahmetine kavuştu.”
-“İlahi biz fakır kullarını son nefesimizde geniş olan lûtfuna ve büyük keremine mahzar kıl. Ruh kuşumuzun (-“Rabbine rücu et”) nidasıyla melekler aleminden uçmak nasib eyle… Amin.”
Mearicün Nübüvve (Altıparmak)
Allah bizleri ve sizleri Evliyaullah olan sevgili kullarının yüzü suyu hürmetine Afv eylesin. Amin…
Fuad Yusufoğlu
Dünya sevgisi
19 Haziran 2008Navala sipi (Kelehke şeyh atman) Nusaybin
Hükemaden biri der ki:
-”Dünyadan sana verilen her şey, senden önce başkasına verilmişti. Senden sonra da başkasına verilir. kalbini ona nasıl bağlarsın?
Çünkü;
Dünyadan nasibin kuşluk ve akşamdan fazla değildir. Bu kadar zaman için kendini helak etme Dünyada mümkün mertebe ORUÇLU ol (sakın), ahirette orucunu aç (her nimeti ye) Çünkü dünyanın sermayesi hevâ, kârı ise cehennemdir.”
Hasen-i Barsi (r.a.) buyurur :
-”Dünyadan giden hiç kimse yoktur ki, ölüm zamanında üç hasret boğazını tutmasın :
-“Topladı doyamadı,
-“Umduğuna kavuşamadı,
-“Ahiret azığını gerektiği gibi hazırlamadı.”
Kimyay-ı Saadet (İmami Ğazali)
Allah-u Teala Hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri Dünya sevgisinin şerrinden korusun. Amin
Fuad Yusufoğlu
İslam Hakikatı
19 Haziran 2008Siyah Vadi-Navala Reş- (Nusaybin)
Nakl olunur ki:
Kiyamet günü mizan kurulur. Ameller tartılır. Bir kimsenin günahı ağır gelip Cehenneme emredilir. Melekler o kimseyi cehenneme götürürler. Cehennnem kapısını büyük bir taşın kapanmış olduğunu görürler
Taş dile gelir der ki:
-”Habibi Ekrem’in ( s.a.v.) mubarek başı için yemin ve kasem ederim ki, bir gün bu kimse beni göstererek: (şu taş şahidim olsun ki, Allah’u teala birdir. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem Allah’u tealanın hak peygamberidir) dedi.”
Bunun üzerine hitab-i İlahi geldi:
-”Bu kimseyi bu taşın şehadetine bağışladım.”
Hak teâla bir taşın şehadetiyle, cehenneme müstehak olan bir kulunu azad ederse, biz fakirleri de habibinin şefaatiyle cehennemden elbette azad eder inşaallah
Rivayet olunur ki,
Bir Nasrani ile bir Müslüman din mevzuunda munakaşa ettiler.
Müslüman:
-”İkimiz de elimizi ateşe koyalım. Hak batıldan ayrılsın. İkisi de ellerini ateşe koydular. İkisinin de elleri yanmadı.
Müslüman hak teâlaya teveccüh edip niyaz etti .
-”Ya rabbi habibin dini mubini için benim elim yanmadı. Lakin nasraninin eli de niçin yanmadı.
O mumine ilham oldu ki;
-“Senin elin habibimin muhabbeti sebebiyle, o nasraninin eli de
senin elin bereketi ile yanmadı.
-”Ey derviş bir nasraninin eli, bir ümmeti Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) in muhabbeti bereketi ile yanmayınca, kıyamet gününde Habibullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şefaatiyle Hak teala bu ümmeti elbette yandırmaz inşallah.”
Mearicün Nübüvve (Altıparmak)
Allah-u Teala Hazretleri bizleri ve sizleri Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in Şefaatına nail eylesin…Amin…
Fuad Yusufoğlu
Yetimi gözetmek
20 Haziran 2008
Dara harabeleri (Mardin)
Dara harabeleri’nin kapısındaki tabela
Kocası ölüp birkaç yetimi kalan bir kadın varmış. Çok yoksul bir duruma düşmüşlerdi. Onun – bunun azarlamasından korktukları için memleketlerinden göçerek başka bir yere gittiler.
Gittikleri yerde terk edilen bir mescide konakladılar. Bu kadın, kızlarını mescitte bırakarak onlara yiyecek bir şey bulmak için dışarı çıktı. Kasabanın ileri gelenlerinden birine uğradı, ona durumunu anlattı.
Adam kadının sözüne inanmadı. Müslüman olan bu adam kadına:
“-Fakir olduğunu bildirecek bir delil getirmen gerekir.”dedi…
Kadın:
“-Ben buranın yabancısıyım.”dedi…
Adam kadından yüzünü çevirdi, ihtiyacını gidermedi. Kadın sonra bir mecusinin evine gitti, durumunu anlattı. Ev sahibi onu doğruladı ve karılarından birini gönderip kadını ve kızlarını evine getirdi. Onlara çok ikramda bulundu.
Gece olduğu zaman o Müslüman, rüya’sında, kıyametin koptuğunu ve başının üstüne livaül Hamd çekilmiş olduğu halde Resulallah’ın (s.a.v.) durduğunu ve yanında büyük bir köşk bulunduğunu gördü. Bunun üzerine
Adam:
“-Ey Allah’ın Resulü bu kimin içindir?”dedi..
Resulallah (sallallahu aleyhi ve sellem):
“-O Müslüman olan bir adam içindir.” buyurdu…
Adam:
“-Ben muvahhid, müslümanım.”dedi…
Resulallah (sallallahu aleyhi ve sellem):
“-Bunun için bana delil getir.” buyurdu…
Adam hayret içinde kaldı. Resulallah (sallallahu aleyhi vesellem) kadının durumunu ve ona yapılanı haber verdi.
Adam gayet mahzun ve mukadder olarak uyandı. Çünkü kadını reddetmiş idi. Sonra kadını aramaya kalkıştı. Kadının bir mecusinin evinde bulunduğunu öğrendi. Mecusiden kadının ve kızlarının kendisine verilmesini istedi. Fakat Mecusi kabul etmedi.
“-Onlar bana rahmet ve bereket getirdi.” dedi.
Adam mecusiye:
“-Şu bin dinarı al onları bana teslim et.” dedi.
Mecusi bunu da kabullenmekten kaçındı. Adam mecusiyi zorlamak isteyince, Mecusi ona şöyle dedi:
“-Senin benden almak istediğin şey’e ben daha layıkım. Rü’yanda gördüğün o köşk benim için yaratıldı. İslamlığınla bana karşı iftihar ediyorsun. Allah (c.c.) yemin ederim ki, ben ve ailem bu kadının vasıtasiyle Müslüman olmadan evimizde uyumadık. Ben de rü’yamda senin gördüğünü gördüm.
Resulallah (sallallahu aleyhi vesellem) bana şöyle buyurdu:
“-Kadın ve kızları senin yanıda mı?”
Ben:
“-Evet.” diye cevap verdim..
Resulallah (sallallahu aleyhi vesellem) buyurdu:
“-O köşk ve ev halkınındır.”
Bunun üzerine adam mecusinin evinden müteessir ve kederli ayrılıp gitti.
Mukaşefetil Kulub (İmam-ı Gazali)
Allah (c.c.) bizleri ve sizleri yetim hakkını gözeterek riayet eden kullarından eylesin… AMİN…
Fuad Yusufoğlu…
Allah’ın evliyalarına karşı saygılı olmak
21 Haziran 2008Navale reş (Nusaybin)
Ebu Hureyre (Radıyallahu Anhu) den rivayetle: Peygamber(Aleyhisselatu vesselam) Buyuruyor:
-“Allah (c.c.) ın Evliyasına Düşmanlık edene Allahu Teala(c.c.) onunla savaşırım.”Buyuruyor.
(Hadisi Buhari rivayet etmiştir.)
Bu Hadisi şerif Yalnız Müslümanlar için değil Bütün dünya’ya şamildir.
Bu Allah (c.c.) tarafından bir uyarıdır…Onun için herkes aklını başına toplayıp Allah’in evliyaları hakkında ulu orta konuşmasın. Zararlı çıkarlar..hem de çok zararlı…
Mazaallah… Sonu felakettir…
Allah-u Teala hazretleri bizleri ve sizleri Allah (c.c.) in evliyalarına karşı : Saygılı ve hürmet eden kullarınden eylesin…amin…
Fuad Yusfoğlu
Kasım bin Muhammed (Radiyallah-u anhu);
23 Haziran 2008Revda-i Mutahhara (Sallallahu aleyhi ve sellem)
Kasım bin Muhammed (Radiyallah-u anhu)
Tâbiînin büyüklerinden, Medîne-i münevveredeki yedi büyük âlimden biri. İnsanları hakka da’vet eden onlara doğru yolu gösterip, hakiki se’âdete kavuşturan ve kendilerine “silsile-i âliyye” denilen büyük âlim ve velîlerin üçüncüsüdür. Adı, Kâsım bin Muhammed bin Ebû Bekr-i Sıddîk et-Teymî’dir. Babası Muhammed, Hz. Ebû Bekir’in oğludur. Annesi Sevde, Yezdücerd’in kızı olduğundan, İmâm-ı Zeynel-âbidin ile teyze çocuklarıdır. Babası Mısır’da şehîd edilip küçük yaşta yetim kalınca, halası ve Peygamberimizin mübârek hanımı Hz. Âişe’nin, yanında büyüdü. Tâbiîn devrinde ve Hz. Osman’ın
hilâfeti zamanında 31 (m. 653) yılında doğdu ve 101 (m. 721) veya 106 (m. 725) yılında Mekke ile Medîne arasında Kudeyd denilen yerde hacca veya umreye giderken vefât etti.
Kâsım bin Muhammed, Hz. Ebû Bekr-i Sıddîk’ın torunudur. Eshâb-ı kirâmdan birçoğuna yetişmiş ve onlardan birçok ilim öğrenip başta halası Hz. Âişe, Ebû Hüreyre, Abdullah İbni Abbâs ve Abdullah İbni Ömer, Hz. Muâviye gibi meşhûr sahâbîlerden hadîs-i şerîf rivâyetinde bulunmuştur. Kendisinden de, Tâbiînin büyüklerinden oğlu Abdurrahman, Sâlim bin Abdullah, İmâm-ı Şa”bî, akranlarından İbn-i Amr, Yahyâ bin Saîd ve Sa’d bin Saîd el-Ensârî, Abdullah bin Ömer, Sa’d bin İbrâhîm, Abdullah bin Avn ve daha birçoğu hadîs-i şerîf rivâyet etmişlerdir. Tasavvuf ilminde mütehassıs idi. Vera’ ve takvada (Allahü teâlânın harâm ettiklerinden sakınıp kaçınmada) eşi yoktu.
Dedesi Ebû Bekr-i Sıddîk (r.a.) Peygamber efendimizden ve Peygamberlerden sonra insanların en üstünü oldu. Resûlullahdaki bütün üstünlükler, ilimler ve feyizler onda toplanmış ve her bakımdan üstün olmuştur. Kalbe, ruha ait ilimlerin kaynağı idi. Resûlullahın Peygamberlik vazifelerinden biri de, Kur’ân-ı kerîmin ma’nevî hükümlerini, ya’nî Allahü teâlânın zâtına ve sıfatlarına ait ma’rifetleri, yüksek bilgileri, ümmetinin kalblerine akıtmaktı. Resûlullah efendimiz, tasavvuf ilminin bu yükek ma’rifetlerinin hepsini, Hz. Ebû Bekr-i Sıddîk’ın kalbine akıttı. O, ruh ilminde de bir mütehassıs oldu. Hz. Ebû Bekr-i Sıddîk da Resûlullahdan aldığı bu feyzleri, Eshâb-ı kirâmdan Selmân-ı Fârisî’nin (r.a.) kalbine akıttı. Ruhu yükselten ve onu besleyen bu ma’rifetlere, Muhammed bin Kâsım da, Selmân-ı Fârisî’nin sohbetlerinde bulunarak yetişip bir ruh mütehassısı olmuştu. Silsile-i âliyye büyüklerinden dördüncüsü olan İmâm-ı Ca’fer-i Sâdık da, bunun sohbetinden feyz aldı (Bkz. Ca’fer-i Sâdık).
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri Silsile-i Âliye’nin üçüncüsü olan Kâsım bin Muhammed (radiyallah-u anhu) nin yüzü suyu hürmetine günahlarımızı aff eylesin. Amin.
Fuad Yusufoğlu
Kasım bin Muhammed (Radiyallah-u anhu)- 2
23 Haziran 2008Girnavas mevki-i (Nusaybin)
Kasım bin Muhammed (Radiyallah-u anhu)- 2
Kâsım bin Muhammed, hadîs ve fıkıh ilminde zamanının en yükseği idi. İlimde ve takvada eşine rastlanamıyacak bir yüksekliğe erişmişti. Büyük hadîs ve fıkıh âlimlerinden Yahyâ bin Saîd: “Medine’de Kâsım’dan üstün bir kimseye yetişmedik” derken, İbn-i Sa’d da, “Tabakât” adındaki eserinde: “Kâsım, hadîs ilminde sika (güvenilir) bir râvi, fıkıh ilminde yüksek bir âlim ve her bakımdan imâm, önder olan zâttı. Çok hadîs-i şerîf bildirdi. Takva ve verâ’ sahibi idi” diyerek kendisini medhetmekte, övmektedir. Ebû’z-Zenâd da: “Ben, Kâsım’dan daha çok hadîs ve fıkıh bilen bir kimse görmedim” demektedir. Yine büyük hadîs âlimlerinden Süfyân İbn-i Uyeyne de, Kâsım bin Muhammed’in devrinin en büyük âlimi olduğunu söylemiştir. Ömer bin Abdülazîz’in de: “Eğer birini yerime halife seçmem icâb etseydi, Kâsım’ı seçerdim” dediği rivâyet edilmiştir. Ömer bin Abdülazîz, halifeliği zamanında Kâsım bin Muhammed’i, halası Hz. Âişe’ye ait olan ne kadar hadîs-i şerîf ve başka rivâyetler biliyorsa, onların hepsini toplamakla görevlendirmiştir. Hattâ Ömer bin Abdülazîz bir keresinde, ilmin yok olup, âlimlerin son bulması endişesi üzerine Medine valisi Ebû Bekir bin Muhammed bin Hazne’ye mektûb yazarak şöyle demiştir: “Resûlullahın (s.a.v.) hadîs-i şerîflerini, sünnetlerini, Amre binti Abdurrahmân el-Ensârî’nin ve Kâsım bin Muhammed’in rivâyetlerini araştır ve yaz! Zira ben ilmin yok olup, âlimlerin de tükenmesinden korkuyorum.” Amre ve Kâsım bin Muhammed’in her ikisi de Hz. Âişe’nin talebesi olup, O’nun Resûlallahtan rivâyet ettiği hadîs-i şerîfleri en iyi bilenlerdi.
Kâsım bin Muhammed, hadîs-i şerîflerin hem ma’nâeına ve hem de lâfzlarına, harflerine dikkat ederek rivâyet ederdi. Halbuki Tâbiînden ba’zı hadîs âlimleri, hadîs-i şerîfleri ma’nâsı ile rivâyet etmekte bir beis görmüyorlardı. Fakat Tâbiînden muhaddislerin çoğu hadîs-i şerîflerin, Peygamberimizden işitil-diği şekilde rivâyet edilmesi üzerinde ittifak etmişlerdir. Kâsım bin Muhammed, hadîs-i şerîf rivâyet ederken en ince noktalarına kadar dikkatli hareket eder, bir harfin bile değiştirilmesini uygun görmezdi.
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri Silsile-i Âliye’nin üçüncüsü olan Kâsım bin Muhammed (radiyallah-u anhu) nin yüzü suyu hürmetine günahlarımızı aff eylesin. Amin.
Fuad Yusufoğlu
Kasım bin Muhammed (Radiyallah-u anhu)- 3
23 Haziran 2008Mardin İli’nin ayni yerden gündüz (Uzaktan) görünüşü
Kasım bin Muhammed (Radiyallah-u anhu)- 3
, fıkıh ilminde de yüksek bir âlimdi. Medine’de yetişen ve kendilerine “fukahâ-i seb’a” adı verilen yedi büyük âlimden birisiydi. Allah ve Resûlü adına konuşmanın ve dînî mes’elelerde fetva vermenin mes’ûliyetini en iyi şekilde idrak edenlerdendi. Yahyâ bin Saîd’in bildirdiği şu sözleri, bunu açıkça göstermektedir: “İnsanın, Allahın hakkını bildikten sonra câhil olarak yaşaması, bilmediği şeyi söyleyerek fetva vermesinden hayırlıdır.” Halbuki, Abdurrahmân bin Ebû Zenâd, O’nun hakkında: “Peygamberimizin sünnetini Kâsım bin Muhammed’den daha iyi bilen birisini görmedim. Hattâ öyle idi ki, sünneti bilmeyeni âlim saymazdı” diyor. Kendisinden bir mes’ele sorulunca; “Anlamıyorum, bilmiyorum!” derdi. Ona sormayı çoğalttıkları zaman da: “Vallahi, sorduğunuz her şeyi bilmiyoruz. Şayet bilseydik, sizden saklamazdık. Çünkü bildiklerimizi saklamamız bize helâl olmaz” derdi. Dînî mes’eleler hakkında çok hassas davranır, ancak açık olanları hakkında fetva verirdi. Her sabah Mescid-i Nebî’ye gelir, iki rek’at namaz kılar, sonra Resûlullahın minberi ile kabri arasına oturur, kendisine sorulan mes’elelere fetva verirdi. Nitekim mezheb imamlarından Mâlik bin Enes (r.a.) de onun hakkında: “Kâsım, bu ümmetin, fakîhlerinden idi” buyurmuştu.
Kâsım bin Muhammed, çok mütevâzi, alçak gönüllü idi. Bir gün köylünün birisi O’na gelip; “Sen mi daha çok biliyorsun, Sâlim bin Abdullah mı?” diye sordu. Ona cevap olarak “Burası Sâlim’in evidir” deyip başka hiçbir şey konuşmadı. Muhammed bin İshâk bunun hakkında: “O benden daha iyi bilir deyip, yalan söylemeyi veyahut ben ondan daha iyi bilirim diyerek kendisini üstün göstermeyi istemedi” derdi. Halbuki Kâsım bin Muhammed, her ikisinden daha çok âlimdi. Ebû Eyyûb-i Sahtiyânî de: “Ondan daha fazîletli bir kimse görmedim” dedi. İmâm-ı Buhârî de, “Zamanının en fazîletlisiydi” demiştir.
Hz. Aişe: Peygamberimizin, yağmur yağdığını gördüğü zaman “Allahım! Onu bereketli, mübârek eyle!” diye duâ ettiğini bildirdi.
“Muhakkak ki Allahü teâlâ sizin her birinizi, yavrunuzu beslediğiniz gibi yiyecekle rvaklandırır. Hattâ onu Uhud dağı kadar yapar.”
Peygamberimiz bir kerresinde: “Sizden öncekilerden mahşerde gölgelenecek olanların kimler olduğunu biliyor musunuz?” deyince, Eshâb-ı kirâm, “Allah ve Resûlü daha iyi bilir!” dediler. “Onlar, kendilerine haklarından birşey verildiği zaman kabul ederler. Kendilerinden bir şey istendiğinde hemen verirler ve insanlar hakkında kendileri için olan hüküm gibi hüküm verirler” buyurdular.
“Bir kimse, bir kadının güzelliğine bakmak isteyip de, ondan gözünü çevirirse, Allahü teâlâ onun kalbine ibadet zevkini sokar ve böylece ibadetin tadını bulur.”
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri Silsile-i Âliye’nin üçüncüsü olan Kâsım bin Muhammed (radiyallah-u anhu) nin yüzü suyu hürmetine günahlarımızı aff eylesin. Amin.
Fuad Yusufoğlu
Kasım bin Muhammed (Radiyallah-u anhu)- 4
23 Haziran 2008Mardin İli’nin ayni yerden gece (Uzaktan) görünüşü
Kasım bin Muhammed (Radiyallah-u anhu)- 4
Kâsım bin Muhammed şöyle bildiriyor: Resûlullah efendimizin eshâbından birisinin gözleri görmeyip, a’mâ oldu. Sonra O’nu ziyârete gittiler. Bu zât şöyle dedi. “Ben, Peygamberimizi (s.a.v.) görmek için gözlerimin görmesini istiyordum. Fakat şimdi Resûlullah (s.a.v.) âhırete irtihâl etti. Allaha yemin ederim! Eğer Yemen’deki Tübâle beldesinin geyiklerinin bir geyiğindeki gözler bende olsa artık buna sevinmem”.
İmâm-ı Buhârî, Kâsım bin Muhammed’in “Bulûğa erdiğimiz günden beri hep üç rek’at vitir namazı kılındığını gördük” dediğini naklediyor.
Kâsım bin Muhammed, şöyle bildiriyor: “Bir gün halam Hz. Âişe’nin yanına vardım. O’na: “Ey Ana! Bana Peygamber efendimizin kabrini aç!” dedim. Bunun üzerine bana Hücre-i Se’âdeti açtı. Üç kabir gördüm. Pek yüksek değillerdi. Pek yerle beraber de değillerdi. Üzerlerine kızılca Batha taşcağızları dökülmüştü. Peygamber efendimizin şerefli kabri hepsinden ilerde idi. Hz. Sıddîk’ın başı, Fahr-i kâinat hazretlerirln mübârek sırtı hizasında, Hz. Ömer’in başı da Resûlullah (s.a.v.) efendimizin ayağı hizasında idi.”
Yine Kâsım bin Muhammed anlatıyor: “Âdetim üzere yine bir gün sabah namazını kıldıktan sonra, halam Hz. Âişe’yi ziyârete gittim. O kuşluk namazını kılıyor ve namazında, “Allah, lütuf edip bizi kavurucu azâbdan korudu.” âyet-i kerîmesini okuyor, ağlıyor ve durmadan tekrar ediyordu. Beklemekten usandım. O bitirmedi, ben de bırakarak çarşıya çıktım. Kendi kendime: “İşimi bitireyim, sonra ziyâretine giderim” dedim, işimi bitirip döndüğümde yine aynı hâlde âyet-i kerîmeyi tekrar ederek ağlamakta olduğunu gördüm.
Buyurdu ki: “Bizden önce yaşayan büyüklerimiz, başa gelen musîbetleri güzellikle karşılamayı, kendilerine verilen ni’metleri de tezellül (alçak gönüllülük) ederek karşılamayı severlerdi.”
KAYNAKLAR
1) Vefeyât-ül-a’yân cild-4, sh-59
2) Tabakât-ı İbni Sa’d cild-5, sh-187
3) Hilyet-ül-evliyâ cild-2, sh-183
4) Tehzîb-üt-tehzîb cild-8, sh-333
5) Şezerât-üz-zeheb cild-1, sh-1356)El-A’lâmcild-5,sh-181
7) Tezkiret-ül-huffâz cild-1, sh-96
8) Reşâhat Ayn-ül-hayat sh-12 (arapça)
9) Câmi’u kerâmât-il-evliyâ cild-2, sh-236
10) Rehber Ansiklopedisi cild-9, sh-32411) Se’âdet-i Ebediyye sh-102
Cild 2 sh 275-277
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri Silsile-i Âliye’nin üçüncüsü olan Kâsım bin Muhammed (radiyallah-u anhu) nin yüzü suyu hürmetine günahlarımızı aff eylesin. Amin.
Fuad Yusufoğlu





