‘Maruf-u Kerhi’ olarak etiketlenmiş yazılar
Bir Anlık Gaflet için 30 Yıl
22 Şubat 2008
Çağ-çağ barajı (Nusaybin)
Büyük tasavvuf alimlerinden ve vefat ettikten sonra da yeryüzünde tasarrufu devam eden dört büyük evliyaullahtan birisi olan Ma’ruf-u Kerhî (k.s.) bir bayram arifesi camiye giderken cami avlusunda oynayan çocukları görür. İçlerinden bir küçük kız mahzun bakışlarla diğer oynayan çocuklara bakmaktadır.
Ma’ruf-u Kerhi (k.s.) hazretlerinin dikkatini çeker:
-”Kızım niye sen de arkadaşların gibi oynamıyorsun” der .
Küçük kız ağlamaklı bir sesle:
-”Ben oynarsam elbiselerim kirlenir, yıkayacak ne annem, yeni elbise alacak ne de babam var.”
Maruf-u Kerhi (k.s.) hazretleri küçük kızın elinden tutup o zamanın zengin tüccarlarından Sırr-ı Sekati’ye (k.s.) götürür.
Sırrı-yı Sekati (k.s.) Ma’ruf-u Kerhi (k.s.) hazretlerini görünce hemen ayağa kalkar.
-”Buyurun efendim ne emriniz varsa yerine getireyim” der.
Ma’ruf-i Kerhi (k.s.) hazretleri ona küçük kızı göstererek
-’‘Ya Sırrı bu kız yetimdir; yarın bayram, giyecek yeni bir elbisesi yok. Ona bir elbise dikebilir misin?” der.
Sırrı-yı Sekati (k.s):
-“Baş üstüne efendim.” der ve en güzel kumaştan küçük yetim kıza bir elbise dikmeye başlar.
Bayram sabahı Ma’ruf-u Kerhi (k.s.) hazretleri kızı alıp Sırr’ın dükkânına gider.
Sırr-ı Sekati (k.s.) onları kapıda karşılar.
-”Buyurun efendim elbise hazır”der.
Ma’ruf-u Kerhi (k.s.) hazretleri ellerini açıp:
-”Ya Rabbi Bu kulunun kalbinden dünya sevgisini çıkar” diye dua eder.
Maruf-u Kerhi (k.s.) daha oradan ayrılmadan Sırr-ı Sekati’de bir garip haller olur. Aradan çok kısa bir zaman geçmeden;
Sırr-ı Sekati (k.s.) kendi kendine düşünür:
-”Benim bu kadar malım, mülküm var hâlâ terzilik yapıyorum. Vallahi, yemin olsun bütün malımı muhtaç olan fakirlere dağıtacağım.” diyerek bütün malını fakirlere dağıtır.
Hemen Tevbe-i nasuh ederek büyük mutasavvuf alimi olan Ma’ruf-u Kerhi (k.s.) hazretlerine talebe olur. Aradan uzun seneler geçer Ma’ruf-u Kerhi (k.s.) hazretlerinin vefatından sonra onun yerine geçer. Zamanla talebeleri çoğalır etrafa yayılır.
Sırrı-yı Sekati hazretleri (k.s.) nin Talebeleri onu hep ağlarken görürler.
Ona çok yakın bir talebesi sorar:
-”Efendim! biz bu kadar sene senin yanındayız hep seni ağlarken görüyoruz bunun sebebi hikmetini bize söyliyebilir misiniz?” diye sorar .
Talebelerinin ısrarlarına cevaben:
-”Ben bir gün elhamdülillah dedim. Keşke bu ‘Elhamdülillah’ kelimesini söylemeseydim diye tam otuz yıldır ağlıyorum Allah’tan (c.c.) beni affetmesi için dua ediyorum” dedi.
Talebeleri daha çok hayret etti.
-”Efendim ‘Elhamdülillah’ kelimesi Allah’ı zikir etmektir bunda bir şey yoktur ki” dediler.
Sırrı-yı Sekati (k.s.) hazretleri şöyle anlatmaya başladı:
-“Ben Maruf-i Kerhi (k.s.) hazretlerinin talebesi olmadan evvel çok zengindim.Yaz aylarından bir gün öğleleyin Evde istirahat ediyordum.
Kapımı çalan bir kişi:
-”Ya Sırrı pasajda yangın çıkmış, yangın dükkânlarına doğru gidiyor.” dedi. Ben de alelacele evden çıktım.
Yolda bana rastlayan bir başka kişi:
-”Ya Sırrı, bütün dükkânlar yandı, yangın tam senin pasajına gelince söndü” dedi.
Ben de o zaman gayri ihtiyari ‘Elhamdülillah’ dedim.
Şimdi is o mübarek zat olan Ma’ruf-i Kerhi’nin (k.s.) talebesi olduğumdan günden beri düşünüyorum, ve kendi nefsime diyorum ki; benim dükkânlarım yanmadığı için Allah’a hamd ederek ‘Elhamdülillah’ dedim. Demek ki o zaman kendimi tek düşünerek müslüman kardeşlerimin zararını düşünemedim” diye tekrar ağlamaya başladı.
Talebeleri de onunla beraber ağlamaya başladılar.
Ve şöyle dediler:
-“Allah’ı zikir maksadıyla bir kelimeyi manasını düşünmeden söylemiş ve 30 yıldır ağladığı halde hâlâ unutamamış. Bu kadar günahlardan sonra, bizim halimiz ne olacak?”
<<<Sırrı-yı Sekati (r.a.) nın bir başka yazısı>>>
Allah-u teâlâ hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri tasavvuf ehli; Yüksek ver’a sahibi olan bu mübarek zatlar hürmetine afv eylesin. Amin.
Fuad Yusufoğlu
Uzlet
08 Mayıs 2008Girnavas – Cin tepesi – (Nusaybin)
Fudeyl bin iyad (r.a.) ı ağlarken gördüler.
-“Niçin ağliyorsun.” dediler :
Fudayl bin İyad (r.a.);
-”Bana zülmeden bir zavallı müslümana üzüldüğümden ağliyorum dedi. Kiyamette ona sorulacak ve rezil olacaktır. Fakat hiç bir özrü ve bahane bulamiyacaktır.”
Ma’ruf-e kerhi (r.a.) buyuruyor:
-”Bir kimse günde üç defa “Allahumma aslih ümmete Muhammedin, Allahummarham ümmette Muhammedin, Allahumma ferric ala Muhammeddin” derse ismi Abdallar defterine yazılır
Hatem-e Esam (r.a.), Hamıd-i Lifaf (r.a.) a;
-”Nasılsın?” dedi.
Hamid-i Lifaf (r.a.);
-”Selam ve affiyetteyim”dedi.
Hatem-e Esam (r.a.):
-”Selamet, sırat köprüsünü geçince, Afiyet ise Cennet’e girince olur.” dedi.
Rebi bin Haysem (r.a.) e
-”Nasılsın ?” dediklerin de
Rebi bin Haysem (r.a.) e
-”Zayif ve günahkarım. Kendi rızkımı yerim ve ecelimi beklerim.” dedi.
Ebu Derda’ya (r.a.) nasılsın? dediklerinde
-”Cehennemde kurtulursam iyiyim.” dedi.
Malik-i Dinar (r.a.) a
-”Nasılsın ? “dediklerin de
Malik-i Dinar (r.a.) a;
-”Yaşı ilerleyip , günahı çoğalanın halı nasıl olur.?” dedi.
Hakim (r.a.) e :
-”Nasılsın?” dediklerin de
Hakim (r.a.) e :
-”Allah’u tealanın rızkını yerim ve onun düşmanı olan Şeytanın emrine uyarım.”dedi.
Muhammed bin Vasi (r.a.) e:
-”Nasılsınız?”dediklerin de;
Muhammed bin Vasi (r.a.) e:
-”Her gün ölüme yaklaştığı halde, daha çok günah işleyen nasıl olur ?” dedi.
Hamid’i Lifaf (r.a.) e
-”Nasılsınız?” dediklerin de
Hamid’i Lifaf (r.a.) e
-”Uzun yolculuğa çıkıp, azığı olmayan, karanlık kabre girip arkadaşı olmayan, Adil padişahın huzuruna çıkıp, delili olmayanın halı nasıl olur “dedi.
Hasan bin Sinan (r.a.) a
-”Nasılsınız?” dediklerinde
Hasan bin Sinan (r.a.) a
-”Bir gün afiyet üzere olmayı istiyorum” dedi .
-”Afiyette değil misiniz?” dediler .
-”Günah işlemediğim gün afiyetteğim.”dedi…
İmam-i Gazali (Kimya-yi Saadet.)
Allah’u teala hazretleri bizleri ve sizleri kendi rahmeti ile günahlardan döndürüp, Sevap işleyen ve Afiyet üzere olan kulların den eylesin. Amin….
Fuad Yusufoğlu
Allah’a itaat etmek ve O’nun Resulu’nu sevmek
28 Haziran 2008Çağ-Çağ barajı (Nusaybin)
Yüca Allah (c.c.) buyuruyor:
-“(Habibim) de ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız hemen bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın” Ali İmran-3/31
Ey okuyucu: (Allah’ın rahmeti üzerine olsun)
Bil ki;
Kulun Allah (c.c.) ı ve Allah’ın Resülunu; (a.s.v.) sevmesi onlara itaat etmesi ve emirlerine uyması demektir. Allah (c.c.) ın kullarını sevmesi ise, kullarına in’am ve ihsan etmesi demektir.
Çünkü kul, hakiki kemalin ancak Allah (c.c.) a ait olduğunu ve kendinde veya başkasında gördüğü her kemalin Allah (c.c.) tan olduğunu bildiği zaman sevgisi ancak Allah (c.c.) a ve Allah (c.c.) yolunda olur. Bu da Allah (c.c.) a itaat etmesini iktiza ettirir.
Bunun içindir ki,
Muhabbet Allah (c.c.) a itaat etmeği, Allah (c.c.) a ibadet de resülullah (a.s.v.) a ittiba etmeği gerektir. Ve bu da o’na itaat etmeye düşkün olmakla tefsir edilmiştir.
Hasan el basri (r.a.) den rivayet edilmiştir. Der ki:
-“Resülullah ( a.s.v.) zamanında,Ya Muhammed, biz Rabbımızı seviyoroz dediler. Bunu üzerine bu ayati kerime nazil oldu.
Bişr el-Hafi (r.a.) den rivayet edilmiştir: der ki;
“-Ben Resülullah (aleyhisselatu-vesselam)i ru’yada gördüm. Bana:
-“Ey bişr. Allah (c.c.) seni akranın arasında ne ile yükselti biliyormusun?”
Ben:
-“Hayır Ya resulullah (a.s.v.) deyince,
Resülullah (a.s.v.) şöyle buyurdular:
-“Salih kişilere hizmet etmen, kardeşlerine nasihat etmen, dostlarını ve benim sünnetimi yerine getirenleri SEVMEN ve benim sünnetime tabi olmanla.”
Nitekim Peygamberimiz (a.s.v.) buyuruyorlar:
-“Kim ki benim sünnetimi işler, ihya ederse, o beni SEVMİŞ olur. Kim ki, beni SEVERSE o kiyamet günü cennete benimle beraber olur..”
Gene Resülullah (a.s.v.) buyuruyor:
-“Ümmetimin hepsi cennete girer, ancak kaçanlar müstesna.”
Eshab (r.a.) sorar:
-“Kaçanlar kimdir?”
Buyurdular ki;
-“Kim bana itaat ederse, cennete girer, kim bana ASİ olursa o kaçmış olur. Benim sünnetime uygun olmayan her amel Ma’siyettir.”
Bilginlerden bir kısmı der ki;
-“Birisinin havada uçtuğunu, veya denizde yürüdüğünü, veyahut ateşi yediğini veyahut da bunlara benzer başka bir şey yaptığını görürsen, fakat o adam Allah’u Teala (c.c.) nın farzlarından birini veya kasden Resülullah (a.s.v.)ın sünnetlerinden birini terk ederse, bil ki o adam da’vasında YALANCIDIR. Onun yaptığı keramet değil, balki sihirbazlıktır.”
Böyle kimseden Allah (c.c.) a sığınırız.
Cüneyd-i Bağdadi (r.a.) der ki;
-“Allah (c.c.) in inayeti olmadan, kimse Allah’a ulaşamaz. Allah (c.c.) a erişmenin yolu ise Muhammed Mustafa Sallallahu aleyhi vessellame tabi olmaktır.”
Ahmed el-Havari (r.a.) der ki;
-“Resülullah (a.s.v.) sünnetine uymaksizin yapılan her amel BATILDIR.”
Nitekim Resülullah (a.s.v.) buyurmuştur:
-“Kim benim sünnetimi terk ederse ona şefaatım HARAMDIR.”
Rivayet edilir ki,
Adamın biri Mecnunlardan birinde Bilmediği bir şey görür. Bunu Ma’ruf el-Kerhi (k.s.) ye sorar.
Ma’ruf El kerhi (k.s.) tebessüm ettikten sonra adama şöyle der:
-“Ey kardeşim, Allah(c.c.) ın küçük büyük, akıllı ve deli olan sevdikleri vardır. Bu gördüğün ise delilerdendir.”
Fudayl bin iyyad (k.s.) der ki;
-“Sana Allah (c.c.) ı seviyor musunuz diye sorulursa süküt et. Zira, sevmiyorum dersen, küfredersin. Eğer seviyorum dersen, belki Allah’ı sevenler gibi gereğiyle sevemezsin. Seviyorum dersen Allah’ın öfkesini üzerine çekersin. Allah’ın öfkesinden kaçın.”
Süfyan-i Servi (k.s.) şöyle der:
-“Allah’u tealayı seveni seven, Allah’ı sevmiş olur. Kim ki ona ikramda bulunursa, Allah yalunda ikram etmiş olur.”
Sehl (r.a.) ise şöyle der:
-“Allah’ı sevmenin alameti, Kur-anı Kerim’i sevmektir.”
-”Allah’ı ve Kur-anı Kerim-i sevmenin alameti de Resulullah (sallallahu aleyhi ve selemi) sevmektir.”
-”Resulullahı sevmenin alameti ise onun sünnetini sevmektir.”
-”Onun sünnetini sevmenin alameti de ahreti sevmek,”
-”Ahreti sevmenin alameti, dünyayı sevmemektir.”
-”Dünyayı sevmemenin alameti, ondan yeteri kadar istifade etmektir, ahiret hazırlığında bulunmaktır.”
Mükaşefa-tül kulub (İmam-i Ğazali)
Allah (c.c.) bizleri ve sizleri kendisine itaat eden ve onun Resulünü (a.s.v.) seven kullarından eylesin. AMİN…
Fuad Yusufoğlu
Eziyet
02 Temmuz 2008Çağ-Çağ barajı (Nusaybin)
Fuadeyl ibn İyyad (radiyallah-u anhu) ı ağlarken gördüler.
-“Niçin ağliyorsun?” dediler.
Fuadeyl ibn İyyad (r.a.);
-“Bana zülm eden bir zavallı müslümana üzüldüğümden ağliyorum.”Dedi.
-“Kiyammete ona sorulacak ve rezil olacaktır. Fakat hiçbir özür ve bahane bulamiyacaktır.”
Mucahid (Radiyallah-u Anhu) buyuruyor:
-“Cehennemde olanlara Allah-u Teâla (c.c.) öyle yaralar verir ki, bütün bedenleri sızıp akar, yalnız kemikleri kalır.”
Sonra bir ses;
-“Bu nasıl bir elemdir?” der.
-“Çok şiddetlidir.” Derler.
Aynı ses:
-“Bu dünyada Müslümanlara verdiğiniz sıkıntının karşılığıdır.” Der.
Peygamber efendimiz (Salallahu aleyhi vesselem) buyurdu;
-“Cennete istediği gibi dolaşan birini gördüm. Müslümanlara eziyet vermesin diye yol üzerindeki bir ağacı kesmişti”
Hiç kimseye kibirlenmemelidir. Çünkü, Allah-u Teala kibirlileri sevmez. Peygamber Efendimiz (Sallallah-u Aleyhi Vesselam.) buyurdu ki;
-“Allah-u Teâla bana vahiy ile bildirdi ki, tavazu et, kimse kimseye övünmesin.”
Bunun için Peygamber efendimiz (Sallallah-u Aleyhi vesselem) dul kadınların, miskinlerin işlerini görünceye kadar uğraşırdı. Kimseye hakaret gözü ile bakmamalıdır. Çünkü o kimse Allah-u Teâla (c.c.) nın VELİ KULU OLABİLİR, Fakat o bilmez. Allah-u Teâla (c.c.) evliye kullarını herkesin nazarından örtmüştür.
İkrime (Radiyallah-u anhu) buyurdu; Allah-u Teâla (c.c.), Yusuf (aleyhisselam) a,
-“Senin dereceni ve ismini, kardeşlerini afvettiğin için, büyük eyledim” buyurmuştur.
Hadisi şerifte (a.s.v.):
-“Din kardeşini afv edenin izzeti ve büyüklüyü artar.” Buyuruldu.
Ma’ruf-i Kerhi (r.a.) buyuruyor;
-“Bir kimse günde üç defa’Allahummeslih ümmete Muhammedin, Allahümmerham ümmete Muhammedin, Allahümme ferric ümmete Muhammedin’ derse; İSMİ EBDALLAR DEFTERİNE YAZILIR.”
Hazreti Ali (r.a.) buyruyor:
-“Kimin karnı ağrırsa, hanımın mehir parasından isteyip, bal alsın, yağmur suyu ile karıştırp içsin, şifa bulur. Çünkü Allah-u Teâla (c.c.) yağmur’a BEREKET, bal’a ŞİFA ve kadınların mehr’ine AFİYET buyurmuştur. O halde bu üçü bir araya gelirse elbette ŞİFA BULUR.
Kimya-yi Saadet ( İmam-i Ğazali)
Allah-u Teâla (c.c.) bizlere ve sizlere; Bu fani dünya da kaldığımız Müddet zarfında BEREKET, ŞİFA, SIHHAT VE AFİYET üzere olmayı, Uzun ömürler le birlikte, Salih ameller ihsan eylesin. AMİN…
Fuad Yusufoğlu
Mâruf-i Kerhi:(Radiyallah-u anh)
16 Ocak 2009Çağ-Çağ deresi -BOR- (Nusaybin)
Rabia (r.a.) bir hanım idi. Yanında cennetten söz ettiler;
Rabia (r.a.):
-“Önce ev sahibini, sonra evi düşünmek lazımdır.” Dedi.
Ebu Süleyman Dâranî (r.a.) buyuruyor ki;
-“Allah-u Teala (c.c.) nın öyle kulları vardır ki, Cehennem korkusu ve cennet ümidi onları Allah-u Teala (c.c.) den meşgul etmez.” Dedi.
Mâruf-i Kerhî (r.a.) nin sevdiklerinden biri kendisine;
-“Sizi dünyadan ve insanlardan böyle kaçıran şey nedir? Bu kadar ibadetle meşgul eden şey nedir? Ölüm korkusu mu, cehennem korkusu mu? Yoksa cennet arzusu mudur?” deyince
Mâruf-i Kerhî (r.a.):
-“Bunlar nedir? Bütün bunların kudret elinde bulunduğu O Hakikî Sultanın sevgisini bir tatsan hepsini unutursun. Onu tanımak ve marifete kavuşmak ele geçmişse bunlardan utanırsın.” Buyurdu.
Bişr-i Hafî (r.a.) ru’yada gördüler.
Ona:
-“Ebu Nasr-i Temar (r.a.) ve Abdülvehhab-ı Verrak (r.a.) ın halı nasıldır?”
diye sordular.
Bişr-i Hafî (r.a.): buyurdu ki;
-”Onları şu anda cennette bıraktım. Cennet yemekleri yiyorlar.”
Ona sordular:
-“Peki sen ne yapıyorsun?” dediklerinde.
Bişr-i Hafî (r.a.):
-“Allah-u Teala (c.c.) benim cennetteki yemek ve sulara rağbet etmediğimi bildiği için bana kendisini görmeyi verdi.” Buyurdu.
Ali bin Muvaffak (r.a.) buyurdu ki;
-“Rüyamda cenneti gördüm. İnsanlar yemek yiyorlardı. Melekler her şeyden temiz olan o yemeklerden onların ağızlarına koyuyorlardı. Hazîretü’l- kuds önünde bir kimse gördüm. Başını önüne eğmiş, dalgın dalgın bakıyordu.”
-“Cennet meleklerinin en büyüyü Olan Rıdvan (r.a.) a”
-”Bu kimdir, “dedim.
Meleklerin büyüyü Rıdvan (r.a.);
-“Mâruf-i Kerhî (r.a.) dır” dedi
-“Onun ibadeti cehennemden korktuğu için ve cenneti arzuladığı için değildi. Onun için bakmak, görmek serbesttir.” Buyurdu.
Ebu Süleyman Darani (r.a.) buyuruyor ki;
-“Bu gün kendisini düşünen yarın da öğle olur.”
Kimya-yı saadet (İmam-i Ğazali)
Allah-u Teâla hazretleri (c.c.) Vefat ettikten sonra da Dünyada Tasarrufu devam eden dört büyük evliyalarden Olan Mâruf-î Kerhi (r.a.) nın yüzü suyu Hürmetine bizleri ve sizleri afv eylesin. AMİN…
Fuad Yusufoğlu
Ma’rûf-i kerhi (Radiyallahu anh)- 3
17 Ocak 2009Barış Parkı (Nusaybin)
Ma’rûf-i kerhi (Radiyallahu anh)- 3
Ma’rûf-i Kerhi (r.a.) nın keramet ve menkıbeleri çoktur. Cömertlik ve kerem sahibi olup, SAĞLIĞINDA VE VEFATINDAN SONRA DA YARDIM YAPAN DÖRT BÜYÜK EVLİYADAN BİRİDİR.
Ma’ruf-i Kerhi (r.a.) ye;
-“Muhabbet nedir?” diye sordular.
Cevabında buyurdular ki;
-“Muhabbet, öğrenmek ve öğretilmekte elde edilen bir şey değildir. Ancak Allah-u Teâlâ’nın bir ihsanı ile elde edilir.”
Ma’rûf-i Kerhi (r.a.) Buyurdu ki;
-“Kulun mâlâya’nı (boş ve faidesiz) konuşması Allah-u teâlâ’nın onu zelil ve yalnız bırakmasının âlametidir.
Ma’rûf-i Kerhi (r.a.) ye;
-“Tasavvuf nedir?” diye sorduklarında,
Ma’rûf-i Kerhi (r.a.);
TASAVVUF; HAKİKATLARI ALMAK VE HALKIN ELİNDE OLAN DÜNYA MALINDAN ÜMİDİNİ KESMEKTİR, UZAKLAŞMAKTIR.” Buyurdu.
Yine Ma’rûf-i Kerhi (r.a.);
Evliyanın üç âlameti vardır;”
-“1-Düşüncesi Hak ola,”
-“2-İşliyeceği işi Hak ile işleye,”
-“3-Meşgûliyeti daima Hak ile ola.”
Ma’rûf-i Kerhi (r.a.) bir gün namaz kılmak için ikamet okudu ve sonra Muhammed bin ebi Tevbe (r.a.) ye öne geçip namaz kıldırmasını istedi. Kendisi imâm olmadı. Müezzinlik yaptı.
Muhammed bin Ebi Tevbe (r.a.) İmâmlık yapmaktan çekindi ve Ma’rûf-i Kerhi (r.a.) ye;
-“Eğer bu namazı kıldırırsam başka namaz kıldırmam.” Dedi.
Ma’rûf-i Kerhi (r.a.) bu sözü beğenmedi ve;
-“Nefsinden konuşuyorsun başka bir namaz kıldıracağını düşünmek (başka bir namaz vaktine kadar yaşayacağım diye konuşmak) Tul-i Emel (uzun arzu) sahibi olmaktır. Tul-i emel sahibi olmaktan Allah-u Teâlâ’ya sığınırız. Çünkü tul-i emel, hayırlı âmel yapmaya mani olur.” Buyurdu.
Ma’rûf-i Kerhi (r.a.) buyurdu ki;
-“Dilini (başkalarını) kötülemek ve aşağılamaktan koruduğun gibi, medh etmekten de koru.”
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Ma’rûf-i Kerhi hazretleri (Radiyallah-u anh) hurmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin
Fuad Yusufoğlu
Ma’rûf-i kerhi (Radiyallahu anh)- 4
17 Ocak 2009Veysike’den Nusaybin’in görünüşü (Bizim Mahalle)
Ma’rûf-i kerhi (Radiyallahu anh)- 4
Ma’rûf-i Kerhi (r.a. buyurdu ki;
-“Dünya dört şeyden ibarettir.”
-“1-Mal,”
-“2-Söz,”
-“3-Uyku,”
-“4-Ve yemek.”
-“Mal; İnsanı Allah-u Teâlâ’ya isyan ettirir.”
-“Söz; İnsanı Allah-u Teâlâ’dan oyalar,”
-“Uyku; İnsana Allah-u Teâlâ’yı unutturur.”
-“Yemek ise, İnsanın kalbini katılaştırır.”
Sırrı-yi Sekati (r.a.), buyurdu ki;
Ma’rûf-i Kerhi (r.a.) yi şöyle söylerken işittim;
-“Kim kibirli olur, kendini büyük görürse, Allah-u Teâlâ onu yere vurur, Kim ki, Allah-u Teâlâ ile münazea ederse (karşı gelirse) Allah-u Teâlâ ona gazab eder. Kim Allah-u Teâlâ’ya hile yapmaya kalkarsa, O Allah-u Teâlâ’ya boyun eğer (hilesinden vazgeçer) Kim Allah-u Teâlâ’ya Tevekkül eder o’na sığınır ve güvenirse; Allah-u Teâlâ (c.c.) onun yardımcısı olur. Kim Allah-u Teâlâ’ya tevazu ederse, Allah-u Teâlâ onu yükseltir.”
Ma’rûf-e Kerhi (r.a.) ye;
-“Dünya sevgisi kalbden nasıl çıkar?” diye sorulduğu zaman;
Ma’rûf-i Kerhi (r.a.) Buyurdu ki;
-“Allah-u Teâlâ’ya karşı HALİS SEVGİ, TAM BİR MUHABBET VE HÜSN-Ü MUÂMELE Ya’ni; Allah-u Teâlâ’nın razı olduğu işleri yapmak ve men ettiklerinden sakınmak ile.” Cevab verdi.
Ma’rûf-i Kerhi (r.a.) buyurdu ki;
-“Mertliğin âlameti üçtür;”
-“1.Hilafsız tam bir vefa,”
-“2.İstenmeden vermek ve kendisine cömertlik,”
-“3.İyilik yapılmadan başkalarını medh etmek.”
Bir adam Ma’rûf-i Kerhi hazretleri (r.a.) ne gelerek;
-“Ey Efendim. Benim Allah-u teâlâ’ya nasıl kavuşacağımı bana öğretir misin?” dedi.
Ma’rûf-i Kerhi (r.a.) onun elinden tuttu ve padişahın kapısına getirdi. Kapının önünde ayağı kırık duran bir adam buldular.
Soru soran zat’a o kimseyi gösterip;
-“İşte bunun gibi olursan Allah-u Teâlâ’ya vasıl olursun.” Buyurdu.
Bununla, ayağının ikisi de kırık bir köle, efendisinin kapısının önünde nasıl durur hiçbir yere ayrılmazsa; bir kul da Allah-u teâlâ’nın kapısından her an bekler hiç ayrılmaz ve isyan etmezse, Allah-u Teâlâ’ya kavuşur demek istedi.
Bir kimse gelip kendisinden kalbının yumuşaması için dua etmesini istedi.
Ma’rûf-i Kerhi (r.a.) Ona;
-“Ey Kalbleri yumuşatan Allahım! Ölüm benim kalbimi yumaşatmadan sen benim kalbimi yumuşat. Diye dua et.” Buyurdu
Sırrı-yi Sekati hazretleri (r.a.);
-“Kavuştuğum bütün ni’metlere Ma’rûf-i Kerhi hazretleri (r.a) nin BEREKETİYLE KAVUŞTUM.”Buyurdu.
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Ma’rûf-i Kerhi hazretleri (Radiyallah-u anh) hurmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin
Fuad Yusufoğlu
Ma’rûf-i kerhi (Radiyallahu anh)- 5
17 Ocak 2009Veysike köyündenden bir başka açıdan Nusaybin görünüşü
Ma’rûf-i kerhi (Radiyallahu anh)- 5
Ma’rûf-i Kerki Hazretleri (r.a.); buyurdu ki;
-“Kim öldükten sonra unutulmak istemezse, güzel (amel) işlesin ve isyan etmesin.”
Yine Ma’rûf-i Kerhi (r.a.) buyurdu ki;
-“Allah-u teâlâ mü’minlerden bir zümreyi kabirlerinden kanatlı olarak diriltir. Sur üfürüldüğü zaman kabirlerinden uçarlar. Cennet-i Â’la’ya koşarlar. ONLARI MELEKLER KARŞILAR.”
Ve onlara;
(-“Siz kimsiniz?”)
Onlar;
-“Mü’minlerdeniz, ümmet-i Muhammed’deniz, ümmet-i kur’andanız.” Derler
Melekler;
(-“Siz sıratı gördünüz mü?”)
Onlar;
-“Hayır.” Derler.
Melekler;
(-“Siz haşrı gördünüz mü?”)
Onlar;
-“Hayır.” Derler.
Melekler;
(-“Siz Allah-u Teâlâ’yı gördünüz mü?”
Onlar;
-“Biz O’nun nûrunu gördük.” Derler
Melekler;
(-“Peki siz dünyada ne amel yapardınız?”)
Onlar;
-“Biz o’na kulluk ettik, O’ndan başka her şeyden yüz çevirdik. Allah-u teâlâ bize hesaba çekilecek bir dünyalık vermedi.” Derler.
Ma’ruf-i Kerhi (r.a.) buyuruyor ki;
-“Kim mü’min kardeşinin bir ayıbını örterse, Allah-u Teâlâ onun bu işinden dolayı bir melek yaratır, O’nun elinden tutar ve O melekle beraber Cennete girer.”
Ma’rûf-i Kerhi (r.a.) yine buyurdu ki;
-“Her kim günde üç kere ‘Allahumma aslıh ümmeti seyyidine muhammed’ (-“Allahım! Muhammed (sallallahu aleyhi ve selem) ümmetini ıslah et.” Diye duâ ederse ABİDLERDEN SAYILIR.”
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Ma’rûf-i Kerhi hazretleri (Radiyallah-u anh) hurmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin
Fuad Yusufoğlu
Ma’rûf-i kerhi (Radiyallahu anh)- 6
17 Ocak 2009Dara Harabeleri (Mardin)
Ma’rûf-i kerhi (Radiyallahu anh)- 6
Ma’rûf-i Kerhi hazretleri (r.a.) ne Bağdat ahalisi ve bütün Müslümanlar tarafından devamlı hürmet edilirdi. Kabri, dua’ların kabul edildiği hastaların şifa bulduğu bir yerdir. Dua’ların kabul edildiği herkes tarafından tecrube edilmiştir.
İmâm-i Yafi-i (r.a.) de bunu bildirmektedir;
Ma’r’uf-i Kerhi (r.a.), talabesi Sırrı-yi Sekati (r.a.) ye buyurdu ki;
-“Eğr Allah-u Teâlâ’ya dua eder ve bir şey istersen, O’na BENİM İSMİMİ VESİLE ET, BENİM HÜRMETİME İSTE!”
Muhammed bin Hişam (r.a.) diyor ki;
Ma’rûf-i Kerhi (r.a.) bana;
-“Sana on cümle öğreteceğim; beşi dünya, beşi ahret içindir. Bunlar ile kim dua ederse Allah-u Teâlâ onun duasını kabul buyurur.” Dedi.
Ben;
-“Yazayım mı?” diye sordum.
Ma’rûfi Kerhi (r.a.);
-“Hayır Behr bin Hânis nasıl tekrar tekrar okuyup bana öğrettiyse, sana da tekrar tekrar okuyup öğretirim.” Dedi.
Ve, Ma’rûf-i Kerhi (r.a.) buyurdu;
-“Dinim için Allah bana kafidir. Dünyam için Allah-u Teâlâ kafidir. Ehemmiyetli işlerim için Allah-u Teâlâ kerimdir ve bana kafidir. Bana haksızlık etmek isteyenlere hilm ve kuvvet sahibi olan Allah-u Teâlâ kafidir. Bana kötülük etmek isteyenlere, Şedid olan Allah-u Teâlâ bana kafidir. Ölüm anında Rahim olan Allah-u Teâlâ bana kafidir. Kabir sualında Rauf olan Allah-u Teâlâ bana kafidir. Hesab anında Kerim olan Allah-u Teâlâ bana kafidir. Mizan anında Latif olan Allah-u Teâlâ bana kafidir. Sırat’ta, Kadim olan Allah-u Teâlâ bana kafidir. Kendisinden başka hiçbir İlah olmayan Allah-u Teâlâ bana kafidir. O Arş’ın Rabbıdır. Ve ben O’na tevekkül ederim.”
Muhammed bin Mansur Tusi (r.a.) haber veriyor;
Bağdad’da Ma’rûf-i Kerhi (r.a.) nin huzuruna gittim. Yüzünde bir yara izi gördüm;
-“Dün burada iken yüzünüzde bir şey yoktu. Bu nedir bir şey mi oldu?” diye sordum.
Ma’râf-i Kerhi (r.a.) bana;
-“Seni ilgilendirmeyen şeyi sorma, sana yarayanı sor.” Dedi.
Ben;
-“Allah aşkına söyle.”dedim.
Ma’rûf-İ Kerhi (r.a.) şöyle anlattı.
-”Bu gece namaz kılıyordum. Mekke’ye gidip Kâ’be’yi tavaf etmek istedim. Su içmek için zemzem kuyusuna gittim. Ayağım kaydı ve yüzüm oraya çarptı. Bu iz ondandır.”
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Ma’rûf-i Kerhi hazretleri (Radiyallah-u anh) hurmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin
Fuad Yusufoğlu
Ma’rûf-i kerhi (Radiyallahu anh)- 7
17 Ocak 2009Dara harabeleri (Mardin)
Ma’rûf-i kerhi (Radiyallahu anh)- 7
Ma’rûf-i Kerhi (r.a.) abdest almak için Dicle nehri kenarına gitti. Kur’an-i kerim ve seccadesini namaz kıldığı yerde bıraktı. Bir kadın gelip bunları alıp giderken Ma’rûf (r.a.) arkasından koştu ona yetişti. Ve yüzünü görmemek için başını eğip;
-“Kur’an-i Kerim okuyan çocuğun var mı?” diye sordu.
Kadın;
-“Hayır.” Deyince
Ma’rûf-i Kerhi (r.a.);
-”Kur’an-i Kerim’i bana ver, seccade senin olsun.” Buyurunca
Kadın O’nun bu güzel haraketine çok şaşırdı. Her ikisini de oraya bıraktı.
Ma’rûf-i kerhi hazretleri (r.a.);
-“Seccadeyi al sana helal ettim.” buyurdu.
Kadın utanarak hemen oradan uzaklaşıp gitti. Ma’rûf-i Kerhi hazretleri (r.a.) herkese merhamet eder ve herkesin ıslahı için çalışırdı.
Bir gün Talabeleriyle Dicle nehri kenarındaki bir hurmalıkta oturuyorlardı. Baktılar ki Dicle nehri’nin yukarısından bir kayık geliyor. Kayıkta birkaç erkek içki içiyor, nara atıyorlar.
Bu nahoş manzara karşısında talabeleri şöyle dedi.
-“Efendim bir dua edin de, Allah-u Teâlâ bunları bu nehirde boğsun. Ve insanlar onların zararlarından kurtulsunlar.”
Ma’rûf-i Kerhi hazretleri (r.a.) şöyle buyurdu;
-“Ya Rabbi! Sen bu kullarını dünyada neş’elendirdiğin gibi ahrette de nes’elendir.”
Talabeleri, bu dua’nın mana ve sırrını anlamadıklarını söylediler.
Ma’rûf-i Kerhi hazretleri (r.a.) bunun üzerine;
-“Benim söylediğimi (Allah-u Teâlâ) bilir. Bekleyin şimdi sırrı açığa çıkar.” Buyurdu.
O topluluk Ma’rûf-i Kerhi hazretleri (r.a.) ni görünce sazlarını kırdılar, şaraplarını döktüler ve titremeye başladılar. Ma’rûf-i Kerhi (r.a.) nin el ve ayaklarına kapanıp TEVBE ettiler.
Ma’rûf-i Kerhi hazretleri (r.a.);
-“Gördüğünüz gibi herkesin istediği oldu; ne onlar boğuldu, ne de bir kimse onlardan rahatsız oldu.” Buyurdular.
Muhammed bin Muhallid (r.a.) dedi ki;
Hasan bin Abdülvahhab (r.a) a Ma’rûf-i Kerhi (r.a.) nin hayatı okunuyordu.
Buyurdu ki;
-“Ma’rûf-i Kerhi (r.a) nin suyun üzerinde yürüdüğünü söylerler. Eğer bana O’nun havada uçtuğunu söylenilse; onu tasdik ederim.”
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Ma’rûf-i Kerhi hazretleri (Radiyallah-u anh) hurmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin
Fuad Yusufoğlu




