‘Eshab-i kiram’ olarak etiketlenmiş yazılar

Aşke biheke civarında Bir ceviz ağacı (İlk bahar)

Sa’d bin Ebi Vakkas (Radiyallahu anhu)- 3

Hazret-i Sa’d bütün gazalarda ve bir çok seriyelerde bulundu. Savaşlarda çok kahramanlıklar gösterdi. Mekkeli müslümanların üç bayrağı bulunuyordu. Bunlardan biri kendisine verilmiş, müslümanların bayraktarlığını yapmıştır. Bedir Harbinde, büyük kahramanlık göstermiş, düşman tarafında bulunan, müşriklerin en başta gelen kumandanı ve en azılı din düşmanlarından olan Sa’d bin el-As’ı öldürmüştür. Uhud Harbinde de, müslümanların sıkışık durumlarında büyük bir metanetle çarpışmış, Peygamberimizin (s.a.v.) yanından hiç ayrılmayıp, düşmana karşı savaşmıştır. Hazret-i Sa’d ok atmakta çok maharetliydi. Her attığı ok isabet ediyordu. İslâmiyette, Allah yolunda ilk ok atan Sahâbî olup, okçuların (kemankeşlerin) reisiydi. Uhud Harbinde, 1000’den fazla ok attı. Peygamberimiz tarafından, büyük iltifatlara ve dualara mazhar oldu. Peygamberimiz ok atarken Ona, “At yâ Sa’d! Anam, babam sana fedâ olsun!” diye duâ etmiş, her ok atışında “İlahî bu senin okundur. Atışını doğrult.” “Allahım sana duâ ettiğinde Sa’d’ın duasını kabul eyle” diye duâ etmiştir.

Peygamber efendimiz, (s.a.v.) hayatında “Anam, babam sana fedâ olsun” diye sadece Hazret-i Sa’d için duâ etmiş, bunun dışında hiçbir kimseye böyle duâ etmediğini Hz. Ali bildirmiştir.

Hazret-i Âişe (r.anhâ) anlatır: Resûlullah (s.a.v.) gazvelerin birinde, geceleyin Medine’ye dönüp geldiğinde “Ne olurdu, sâlih bir kimse beni korumağı üzerine alsaydı!” buyurdu. Birden bir silâh sesi duyduk. “Bu kimdir?” buyurdu. “Benim, Sa’d bin Ebî Vakkas” dedi. Peygamberiniz “Seni buraya hangi şey getirdi” yâni buraya niçin geldin? buyurdu. Hazret-i Sa’d: “İçimden bir ses Resûlullah yalnızdır, korkarım ki, din düşmanları ona bir sıkıntı ve eziyet verirler dedi. Bunun için O’nu korumağa ve hizmetine geldim.” Bunun üzerine Resûlullah ona duâ etti ve uyudu.

Sa’d bin Ebî Vakkas hazretleri, bir çok birliklere de kumandanlık etmiştir. Peygamberimiz zamanında Hicaz’da, el-Harrar mevkiine gönderilen seriyyeye kumandanlık yapmıştır. Medine şehrinin emniyetinin sağlanmasında önemli görevlerde bulunmuş, Resûlullah efendimizle (s.a.v.) Buvat Seferine katılmış, bu seferde Peygamberimizin (s.a.v.) sancağını taşımıştır. Hudeybiye antlaşmasında bulunmuş, şahid olarak anlaşmayı imza etmiştir. Hz. Ebû Bekir, halife seçilince ilk bîat edenler arasında olmuştur.

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Sa’d bin Ebi Vakkas (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Girnavas Şelalesi (İlk bahar) Nusaybin

Sa’d bin Ebi Vakkas (Radiyallahu anhu)- 4

Hazret-i Ömer zamanında, Hevazin bölgesine zekât toplamak için gönderilmişti. Bu sırada İran taraflarındaki olaylar büyüyünce, hem bu olayları önlemek, hem de düşmana bir ders vermek için bir İslâm Ordusu hazırlandı. Bu ordunun başına kimin geçirilmesi gerektiği yapılan şûrada görüşüldü. Bazıları bizzat bu ordunun başına kumandan olarak Halife Hz. Ömer’in getirilmesini istiyorlardı. Bir kısmı da bunun çeşitli sebeplerle uygun olmayacağını, başka birisinin kumandanlığa getirilmesini istiyordu. Bu sırada Sa’d bin Ebî Vakkas hazretlerinin Hevazinden mektubu geldi. Sa’d bin Ebî Vakkas’ın (r.a.) ismini duyan Eshâb-ı kirâmın hepsi ittifakla Hazret-i Ömer’e: “İşte aradığın kimseyi buldun” dediler. Bunun üzerine Hazret-i Ömer, Sa’d bin Ebî Vakkas’ı (r.a.) Medine’ye çağırarak, O’nu İslâm ordularına başkumandan tâyin etti. O’na: Ey Sa’d! Sana Resûlullahın dayısı ve eshabı dediklerine bakıp da gururlanma. Allahü teâlâ kötülüğü ancak iyilik ile yok eder.

Allah ile kul arasında kulluktan başka bir bağ yoktur. Allah onların Rabbi, onlar da, Onun kullarıdır. Fakat ölürken ki son durumları ve bu son nefeste ettikleri son sözleri bakımından birbirlerinden üstün olurlar. Ancak kullukla Allah katında karşılık bulur, sevâb kazanırlar. Bak Allah’ın Resûlü ne yapıyor idiyse sen de öyle yap ve sabrı elden bırakma.” dedi. Hz. Ömer bu şekilde nasihat ettikten sonra Sa’d bin Ebî Vakkas (r.a.)’ın emrine dört bin asker verdi. Hz. Sa’d bu askerlerle Medine’den çıktı. İran topraklarında bulunan İslâm askerleri ile birleşerek meşhûr Kadisiye Meydan Muharebesi’ni kazandı.

Kadisiye Muharebesi; İslâm Ordusu ile İran Ordusu arasında oldu. İslâm Ordusuna Sa’d bin Ebî Vakkas (r.a.), İran Ordusuna da Rüstem kumanda ediyordu, İslâm Ordusu, Fırat nehrinin bir kolu olan Atik nehrinin Kadisiye denilen yerinde ordugâh kurdu. Harpden önce İran’ın başşehri Medayine elçiler gönderildi. İran Kisrası Yezd-i Cürd ile görüştüler, İranlıları İslâma davet ettiler. “Ya müslüman olununuz, ya cizye verirsiniz veya harp edersiniz” diye şart ileri sövdüler. İran Kisrası buna sinirlenerek “Eğer benden önce elçi öldüren bir melik olsaydı, ben ikincisi olup, sizi öldürürdüm” dedikten sonra bir miktar toprak getirtti. “Bende sizin için başka şey yok. En büyüğünüz kimse bunu yüklensin de reisinize götürsün ve biliniz ki, cümlenizi Kadisiye hendeğine gömmek için Rüstem’i göndermek üzereyim.” dedi. Bunun üzerine elçiler arasında bulunan Âsım bir Arar kalkıp toprağı yüklendi, dışarı çıktılar. Arkadaşlarıyla beraber Hazret-i Sa’d’ın yanına döndüler ve “Yâ Sa’d müjde. Allahü teâlâ onların toprağını bize verdi” dediler. Eshâb-ı kirâm verilen bu bir parça toprağın daha sonra İran toprağının tamamının verileceğine dair Allahü teâlânın bir müjdesi olduğuna inandılar.

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Sa’d bin Ebi Vakkas (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Girnavas Şelalesi (İlkbahar) Nusaybin

Sa’d bin Ebi Vakkas (Radiyallahu anhu)- 5

İran Ordusu da gelip; Atik nehri kıyısında ordugâh kurdu. 120 bin kişi olan İran Ordusu’nun 30 bini zırhlı ve birbirinden ayrılmaması için zincirle bağlı idiler. Ayrıca İran Ordûsu’nun ön saflarına filler yerleştirilmişti. İslâm Ordusu ise 34 bin kişi idi. Hazret-i Sa’d, anlaşma ile işi halletmek istiyordu. Yine elçi göndererek kendilerine üç gün süre tanıdıklarını bu üç gün içinde ya müslüman olursunuz, ya cizye verirsiniz veya cenge hazır olursunuz diye haber gönderdi. Onlar üç gün içinde bunları kabul etmediler. Dördüncü gün harp başladı. Harp başlamadan önce Hazret-i Sa’d askerlerine şöyle hitap etti: “Mevkilerinizde sebat ediniz, öğle namazından sonra ben dört tekbir alacağım, ilkinde siz de tekbir alırsınız, harbe hazır olursunuz, ikinci tekbirde, siz de tekbir alır silâhlanırsınız.

Üçüncü tekbirde siz de tekbir alıp, askeri harp için coşturursunuz, dördüncü tekbirde düşman üzerine hücum ediniz ve “Lâ havle velâ kuvvete illâ billah” deyiniz.

İslâm askerleri, bildirilen emirle düşmana hücum ettiler. İran Ordusu beraberinde getirdikleri fillerle karşılık verdiler. İlk gün şiddetli çarpışmalar oldu. Sonraki günlerde İslâm Orduları uyguladıkları dahiyane taktiklerle İran Ordusu’nu bozguna uğrattılar, önce İran Ordusu komutanları öldürüldü. İran Ordusu’nun baş komutanı Rüstem de öldürülünce ordu dağıldı. Kaçışmaya başladılar. Kaçmaya çalışanların çoğu da nehre düşerek boğuldu, kalanlar da esir edildi. Bu harbde müslümanlar 2000 şehîd verdi. İranlıların tamamına yakını öldürüldü. Müslümanlar büyük bir zafer kazandılar. Daha sonra Hz. Ömer’in emriyle Sâsâni Devleti’nin başşehri ve İran Kisrası’nın bulunduğu Medayin şehrine hareket edildi. İslâm askerinin Medayine hareket ettiğini İran Kisrası Yezd-i Cürd duyunca korkudan şehri terk etti. İslâm Ordusu Medayin şehrine kolayca girerek burayı fethetti. Sa’d bin Ebî Vakkas bu fethi şu mektubla Halife-i Müslimîne bildirdi:

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Sa’d bin Ebi Vakkas (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Girnavas şelalalesi (İlkbahar) Nusaybin

Sa’d bin Ebi Vakkas (Radiyallahu anhu)- 6

Rahman ve Rahim olan Allahü teâlânın adıyla:

Irak valisi Sa’d bin Ebî Vakkas’tan, Mü’minlerin emiri Ömer-ül-Fârûk’a: “Allah’ın selâmı üzerine olsun. Kendisinden başka hak ma’but olmayan, eşi benzeri olmayan Allahü teâlâya hamd eder, O’nun habibi olan Muhammed aleyhisselâma salât ve selâm ederim. Allahü teâlâ, şeytana uyan bir kavme karşı bize zaferi ihsan etti. Gözün görmediği meydanlarda at koşturmayı nasib etti. Allahü teâlâ bize ihsanı ile muamele etti. Kisra’nın yurdunun büyük bir kısmını ele geçirdik Ordu kumandanlarının çoğunu öldürdük. Bu savaşta melekler onların yüzlerine ve arkalarına vuruyorlardı. Çünkü Allahü teâlâ îmân edenlerin yardımcısıdır. Îmân etmeyenlerin yardımcısı yoktur. Yezd-i Cürd kaçtı. Kızı, esirı olarak ele geçirildi. Bundan sonra ne yapacağımız hususunda, Medayin şehrinde emirlerinizi bekliyorum. Allahü teâlânın selâmı bütün müslümanların üzerine olsun.”

Hz. Ömer, Sa’d bin Ebî Vakkas (r.a.)’ın mektubunu aldı. Medine’de bulunan Eshâb-ı kirâm ile uzun uzun istişare etti. Haşr sûresi 7, 8, 9, lO. ncu âyetlerini delil getirerek, arazinin eski sahiplerinde kalmasına ve araziye haraç vergisi konulmasına karar verildi. Bu kararı Hz. Ömer şu mektubla Sa’d bin Ebî Vakkas (r.a.)’a bildirdi:

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Sa’d bin Ebi Vakkas (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Çağ-Çağ deresi (bore Veysike) Nusaybin

Sa’d bin Ebi Vakkas (Radiyallahu anhu)- 7

Mektubunu aldık. Orada, bildirdiğine göre, gaziler senden, elde ettikleri ganimetleri ve Allahü teâlânın fey olarak kendilerine ihsan ettiği malları kendileri arasında taksim etmeni istemişler. Benim mektubum sana ulaşınca meseleye nazar et ve eğil. Mal, hayvan ve eşya olarak insanların sana celbettikleri ganimetleri topla. Onları müslümanlardan hazır bulunanlara bölüştür. Arazi ve nehirleri işleyicilerine bırak ki, onlar bütün müslümanların atiyyelerine dahil olsun: Çünkü, eğer sen onları yani arazi ve nehirleri halen orada bulunanlara taksim edersen, onlardan sonra geleceklere bir şey kalmaz. Ben sana, karşılaştığın kimseleri, harpten önce İslama davet etmeni emretmiştim. Her kim muharebeden önce davetine icâbet eder de müslüman olursa, o kimse müslümanlardan bir fert sayılır. Müslümanlar için yapılması lâzım olan hak ve vecibeler onun için de tahakkuk etmiştir. Onun da İslâmda bir hissesi (sehmi) vardır. Her kim harp ve hezimetten sonra İslâm davetine icâbet, ederse o da müslümanlardan bir ferttir. Lâkin onun malı müslümanlarındır. Zira müslümanlar onun malını, o İslâm olmazdan önce elde etmişlerdir, işte bu benim emrim ve sana yollanan ahdimdir.

Kadisiye Harbi ve Medayin’in fethinde büyük ganimet elde edilmiş, Kisra’nın sarayları ve hazineleri müslümanların eline geçmişti.

Medayin şehrinin, havasının ve suyunun askerlere iyi gelmediğini anlayan Hazret-i Sa’d, Hazret-i Ömer’e durumu bildirdi. Bunun üzerine Hazret-i Ömer, yeni bir şehir tesis edilmesini emretti. Hz. Sa’d da Kûfe şehrini kurdu, Kûfe şehrinin ilk valisi tayin edildi.

Hazret-i Ömer, şehîd olmadan önce kendisinden sonra yerine geçecek halifeyi seçmek için altı kişilik bir şûra teşkil edilmesini vasiyet etmişti. Bildirmiş olduğu altı kişiden biri de Sa’d bin Ebî Vakkas hazretleriydi. Eğer Sa’d, halife seçilmezse ona bir vezirlik verilmesini de vasiyet etmişti. Hazret-i Osman halife seçilince Hazret-i Ömer’in tavsiyesine uyarak, Hazret-i Sa’d-ı tekrar Kûfe valiliğine tayin etti.

Hayatının sonlarına doğru, Medine’ye yakın Akik denilen yerde hastalandı ve orada 65 (m. 675) yılında vefât etti. Mübârek cesedi Medine-i Münevvere’ye götürüldü. Namazını Medine Valisi Mervan kıldırdı. Vasiyetine uyularak Bedr Harbinde giymiş olduğu elbisesi ile defn edildi. Sa’d bin Ebî Vakkas hazretleri. Cennetle müjdelenen on sahâbîden (aşere-i mübeşşereden) en son vefât edendir.

Hazret-i Sa’d, heybetli, orta boyda, esmer tenli, cesur, sözü, özü doğru büyük bir zattı. Çok cömert olup, sadeliği severdi. Hazret-i Sa’d, Veda Haccı’ndan sonra hastalandığında, Peygamber Efendimiz kendisini ziyârete gelmişti. Sa’d hazretleri hastalığı şiddetlendiğinden duâ almak için Peygamberimize “Yâ Resûlallah siz Medine’ye döneceksiniz de ben burada ölüp dostlarımdan geriye mi kalacağım?” dedi. Peygamber efendimiz de “Hayır! Sen bizden geri kalamazsın! Burada kalır da Sâlih ameller işlersen, elbette onunla derecen artar, merteben yükselir. Umarım ki: Sen uzun zaman yasayacaksın! Öyle ki, senden, bir takım kavimler faydalanacak, bir takımları da mahrum kalacak” dedi. Ve “Ya Rab! Eshâbımın Mekke’den Medine’ye dönüşünü tamamla” diyerek duâ etti. Bunun üzerine iyileşti, şifâ buldu. Medine’ye döndü.

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Sa’d bin Ebi Vakkas (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Çağ-Çağ deresi (Bor-e Veysike) Nusaybin

Sa’d bin Ebi Vakkas (Radiyallahu anhu)- 8

Mektubunu aldık. Orada, bildirdiğine göre, gaziler senden, elde ettikleri ganimetleri ve Allahü teâlânın fey olarak kendilerine ihsan ettiği malları kendileri arasında taksim etmeni istemişler. Benim mektubum sana ulaşınca meseleye nazar et ve eğil. Mal, hayvan ve eşya olarak insanların sana celbettikleri ganimetleri topla. Onları müslümanlardan hazır bulunanlara bölüştür. Arazi ve nehirleri işleyicilerine bırak ki, onlar bütün müslümanların atiyyelerine dahil olsun: Çünkü, eğer sen onları yani arazi ve nehirleri halen orada bulunanlara taksim edersen, onlardan sonra geleceklere bir şey kalmaz. Ben sana, karşılaştığın kimseleri, harpten önce İslama davet etmeni emretmiştim. Her kim muharebeden önce davetine icâbet eder de müslüman olursa, o kimse müslümanlardan bir fert sayılır. Müslümanlar için yapılması lâzım olan hak ve vecibeler onun için de tahakkuk etmiştir. Onun da İslâmda bir hissesi (sehmi) vardır. Her kim harp ve hezimetten sonra İslâm davetine icâbet, ederse o da müslümanlardan bir ferttir. Lâkin onun malı müslümanlarındır. Zira müslümanlar onun malını, o İslâm olmazdan önce elde etmişlerdir, işte bu benim emrim ve sana yollanan ahdimdir.

Kadisiye Harbi ve Medayin’in fethinde büyük ganimet elde edilmiş, Kisra’nın sarayları ve hazineleri müslümanların eline geçmişti.

Medayin şehrinin, havasının ve suyunun askerlere iyi gelmediğini anlayan Hazret-i Sa’d, Hazret-i Ömer’e durumu bildirdi. Bunun üzerine Hazret-i Ömer, yeni bir şehir tesis edilmesini emretti. Hz. Sa’d da Kûfe şehrini kurdu, Kûfe şehrinin ilk valisi tayin edildi.

Hazret-i Ömer, şehîd olmadan önce kendisinden sonra yerine geçecek halifeyi seçmek için altı kişilik bir şûra teşkil edilmesini vasiyet etmişti. Bildirmiş olduğu altı kişiden biri de Sa’d bin Ebî Vakkas hazretleriydi. Eğer Sa’d, halife seçilmezse ona bir vezirlik verilmesini de vasiyet etmişti. Hazret-i Osman halife seçilince Hazret-i Ömer’in tavsiyesine uyarak, Hazret-i Sa’d-ı tekrar Kûfe valiliğine tayin etti.

Hayatının sonlarına doğru, Medine’ye yakın Akik denilen yerde hastalandı ve orada 65 (m. 675) yılında vefât etti. Mübârek cesedi Medine-i Münevvere’ye götürüldü. Namazını Medine Valisi Mervan kıldırdı. Vasiyetine uyularak Bedr Harbinde giymiş olduğu elbisesi ile defn edildi. Sa’d bin Ebî Vakkas hazretleri. Cennetle müjdelenen on sahâbîden (aşere-i mübeşşereden) en son vefât edendir.

Hazret-i Sa’d, heybetli, orta boyda, esmer tenli, cesur, sözü, özü doğru büyük bir zattı. Çok cömert olup, sadeliği severdi. Hazret-i Sa’d, Veda Haccı’ndan sonra hastalandığında, Peygamber Efendimiz kendisini ziyârete gelmişti. Sa’d hazretleri hastalığı şiddetlendiğinden duâ almak için Peygamberimize “Yâ Resûlallah siz Medine’ye döneceksiniz de ben burada ölüp dostlarımdan geriye mi kalacağım?” dedi. Peygamber efendimiz de “Hayır! Sen bizden geri kalamazsın! Burada kalır da Sâlih ameller işlersen, elbette onunla derecen artar, merteben yükselir. Umarım ki: Sen uzun zaman yasayacaksın! Öyle ki, senden, bir takım kavimler faydalanacak, bir takımları da mahrum kalacak” dedi. Ve “Ya Rab! Eshâbımın Mekke’den Medine’ye dönüşünü tamamla” diyerek duâ etti. Bunun üzerine iyileşti, şifâ buldu. Medine’ye döndü.

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Sa’d bin Ebi Vakkas (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Çağ-çağ deresi (Bore veysike) Nusaybin

Sa’d bin Ebi Vakkas (Radiyallahu anhu)- 9

Ömrünün sonlarına doğru, gözleri görmez olmuştu. Bu halde iken Mekke’ye gelmişti. Mekke halkı etrafına toplanıp, “Bana duâ et, bana duâ et deyince hepsine duâ ediyordu. Abdullah bin es-Sâib anlatır. “Ben genç idim, bir ara O’na yaklaştım ve kendimi tanıtmağa çalıştım. Beni tanıdı ve “Sen Mekke’nin en iyi okurlarından birisin” dedi. Ben de “Evet” dedikten sonra bir ara: “Amca senin duan makbul, herkese duâ edip duruyorsun, kendin için duâ etsen de gözlerin açılsa olmaz mı?” dedim. Sa’d gülümseyerek “Oğlum Allahü teâlânın benim hakkımdaki takdiri (gözümün görmemesi), gözümün görmesinden, daha güzeldir” buyurdu.

Sa’d bin Ebî Vakkas hazretleri buyurdu ki: Hayatımda üç gün ağladım. Bunlardan biri, Resûl-i ekrem’in (s.a.v.) vefât ettiği zaman, ikincisi Hazret-i Osman’ın şehîd edildiği zaman, üçüncüsü de Hakka sığınırken ağladım.”

Yine buyurdular ki: “Bir kimse gündüz hatim okursa, melekler ona akşama kadar duâ eder. Gece okursa sabaha kadar duâ eder.”

KAYNAKLAR

1) Müsned-i Ahmed bin Hanbel cild-4, sh-168

2) El-A’lâm cild-3, sh-87

3) Târîh-ül-hamîs cild-1, sh-499

4) Tehzîb-ut-tehzîb cild-2, sh-483

5) Hilyet-ül-evliyâ cild-1, sh-92

6) Tabakât-ı İbn-i Sa’d cild-3, sh-13ti

7) El-İsitâb cild-2, sh-106

8) El-İsâbe ciIld-2, sh-30

9) Müslim Babu Fedâil-us-sahâbe

10) Tam İlmihâl Se’âdet-i Ebediyye sh-550, 583, 926, 992, 1059

11) Herkese Lâzım Olan İmân sh-98

12) Kâmûs-ul-A’lâm cild-1, sh-2570

13) Taberî cild-2, sh-60, cild-3, sh-293

14) Fütûh-uI-Büldan sh-255

15) Üsüd-ül-gâbe cild-2, sh-290

16) Sahîh-i Buhârî cild-4, sh-212

17) Umdet-ül-Kârî cild-4, sh-32

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Sa’d bin Ebi Vakkas (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Cahiliye devrinde kızların diri diri gömüldüğü ‘Arabistan çölü’

Said Bin Zeyd (Radiyallah-u anhu);

Aşare-i mübeşşereden, yani’ dünyâda iken Cennetle müjdelenen on sahâbî’den biri. Künyesi Ebû Aver ve Ebû Sevir idi. Nesebi Said bin Zeyd bin Amr bin Nüfeyl bin Rezâh bin Adivy bin Kâ’b bin Lüeyd idi. Kâ’b bin Lüey de Peygamberimiz Muhammed (s.a.v.) ile nesebi birleşir. Annesi Fâtıma binti Ba’ce İbni Halef el-Huzariyyedir. Dedesi Amr Hz. Ömer İbni Hattab’ın amcasıdır. Hz. Ömer’in hem eniştesi hem de kayınbiraderidir. Kızkardeşi Âtike binti Amr, Hz. Ömer’in, onun kızkardeşi Fâtıma binti Hattab da kendisinin hanımı idi. Saîd bin Zeyd, 51 (m. 671) senesinde Medine’ye yakın yeşilliği bol ve güzel bir yer olan Akîk’te yetmiş yaşlarında vefât etti. Cenazesini Sa’d bin Ebî Vakkas (r.a.) yıkayıp, techiz etti. Abdullah bin Ömer (r.a.) namazını kıldırdı. Medine’de Baki Kabristanlığına Eshâb-ı kirâmın omuzları üstünde getirilip, Sa’d bin Vakkas (r.a.) ile Abdullah bin Ömer kabre indirerek defn edildi.

Saîd bin Zeyd hazretlerinin babası Zeyd bin Amr, İslâmiyetten önce Peygamberimizle görüşürdü, Allahü teâlâ’nın kendine verdiği ilham’ile putlara tapan insanların haline şaşar, putperestliğin şirk olduğunu, onlara kesilen kurbanların etinin yenemiyeceğini düşünürdü. Bu sebeple kendine yeni bir din bulmak için Suriye taraflarına gidip Hz. İbrâhim (a.s.) dinine girerek Haniflerden oldu. Mekke’ye döndüğünde cahiliyye âdetlerinden olan kız çocuklarını diri diri toprağa gömenlerle mücadele etti. Kız çocuklarının çoğunun ölümden kurtulmalarına sebep oldu. Oğlu Sa’îde de sık sık “Bir Allah’a mı, yoksa bin ilâha (putlara) mı inanayım.” der, onu Allah’a inanmaya teşvik ederdi. Bu sebepledir ki, Saîd’e Peygamber efendimiz (s.a.v.) kendisine Müslüman olmasını söyleyince, Saîd bin Zeyd hanımı Fâtıma ile birlikte hemen Müslüman oldu. Muhammed (s.a.v.) İslâm Dîni’ni tebliğe başladığında ilk katılanlardan olup, ilk inananların arasına girdi. Habbab bin Eret evlerine gelip, Fâtıma binti Hattab’a, Kur’ân-ı kerîm okurdu. Hz. Ömer bin Hattab da Saîd bin Zeyd’in evinde okunan Kur’ân-ı kerîm’den kalbi yumuşayıp, tesiri altında kaldı. Kur’ân-ı erim’i okuyup, fesahati, belagatı, mânâları ve üstünlüklerine hayran kalıp, düşmanlığı silindi. Bunun üzerine Ömer (r.a.) Muhahammed’in (s.a.v.) yanına gidip îmân etmekle şereflendi.

Saîd bin Zeyd (r.a.) müslüman olunca Mekke’de, diğer Eshâb-ı kirâm gibi müşriklerden çok eziyet çekip, işkence gördüler. Mekke’de su-i kast, işkence, zulüm ve tazyikler artınca Peygamber efendimizin (s.a.v.) müsaadesi ile Habeşistan’a hicret etti. Sonra Medine’ye geldi. Hicret-i Nebevî’den sonra, Resûlullah’ın (s.a.v.) emriyle Hz. Talha bin Ubeydullah ile beraber Suriye tarafında araştırma ve oralardakilerin hâllerini inceleme vazifesiyle gönderildi. Bu vazifedeyken, Ebû Süfyân’ın başkanlığındaki kervanın durumunu araştırdı. Bedir Gazâ’sında bulunmadıysa da, Peygamber efendimiz (s.a.v.) O’nun oklarını attılar. Ganimetten pay ayrıldı. Peygamber efendimizin (s.a.v.) bütün gazvelerine katıldı. Cennetle müjdelendiği hâdise ve hadîs-i şerîf “On kişi Cennettedir. Ebû Bekir cennettedir. Ömer, cennettedir. Osman cennettedir ve Ali, Zübeyr, Talha, Abdurrahman bin Avf, Ubeyde bin Cerrah, Sa’d bin Ebî Vakkas Cennettedirler” (r.anhüm). Peygamberimiz bu dokuz kişiyi zikr edip, sustu.

Sahâbe-i kirâm: “Yâ Resûlallah onuncusu kimdir?” diye sorunca Resûlullah (s.a.v.), “Saîd bin Zeyd Cennettedir.” cevabını verdi.

Sâid bin Habîb der ki: Hz. Ebû Bekir, Ömer, Osman, Ali, Sa’d, Saîd, Talha, Zübeyr ve Abdurrahman bin Avf (r.anhüm)’ın Resûlullah katındaki yeri bir idi. Muharebede onun önünde, namazda arkasında idiler. Hadîs kitablarının en kıymetlisi olan Buharî ve Müslim bunu böylece bildirmektedir.

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Said bin Zeyd (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Aşe Bihike (Baverne köyü) Nusaybin

Said Bin Zeyd (Radiyallah-u anhu)- 2

Hz. Ebû Bekir halife olunca, O’na bîat etti. Hz. Ömer hilâfeti (13/m. 634-23/m. 644) zamanında 13 (m. 634)’de Ecnâdeyn muharebelerinde süvari kuvvetlerine, Fih! Muharebesi’nde piyade birliklerine kumanda etti. Şam’ın muhasarasına katılıp, şehrin fethinde bulundu. 15 (m. 636)’da Yermük Muharebesine katıldı. Hz. Osman halîfe seçildiğinde O’na bîat etti. Hz. Osman, O’na Kûfe’de iktâ olarak.bîr miktar arazi verdi. Hz. Osman’ın şehâdetine çok üzüldü.

Saîd bin Zeyd hazretleri zamanını devamlı ibadetle geçirirdi. Dünya ve dünyâ nimetlerinden daha çok âhireti düşünürdü. Makam ve mevki’yi hiç düşünmez, ancak kendisine bir vazife verilirse, bunu en iyi şekilde yerine getirirdi. Cihadı çok sever, gösterişi hiç sevmezdi. Duası kabul olanlardan idi. Bunun için kendisini kırmaktan herkes çekinirdi. Eshâb-ı kirâm’dan Abdullah bin Ömer, Amr İbni Hâris, Ebûttufeyl, tabiînin büyüklerinden Ebû Osman Hindi, Saîd İbni Müseyyeb, Kays bin Ebû Hazım ve başkaları hâl ve sözlerinden rivâyet etmiştir. Peygamber efendimizden kırksekiz hadîs-i şerîf rivâyet etmiştir. Rivâyet ettiği hadîs-i şerîflerden bazıları:

“Kim malının yanında, kanını, dinini, ehlini, korumak uğrunda öldürülürse o şehîddir.”

“Kim başkasına ait olan bir karış yeri haksız olarak, kendi mülküne dahil ederse kıyâmet gününde arzın yedi katı halka gibi boynuna geçirilir.”

“Kırmızı beyaz mantar (Kem’e) kudret helvası, nevindendir. Suyu gözlere şifâdır.”

 

KAYNAKLAR

1) El-A’lâm, cild-3, sh-94

2) Hilyet-ül-evliyâ, cild-1, sh-95

3) Târîh-ul-ümem-i ve’l-mülûk, cild-2, sh-15, 131

4) Üsüd-ül-gâbe, cild-2, sh-306

5) Tabakât-ı İbn-i Sa’d, cild-3, sh-379

6) Tam İlmihâl, 1060

7) Eshâb-ı Kirâm, 390

8) El-İstiâb, cild-2, sh-2

9) El-İsâbe, cild-2, sh-46

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Said bin Zeyd (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Girnavas köprüsü (İLKBAHAR) Nuasybin

Talha bin Ubeydullah (Radiyallah-u anhu);

İlk îmâna gelenlerden ve aşere-i mübeşşereden. Dedesi, Ebû Bekr-i Sıddîkın dedesinin kardeşidir. Bedir gazasında, Şam tarafında vazifeli idi. Diğer gazalarda bulundu. “Talha, ile Zübeyr, Cennette komşularımdır” hadîs-i şerîfi” ile medh edildi; Çok zengin olup bütün malını Allah yolunda dağıttı. Deve Harbinde Hz. Ali tarafında değil idi. Orada, ok ile şehîd oldu. Hz. Ali buna çok üzüldü. Ağlıyarak mübârek eli ile yüzünden toprağı sildi; namazını kendi kıldırdı.

Hz. Talha; Humne binti Cahş, Hz. Ebû Bekir’in kızı Ümmü Gülsüm ve Ûmmü Ebbân binti Utbe ile evlenmiş ve onu erkek, dördü kız ondört çocuğu olmuştur. Oğulları Muhammed, İmrân, İsâ, Yahya, İsmail, İshak, Yakub, Musa, Zekeriyyâ, SâIih olup, kızları ise Ümmü İshâk, Aişe, Şu’be ve Meryem’dir.

Hz. Talha’nın ismi Talha bin Ubeydullah bin Osman bin Amr bin Kâ’b olup, Künyesi Ebû Muhammed, lâkabı Feyyaz ve Hayyir (Çok hayır işleyen) dir. Hicretten yirmidört yıl önce Mekke’de dünyâya geldi. Soyu. altıncı babada Hz. Ebû Bekir onuncu babada ise Resûlullah (s.a.v.) ile birleşir: Babası Ubeydullah, Resûlullah (s.a.v.) peygamberliğini ilân ettiği zaman hayatta idi. Talha (r.a.) babasının vefâtından evvel Hz. Ebû Bekirin tavsiyesine uyarak, İslâmiyeti kabul etmiş müslüman olmuştur. İlk îmân edenlerin sekizincisidir. Hz. Ebû Bekir vasıtasıyla îmân edenlerin beşincisidir.

Hz. Talha, İslâmı tanımadan önce de ticâretle uğraştığı için sık sık Mekke dışına çıkardı. Bu seyahatlerinden birinde Şam yakınlarında Busra kasabaşında bir panayıra gelmişti. Bir rahip: “Panayıra gelenlere sorun; içlerinde Mekke’den gelen var mı?” diye seslendi. Bunun üzerine Hz. Talha: “Evet, ben Mekkeliyim” dedi. Bunun üzerine rahib; “Ahmed (a.s.) zuhur etti mi!” diye sordu. Talha “Ahmed kimdir?” diye sordu. Rahip: “Abdullah bin Abdülmuttalibin oğludur. Orası O’nun zuhûr edeceği şehirdir. O peygamberlerin sonuncusudur. Kendisi Harem-i şerîften çıkarılacak, hurmalık, taşlık ve çorak bir yere hicret edecektir.” dedi.Rahibiasözleri Hz. Talha’nın kalbine yer etti. Oradan acele ayrılıp Mekkeye geldi ve “olan biten bir şey var mı?” diye sordu. “Evet var. Abdullahın oğlu Muhammed-ül-Emin peygamber olduğunu iddia etti. Ebû Kuhafe’nin oğlu da “Hz. Ebû Bekir, ona uydu.” dediler. Bunun üzerine doğruca Hz. Ebû Bekir’in yanına gitti. Ondan müslüman olduğu cevabını alınca, Hz. Ebû Bekire rahibin söylediklerini anlattı. Sonra birlikte Resûlullah’a gidip, müslüman oldu. Rahibin sözlerini Peygamber efendimize (s.a.v.) de anlattı ve Resûlullah tebessüm ettiler. Talha bin Ubeydullah (r.a.) müslüman olduğu zaman Mekkeli müşriklerden pek çok eza ve cefa gördü. Rivâyet olunur ki, Nevfel bin Huveylid bin Adeviyye adamları ile birlikte Hz. Ebû Bekir ile Hz. Talha’yı yakalayarak onları iple bağladılar ve işkence yaptılar. Temimoğulları da onlara sahip çıkmadı: Bu hâdiseden dolayı Hz. Ebû Bekir ve Talha’ya (r.a) bitişikler mânâsına gelen “karînân” dendi.

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Talha bin Ubeydullah (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu