‘Müte savaşı’ olarak etiketlenmiş yazılar
Zeyd bin Harise (Radiyallah-u anhu)-5
26 Ekim 2009Mescid-i Nebevvi (Sallallahu aleyhi ve sellem)
Zeyd bin Harise (Radiyallah-u anhu)-5
Kur’an-i Kerimde Eshab-i Kiram içinde Zeyd (r.a.) den başka hiçbir kimsenin ismi AÇIKÇA ZİKREDİLMEDİ. Sadece Zeyd’in ismi geçmektedir. Bu, O’nun için büyük şeref olmuştur.
Hazret-i Zeyd (r.a.), hicretin sekizinci yılında (M. 629) Şam bölgesinde “Müte” de şehid olmuştur.
Esasen kendisi bu savaş için hazırlanan ordunun kumandanı idi. Bu muharebede üçbin İslam askeri, Yüzbinden çok Rum ordusu ile savşmıştı.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) “Müte” savaşı için orduyu hazırladıklarında;
-“Ordunun kumandanı Zeyd’dir. O şehid olursa yerine Ca’fer, O’da şehid olursa, Abdullah bin Revâha kumandan olsun.” Buyurdular.
Gerçekten bunların üçü de peşpeşe bu savaşta şehadet şerbetini içerek şehidlik mertebesine yükselmişlerdir.
Sahih-i Buhari (r.a.) de ifade edilen rivayetle bu olay şöyle anlatılıyor;
-“Resulullah Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) “Müte” ye orduyu gönderdikten epey sonra bir gün minberde konuşma yapıyorlardı. Birdenbire Efendimiz (s.a.v.) in gözlerinden YAŞLAR BOŞANMAYA başlamış ve konuşmalarını keserek;
-“İşte Zeyd şehid oldu! Bayrağı Ca’fer aldı. O’da şehid oldu. Bayrağı Abdullah aldı. O’da şehid oldu. Şimdi bayrağı Halid bin Velid aldı. Cenab-ı Hak zaferi Halid’e müyesser kıldı.” Buyurdular.
Hazret-i Zeyd (r.a.) in kumandan olduğu bu savaşta, ondan sonra kumandan olarak şehid edilen Ca’fer-i Tayyar (r.a.), Hazret-i Ali (r.a.) nin kardeşidir. Savaş sırasında iki kolu birden kesilmişti.
Ca’fer-i Tayyar (r.a.) için peygamber Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem);
-“Cenab-ı Hak Ca’fer’e kesilen kollarının yerine iki kanad ihsan buyurdu. Cennette meleklerle birlikte uçtuğunu Rabbim bana gösterdi.” Buyurdular.
Bu sebeple vefatından sonra kendisi “Uçan Ca’fer” manasına gelmek üzere “Ca’fer-İ Tayyar” lakabiyle anılmıştır.
Hazret-i Zeyd (r.a.) Müte savaşında öldürülmesinin intikamını oğlu Üsame (r.a.) almıştır. Bir süre sonra bu defa mübarek şehidin oğlu Üsame (r.a.) kumandasında bir ordu daha hazırlandı, fakat Resulullah efendimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) in hayatının son günlerine rastlaması yüzünden onları uğurlayamadı.
Daha sonra bu ordu Hazret-i Ebû Bekir (r.a.) tarafından Şam üzerine gönderilmiştir.
Zeyd (r.a.), beyaz, güzel idi. Usame (r.a.) ise esmer idi. Çünkü Ümm-i Eymen (r.anha) Resulullah (s.a.v.) a annesinden kalan Habeşli bir cariye idi.
O’nun fazileti hakkında Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu ki;
-“Zeyd bana kavmimin en sevgilisidir.”
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu ki;
-“Cennet’e baktım. Bir de gördüm ki, Cennet narlarının her biri deve derisinden yapılmış, şişirilen tulum gibi, kuşları, büyük develer gibi iri. Bunların arasındaki bir gence gözüm ilişti.
-“Sen kimsin?” diye sordum.
Oda; -“Zeyd bin Harise olduğunu söyledi. Sonra baktım ki, Cennette gözlerin görmediği kulakların duymadığı, hâtır ve hayale gelmeyen şeyler vardır.”
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Zeyd bin Harise (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin
Fuad Yusufoğlu
Abdullah bin Revâha (Radiyallah-u anhu)- 6
26 Ekim 2009Medine-i Münevvere’dan bir görünüş
Abdullah bin Revâha (Radiyallah-u anhu)- 6
Mücahidler, MEDİNE’DEN YOLA ÇIKACAKLARI SIRADA, Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem), beyaz bir sancak bağlayıp Hazret-i Zeyd bin Haris (r.a.) ye verdi. Haris bin Umeyr’in öldürüldüğü yere kadar gitmesini ve orada bulunanları İslamiyet’e davet etmesini, Müslümanlığı kabul ederlerse ne âlâ kabul etmedikleri takdirde, Allah-u Teâlâ’nın yardımına güvenerek onlarla çarpışmasını tavsiye etti.
Uğurlamak üzere Veda yokuşuna kadar mücahitlerle beraber gitti.
Hazret-i Abdullah bin Revâha (r.a.), yanındaki kumandan arkadaşlarıyla birlikte vedalaştıkları sırada, ağladı.
O’na;
-“Ey Revâha’nın oğlu! Niçin ağliyorsun?” diye sordular.
Hazret-i Abdullah bin Revâha (r.a.);
-“Ağlamamın sebebi, değil dünya sevgisi,
Ve değildir vallahi, özliyeceğim ben sizi.
Asıl sebep şudur ki, Kur’an-i Kerim’in de,
Şöyle buyurmaktadır, Rabbimiz bir ayette;
-“Muhakkak biliniz ki, sizlerin içinizden Hiçbir kimse yoktur geçmesin cehennemden.”
-“İşitim bu ayet-i, Resulullah okurken,
Cehenneme uğrarsam, nasıl sabrederim ben.”
Dedi.
Müslümanlar;
-“Allah-u Teâlâ, sizi sevgili kulları zümresine ilhak etsin, Salihlerden olun.” Diye duâ ettiler.
Sonra Hazret-i Abdullah bin Revâha (r.a.);
-“Mağfiret diliyorum, Rahman olan Rabbim’den,
Vücudum baştan başa kan olsun darbelerden.
Naşıma uğrayanlar desinler; (Ne seâdet,
Kan revan yerde yatan, şehid olmuş nihayet)”
Diyerek duâ etti.
Ordu gitmeğe hazırlandığı sırada, Hazret-i Abdullah bin Revâha (r.a.) Peygamber Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) in yanına varıp vedalaştıktan sonra;
Devam edecek….
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Abdullah bin Revâha (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin
Fuad Yusufoğlu
Abdullah bin Revâha (Radiyallah-u anhu)- 7
26 Ekim 2009Senniyet-ül Veda’ (Resulullah Aleyhis selam Hicret esnasında burada durmuştur.)
Mescid-i Kıblateyn (Medine-i Münavera)
Abdullah bin Revâha (Radiyallah-u anhu)- 7
-“Ya Resulullah! Bana ezberliyeceğin ve aklımdan hiç çıkaramiyeceğim bir şeyi emr ve tavsiye buyurur musun?” dedi.
Peygamber Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) O’na;
-“Sen, yarın Allah’a pek az secde edilen bir ülkeye varacaksın, orada secdeleri, namazları çoğalt!” buyurdu.
Hazret-i Abdullah bin Revâha (r.a.);
-“Ya Resulullah! Bana, nasihatini artırır mısın?” dedi.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem);
-“Allah-u Teâlâ’yı diama zikret, çünkü, Allah’ı zikr, umduğuna ermende sana yardımcı olur.” Buyurdu.
Peygamber Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem), Senniyet’ül Vedâ’da mücahidlerle vedâlaştı.
Onlara;
-“Haydi Allah’ın ismi ile gazâ ediniz. Allah’ın ve sizin Şam’da bulunan düşmanlarınızla çarpışınız! Orada Nasranilerin kiliselerinde, halktan ayrılmış kendilerini ibadete vermiş, bir takım kimseler bulacaksınız, SAKIN ONLARA DOKUNMAYINIZ! Onların dışında, başkalarında şeytanların yuvalandıkları daha bir takım kimseler bulacaksınız. Onların başlarını kılıçla koparınız! SİZ, NE BİR KADINI, NE SÜT EMEN BİR ÇOCUĞU, NE YAŞLANMMIŞ BİR PİR-İ FÂNİ’Yİ ÖLDÜRECEK, NE BİR AĞAÇ YAKACAK VEYA KESECEK, NE DE BİR EV YIKACAKSINIZ.” Buyurdu.
Peygamber efendimiz (s.a.v.), mücahidlerle vedâlaşıp, Medine’ye dönerken, Hazret-i Abdullah bin Revâha (r.a.) Peygamber Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) i şu beyitlerle selâmladı;
-“Vedalaştım Nahil’de, Allah’ın Resulünden,
Selamet orda kaldı, O’ndan ayrılınca ben.
Eyvah! Arkada kaldı, Allah’ın sevgilisi.
Eyvah! Uzakta kaldı, dostların hayırlısı.”
Zeyd bin Erkam (r.a.) der ki;
-“Ben Hazret-i Abdullah bin Revâh (r.a.) nın terbiyesi altında yetişmiş bir yetimdim. Kendisi Mute seferine çıktığında, beni de devesinin terkesine bindirmişti.
Devam edecek….
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Abdullah bin Revâha (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin
Fuad Yusufoğlu
Abdullah bin Revâha (Radiyallah-u anhu)- 8
26 Ekim 2009Mescid-i Kıbleteyn (Medine)
Abdullah bin Revâha (Radiyallah-u anhu)- 8
-”Vallahi geceleğin gidince, O’nun şu beyitlerini okuduğunu işittim.”
-“Ey devem! Kumlukta, kuyuya eğer beni,
Oradan da dört konak, götürürsem ileri.
Çıkarmam artık seni, bundan başka sefere,
Sahipsiz kalacaksın, az sonra ona göre.
Ben herhalde evime, geri dönmeyeceğim.
Umarım ki bu harpta, ben şehid düşeceğim.
Son konakta müminlere, geçti beni hız ile,
Ey Revâha’nın oğlu, en yakınların bile,
Kardeşlik bağlarını, kopararak geçtiler,
Seni Hak Teâlâ’ya bırakıp da gittiler.
Artık düşünmüyorum, geride ne malım var?
Hiç umurumda değil, ağaçlarla hurmalar.”
-”Kendisinden, bunları işitince ağladım.”
Hazret-i Abdullah bin Revâha (r.a.) bana kamçısıyla dokunarak;
-“Ey yaramaz! Sana ne oluyor, sana, ne zararı var? Allah-u Teâlâ bana şehidlik nasip ederse sen de, hayvan üzerinde geri dönüp, yerine ulaşırsın. Ben de, dünyanın dertlerinden tasa ve üzüntülerinden, hadiselerden kurtulmuş, rahata kavuşmuş olurum!” dedi.
Geceleyin inip iki rekat namaz kıldı. Sonunda uzunca bir duâ yaptı ve bana;
-“Ey çocuk.” Diye seslendi.
Ben;
-“Buyur!” dedim.
Abdullah bin Revâha (r.a.);
-“Bu seferde inşallah şehidlik nasip olacaktır.” Dedi.
Devam edecek….
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Abdullah bin Revâha (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin
Fuad Yusufoğlu
Abdullah bin Revâha (Radiyallah-u anhu)- 9
26 Ekim 2009Ravda-i Mutahhara (Sallallahu aleyhi ve sellem) Medine
Abdullah bin Revâha (Radiyallah-u anhu)- 9
İslâm mücahidleri, yollarına devam ederek, Şam topraklarında Maan’a varınca, orada konakladılar.
Orada, Kayser Heraklius’un, Rumlar’dan yüzbin askerle Belka topraklarından Maan’a gelip konduğunu ve Beliy kabilesinden Mâlik bin Zafile adında birinin kumandası altında Lahm, Cüzam, Kayn, Behrâ, Vâil, Bekr ve Beyil Hiristiyan Araplarından yüzbin kişilik bir kuvvetin de gelip onlara katıldığını haber aldılar.
İslâm mücahidleri, durumu görüşmek üzere, Maan’da iki gece kaldılar. Zeyd bin Harise (r.a.), Rumlar’ın kendileri için pek çok asker toplamış olduklarını haber verip, mücahidlerin bu yoldaki görüşlerini sordu.
Bazıları;
-”Rumlarla karşılaşmaktan vazgeçip memleketlere akın yap. Halklarını esir al, Medine’ye geri dön.” Dediler.
Hazret-i Abdullah bin Revâha (r.a.) susuyor, konuşmuyordu. Hazret-i Zeyd bin Harise (r.a.), O’na, bu hususta ne düşündüğünü sordu.
Hazret-i Abdullah bin Revâha (r.a.);
-“Biz, ganimetler elde etmek için yola çıkmadık. Fakat, Rumlarla karşılaşmak için yola çıktık!”Dedi.
Diğer mücahidler ise;
-“Resulullah Aleyhis selam’a yazı yazıp düşmanımızın sayısını bildirelim. Bize, acele asker göndermesini veya bu yolda yapmak istediği şeyi bize emretmesini istiyelim.” Dediler.
Bu hususta söz ve görüş birliğine vardılar.
Hazret-i Abdullah bin Revâha (r.a.);
-“Ey kavmim ne sebepten, tereddüt edersiniz?
Şehid olmak kasdiyle, cenge gelmedik mi biz?
Silahca, süvarice, çokluk olduğumuzdan,
Dolayı savaşmadık, kafirlerle hiçbir an.
Allah-u Teâlâ’nın, bize ihsan ettiği,
Şu din kuvveti ile, savaştık aslan gibi.
Gidiniz, çarpışınız, muhakkak iyilik var,
Bu işin neticesi, ya ŞEHADET ya ZAFER.
Bedir günü Vallahi, vardı iki atımız,
Uhud’da tek at ile, pek azdı silahımız.
Bu cenkte gâlip gelmek, varsa eğer kaderde,
Zaten böyle vaat etti, Allah ve Peygamber (s.a.v.) de.
Hak Teâlâ vâdinden, dönmez aslâ geriye,
Ey Mü’minler öyleyse, yürüyün ileriye.
Şehidlik varsa eğer, bizim kaderimizde,
Kavuşuruz cennette, şehid kardeşimize.” Dedi.
Devam edecek….
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Abdullah bin Revâha (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin
Fuad Yusufoğlu
Abdullah bin Revâha (Radiyallah-u anhu)- 10
26 Ekim 2009Ravda Kapısı (Bab-ül Baki’)
Abdullah bin Revâha (Radiyallah-u anhu)- 10
Hazret-i Abdullah bin Revâha (r.a.) nın bu sözleri mücahidleri cesaretlendirdi.
-“Vallahi Revâh’nın oğlu, doğru söyliyor.” Dediler.
Ve Yollarına devam ettiler.
Meşarif köyünde rastladıkları düşman askerleri yaklaşmaya başlayınca, İslâm mücahidleri, ‘Müte’ diye anılan köyün önüne çekildiler ve hemen savaş düzenine girdiler.
Düşman askerlerinin üzerine yürüdüler. İki taraf, yeşil ekinler üzerinde, birbirleriyle amansızca çarpışmaya başladılar.
İslam ordusunun Başkumandanı Zeyd bin Harise (r.a.) Peygamber Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) in sancağını eline aldı. Vucudu, Rumların mızrakları ile delik deşik edilip, kanları saçılıncaya kadar çarpışmaktan geri durmadı. Ve en sonunda ŞEHİD oldu.
Sancağı Hazret-i Cafer bin Ebi Talib (r.a.) aldı. Zırh gömleğini giydi, atına bindi. Sncağı elinde olduğu halde ilerledi.
Hazret-i Ca’fer (r.a.), düşmanların ortalarına kadar dalmış bulunuyordu. Çarpışırken, düşmanlar tarafından vurulup bir eli kesildi. Sancağı, diğer eline aldı. O eli de kesilince, sancağı koltuğunun altına kıstırdı. O SIRADA BİR KAFİR, O’na mızrağını sapladı ve Hazret-i Ca’fer (r.a.) şehid oldu.
Hazret-i Ca’fer (r.a.) şehid olunca, Ebül Yüsr Ka’b bin Umeyr (r.a.) sancağı alıp, Hazret-i Abdullah bin Revâha (r.a.) ya verdi.
Hazret-i Abdullah bin Revâha (r.a.) sancağı alınca, atının üzerinde düşmanlara doğru ilerledi ve kendi kendine;
-“Ey Nefsim, bana boyun eğeceksin elbette,
Bugün şehid olurum, yemin ettim bu harpta.
Ya sen kendiliğinde, razı olursun buna,
Ya kabul ettiririm, bunu ben zorla sana.
Eğer öldürülmezsen, şayet sen bu savaşta,
Hiç ölmiyecek misin, ey nefsim söyle bana.
Ca’fer bin Ebi Talib ve Zeyd bin Harise’nin,
Yaptığını yaparsın, bil ki iyi edersin.
Onlar şehid oldular, ey nefsim durma geri,
Sonra bedbaht olursun, haydi atıl ileri.” Diye hucuma geçti.
Devam edecek….
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Abdullah bin Revâha (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin
Fuad Yusufoğlu
Abdullah bin Revâha (Radiyallah-u anhu)- 11
26 Ekim 2009Bab-üs-Selam Kapısı (Medine)
Abdullah bin Revâha (Radiyallah-u anhu)- 11
Hazret-i Abdullah bin Revâha (r.a.) çarpışırken parmağı yaralanınca atından yere atladı. Elinin yaralı parmağını ayağının altına koyup;
-“Sen, ancak, kanayan bir parmak değil misin? Bu kazaya da Allah yolunda uğramış bulunuyorsun.” Diyerek çekip kopardı.
Ve kendi kendine;
-“Ey Nefis! Şehidlikten seni çekindiren, sakındıran hangi şeylerdir? Eğer, Karım fılanca hatundan mahrum kalmaktan ileri geliyorsa, O‘nu ÜÇ TALAKLA BOŞADIM, Kölelerimi azâd ettim, hurma bahçelerimi Allah ve Resulullah (s.a.v.) a bıraktım.” Dedi.
Hazret-i Abdullah bin Revâha (r.a.) çarpıştıktan sonra dönüp atından indiği sırada, amcasının oğlu kendisine pişirilmiş et getirdi.
Ve;
-“Al, bunu ye de biraz güçlen.” Dedi.
Abdullah bin Revâha (r.a.) üç günden beri bir şey yememişti. Etten bir defa ısırmıştı ki, o sırada Müslümanların bulundukları köşede bir kargaşa oldu. Bu durumu görünce;
-“Sen hala bu dünyadasın. Dünyaya yiyip-içmekle uğraşıyorsun” diyerek nefsini kınadı ve hemen elindeki eti bıraktı. Kılıcını sıyırıp tekrar savaşa girdi. Kahramanca çarpıştı.
Bir ara düşman askerlerinden biri mızrağını Hazret-i Abdullah bin Revâha (r.a.) ya nişan alarak fırlatı.
Hazret-i Abdullah bin Revâha (r.a.) Müslümanlarla düşman saflarında yere düştü. Çok arzu ettiği ŞEHADET’E KAVUŞTU.
Eshab-i Kiram (r.anhüm), hemen İŞTİŞARE ederek aralarında Hazret-i Halid bin Velid (r.a.) i Kumandan seçtiler.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) in sadık arkadaşları, Hazret-i Halid bin Velid kumandası ve sancağı altında hücuma geçtiler ve düşmanı BOZGUNA uğrattılar.
Bozguna uğrayan düşmana istedikleri gibi kılıç vurdular. Düşmanları, görülmedik şekilde bozguna uğrattılar.
Hazret-i Halid bin Velid (r.a.) der ki;
-“O gün benim elimde DOKUZ KILIÇ PARÇALANDI. Elimde geniş yüzlü bir Yemen Palasından başka bir şey kalmamıştı.
Peygamber Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve Sellem), kumandanların ŞEHİD EDİLDİKLERİNİ, Kendileri hakkındaki haber Medine’ye gelmeden önce aynı günde Müslümanlara haber verdi.
Onların şehid oldukları saatt’e, Peygamber Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) Eshabını Mescid’de topladı.
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) çok üzgündü.
Eshab-i Kiram;
-“Ya Resulallah sizde olan üzüntüyü gördüğümüzden beri duyduğumuz üzüntünün derecesini ancak Allah-u Teâlâ bilir.” Dediler.
Devam edecek….
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Abdullah bin Revâha (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin
Fuad Yusufoğlu
Abdullah bin Revâha (Radiyallah-u anhu)- 12
26 Ekim 2009Baki’ mezarlığı (Medine)
Abdullah bin Revâha (Radiyallah-u anhu)- 12
Peygamber Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) in mübarek gözlerinden yaşlar akarak;
-“Bende gördüğünüz üzüntü, beni hüzün içinde bırakan şey, Eshabımın şehid olmaları idi. Bu hal onları Cennette karşılıklı tahtlar üzerinde oturmuş kardeşler olarak görünceye kadar devam etti. Zeyd bin Harise sancağı eline aldı. Nihayet şehid edildi. O şimdi Cennete girdi. Orada koşup duruyor. Sonra sancağı Ca’fer bin ebi Talib aldı. Düşman ordularına saldırdı. Çarpıştı ve nihayet o da şehid edildi. O, şehid olarak Cennette girdi ve yakuttan iki kanat ile dilediği gibi uçup duruyor. Ca’fer’den sonra sancağı Abdullah bin Revâh’a aldı. Elinde sancak olduğu halde düşmanlarla çarpıştı ve şehid oldu ve Cennet’e girdi. Onlar, Cennette altından tahtlar üzerinde bana gösterildi.” Buyurdu.
Hazret-i Abdullah bin Revâha (r.a.), dinine son derece bağlı, dünya malına ve rütbesine kıymet vermezdi. Allah-u Teâlâ’ya ibadet etmekte ve Peygamber Efendimiz (s.a.v.) in emirlerini ölüm pahasına da olsa yerine getirmekte eşine az rastlanırdı.
Bir defasında, Peygamber Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) hutbe okurken cemaate;
-“Oturunuz.” Buyurduğunda, Hazret-i Abdullah bin Revâha (r.a.), mescidin dışında bir yerde bulunuyordu ve HEMEN OLDUĞU YERDE OTURDU. Hutbe bitinceye kadar, hiç kımıldamadan orada bekledi.
O’nun bu hareketi, Peygamber Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) ulaştırılınca;
-“Peygamber Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem);
-“Allah-u Teâlâ’ya ve Resulüne gösterdiğin itaatde Allah-u Teâlâ hırsını artırsın.” Buyurdu.
Peygamberimiz Efendimiz (s.a.v.), Hazret-i Abdullah bin Revâha (r.a.) yı çok sever, hastalandığı zaman hemen ziyaretine gider, hal ve hatırını sorardı.
Bedir’den başlayarak, şehid olduğu Müte savaşına kadar Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) in iştirak etmiş olduğu bütün savaşlarda bulunan Hazret-i Abdullah bin Revâha (r.a.), Peygamber Efendimiz (s.a.v.) in şair ve hatiplerindendi.
Kendisi “Vahiy katibiydi.” Şairlikteki kudreti herkes tarafından bilinir ve takdir edilirdi.
Şiirleri, Eshab-i Kiram (r.anhüm) tarafından hemen ezberlenerek ağızdan ağza yayılırdı. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de, onun şiirlerini beğenirdi ve bu şiirlerin düşmana ok atmadan daha tesirli olduğunu beyan ederdi.
Peygamber Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem); O’nun hakkında;
-“Cenab-ı Hak, Hazret-i Abdullah bin Revâha’ya rahmet eylesin, Melâike O’nun meclisi ile İFTİHAR ederlerdi.”
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Abdullah bin Revâha (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin
Fuad Yusufoğlu
Muhammed Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem)- 70
05 Aralık 2009Kâ’be-i Şerif
Muhammed (Aleyhis selam)- 70
Hicretin yedinci senesinde, İslamiyet Arap yarımadasında süratle yayılmaya başladı ve düşmanlar oldukça tesirsiz hale getirildi. Bu yılda vuku bulan mühim hadiselerden biri de Hayber’in fethidir.
Peygamberimiz (s.a.v.) in Medine’ye hicret etmesinden sonra antlaşma yaptığı Yahudi kabileleri daha sonra bu antlaşmayı bozarak Mekke’li müşriklerle birleşip Müslümanlara ihanet etmeleri sebebiyle birer birer Medine’den çıkarılmışlardı.
Bu Yahudi kabilelerinden beni Nadir kabilesi Hayber’e yerleşmişti. Peygamberimiz (s.a.v.) binaltıyüz kişilik bir ordu ile Hayber üzerine gitti ve bir hafta süren kuşatmadan sonra Hayber fethedildi. Böylece Yahudi tehlikesi ve fitnesi ortadan kaldırıldı.
Yine bu yılda Peygamberimiz (s.a.v.) eshab-i kiram’dan iki bin kişi ile mekke’ye gidip Kâ’be’yi tavaf etti. Mekkeliler üzerinde büyük bir tesir bırakan bu ziyaret üzerine bir çok meşhur kimse Müslüman oldu.
İslam’ın ilk yıllarında Mekke’den Habeşistan’a hicret eden Müslümanlar bu yılda Medine’ye geldiler.
Hicretin sekizinci yılında Mûte Savaşı yapıldı. Peygamberimiz (s.a.v.) in gönderdiği bir elçinin şehid edilmesi üzerine yapılan bu savaş, yüzbin kişilik Rum ordusuna karşı üç bin Müslümanın çok büyük kahramanlıklar ghösterdiği bir savaştı.
Bu savaştan geri çekilmek zorunda kalan Rumların Müslümanlara karşı olan tutumu iyice kırıldı.
Mekke’nin Fethi;
Hicretin sekizinci yılında vuku bulan hadiselerin başında Mekke’nin fethi yer alır. Peygamberimiz (s.a.v.) ile on sene müdetle Hudeybiye antlaşmasını imzalayan Kureyşliler, daha iki yıl geçmeden antlaşmayı bozdular.
Peygamberimiz (s.a.v.) Kureyşlilerden yapılan antlaşmayı uymalarını istedi. Müşrikler buna yanaşmayınca Peygamberimiz (s.a.v.) onbin kişilik bir kuvvet ile Mekke üzerine yürüdü.
Arap yarımadasında puta tapıcılığın merkezi olan Mekke fethedildi. Kâ’be’deki putlar kırılıp K’a’be putlardan temizlendi. Yirmi yıldan beri Müslümanlara amansız düşmanlık yapan müşriklerin de gücü tamamen kırıldı. Peygamber efendimiz (s.a.v.) in affına kavuşup, çoğu Müslüman oldu.
Mekke’nin fethinden sonra Hevazin ve Sakif kabileleri Sa’doğulları gibi bazı küçük kabileleri de yanlarına alarak 20 bin kişilik bir ordu ile harekete geçtiler.
Peygamberimiz (s.a.v.) 12 bin kişilik bir ordu ile üzerlerine gidip bu müttefik müşrik ordusunu mağlup etti. Yenilen bu düşman kabileler Taif’e sığınarak yeniden savaşa hazırlanmaya başladılar.
Peygamberimiz (s.a.v.) Taif’i 20 gün kuşatma altında tuttuktan sonra muhasarayı kaldırdı. Bir sene sonra da Taif’liler kendi istekleriyle Müslüman oldular.
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri son Peygamber olan Habibi Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ın şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı aff eylesin. Amin.
Fuad Yusufoğlu
Muhammed Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem)- 71
06 Aralık 2009Müte savaşının yapıldığı yer
Muhammed (Aleyhis selam)- 71
Hicretin dokuzuncu yılı İslamiyet’in Arap yarımadasında büyük bir süratle yayıldığı bir yıl oldu. Bir taraftan bölük bölük insanlar Medine’ye gelip, Müslüman oluyor, bir taraftan da İslamiyet’i kabul eden kabilelerin dini ve idari işlerini yürütmek için çevreye memurlar ve valiler gönderiliyordu.
Bu sırada çevrede İslam’ın yayılmasını engellemek isteyen Devletler vardı. Bunlardan biri de o zamanın en güçlü devletleri arasında yer alan Bizans’dı.
Bizans Kayseri Heraklius Mute savaşı’ndan Arap yarımadasını istila ederek İslamiyet’in yayılmasına son vermek istiyordu. Heraklius, Hiristiyan Arapların ve diğer bir takım kabilelerin de desteğini alıp, kendisi de 40 bin kişilik bir ordu toplayarak Medine üzerine yürümeye hazırlanmıştı.
Peygamber efendimiz (s.a.v.) u durumu haber alınca otuzbin kişilik bir ordu hazırladı. Bu hazırlıkta Eshab-i Kiram (r.anhüm) mallarını da vererek fiilen büyük bir fedakarlık gösterdi.
İslâm ordusu Tebük’e geldiği sırada Müslümanların bu hazırlığını işiten Bizans’lılar savaşmaktan çekinip geri dönmüşlerdi. Peygamber efendimiz (s.a.v.) ordusuyla Tebük’te 20 gün kaldı.
Şam’da bulaşıcı bir hastalık olan Taun (veba) salgını olduğunu duyunca Medine’ye döndü. Böylece Bizans’ın mukavemeti iyice kırılmış oldu ve İslamiyet’in şanı, şerefi her tarafta duyuldu.
Peygamberimiz (s.a.v.) Mekke devrinde müşrikler, Medine devrinde ise müşrikler, Yahudiler ve münafıklar olmak üzere üç çeşit düşmanla karşılaştı.
Bunlardan müşrikler ve Yahudilerle yaptığı savaşlar neticesinde onları mağlup ederek düşmanlıklarına son verdi.
Munafıklar ise düşmanlıklarına ‘sinsice’ ve gizlice devam ediyorlardı. Bu münafıkların Müslümanlar’a yaptıkları gizli düşmanlıklardan bir de Müslümanlar arasına ‘fitne’ sokmak maksadıyla;
Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) in Medine’ye hicreti sırasında yaptırdığı;
-“Temeli ‘takva’ üzerine atıldı.” Buyurulan Kûba mescidi karşısında Mescid’i Dırar’ı yapmalarıdır.
Munafıkların Kuba mescidinin cemaatını bölmek gibi birçok bozuk ve ‘nifak’ düşüncelerle yaptıkları bu mescid, Tevbe suresi 107 ve 108. ayetlerinin nazıl olması üzerine Peygamberimiz (s.a.v.) tarafından yıktırıldı.
Bu hadiseden iki ay sonra da münafıklar, başları Abdullah bin Übey’in ölmesi ile dağıldı ve Müslümanlara karşı düşmanlık faaliyetleri sona erdi.
Böylece hicretin dokuzuncu yılında İslam’ın belli başlı düşmanlarının karşı durma ve engelleme güçleri çok mühim bir derecede sona erdirildi.
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri son Peygamber olan Habibi Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ın şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı aff eylesin. Amin.
Fuad Yusufoğlu









