Bayezid-i Bistam-i (Radiyallah-u anh)- 7

23 Haziran 2008 Pazartesi

Navala reş sonu (Nusaybin)

Sultan-ül Arifin lakabı ile meşhür olan Bayezed-i Bistami (r.a.): 7

 Bâyezîd-i Bistâmî’nin mecûsî olan bir komşusu ve süt emme çağında bir de çocuğu vardı. Bu mecûsî sefere çıktı. Evlerini aydınlatacak bir şeyi bulunmadığı için çocuk ağlıyordu. Hz. Bâyezîd her gün bir çıra alıp, komşusunun evine götürdü. Mecûsî seferden dönünce durumu haber alıp, kendisinde değişiklikler hissetti Hz. Bâyezîd’e karşı kalbinde bir sevgi hâsıl olduğu hâlde, “O zâtın aydınlığı varken bizim karanlıkta bulunmamız hiç uygun değildir” dedi ve hemen Bâyezîd-i Bistâmî’nin huzuruna gidip müslüman oldu.

 Bir gün sohbetinde bulunanlara, “Kalkınız, Allahü teâlânın velî kullarından birini karşılamaya çıkalım” buyurup, kalktılar. Yola çıktıklarında, İbrâhîm bin Şeybe-i Hirevî ile karşılaştılar. Hz. Bâyezîd ona, “Hatırıma, seni karşılamak ve Allah katında sana şefâat etmek geldi” buyurdu. O da, “Efendim siz bütün mahlûkâta şefâat etseniz yine fazla sayılmaz” dedi.

 Bâyezîd-i Bistâmî (r.a.) bir gün talebeleriyle giderken delilerin bulunduğu bir tımarhanenin önünden geçiyorlardı. Talebelerinden birisi, orada, delilerin tedaviler için bir şeyler yapmaya çalışan baştabibe yaklaşıp, “Günah hastalığı ile hasta olanlar için bir ilâcınız var mıdır?” diye sordu. Baştabib cevap veremeyip susunca, ayağı zincirle bağlı delilerden biri, Bâyezîd’in (r.a.) teveccühü ile şöyle dedi: “O derdin ilâcı şöyledir: Tövbe kökünü istiğfâr yapr ağıyla karıştırıp, kalb havanına koyarak, tevhîd tokmağıyle iyice dövmeli. Sonra insaf eleğinden eleyip, gözyaşıyle hamur etmeli. Daha sonra aşkullah ateşinde pişirip, muhabbet-i Muhammediyye balından katarak, gece gündüz kanâat kaşığıyla yemelidir.”

 Ebû Türâb Nahşebî’nin bir talebesi vardı. Allahü teâlâya olan muhabbetinin çokluğundan dolayı hemen hergün yüzlerce defa kendinden geçip bayılırdı. Bugün hocası, kendisine “Sen Hz. Bâyezîd’i görsen daha çok derecelere kavuşurdun” dedi ve o talebe ile beraber Hz. Bâyezîd’in yanına geldiler. Bâyezîd-i Bistâmî (r.a.) ile o talebe göz göze geldikleri anda talebe düşüp vefât etti. Bunun üzerin; Ebû Turâb Nahşebî dedi ki: “Yâ Bâyezîd, bu talebe öyle idi ki, Allahü teâlânın aşkı ile kendisinde ba’zı hâller olur, kendisinden geçerdi. Fakat sizi bir defa görmekle düşüp can verdi. Bu nasıl oluyor?” Hz. Bâyezîd buyurdu ki: “O kişinin hâli doğru idi. Önceden, onun müşahedesi kendi makamı kadar idi. Beni gördüğü anda, müşahedesi benim makamım kadar oldu. Lâkin o kimse buna takat getiremeyip, can verdi.”

 Bir gece, ba’zı kimseler Hz. Bâyezîd’in nasıl ibâdet yaptığını, neler söylediğini işitmek için penceresinin altında dinlemeye başladılar. Seher vakti olduğunda bütün kalbiyle “Allah” dedi. Sonra düşüp bayıldı. Bayılmasının sebebi sorulduğunda “Sen kim oluyorsun? Senin haddine mi düştü ki, ismimi ağzına alıyorsun? şeklinde bir nida gelir diye çok korktum da eti onun için bayılmışım” buyurdu.

 Bâyezîd-i Bistâmî (r.a.) namaz kılmak bu için mescide gelince kapıda bir miktar za durur ve ağlardı. Sebebini soranlara da, “Câmiyi, vücûdumla kirletmekten korkuyorum. Tövbe edip Allahü teâlâya yalvarıyorum, ondan sonra giriyorum” dedi.

Devam Edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u teâlâ hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri Sağlam bir ittikadla Veli kullarına karşı saygılı olan ve onlara biat eden kullarından eylesin. Amin…

Fuad yusufoğlu

Yorum Yapın