‘Allahın veli kulları’ olarak etiketlenmiş yazılar
Üveys-ül Karani (Radiyallah-u anhu) – 12
24 Şubat 2009Çağ-Çağ deresi Bor-e veysike (Nusaybin)
Üveys-ül Karani (Radiyallah-u anh)
Üveys-ül karanı kazretleri (r.a.) zaruret dairesini o kadar dar tutu ki, bir iki sene onu gören olmazdı.
Resulullah (aleyhisselam) onu görmediği halde onu överdi.
Ömer bin hattap (r.a.) Irak’lılerı toplayıp minbere çıktı ve
-“Ey insanlar, Irak’lı olanlar otursunlar.” Buyurdu.
Hepsi oturdu, bir kişi oturmadı.
-”Sen karn’limi sin?” buyurdu
-“Evet dedi .
-“Üveysi tanır mısın ?” buyurdu:
-“Tanırım, o sizin tarafınızden anılmaya layık olmayan bir kimsedir. Bizim aramızda, ondan ahmak (haşa) ondan akılsız, fakır ve kimsesiz bir kimse yoktur.” Dedi.
Ömer (r.a.) bunu duyunca ağladı .Ve
-“Onu şunun için arıyorum ki, Resulullah (aleyhisselam) den duydum ki: Rebia ve mudır kabilelerindeki inanlar sayısınca kimse, onun şefaatiyle cennete girer.” Buyurdu.”
(Bu iki kabile büyük kabilelerden olup, insanların sayısı, çokluğundan belli değil idi.)
Sonra Herm ibn Hayan (r.a.) der ki:
-”Bunu duyar duymaz Kufe’ye gittim. Onu (üveysil karanı) yi aradım. Fırat nehrinin kenarında buldum.
Abdest alıyor, çamaşır yıkıyordu. Onu anlattıkları gibi buldum. Selam verdim, selamımı aldı ve bana baktı Musafaha edeyim dedim. elini vermedi.
Dedim ki:
-“Allah sana merhamet etsın, senı mağfiret etsin.Ya Üveys nasılsın? Onu O kadar sevmiştim ki içimden bir ağlamak geldi. Zayıf olduğu için içim parçalandı. O da bana baktı ve
-““Allah sana uzun ömür versin Ey Herm ibn Hayan kardeşim, nasılsın “ dedi.
-”İsmimi ve babamın ismini nereden bildin? Ve hiç görmediğin halde beni nereden tanıdın.?” Dedim.
–“İlminden ve haberinden hiçbir şey eksik olmayan bana bildirdi. Ruhum ruhunu tanıdı. Mü’minlerin ruhları birbirlerini tanırlar. Birbirlerini görmeseler de birbirleriyle görüşürler “ dedi.
Bana Resulullah (a.s.v.) den bir haber ver dedim. Dedi ki :
-”Ruhum ve bedenim Resulullah (a.s.v.) a feda olsun. Ben onu görmedim. Onun haber ve hadislerini başkalarından duydum. O büyükten hadis rivayet etmek yolunu kendime açmak istemem. Muhaddis, müzekkir ve müftü olmak da istemem. Çünkü benim meşguıliyetim vardır, bunlarla uğraşamam.”
-“Bana bir ayet oku, senden dinlemiş olayım, bana dua eyle ve vasiyet eyle ki, onunla amel edeyim. Çünkü Allah için seni çok seviyorum” dedim.
Kimyay-ı Saadet (İmami Ğazali)
Allah-u Teala Hazretleri(c.c.) bizleri ve sizleri Üveysıl karanı Hazretlerı (r.a.) nın Yüzü suyu hürmetine afv eyleyip Cennetine koysun …Amin…
Fuad Yusufoğlu
Musa bin Mâhin el Mardin’i ez-Zuli;
25 Aralık 2009Musa bin Mahin el-Mardini Ez-Züli (r.a.) nin mübarek markadları
Musa bin Mahin El-Mardini Ez-Züli (r.a.) nin mübarek markadların dışardan görünüşü
Musa bin Mâhin el Mardin’i ez-Zuli;
Evliyanın büyüklerinden. Hicri altıncı asırda yaşamış olup, Abdulkâdir Geylâni hazretleri (r.a.) nin talebelerindendir.
Hocası, onun yetişip, büyük bir evliya olacağını daha önceden müjdelemiş,
-“Ey Bağdad halkı, yakında öyle biri gelecek, öyle bir güneş doğacak ki, öyle birisi daha size gelmedi.” Demiştir
-“O zat kimdir?” denilince,
Mûsâ bin Mâhin olduğunu işaret etmiştir. Hocalarının huzuruna geleceği zaman, Abdülkâdir Geylâni hazretleri (r.a.) nin karşılamak için gönderdikleri tarafından, çok uzaklarda karşılanmıştır.
Abdülkâdir Geylâni hazretleri (r.a.) nin huzuruna girince, kalkıp onu kucaklamıştır. Allah-u Teâlâ ona çok ihsanda bulunmuş, gayblar âleminin sırlarına kavuşturmuştur. Çok kerametleri görülmüştür. Herkes heybetine ve faziletine hayran olmuş, onu sevmiştir.
Âlimler ve evliya zatlar onun sohbetlerine devam etmiştir. Irak’ta pek çok kimse ondan icazet almışlardır. O, duâ’sı kabul edilen büyük bir evliya idi.
Gözleri kör olan bir kimseye duâ etse, Allah-u Teâlâ’nın izniyle körün gözleri açılırdı. Fakira duâ etse, zengin olur, bir kimseye bereket için duâ etse, bereket’e kavuşurdu. Hastaya duâ etse, sıhhate kavuşurdu.
Oğlu Amed Mardini (r.a.), babasından naklen onun hakkında şöyle anlatmıştır.
-“O Peygamber efendimiz (s.a.v.) i çok görür, hallerinde hep Resulullah (s.a.v.) a uyardı. Bir kadın, dört aylık çocuğunu O’na getirdi. Çocuğa duâ edince, çocuk yürümeye başladı. İhlas suresini çocuğa okuyup ona da oku deyince, çocuk gayet açık bir şekilde İhlas suresini okudu. Bu telkinden dolayı, gayet güzel bir fesahate (ifade güzelliğine) kavuşmuştur. Bu hali uzun müddet devam etti.
Musa bin Mâhin hazretleri (r.a.) vefat ettiğinde, o çocuk otuz yaşına girmiş olduğu halde, aynı fesahatle konuşuyordu.
Mûsa bin Mâhin hazretleri (r.a.) Mardin’de yerleşmiş ve orada vefat etmiştir. Kabri Mardin’de olup, ziyaret edilmektedir.
Cenazesi kabre konulduğunda, kabirde kalkıp, namaz kılmıştır. Kabri birden genişlemiştir. Defn etmek için kabre inenler, bu hali görünce bayılmışlardır.
İslam âlimleri ansiklopedisi
Açıklama;
(Ömer radiyallah-u anhu’nın soyundan olan ve Ömer’i olarak anılan Mûsa bin Mahin (r.a.) yöre halkı arasında “Sultan Şeyh mus” olarak da meşhur olmuştur. Mardin-Diyarbakır yolu güzergahı üzeri, Mardin’den takriben 10-15 kilometre uzaklıkta bulunan “Şeyhan” köyünde metfundur.)
Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri duâ’sı çok çok müstecab olan Mûsa bin Mahin (Sultan şeyhmus) radiyallah-u anhu’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı aff eylesin. Amin.
Fuad Yusufoğlu
On iki İmâm (Radiyallah-u anhüm);
09 Ocak 2010
Ca’fer-i Sadık türbesi (Baki’ mezarlığı)
On iki İmâm altın silsilesi;
1-Hazret-i Aliy-ül Mürteza (r.a.)
2-Hazret-i Hasan (r.a.)
3-Hazret-i Hüseyn (r.a.)
4-Zeynelâbidin (r.a.)
5-Muhammed-ül-Bakır (r.a.)
6-Ca’fer-i Sadık (r.a.)
7-Musa Kazım (r.a.)
8-Ali Rıza (r.a.)
9-Muhammed Cevad Takı (r.a.)
10-Ali Nâki (r.a.)
11-Hasan Askeri (r.a.)
12-Muhammed Mehdi (r.a.)
Mûsâ Kâzım (Radiyallah-u anhu);
10 Ocak 2010Ravda-i Mutahhara şerif (Medine)
Mûsâ Kâzım (Radiyallah-u anhu);
Eshab-i Kiram’ın sohbetinde bulunmakla şereflenen Tabiin devrinin yüksek âlimlerinden ve evliyanın büyüklerinden. On iki İmâm’ın yedincisidir. Ca’fer-i Sadık (r.a.) ın oğlu, İmâm-i Ali Rıza (r.a.) nın babasıdır.
Resulullah efendimiz (s.a.v.) ın torunu olup, Hazret-i Ali (r.a.) ile Hazret-i Fâtima (r.anha) ın evlatlarındandır. Hazret-i Hüseyin (r.a.) in çocuklarından olduğu için “Seyyid” dir.
Asıl adı, Musa bin Ca’fer-i Sadık bin Muhammed Bâkır bin Ali Zeynel Abidin bin Hüseyin bin Ali bin ebi Tâlib’dir.
Künyesi, “Ebül-Hasan” ve “Ebû İbrahim’dir. Kâzım, Sabır, Sâlih, Emin… gibi birçok lakabları vardır. En meşhuru “Kâzım”dır. Hilminin (yumuşaklığının) çocukluğundan, kendisine kötülük yapanlara dahi kızmayıp bağışladığından, gazabına hâkim olduğundan “Kâzım” lakabı verilmiştir.
İmâmlığı yirmibeş sene üç ay sürmüştür. Erkek çocukları, Ali Rıza, Zeyd, İbrahim, Ukeyl, Hârun, Hasan, Hüseyin, Abdullah Ekber, Abdullah Asgar, Muhammed, Ahmed, Ca’fer, Yahya, İshak, Abbas, Ebül Kâsım, Hamza, Abdurrahman Kâsım, Ca’fer-i Ekber, Ca’fer-i asgar (r.anhüm) dır.
Kızları ise onsekizdir. Her biri zamanın en çok ibadet edenleri ve kerimeleri idiler.
Annesi cariye idi. Adı; “Humeyde-i Berberiyye” dir. Mekke ve Medine arasında bulunan “ Ebvâ” denilen yerde 128 (M. 745) senesinde Safer ayının yirmiüçüncü Pazar günü doğmuştur. 186 (M. 802) senesinde, Bağdad’da hapishânede iken vefat etti. Bağdad’ın on kilometre kuzeybatısında “Kazimiyye” mahallesinde defin olunmuştur.
Bu mahalle Dicle nehrinden beş kilometre içerdedir. Büyük ve çok süslü bir türbesi ve hemen yanında büyük bir cami vardır. Müslümanların en çok ziyaret ettiği türbelerden biridir. İmâm-i A’zam hazretleri (r.a.) nin türbesi de Dicle kenarındadır.
Mûsa Kâzım hazretleri yüksek bir âlim ve büyük bir evliyadır. Din bilgilerinde ictihad derecesine yükselmişti. Her ilimde imâm, üstâd, büyük bir rehberdi. Çok ibadet ederdi. Geceyi hep namazla geçirirdi. Bu hallerinden dolayı, kendisine “Salih kul” adını verilmişlerdi.
Tasavvuf ilminde, ehl-i sünnet’in gözbebeğidir. Bu ilme ait ma’rifetleri, isyteyen müslümanların kalblerine akıtan bir kaynaktır.
Resulullah efendimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) in üç vazifelerinden biri de, Tasavvuf ma’rifetlerini bilgilerini öğretmek ve kalblere yerleştirmekti.
Bu vazifeyi;
Kendisinden sonra dört halifesi tam olarak yerine getirdiler. Dört halifeden sonra İslamiyet her yere yayılmış ve Müslümanların sayısı çoğalmıştı. İslâm âlimleri, Resulullah (s.a.v.) ın vazifelerini yerine getirmekte aralarında vazife taksimi yaptılar.
Kelâm (akaid, imân) bilgilerini “mütekellimin” adı verilen âlimler yaydılar, öğrettiler. Fıkıf ya’ni amel, ibadetleri ve işleri öğreten âlimlere “Fukaha” denildi. Tasavvuf bilgilerini de on iki imâm ve diğer tasavvuf âlimleri öğretip kalblere akıttılar.
On iki İmâm’ın her biri, ehl-i sünnet i’tikadındaki Müslümanların gözbebeği olmuştur. Onları ve bu aileye mensub olanların hepsini sevmeyi, dünya ve ahret saâdetlerinin sermayesi bilmişlerdir.
Devam edecek…
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri Mûsâ Kâzım hazretleri (Radiyallah-u anhu) nın yüzü suyu hürmetine günahlarımızı aff eylesin. Amin.
Fuad Yusufoğlu
Ali Rıza (Radiyallah-u anhu);
10 Ocak 2010Ravda-i Mutahhara (Medine)
Ali Rıza (Radiyallah-u anhu);
On iki İmâm’ın “sekizincisi”. Muhammed Cevâd Taki’nin babasıdır. Nesebi; Ali Rıza bin Mûsâ Kâzım bin Ca’fer-i Sadık bin Muhammed Bâkır bin Ali Zeynel Ağabeydin bin Hüseyin bin Ali Ebi Tâlib (r.anhüm) dir.
153 (M. 770) senesi Rabi-ül-âhir ayının onbirinci Perşembe günü, Medine-i münevvere’de doğdu. 203 (M. 818) senesi Ramazan-i şerif’in yirmibirinci Perşembe günü elli yaşında iken Tûs (Meşned) de vefat etti.
Namazını halife Me’mûn kıldırdı. Me’mûn, İmâm-i Ali Rıza hazretleri (r.a.) ni çok sever ve sayardı. Kerimesini (kızını) nikah edip, İmâmi kendine damat yaptı. Yerine halife olmasını emir ve ilan edip, paralara ismini yazdırdı. Fakat, İmâm önce vefat etti.
Bâyezid-i Bistâmi ve Ma’ruf-i Kerhi hazretleri (r.anhüm) İmâmın sohbeti ile şereflenip kemâle geldiler.
Künyesi, babasının künyesi gibi Ebü’l Hasan’dır.
Mûsâ Kâzım hazretleri;
-“Ona kendi künyemi bağışladım.” Buyurmuşlardır. Lâkabı Rızâ’dır.
Babasına dediler ki;
-“Hâlife Me’mûn ondan razı olduğu için mi oğlun Ali’yi “Rıza” diye çağırıyorsun?”
Cevabında;
-“Hayır, Allah-u Teâlâ ve Resûlü (s.a.v.) razı oldukları içindir.” Buyurdu.
O’na uyanlar ve muhalifleri de ondan razıydı.
İmâm-i Mûsa Kâzım (r.a.) ın üstün talebelerinden bir şöyle anlattı;
-“Bir gün İmâm-i Mûsâ Kâzım (r.a.) “Mağrib (Fas) tüccarlarından gelen oldu mu?” diye sordu.”
Bizler;
-“Bilmiyoruz.” Dedik.
O da;
-“Gelmiştir.” Buyurdu.
Atlara binip gittik.
-”Orada cariye satan bir Mağrib’li vardı. Bize yedi tane cariye gösterdi. İmâm hazretleri hiçbirini kabul etmedi. Bir tane daha olduğunu, hasta olduğu için göstermediklerini öğrendik.”
Hazret-i İmâm bana;
-“Yarın gel. Ne kadar ücret isterse kabul edip o cariye’yi al.” Buyurdu.
Ertesi gün Mağribli’nin yanına vardım;
-“Dün isteyip da hasta olduğu için göstermediğimiz cariyeyi istiyorum.” Dedim.
Mağrib’li yüksek bir fiat söyleyip;
-“Daha aşağı olmaz.” Dedi.
Ben de;
-“O fiyata kabûl ettim.” Dedim.
Mağribli tüccar bana;
-“Bunu kimin için alıyorsun?” diye sorunca
Ben;
-“Dünkü beraber geldiğimiz zat için.” Dedim.
Tüccar;
-O kimlerdendir?. Dedi.
Ben;
-“Beni Hâşim’dendir.” Deyince
Mağribli tüccar, bu cariye hakkında şöyle anlattı;
-“Ben bu cariyeyi Mağrib’ın uzak beldesinden aldım.”
Bir kadın bana;
-“Bu cariyeyi kimin için aldın?” dedi.
Ben de;
-“Kendim için aldım.” Diye söyleyince,
O kadın;
-“Hayır! Bu senin olacak bir cariye değildir! Bu cariye, yeryüzünün en kıymetli zatınındır! Bunların bir çocuğu olur. O büyüyüp yetişince, yeryüzünün en âlimi olacaktır.” Dedi.
Daha sonra cariyeyi Mûsâ Kâzım (r.a.) a getirdim. Bu cariye’den İmâm-i Ali Rızâ (r.a.) dünyaya geldi.
Devam edecek…
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri Ali Rıza hazretleri (Radiyallah-u anhu) nın yüzü suyu hürmetine günahlarımızı aff eylesin. Amin.
Fuad Yusufoğlu
Bab-ül Baki’ kapısı
Ahmed bin Mübârek El-Hurfi -İbn-i Nevfel- (Radiyallah-u Anhu);
Nusaybin’de yetişen kırâat âlimlerinden. İsmi Ahmed bin Mübârek bin Nevfel el-Hurfi en-Nusaybinı’ dır. Hurafe, Nusaybin’in köylerindedir. Künyesi Ebü’l-Abbas olup, Takiyyüddin lakabı ile tanınırdı.
Doğum tarihi belli değildir. Büyük bir âlimdir. 600 (m. 1203) senesinde sonra Musul’a geldi. Orada arab dili ve edebiyatına ait ilimleri, Ömer bin Ahmed es-Sifni (r.a.) den öğrendi.
Sahih-i Buhâri’yi, Muhammed bin Muhammed ibn-i Serâyâ (r.a.) dan ve ebü’l-Vakt’ten dinledi. Hadis ve diğer ilimlerde çok yükseldi. Kırâat ilmini Şeyh İzzeddin Muhammed bin Abdülkerim el-Bevazici (r.a.) den ve Musul’da yetişen kırâat âlimi ibn-i Hamele (r.a.) den okudu.
İbn-ül-Fehhâm (r.a.) tecvid ilmini öğrendi. Daha birçok ilimde mütehassıs olarak yetişti. Kıymetli eserler yazdı.
Bir müddet “sincar” da kaldı. Orada şafi-i fıkhını okuttu. Sultan İshâk bin Sâhib, Onu Musul’a gönderdi. Musul atabeği’nin iki oğlu Salih ve Muzaffer, kendisinden ders aldı.
Sonra Cezire’ye geldi. İnsanlar kendisinden çok faydalandılar. Daha sonra Hacca gidip döndü. 664 (m. 1266) senesinde Receb ayında vefât etti.
Büyük bir kırâat âlimi olan Ahmed bin Mübarek (r.a.), çok geniş bir ilme sahiptı. Çok üstünlükleri kendisinde topladı. İlmini, herkesin takdir ettiği bir âlimdir.
Çok kimse Kur’an-i kerim’in kırâatını ondan öğrendi. Kırât âlimlerinden Ebü’l-Hasen Ali bin Ahmed bin Mûsa el-Ceziri (r.a.) kendisinden kırâat öğrenenlerdendir.
Şeyh Ebû Bekr el-Maksati (r.a.), ondan icazetle “Tecvid” kitabını rivayet etmiştir.
Eserleri çok kıymetlidir. “Ahkâm”hakkında bir kitabı ile “arûz” hakkında bir kitabı vardır. İbn-i Düreyd (r.a.) in “Maksûre” sini şerh etmiştir.
Hitabet ilmine dâir bir eseri de vardır. “Şerh-ül-milha” adında bir kitabı ile ferâiz’i anlatan bir manzum eseri daha vardır. Ayrıca âlimlerin lakabları hakkındaki mes’eleleri inceleyen bir manzuması da mevcuttur.
İslam âlimleri ansiklopedisi
Kaynaklar;
(1-Ma’rifetü kura-ilkibar cild; 2 sahifa; 544)
(2-Bugyet-ül-vuat cild; 1 sahife; 355)
(3-Tabakat-üş-Şafiiye cild; 8 Sahife; 29)
(4-Mu’cem-ül-müellifin cild; 2 Sahife; 57)
Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri Ahmed bin Mübârek El-Hurfi -İbn-i Nevfel- (Radiyallah-u Anhu) nin yüzü suyu hürmetine günahlarımızı af eylesin. Amin
Fuad Yusufoğlu
Ahmed-i Nâmıkî Câmî (Radiyallah-u anhu);
16 Temmuz 2012Nemrud’ın İbrahim (a.s.) ı mıncanıkla ateşe attığı yer
Ahmed-i Nâmıkî Câmî (Radiyallah-u anhu);
Evliyanın büyüklerinden. İsmi Ahmed bin Ali Nâmıkî olup, künyesi Abü’l-Hasen’dir. Eshâb-i kirâm’dan (r.anhüm) Cerir bin Abdullah (r.a.) ın soyundandır. Horasan da yetişen evliyanın en büyüklerinden idi.
Horasan’da bulunan Câm kasabasındandır. 441 (M. 1049) senesinde doğdu. 536 (M. 1142) senesi Receb ayında vefat etti. Kabri Meşhed ile Herat arasındaki yolun tam ortasında Türbe-i Câmi bahçesindedir.
Ahmed Câmi hazretleri (r.a.) ümmi idi. Ya’ni okula gitmemişti. Yirmiiki yaşında iken tövbe etmek nasib oldu.
Tövbesini Sirac-üs-sairin kitabında şöyle anlatır;
-“Yirmiiki yaşındaydım, Allah-u teâlâ bana tövbe etmeyi nasib etti. Arkadaşlarla yiyip içerdik. Bir gün içki getirme sırası bende idi. Kırk küp içkimiz vardı. Gittim hiç birinde şarap yoktu. Şaşırdım kaldım. Sonra merkebi alıp şarap bulunan bağ tarafına gittim. Oradaki şarapları merkebe yükledim. Merkep yürümekte inad ediyordu. Yürümesi için şiddetle döviyordum ki, aniden bir ses işittim,
-“Ahmed niçin bu hayvanı incitirsin? Onu biz yürütmiyoruz. Arkadaşların özrünü kabul etmezse, biz kabul ederiz.” Diyordu.
Hemen yere kapandım;
-“Ya Rabbim tövbe ettim. Bundan sonra asla şarap içmiyeceğim. Emreyle merkep yürüsün. O insanlara mahcup olmıyayayım.” Dedim.
Merkep yürümeye başladı. Arkadaşlarımın yanına varıp şarabı önlerine koyduğumda, bana sen de iç dediler.
-“Ben tövbe ettim.” Dedim.
-”Yine de bana içirmek için ısrar ettiler.”
Aniden kulağıma bir ses geldi.
-“Ya Ahmed ellerinden al, iç ve içtiğin bardaktan onlara da içir.” Diyordu.
Hemen alıp içtim şarap bal şerbeti olmuştu. Allah-ü teâlâ’nın kudreti ile şarap şerbete çevrilmişti. Orada bulunanlara tattırdım, hepsi tövbe ettiler ve dağıldılar.
Dağa çıktım, uzun müddet insanlardan uzak durdum. İbadet ile nefs terbiyesi ile meşgül oldum.
Nice senmeler sonra bir gün kalbime;
-“Ahmed Hâk yoluna böyle mi giderler? Kavminden senin üzerinde hakları olan bir çok insanı bıraktın”. Düşüncesi geldi.
İnsanların arasına döndüm ve elime bir odun alıp, evvelki şarap küplerini kırmaya başladım. Köyün muhtarına beni şikayet edip,
-“Ahmed delirdi. Şarap küplerini parçalıyor.” Demişler.
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri büyük âlim ve veli olan Ahmed Namiki Câmi (Radiyallah-u anhu) yüzü suyu hürmetine günahlarımızı aff eylesin. Amin.
Fuad Yusufoğlu
Ahmed-i Nâmıkî Câmî (Radiyallah-u anhu) – 2
16 Temmuz 2012Nemrud’ın İbrahim (a.s.) attığı mıncanıkların yeri
Ahmed-i Nâmıkî Câmî (Radiyallah-u anhu) – 2
Muhtar bir adam gönderip beni evden çıkardı ve atların bulunduğu ahırda hapseyledi.
Ben de ahırın bir köşesine oturup ellerimi başıma koydum ve;
-“Katır şarap küpüyle daima döner durur.
-“Ey gönül! Allah için sen de gel bir defa dön.” Beytini okudum.
Bu sözlerimi işiten ahırdaki atlar, önlerindeki otları yemeği bırakıp, başlarını duvarlara vurmaya başladılar.
Gözlerinden yaş akıttılar. Ahırın bakıcıları bu hali görüp muhtara haber verdiler.
Muhtar da gelip beni serbest bıraktı ve özür diledi. Ben yine dağa dönüp gittim. Nice yıllar orada kalıp, ibadet ve tâat ile meşgül oldum. Bir taraftan da düşünüyordum. Bazı kimselerin üzerimde hakları vardır. Acaba onları nasıl ödeyecktim. Bu düşünceler içinde iken, kalbime şöyle bir nida geldi.
-“Ahmed! Sen insanı Allah-ü teâlâ’ya kavuşturan yolda iyi gidiyorsun. Allah-ü teâlâ’nın lütfuna ve keremine olan tevekkül’ün sebebi ile, o, senden alacaklı olanların borcunu, nihâyetsiz hazinesinden fazlasıyla ihsan eder. Gerçekte rızıkların hakiki sahibi da odur.”
Bundan sonra Allah-ü teâlâ, nihayetsiz ihsan hazinesinden benim üzerinmde hakları olanların ve bize muhabbeti olanların her birine her gün bir batman (7692 gram.) buğday verirdi.
Şöyle ki;
-“Alacaklılar her sabah o bir batma buğdayı kilerlerinde bulurlardı. Bu buğday, o gün evdekilern hepsine yeterdi. Hatta misafirleri gelse onlara da yeter artardı. Bir zaman sonra, bana verilen ma’navi bir işaret üzerine tekrar insanlar arasına döndüm ve onlara doğru yolu göstermeye başladım.
Siraç-üs-sairin kitabını yazdığım ana kadar seksen bin kişi elimde tövbe eti. Ahmed Cami (r.a.) oğullarından Zahirddin İsa, babasının elinde 600 bin kişinin tevbe ederek doğru yolu bulduklarını bildirmiştir.
Kendisine sorduılar ki;
-“Biz geçmiş velilerin kitablarını, kerametlerini okuyor ve âlimlerden dinliyoruz. Ama sizde meydana gelen hâller çok azında meydana gelmiştir. Bunun sebebi ve hikneti nedir?”
Buyurdu ki;
-“Velilerin bütün sıkıntılarını çektik. Allah-ü teâlâ onlara ayrı ayrı verdiği kerametleri, ihsan ederek, Ahmed’e hapsini verdi. Her dört yüz yılda, bir Ahmed’e böyle ihsanlarda bulunur ve bu ihsanalrı da herkes görür.”
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri büyük âlim ve veli olan Ahmed Namiki Câmi (Radiyallah-u anhu) yüzü suyu hürmetine günahlarımızı aff eylesin. Amin.
Fuad Yusufoğlu
Ahmed-i Nâmıkî Câmî (Radiyallah-u anhu) – 3
16 Temmuz 2012Dergâh Cami-i (Şanlı Urfa)
Ahmed-i Nâmıkî Câmî (Radiyallah-u anhu) – 3
Nitekim Ahmed Cami(r.a.) den dörtyüz sene sonra gelen İmâm-i Rabbâni Müceddidi elfi-sani Ahmed Faruki hazretleri (r.a.) ne Allah-ü teâlâ böyle ikramlar, hatta daha büyük makamlar ihsan eylemiştir. Bu, Allah-ü teâlâ’nın hususi bir ihsanıdır, dilediğine nasib eder. Onun ihsanı boldur.
Huzurunda okunan kur’an-i kerim ayetlerini, üçdört derece tefsir ederdi.
Ebû Said ebül-Hayr (r.a.) ibadet ederken giydiği bir hırkası vardı. Hatta bu hırkanın Hazret-ü Ebû Bekr (r.a.) e ait olduğu elden ele, ona kadar gelmiş olduğu da söylenirdi.
Ahmed Namik-i Hazretlri (r.a.) ne hırkayı ulaştırması için Ebû Said (r.a.) in manevi bir işaret gelmişti. Abû Said (r.a.) ın oğlu Ebû Tahir hazretleri (r.a.) babasında bulunan bu mübarek hırkayı taşımak selahiyetinin kendisine verilmesini arzu ediyordu.
Ebû Said (r.a.) keşf yoluyla oğlunun bu düşüncesini anlayıp
-“Bu istediğiniz selahiyeti başkasına verdiler.” Buyurdu.
Orada bulunanlar;
-“Bu sözlerle ne demek istediğini anlayamadılar. Sonra oğlu Ebû Tahir’e vasiyet edip buyurdu ki;
-“Benim vefatımdan çok yıllar sonra uzun boylu, şöyle şöyle şekilde, Adı Ahmed olan bir geç hanegâhın kapısından girip gelir sen de o zaman, talabelerin içerisinde benim yerimde oturmuş olursun Bu hırakyı muhakkak ona teslim eyle!”
Ebû Said (r.a.) vefat edip aradan uzun yıllar geçince, Ebû Tahir (r.a.) bir gece rüyasında babası Ebû Said (r.a.) ı dostlarıyla birlikte, acele olarak bir yere gittiklerini gördü. Böyle acele ile nereye gittiklerini sordu
Ebû Said (r.a.);
-“Sen de gel! Evilyanın kutbu geliyor.” Buyurdu.
Oda acele etmek istedi. Fakat o anda uyanıverdi. Ertesi gün Ebû Tahir (r.a.), talabeleri içerisinde babasının yerinde oturmuş idi. Babasının tarif ettiği şekilde bir genç içeri girdi.
Ebû Tahir (r.a.) geleni hemen tanıdı. Ona çok izzetve ikramlarda bulundu. Çok hürmet gösterdi Babasının emanet ettiği hırkayı çok seviyor, Bunıu başkasına teslim etmenin kendisine çok zor geleceğini düşünüyordu.
Bu sırada gelen genç Ahmed Cami (r.a.);
-“Ey efendim! Emânete riayet lazımdır.” Deyince
Ebû Tahir buna sevinip kalktı. Ebû Said (r.a.) in kandi elleri ile astığı yerden hırkayı alıp, gelen gencin sırtına giydirdi.
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri büyük âlim ve veli olan Ahmed Namiki Câmi (Radiyallah-u anhu) yüzü suyu hürmetine günahlarımızı aff eylesin. Amin.
Fuad Yusufoğlu
Ahmed-i Nâmıkî Câmî (Radiyallah-u anhu) – 4
16 Temmuz 2012Dergâh Cami-i (Şanlı Urfa)
Ahmed-i Nâmıkî Câmî (Radiyallah-u anhu) – 4
Ahmed Cami Hazretleri (r.a.) ne gelinceye kadar evliyadan yirmiiki kişinin bu hırkayı gidikleri bildirilmişti. Ahmed-i Namik Cami hazretleri (r.a.) uzun riyazetler ve mücahedelerden (nefsin istediklerini yapmamak ve nefsin istemediklerini yapmaktan) sonra insanlar arasına dönüp bir taraftan onlara İslâmiyeti anlatırken, diğer taraftan yüzlerce eser yazmıştı.
Âlimlerin her birisi bu kitabları çok beğenmiştir. Çok yüksek veli idi. Bütün mahlukata karşı çok merhametli idi. Çok cömerd idi. Herkese madi ve manevi iyilik ederdi. Sıkıntısı olanlar kendisine müracaat ederlerdi.
Büyüklerden Hace Ebü’l-Kasım isminde biri vardı. Malı, çok hayrı da çok idi. Daima alimlerin ve velilerin hizmetlerinde bulunurdu. Geçmiş evliyanın kabirlerini ziyaret eder. Mübarek ruhaniyetlerinden feyz alırdı. Hikmet-i İlahi başına öyle bir hal geldi ki bütün malı elinden çıktı. Çok muhtaç bir hale geldi. Kime gideceğini bilemiyor, kimseden bir şey istemiyordu. Yaşlı ve zayıf olduğu için, çalışıp kazanmasıda mümkün değildi. Bir gün sıkıntılı olarak camide oturuyordu. Yaşlı bir zat içeri girip iki rek`at namaz kıldı. Sonra bir köşede sıkıntılı ve üzüntülü bir halde oturan Ebü`l –kasım`ın yanına gelip selam verdi.
Bu nur yüzlü ve çok heybetli bir zat idi. Heybeti Ebü`l-Kasım`ın kaplamıştı. Ebü`l-Kasım’ın,selama cevap verdi. Gelen zat;
-“Niçin sıkıntılı oturuyorsunuz?”dedi.
Oda, içinde bulunduğu durumu anlattı.
Gelen zât Ahmed bin Ali (Ahmed Cami’yi tanır mısınız?” dedi.
Ebül-Kasım,;
-“Evet eski dostumdur.” Dedi.
O zat;
-“Onun yanına git. O, keramet sahibi bir kimsedir. Senin derdine derman olur.”
Ebül-Kasım ertesi gün Ahmed Cami hazretleri (r.a.) nin yanına gitti. Selam verdi.
Ahmed Cami (r.a.), selamını alıp,
-“Ne haldesin?” buyurdu.
O da Halini anlattı.
Ahmed Cami (r.a.) buyurdu ki;
-“Kaç gündür seni düşünüyordum. Başına bir iş gelmiş olabileceğini tahmin etmiştim. Fakat sen hiç üzülme. İnşaallah, Allah-ü teâlâ işini kolaylaştırır. Bir çaresi bulunur. Bizde duâ edelim.”
Devam edecek…
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri büyük âlim ve veli olan Ahmed Namiki Câmi (Radiyallah-u anhu) yüzü suyu hürmetine günahlarımızı aff eylesin. Amin.
Fuad Yusufoğlu





