‘Allahın veli kulları’ olarak etiketlenmiş yazılar
Sehl bin Abdullah Tüsteri (Radiyallah-u anhu)- 6
29 Aralık 2008Çağ-çağ barajı (Nusaybin)
Sehl bin Abdullah Tüsteri (Radiyallah-u anhu)- 6
Sehl-i Tüsteri hazretleri (r.a.) vefat edince, insanlar cenaza nazmı için toplandılar. O şehirde bir Yahudi vardı. Yaşı yetmişi aşmıştı. İniltiler duyunca,’ne oluyor’ diye dışarı çıktı.
Cenazeye doğru bakınca yanındakilere;
-“Benim gördüğümü siz görüyor musunuz?” dedi.
Oradakiler;
-“Ne görüyorsun?” dediklerinde
Yahudi;
-“Gökten inip, cenaze ile giden kimseler görüyorum.” Dedi.
Ve ardından Kelime-i Şehadet getirip Müslüman oldu.
Şöyle nakledilir ki;
Sehl-i Tüsteri hazretleri (r.a.) bir talebesinin yanında;
-“Basra’da veli’lik derecesine ulaşmış bir fırıncı var” diye söylemişti.
Talebesi bunun üzerine Basra’ya gidip, fırıncıyı görmüştü. Fırıncı, fırınlarda adet olan, saçını ve sakalını ateşten korumak için, yüzüne peçe bağlamıştı.
Bunu gören talebe aklından;
-“Şayet bu zat velilik derecesine ulaşmış olsaydı, ateşten bu kadar sakınmazdı.” Diye geçirdi.
Sonra ‘Selam’ verip bir sual sorunca, fırıncı;
-“Önce beni küçümseyip horladığından, artık sözümün sana faydası olmaz.” Dedi.
Kendisi (r.a.) anlatır;
Ru’yamda kıyamet kopmuş, insanları da Arasat meydanında gördüm. Bir beyaz kuş, topluluğun çeşitli yerlerinden birkaç kişi alıp, Cennete götürüyordu.
-“Bu ne kuşudur?” Dediğimde
Aniden havada bir kağıt peydah oldu. KAĞIDI ELİME ALIP AÇINCA ÜZERİNDE ;
-“Vera’ kuşu dedikleri işte budur.” Diye yazdığını gördüm.
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Tâlâ hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri Sehl bin Abdullah Tüsteri (Radiyallah-u anhu) veli kulun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin
Fuad Yusufoğlu
Sehl bin Abdullah Tüsteri (Radiyallah-u anhu)- 7
29 Aralık 2008Çağ-Çağ barajı (Nusaybin)
Sehl bin Abdullah Tüsteri (Radiyallah-u anhu)- 7
Yine kendisi (r.a.) anlatır;
Bir gün çölde giderken, başında sarık ve elinde âsâ bulunan pir-i fâni bir zatın gelmekte olduğunu gördüm
-“Galiba kafileyi kaçırmış.” Diye aklımdan geçirdim.
Ve cebimden para çıkararak, ona;
-“Gideceğin yere ulaşıncaya kadar bununla idare et..” dedim.
Daha sonra bu zat elini havaya kaldırınca, eli altınla doldu ve bana;
-“Sen cebinden alıyorsun, ben ise gaybden.” dedi ve kayıboldu.
Kâbe’ye varınca tavaf esnasında o zatı gördüm. Bana;
-“Ey Sehl! Bir kimse Kâ’be’nin cemalını için yola çıkarsa, onun muhakkak Kâ’be’yi tavaf etmesi lazımdır. Fakat her kim Allah-u Teâlâ’nın cemalını görmek için, nefsini ayaklar altına alırsa, Kâ’be’nin onun tavaf etmesi lazım gelir.” Dedi.
Sehl-i Tüsteri (r.a.) birgün bağdaş kurup oturmuş ve sırtını da duvara yaslamış bir şekilde;
-“Aklınıza geleni sorun, suallerinize cevap vereyim.” Dedi.
Bu durumu görenler;
-“Daha evvel siz böyle yapmazdınız, şimdi ne oldu?” diye sorduklarında
Kendisi (r.a.) buyurdu ki;
-“Üstad hayatta olduğu müddet zarfında, talebenin edebe riayet etmesi lazımdır.” Dedi.
Bu günün Zünnün-i Mısrı (r.a.) nın vefat ettiği gün olduğunu daha sonra öğrendiler.
Sehl-i Tüsteri hazretleri (r.a.) nin yanına yırtıcı hayvanlar da gelirdi. Yanında rahat ve sâkin dururlardı. Halk bunun için onun evine “beyt-üs-Sibâ” ya’ni (yırtıcı hayvan evi) derdi.
Ebu Ali Dakkak (r.a.) şöyle anlatmıştır;
Ya’kub bin leys, doktorların tedavi edemedikleri bir hastalığa yakalanmıştı. Ona;
-“Senin Vali olduğun bölgede Sehl bin Abdullah Tüsteri isminde Sâlih bir zat vardır. Eğer, o sana ‘dua’ ederse, Hak Teâlâ’nın bu ‘dua’yı kabul etmesi ümid edilir.” Dediler.
Vali, Sehl bin Abdullah Tüsteri (r.a.) yi çağırtı ve;
-“Benim için Allah-u teâlâ’ya dua et.” Deyince
Sehl bin Abdullah Tüsteri (r.a.);
-“Zindanlarda suçsuz insanlar yatarken, senin için yaptığım dua nasıl kabule mazhar olur?” dedi.
Bunun üzerine Vali, zindanda yatan bütün suçluları salıverince, Sehl bin Abdullah Tüsteri (r.a.) ;
-“İlahi, bu zata ma’siyet ve musibetteki zilleti gösterdiğin gibi, tâattaki izzeti de göster, onu dert ve sıkıntıdan kurtar.” Diye dua etti.
Vali hemen iyileşti ve Sehl-i Tüsteri (r.a.) ya çok mal vermek istediğse de, bunu Sehl-i Tüsteri (r.a.) kabul etmedi.
Arkadaşları arasında;
-“Keşke bunu alıp fakirlere dağıtsaydı.” Diyenler oldu.
Sehl-i Tüsteri (r.a.), yolda çakıl taşlarına bakınca, hepsi mücevher halına geldi. Arkadaşlarına bunları göstererek;
-“Böylesi bir ihsana nail olan kimse, Ya’kub bin Leys’in malına muhtaç olur mu hiç.” Diye buyurdu.
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Tâlâ hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri Sehl bin Abdullah Tüsteri (Radiyallah-u anhu) veli kulun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin
Fuad Yusufoğlu
Sehl bin Abdullah Tüsteri (Radiyallah-u anhu)- 8
29 Aralık 2008Çağ-Çağ deresi Bor-e gündük (Nusaybin)
Sehl bin Abdullah Tüsteri (Radiyallah-u anhu)- 8
Sehl-i Tüsteri (r.a.) nin bir çocuğu vardı. Çocuk ne zaman annesinden yiyecek isterse,
annesi ona;
-“Bunu Allah-u Teâlâ’dan iste.” Derdi.
Bunun üzerine çocuk secde için yere kapanırdı. Bu arada annesi çocuğun istediklerini hazırlar, gizlice yanına koyardı. Çocuk annesinin bunu hazırladığını bilmezdi. Onun için Allah-u Teâlâ’nın dergahına dönerdi.
Birgün annesi evde yokken çocuğun canı bir şeyi istedi. Her zamanki gibi secdeye kapandı. Allah-u Teâlâ ona lazım olan şeyi gönderdi.
Annesi geldiğinde duruma şaşırdı.
-“Yavrucuğum bu nereden geldi?” Diye sorunca,
Çocuk;
-“Her zamanki yerden.” Diye cevab verdi.
Sehl-i Tüsteri hazretleri (r.a.), birgün talebelerinden birine bir iş buyurunca
Talebesi;
-“Söz olur, halkın dilinden çekindiğim için yapmam.” Dedi.
Bunun üzerine sohbetinde bulunanlara dönüp,
-“Bir kimse şu iki vasfı kazanmadığı müddetçe, bu yolun hakikatine eremez. Allah-u Teâlâ’dan başkasını görmeyecek şekilde halk senin gözünden düşmeli. İkincisi, nefis gözünden düşmeli ve halkın kendisinde gördüğü hiçbir sıfattan çekinmemelidir. her şeyi Hakdan görmelidir.” Dedi.
Sehl bin Abdullah Tüsteri (r.a.) bir talebesine;
-“Gün boyunca SÜBHANALLAH!… ALLAH!… ALLAH!… Demek için, bütün gücünü harca.” Dedi.
Talebe âdet hâline gelinceye kadar, bu sözü söylemeye devam etti.
Sonra Sehl-i Tüsteri (r.a.);
-“Buna geceleri de devam et.” Dedi.
Talebe buna devam ederek, devamlı Allah-u Teâlâ’yı zikr eder bir hale sahıp oldu.
Birgün evinin bahçesinde ağaçtan düşen bir dal parçası başını yardı. Başından akan kanın yere damlayan her damlasının;
-“ALLAH” İsmini yazdığı görüldü.
-“Bedbahtlığın alameti olan şeyler nelerdir? Diye sorulduğunda
Şöyle cevab verdi;
-“İlmi olup, onunla amel edememek, ameli olup, ihlaslı olmamak. Bunun alameti de ibadet ve hizmetleri zorlukla yapmak ve Hak Teâlâ’nın verdiğine razı olmayıp, başka şeyler peşinde koşmaktır. Bedbahtlığın bir alameti de, ALLAH-U TEÂLÂ’NIN DOSTLARININ SOHBETİNE KAVUŞAMAMAK VE ONLARDAN HÜZN-Ü KABUL GÖRMEMEKTİR.”
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Tâlâ hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri Sehl bin Abdullah Tüsteri (Radiyallah-u anhu) veli kulun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin
Fuad Yusufoğlu
Sehl bin Abdullah Tüsteri (Radiyallah-u anhu)- 9
29 Aralık 2008Çağ-çağ deresi (Bor-e Gündük) Nusaybin)
Sehl bin Abdullah Tüsteri (Radiyallah-u anhu)- 9
Sehl-i Tusteri (r.a.) nın romatizmal ve başka hastalıkları vardı. O getirilen hastalara ‘dua’ ederdi. ‘Dua’ ettiği kimseler iyi olurdu.
Ebû Nasr-i Terşizi (r.a.) bir gün âlim zatlarden birine;
-“Sehl-i Tüsteri (r.a.), başka hastalara ‘dua’ ettiği ve kendisi veli olduğu halde, niçin bu hastalıklar kendisinde vardır.” Diye sorunca,
O zat;
-“Sehl-i Tüsteri velidir. Veliliği de o hastalıktan dolayıdır. O bu hastalığın Allah-u Teâlâ’dan geldiğine inandığı için hastalığın kendisinden gitmesi için dua etmez.” Dedi.
Birgün Sehl-i Tüsteri (r.a.) ye;
-“Günde bir def’a yemeğe ne dersin?” diye sorduklarında;
Sehl-i Tüsteri (r.a.);
-“Bu SIDDIKLARIN YEME tarzıdır.” Dedi.
Tekrar;
-“Günde iki öğün yemeğe ne dersin?” dediklerinde
Sehl-i Tüsteri (r.a.);
-“Bu MÜ’MİNİN yeme tarzıdır.” Dedi.
Tekrar;
-“Günde üç öğün yemeğe ne dersin?” dediklerinde
Sehl-i Tüsteri (r.a.) cevabı biraz ağır oldu Buyurdu ki;
-“Bütün ÂFETLERİN BAŞI, doyuncaya kadar yemektir.”
Sehl-i Tüsteri (r.a.) bazı mubarek sözleri şunlardır;
-“Haram yiyenin yedi uzvu günaha girer. Helal yiyenin uzuvları da ibadette olur.”
Sehl (r.a.) buyurdu ki;
-“Tam helâl; kazanırken, Allah-u teâlâ’yı hiç unutmadığın şeydir.”
Sehl (r.a.) tekrar buyurdu ki;
-“Takvasının doğru olmasını isteyen, bütün günahlardan el çeksin.”
Sehl-i Tüsteri (r.a.) buyurdu ki;
-“Kırk gün İhlaslı olan, dünyada zahid olur, kerameti görülür.”
Sehl (r.a.) buyurdu ki;
-“Bizim yolumuzun esasi altı şeydir;
-“1-Allah’ın kitabına sarılmak,”
-“2-Resulullah (a.s.v.) ın sünnetine uymak,”
-“3-Helal yemek,”
-“4-İnsanları incitmemek,”
-“5-yasaklardan uzak durmak,”
-“6-hakkı ve borcu ödemede acele etmek.”
Sehl-i Tüsteri (r.a.) buyurdu ki;
-“Allah-u Teâlâ’yı unutmaktan büyük günah yoktur.”
Sehl (r.a.) tekrar buyurdu ki;
-“Eğer Musa aleyhisselam ve isa Aleyhisselamın ümmetinden, İMÂM-İ A’ZEM EBU HANİFE Gibi bir zat bulunsaydı, bunlar Yahudiliğe ve hiristiyanlığa dönmezdi.”
Sehl-i Tüsteri (r.a.) tekrar buyurdu;
-“Hakiki imana kavuşmak için dört şey lazımdır;”
-“1-Bütün farzları edeple yapmak,”
-“2-helal yemek,”
-“3-Görünen ve görünmeyen bütün haramlardan sakınmak.”
-“4-Ve bu üç’üne, Ölünceye kadar devam etmeğe sabır etmek.”
Sehl-i Tüsteri (r.a.) tekrar buyurdu ki;
-“Âlimin üç ilmi var;”
-“1-İlmi zahiridir; bunu herkese açıklar
-“2-İlm-i Batınıdır; Bunu ancak ehline açıklar.”
-“3-Bu üçüncüsü ise, kimseye anlatılması caiz olmayan bir ilimdir ki, bu ancak kendisiyle Allah-u teâlâ arasındadır.”
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Tâlâ hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri Sehl bin Abdullah Tüsteri (Radiyallah-u anhu) veli kulun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin
Fuad Yusufoğlu
Zünnun-i Mısrı (Radiyallah-u anhu)
29 Aralık 2008Çağ-Çağ barajı (Sonbahar manzarası) Nusaybin
Zünnun-i mısrı (Radiyallah-u anhu)
Evliyanın büyüklerinden. Künyesi, Ebü’l feyz, adı Sevban bin İbrahimdir. Doğum tarihi bilinmemektedir. 245 (M. 860) senesinde Mısırda Vefat etti. Amr Bin As (Radiayallah-u anh) ın yanında defn edildi.
Bir deniz yolculuğu sırasında, bindiği gemide bir Tüccara ait mücevher dolu bir kese kayıbolmuştu.
Gemide bulunanlar;
-“Sen aldın.” Diyerek ona iftira edip, hakarete ve işkence yapmaya başlamışlardı.
Suçsuz olduğundan, ‘dua’ ederek kurtulmak istedi.
Zünnun-i Mısrı (r.a.) Allah-u Teâlâ’ya ‘dua’ edince, HEMEN SUYUN YÜZÜNE, AĞIZLARINDA BİRER MÜCEVHER BULUNAN BİNLERCE BALIK ÇIKMIŞTI. O balıkların ağzındaki mücevherden bir tane alıp gemidekilere verdi.
Bu durumu gören esas hırsız keseyi getirip vermişti. Böylece Zünnun-i Mısrı (r.a.) işkencelerden kurtulmuştu. Bu sebeple ismine, BALIK SAHİBİ, BALIKÇI ma’nasında “ZÜNNÜN” denilmişir.
Mısır’da tasavvuf ilmini İLK DEF’A o açıklamıştır. Yüksek din ilimlerinin sekizincisi olan tasvvuf (ahlak) ilmi, onun açıklamasından ve izahlarından sonra Mısır’da yayılmış ve nice kimselerin dünya ve ahiret saadetine kavuşmasına sebep olmuştur.
Hocası Maliki mezhebinin İmâm-i, Mâlik bin Enes (R.A.) tır. Onun eseri ‘MUVATTA’YI bizzat kendisinden okumuş ve fıkıh ilmini ondan öğrenmiştir.
Tasvvuf İlminin şeyh İsrafil (R.A.) den öğrenip kemâle ulaştı. Fakat halini bilmeyen pek çok kimse, ona düşman oldular. Ve vefatına kadar onun değerini anlayamadılar.
Zünnun-i Mısrı (r.a.), Cenabı Hakkın aşığı idi. O’nun sevgisi ile deli divane olurdu. Darda kalanların dostu, dehşet içinde olanların tesellisi ve hasrette kalanların arzusu idi.
Zünnun-i Mısrı (r.a.) nın doğru yolu bulması şöyle anlatılır;
-“Bir ağaç altında otururken, iki gözü kör bir kuşun ağaçtan indiğini, yeri eşerek altın bir kutu çıkardığını gördü. Dikkat edince kutunun içinde susam olduğunu ve kuşun bunu yediğini gördü. Daha sonra kuşun başka bir yeri gagası ile eşti ve başka bir kutuda bulunan suyu içti. Tekrar gagası ile toprağı eşeyerek kutuyu gömdü. Tekrar yerden uçup ağaca kondu. Topraktaki kutu yerleri belirsiz hale geldi.”
Bu hali gören Zünnun-i Mısrı (r.a.), Allah-u teâlâ’ya tevekkül etmenin gerçeğini anladı ve tevekkül etmeye karar verdi.
Biraz ileride, bir viranede fakir insanlarla karşılaştı. Birkaç gece orada yattılar. Ertesi gün, Zünnun-i Mısrı Hazretleri (r.a.) bir küp altın buldu. Bu küpün ağzında bulunan tahta kapakta, Allah’ın ismi yazılı idi.
Altınları fakirlere dağıttı, kendisi de tahtayı alıp, o gece de orada yattı. Uykudan uyandıkça Kapak üzerindeki yazı’yı öpüp, başına koyup gözüne sürüyordu.
Gece rü’yasında şöyle söylediler;
-“Arkadaşların altınları aldılar. Sen Allah-u Teâlâ’nın ismini “Aziz” tuttun. Sende dünya’da “Aziz” ol.”
Hemen uyandı. O anda gönlü ve içi nûr ile doldu.
<<< Zünnün-i Mısrı hakkında başka bir yazı>>>
İslâm âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Tâlâ hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri Zünnun-i Mısrı (Radiyallah-u anhu) veli kulun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin
Fuad Yusufoğlu
Zünnun-i Mısrı (Radiyallah-u anhu)- 2
29 Aralık 2008Çağ-Çağ barajı (Sonbahar mevsimi) Nusaybin
Zünnun-i Mısrı (Radiyallah-u anhu)- 2
Şeyh-ül İslam Abdullah-i Ensari (r.a.) buyurdu ki;
-“Zünnün, ne kerametle bilmek mümkün olan ve ne de makamları medh edilebilen bir zümrenedendir. O zamanın İmâm-ı ve tasavvuf’ta önder idi.
Zünnün-i Mısrı hazretleri (r.a.) anlatıyor;
Beni İsrail’de bir âbid, yediyüz sene Allah-u Tâlâ’ya ibadet etmiş ve;
-“Ya Rabbi! Senin rızanı isterim!” diyordu.
O Sırada Danyal Aleyhis selam’a vahiy geldi ki;
-“O ABİD’E SÖYLE, EĞER GÖKLERİN VE YERDEKİLERİN İBADETİNİ YAPSA, YERİ CEHENNEMDİR!”
Danyal Aleyhis selam bunu o abide bildirdi.
Abid bunu duyunca sevindi ve;
-“Ey Rabbimin hükmü! Ne hoşsun! O’nun kazâsı hoş geldi!” dedi.
Sonra da;
-“Ey Allah’ın Peygamberi! Yedi yüz sene Hakkın rızasını istedim. O’nun mülkünde kendimi sivrisinekten aşağı kabul etim Şimdi cehennem odunu olmaya layık olduğumu ve O’nun rızasının bunda bulunduğunu, yani cehenneme gideceğimi anladım. Artık O’nun rızası olan yeri ister oldum.” Dedi.
Yine vahiy geldi;
-“Ey Danyal! O kuluma söyle ki, o benden razı olunca, ben de ondan razıyım. Onu cennet ve Cemâlima lâyık eyledim.”
Birgün Zünnün-i Mısrı (r.a.) nın yanına birisi geldi ve;
-“Borcum var; hiç param yok ki ödeyeyim.” Dedi.
Zünnün-i Mısrı (r.a.) yerden bir taş aldı ve o borçluya verdi.
-“Bunu çarşıya götür sat. Borcunu öde.” Buyurdu.
O da taş’ı çarşıya götürdü, cebinde taş ZÜMRÜD olmuştu. Dörtyüz altına sattı ve borcunu ödedi.
Bir genç, Allah dostlarını, velileri inkar ederdi. Zünnun-i Mısrı yüzüğünü ona verip,
-Bunu çarşıya götür, bir altına sat.” Buyurdu.
Genç yüzüğü çarşıya götürdü. Çarşıdakiler bir gümüşten fazla vermediler. Genç geri gelip durumu anlattı.
Zünnün-i Mısrı (r.a.);
-“Yüzüğü mücevheratçılara götür bakalım ne verirler.” Buyurdu.
Genç yüzüğü mücevheratçı dükkanına gösterince, Mücevheratçılar ‘BİN’ altına o yüzüğü satın almak istediler. Genç geri gelip durumu haber verdi.
O zaman Zünnün-i Mısrı hazretleri (r.a.) gence;
-“Senin tasavvuf ehlini anlamadaki ilmin, çarşıdakilerin bu yüzüğü bilmeleri ve ona değer biçmeleri gibidir.” Buyurdu.
Genç bu söz üzerine Tevbe ederek kalbinden o inkarı attı.
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Tâlâ hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri Zünnun-i Mısrı (Radiyallah-u anhu) veli kulun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin
Fuad Yusufoğlu
Zünnun-i Mısrı (Radiyallah-u anhu)- 3
30 Aralık 2008Çağ-çağ deresi (Nusaybin)
Zünnun-i Mısrı (Radiyallah-u anhu)- 3
Zünnün-i Mısrı (r.a.) yı hapis etmişlerdi. Günlerce aç kalmıştı. Mürid bir kadın iplik parası ile hazırladığı yemekten gönderdi.
Zünnün-i Mısrı (r.a.) yemedi. Muridi olan kadın bunu işitince, üzüldü. Ona;
-“Helal para ile yaptığımı biliyorsun, niçin yemedin?” dedi.
Zünnün-i Mısrı (r.a.);
-“Evet yemek helâl idi. Fakat zalimin tabağı içinde getirdiler.” Buyurdu.
Yemeği zindancıların tabağında getirmişlerdi.
Şöyle anlatılır;
Zünnün-i Mısrı (r.a.) birgün bir çeşmeden abdest alıyordu. Karşıdaki evin penceresinde, güzel elbiseler giymiş güzel bir kadına gözü ilişince;
-“Kimdir bu güzel?” dedi.
Bunun üzerine o kadın;
-“Ya Zünnün! Seni uzaktan gördüğümde âlim bir zat sandım. Yakınıma gelince, söylediklrini duydum. Deli, câhil ve hakkıbilmez biri imişsin.” Dedi.
Zünnün-i Mısrı (r.a.);
-“Bunları neden söyliyorsun?” deyince;
Kadın;
-“Deli olmasaydın, abdestsiz yere basmazdın, Âlim olsaydın, yabancı kadınların yüzüne bakmazdın. Şayet ârif olsaydın, Allah-u Teâlâ’dan başka yerde gözün olmazdı.” Dedi ve kayıboldu.
Bunun üzerine Zünnün-i Mısrı (r.a.);
-“Anladım ki, bu bir tenbih, bir ikaz idi, o kadın insanlardan değil idi.” Dedi.
Birgün ihtiyar bir kadın çaresiz olarak Zünnün-i mısrı hazretleri (r.a.) nin yanına gelerek dedi ki;
-“Biricik oğlımu, ciğerparemi nil nehrinde timsah kaptı. Ne olur evladımı kurtar.” Diye yalvardı.
Zünün-i Mısrı (r.a.) nil nehrine gitti. Orada ellerini açıp;
-“Ya Rabbi! Şu kadının çocuğunu kurtar.” Diye yalvardı.
Biraz sonra, su üzerinde bir timsah göründü. Kenara yaklaşıp çocuğu sağ olarak bırakıp gitti.
Bu hadise kadının çok tuhafına gitti. Dedi ki;
-“Esâsen size inanmamıştım ve ciddiye de almamıştım. Fakat yanıldığımı ve Allah-u Teâlâ’nın, evliyasının dua’sını nasıl kabul ettiğini gözümle gördüm.” Diyerek Zünnün-i Mısrı (r.a.) büyüklüğüne inandı ve ondan özür diledi.
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Tâlâ hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri Zünnun-i Mısrı (Radiyallah-u anhu) veli kulun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin
Fuad Yusufoğlu
Zünnun-i Mısrı (Radiyallah-u anhu)- 4
30 Aralık 2008Çağ-Çağ barajı (Sonbahar mevsimi)
Zünnun-i Mısrı (Radiyallah-u anhu)- 4
Zamanın hükümdarı, hakkındaki ithamların aslını öğrenmek için huzuruna çağırtı. Hükümdarın yanına götürülürken yolda bir ihtiyarla karşılaştı.
İhtiyar, Zünnün-i Mısrı hazretleri (r.a.) ne bakarak dedi ki;
-“Şimdi seni hükümdarın yanına çıkaracaklar. Sakın ondan korkma, onu üstün görme, Asıl korkulacak Allah-u Teâlâ’dır. Kendini haklı göstermeye çalışma, kendini kötülemeye de kalkışma. Yapılan ithamlar dışında isen, sana haksızlık yapılmışsa Allah-u Teâlâ’ya sığın, seni kurtarır.”
Hükümdarın karşısına çıkarılınca Hükümdar sordu;
-“Senin için zındıktır, doğru yoldan ayrıldı, kafirdir diyorlar. Bu ithamlara karşı ne dersin?”
Zünnün-i Mısrı hazrteleri (r.a.) şöyle cevab verdi;
-“Ne söyliyeyim. Hayır, değilim desem, bana bu isnadı yapmış olan Müslümanları itham etmiş, onların yalancı olduklarını söylemiş olurum. Evet öyledir desem, yalan söylemiş olurum. Bu bakımdan siz reyinize muracaat ediniz. Ve hükmünüzü buna göre veriniz. Ben nefsimden yana olup, onu müdafaa edecek değilim.”
Bunun üzerine, Hükümdar biraz düşünüp;
-“Bu kimse yapılan iftiralardan uzaktır.” Diyerek onu serbest bıraktı.
Yusuf bin Hüseyn (r.a.) şöyle anlatır;
Bir gün Zünnün-i Mısrı hazretleri (r.a.) na gittim. Bana buyurdular ki;
-“Bir zaman Mısır’ın bir köyüne gidiyordum. Yolda uyudum. Bir müddet sonra uyandığımda, yer yarıldı ve içinde iki tabak çıktı. Birisinden “semsem” isminde bir yemek, diğerinde ise “gül suyu” vardı.
Bana dediler ki;
-“Ey zünnün bunlardan ye ve bundan iç!”
Ben bir müddet tereddüd ettim. Sonra kalbime onları yememek isteği geldi. Onlar âniden kayboldu.
Gaibden bir ses geldi ve dedi ki;
-“Ey Zünnün bu senin için büyük bir imtihandı. Sen imtihanını çok iyi verdin.”
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Tâlâ hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri Zünnun-i Mısrı (Radiyallah-u anhu) veli kulun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin
Fuad Yusufoğlu
Zünnun-i Mısrı (Radiyallah-u anhu)- 5
30 Aralık 2008Çağ-çağ şelalesi (Nusaybin)
Zünnun-i Mısrı (Radiyallah-u anhu)- 5
İmâm-i Yâfi-i (r.a.) anlatır; Ebu Cafer (r.a.) dedi ki;
-“Bir gün Zünnün-i Mısrı hazretleri (r.a.) nın yanında idim. Eşyaların evliyaya itaatından bahsediyordu. Mesele şu sandalyaya odanın dört köşesini dön desem, döner ve eski yerine gelir.” Buyurdu.
Daha sonra sandalyaye;
-“Odanın dört köşesini dön.” Dedi.
Sandalye odanın dört köşesini döndü ve eski yerine geldi. Orada bulunan bir genç ağlamaya başladı ve orada öldü.
Bana dönerek;
-“Ey Ebi Ca’fer, eğer bize itaat eden her şeyi size gösterseydik, siz de genç gibi olurdunuz.” Buyurdu.
Şöyle anlatılır;
Mısır’da Muhakked bin İsmail isimli birisinin çok güzel ve dillere destan evleri vardı. Birgün yine güzel bir ev yaptırmış ve başka eksiklik var mı diye etrafında dolaşırken Zünnün-i Mısrı (r.a.) yanına geldi.
Ona;
-“Ey Mağrur, bu kadar emeği, emanet olan bir dünya evine verdin. Ebedi evin olan Allah-u Teâlâ’nın evine (İmana) ne emek verdin?” diye sordun
Sonra da;
-“Bu dünyada kendin için nasıl olsa bir ev bulursun ve içinde oturursun. Fakat öbür dünyada eğer şu dört hudut arasında kendine bir ev yapmazsan halin perişan olur. Maazallah Ceheneme gidersin.”
-“Şu dört huduttan ilki; Dünyada fazla malı, ihtiyac sahiblerine vermek,”
-“İkincisi; Allah’u Teâlâ’dan korkmak,”
-“Üçüncüsü; Allah-u Teâlâ’yı ve onun sevdiklerini sevmek,”
-“Dördüncüsü ise; Bütün musibetler üzerine sabır etmektir.”
Sonra tekrar devam etti;
-“İşte bu dörd hudud içindeki evi kenidne al, o senin için yeterlidir. O hudutlar arasında yer alan ev cennet evidir. Altında bal ve sütten akan, içinde istediğin her ni’met ve yiyecek vardır.” Dedi.
Bunun üzerine o şahıs;
-“EY Efendim! Ben çok günah işledim, onları ne yapayım?” dedi.
Zünnün-i Mısrı hazretleri (r.a.);
-“Allah-u Teâlâ dilerse bütün günahlarını afv eder. Yeter ki sen can-u gönülden tevbe et.” Deyince
Adam ağlamağa başladı ve can-ü gönlden tevbe etti. Bütün evlerini satıp, parasını fakirlere dağıtı. Zünnün-i Mısrı (r.a.) nın talebesi oldu.
Bir süre sonra bu zat vefat etti. Kabre koyduklarının ertesi gününde gördüler ki, kabrin üzerine bir kağıt duruyordu.
Üzerinde şu yazıyordu;
-“Zünnün’i Mısrı’nın söylediklerinin hepsi doğru çıktı. Can-ü gönülden tevbe ettiğim için, daha önce işlediğim bütün günahlarımı Allah’u Teâlâ afetti. Şimdi altında ırmaklar akan cennet evindeyim.”
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Tâlâ hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri Zünnun-i Mısrı (Radiyallah-u anhu) veli kulun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin
Fuad Yusufoğlu
Zünnun-i Mısrı (Radiyallah-u anhu)- 6
30 Aralık 2008Çağ-Çağ deresi (Sonbahar manzarası) Nusaybin
Zünnun-i Mısrı (Radiyallah-u anhu)- 6
Bekir bin Abdurrahman (r.a.)anlatır;
Bir gün Zünün-i Mısrı hazretleri (r.a.) ile birlikte yolda gidiyorduk. Bir dere kenarında Zünun-i Mısrı (r.a.) kuru bir ağacın üstüne oturdular. O anda canım tâze hurma yemek istedi. Fakat o bölgede hurma ağaçları yoktu ve hurma mevsimi de değildi.
Gördüm ki, Zünun-i Mısrı (r.a.) bana dikkatli bir şekilde bakıyordu;
-“Ey Bekir! Canım çok mu taze hurma istiyor? Diye sorunca
Ben de;
-“Evet efendim.” Dedim.
O zaman kuru ağaca;
-“Haydı sen bizi bir hurma ağacının yanına götür.” Deyince.
Baktım o kuru ağaç, Allah’ın izniyle yürümeye başladı. Bizi epey uzakta, hurmaları olmuş bir ağacın yanına götürdü.
Zünun-i Mısrı (r.a.);
-“Ey Bekir! Doyuncaya kadar taze hurma ye.” Dedi.
Ben doyuncaya kadar taze hurma yedim.
Daha sonra Zünun-i Mısrı (r.a.) kuru ağaca;
-“Bizi yerimize götür.” Buyurdu.
O ağaç bizi eski yerimize getirdi. Ben nereye gidip geldiğimizi bilmiyordum.
Bir gün Talebeleri Zünun-i Mısrı (r.a.) yı ağlarken görüp, sebebini sordular;
-“Bu gece Ma’na âleminden bir ses geldi,’Ey Zünun! İnsanları yarattım, on bölük oldular. Dünyayı bunlara gösterince, dokuz bölüğü dünyayı istedi. Bir bölüğü de on bölük oldu. Bunlara Cenneti gösterince, dokuz bölüğü Cenneti istedi. Kalan bir bölük de on bölüğe ayrıldı. Bunlara cehennemi gösterince, dokuzu korkup dağıldılar. Bir bölük kaldı. Bu bölük, ne dünyayı, ne de cenneti istediler ve ne de cehennemden korktular. (Ey Kullarım! Ne dilersiniz?) fermanıma cümlesi, dileğimizi sen bilisin dediler.’ ŞİMDİ BEN HANGİ BÖLÜKTEN OLAYIM BİLMİYORUM. MAHRUM BÖLÜKLERDEN OLURUM KORKUSUYLA AĞLIYORUM.”dedi.
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Tâlâ hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri Zünnun-i Mısrı (Radiyallah-u anhu) veli kulun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin
Fuad Yusufoğlu









