‘Eshab-i kiram’ olarak etiketlenmiş yazılar

Makam-i İbrahim Aleyhis selam (Kabe-i Muazzama)

Ammar bin Yâser (Radiyallah-u anh)- 2

Benî Mahzûm kabilesinin ileri gelenleri, Ammâr bin Yâser’in (r.a.) babasına ve Sümeyye adındaki validesine işkence edip, sıcak günde kum içine gömerler ve üzerinde et pişecek kadar sıcak taşları gövdesine dizerlerdi. Sonra “Lât ve Uzzâ, Muhammedin dininden iyidir deyin” derlerdi. Onlar demeyiz derlerdi. Bir keresinde Resûl-i Ekrem (s.a.v.) yanlarından geçip: “Sabır edin ey Yâser ehli: Size va’d edilen yer Cennettir” buyurdu. Ammâr bin Yâser’in müşrik Kureyş’lilerden görmüş olduğu işkence dillere destan olacak şekildedir. Ezâya ve bir musîbete uğramadığı gün, hemen hemen yok gibi idi. Bir gün Ammâr’ın validesi olan Sümeyye’yi iki devenin arkasına bağlamışlardı. Ebû Cehl arkasından kamçı ile vurup öldürdü. Babası Yâser’i de (r.a.) şiddetli azap yaparak öldürdüler. İslâmda ilk şehîd olan bunlardır. Lâkin Ammâr, kâfirlerin dediklerini, ikrah ile, diliyle söyledi. Resûl-i Ekrem’e (s.a.v.) Ammâr kâfir oldu dediler. Buyurdu ki: “Hâşâ! O kâfir olmaz. Başdan ayağa kadar imândır ve eti ile derisi arası îmân ile doludur.” Ammâr küffar elinden kurtulup, Resûlullahın yanına geldi. Kâfirlerin eza ve cefasından ağladı. Resûlullah (s.a.v.) iki mübârek eliyle gözünün yaşını sildi ve teselli buyurdu.

 Bu hâdise üzerine, Nahl sûresinin yüzaltıncı “Kim Allah’a küfredene, onlara şiddetli bir azâb vardır. Ancak kalbine îmân yerleşmiş olduğu halde (küfür kelimesini söylemeye) zorlanıp, sadece diliyle söyleyenler müstesna” âyet-i kerîmesi nazil oldu. Resûlullah (s.a.v.) de Hz. Ammâr’a “Müşrikler eziyet ederlerse, yine böyle söyle” buyurdular.

Devam edecek….

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Ammar bin Yâser (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Ammâr nin Yasâr (r.a.) tarafından teşvik edilen KUBA CAMİSİ

Revda-i Muttahhara (Medine-i Münevvere)

Ammar bin Yâser (Radiyallah-u anh)- 3

Ammâr bin Yâser hazretleri, Mekke devrinde görmüş olduğu işkenceler karşısında Habeşistan’a hicret edenler arasında bulunmuştur. Bilâhare tekrar Mekke’ye dönmüş ve hicret-i nebevide Medine’ye göç ederek Hz. Münzir bin Abdü’l-Mübeşşir’in misafiri olmuştur. Daha sonra Resûl-i Ekrem onu, Ensârdan Huzeyfe bin Yemân ile din kardeşi yapmıştır. Medine-i Münevvere’ye gelince, Resûlullah için bir ibâdet ve istirahat yerinin gerekli olduğunu söyledi, İslâm’da mescid yapılmasına ilk teşebbüs eden O oldu. Kubâ mescidini O yapmıştı. Hz. Ammâr, Bedr, Uhud, Hendek, diğer gazâlar ve Bîat-ı Rıdvan’da bulundu. Müseylemet-ül-Kezzâba karşı yapılan Yemâme muharebesinde bir kulağı kesildi. Kanlar akarken bile müslüman askerleri harbe teşvik etti. Hücumdan da geri kalmadı.

 Hz. Ömer halife olunca, onu Kûfe valiliğine ta’yin etti. Cemel, Sıffîn muharebelerinde Hz. Ali’nin yanında yer aldı. 37 (m. 657) Sıffîn muharebesinde doksandört yaşında iken şehîd oldu. Cenaze namazını Hz. Ali kıldırdı. Elbisesiyle, yıkanmadan defn edildi.

 Ammâr bin Yâser, ahlaken yüksek bir zâttı. Son derece doğru ve hakkaniyete riâyetkâr idi. Zühd ve takva sahibi idi. Sade yaşardı. Gayet beliğ (açık) ve veciz bir hitâbete sahipdi. Namazına çok dikkat ederdi.

 Hiçbir namazını kazaya bırakmazdı. Fitne ve fesâddan çok sakınmasına rağmen kendisini fitne ve fesadın içinde bulmuştur ki bu da ilâhi bir imtihandır. Ammâr bin Yâser, hadîs-i şerîfleri en doğru bilenler arasında sayılmaktadır. Şöhretini dünyâya düşkün olmamasına ve harâmlardan sakınmasına, insanlar üzerinde bıraktığı itimada, dâvasına sadakatle bağlılığına borçludur.

 Hz. Ammâr, uzun boylu, buğday tenli, aksakallı idi. Başının tepesi saçsız, nûr yüzlü bir zât idi.

 Sahâbe ve tabiînden bazısı Ammâr’dan (r.a.) hadîs-i şerîf rivâyet etti. Hz. Ali, İbn-i Abbas, oğlu Muhammed bunlardandır.

Devam edecek….

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Ammar bin Yâser (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Revda-i Muttahhara (Medine-i Münevvere)

Ammar bin Yâser (Radiyallah-u anh)- 4

İbn-i Abbas’ın rivâyetine göre “Hiç (evvelce) küfürlü ölü olup, (sonra) kendisini hidâyetle dirilttiğimiz ve ona insanlar arasında da bir nûr (imân) verdiğimiz kimse; karanlıklar içinde (küfürde) kalmış olan ve ondan bir türlü çıkamayan kimse gibi olur mu?” âyet-i celîlesinde karşılaştırılan iki kişiden ilki Ammâr bin Yâser, ikincisi, Ebû Cehl’dir.

 Hz. Ammâr’ın faziletleri çoktur. Hakkında hadîs-i şerîfler vardır.

 “Ammâr’a düşman olana Allahü teâlâ düşman olur. O’na buğz edene, Allahü teâlâ buğz eder.”

 “Cennet; Ali, Ammâr, Selmân ve Bilâl’i şiddetle arzu etmektedir.”

 “Her Peygamberin seçkin yardımcı ve yakınları yedidir. Benimki ondörttür. Bunlar: Hamza, Ca’fer, Ebû Bekir, Ömer, Ali, Hasan, Hüseyin, Abdullah bin Mes’ûd, Selmâan, Ammâr, Ebû Zer, Huzeyfe, Mikdâd ve Bilâl’dir.”

 Resûl-i Ekrem efendimizden 62 hadîs-i şerîf rivâyet etmiştir. Sahih-i Buhârî ve Müslim’de 7 hadîsi vardır.

Ammâr bin Yaver’in bilinen çocukları Muhammed bin Ammâr ile Ümmü’l-Hakem adında bir kızıdır. Oğlu Muhammed bin Ammâr bin Yâser, hadîs ilminde sika (güvenilir sağlam) sayılmaktadır.

 KAYNAKLAR

1) Tabakât-ı İbn-i Sa’d cild-3, sh-246

2) Eshâb-ı Kirâm sh-312

3) Sîret-i İbn-i Hişâm cild-1, sh-343

4) Ensâb-ül-eşrâf cild-1, sh-156

5) Müsned-i Ahmed bin Hanbel, cild-1, sh-9S, 123, 125, 404       

Cild 1

Sh;224-226

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Ammar bin Yâser (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Resulullah Sallallahu aleyhi ve sellem’in doğduğu ev

Sümeyye binti Habbat (Radiyallah-u anha);

İslâmda ilk şehîd olan hâtûn. Meşhur Sahâbî Ammâr bin Yâsir’in (r.a.) annesidir. Hz. Sümeyye, Ebû Cehilin amcası Ebû Huzeyfe bin Mugîre’nin cariyesi idi. Ebû Huzeyfe, yanında çalışan Yâsîr bin Âmir ile onu evlendirdi. Bu evlilikten Ammar (r.a.) doğdu. Bunun üzerine Ebû Huzeyfe Hz. Sümeyye’yi âzâd etti.

 Hz. Sümeyye ilk müslümanlardandır. Mekke’de müslüman oldu. İlk İslâma giren kadınların yedincisidir. Hz. Yâsir, zevcesi Sümeyye, imânlarından vazgeçmeleri için, başta Mahzûmoğulları olmak üzere, Kureyş müşriklerinin en ağır işkencelerine uğradılar. Fakat onlar, imânlarından ve dinlerinden asla vazgeçmediler. Bütün bu sıkıntılara metanetle sabır ettiler.

 Mekke’de Yâsir ailesinin kendilerine sahip olacak, onları koruyacak kimseleri yoktu. Bu yüzden onlara daha serbest eziyet yapıyorlardı. Hatta bir defasında, Yâsir ailesi ve diğer kimsesiz müslümanlara, zırh giydirip, altta kızgın kum, üstte yakıcı güneş arasında bıraktılar. Bir gün yine Yâsir’e, zevcesi Sümeyye’ye, oğulları Ammar ve Abdullah’a (r.anhüm) Bathâ denilen yerde işkence yapılıyordu. Onların bu halini gören Peygamber efendimiz (s.a.v.) “Sabredin Ey Yâsir ailesi! Size vadedilen yer, sizin mükâfatınız Cennettir” buyurdu. Resûlullah (s.a.v.) Yâsir ailesi için “Allah’ım! Yâsir ailesine rahmet ve mağfiretini ihsan et!” diye duâ buyurmuşlardır. Bir süre sonra Yâsir (r.a.) işkencelere tahammül edemiyerek şehîdlik mertebesine kavuştu. İlk erkek şehîd oldu. Diğer taraftan, Ebû Cehil de Hz. Sümeyye’ye ağır sözler söyledi. Mızrağı ile yaralıyarak, onu şehîd etti.

 Hz. Ammar, annesinin böyle acıklı bir durumda şehîd olmasına çok üzüldü. Durumu Resûlullah’a (s.a.v.) arz etti. Yapılan işkencelerin çok fazla olduğunu bildirdi. Peygamber efendimiz (s.a.v.) Ammar’a (r.a.) sabır tavsiye ettikten sonra şöyle duâ buyurdular: “Allah’ım! Yâsir ailesinden hiç birisine ateş ile azâb etme.”

 Bedir gazasında Ebû Cehil öldürüldüğü zaman, Peygamber efendimiz (s.a.v.) Ammar’a (r.a.): “Allahü teâlâ annenin kâtilini, öldürdü” buyurdu.

KAYNAKLAR

1) El-A’lâm cild-3,

2) El-İsâbe cild-4, sh-334

3) El-İstiâb cild-4, sh-330

4) Tabakât-i İbn-i Sa’d cild-8, sh-264

5) Eshâb-ı Kirâm sh-312           

Cild 2

sh;  49

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Sümeyye binti Habbat (Radiyallah-u anha) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Revda-i Muttahhara (Medine-i Münevvere)

Seb’ül Mesacid (Hendek)

Huzeyfet’übnü Yeman (Radiyallah-u Anh);

Eshâb-ı kirâmın büyüklerinden. Peygamber efendimizin (s.a.v.) sırdaşı. Asıl ismi, Ebû Abdullah Huzeyfet’übnü Yemân’dır. Babasının adı Huseyl olup, Yemân lakabıyla meşhûr olmuştur. Doğum tarihi bilinmemektedir. 36 (m. 656) senesinde Hz. Osman’ın şehîd edilmesinden 40 gün sonra vefât etti.

Huzeyfet’übnü Yemân, Hayber ile Teyme arasında yaşamakta olan Beni Abs kabilesine mensûbtu. Bu kabile, İran Kis-râsı Nûşirevân zamanında hıristiyanlığı kabul etmişti. Fakat bunlar arasında bulunan âlim bir zât, Muhammed aleyhisselâmın, Peygamber olarak gönderileceğini haber vermişti. Onlar da beklemeye başlamışlardı. Ancak Muhammed aleyhisselâma, Peygamberlik verilince, hicrete kadar bundan haberdar olamadılar. Peygamberimizin (s.a.v.) hicretini işitir işitmez, içlerinden dokuz kişilik bir heyet Medine’ye gelerek, müslüman oldular. Hemen bunların arkasından Huzeyfet’übnü Yemân, çok yaşlanmış olan babasını da yanına alarak Medine’ye gelip, müslüman oldu. Ensâr’dan sayıldı.

Huzeyfet’übnü Yemân (r.a.) müslüman olduktan sonra, ilk olarak Uhud savaşına katıldı. Bu savaşa, çok ihtiyar olmasına rağmen belki şehîdlik nasib olur diyerek babası da katılmıştı. Fakat Medine’ye yeni gelmiş olduklarından herkes tarafından tanınmıyordu, İslâm ordusundan bir asker onu Mekkeli müşriklerden zannederek, farkında olmadan öldürmüştü. Huzeyfet’übnü Yemân’a babasının diyeti verildiğinde, almak istemedi ve verilen diyeti fakirlere dağıttı. Bu hareket Peygamber efendimizin (s.a.v.) çok hoşuna gitti.

Devam edecek….

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Huzeyfet’übnü Yeman (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Sab’ül Mesacid (Hendek)

Seb’ül Mesacid (Hendek)

Huzeyfet’übnü Yeman (Radiyallah-u Anh)- 2

Uhud savaşından sonra, Mekkeli müşriklerin müslümanlar üzerine yaptıkları son saldırı olan Hendek savaşına da katılan Huzeyfet’übnü Yemân, bu savaşta görülmemiş bir cesaret ve büyük bir kahramanlık gösterdi. Bir ay süren bu savaşta, müşrikler yavaş yavaş çözülmeye ve geri dönmeye yüz tutmuşlardı. Huzeyfet’übnü Yemân, tam bu sırada müşriklerin durumunu kontrol edip, haber getirmek üzere, Peygamber efendimiz (s.a.v.) tarafından vazifelendirildi. Bu hizmetini bizzat kendisi şöyle anlatmıştır: “Hendek savaşının en şiddetli safhaya ulaştığı bir sırada, bir gece yarısı Eshâb-ı kirâm’dan bir grup olarak Resûlullah’ın (s.a.v.) yanında idik. Müşriklerin ordusu üst tarafımızda, savaş sırasında savunma andlaşmasını bozarak ihanet eden Medine’deki Kureyza yahûdileri de alt tarafımızda hazır bulunuyorlardı. Çoluk çocuğumuzun üzerine saldırmalarından endişe ediyorduk, öyle bir gecede bulunuyorduk-ki, ondan daha karanlık bir gece görmemiştik. Bu şiddetli karanlıkla birlikte gök gürültüsünü andıran korkunç bir rüzgâr da esmeye başlamıştı. Bu sırada müşrik ordusu, telâşa kapılıp, kendi aralarında anlaşmazlığa düşmüşlerdi Peygamber efendimiz (s.a.v.) bize onların bu halini Haber verdi. Biz, şiddetli soğuktan, açlıktan ve gecenin dehşetinden ayağa kalkamıyor, olduğumuz yerde üzerimize birşeyler örterek bekliyorduk.

 Resûlullah (s.a.v.) gecenin bir kısmını namaz kılarak geçirdikten sonra, bize doğru döndü ve şöyle buyurdu: “İçinizden, müşrik ordusunun yanına, gidip, durumlarını inceleyerek, bana haber getirecek olan var mıdır? Bu haberi getirenin Cennette bana arkadaş olmasını Allahü teâlâdan dileyeyim.” Sonra, Resûlullah (s.a.v.) benim yanıma geldi. Soğuktan ve açlıktan iki dizim üzerine çöküp büzülerek oturuyordum. Resûlullah (s.a.v.) bana dokunarak bu kimdir? buyurdu. Ben, Huzeyfe’yim yâ Resûlallah (s.a.v.) dedim. “Sen benim sesimi işitmedin mi?” buyurdu. “Seni peygamber olarak gönderen Allahü teâlâ’ya yemin ederim ki, açlıktan ve şiddetli soğuktan dolayı emrinizi yerine getirecek güç ve takati kendimde bulamadım” dedim. Bunun üzerine Resûlullah (s.a.v.), “Git şu kavim ne yapıyor bir bak! Yanıma dönüp gelinceye kadar onlara ok ve taş atma. Mızrak ve kılıç vurma.” buyurdu.

Devam edecek….

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Huzeyfet’übnü Yeman (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Seb’ül Mesacid (Hendek)

Huzeyfet’übnü Yeman (Radiyallah-u Anh)- 3

Bunun üzerine şöyle dedim: “Yâ Resûlallah onlar beni öldürürler diye korkmuyorum, esir alıp, yapacakları ezâ ve cefâdan çekiniyorum. “Resûlullah (s.a.v.): “Sen benim yanıma, dönüp gelinceye kadar ne soğuktan, ne sıcaktan zarar görmeyeceksin, esir edilip, işkenceye de uğramayacaksın”, buyurdu. Artık anladım ki, bana hiç bir zarar gelmeyecek. Kılıcımı yayımı aldım, gitmek üzere hazırlandım. Resûlullah (s.a.v.) benim için duâ etti. “Allahım, onu önünden ardından, sağından, solundan, üstünden, altından koru.” buyurdu.

Müşriklere doğru yürümeye başladım. Sanki hamamda yürüyor gibiydim. Vallahi içimde ne bir korku, ne bir üşüme, ne de bir Ürperti hissetmiyordum. Nihayet müşriklerin ordugâhına vardım. Kumandanları Ebû Süfyân ve diğerleri ateş yakmışlar başında ısınıyorlardı (Ebû Süfyân daha sonra Mekkenin fethinde müslüman olmuştur.) Ebû Süfyân buradan çekip gitmeli diyordu. Hemen aklıma onu orada öldürmek geldi. Ok çantamdan bir ok çıkarıp, yayıma yerleştirdim. Ateşin ışığından faydalanarak onu vurmak istedim. Tam atacağım sırada Resûlullahın (s.a.v.), “Benim yanıma dönüp gelinceye kadar bir hadîse çıkartmayacaksın.” buyurduğunu hatırladım ve onu Öldürmekten vazgeçtim. Bundan sonra kendimde kuvvetli bir cesaret buldum. Müşriklerin yanına sokulup ateşin başına oturdum. Görülmemiş derecedeki şiddetli rüzgâr ve Allahü teâlânın görülmeyen ordusu (melekler) onlara yapacağını yapıyordu. Rüzgârda, kap kacakları devriliyor, ateşleri ve ışıkları sönüyor, çadırları başlarına yıkılıyordu. Bir ara müşrik ordusunun kumandanı Ebû Süfyân ayağa kalkıp, içinizde gözcüler ve casuslar bulunabilir, dikkat ediniz, herkes yanındakinin kim olduğuna baksın! Herkes yanında oturanın elini tutsun dedi. Ebû Süfyân aralarına bir yabancının girdiğini sezer gibi olmuştu. Hemen ellerimi uzatıp, sağımda ve solumda bulunan iki kişinin ellerinden tutup, onlardan önce isimlerini sordum. Böylece tanınmamı engelledim. Nihayet Ebû Süfyân ordusuna şöyle hitap etti. Ey Kureyşliler, siz durulacak gibi bir yerde değilsiniz. Aflar, develer kırılmağa, ölmeğe başladı. Kıtlık her tarafı sardı. Rüzgârdan, başımıza gelenleri görüyorsunuz. Hemen göç edip gidiniz? işte ben gidiyorum diyerek devesine bindi. Müşrik ordusu perişan bir halde toplanıp, Mekke’ye doğru hareket etti. Rüzgârdan üzerlerine yağan taş ve çakıl sesini işitiyordum.

Devam edecek….

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Huzeyfet’übnü Yeman (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Seb’ül Mesacid (Hendek)

Huzeyfet’übnü Yeman (Radiyallah-u Anh)- 4

Müşrik ordusu çekip gidince ben de Resûlullah’ın (s.a.v.) yanına döndüm. Yolun yarısına geldiğimde karşıma yirmi kadar beyaz sarıklı süvari (melekler) çıktı. Bana “Resûlullah’a (s.a.v.) haber ver. Allahü teâlâ düşmanı perişan etti…” dediler. Resûlullah’ın (s.a.v.) yanına dönüp, geldiğimde bir kilim üzerinde namaz kılıyordu. Fakat ben döner dönmez, gitmeden önceki üşüme ve titreme halim tekrar başlamıştı. Resûlullah (s.a.v.) namazdan sonra ne haber getirdiğimi sordu. Ben de müşriklerin içine düştükleri perişan hali ve çekip gittiklerini haber verdim. Resûlullah (s.a.v.) bu haber üzerine güldü. Sonra yattı beni de yanına alıp üzerindeki kilimin bir ucunu üzerime örttü. O gece öylece uyuyarak sabahladık. Sabah namazı vakti girince Resûlullah (s.a.v.) beni uyandırdı. Sabah baktık ki müşrik ordusundan hiçbir kişi kalmamıştı. Onlar Mekke’ye y aklasıncaya kadar peşlerinden şiddetli bir rüzgâr esti. Arkalarından hep tekbir sesleri işittiler…”

 Huzeyfet’übnü Yemân (r.a.) Hendek savaşından sonra yapılan bütün savaşlara da katıldı. Benî Kureyza gazvesinde, Hayberin fethinde, Mekke’nin fethinde, Huneyn gazvesinde ve Taif seferinde, Tebûk seferinde ve Veda Haccı’nda da bulundu.

Devam edecek….

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Huzeyfet’übnü Yeman (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Revda-i Muttahhara (Medine-i Münevvere)

Huzeyfet’übnü Yeman (Radiyallah-u Anh)- 5

Huzeyfet’übnü Yemân (r.a.) Eshâb-ı kirâm arasında Peygamberimizin (s.a.v.) sırdaşı olması vasfı ile meşhûrdur. Peygamberimiz (s.a.v.) OnaEshâb-ı kirâm arasına karışarak kendilerini gizleyen ve böylece fitne çıkarmak isteyen münafıkların kimler olduğunu tek tek bildirmiştir. Bundan başka vuku bulacak hadîseleri de bildirmişti. Eshâb-ı kirâm arasında çok sevilir ve ayrı bir itibar gösterilirdi. Çünkü o, Resûlullah’ın (s.a.v.) verdiği sırlarla dolu idi. Resûlullah (s.a.v.) gizli kalması lâzım olan bir çok şeyi, Huzeyfet’übnü Yemân’a (r.a.) söyledi. O ve Ebû Hureyre (r.a.) buyurdular ki: “Server-i âlem (s.a.v.) âlemin yaratıldığı zamandan, yok olacağı güne kadar, olmuş ve olacak şeyleri bize bildirdi. Bunlardan bildirilmesi caiz olanları size bildirdik, örtmesi lâzım olanları, sakladık bildirmedik.”

 Peygamber efendimiz (s.a.v.) vefâtından sonra Hz. Ebû Bekir, Huzeyfe’yi (r.a.) ordu kumandanı olarak tayin etti. Umman’daki mürtedlerle (dinden dönenlerle) savaşmak üzere Umman’a gönderdi. Kendisine katılan İkrim’e (r.a.) komutasındaki ordu ile birlikte Umman halkını tekrar İslâma döndürdü. Bundan sonra Umman’da önce zekâtları toplamakla sonra da vali olarak orada vazifelendirildi.

Devam edecek….

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Huzeyfet’übnü Yeman (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Revda-i Muttahhara (Bab’ül Baki’)

Huzeyfet’übnü Yeman (Radiyallah-u Anh)- 6

Hz. Ömer halifeliği sırasında Onu Umman’dan Medine-i Münevvere’ye çağırdı. Bir müddet müşavere (danışma) heyetinde bulundurdu. Sonra da Mezopatamya taraflarında yapılan savaşlara katıldı. Irak’ın ve İran’ın fethinde bulundu. Nihâvend savaşında Nu’man bir Mukarrin, (r.a.) şehîd olunca, İslâm sancağım Huzeyfe (r.a.) eline alarak Memedân, Rey ve Deynura’yı fethetmişdir. Cezire’nin fethinde bulunarak, Nusaybin Valiliği’ne tayin olundu. Selmân-ı Fârisî (r.a.) ile birlikte Kûfe şehrinin yerini seçip, orada şehir kurulmasını kararlaştırdı. Böylece Kûfe şehri kuruldu.

 Hüzeyfet’übnü Yemân emniyeti ile şöhret bulmuştur. Hatta Hz. Ömer yeni feth edilen memleketlere: “Huzeyfe ne isterse veriniz” diye emir buyurmuş olduğu halde, kendisi kendi yiyeceğinden ve atının yiyeceği yeniden fazlasını almamıştır. Medayin şehrinde uzun müddet valilik yaptı. Oranın halkı onun idaresinden son derece memnun olup, kendisini çok sevmişlerdi Döndüğü zaman, Hz. Ömer O’nun halini değiştirmediğini görerek boynuna sarılmış ve “Sen benim kardeşimsin, ben de senin kardeşinim” buyurmuştur.

Devam edecek….

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Huzeyfet’übnü Yeman (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu