‘medine’ olarak etiketlenmiş yazılar

Cömertlik- 2

17 Mayıs 2008

dsc00006-fuadyusufoglucag-cag-baraji.JPG

Çağ-Çağ Barajı (Nusaybin)

Ebul Hasan Medain (r.a.) i Buyuruyor :

Hasan, Hüseyin ve Abdullah bin Cafer (Ridvanıllahı aleyhim ecmain.) Hacca gittiler. Deveyi bir yere otlatmaya bıraktılar. Aç ve susuz oldukları halde ihtiyar bir kadının yanına gidip,

-“İçecek bir şeyin var mi ? “ dediler,

İhtiyar kadın;

-”Var.” dedi.

Bir koyun vardı, sağdı ve sütünü onlara verdi .

-”Yiyecek bir şeyin varmıdır?” dediler

İhtiyar kadın;

-”Yoktur, bu koyunu kesin yiyin.” dedi. Koyunu kestiler yediler .

Ve;

-“Biz Kureyşdeniz. Bu seferden dönünce yanımıza gel sana iyilik yapalım.” dediler. Ve gittiler.

Kadının Kocası eve dönünce kızdı ve

-“Koyunu tanımadığın insanlara verdin.” Dedi..

Bir Zaman geçti

İhtiyar kadın ve kocası Fakirlik yüzünden Medine’ye düştüler. Yiyecek bir şey satın almak için deve gübresi toplayıp sattılar.

Günleri böyle geçiyordu. Bir gün ihtiyar kadın bir mahalleye gitti. Hazreti Hasan (r.a.) evinin kapısı önünde duruyordu. Onu tanıdı.

Ve;

-“Ey nine beni tanıyor musun? “ buyurdu.

İhtiyar kadın;

-”Hayır.” dedi

-”Ben senin filan zamandeki misafirinim.” Buyurdu. Sonrada bin koyun ve bin altın vermelerini söyledi. Onu kendi kölesiyle Hazreti Hüseyin (r.a.) yanına gönderdi.

Hazreti Huseyin (r.a.)

-”Kardeşim sana ne verdi?” Buyurdu.

İhtiyar kadın;

-”Bin koyun ve bin altın verdi.” dedi.

Hazreti Hüseyin (r.a.) da o kadar vermelerini söyledi. Ve kölesiyle Abdullah Bin Cafer (r.a.) gönderdi.

Abdullah (r.a.);

-”Sana ne verdiler.” Dedi

İhtiyar kadın;

-”İki bin koyun ile iki bin altın.” dedi.

O da iki bin koyun ve iki bin altın verdi

-“Eğer önce bizim yanımıza gelseydin, onlara sıkıntı vermezdiniz.” Emr eti iki bin koyun ve iki bin altın verdiler.

Kadın bu nimetlerle kocasının yanına geldi…

Kab (r.a.) buyuruyor:

-”Her gün herkese iki Müvekel melek vardır, seslenir:

-”Ya Rabbi, malı korur gözetirse malını telef eyle, Hayra harcarsa karşılığını ver.” derler…

Ebu Hanıfe (r.a.) Buyuruyor :

-”Bahil adil bilmem ve şahidliğinı kabul etmem. Çünkü: Bahillik ona mani olur ve hakkından fazlasını alır.”

Yahya bin Zekeriye (a.s.) Şeytanı gördü:

-”Kime daha düşmansın, kimi daha çok seviyorsun?” dedi.

Şeytan (aleyhil’lanet);

-”Bahil olan zahidı de çok severim çünkü bütün canını dişine takarak çalışır, ve bahilliği, yaptıklarını yok eder. Cömert olan günahkari hiç sevmem. Çünkü: istediğini yer, istediği yere gider, ama korkarım ki cömertliği ona rahmet eder ve tövbe ede.”

Abdullah bin Cafer (r.a.) bir defe yolculıkta bir hurma bahçesine uğradı.

Bahçenin bekçisi siyahi bir köle idi. Köleye üç parça ekmek getirdiler. Bir köpek geldi, birini ona attı köpek onu yedi, öbürünü de attı onu de yedi, üçüncüsünü de attı, onu da yedi.

Abdullah bin Cafer (r.a.) buyurdu.

-”Senin ücrettin nedir” dedi.

Köle;

-”İşte bu gördüğün üç parça ekmek.” dedi.”

Abdullah bin Cafer (r.a.);

-”Niçin hepsini köpeye verdin?” Buyurdu.

Köle;

-”Burada köpek yok idi. Bu köpek uzak yerden gelmiş idi. Aç durmasını istemedim. Dedi.”

Abdullah bin Cafer (r.a.);

-”Sen bugün ne yiyeceksin? Buyurdu.

Köle;

-”Sabredeceğim, bir şey yemiyeceyim.”dedi.

Abdullah bin Cafer (r.a.);

-“Sübhanallah, aşırı cömerdim diye beni ayıpliyorlar, bu köle benden daha cömerttir.” Buyurdu.

Abdullah bin Cafer (r.a.) Bunun üzerine o köleyi satın aldı . O hurmalığı da satın aldı. O köleyi azad eyleyip hurmalığı ona bağışladı.

İmami Şafi’i (r.a.) Mekke ‘ye gitti, yanında on bin altın vardı. Mekke’nin dışında çadır kurdu. O altınları eteğine doldurup kendisine SELAM verene bir avuç altın verdi.Yatsı namazına kadar böyle yaptı. Eteğin de bir tane bile kalmamıştı…

Kimya-yı Saadet (İmam-i Ğazali)

Allah’u Teala Hazrertleri (c.c.) bizleri ve sizleri bahilkten koruyup, Cömert kullarından eylesin. AMİN…

Fuad Yusufoğlu

cimg2711-eski-ravda-000.JPG

Revda-i Muttahhara (eski)

cimg6156-ravda-yeni-000.JPG

Ravda-i Muttahhara (Yeni)

çok ibadet ederdi. Onu çok sevdim ve uzun zaman yanında kaldım. Onun ve kilise’nın hizmetini yapar, onunla ibadet ederdim.

Vefat zamanı geldi.

Ben ona:

-“Ey benim efendim; uzun zamandan beri yanınızdayım ve sizi çok sevdim. Sen vefat edince ben ne yapayım. Bana tavsiye eder misin?” Diye sordum…

Bana:

-“Oğlum Şam’da insanları islah edecek kimse yok. Kime gitsen seni ifsad ederler. Fakat Musul’da bir zat vardır. Ona gitmenı tavsiye ederim,”dedi.

Bende;

-“Peki efendim.”dedim.

O zat vefat edince Şam’dan, Musul’a gittim. Onun tarif ettiği zatı buldum. Başımden geçenleri anlattım. Beni hizmetine kabul etti. O’da diğer zatlar gibi çok kiymetli zahıd, abid bir kimse idi. Onun vefat zamanında aynı soruları o’na da sordum.

O’da bana;

-“Nusaybin’de bir zat vardır.” Diye tavsiye etti.

O vefat edince sonra ben de derhal Nusaybin’e gittim. Bahsedilen kimseyi bulup yanında kalmak istediğimi söyledim. İsteğimi kabul etti. Ve bir müddet de onun hizmetinde bulundum. Bu zat da vefat etmek üzere iken beni başka birisine göndermesini söyledim.

Bu sefer bana Amuriye’deki bir Rum şehrinde bulunan başka kimseyi tarif etti. Tarif edilen bu son şahsıda bulup hizmetine girdim.

Uzun bir zamanda onun yanında kaldım. Artık onun da vefati yaklaşmıştı. O’na da beni birine havale etmesini rica edince

-“Vallahı şimdi böyle bir kimse bilmiyorum. Fakat Ahır zaman Peygamberin (s.a.v.) gelmesi yaklaştı. O arablar arasdından çıkacak vatanından hicret edip, taşlık içinde hurması çok olan bir şehre yerleşecek. Alametleri şunlardır; hediye’yi kabul eder, sadakayı kabul etmez, iki omuzu arasında “Nübüvvet mührü” vardır.” Diyerek alametlerini saydı.

Yanında bulunduğum son zat de vefat edince onun tavsiyesi üzerine Arap diyarına gitmeğe hazırlandım.

Bir Müddet ben Amuriye’de çalışıp : bir kaç öküz ile birlikte bir kaç koyun sahibi olmuştum. Beni Kelb Kabilesinden bir kafile Arap beldesine gitmek üzere idi.

Onlara dedim ki:

-“Bu sığırlar ve koyunlar sizin olsun; beni Arap vilayeti’ne götürün.” Dedim. Kabul edip kafilelerine aldılar.

Vadiyül Kura denilen yere gelince bana ihanet ettiler. Bana köle diyerek, beni bir yahudiye sattılar.

Yahudinin bulunduğu yerde Hurma bahçeleri gördüm. Ahir zaman peygamberi (a.s.v.) in hicret edeceği yer herhalde burasıdır diye düşündüm. Fakat kalbim oraya ısınmadı.

Devam edecek….

Fuad Yusufoğlu

Selman-i Farisi 4

23 Haziran 2008

Birinci dünya savaşı sırasında fransız askerlerinin Suriye den görünüşü

Kamışlının Fransızlar tarafından kuruluşu

Selman-e Farisi Veya bazı rivayetlerde olduğu gibi Selman-i farisi (r.a.) Müslüman olduktan sonra, köleliği bir müddet devam etti.

Peygamber Efendimiz (a.s.v.):

-Kendini kölelikten kurtar Ya Selman.” Buyurmasi üzerine sahibine gidip,

Azad olmak istediğini söyledi. Buna zorla razı olan Yahudi;

-”Üç yüz hurma fidanı dikerek, yetiştirip ve hurma verir hale getirmesi, kırk Rükye altın (O zaman ki; ölçüye göre bir miktar altın) vermesi şartiyle kabul etti.

Selma-e Farisi (r.a.) bunu Resulullah (a.s.v.) haber verdi..

Resülulah (a.s.v.) eshabina:

-“Kardeşinize yardım ediniz” buyurdu. onun için Üç yüz hurma fidanı topladılar.

Resulullah (a.s.v.):

-“Bunların çukurlarını hazır edip tamam olunca bana haber verin “buyurdu.

Çukurları hazırlayıp haber verince; Resulullah(a.s.v.) teşrif edince kendi mübarek elleriyle, o fidanları dikti. Bir tanesini de Hz.Ömer (r.a.) dikmişti. Hz.Ömer (r.a.) diktiği hurma hariç bütün hurma fidanları Allah (c.c.) ın izniyle o sene hurma verdi.

Rasulullah sallallahu aleyhi ve selam meyve vermeyen O bir tane hurmayi de söküp, kendi mübarek elleriyle yeniden dikti. Diktiği hurma ayni anda hurma verdi .

Bundan sonra Selman-e Farisi (r.a.) ehli suffa arasına katıldı. Selman-e Farisi (r.a.) uzak diyarlarden geldiği için eshabi kiramdan birisiyle kardeşlık kurması emir buyurulunca ; Hz.Ebu Derda (r.a.) ile kardeş oldu. Hendek savaşınden itibaren bütün gazalara katıldı.

Selman-e Farisi (r.a.) veya Peygamber (a.s.v.) buyurduğu gibi; Selmanul hayr ( hayırlı Selman) Hendek savaşından sonra hendek kazma fikrini açtığı için, Hendek savaşındeki gayret ve hizmetinden dolayı Resülullah (a.s.v.) ona bu Lakabı taktı..

Selman-e Farisi (r.a.) Müslüman olup kölelikten kurtulduktan sonra, geçimini sağlamak için ince hurma dallarından sepet örüp, satarak geçimini temin ederdi. Kazancının bir kısmını da fakirlere sadaka olarak dağıtırdı. Resülullah (a.s.v.) yakınlarından olup; bazı geceler huzurunda bulunarak baş başa saatlarca sohbetinde kalırdı.

Eshabi kiram (r.a.) tarafından da çok sevilip, hürmet görürdü. Selman-e Farısı (r.a.) DÜNYA YA HİÇ RAĞBET ETMEZDİ. Ayakta duramiyacak hala gelinceye kadar namaz kılar, sonra bedeni yorulunca oturur; dil ile zikrederi..Dili yorulduğu zaman da Allah-u Teala(c.c.) nın yarattığı şeylerdeki hikmetleri düşünürdü ki;

Bu tefekkürün Peygamber (a.s.v.) in buyurduğu;

-“ Bir saat tefekkür bin sene ibadetten hayırlıdır” hadisi şerifle iştigal olurdu…

Selman-e Farisı (r.a.) ehli suffa içerisinde Resülullah (a.s.v.) en yakın olan Kendısı idi. Hz. Aişe Anamız (Radiyallahu Anha) buyurdular ki;

-”Selman-e Farısı (r.a.) geceleri uzun zaman Resülullah (a.s.v.) ile beraber kalırdı. ve sohbetinde bulunurdu. Neredeyse Resülullah (a.s.v.) yanında bizden fazla kalırdı.

Peygamberimiz (a.s.v.);

-“Allah-u Teala (c.c.) bana dört kişiyi sevdiğini bildirdi.; bu dört kişiyi SEVMEMİ EMRETTİ.

Bunlar;

Hz.Ali (r.a.),
Ebu Zer Gifarı (r.a.) ,
Mikdad bin Esved (r.a.)
Ve Selman-e FARISI (r.a.)“ buyurdular..

Devam edecek…
Fuad Yusufoğlu

Ana baba hakkı

24 Haziran 2008

dsc05984-5984buyuk-selale-fuadyusufoglu.JPG

Çağ-Çağ deresi (Bor)

Adamın biri, dedi ki;

-“Ey Allah (c.c.) Resulu (a.s.v.), ben Allah yolunda cihad yapmak istiyorum.”

Resülullah (a.s.v.) sordu;

-“Annen sağmıdır?”

Adam:

-“Evet.” dedi.

Resülullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu:

-“Annenin ayaklarına kapan (ona iyi bak) cennet oradadır.

(Taberani rivayet etmiştir.)

Biri Resülıllah (a.s.v.) a sordu;

-“Ey Allah (c.c.) Resülu (a.s.v.), Ana ve babanın evlad üzerindeki hakkı nedir?”

Resülullah (a.s.v.) :

-“Onlar senin cennet’in ve cehennem’indir.” buyurdu:

(İbnı Maceh rivayet etmiştir.)

Bir adam Resülullah (a.s.v.) a gelir ve der ki;

-“Ben büyük bir günah işledim.Tövbe edersem Allah (c.c.) beni bağışlarmı?”

Resülullah (a.s.v.) buyurdu:

-“Annen hayatta mı ?”

Adam:

-“Hayır.” dedi.

Resülullah (a.s.v.) buyurdu:

-“Teyzen varmı dır?”

Adam:

-“Evet vardır.” Dedi

Resülullah (a.s.v.):

-“Teyzene iyilik yap.” buyurdu. (İbni hibban ve Hakim rivayet etmişler…)

Biri sordu:

-“Ey Allah’ın Resülu, (a.s.v.); anam, babam öldükten sonra onlara iyilik yapacak bir şey var mıdır?”

Resülullah (a.s.v.) buyurdular:

-“Anne, babaya dua etmek, vaat edip yerine getiremedikleri şeyi öldüklerinden sonra yerine getirmek, ancak ana baba ile sağlanan akrabalık bağlarını koparmamak, onların dostlarına ikramda bulunmak.”

(Ebu Davud ve ibni Maceh rivayet ederler.)

Bir gün Hazreti Ömer (r.a.) ın oğlu Abdullah (r.a.) a Mekke yolunda bir köylü arap rastlar. Abdullah bin Ömer (r.a.) ona selam verir ve binmiş olduğu binite onu bindirir. Başındaki sarığı çıkarıp ona verir, yanında bulunan Malik bin Dinar (k.s.) der ki;

Biz Abdullah (r.a.) a dedik ki;

-“Alah (c.c.) sana iyilik versin. Onlar köylü araplardır. Az bir şeye razı olurlar.”

Bunun üzerine Abdullah bin Ömer (r.a.) şöyle der;

-“Bunun babası Ömer bin hatap (r.a.) (babamın) dostu idi. Ben Resülullah (a.s.v.) ın şöyle buyurduğunu işittim.”

-“Sila-i Rahim İyiliklerin en iyisi, evladın babasının dostunun ailesine iyilik yapmasıdır.”

(Müslim Rivayet etmiştir..)

İbni Hıbban Ebu bürde’den rivayet eder. der ki;

Medine’den gelmiştim. Abdullah bin Ömer (r.a.) bana geldi. Ve dedi ki;

-“Ben sana niçin geldim biliyormusun?”

Ben:

-“Hayır.” Dedim.

Abdullah (r.a.) dedi ki;

-“Ben Resülullah (a.s.v.) ın şöyle buyurduğunu işittim.

-“Kim Babasının kabrini ziyaret etmek isterse. Babası öldükten sonra babasının kardeşlerini ziyaret etsin.” Babam Ömer (r.a.) ile senin babanın arasında kardeşlik ve dostluk vardı. Bunun için seni ziyaret etmek istedim.”

Mükaşefatül kulub (İmam-i Ğazali)

Allah’a şükür etmem lazim gelir, Elhamdulıllah. Rahmetli babam vefat etmeden evvel bana şu dua’yı yapmıştı
-“Oğlum eline toprak alsan Alllah (c.c.) altına çevirsin.” Demişti. Amin…Allah (c.c.) gani gani rahmet eylesin. Amin…

Allah (c.c.) bizleri ve sizleri Anne baba haklarına Raiyet eden ve onların dualarına, rızalarına kavuşan kullarınden eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Dünya sevgisi- 3

28 Haziran 2008

dsc09582-girnavas-fuadyusufoglu.JPG

Girnavas Mevki-i (Nusaybin)

Ebu Said el – hudri (r.a.) rivayet ediyor: Resulüllah (a.s.v.) buyurdular:

-“Sizin için en çok korktuğum şey, Sizin için Allah (c.c.) ın yerden çıkardığı bereketlerdir.”

Eshab (r.a.) sordu:

-“Yerin bereketi nedir?”

Resulllah (a.s.v.):

-“Dünya zinetleridir.” Buyurdu.

Gene Resulüllah (a.s.v.) buyurdular ki:

-“Kalbinizi, dünyayı yad etmekle meşgül etmeyin.”

Resulüllah (a.s.v.) dünyayı elde etmek için çalışmak şöyle dursun, onu yad etmeği bile nehy etmiştir.

Ammar bin said (r.a.) der ki:

İsa Aleyhisselam havarileri ile beraber bir köye uğradı. Köy halkını sokaklarda ve kıyılarda ölü olarak gördü. Bunun üzerine havarilerine dedi ki:

-“Ey havariler, muhakkak bunlar, Allah (c.c.) ın gazabinden ölmüşlerdir. Eğer başka bir sebepten ölmüş olsaydılar bunlar defn olunurlardı.”

Havariler, İsa (a.s.) a şöyle dediler :

-“Ey Allah (c.c.) ın elçisi, bunların kıssalarını öğrenmeyi ne kadar isterdik.”
Bunun üzerine İsa (a.s.), Allah (c.c.) a bunların durumlarını bildirmesi için niyazda bulundu.

Allah (c.c.) İsa Aleyhisselam’a şöyle vahyeti:

-“Gece olduğu zaman onları çağır, sana cevab verirler.”

Gece olduğu vakit İsa (a.s.) yüksek bir yere çıkıp, onlara :

-“Ey köy halkı”diye çağıdı. Bir ses ona cevab vererek:

-“Buyur ey İsa “ dedi.

Bunun üzerine İsa (a.s.):

-“Halınız hikayeniz nedir?” diye sorunca:

Şöyle cevab verdi:

-“Biz akşam sıhhat ve afiyetle yattık, sabah olunca kendimizi cehennemde bulduk.”

İsa Aleyhisselam:

-“Bu nasıl oldu?” dedi.

Cevab veren ses:

-“Dünyayı sevmemiz ve Allah (c.c.) a ASİ Olanlara taat etmemiz sebep oldu.” Dedi.

İsa Aleyhisselam:

-“Siz dünyayı nasıl severdiniz? diye sorunca

Gelen ses:

-“Çocuğun annesini sevdiği gibi biz de dünyayı severdik.”dedi. Dünya bize güler, nimetlere gark olduğumuz zaman sevinirdik, bizden yüz çevirip mahrumiyete uğradığımız zaman da müteessir olur, onun için ağlardık.”

İsa Aleyhisselam:

-“Arkadaşlarına ne oluyor ki onlar bana cevap vermiyorlar?” diye sorunca,

Gelen ses:

-“Çünkü onlar çetin meleklerin elinde ateşten gemler ile gemlidirler.” diye cevab verdi.

Bu sefer İsa Aleyhisselam ona:

-“Peki sen onların arasından nasıl cevap verdin?” diye sordu.

Gelen ses cevap verdi:

-“Çünkü ben onların içinde bulunuyordum. Fakat günah işlemekle onlarla berabr değildim. Onlara azab gelince bana da isabet etti. Şimdi ben Cehennemin bir tarafında muallaktayım. Bu azaptan kurtulacağım mı? Yoksa cehennem’e atılacağım mi bilmiyorum?

Bunun üzerine İsa Aleyhisselam havarilere dönerek şöyle dedi:

-“Dünya ve ahiret afiyetiyle, tuzla arpa ekmeğini yemek, yamalı elbise giymek ve çöplükte yatmak büyük bir nimettir.”

Kalblerin Keşfi (İmam-i Ğazali)

Allah (c.c.) bizleri ve sizleri Dünyaya Önem vermeyen, Salih ameller işleyen, Sabrederek Hakkı tavsiye eden kullarından eylesin. AMİN…

Fuad Yusufoğlu

Kutlu doğum haftası- 9

30 Haziran 2008

fuadyusufoglu_dsc018221-kasyan.jpg

Kasyane (Nusaybin)

Hak Teâla Hazretleri (c.c.) Kâbeye buyurdu ki:

-“Ey Kâbe, ağlama yakın zamanda senin etrafını secde edenler ile doldururum. Kur’an-ı azimi senin yakınında indiririm. Ve bir Peygamber gönderirim ki, Peygamberlerin sonuncusu ve en güzeli olur. Bir ümmet gönderirim ki senin imaretine ve bana ibadete gayret ederler. Güvercinin yumurtasına eğdiği gibi sana ihtimam ederler. Ey Kâbe, senin etrafını o müşriklerden temizlerim. Ve şeytana tapanlardan kurtarırım.”

Ondan sonra Hâk Teâla (c.c.) Süleyman (a.s.) a emir etti. Dönüp Kâbe-i şerife indi. Namaz kılıp dua etti. Kâbe-i şerife yakın geldi. Beş bin deve, beş bin öküz ve yetmiş bin koyun bağazlayıp kurban etti ve kendi kavmine haber verdi ki, bu yerde ahir zaman peygamberi (s.a.v.) ne yardım edecek ve onun kılıcı bütün kafirlere galip gelecektir.

O kadar heybetli olur ki, bir aylık yerlerdeki düşmanların kalbine korku düşer hakkı izhar etmekte ve Allah-ü teâlanın ismini yaymakta herkes bir olur. Kafirler, onun tebliğ-i risalet etmesine mani olmazlar. Ne mutlu o kimseye ki onun zamanına yetişip ona hizmet etmekle müşerref ola.

Kavmi ona dediler ki:

-“Ey Allah’ın peygamberi o zamana ne kadar gün kaldı.”

Buyurdu ki;

-“O zaman çok yakındır.” sonra kalkıp neml vadisine gitti.

Hazreti Amine validemizden (r.a.) menkuldur ki;

Doğum zamanında heybetli bir ses işittim. Çok korktum. Sonra büyük, beyaz bir kuş gördüm. Gelip kanadı ile beni sığadı. Ondan sonra o korku benden gitti. Baktım bir bardak şerbet gördüm. Süt gibi beyaz idi. O anda çok susamış idim. O şerbeti içtim. Baldan tatlı idi. İçer içmez susuzluğum gitti. Sonra büyük bir nur gördüm. Evim o kadar nurlandı ki, o nurdan başka bir şey görmüyordum. O sırada çok hatunlar gördüm. Boyları hurma ağacı kadar, yüzleri güneş gibi nurlu ve abdi menaf kızlarına benzerlerdi. Benim etrafımı sarıp, lazım olan hizmeti eda ettiler.

O halde iken gözümden perdeyi kaldırdılar. Bütün yeryüzünü meşrıkten mağriba kadar her yeri gördüm.

Üç alem dikilmiş idi..

Biri meşrikta,

Biri mağrıbde,

Ve biri Kâbe üstünde idi.

Etrafımda çok hatunlar toplandılar. Ne zaman ki Muhammed (sallalahu aleyhi veselem) vucuda geldi. baktım Mübarek başını secdeye koydu. Ellerini kaldırdı. Dua ve tazarru’da bulundu. Ansızın gökten bir parça beyaz bulut indi. O hazreti alıp giti. Muhammed (a.s.v.) gözümden kayıboldu. O sırada bir ses işittim ki;

-“Onu meşrıktan mağriba kadar her yere gezdirin.Ta ki cümle alem onu ismiyle, cismiyle ve sıfatıyla görsünler.” Diyordu.

Göz açıp yumuncaya kadar o bulut gözden kayıboldu. Muhammed (a.s.v.) bir beyaz yünlü kumaş içinde sarılı gördüm…O yünlü kumaş sütten beyaz ve ipekten yumuşak idi.

Mearicun Nübüvve –Altıparmak-(PEYGAMBERLER TARİHİ)

Allah-u Teâla (c.c.) ya şükürler olsun ki bizleri ve sizleri Son Peygamber (a.s.v.) ümmetine nail eyledi. Amin….

Fuad Yusufoğlu

Bor-e Beşire Mecido (Girnavas) Nusaybin

İmâm-i Buhâri (Radiyallah-u anh);

Hadis âlimlerinin en büyüğü Kur’an-i kerimden sonra Dünyanın en kıymetli kitabı olan “Buhâri-yi şerif” adı ile meşhür hadis kitabının yazan büyük İslam âlimidir.

İsmi, Muhammed bin İsmail bin İbrahim bin Mugire bin Berdizbeh el- Cu’fi el- Buhâri’dir.

Künyesi, Ebu Abdullah’dır. 194 (M. 810) senesinde şevval ayında, Cum’a günü öğleden sonra Buhara’da doğdu. 256 (M. 870) de Semerkant’de Ramazan bayramı gecesi 62 yaşında iken vefat etti. Kabri Semerkant’ın ‘Hertenk’ kasabasındadır.

Hadis ilminde yüksek derecede olup, üç yüz bin den fazla hadis-i şerif-i senetleriyle birlikte ezbere bilen bir âlim olduğu için ‘İmam’, Buharili olduğu için de, “Buhâri” denilmiş ve ; “İmam-i Buhâri” ismiyle meşhür olmuştur.

İmam-i Buhâri (r.a.), Allah-u Teâlâ’nın Salih kullarından idi. Zamanında, hadis ilminde kitab ve sünnetin ma’nalarını anlamada, zekâda, fıkıh bilgisinin çokluğunda, zühd ve vera’da, kuvvetli ictihadda ve istnbatta (hüküm çıkarmada) bir eşi yoktur.

İmâm-i Buhâri (r.a.), ilk tahsiline doğduğu yer olan Buhâra’da başladı. Babası da hadis ilminde âlim olup, dördüncü tabaka ravilerden idi.

O zaman Buhâra önemli ilim merkezlerden biri idi. İmâm-i Buhâri (r.a.) nin babası, henüz o küçük yaşta iken vefat ettiğinden yetim kaldı. Salih bir zat olan babasından çok miras kalmıştır.

Babasının vefati üzerine onu annesi yetiştirdi. Annesi, imâm-i Buhâri (r.a.) ile kardeşini yetiştirme konusunda oldukça titiz davrandı. Babalarından miras kalan serveti, onların tahsili ve terbiyesi için harcadı. Duâ’sı makbul Saliha bir hanım idi.

İmâm-i Buhari (r.a.), nin küçük yaşta gözleri bir hastalıktan dolayı görmez olmuştu. Annesi tedavi ettirmeye çalıştı ise de, oğlunun bu körlüğü devam etti. Çocuğunun gözlerinin görmesi için, uzun zaman duâ etti.

Bir gece Ru’yasında İbrahim Aleyhis selam ona;

-“Üzülme, Allah-u Teâlâ oğlunun gözlerini geri verecek.” Diye müjdeledi. Sabah olunca İmâm-i Buhari (r.a.) nin gözleri tekrar görmeye başladı.

İmâm-i Buhari (r.a.) küçük yaşta iken, Buhara’deki âlimlerden ilim öğrenmeye başladı. Kabiliyeti ve zekasının üstünlüğü ile dikkatı çekiyordu. Bu ilk tahsil yıllarında, hadis ilmini öğrenmeye karşı ilgi duymaya başlamıştı.

Kendisine hadis ilmini öğrenmeye nasıl başladığı sorulduğunda;

-“Bu ilmi öğrenmeye kâtibler arasında kâtiblik yaparak başladım. ON YAŞINA KADAR BÖYLE DEVAM ETTİM. Cevabını vermiştir.

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Tâlâ hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri Hadis ilimlerini etfara yayan İmâm-i Buhâri radiyallah-u anh veli kulun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Bor-e Beşire Mecido Girnavas Mevki-i (Nusaybin)

İmâm-i Buhâri (Radiyallah-u anh)-2

On yaşından itibaren hadis âlimlerinin derslerine devam etmeye başladı. Henüz on beş yaşına girmeden yetmiş bin Hadis-i şerif ezberlemişti. Bu garip hadiseyi duyanlar;

-“Hakikatten bu kadar hadis-i şerif-i ezberledinmi?” diye sorduklarında,

Onlara;

-“Evet!. Hatta yetmiş bin’den daha fazladır. Ayrıca bu hadislerin kim tarafından rivayet edildiğini, ravilerin doğum ve vefat tarihlerini de biliyorum.” Dedi.

Bu ilimde o kadar yükselmişti ki, hocaları ile karşılıklı ‘ilmi munazarlarda’ bulunurlardı. Nitekim hocası dahil ba’zı hadis rivayetindeki eksikliklerini onun yardımıyla tamamlamıştır.

Zekasının keskinliği ve hafizasının kuvvetli ile etrafındakilerin hayret ve takdirini kazandı.

On altı yaşına gelince Abdullah bin Mubarek (r.a.) ve Veki’ bin Cerrah (r.a.) ın yazdıkları hadis kitablarını ezberledi. Bu yaşta büyük din âlimlerinin yazılarını okuyup anlardı.

O zaman bilhassa hadis ilmini öğrenmek için meşhür hadis âlimlerinin bulunduğu ilim merkezlrine gitmek, ilim öğrenmek için önemli bir şart idi.

Bu sebeple İmâm-i Buhari (r.a.) de 16 yaşından itibaren, ilim öğrenmek için seyahatlara çıkmıştır. Pek çok ilim merkezine yaptığı seyahatleri, 40 yaşına kadar devam etmiştir.

Kendisinden şöyle nakledilmiştir;

-“On altı yaşında iken Abdullah ibni Mubarek (r.a.) in ve Veki’ bin Cerrah (r.a.) ın kitablarını ezberledim. Fıkıh ilminde müctehidlerin, rey ehlinin bildirdiklerini öğrendim.”

“Sonra Annem ve kardeşim Ahmed’le birlikte Hacca gittik. Hac farizasını yaptıktan sonra, annemle kardeşim Buhâra’ya döndü. Ben Mekke’de kalıp, hadis-i şerif toplamaya başladım.”

-”On sekiz yaşına girdiğimde, Sahabe ve tabi’ınin fetvalarını topladım. Bu arada Medine’ye gittim. Resûlullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) ravda-i şerif-i başında geceleri ay ışığında; “Târih-ül kebir” kitabını yazdım.”

-”Bu kitabda yazdığım ve ismi geçen her zatın, bende bir kısası vardı. Kitabı uzatmamak için bunları yazmadım.”

İmam-i Buhâri (r.a.) Mekke’de bulunduğu sırada Abdullah bin Zübeyr el Hamidi (r.a.) den Şafi-i fıkhını öğrenmiştir. Ayrıca Tarih-i Kebirini yazarken istifade ettiği Sahâbe ve tabiînın rivayet ve fetvalarını da bu sırada öğrendi.

İmâm-i Buhari (r.a.) nin ilim için yaptığı seyahatleri 210 senesinde başlayıp, yıllarca sürmüştür.

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Tâlâ hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri Hadis ilimlerini etfara yayan İmâm-i Buhâri radiyallah-u anh veli kulun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Girnavas mevki-i (Nusaybin)

İbrahim-i Havvâs (Radiyallah-u anh)- 4

Hamid-i Esved Hazretleri (r.a.) anlatır;

-“İbrahim-i Havvâs hazreteleri (r.a.) ile Medine’de idik. Kendisi kalabalık bir cemaate va’z veriyordu.”

Birisi, halkı yararak yanına varıp elini öptü.

Ona sordum;

-“Sen Onu nereden taniyorsun?”

O da;

-“Ben aslen Taif’liyim hanımım ve çocuklarım geçen sene hac esnasında vafet ettiler. Baki’ kabristanına defn ettik. Çok üzüldüm.”

Devamli kabirlerini ziyaret ediyordum.

-“Bir gün kabristanda birisiyle karşılaştım. Ona durumu arz ettim. Beni teselli etti. Bana anlatıklarından çok duygulanmıştım.

Kendisine;

-“Efendim isminiz nedir?” diye sordum. Bir türlü caveb vermedi. Çok ısrar etmeme rağmen yine söylemedi.

Biraz uzaklaşınca;

-“Ben İbrahim-i Havvâs’ım.” Dedi.

-“Kabristanda gördüğüm zat, işte bu va’z verendir. Görür görez onu tanıdım.”

İbrahim-i Havvâs hazretleri (r.a.) Medine’ye Peygamber efendimiz (Sallallahu aleyhi ve selem) in Revda-i şerifini ziyarete gidiyordu.

Çölde hayvanlar susamışlar, ölme derecesine gelmişlerdi. Yanında bulunan bir kayaya eli ile vurdu. Ve Allah-u Teâlâ’nın ihsaniyle oradan su fışkırdı. Bütün hayvanlar oraya gelip su içtiler.

Yanına bir zat gelip sordu;

-“Nereye gidiyorsun?”

İbrahim-i Havvâs (r.a.);

-“Resulullah Efendimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) in Revdasiniı ziyaret etmeğe.” Dedi.

Gelen kimse;

-“Bizden de Selam söyler misin?” deyince

İbrahim-i Havvâs hazretleri (r.a.);

-“Olur ama kimin selamı var diyeceğim?” dedi.

O gelen de;

-“Kardeşin Hızır’ın selamı var dersiniz.” Dedi.

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Bu veli kullar hürmetine ahrette iman la gitmeyi müyesser eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Girnavas mevki-i Aşke keşe (Baverne yolu)

Ebû Zer Ğıfâri (Radiyallah-u anh)- 6

Ebû Zer Ğıfâri hazretleri (r.a.) İslamiyet’i uzun uzun açıkladı. Kabilesinin içinde bulunduğu sapıklığı bir bir sayıp, bunların zararlarını ve çirkinliklerini gayet açık bir şekilde anlattı.

O’nu dinleyenler arasında başta kabile Reisi Haffaf, kendi Kardeşi Üneys olmak üzere çoğu Müslüman oldu. Diğerleri ise daha sonra Peygamberimiz Efendimiz (s.a.v.) i görerek Müslümanlığı kabul ettiler.

Ebû Zer Ğıfâri Hazretleri (r.a.) bu hizmetleri yaptığı sırada İSLÂMİYET Mekke’de ve civarında oldukça yayılmıştı.

Müşriklerin zulmü de o derece artmış, İslâm uğrunda kanlar dökülmüş, ilk şehidler verilmişti.

İki defa Habeşistan’a, daha sonra da Medine-i Münevvere’ye hicret yapıldı. Ebû Zer Ğıfâri (r.a.) Medine’ye hicret etti.

Peygamber Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) hicretten sonra Eshab-i Kiram (r.anhüm) arasında kurduğu kardeşlikte Ebû Zer Hazretleri (r.a.) ni Münzir bin Amr hazretleri (r.a.) ile kardeş yaptı. Daha sonra İslâm’ı anlatması için tekrar kabilesi arasına gönderildi.

Ebû Zer Ğıfâri (r.a.) hicretten sonra da kabilesi arasında islam’i yayma hizmetinde bulunduğu için Bedir, Uhud ve Hendek savaşlarında bulunamadı. Daha sonra O da Medine’ye gitti.

Ebû Zer Ğıfari (r.a.) Hendek savaşından sonra Medine’ye yerleşti. Bundan sonra Peygamber Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve Selem) in yanından ayrılmadı.

Önce Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) ın hizmetini görür sonra da mescide gider başka bir işle meşgül olmazdı. Peygamber Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve selem) in evinden bir fert gibi oldu. Her haraketinde ve her işinde Resulullah (s.a.v.) a tâbi oldu.

Bütün zamanını dini öğrenmeye ayırdı. İlim öğrenmek hususunda büyük gayret sahibi idi. Her şeyi Peygamber Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve selem) e sorardı.

İman, İhsan, emir ve nehiy hususunda, Kadir gecesi ve daha birçok hususların esrarını, izahını, namaza dair ince hususları ve ince şeyleri Resulullah (s.a.v.) a bizzat sorarak öğrenmiştir.

Resul-i Ekram Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) de Ebû Zer Ğıfari (r.a.) yi çok sever ona hususi iltifat buyururdu. Çok zaman gece geç vakta kadar Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) ın huzurunda kalırdı.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) in mahremi, sır dostu idi. Onunla mahrem meseleleri konuşurdu.

Ebû Zer (r.a.) ayrıca Peygamber Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) in ELİNİ ÖPMEK SEADETİNE KAVUŞMUŞTUR.

Kendisi şöyle anlatmışır;

-“Resul-i Ekrem (Sallallahu aleyhi ve sellem) ile ne zaman karşılaşsak müsafeha ederdik. Hatta birgün beni aramış ben yoktum. Aradığını duyunca hemen huzuruna gittim. Çok neşeli oturuyor idi. Kucaklaştık.”

Devam Edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Ebû Zer Ğıfâri (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu