‘Allahın veli kulları’ olarak etiketlenmiş yazılar

Açlığın faydaları

12 Temmuz 2008

dsc08424-fuadyusufoglu-bazne-taka-su-gida-sarniclari.JPG

Bazne taka (zahire gida sarnıçları)

Mâlik-i bin Dinâr (r.a.) buyurdu:

-“İnsanlara ihtiyacı olmayacak kadar ekin ekene müjdeler olsun.”

Muhammed ibn Vâsi’ (Rahmetullahi aleyh) buyurur:

-“Hayır, müjde ve saadet, sabahleyin ve akşamleyin aç olana ve bu hâliyle Allahû Teâlâ’dan râzı olana olsun.”

Sehl-i Tüsterî (Rahmetullahi aleyh) buyurur:

-“Dîn büyükleri ve derin düşünenler dine ve dünyaya dikkat ettiler. Dünya için az yemekten daha faydalı ve âhiret için tokluktan daha zararlı bir şey görmediler.”

Abdülvâhid (r.a.) dedi ki:

-“Allahu Teâlâ, açlık çekenleri sever. Açlık çekenler hariç su üzerinde kimse yürümemiştir. Kısa zamanda uzak mesafelere, açlık çekenler hariç kimse gitmemiştir.”

Hadis-i Şerif’te:

‘Mûsa Aleyhisselâm, Allahû Teâlâ ile konuştuğu kırk gün hiç yemek yemedi’ Buyruldu.

Ebû Süleymân-ı Dârânî (r.a.) buyuruyor ki:

-“Doyuncaya kadar yiyen kimseye, altı şey gelir:

1- İbâdetten zevk almaz.
2- Kur’an’ı Kerîm’î ezberlemesi, aklında tutması zor olur.
3- Herkesi tok zannettiği için, insanlara şevkatli davranmaktan mahrum olur.
4- İbadet kendisine ağır gelir.
5- Şehveti, arzusu artar.
6-Bütün mü’minler mescidin etrafında dolaşırken, o helâda ve çöplüklerde dolaşır.

Az yemekle, vücud sıhhatli olur. Hastalık, ilâç, hekimin sistemi, damar tıkanıklığı, kan aldırma ve acı ilâçlar içmek sıkıntılarından kurtulur. Hekimler söz birliği ile bildiriyorlar:

-“Az yemekten başka hiç bir şey yoktur ki, tamamen faydalı olsun ve içinde zarar olmasın.”

Hükemâdan (r.a.) biri der ki:

-“İnsanın yediği en faydalı şey nar (meyve) ‘dir. En fenâsı da çok kurutulmuş ettir. Kurutulmuş etten az yemek, çok nar yemekten iyidir.”

Hadîsî Şerîf’te: Resulullah (a.s.v.):

-“Oruç tut ki, sıhhatin iyi olsun.” buyuruldu.

Utbetü’l-Gulâm (rahmetullahi aleyh) güneşte hamur kurutur ve yerdi. Ateşe pişirmeye bırakıp fazla lezzetli olmasını istemezdi. Su küpünü güneşin altından almaz, sıcak sıcak bir yudum içerdi.

Mâlik bin Dinâr süt içmek istedi. Kırk sene süt içmedi. Kendisine bir kimse taze hurma getirdi. Eline aldı, evirdi çevirdi ve sonra:

-“Buyurun, siz yiyin, kırk senedir yemedim.” Dedi.

Devam edecek….

Kimya-yi Saadet (İmami-i Ğazali)

Allah-u Teala hazretleri (c.c.) bizlere ve sizlere kendi sevgili kulları yüzü suyu hürmetine huzur, güven sıhhat ve afiyet ihsan eylesin. AMİN…

Fuad Yusufoğlu

dsc08238-fuadyusufoglu-girnavas-mevki-i-nusaybin.JPG

Girnavas (Nusaybin)

Ahmet ibn Ebû’l Havârî (r.a.), Ebû Süleymân-ı Dârânî’ (r.a.) nin müridi idi. Der ki:

-“Üstâdım sıcak ekmekle tuz yemek istedi. Getirdik. Bir lokma aldı, diğerini yanına koydu, ağlamaya başladı ve, Ya Rabbî! Benim arzumu önüme getirdin, yoksa bunda cezâ mı vardır? Tevbe ettim. Beni afvet!” dedi.

Mâlik b. Daygam (Rahmetullahi aleyh) buyurur:

-“Basra çarşısında geziyordum. Tere otu gördüm. Alıp yemek istedim. Yemiyeceğim diye and verdim. Kırk sene sabrettim, yemedim.”

Mâlik b. Dinâr buyurdu ki:

-“Elli sene oluyor ki, dünyayı boşadım. O zamandan beri bir bardak süt içmek isterim. Bu zamana kadar içmedim ve Allahû Teâlâ’ya kavuşuncaya kadar da içmeyeceğim.”

Hammâd ibn Ebû Hanîfe (rahmetullahi aleyhima) buyurur:

-“Dâvûd-i Tâî’nin evine gittim. Bir ses duydum: “Bir defa istedin, verdim. Bugün de hurma istiyorsun, asla bulamazsın ve yiyemezsin.” Diyordu.

-”İçeri girince, yanında kimseyi göremedim. Anladım ki kendi kendine konuşuyordu.”

Utbetü’l-Gulâm (r.a.), Abdülvâhid ibn Zeyd’e (r.a.):

-“Filân kimse, kalbinde, bende olmayan üstün bir sıfata kavuşuyor” deyince:

Abdulvahid ibn Zeyd (r.a.):

-“O, kuru ekmek yiyor, sen ise ekmekle hurma yiyorsun, sebebi budur.”

Utbetil-Gulam (r.a.) Buyurdu;

-“Ben de öyle yaparsam o dereceye kavuşur muyum?” Diye sorunca:

Abdulvahid ibn Zeyd (r.a.);

-“Kavuşursun, öyle yap.” Buyurdu.

Utbetil Gulam (r.a.): Öyle yaptı ve ağladı.

-“Filân kimse hurma için mi ağlıyor?” dediler.

Abdülvâhid (r.a.) buyurdu ki:

-“Onun nefsi hurmayı seviyordu. Büyük bir bağlılıkla bir daha hurma yemiyeceğim dedi. Bunun için ağlıyor.”

Ebû Bekir-i Celâ’ (Radıyallahu anh) buyurur ki:

-“Öyle bir kimse tanıyorum ki, nefsi bir şey isteyip, kendine o gün bir şey yemeyeyim, sabredeyim de, istediğimi ver dediği zaman:

-“On gün bir şey yememeni istemem. Bu arzundan vaz geç.” Derdi.

Kimya-yi Saadet (İmam-i Ğazali)

Allah-u Teala hazretleri (c.c.) bizlere ve sizlere kendi sevgili kulları yüzü suyu hürmetine huzur,güven sıhhat ve afiyet ihsan eylesin. AMİN…

Fuad Yusufoğlu

Arkadaşlık hakkı

12 Temmuz 2008

dsc09133-tem-yolu-uzerindeki-bir-selale-cag-cag-deresi.JPG

Billuri Göleti (Nusaybin)

Bir kimse ile arkadaşlık akdedince, nikah akdi gibi bazı haklar ortaya
çıkar. Peygamber efendimiz (s.a.v.) buyuruyorlar ki:

-”İki kardeş birbirini yıkayan iki el gibidir.”

Burada 10 hak vardır:

1- MAL (para ) HUSUSUNDADIR:

Burada en yüksek derece, arkadaşının hakkını kendi hakkına takdim etmek, bir müslümanı kendine tercih etmektir, arkadaşının ihtiyacını karşılamaktır.

Utbe-tüll Ğulam (r.a.) ın bir arkadaşı vardı..

-”Bana dört bin dirhem gümüş lazımdır” dedi.

Cevabında;

-”Gel iki bin gümüş vereyim” dedi,

Onunla arkadaşlık yapmaktan vazgeçti ve;

-”Allah için sevdiğini söyleyip, dünya işi için isâr yapmamaktan utanmıyor musun” dedi.

Halifenin yanında sufilerden bazısı gammazlık yapıp fena sözler söylediler. Hepsini öldürmek için kılıç getirtti. Ebu’l Hasan Nuri (r.a.)onların arasında idi, en önce kendisini öldürmesi için öne atıldı.

Halife;

-”Niçin böyle yaptın?” dedi.

-”Onlar benim din kardeşlerimdir, canımı onlara feda etmek istedim.”dedi.

Halife;

-Bböyle insanlar öldürülmez” diyip hepsini salıverdi.

Fethi Musuli (r.a.): bir dostunun evine gitti. Arkadaşı evde yoktu.

Cariyesi:

-”Bir kap getirdi stediğin kadar bunlardan al” dedi.

Akşam evine dönünce cariyenin yaptığı işi duyunca onu azad eyledi.

2- HİZMET HUSUSUNDADIR:

Hasan Basri (r.a.) buyuruyor ki:

-”Din kardeşlerimiz bize, ehlimizden ve evladımızdan daha azizdirler, çünkü onlar bize ahireti, çoluk çocuk ise dünyayı hatırlatıyor”

Din büyüklerinden bazıları vardı ki, din kardeşi öldükten sonra kırk sene evinin ve çoluk çocuğunun ihtiyacını arkadaşlık hakkı olarak görürlerdi.

Zahidlerden birisi bir arkadaşına rastladı.

-”Nasılsın”dedi.

Arkadaşı;

-”Nasıl olayım, evimde yiyecek bir şeyi olmayan ve 500 dirhem borcu olan insan nasıl olsun”. dedi.

Arkadaşı hiç konuşmadan oradan ayrılıp koşa koşa eve gitti, evden 1000 dirhem aldı.

Arkadaşına:

-”Al 500 dirhemle evine yiyecek, 500 dirhemle de kendi borcunu öde, ama ben de söz veriyorum, bir daha hiç kimseye nasılsın demiyeceğim” dedi

3- DİL İLE OLAN HAKTIR:

Din kardeşleri hakkında iyi söylemeli, ayıp ve kusurlarını örtmeli,

Devan edecek…

Kimya-yı Saadet (İmam-i Ğazali)
Allahu Teala Hz. (c.c.) bizleri din kardeşliğinin hakkını bilen ve gözeten kullarından eylesin. AMİN…

Fuad Yusufoğlu…

Arkadaşlık Hakkı- 2

12 Temmuz 2008

dsc09303-pire-seyid-bahaaddin-navale.JPG

Navale (Nusaybin)

3- DİL İLE OLAN HAKTIR:

Din kardeşleri hakkında iyi söylemeli, ayıp ve kusurlarını örtmeli, din kardeşlerini gıybet eden olursa cevap vermeyip, o kimse duvarın arkasında oturmuş konuşanı dinliyor farzetmelidir. Arkadaşıyla arası açık olsada sırlarını ifşa etmemelidir. Kusurlarını araştırmamalıdır.

Bilmelidir ki:

-“Kusursuz bir kimse ararsa, hiç bir zaman bulamaz ve arkadaşsız kalır.”

Büyükler buyuruyor ki:

-”Bir kimse ile dostluk yapmak istersen, ona kız ve sonra gizlice bir adam gönderip, onun yanında seni kötülemesini söyle. Eğer senin sırrını ifşa ederse, onunla arkadaşlık yapma.

Bir kimse dostuna gizli bir şey söyledi, ve

-”Hatırında mıdır?” dedi.

Dostu:

-”Hayır unuttum “dedi.

4- ONA SEVDİĞİNİ VE ACIDIĞINI SÖYLEMELİDİR:

Her halini sormalı, üzüntü ve neşesine ortak olduğunu bildirmeli, onun üzüntü ve neşesini, kendi üzüntü ve neşesi bilmelidir.

5- DİN KARDEŞLİĞİNE İLİM VE DİNDE OLANLARI ÖĞRETMESİDİR:

Çünkü, Allah (c.c.) için kardeş olanların birbirini cehennemden korunması, dünya sıkıntılarından korumasından mühimdir.

Bir din kardeşin, sana kimsenin olmadığı bir yerde tatlılıkla bir kusurunu söylerse, ona teşekkür etmelisin. Kızmamalısın. Bu şuna benzer ki, bir kimse sana, koynunda yılan veye akrep var dese, bu sözüne kızmazsın, hatta memnun olursun. İnsandaki bütün kötü sıfatlar, yılan ve akrep gibidir.

6- HATA VE KUSURUNU AFFETMELİDİR:

Büyükler buyurmuştur ki:

-”Bir din kardeşin sana bir kusur ederse, kendinde onun 70 çeşit özürünü ara. Nefsin kabul etmezse, nefsine de ki:

-”işte senin kötü huyun.”

Ebu Derda (r.a.) ya:

-”Din kardeşin günah işledi, onu düşman tutmuyor musun?”

Denildi ki;

-”Günahına düşmanım ama o benim kardeşimdir”.

Bir kimse bir kişiyle kardeşlik etmezse suç değildir,kardeşliği keserse suçtur.

7- DOSTUNU,DİN KARDEŞİNİ DUA İLE ANMALIDIR:

Hayatında da öldükten sonra da böyle olmalıdır. Bunun gibi ehlini ve çocuklarını da gözetmeli, dua etmelidir, kendine dua ettiği zaman ona da dua eyle ki, bu hakikatta kendine dua eylemendir.

Abdulaziz’e Dabbağ Hz. (k.s.): mürşidi vefat ettiği zaman daha ilmini bitirmemişti, mürşidinin vefatından sonra oradan ayrılmadı, mürşidinin çocuklarına hizmet etti, onların tahsili için çalıştı, dünya işlerinde hizmet etti.

Ta ki mürşidinin ruhaniyesi, zahır olup ona hilafeti teslim etti.Vefat eden bir mürşitten terbiye alan kimse UVEYSİ olur, makam bakımından sevabı çok büyüktür. Üstat BEDİÜZZAMAN Hazretlerinin İmam-ı Rabbani Hz.’nin (k.s.) ruhaniyetinden istifade ettiği gibi;

Kardeşlik öyledir ki:

Sen öldüğünde varisler malını paylaşırken, o din kardeşin mezardaki halini düşünüp senin için dua eder.

8- SEVGİDE, DOSTLUKTA VEFALI OLMALIDIR:

Vefakarlığın manası, ölümden sonra,ehlini, çocuklarını ve dostlarını unutmamalıdır.

Peygamber (s.a.s.) Efendimizin yanına ihtiyar bir kadın geldi. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz ona çok ikramda bulundu, Eshab-ı Kiram(r.a.) bu yakın alakaya hayret etti.

Buyurdu ki (s.a.v) :

-”Bu kadın, Hatice (Radiyallahu Teala Anha) zamanında bize gelirdi, ahda vefa imandandır.”

Dostun düşmanıyla dost olmamaktır. Belki onun düşmanını, kendi düşmanı bilmelidir, çünkü bir kimse, bir kimseyi sever, düşmanını da severse, sevgisi zayıf olur.

9- ARALARINDA ZAHMET EDİCİ ŞEYLER OLMAMALIDIR:

Hz.Ali (r.a.) buyuruyor:

-”Dostların en fenası, seni kendisine hizmete ve zahmete zorlayandır”

10- KENDİNİ BÜTÜN DOSTLARDAN AŞAĞI BİLMEKTİR:

Onlardan bir şey beklememeli, her şeyine hakkıyla riayet etmelidir. Din büyükleri buyuruyor ki;

-”Kendini din kardeşlerinden üstün gören günahkar olur, kendisini onlar gibi görürse kendisi de onlarla üzülür. Onlardan aşağı görürse kendiside onlarda rahat selametle olurlar.

Cüneyd’e Bağdadi Hz. (k.s.) buyurdu ki;

-”Senin sıkıntı ve cefalarını çekecek bir kimse arıyorsan bulamazsın, sıkıntı ve cefalarını çekeceğin bir kimse arıyorsan burada çok vardır.”

Kimya-yi Saadet (İmam-i Ğazali)

Allahu Teala Hz. (c.c.) bizleri din kardeşliğinin hakkını bilen ve gözeten kullarından eylesin. AMİN…

Fuad Yusufoğlu…

Şehvetin zararları

12 Temmuz 2008

dsc00029fuadyusufoglu-cag-cag-baraji.JPG

Çağ-Çağ barajı (Nusaybin)

Şehvet ne kadar olursa, ona uymamaktaki sevap da o kadar çok olur. Bundan daha kuvvetli şehvet (arzu) yoktur. Fakat bu şehvetin arzusu çirkin olup, duyulmasında rezil ve perişan olacağından insan korkar.

Umumiyetle insanların buna yaklaşmamaları ya acziyetlerinden, ya korkularından veya utanmalarından, yahut da para ve mallarını muhafaza bakımındadır. Bunlardan ötürü bu arzusunu yapmayana sevâb verilmez. Zîrâ bunlar dünyaya aittir. Şeri’ate uymak değildir.

Günah sebepleri kendinde bulunmamak saâdettir. Keşke, bütün günâhlar ve kötülükler böyle bir sebeple yapılmamış olsa. Ama bir kimse bu harâmı yapabilecek olsa, hiçbir mâni de bulunmasa yalnız Allah rızası için buna yanaşmasa onun sevabı çok fazladır.

Böyle bir kimse, kıyâmet’te Arş-ı ilâhinin gölgesinde bulunacaklarından olur. Onun derecesi Yûsuf (aleyhisselâm)’ın derecesi gibidir. Bu hususta onun imamı ve rehberi Yûsuf (aleyhisselâm ) dır.

Süleymân ibn Yesâr (r.a.) çok güzel bir delikanlı idi. Bir kadın kendini ona teslim etmek istedi. Kadından kaçtı ve sonra;

Dedi ki:

-“Yûsuf Aleyhisselâm’ı rüyada gördüm. Siz Yusuf musunuz?” dedim.

-“Evet, ben o Yusuf’um ki, niyet ettim, sen o Süleyman’sın ki niyet etmedin.” Buyurdu.

-“O (kadın), and olsun ona niyyeti kurmuştu. Eğer Rabbinin bürhanını görmemiş olsaydı (belki Yûsuf da) onu kasd etmiş gitmişti..) Yûsuf Sûresi/ 24. Ayet-i Kerîmesi buna işarettir.

Yine aynı Süleymân (r.a.) der ki:

-“Hacca gittim. Medine’den çıkınca Ebvâ denen yere gittik. Arkadaşım, bir şey satın almaya gitti.

Arablardan ay yüzlü bir kadın gelip bana;

-“Ver.” dedi.

Ekmek istiyor zannettim:

-“Bir torban var mı?” dedim.

Kadın:

-“Onu değil, kadınların erkeklerden istediğini istiyorum, dedi.

“Başımı yakamın içine çektim, ağlamaya başladım, o kadar ağladım ki, o kadın geri döndü.”

Arkadaşım gelince, ağlamış olduğumu anladı ve:

-“Bu ne hâldir?” Dedi.

Ben de:

-“Çocuklarımı hatırladım, gözlerim doldu, onun için ağlıyorum.” Dedim.

-“Sen şimdi bir işten kurtuldun. Sana bir şey olmuştur. Bana anlat.” Dedi.

Çok fazla ısrar edince anlattım,

O daha çok ağladı.

-“Sen niçin ağlıyorsun?” dedim.

Arkadaşım:

-“Senin yerine ben olsaydım, senin gibi yapamayacağımdan korkardım.” Dedi.

Mekke’ye gidip tavaf ve sa’y yaptık. Bir odada oturduk. Uyuya kaldım. Gayet güzel, parlak yüzlü güzel kokulu ve uzun boylu bir kimse gördüm.

-“Sen kimsin?” dedim.

-“Yûsuf’um.” Dedi.

-Yûsuf-ı Sıddık mısın?” dedim

-“Evet.” Dedi.

-Mısır âzizinin karısı ile (züleyhâ) ne şaşılacak bir hikâyeniz vardı!” dedim.

Yusuf (a.s.):

-“Senin arâbî (köylü) kadınla olan hikâyen bundan daha çok şaşılacak bir hikâyedir.” Buyurdu.

Kimya-yı Saadet (İmam- Ğazali)

Allah-u Teala hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri Şehvetin şerrinden korusun. Amin….

Fuad Yusufoğlu

Kibir ve tevazu

13 Temmuz 2008

dsc00990-fuadyusufoglu-sinne-dize-mevki-i.JPG

Çağ-Çağ barajı (Nusaybin)

Muhammed İbn Vasi (r.a.) bir kere oğlunu böbürlenerek yürürken gördü:

Seslenip:

-“Sen kim olduğunu biliyormusun ? Annen yirmi altına satın aldığım bir cariyedir. Baban ise, müslümanlar arasında öyledir ki, onun gibi ne kadar az bulunursa, o kadar iyi olur.” Buyurdu.

Mitrab ibn Muhammed (r.a.) Muhalleb’ i böbürlenerek yürürken gördü:

-“Ey Allah (c.c.) kulu, Allah-u Teala (c.c.) böyle yürümeyi sevmez.”dedi.

Muhalleb’i:

-“Ya beni tanıyormusun? Dedi.

Mitrat ibn Muhammed (r.a.):

-“Tanıyorum. Başlangıcın pis kokulu bir su, sonun ise işe yaramayan bir leş. İkisi arası, yükü murdar bir hammallık.”dedi.

Resulüllah (Aleyhis selatu ve sellam) buyurdu:

-“Kişinin çoluk çocuğunun ihtiyacını kendisi temin edip taşımasını ve bu suretle gurur ve kibrini ezmesini severim.”

Resulüllah (Sallallahu aleyhive sellem) Ashabi kiram (Aleyhimürrıdvan) a buyurdu:

-“Nedendir ki, İbadetin tatlılığını sizde göremiyorum?”

Eshabi Kiram (Aleyhimmürrıdvan):

-“İbadetin tatlılığı nedir? Ya Resulullah (a.s.v.)” dediler.

Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu:

-“Tevazudur.”Buyurdu.

Aişe (r.a.) Anamız buyuruyor:

-“Siz ibadetlerin en faziletlisini biliyormusunuz. O tevazudur.”

Fudeyl İbn İyyad (r.a.) buyurdu:

-“Tevazu, kimden olursa olsun Hakkı (doğruyu) kabul etmektir. İsterse çocuk ve cahil kimseler olsun.”

İbni Semmak (r.a.) Halife Harun Reşide:

-“Ey Emirilmü’minin, Allah-u Teala (c.c.)
-“Kime mal,
-“Cemal
-“Ve haşmet verirse;
-“Malda: insanlara yardım,
-“Haşmet’te: Tevazu etsin.
-“Ve cemal da: ZAHİD olsun.
-“Allah-u Teala (c.c.) böyle olanların ismi HALİSLER DEFTERİNE yazılır buyuruyor.” Dedi.

Halife Harun Reşid kağıd kalem isteyip bu sözleri yazdı.

Süleyman (Alayhis selam) kendi ülkesinde zenginleri sabahlayın sorar, sonra fakirlerle oturur ve:

-“Miskinler miskinler le oturur.”Buyururdu.

Büyüklerden tevazu hakkında söz söyleyenler çoktur.

Hasan-i Basri (r.a.) buyurdu:

-“Tevazu evden çıkınca, gördüğün herkesi kendinden üstün bilmektir.”

Malik ibn Dinar (r.a.) buyurdu:

-“Eğer bir kimse mescidin kapısında seslense ve içinizde en kötünüz dışarı çıksın dese, zorla olmadan hiç kimse, benden önce dışarı çıkamaz.”

Abdullah Bin Mubarek (r.a.) bunu duydu ve buyurdu ki;

-“Malik Bin Dinar (r.a.) ın büyüklüğü bu sebeptendir.”

Kimya-yı Saadet (İmam-i Ğazali)

Allah-u Teala Hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri Kibrin şerrinden muhafeza eylesin. AMİN…….

Fuad Yusufoğlu

Celil ve Leys’ten rivayet edilir.

Der ki;

Adamın biri İsa (Aleyhis selam) ile arkadaş oldu.

Ona:

-“Seninle beraber olup sana arkadaş olayım.”

Beraber yürüdüler. Bir nehir kenarına geldiler. Oturup yemek yemeğe başladılar. Yanlarında bulunan üç yufka ekmeğin ikisini yediler, üçüncüsü kaldı. İsa (Aleyhisselam) kalkıp nehirden su içmeye gitti. Su içtikten sonra geri yerine dönünce üçüncü ekmeği bulamadı.

İsa (Aleyhisselam) adama:

-“Ekmeği kim aldı?” Sorunca:

Adam:

-“Bilmiyorum.”dedi.

İsa (Aleyhisselam) arkadaşiyle kalkıp yola revan oldu.

İsa (Aleyhisselam) yanında iki yavrusu bulunan bir geyik gördü. Yavrulardan birini çağırdı. Yavru geldi. İsa (Aleyhisselam) onu kesti, pişirdi ve arkadaşı ile beraber yediler.

Sonra geyik yavrusuna:

-“Allah (c.c.) ın izniyle kalk.” Dedi.

Geyik yavrusu kalkıp gitti.

İsa (Aleyhisselam) Dönüp adama dedi ki;

-“Sana bu mu’cizeyi gösterenin hakkı için soruyorum. Ekmeği kim aldı?”

Adam:

-“Bilmiyorum.”dedi.

Sonra Yürüdüler,

Devam edecek…

Kalblerin Keşfi (İmam-i Ğazali)

Allah-u Teala hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri dünya sevgisinin şerrinden muhafeza eylesin. AMİN……..

Fuad Yusufoğlu

dsc08298-8298yine.JPG

Girnavas Mevki-i (Nusaybin)

Allah-u Teala Hazretleri (c.c.) buyuruyor ki;

-“….İyilik etmek, fenalıktan sakınmak hususunda birbirinizle yardımlaşın.” Maide Suresi Ayet: 5/2

Resulüllah (Sallallahu aleyhi ve sellem) buyuryor:

-“Kim ki, din kardeşine yardım etmek için onun yanına yürürse, onun için Allah (c.c.) yolunda savaşanların sevabı vardır.”

Resulülullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) buyuryor ki;

-“Kim ki, din kardeşinin ihtiyacını gidermek için çalışırsa, ihtiyacını gidersin, gidermesin, Allah(c.c.) onun geçmiş ve gelecek günahlarını bağışlar ve ona iki beraat verilir. Birincisi, cehennemden kurtuluş beraatı, ikincisi de munafıklıktan kurtulma beraatıdır.”

Hazreti Ali (r.a.) den rivayet edilir:

-“Sizden biriniz, bir ihtiyacını gidermek isterse, Perşembe günü sabah erkenden o ihtiyacını gidermeye başlasın ve evinden çıktığı zaman, Al-i İmran suresini, Ayetel – kürsiyi, El Kadr ve Fatiha surelerini okusun. Zira dünya ve ahiret ihtiyaçları bunlardadır.”

Abdullah bin Hasan bin Hüseyyin (r.a.) den rivayet edilmiştir:

Der ki;

-“Bir ihtiyacım için Halife Ömer bin Abdülaziz (r.a.) gitmiştim.”

Bana şöyle dedi:

-“Bir ihtiyacın olduğu zaman bana bir adam gönder vayahud mektub yaz. Çünkü senin kapımdan ihtiyacın için görülmenden Allah (c.c.) tan haya ederim.”

Hazreti Ali (r.a.) den rivayet edilmiştir.

Der ki;

-“Allah (c.c.) ın işitmesi bütün sesleri kapsamıştır. Kim ki, bir kalbe sevinç verirse, Allah (c.c.) o sevinçten bir lütüf yaratır. O kimseye bir musibet geldiği zaman, bu lütüf akan su gibi o kimsenin kalbnina akar. Su deve tersini silip attığı gibi o kimsenin kalbindeki kederini silip atar.”

Resulüllah (Sallallahu aleyhi ve sellem) buyuruyor:

-“Elinden hayır çıkan kimselere müjdeler olsun. Elinden şer çıkan kimselere de yazıklar olsun.”

Kalblerin Keşfi (İmam-i Ğazali)

Allah-u Teala hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri insanlara yardım eden ve insanların ihtiyacları için çırpınan ve onları seven kullarından eylesin. AMİN

Fuad Yusufoğlu

dsc07051-fuadyusufoglu-baraj.JPG

Peygamber Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve selem) buyurdu ki;

-“Rüyada beni gören beni görmüş olur. Çünkü şeytan benim şeklime giremez.”

Hazret-i Ömer (radiyallah-u anhu) Peygamber Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve selem) i rüyada gördü. Ona kırgındı.

Hazreti Ömer (r.a.):

-“Ya Resülullah (a.s.v.) ne oldu?”

Resülullah (sallallahu aleyhi ve selem):

-“Oruçlu iken hanımını öpmesen olmaz mı?

Bundan sonra Ömer (r.a.) bir daha bunu yapmadı. Gerçi bu haram değildir. Ama yapmamak daha iyidir. Başkalarına müsamaha etseler de sıddîkların böyle ince hâllerine göz yummazlar.

Abbas (râdiyallah-u anhu) diyor ki;

-“Ömer (r.a.) ile birbirlerimiz çok severdik. Vefatından sonra onu Rüyada görmek istedim. Bir sene sonra gördüm. Gözünü siliyordu:-”Bugün kurtuldum. Allah-u Teâla (c.c.) ikram etmeseydi işim tehlikede idi.”

Abbas (Radiyallah-u anhu) Ebû Leheb’i rüyamda gördüm.

Cehennemde yanıyordu.

-“Nasılsın?” dedim.

Ebû Leheb:

-“Daima azabtayım. Yalnız pazartesi gecesi azab etmiyorlar. Çünkü Resülullah (Sallallahu aleyhi ve selem) pazartesi gecesi doğdu. Bana müjde verdiler. Sevincimden bir köle azad etmiştim. Bunun mükafatı olarak pazartesi gecesi azab etmiyorlar.” Dedi.

İbni Abbas ( radiyallah-u anhu) Hüseyin (Radiyallah-u anhu) öldürülmeden önce bir defa uykudan uyanıp.

-“İnne lillah ve inne ileyhi râciun.” Dedi.

-“Ne oldu.” dediler.

İbni Abbas (Radiyallah-u anhu):

-“Hüseyin (Radiyallah-u anhu) i öldürdüler.”

-“Niçin?.” Dediler.

İbni Abbas (Radiyallah-u anhu):

-“Resülullah (Sallallahu aleyhi ve selem) gördüm, yanında kan dolu bir bardak vardı.

-“Görüyormusun, Ümmettim benden sonra neler yaptılar? Oğlum Hüseyyin’i öldürdüler. Bu kan onun ve ashabının kanıdır. Onlara zulm edildi. Rabb’ımın huzuruna götürüyorum.”Buyurdu.

Bundan yirmi dört gün sonra Hüseyin (Radiyallah-u anhu) öldürüldüğü haberi geldi.

Devam edecek…..

Kimya-yı Saadet (İmam-i Ğazali)

Allah-u Teâla Hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri Resulullah (a.s.v.) ın şefaatına nail eylesin. AMİN…

Fuad Yusufoğlu

dsc07042-fuadyusufoglu.JPG

Çağ-Çağ barajı (Nusaybin)

Yusuf ibn Hüseyin (r.a.) rüyada gördüler;

-“Allâh-u Teâlâ (c.c.) sana ne yaptı?” dediler.

Yusuf ibn Hüseyin (r.a.);

-“Rahmet etti.” Dedi.

-“Ne ile?”dediler.

Yusuf ibn Hüseyin (r.a.);

-“Hiç bir zaman ciddi söze şaka karıştırmadığımdan.”dedi.

Ebu Cafer Saydelani (r.a.) diyor ki;

-“Resulüllah (sallallahu aleyhi ve selem) i rüyada gördüm. Sofileren bir gurubla oturuyorduk. Gökten iki melek indi. Birinin elinde leğen, diğerinin elinde ibrik vardı. Resulüllah (sallallahu aleyhi ve selem ) elini yıkadı, sofiler de yıkadılar. Ellerimi yıkamam için benim önüme getirdiler. Biri ona;” Su dökme, o onlardan değildir.” Dedi.

Dedim ki;

-“Ya Resulullah (Sallallahu aleyhi ve selem) siz buyurmadınız mı İnsan sevdikleri ile beraber bulunurlar. Ben bunları (mutassavvufları) seviyorum.

Resulüllah (Sallallahu aleyhi ve selem); buyurdu ki;

-“Onun eline de su dökün, o da onlardandır.

Zürâre ibn ebi Evfâ (r.a.) yı rüyada görüp;

-“Amellerin hangisi üstündür? Dediler.

Zürâre ibn ebi Evfâ (r.a.):

-“Allah-u Teâlâ (c.c.) nın kazâsına rıza ve kısa emelli olmaktır.” Dedi.

Yezid ibn Mezur (r.a.) diyor ki;

-“Evzâîyi rüyada görüp, bana en iyi amelin ne olduğunu söyle de, onunla amel edeyim.” Dedim.

Evzâî (r.a.);

-“Alimlerin derecesinden iyi derece görmedim, onun üstünde üzüntülerin derecesi vardır.” Dedi.

Yezid ibn Mez’ur ihtiyar bir insandı. Rüyasında Evzâî (r.a.) nin bu sözünü işitikten sonra ölünceye kadar hep ağladı. Öyle ki, gözleri görmez oldu.

Süfyan-e servi (r.a.) yı rüyada görüp,

-“Allah-u Teala (c.c.) sana ne yaptı?” dediler.

Süfyan-e Servi (r.a.);

-“Bir adımımı sırat’a, diğerini cennete koydum.” Dedi.

Devam edecek….

Kimya-yı Saadet (İmam-i Ğazali)

Allah-u Teala hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri Sevgili kulları olan Evliyalar hürmetine Günahlarımızı Afv eylesin. AMİN

Fuad Yusufoğlu