‘Allahın veli kulları’ olarak etiketlenmiş yazılar

Eziyet

02 Temmuz 2008

dsc00093-fuadyusufoglu-nusaybin.JPG

Çağ-Çağ barajı (Nusaybin)

Fuadeyl ibn İyyad (radiyallah-u anhu) ı ağlarken gördüler.

-“Niçin ağliyorsun?” dediler.

Fuadeyl ibn İyyad (r.a.);

-“Bana zülm eden bir zavallı müslümana üzüldüğümden ağliyorum.”Dedi.

-“Kiyammete ona sorulacak ve rezil olacaktır. Fakat hiçbir özür ve bahane bulamiyacaktır.”

Mucahid (Radiyallah-u Anhu) buyuruyor:

-“Cehennemde olanlara Allah-u Teâla (c.c.) öyle yaralar verir ki, bütün bedenleri sızıp akar, yalnız kemikleri kalır.”

Sonra bir ses;

-“Bu nasıl bir elemdir?” der.

-“Çok şiddetlidir.” Derler.

Aynı ses:

-“Bu dünyada Müslümanlara verdiğiniz sıkıntının karşılığıdır.” Der.

Peygamber efendimiz (Salallahu aleyhi vesselem) buyurdu;

-“Cennete istediği gibi dolaşan birini gördüm. Müslümanlara eziyet vermesin diye yol üzerindeki bir ağacı kesmişti”

Hiç kimseye kibirlenmemelidir. Çünkü, Allah-u Teala kibirlileri sevmez. Peygamber Efendimiz (Sallallah-u Aleyhi Vesselam.) buyurdu ki;

-“Allah-u Teâla bana vahiy ile bildirdi ki, tavazu et, kimse kimseye övünmesin.”

Bunun için Peygamber efendimiz (Sallallah-u Aleyhi vesselem) dul kadınların, miskinlerin işlerini görünceye kadar uğraşırdı. Kimseye hakaret gözü ile bakmamalıdır. Çünkü o kimse Allah-u Teâla (c.c.) nın VELİ KULU OLABİLİR, Fakat o bilmez. Allah-u Teâla (c.c.) evliye kullarını herkesin nazarından örtmüştür.

İkrime (Radiyallah-u anhu) buyurdu; Allah-u Teâla (c.c.), Yusuf (aleyhisselam) a,

-“Senin dereceni ve ismini, kardeşlerini afvettiğin için, büyük eyledim” buyurmuştur.

Hadisi şerifte (a.s.v.):

-“Din kardeşini afv edenin izzeti ve büyüklüyü artar.” Buyuruldu.

Ma’ruf-i Kerhi (r.a.) buyuruyor;

-“Bir kimse günde üç defa’Allahummeslih ümmete Muhammedin, Allahümmerham ümmete Muhammedin, Allahümme ferric ümmete Muhammedin’ derse; İSMİ EBDALLAR DEFTERİNE YAZILIR.”

Hazreti Ali (r.a.) buyruyor:

-“Kimin karnı ağrırsa, hanımın mehir parasından isteyip, bal alsın, yağmur suyu ile karıştırp içsin, şifa bulur. Çünkü Allah-u Teâla (c.c.) yağmur’a BEREKET,bal’a ŞİFA ve kadınların mehr’ine AFİYET buyurmuştur. O halde bu üçü bir araya gelirse elbette ŞİFA BULUR.

Kimya-yi Saadet ( İmam-i Ğazali)

Allah-u Teâla (c.c.) bizlere ve sizlere; Bu fani dünya da kaldığımız Müddet zarfında BEREKET, ŞİFA, SIHHAT VE AFİYET üzere olmayı, Uzun ömürler le birlikte, Salih ameller ihsan eylesin. AMİN…

Fuad Yusufoğlu

dsc08829-fuadyusufoglu.JPG

Girnavas Mevki-i (Nusaybin)

6-İşlerde Teenniyi terk etmek, acelecilik:

Resulullah (Aleyhisselatu vesellam) buyruyor ki;

-“Acele Şeytandandır.Teenni ise Rahmandandır. Acele edildiği zaman Şeytan insana idrak edemediği yerden şerrini kabul ettirir.”

Rivayet olunur ki, İsa (aleyhisselam) doğduğu zaman Şeytanlar İblise gelerek derler ki;

-“Bugün putların başları aşağı eğilip, yıkılmışlar.”

İblis (Aleyhilla’net) :

-“Siz yerinizde durun, bu yeni bir hadisedir.” Der.

Yer yüzünü dolaşır, fakat İsa Aleyhisselam’ın doğması, meleklerin onu ziyaret etmesinden başka bir şey bulamaz. Geri döner ve şeytanlara der ki;

-“Dün gece bir Peygamber doğdu. Benim, bir kadının hamile kalıp, doğumunu yaptığında yanında bulunmamam vaki olmamıştır. Ancak bundan haberim olmadı.”

İsa Aleyhisselam’ın doğduğu bu geceden sonra putlara tapınmaktan Me’yus kalan şeytanlara, iblis şöyle der:

-“Adem oğullarına, acelecilik, hafifmeşreplik yönünden girin, onları bu yoldan yakalayın.”

7-Mal, Mülk ve para:

İnsanın ihtiyacından fazla mal, mülk, para, binitler ve akarlar, bunların hepsi şeytan (aleyhilla’net) ın karargah kurduğu şeylerdir. Bunların vasıtasiyle insanı saptırır. Allah (c.c.) tan uzaklaştırır.”

Sabit el-Benani (r.a.) der ki;

-“Resulullah (a.s.v.) Peygamber olarak gönderildiği zaman, iblis şeytanlara şöyle der: ’Bir hadise vardır, bakın bakalım o nedir?”

Şeytanlar giderler araştırırlar, fakat bir şey bulamazlar. Sonra İblise gelerek şöyle derler:

-“Biz, bir şey anlayamadık.”

Şeytan (aleyhilla’net):

-“Ben size hayırlı bir haberle gelirim.” Der ve gider. Döndükten sonra Şeytanlara şöyle der:

-“Cenab-i Allah (c.c.), Muhammed (s.a.v.) i Peygamber olarak göndermiş.”

Bundan sonra iblis durmaz şeytanlarını Peygamber (a.s.v.)ın ashabına gönderir. Onları sapıtmak için, Fakat her defasında şeytanlar başarısızlığa uğrayarak dönerler ve iblis şöyle derler:

-“Biz hiçbir gün böylelerine tesadüf etmedik. Bunlara günah işletiriz, sonra bunlar kalkarlar namazlarını kılarlar. Kıldıkları namazları, bizim yaptırdığımız günahları yok eder, silip atar.”

Bunun üzerine iblis onlara şöyle der:

-“Yavaş olun, umulur ki, Allah (c.c.), onlara dünyayı feth eder de, biz de onlardan isteklerimizi elde ederiz.

Rivayet edilir ki,

Bir gün İsa (aleyhisselam) bir taşı yastık ederek başını taşın üzerine koymuştu. Bu halde iken ona şeytan uğrar ve der ki;

-“Ey İsa (aleyhisselam) dünyaya mi rağbet ettin?”

Bunun üzerine İsa (aleyhisselam), taşı başının altından alıp atar ve iblise şöyle der:

-“İŞTE BU DA DÜNYA İLE BİRLİKTE SENİNLE OLSUN.”

8-Cimrilik ve fakir olma korkusu:

Devam edecek………

Kalblerin Keşfi (İmam-i Ğazali)

Allah-u Teala (c.c.) bizleri ve sizleri Şeytanın tuzaklarından Koruyup, Slaih Ameller işleyen kullarından eylesin. AMİN………

Fuad Yusufoğlu

Tevbe-i nasuh- 5

05 Temmuz 2008

dsc00316-fuadyusufoglu-navala-sipi.JPG

Nevala Reş (Nusaybin)

Tevbe-i Nasuh:
Kulun içden, dıştan pışman olarak ve bir daha o günahı işlememeğe azmetmek suretiyle yapılan tevbedir. Allah (c.c.) ın kabul buyurduğu tevbede işte böyle olanıdır. Zahiren tevbe edip, içten pişman olmayanın hali şuna benzer:

Bir mezbele ki üzerine ATLAS örtülmüş, insanlar ona baktıklarında imrenirler. Fakat örtü mezbelenin üzerinden kaldırıldığında insanlar ondan tiksinirler ve yüz çevirirler, işte ihlassız, dıştan ibadet edenlerin halı de böyledir. İnsanlar onlara gıpta ederek bakarlar, fakat kıyamet günü perdeler kaldırıldığında melekler ondan kaçarlar.

Bunun içindir ki Resulullah (aleyhisselatu vesellem) bir hadisi şerifte şöyle buyurmuştur:

-“Şüphesiz, Allah (c.c.) sizin şeklinize, kiyafetinize bakmaz. Belki Allah (c.c.) sizin kalblerinize bakar.”

İbni Abbas (r.a.) ın şöyle dediği rivayet edilir:

-“Nice tevbe eden vardır ki, kiyamet günü tevbe ettiğini sanarak gelir, halbuki tevbe etmiş değildir. Çünkü o, pişmanlık, günahı tekrar işlememeğe azm etmek, hakkını yediği kimselere imkan dahilinde haklarını iade etmek, mümkün değilse HELALLAŞMAK, bu da mümkün değilse onun için dua yapmak suretiyle tevbe kapılarını kuvvetlendirmektir.

Günahları unutmak, musibetlerin en kötüsü ve çirkinidir. Akıllı olan kimse kendini daima hesabe çeker; Günahlarını unutmaz:

Nitekim denir ki:

-“Ey günahkar, suçları sayılan günahını unutma, geçmiş günahını hatırla, ölümden önce Allah (c.c.) a tevbe et, ey asi, itiraf ederek günahını afettir.

Devam edecek….

Kalblerin Keşfi (İmam-i Ğazali)

Allah-u Teala Hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri; tevbe-i Nasuh eden ve tevbesine sadık olan kullarından eylesin. AMİN….

Fuad Yusufoğlu

Uhud Şehidliği (Abdullah bin Cahş ile Dayısı Hamza radiyallah-u anhum mezarları)

Bu güne kadar İmam-i ĞAZALİ (r.a.)Kitaplarından alıntı alarak ve siz sevgili kardeşlerime, Sevgili yeğenlerime bir nebze olsun ışık tutmaya vesile olmuşsan ne mutlu bana.

Acebe İmam-i Ğazali kimdir?

İşte bu Mübarek zat hakkında kısa da olsa bazı biligiler vermek istiyorum.(Gerçi hepiniz biliyorsunuz da gene bilgilerinizi tazelemek amaciyle hatırlatmak maksadiyle bilgi vermek üzere.)

Burada:

İmam-i Ğazali (r.a.) muhakkak tanıtmak lazım gelirse: Onun ismi, lakabı ve nisbeti:

Hüccet-ül İslam diye geçer. İmam-i ebu Hamid Muhammed bin Muhammed El Ğazali (Allah-c.c.-onun ruhunu takdis buyursun, kabrini nurlandırsın.) dır.

Kendisi ile cennete ulaşılan dinin yoludur diye geçer.

Munakaşasız İslam TASAVVUF ÜSTAD’LARININ ÜSTADIDIR.

Hikmeti ile inananların gizli hallerinden haberdar olan bir vaiz’dır.

İmam-i Ğazali (r.a.):

Horosan şehirlerinden Tus şehrinde hicri 450, Miladi 1058 yılında dünyaya geldi. Babasının san’atı, yün eğirmek ve onu Tus’teki dükanında satmak idi.

Babası Salih ve ilmi seven bir zat idi. Bunun içindir ki, Ölümü yaklaştığında hayır ehli ve tasavvuf ehlinden olan arkadaşına İki oğlunun, yani hal tercümesi yapılan Muhammed ile kardeşi Ahmed’in okutulmaları hususunda vasiyet ederek:

Dedi ki;

-“Onları okut ve onlara bıraktığım malı tahsilleri uğrunda harcamaktan çekinme. Ben okur yazar olmadığımdan derin teessüf içindeyim, benim kavuşmadığıma şu iki yavrumun kavuşmasını çok arzularım.”

Arkadaşı vasiyetini yerine getirdi. Ve onların malı bitip geçimlerinin temininde güçlüğe düşünce, bir yurda girerek yurt öğrencileriyle geçimlerinin temini hususunda onlara yol gösterdi.

Çocuklar yurda intisap ettiler ve bu husus onların saadet yükselmelerine sebep oldu.

İmam-i Ğazali (r.a.) bu hususu nakl ederek:

-“Biz ilmi Allah (c.c.) tan başkası için istedik, fakat Allah (c.c.) ilmin ancak kendisi için olmasını diledi.”dedi.

Ğazali (r.a.) ın babası alimlerle oturur, onlara hizmet eder ve alimlere ihsan ve ikramda bulunurdu. Sözlerinden müteessir olup ağlardı. Can-u gönülden, Allah (c.c.) a kendisine Alim bir evlad vermesi için niyaz ederdi. Va’az meclislerinde bulunup ağlar ve Allah (c.c.) ın kendisine bir va’iz olan evlad ihsan etmesini niyaz ederdi.

Allah (c.c.) her iki duasını kabul buyurdu, bunun içindir ki Ebu Hamid yaşıtlarının en Alimi ve ehli, zamanının imâmı, kendi sahasının otoritesi idi.

Bu hususa kendisini muvafık ve muhalif olan da tanıklık etti. Gerçek şahsiyetini onu isteyen ve istemeyen kabul etti.

Kardeşi Ahmed (r.a.) ise öyle bir vaiz idi ki, Va’zı ile kalbler yumuşar ve va’zı ile tüyler ürperirdi. İRŞADI İLE DE İNSANLAR TAP TAZE BİR HAYATA KAVUŞURLARDI.

Devam edecek….

Fuad yusufoğlu

Şehidlik (UHUD DAĞI)

Ebu Hamid (Ğazali) (r.a.) küçüklüğünde, köyünde Ahmed bin Muhammed el Razikani (r.a.) den biraz fıkıh okuyup sonra Cürcan’a gitti. Orada, İmam-i Ebi Nasr El İsmail (r.a.) den talikat yazdı. Sonra Tus’a döndü.

Dönüşünde hırsızlar onun ve arkadaşlarının yolunu keserek yanlarında bulunanları aldılar.

Gazâli (r.a.), hırsızların reislerine giderek, kendisinden selâmet dilediği, Allah için kendisine yalnız kitablarının verilmesini rica etti. Onların faidelenecekleri bir şey olmadığını söyledi.

Bunun üzerine, hırsızların reisi ona;

-“ Senin o talikatın nedir?” dedi.

İmam-ı Gazâli (r.a.) ona:

-“ O torbadaki kitablardır ki, onları işitmek, yazmak ve içindeki ilimleri öğrenmek için (yabancı illere) hicret ettim.” dedi.

Bunun üzerine reis güldü ve:

-“ Sen onlardaki ilimleri bildiğini nasıl iddia edersin ki, biz onları elinden alınca bilmekten yoksun olup ilimsiz kaldın.” dedi.

Sonra bazı arkadaşlarına emrederek torbayı ona telsim etti.

Gazâli (r.a.)hırsızların reisinin sözünden faidelenerek dedi ki:

-“Şu konuşan Allah, onunla beni işimde irşad etmek için konuşturdu.” Vaktâ ki Tus şehrine ulaştı, üç sene çalışmaya yöneldi ta ki yazdıklarını ezberledi.

Ve dedi ki:

-“Ben öyle oldum ki, yolum kesilse de ben ilimsiz kalmam.”

İmam-ı Gazâli (r.a.) hırsızların reisinin sözü gibi gerçeği söyledi hakikaten: ”İlim çantanın içindeki kitabların ihtiva ettiği değil, ilim ancak dimağın kavradığıdır.”

İmam-ı Şafii (r.a.) buyurdu ki:

-“İlim benimledir, nerede bulunursam bana tabidir. Sandığın içinde değil, sinem onun kabıdır. Eğer evde olursam ilim benimle evdedir. Yahut ben çarşıda olsam ilim de çarşıdadır.”

Sonra, Gazâli (r.a.) Nişabur’a gelerek İmam-ı Haremeyenden ders aldı. Gece – gündüz çalışarak, Şafii mezhebinde din esaslarında, fıkıhta, cedel ve mantık bilimlerinde parladı.

Gazali (r.a.) Hikmet-i, Felsefeyi okuyup onları hazm ederek erbablarının sözlerini çok iyi anlayıp davalarını iptal için onlara reddiyede bulundu. Bu fenlerin her birinde çok güzel teliflerde bulundu. İlimlerden telif ettiği şeyi yerli yerine yerleştirmeyi başardı.

İmam El- haremeyn’in irtihalinden sonra (Kâdi) Askere çıkarak vezir Nizamülmülk’le görüşmek istedi ve onun meclisinde bilginler ve imamlarla münaza’ada bulunarak muhaliflerini susturdu.

Hepsinin katında sözü zahir oldu ve bilginler onun üstünlüğünü itiraf ettiler.

Sahib onu Bağdad’a davet ederek onu ta’zimle karşıladı. Hicrî 484. yılında Bağdad’taki mektebi’nin tedrisini ona verdi.

Nizamiyede ders okuttu. Sözünün güzelliği, lisanının fesahatı, fadlının kemali ince nüktesi ve hoş işaretleriyle halkın hüsnü kabulune mazhar oldu. Onu halk çok sevdi ve başlarına tac ettiler.

Gazali (r.a), derecesinin yüksekliği, örnek olarak gösterilen şanının büyüklüğü ve isminin şöhreti sebebi ile ilim öğrenmek için kendisine müracaat edildiği müddetle öğretimle meşgul oldu.

Sonra, dünyadaki şan ve yüksek derecesini bırakıp attı. Ve hacc ederek Hicrî 488, yılının Zil Ka’de ayında Şam’a yöneldi. Eğitimde kardeşi ona vekâlet etti.

Gazâlî, (r.a.)Beyti Makdis’e bir müddet kalarak, Dımışk’a döndü. Kendisine nisbet le bugün Gazâlîye diye bilinen camii Emevi’deki zaviyesinde itikafa girdi. Kalın elbise giydi. Yemek ve içmesini azalttı.

Hakkında, (İHYA’YI OKUMAYAN DİRİLERDEN DEĞİLDİR.) denilen İhya kitabını yazmaya başladı. Gazâli (r.a.) o zamandan beri meşhedleri, mescidleri ve kabristanları ziyaret ederdi.

Tenha yerlere sığınıp nefsini terbiye etmek üzere nefsiyle, iyi kişilerin savaştığı gibi savaşır ve ona en maşakkatlı ibadetleri yüklerdi. Nefsini çeşitli taatler ve ibadetlerle imtihan ederdi.

Bunun için varlığın kutbu ve her varlıklar için genel bir bereket kaynağı ve Allah’ın rızasına ulaşılacak bir vesile oldu. Sonra Bağdad’a dönerek orada va’z meclisi kurdu.

Ehli hakikat ve tasavvufun dili üzere konuşarak ihya kitabından bahsetti. Sonra Horosan’a döndü. Nişaburdaki Nizamiye mektebinde az bir zaman ders okuttu. Sonra Tus şehrine dönerek evinin yanında fakihlere bir mekteb ve ehli tasavvuf bir mahal ittihaz etti.

Vakitlerini, Kur’an-ı Kerim’i hatm etmek, ehli tasavvufla oturmak, öğrencilere ders vermek, namaz kılmak, oruç tutmak ve bunlardan başka ibadetlerdeki vazifelerine taksim etti.

Nihayet Milâdİ 1111. Hicri 505. yılın C.Ahirin 14. Pazartesi günü irtihal eyledi. Ve Tus şehrinin dışındaki Tabiran kabristanında defnolundu.( Allah ondan razı olsun.) AMİN…

Allah-u Teala Hazretleri Bizleri ve sizleri İmâm-i Ğazali hazretleri (radiyallah-u anhu) nin yüzü suyu hurmetine AFV eylesin. AMİN

Fuad Yusufoğlu

dsc06295-nusaybin-fuadyusufoglu-bor.JPG

Çağ-Çağ deresi (Nusaybin)- BOR-

Sünnete uymak…

Bil ki (ey okuyucu);

Saadetin anahtarı, Resûlüllah (s.a.v.) ın sünnetine tabi olmak ve Resûlüllah (s.a.v.) dan sadır olanın tümünde haraketleri, duruşları hatta yemesinde, duruşunda, uyuması ve konuşmasında ona iktida etmektir.

Sünnet ve güzel ahlak sözünden yalnız ibadetteki güzel edebi kasd etmiyoruz.

Çünkü;

ibadette varid olan sünnetleri ihmal etmek esasan manasızdır.
Sünnet ve güzel ahlak deyince, ibadetlerinde ki güzel edeb buna dahil olmakla beraber, Peygamber (a.s.v.) in bütün haraket ve duruşlarındaki ve bütün işlerindeki güzel edeb ve ahlakı kasd ediyoruz. Esasen mutlak uyma da bununla hasıl olur.

Allah Sübhanehü buyuruyor;

-“(Habibim) de ki; (Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve suçlarınızı örtsün. Çünkü Allah çok yarlıgayacı, çok esirgeyicidir.” Al-i İmran sûresi, ayet: 31

“…Peygamber size ne verdiyse onu alın, size ne yasak ettiyse ondan da sakının. Allah’tan korkun. Çünkü Allah’ ın azabı çetindir.” El Haşr sûresi, Ayet: 7

Öyle ise, bütün haraketlerinde ve duruşlarında Resûlüllah (a.s.v.) ın yaptıklarına uyman gerekir.

Muhammed bin Elsem, Resûlüllah (a.s.v.) ın kavunu nasıl yediğini bilmediği için, kavun yemezdi.

Seleften bazısı unutarak mestini giyerken sol ayağından başladı da, bir ölçek buğday kefaret olarak verdi.

Bunlar adetlerle ilgili hususlardır diyerek, bu gibi şeylerde tembellik etmen doğru değildir.

Çünkü;

Bu şekil düşünmen sana saadet kapılarından en büyüğünü kapatır.

Dinde kırk esas (İmam-i Ğazali)

Allah (c.c.) bizleri ve sizleri Resûlüllah (a.s.v.) ın sünnetlerine titizlikle riayet eden ve onları titizlikle uyguluyan kullarından eylesin. AMİN…

Fuad Yusufoğlu

Tevekkül

11 Temmuz 2008

dsc00284-fuadyusufoglu-navale-res.JPG

Navale reş -DİVANA-(nusaybin)

İbrahim bin Edhem (r.a.) ile Şakik el Belhi (r.a.) Mekke’de karşılaşırlar.

İbrahim Bin Edhem (r.a.) Şakik El Belhi (r.a.) ye:

Rızık temini için Niçin çalışmadığını ve bu hale düşmesine neyin sebep olduğunu sorunca.

Şakik El Belhi (r.a.):

-“Bir zamanlar sahrada yolculuk yapıyordum. Sahrada iki kanadı kırılmış bir kuş gördüm. Kendi kendime ‘Bak bakalım. Bu kuş nereden besleniyor’ dedim. Ve oturdum kuşun yakınında. Bir de baktım ki, gagasında bir çekirge bulunan kuş geldi. Ağzındaki çekirgeyi kanatları kırık olan kuşun ağzına bıraktı. Bunun üzerine ben de kendi kendime şöyle dedim”:

-“Şübhesiz ki bu kuşa, bu kuşu beslenen Allah (c.c.) nerede olursam olayım bana rızık vermeye Kadirdir. Beni besler.”

-“Ve çalışmayı terk edip, ibadet ile meşgül oldum.”

Bunun üzerine İbrahin Bin Edhem (r.a.) ona şöyle der:

-“Sen niçin sakat olan kuşu besleyen sağlam kuş olmiyorsun. Ta ki ondan üstün olasın. Sen Resülullah (a.s.v.) ın:

-“Veren el, alan elden hayırlıdır.” Buyurduğunu işitmedin mi? Ve işlerinin hepsinde derecelerin en üstünü istemek Mü’minin şiarındandır. Mü’min işte böyle, Allah (c.c.) ın iyi kullarının derecelerine yükselir.”

Şakik El Belhi (r.a.) İbrahim Bin Edhem (r.a.) ın hizmetinde bulunan Huzeyfe (r.a.) e İbrahim Bin Edhem (r.a.) den gördüğü en acayıp şeyi anlatmasını isterler:

Huzeyfe şöyle anlatır:

-“Bir zaman Mekke yolunda günlerce kalmış, yiyecek bir şey bulamamıştık. Sonra Küfe’ye girerek harap bir mescide konmuştuk.”

İbrahim Bin Edhem (r.a.) bana:

-“Ey Huzeyfe, seni aç görüyorum.”

Ben de:

-“O büyüğümün gördüğüdür.”dedim.

Bunun üzerine bana:

-“Bir kalem ile bir kağıt getir.”dedi.

Ben de getirdim.

Besmeleden sonra “Her halde maksud sensin, her manada işaret olunan sensin.” Yazdı.

Ve sonra şunları ilave etti.

Ben Hamd eden, ben şükreden, ben zikredenim.
Ben acım ben kayıp’ım, ben utangacım.
O altı tanedir, ben yarısını tazmin ederim.
Yarısını da sen tazmin et Allah’ım.
Senden başkasını medh etmem ateşten bir alevdir,
İKİ KULUNU ATEŞTEN KURTARMAK ANCAK SENDEDİR.”

Bunları yazdıktan sonra kağıdı bana verdi ve şöyle dedi:

-“Git Kalbini Allah (c.c.) tan başkasına bağlama ve kağıdı ilk karşılaştığın adama ver.”

Çıkıp gittim. İlk karşılaştığım adam, bir katır üzerine binmiş giden birisi idi. Ona kağıdı verdim. Adam kağıdı alıp okuyunca ağlamaya başladı

Ve;

-“Bunu yazan nerededir.?” dedi.

Ben de:

-“Filan mesciddedir.” Dedim.

Bunun üzerine bana içinde altıyüz dinar bulunan bir kese uzatıp verdi.
Biraz sonra başka bir adamla karşılaştım. Ona bu katır üzerinde gidenin kim olduğunu sordum.

Bana:

-“O bir hiristiyandır.” Dedi.

Sonra İbrahim Bin edhem (r.a.) e gelip hadiseyi anlattım:

Bana:

-“O paraya ilişme bir saat sonra onun sahibi gelecek.” Dedi.

Bir saattan sonra o adam gelip İbrahim Bin Edhem (r.a.) elini öperek Müslüman oldu.

Kalblerin Keşfi (İmam-i Ğazali)

Allah-u Teala Hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri İbrahim Bin edhem (r.a.) ın Yüzü suyu hurmetine Afv eylesin. AMİN…

Fuad Yusufoğlu

Kanaat etmek

11 Temmuz 2008

dsc00295-fuadyusufoglu-navale-res.JPG

Navale reş-DİVANA- (Nusaybin)

Rivayet edilir ki;

İbrahim Bin Edhem (r.a) Horasan zenginlerinde idi. Kendi köşküne bolluk içinde yaşarken, bir gün köşkün penceresinden dışarı baktı.

Köşkün avlusunda bir adamın, elindeki pideyi yediğini, sonra uyuduğunu görür.

Hizmetçilerinden birisine:

-“Uykudan kalktığı vakit onu bana getir.” Diye tembihledi.

Adam uykudan uyandığı vakit, hizmetçisi onu alıp İbrahim Bin Edhem (r.a.) e götürdü.

İbrahim Bin Edhem (r.a.) ona şöyle dedi:

-“Ey Adam pideyi yedin. Sen açtın değil mi?”

Adam:

-“Evet.” Der.

İbrahim Bin Edhem (r.a.):

-“Doydun mu?”

Adam:

-“Evet .”der.

İbrahim Bin Edhem (r.a.):

-“Sonra iyice uyudun öyle mi?”

Adam:

-“Evet.”der.

İbrahim Bin Edhem (r.a.) kendi kendine şöyle der:

-“Kişi bu kadar ile kanaat edince, ben dünyayı ne yapayım.”

Mükaşefetil kulub (İmam-i Gazali)

Allah-u Teala Hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri Kanaat eden kullarından eylesin. AMİN……

Fuad Yusufoğlu

dsc00321-fuadyusufoglu-navale-sipi-seri-ave.JPG
Beyaz su ile siyah suyun birleştiği yer (Nusaybin)

Abdullah Bin Mes’ud (Radiyallah-u Anhu) Peygamber efendimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) şöyle dediğini rivayet etmiştir:

-“Cenabı Allah (c.c.) ın varlıkta 300 er’i var ki; Onların kalbleri Adem (a.s.) ın kalbine bağlıdır.”

-“Yine varlıkta Allah (c.c.) ın 40 Er’i var ki; Onların kalbleri Musa (a.s.) ın kalbine bağlıdır.”

-“Yine varlıkta Allah (c.c.) ın 7 Er’i var ki; Onların kalbleri İbrahim (a.s.) ın kalbine bağlıdır.”

-“Yine Varlıkta Allah (c.c.) ın 5 Er’i var ki; Onların kalbleri Cebrail (a.s.) ın kalbine bağlıdır.”

-“Yine Varlıkta Allah (c.c.) ın 3 Er’i var ki; Onların kalbleri Mikail (a.s.) ın kalbine bağlıdır.”

-“Yine Varlıkta Allah (c.c.) ın 1 Eri vardır ki; Onun kalbi İsrafil (a.s.) ın kalbina bağlıdır.”

-“Bu Bir Er ölürse, Allah-u Teâla (c.c.) yerine Üç’lerden birisini kor.”

-“Üç’lerden biri ölürse, Allah-u Teâla (c.c.) yerine Beşler’den birisini yerine kor.”

-“Beşler’den biri ölürse, Allah-u teâla (c.c.) yerine Yedi’lerden birisini yerine kor.”
-“Yedi’lerden birisi ölürse Allah-u Teâla (c.c.) yerine Kırk’lardan birisini yerine kor.”
-“Kırk’lardan birisi ölürse, Allah-u Teâla (c.c.) yerine Üçyüz’lerden birisini yerine kor.”
-“Üç yüz’lerden birisi ölürse, Allah-u Teâla (c.c.) yerine Halktan birisini yerine kor.”

-“Allah-u Teâla (c.c.) bunlarla canlandırır, öldürür, yağmur yağdırır, bitki yeşertir. Musibet ve belaları bu Ümmet’ten Def’eder.

Abdullah Bin Mes’ud (r.a.) denildi ki;

-“Allah (c.c.) nasıl bunlarla canlandırır. Ve öldürür.”

Abdullah (r.a.) Dedi ki;

-“Çünkü bunlar halkın çoğalmasını istiyorlar,(dua ediyorlar) bunun için çoğaliyor, zalimlere de Beddua ediyorlar bunun için kırılıp mahv oluyorlar. Yağmurun yağmasını isterler, bunun için yağmur yağar.
Bitkinin bitmesini isterler, bu sebeple yerden bitki biter.
Dua ederler. Allah(c.c.) da o sebeple bela ve musibeti def eder.“

Ebu Nuaym, İbni asakir ve muteber hadis imamlarından başka kimseler rivayet etmiştir.

Tenvir-ül Kulub

Allah-u Teâla hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri; Kendi sevgili kulları olan bu Er’ler hürmetine, kötü huylu insanların şerrinden, dünya afet ve belalardan kazalardan, muhafaza eylesin. AMİN…

Fuad Yusufoğlu

Uzlet’ın faydaları

12 Temmuz 2008

dsc01277-fuadyusufoglu-kasyane.JPG

Navale (kasyan)

Hasan-e Basri (r.a.) ye:

-“Burada bir kimse vardır. Daima bir sütünün (direğin) arkasında yalnız oturuyor,” dediler.

Hasan-e Basri (r.a.) buyurdu ki;

-“Gelince bana haber verin.”

Adam gelince. Haber verdiler.

Hasan-e Basri (r.a.) yanına gitti ve:

-“Daima yalnız oturuyorsun, niçin insanlara karışmıyorsun?” dedi.

Adam:

-“Benim öyle bir işim var ki, beni insanlardan alıkoyuyor.”dedi.

Hasan-e Basri (r.a.):

-“Niçin Hasan’nın yanında oturmuyor ve onun sözlerini dinlemiyorsun?” dedi.

Adam:

-“Bu iş beni Hasan (r.a.) da, diğer insanlalardan da alıkoyuyor.” Dedi.

Hasan-e Basri (r.a.):

-“O hangi iştir?” diye sordu.

Adam:

-“Hiç bir vaktim yoktur ki, Allah-u Teala (c.c.) dan bana ni’met gelmesin ve benden de bir günah meydana gelmesin. O ni’mete şükrediyorum ve o günaha istiğfar ediyorum. Ne Hasan’la ne de diğer insanlarla meşgül olacak vaktım vardır.” Dedi.

Hasan-e Basri (r.a.):

-“Sen yerinde bulun, Hasan’dan akıllısın.”

Hatem-i Esem (r.a.) Hamid-i Lifaf (r.a.) a:

-“Nasılsın?” Dedi.

Hamid-i Lifaf (r.a.):

-“Selamet ve afiyetteğim.” Dedi.

Hatem-i Esem (r.a.);

-“Selamet, sırat köprüsünü geçince, afiyet de Cennet’e girince olur.”dedi.

İsa (aleyhisselam) a;

-“Nasılsın?” dediklerinde.

İsa (Aleyhis selam):

-“Bana faydalı olan elimde değildir, zararım ne de ise onu def’etmeğe gücüm yetmez. Ben kendi işimdeğim, iş ise başkasının elindedir, benden daha fakir kimse yoktur.” Buyurdu.

Reb’i bin Haysem (r.a.) e:

-“Nasılsın?” dediklerinde;

Reb’i bin Haysem (r.a.):

-“Zayıf ve günahkarım. Kendi rızkımı yerim ve ecelimi beklerim.”dedi.

Ebu’d derda (r.a.) ya:

-“Nasılsınız?” dediklerinde,

Ebu’d Derda (r.a.):

-“Cehennemden kurtulursam iyiyim.” Dedi.

Üveys-il Karani (r.a.) ya:

-“Nasılsın?” dediklerinde:

Üveys-il Karanı (r.a.):

-“Sabahlayın kalkıp, akşama sağ kalıp kalmayacağını, akşamleyin sabaha çıkıp çıkmayacağını bilmeyen nasıl olur?”dedi.

Malik-i Dinar (r.a.) a;

-“Nasılsın?” dediklerinde;

-“Yaşı ilerleyip, günahı çoğalanın hali nasıl olur?”dedi.

Bin Hakim (r.a.)e;

-“Nasılsın?” dediklerinde

Bin Hakim (r.a.):

-“Allah-u Teâla (c.c.) nın rızkını yerim ve düşmanı olan şeytanın emrine uyarım.”dedi.

İbni Sirin (r.a.) bir dostuna:

-“Nasılsın?” dedi

Adam:

-“Beş yüz gümüş borcu ve çoluk çocuğu olanın ve hiçbir kuruşu olmayanın halı nasıl olur.”dedi.

İbni Sirin (r.a.) hiç konuşmadan evine gidip, bin gümüşü getirdi. Ona verdi ve:

-“Beşyüz gümüş’ü borcuna ver, beşyüz gümüş’ü de evine nafaka yap. Bundan sonra hiç kimseye “Nasılsın” demeyeceğime söz veriyorum.”dedi.

İbni Sirin (r.a.) böyle demesi, eğer bir kimseye“Nasılsın”deyip de, ihtiyacını gidermezse, sormada NİFAK olur korkusunda idi.

Kimya-yı Saadet (İmami Ğazali)

Allah-u Teala Hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri Nifak belasından muhafaza eylesin. AMİN…

Fuad Yusufoğlu