‘Menkıbeler’ olarak etiketlenmiş yazılar

Bor-e Veysike Çağ-Çağ nehri (Nusaybin)

Rabi’a-tül Adaviyye (radiyallah-u anha)- 6

Rabi’a-tül Adaviyye (r.anha) Bir gün Hasan-i Basri (r.a.) nın evinin önünden geçiyordu. O sırada evin damında bulunan Hasan-i Basri (r.a.) Allah-u Teâlâ’nın muhabettinden çok ağlamış, gözyaşlarını rüzgar, aşağıdan geçmekte olan Rabi’a (r.anha) nın yüzüne düşürmüştü.

Damlaların nereden geldiğini araştıran Rabi’a (r.anha) yukarda ağlamakta olan Hasan-i Basri (r.a.) yi görünce;

-“Ey Hasan! Sakın gözyaşların nefsinin arzusuyla akmış olmasın! Bu gözyaşlarını içinde muhafaza et ki, içerde bir derya olsun. ALLAH-U TEÂLÂ’NIN MUHABBETİ İLE KAYNASIN.” Dedi.

Bir defasında kendisini sevenler ziyarete gelmişlerdi. Evde odayı aydınlatacak bir kandil yoktu. Gelenlere ise ışık lazımdı. Rabi’a (r.anha) parmaklarını üfledi.

Bunun üzerine;

-“Allah-u teâlâ’nin izni ile sabaha kadar parmaklarından ziya fışkırdı ve oda aydınlandı.”

Bir kimse, kendisine cebinden çıkardığı parayı vermek istedi. Rabi’a (r.anha) elini havaya doğru uzattı.

Avucları altınla dolu olduğu halde o kimseye;

-“Sen cebinden alıyorsun, bana böyle veriyorlar.” Dedi.

Bir gün iki kişi Rabi’a-tül Adaviyye (r.anha) yi ziyarete geldiler. İkisi de aç idiler.

-Yemeği helaldır.” Diye içlerinden yemek yemek geçti.

O anda kapıya biri gelerek, Allah rızası için bir şeyler istedi. Rabi’a (r.anha) evde mecut olan iki ekmeğini buna verdi. Gelen sevinerek gitti.

Bir saat kadar sonra bir kişi kucağında bir yığın ekmekle geldi. Rabi’a (r.anha) ekmekleri saydı onsekiz ekmek vardı.

Dedi ki;

-“Ekmekler yirmi olsa gerektir.”

Ekmeği getiren, ikisini saklamıştı. Çıkarıp iki ekmeği de verdi.

Oradakiler hayretle sordular;

-“Bu ne sırdır? Biz senin ekmeğini yemeye gelmiştik. Önümüze koyacağın ekmekleri kapıya gelene verdin. Ardından ekmekler geldi. Eksik olduğunu söyledin.”

Cevabında Rabi’a (r.anha);

-“Siz ikiniz gelince karnınızın aç olduğunu anladım. Önünüze koyacağım o iki ekmeği kapıya gelene verdim. Allah-u Teâlâ’dan bu ekmeklerin misafirlerin karnını doyuramayacağını, bunun için bir yerine on vermesini istedim. Çünkü; En’âm sûresi 160. Ayet-i Kerimesinde; “Bire on vereceğini” bildiriyor. Ben O’nun bu va’dine güvendim. İki ekmek yerine 20 ekmek geleceğini bildiğim için de ekmeklerin noksan olduğunu söyledim.

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Rabi’a-tül Adaviyye (Radiyallah-u anha) hurmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Alaman köprüsü (Nusaybin)

Rabi’a-tül Adaviyye (radiyallah-u anha)- 7

Bir defasında namaz kılarken gözüne bir kamış saplandı. Kalb huzur ve Allah-u Teâlâ’nın muhabbetinin her tarafını kaplamış olması hali o kadar fazla idi ki, namaz esnasında bunu hiç fark etmedi.

Namaz bitince oradakilere;

-“Gözüme bir bakın. Galiba gözüme bir şey girmiş.” Dedi.

Baktılar kamış parçası gözüne saplanmıştı. Güçlükle çıkardılar.

Rabi’a-tül Adaviyye (r.anha) , bir gece evinde geç vakitlere kadar namaz kılarken hasirin üzerinde uyuya kaldı.

Bu arada evine bir hırsız girdi. Her tarafı aradı, çalacak bir şey bulamadı

Giderken;

-“Girmişken boş çıkmayayım.”

Diyerek, Rabi’a (r.anha) dışarıda giydiği örtüsünü aldı. Evden çıkarken yolunu şaşırdı, kapıyı bulamadı. Geri dönüp örtüyü aldığı yere bıraktı. Bu sefer rahatlıkla kapıyı buldu. Kapıyı bulunca tekrar geri dönüp, örtüyü aldı. Fakat yine kapıyı bulamadı. Bu hal yedi def’a tekrarlandı.

Yedinici def’a tekrar örtüyü eline alınca şöyle bir ses duydu;

-“Ey kişi kendini yorma. O yıllardır kendini bize ısmarladı. Şeytanın ona yaklaşmağa gücü yok iken, hırsızın onun örtüsüne yaklaşması mümkün müdür? Git yorulma, boşuna uğraşma. O uyuyorsa da dostu uyanıktır ve onu korumaktadır.”

Bu hadiseden korkup dışarı fırlayan hızsız, tövbe edip bu kötü huyundan vazgeçti.

Hasan-i basri (r.a.) sual edip;

-“Ey Rabi’a (r.anha), yokluğu neden buldun?” dedi.

Cevabında Rabi’a (r.anha);

-“Kendimi Hak Teâlâ’ya teslim ve işlerimi O’na havale ettim.” Buyurdu.

Yine Hasan-i Basri (r.a.), sual edip;

-“Ey Rabi’a (r.anha), Hak Teâlâ aşkına sana ihsan olunan ilim ve amelden bana bir harf öğret.” Dedikte,

Cevabında Rabi’a (r.anha);

-“Ey Hasan! Cariyelikten kurtulalı beri iplik eğirip satarım, geçimimi temin ederim. Lakin hiçbir zaman iki akçeyi bir elime almadım. Kortum ki ikisi bir yere gelir de beni Hak Teâlâ’nın yolundan ve Ma’rifetullah’tan alıkoyar.”

Birinin;

-“Ya Rabbi, bana rahmet kapısını aç.” Diye dua ettiğini işitince,

Rabi’a-tül Adiye (r.anha);

-“Ey cahil, Allah-u Teâlâ’nın rahmet kapısı kapalı mı idi de şimdi açmasını istiyorsun? Rahmetin çıkış kapısı her zaman açık ise de giriş kapısı olan kalbler, herkese açık değildir. Bunun açılması için dua edilmelidir.” Dedi.

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Rabi’a-tül Adaviyye (Radiyallah-u anha) hurmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Alaman köprüsü (Nusaybin)

Rabi’a-tül Adaviyye (radiyallah-u anha)- 8

Kendisine dediler ki;

-“Hasan-i Basri hazretleri (r.a.) buyuruyor ki; (-“Cennete, Allah-u Teâlâ’yı görmekten bir an mahrum olursam öyle ağlayıp, feryad edeceğim ki, bütün Cennet ehli bana acıyacak.”)

-“Buna ne dersiniz?”

Rabi’a (r.anha) buyurdu ki;

-“Bu çok güzeldir. Lakin eğer dünyada, Allah-u Teâlâ’dan bir an gâfil olduysa ve bu gâfletinden dolayı aynen bildirdiği üzüntü, ağlamak ve inlemek meydana geldiyse ahirtte de dediği gibi olacaktır. Aksi halde olmayacaktır.”

Hep evinde bulunup dışarı çıkmaz, devamlı ibadet ederdi.

Birgün birisi ona;

-“Biraz dışarı çıksan da Allah-u Teâlâ’nın mahluklatı yaratmaktaki fevkalâde san’atını temaşa etsen.” Dedi.

Rabi’a-tül Adaviyye (r.anha);

-“Ben dışarıda san’atı temaşa edeceğime, içeride hep ibadetle meşgül oluyor ve san’atkarı müşahade ediyorum.” Buyurdu.

Rabi’a (r.anha) bir gece;

-“Ya Rabbi! Ya kalb huzuru ile namaz kılmamı nasib et, ya da kalb huzuru ile kılmadığım namazımı kabul buyur. Allahım benim bütün dünyadaki arzum ve işim, seni yadetmek, ahrette de Cemal-i İlahiyene kavuşmaktır. Ne olur, beni bu anlayışıma bağışla.” Diye yalvardı.

Rabi’a (r.anha) bazen Allah-u Teâlâ’ya şöyle niyazda bulunurdu;

-“Ya Rabbi! Benim dünyadaki bütün gayret ve maksadım, hep seni hatırlamak, hep seninle meşgül olmak, ahrette ise, cemalin ile müşerref olmaktır. Benim bütün arzum budur.”

Bir gün Rabi’a Hatun ağlıyordu. Dediler ki;

-“Ey Allah-u Teâlâ’nin sevgili kulu niçin ağlıyorsun? Rabbinle yakınlığın var”

Buyurdular ki;

-“Ayrılıktan korkuyorum. Belki ölüm vaktinde (Sen bana gerekmezsin Ey Rabi’a) diye Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) hitab buyurursa benim halim ne olur. Eyvah! Eyvah!” deyip ağladı.

Tevekkülü o dereceye ulaşmıştı ki;

-“Gök tunç olsa, yer demir kesilse, gökten bir damla yağmur düşmese, yerden bir bitki bitmese ve dünyadaki bütün insanlar benim çocuğum olsa, Allah-u Teâlâ’ya yemin ederim ki, onlara nasıl bakacağım düşüncesi aklıma gelmez, ÇÜNKÜ; ALLAH-U TEÂLÂ HEPSİNİN RIZKINI VERECEĞİNİ BİLDİRMİŞ VE ÜZRİNE ALMIŞTIR.” DERDİ.

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Rabi’a-tül Adaviyye (Radiyallah-u anha) hurmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Alaman köprüsü (Uzaktan görünüşü) Nusaybin

Rabi’a-tül Adaviyye (radiyallah-u anha)- 9

Bir zaman Rabi’a (r.anha) hasta olmuştu ziyaretine gelenler;

-“Ey Rabi’a (r.a.) görüyoruz ki sana gelmiş olan bir hastalık sana çok ızdırap vermektedir. Dua et de Allah-u Teâlâ (c.c.) senin çektiğin bu ızdırabı hafifletsin.” Deyince

Buyudular ki;

-“Siz biliyor musunuz ki, bu ızdırabı çekmemi Allah-u teâlâ irâde etmiştir.”

Onlar;

-“Evet biliyoruz.” Dediler.

Rabi’a (r.anha);

-“Madem bunu biliyorsunuz da, O’nun iradesine muhalefet etmemi, iradesinin tersini O’NDAN İSTEMEMİ NASIL İSTİYEBEİLİRSİNİZ?” dediği zaman

Onlar;

-“Ey Rabi’a (r.anha), peki senin arzun nasıldır?” diye sordular.

Rabi’a (r.anha) da;

-“Allah-u Teâlâ benim hakkımda ne irade buyurmuş, takdir etmişse ona razı olmak.” Buyurdu.

Bir gün kendisine sordular ki;

-“Ölümü arzu ediyor musunuz?”

Rabi’a (r.anha) buyurdu ki;

-“İnsanlardan birine karşı bir kabahat işlemiş olsam, O İNSANLA KARŞILAŞMAKTAN UTANIRIM . HALBUKİ ALLAH-U TEÂLÂ’YA KARŞI OLAN KABAHATLERİMİZ O KADAR ÇOKTUR Kİ HUZURUNA VARMAYI (ölümü) NASIL ARZU EDERİM?”

Kendisine dediler ki;

-”Bu yüksek derecelere nasıl ulaştın?”

Rabi’a (r.a.nha) buyurdu ki;

-“BENİ ALAKADAR ETMİYEN HER ŞEYİ TERK ETMEKLE VE EBEDİ OLANIN DOSTLUĞUNU ARZU ETMEKLE.

Rabi’a (r.anha), aralıksız olarak inlerdi ve onu hep dertli bir halde görürlerdi.

Yakınları dediler ki;

-“Hiçbir hastalığınız yok, ağlayıp sızlamanıza sebep nedir?”

Rabi’a (r.anha) da;

-“Benim gönlümde öyle bir dert var ki, tabibler tedavisinde aciz kaldılar. Yaramın merhemi Allah-u Teâlâ’ya vuslattır (kavuşmaktır). Böyle yanıp yıkılıyorum ki, belki maksadıma kavuşurum. Bu benim yaptığım ise, bu işte enaz olanıdır.” Diye cevab verdi.

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Rabi’a-tül Adaviyye (Radiyallah-u anha) hurmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Bor-e Veysike Çağ-Çağ nehri (Nusaybin)

Rabi’a-tül Adaviyye (radiyallah-u anha)- 10

Yaşı sekseni bulmuştu. Yolda kendi kendine yüreyebiliyordu. Fakat yaşlılığın te’siriyle yürümekte güçlük çekerdi. Öyle ki görenler, ha düştü, ha düşecek zanederlerdi. BÖYLE OLMAKLA BERABER KİMSENİN YARDIMIN KABUL ETMEZDİ.

Vefatı yaklaşınca yakınlarından Abede binti Şevval’i yanına çağırdı. Her zaman yanında taşıdığı kefeni göstererek;

-“Vefat ettiğim zaman beni bu beze sar ve defn et.” Diye vasiyet etti.

Vefat etmeden önce hasta yatağının başucunda bekleyen büyüklere;

-Kalkınız, burayı boşaltıp, yalnız buırakınız ki, Allah-Uteâlâ’nın melekleriyle baş başa kalayım.” Deyince, Oradakiler odayı boşaltılar. Kapıyı örtüler.

İçerden şöyle sesler geliyordu;

-“Ey Mutmaine nefs, razı olmuş ve razı olunmuş olarak Rabbine dön! Has kullarımın arasına katıl ve cennetime gir.” (Faecr suresi Ayet 89) Aradan biraz zaman geçti ses kesilmişti. İçeri girdiklerinde Rabi’a-tül Adaviyye (r.anha) nın vefat ettiğini gördüler.

135 (M. 752) tarihinde Kudüs’da vefat etti. Vefatından sonra Abede binti Şevval vasiyetini yerine getirdi. Tur dağı üzerine defn edildi.

Abede binti Şevval anlatıyor;

-“Rabi’a (r.anha) yi vefatından bir sene sonra ru’yada gördüm. Yeşil elbiseler giymiş, başında da yeşil bir baş örtüsü vardı.”

Ben;

-“Seni sardığım kefenine ne oldu?” dedim.

Rabi’a-tül Adaviyye (r.anha) bana;

-“Allah-u Teâlâ onları çıkardı ve bana bunları verdi.” Buyurdu.

Vefatından sonra kendisini ru’yada görenler;

-“Münker ve Nekir melekleri ile aranızda ne gibi bir şey oldu?”

Rabi’a (r.anha);
-“O iki heybetli melek gelip de bana ;
(-“Rabbin kim?”) sualını sorunca,
Onlara dedim ki;
-“Ey Melekler! Hemen geri gidip Rabbima şöyle arzediniz. Ey Allahım! Dünyada bunca halk arasında, ihtiyar bir kadıncağızı unutmadın. Ben, seni hiç unutur muyum?”

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Rabi’a-tül Adaviyye (Radiyallah-u anha) hurmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Bor-e Veysike Çağ-Çağ nehri (Nusaybin)

Rabi’a-tül Adaviyye (radiyallah-u anha)- 11

Nakledildiğine göre;

Muhammed bin Eslam Tusi (r.a.), Nu’man Tusi (r.a.) Rabi’a-tül Adaviyye (r.anha) nın kabri başına gelip;

-“Halin nasıldır?” diye sordular.

Allah-u Teâlâ’nın izniyle şöyle cevab verdi;

-“Allah-u Teâlâ bana çok şeyler ihsan etti. Ni’metler içindeyim elhamdulillah.”

Bessar bin Gâlip en-Necrani (r.a.) diyor ki;

-“Rabi’a (r.anha) ye için vefatından sonra hep dua ederdim. Bir defasında onu ru’yada gördüm.”

Bana dedi ki;

-“Hediyelerin nûr’dan mendil içinde ve nûrla kaplanmış tabaklarla bize sunulmaktadır..”

Ben;

-“Bu nasıl oluyor?” dedim.

Rabi’a (r.anha);

-“Hayatta olan MÜ’MİNLER ÖLÜLER İÇİN DUA ETTİKLERİNDE, İPEK MENDİLLER İÇİNDE NÛRDAN TABAKLARA KONUP, ÖLÜYE GÖTÜRÜRLER VE ; (-“Bu sana filan dostunun hediyesidir.”) denilir.” Buyurdu.

Rabi’a-tül Adaviyye (r.anha) mübarek sözlrinden bazıları;

-“Ya rabbi! Dünyada, bana neyi takdir etmiş isen, onların hepsini düşmanlarına ver. Ahrette benim için hangi ni’metleri ihsan etmeyi takdir etmiş isen onları da dostlarına ver. Ben sadece seni istiyorum.”

-”Ya rabbi! eğer sana ibadet etmem Cehennem korkusu ile ise beni Cehennem’e at. Eğer Cennet’e girmek ümidi ile ibadet ediyor isem, cennet’i bana yasak eyle. Eğer sırf, senin rızan için ibadet ediyor isem, o halde baki olan Cemalin ile müşerref eyle.”

Rabi’a (r.anha) çok defa şöyle derdi;

-“İstiğfar etmekle kurtulduk sanırız…Halbuki o istiğfarlerimiz da, bir başka istiğfara muhtaçtır.”

Kendisine sordular;

-“İnsanı Allah-u Teâlâ’ya yaklaştıran en üstün şey nedir?”

Rabi’a (r.anha);

-“Muhabbet sahibi olan kişi, muhabbetinden öyle sadık olmalı ki, gönlünde O’nun için olmıyan hiçbir sevgi bulunmamalı.” Buyurdu.

Rabi’a-tül adaviyye (r.anha) buyurdu ki;

-“Kul Allah-u Teâlâ’nın sevgisini tattığı zaman, Allah o kulunun kusurlarını kendisine gösterir. Böylece o, başkalarının kusurlarını görmez olur.”

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Rabi’a-tül Adaviyye (Radiyallah-u anha) hurmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Kasyan göleti (Nusaybin)

Amine-i Remiliyye (Radiyallah-u anha);

Tabiin devrinde yetişen hanım evliyaların büyüklerinden. Hicri ikinci asrın sonlarında, Kudüs civarında Remle şehrinde yaşamıştır. Doğum tarihi tam olarak bilinmemektedir. 200 yılında vefat etmiştir.

Amine-i Remliyye (Radiyallah-u anha) ilmi seviyesinin yükseliği ile kadın evliyalar arasında bilinmektedir. Kalbinde, dünyanın şan, şöhret ve malına zerre değer vermezdi.

Nefsinin zevk ve arzularından tamamen uzak olarak yaşar devamlı Allah u Teâlâ ya ibadetle meşgul olurdu ve dua ederdi. Haramlardan ve şüphelilerden kaçması, her şeyi Allah rızası için yapması herkes tarafından bilinirdi.

Bu bakımdan onu tanıyanlar, devamlı duasını isterlerdi. Hatta zamanın büyük evliyalarından olan bişr bin haris el-hafi hazretleri (r.a.), devamlı ziyaretine gider, ondan dua isterdi.

Günlerden bir gün bişr bin haris el Hafi hazretleri (r.a.) hastalandı. Yaşlı bir ihtiyar olarak rivayet edilen, o büyük hanım evliya, Remle’den kalkıp, bişr bin Haris (r.a.) in ziyaretine gitti.

Bu sırada Hanbeli mezhebinin kurucusu imam Ahmed bin Hanbel (r.a.) de Bişr bin Haris (r.a.) in ziyaretine gelmişti.

Yanında bulunan yaşlı ve ihtiyar hanımın kim olduğunu sorduğu zaman;

-“Amine-i Remliyye (r.a.) “ diye cevap verdi.

İmam Ahmed bin Hanbel (r.a.) hemen kendisinin duasına ihtiyacı olduğunu belirtti ve dua istedi. Bunun üzerine Amine-i Remliyye (r.a.) şu şekilde dua edildiği rivayet edilmektedir.

“Ey Allahım! Bişr bin Haris ve Ahmed bin Hanbel, Cehennem azabından kurtulmak istiyorlarsa, kurtar ve bağışla. Ey! Merhameti ve bağışı bol Allahım. Sen merhamet edenlerin en merhametlisindensin.”

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Amin-e Remiliye (Radiyallah-u anha) hurmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Bor-e Veysike Çağ-Çağ deresi (Nusaybin)

Mâlik Bin Dinâr (Radiyallah-u anhu)

Meşhur âlim ve velilerden. Künyesi Ebû Yahya’dır. Doğum tarihi kesin olarak bilinmemektedir. 131 (M.748) senesinde Basra’da vefat etti. Babası bir rivayete göre Sicistan diğer bir rivayete göre kabil esirlerindendi.

Sehab-i Kiramdan (r.anhüm) hadis rivayet ettiği içinde Tabiin’den olan, Mâlik Bin Dinâr (r.a.) Enes bin Mâlik (r.a.), Ahnef (r.a.), Hasan-i Basri (r.a.), İbn-i Sirin (r.a.), ikrima (r.a.), ve daha bir çoklarından hadis rivayet etmiştir. Kardeşi Osman Haris bin Vecih (r.a.), Abdusselam bin Harb (r.a.), Ca’fer bin Süleyman Ed-Dabi (r.a.), ve başkaları da ondan hadis rivayet etmiştir.

İlm-i Hasan-i Basri (r.a) den öğrendi. Ve O’nun sohbetlerinde kemâle geldi. Hattatlık yaparak geçimini temin ederdi.

Gençliğinde sefih (kötü) haline tövbe edip, dine uyma hususunda son derece titiz davranmış ve yükselmiştir. DUASI KABUL OLANLARDANDI.

Kerametleri ve menkıbeleri meşhur olan bu zata, Maliki Dinar (Dinar sahibi) de denilmiştir.

Bu ismin verilmesinin sebebi şöyle rivayet edilmektedir.

Bir defasında gemiye binmişti. Gemi ilerleyince gemici ondan ücret istemiş, o da parasının olmadığını söyleyince, bayıltıncaya kadar dövmüşlerdi. Ayılınca;

-“ Ücreti vermezsen, seni denize atacağız.”

Diyerek, tutup kaldırdıklarında, suyun üzerinde bir çok balıkların ağızlarında birer dinar (altın) olduğu halde gördüler. Bunun üzerine o, balıkların ağzından iki dinar alıp gemicilere vermiştir.

Gemiciler bu hali görünce onun evliya olduğunu anlayarak özür dilemişler. Malik (r.a.) ise bu hadise üzerine gemiden inip, deniz üzerinde gözden kayıboluncaya kadar yürüyüp gitmiştir.

Mâlik-i Dinâr (r.a.) buyurdular ki;

-“Hasta olduğum bir zamanda kimsem yoktu. Bazı şeylere ihtiyacım vardı. Yürümeye takatım olmadığı halde, sıkıntı ile yavaş yavaş yürüyerek çarşıya çıktım.” Bu sırada şehrin ileri gelenlerinden birisi geçiyordu.”

Bekçiler bana kenardan;

-“Yürü.” Diye bağırdılar.

-“Takatım olmadığı için yavaş yürüyordum. Biri geldi omzuma şiddetli bir kamçı vurdu. Ertesi gün o adamın elinin kesildiğini duydum.”

Mâlik Bin Dinâr (r.a.) buyurdular ki;

-“Din bakımından faydalanmadığın kimse ile dostluğu terk et. Amellerin en güzeli İHLAS’LA yapılan ameldir.”

Mâlik (r.a.) buyurdular ki;

-“Âlim, bildiği ile amel etmediği zaman, yağmur damlasının yalçın kayadan kayması gibi va’z ve nasihatı gönüllerden silinir gider.”

Mâlik bin Dinâr (r.a.) buyurdular ki;

-“Bahar yağmurları yeryüzünü yeşillendirdiği gibi, KUR’AN-İ KERİM DE KALBİN YAĞMURUDUR VE ONU CANLANDIRIR.”

Yine Mâlik-i Dinâr (r.a.) Buyurdu;

-“Şu üç şey dünyada en güzel kazançtır;”

-“1.Birincisi; Allah-u Teâlâ’nın sevgili kullarının sohbetinde bulunmak ve din kardeşleri ile sohbet etmek.”
-“2.İkincisi; Geceleri teheccüd namazı kılmak ve doya doya Kur’an-i kerim okumak.”
-“3.Üçüncüsü; Allah-u Teâlâ’yı hiç unutmayıp, O’nu zikretmek.

Mâlik bin Dinâr (r.a.) Buyurdu ki;

-“Şu beş şey bedbahtlığın alâmetidir;”

-“1.Birincisi; Gözün yaşarmaması,”
-“2.İkincisi;Kalbın katı olması,”
-“3.Üçüncüsü;Hayasızlık,”
-“4.Dördüncüsü;Dünyaya düşkün olmak,”
-“5.Beşincisi;Dünya için canından endişe etmektir. Mümin olan kimse Allah-u Teâlâ’dan korkar, boş sözlerden dilini koror.”

Mâlik-i Dinâr (r.a.) Buyudu ki;

-“Üç. Şey gönlü öldürür; Çok yemek, çok uyumak, çok konuşmak.”

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Malik bin Dinar (Radiyallah-u anhu) hurmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Bor-e Veysike Çağ-Çağ nehri (Nusaybin)

Mâlik Bin Dinâr (Radiyallah-u anhu)- 2

Mâlik-i Dinâr (r.a.) bir yıl hacca gitti. Haccını tamamladığı gece rü’yasında bir ses işitti.

Şöyle deniyordu;

-“Ya Mâlik hacca gidenlerden Muhammed oğlu Abdurrahman afedilmedi.”

Sabahlayın çevresinde Muhammed oğlu Abdurrahman’ı aramaya başladı.

Sordukları kimse ona;

-“Aradığın kimse Kur’an ehlidir. Her yıl hacca gelir.” Dediler.

Araya araya onu bir köşede Kur’an okurken buldu.

Abdurrahman Mâlik (r.a.) i görünce bir AH ÇEKİP BAYILDI.

Daha sonra şöyle dedi;

-“Beni Rü’yada gördün. Bana Allah-u Teâlâ’nın beni affetmediğini söylemeye geldin değil mi?”

Mâlik Bin Dinâr (r.a.) çok şaşırdı.

O’na hayret edip sordu;

-“Salihlerden birine benziyorsun. Çok merak ettim. Acaba, Allah-u Teâlâ seni niçin afetmiyor. Ne günah işledin.”

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Malik bin Dinar (Radiyallah-u anhu) hurmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Çağ-çağ deresi Bor-e Beşire Mecido (Nusaybin)

Mâlik Bin Dinâr (Radiyallah-u anhu)- 3

Adam;

-“Bir Ramazan ayının ilk gecesi idi. İÇKİ İÇİP SARHOŞ OLMUŞTUM. Babam beni aramış ve bir yerde yatar bulmuş. Beni çekince ben de sarhoşluktan ona vurup bir gözünü çıkarmıştım. O da bana bedduâ etmiş. Ertesi günü ayılınca neler yaptığımı büyük bir üzüntü ile öğrendim.”

-“Bütün içki küplerimi yok ettim. Kölelerimi AZAD ETTİM. Yaptıklarıma PİŞMAN OLUP, DOĞRU YOLA GİRDİM. Her yıl böyle hacca gelir DUA EDERİM. Fakat her seferinde sizin gibi birisi Ru’yam’da; “ALLAH SENİ AFETMEDİ.” Diye söyler.”

Tekrar ağlamağa başladı.

O’nun bu haline Mâlik bin Dinâr (r.a.) acıdı. Babasını sorup yerini öğrenerek onun yanına gitti.

Babası o büyük âlimi görünce şöyle karşıladı;

-“Hoş geldin Ya Mâlik!”

Mâlik bin Dinâr (r.a.);

-“Beni nasıl tanıdın?” buyurdu.

Adam;

-“Bugün Allah-u Teâlâ’ya dua edip seni görmeği dilemiştim.” Dedi.

Mâlik bin dinâr (r.a.);

-“Seni ziyaretimin bir sebebi var.” Buyurdu.

Adam;

-“Buyurun bir isteğiniz varsa hemen yerine getireyim.” Dedi.

Mâlik bin dinâr (r.a.);

-“Farzet ki kıyamet kopmuş, oğlun Abdurrahman’ı tutup Cehenneme götürüyorlar. Onu bu halde görsen üzülmez misin?” Buyurdu.

Bunu duyunca babası ağlamağa başladı.

Daha sonra kendine gelip dedi ki;

-“Sen Şahit ol ki, oğlumun kusurunu affettim ve ona hakkımı helal ettim.” Dedi.

Daha sonra Mâlik bin dinâr (r.a.) ondan izin alarak oğlunun yanına gidip müjdeyi verdi.

Mâlik bin dinâr (r.a.) Buyurdu ki;

-“Baban senin suçunu bağışladı. Biraz sonra seni görmeye gelecek.”

Bunu duyunca Abdurrahman ağlayarak tekrar bayıldı.

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Malik bin Dinar (Radiyallah-u anhu) hurmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu