‘Nakşibendi silsilesi’ olarak etiketlenmiş yazılar
Bayezid-i Bistam-i (Radiyallah-u anh)- 7
23 Haziran 2008Navala reş sonu (Nusaybin)
Sultan-ül Arifin lakabı ile meşhür olan Bayezed-i Bistami (r.a.): 7
Bâyezîd-i Bistâmî’nin mecûsî olan bir komşusu ve süt emme çağında bir de çocuğu vardı. Bu mecûsî sefere çıktı. Evlerini aydınlatacak bir şeyi bulunmadığı için çocuk ağlıyordu. Hz. Bâyezîd her gün bir çıra alıp, komşusunun evine götürdü. Mecûsî seferden dönünce durumu haber alıp, kendisinde değişiklikler hissetti Hz. Bâyezîd’e karşı kalbinde bir sevgi hâsıl olduğu hâlde, “O zâtın aydınlığı varken bizim karanlıkta bulunmamız hiç uygun değildir” dedi ve hemen Bâyezîd-i Bistâmî’nin huzuruna gidip müslüman oldu.
Bir gün sohbetinde bulunanlara, “Kalkınız, Allahü teâlânın velî kullarından birini karşılamaya çıkalım” buyurup, kalktılar. Yola çıktıklarında, İbrâhîm bin Şeybe-i Hirevî ile karşılaştılar. Hz. Bâyezîd ona, “Hatırıma, seni karşılamak ve Allah katında sana şefâat etmek geldi” buyurdu. O da, “Efendim siz bütün mahlûkâta şefâat etseniz yine fazla sayılmaz” dedi.
Bâyezîd-i Bistâmî (r.a.) bir gün talebeleriyle giderken delilerin bulunduğu bir tımarhanenin önünden geçiyorlardı. Talebelerinden birisi, orada, delilerin tedaviler için bir şeyler yapmaya çalışan baştabibe yaklaşıp, “Günah hastalığı ile hasta olanlar için bir ilâcınız var mıdır?” diye sordu. Baştabib cevap veremeyip susunca, ayağı zincirle bağlı delilerden biri, Bâyezîd’in (r.a.) teveccühü ile şöyle dedi: “O derdin ilâcı şöyledir: Tövbe kökünü istiğfâr yapr ağıyla karıştırıp, kalb havanına koyarak, tevhîd tokmağıyle iyice dövmeli. Sonra insaf eleğinden eleyip, gözyaşıyle hamur etmeli. Daha sonra aşkullah ateşinde pişirip, muhabbet-i Muhammediyye balından katarak, gece gündüz kanâat kaşığıyla yemelidir.”
Ebû Türâb Nahşebî’nin bir talebesi vardı. Allahü teâlâya olan muhabbetinin çokluğundan dolayı hemen hergün yüzlerce defa kendinden geçip bayılırdı. Bugün hocası, kendisine “Sen Hz. Bâyezîd’i görsen daha çok derecelere kavuşurdun” dedi ve o talebe ile beraber Hz. Bâyezîd’in yanına geldiler. Bâyezîd-i Bistâmî (r.a.) ile o talebe göz göze geldikleri anda talebe düşüp vefât etti. Bunun üzerin; Ebû Turâb Nahşebî dedi ki: “Yâ Bâyezîd, bu talebe öyle idi ki, Allahü teâlânın aşkı ile kendisinde ba’zı hâller olur, kendisinden geçerdi. Fakat sizi bir defa görmekle düşüp can verdi. Bu nasıl oluyor?” Hz. Bâyezîd buyurdu ki: “O kişinin hâli doğru idi. Önceden, onun müşahedesi kendi makamı kadar idi. Beni gördüğü anda, müşahedesi benim makamım kadar oldu. Lâkin o kimse buna takat getiremeyip, can verdi.”
Bir gece, ba’zı kimseler Hz. Bâyezîd’in nasıl ibâdet yaptığını, neler söylediğini işitmek için penceresinin altında dinlemeye başladılar. Seher vakti olduğunda bütün kalbiyle “Allah” dedi. Sonra düşüp bayıldı. Bayılmasının sebebi sorulduğunda “Sen kim oluyorsun? Senin haddine mi düştü ki, ismimi ağzına alıyorsun? şeklinde bir nida gelir diye çok korktum da eti onun için bayılmışım” buyurdu.
Bâyezîd-i Bistâmî (r.a.) namaz kılmak bu için mescide gelince kapıda bir miktar za durur ve ağlardı. Sebebini soranlara da, “Câmiyi, vücûdumla kirletmekten korkuyorum. Tövbe edip Allahü teâlâya yalvarıyorum, ondan sonra giriyorum” dedi.
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u teâlâ hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri Sağlam bir ittikadla Veli kullarına karşı saygılı olan ve onlara biat eden kullarından eylesin. Amin…
Fuad yusufoğlu
Bayezid-i Bistam-i (Radiyallah-u anh)- 8
23 Haziran 2008Girnavas Şelalesi (Uzaktan görünüşü) Nusaybin
Sultan-ül Arifin lakabı ile meşhür olan Bayezed-i Bistami (r.a.): 8
Bâyezîd-i Bistâmî’ye (r.a.) sordular ki: “Nefsine verdiğin en hafif ceza nedir?” Cevâbında buyurdu ki: “Bir defasında nefsim, bir itâatsizlikte bulundu. Buna ceza olarak bir yıl boyunca hiç su içmedim.” Bir gün ba’zı kimseler, Bâyezîd’in huzuruna gelip, yağmur yağması için duâ etmesini taleb etmişlerdi. Hz. Bâyezîd mübârek başını eğip, bir miktar duâ ettikten sonra, “Gidiniz, damlarınızın oluklarını kontrol ediniz” buyurdu. Ondan sonra 24 saat durmadan yağmur yağdı.
Bir defasında Hz. Bâyezîd’in kalbine şöyle ilham olundu: “Ey Bâyezîd! Hazinelerim, başkaları tarafından yapılan ibâdetlerle ve güzel hizmetlerle doludur. Sen bize öyle bir şeyle gel ki, o bizde olmasın.” Hz. Bâyezîd, “Yâ Rabbî! Hazinende bulunmayan şey nedir?” Kalbime ilham olundu ki, “Acizlik, zavallılık, çaresizlik, zillet ve ihtiyaç.”
Bâyezîd-i Bistâmî (r.a.) bir defasında şöyle anlattı: Bizim ruhumuzu, semâlara götürdüler. Cenneti, Cehennemi gösterdiler. Hiçbir şeye bakmadım. Hep Allahü teâlâyı düşünüyordum. Nice makamlardan geçirdiler. Nihayet ezeliyyet ağacını gördüm. Sonra “Yâ Rabbî! Sana gelebilmem için beni benliğimden kurtar” diye yalvardım. Bana bildirildi ki: “Ey Bâyezîd! Benliğinden kurtulup bana yaklaşman, Sevgili Peygamberime tâbi olmana bağlıdır. Onun ayağının tozunu, gözüne sürme yap. Onun bildirdiği hükümlere uymaya devam et. (Tasavvuf ehli arasında bu menkıbeye Bâyezîd’in mi’râcı” denir.)
”Bulunduğunuz şu derecelere nasıl kavuştunuz?” diye kendisine sordular. Cevâbında buyurdu ki: “Her yerde Allahü teâlânın gördüğünü ve bildiğini düşünüp, edebe riâyet etmekle” buyurdu.
Sâlihlerden bir zât şöyle anlatıyor: “Abdurrahmân bin Yahyâ’ya “Tevekkül nedir?” diye sordum “E-lin, bileğine kadar ejderhanın ağzında olsa, Allahü teâlâyı düşünüp, başkasından korkmamandır” buyurdu. Aynı suâli Hz. Bâyezîd’e de sorayım. Onun da cevâbını alayım düşüncesiyle kapısını çaldım. Kapıyı açmadan ve kim olduğumu sormadan, “Abdurrahmân’ın sözü sana kâfi gelmedi mi?” buyurdu. Kapıyı açmalarını istirham ettim. “İyi ama sen ziyâret için değil, suâl sormak için geldin ve kapının arkasında iken cevâbını aldın” buyurdu. Ben dönüp gittim. Bir sene sonra kendisini ziyâret etmek niyyetiyle yanlarına geldim. “Hoş geldin. Şimdi bizi ziyârete gelmişsin” buyurdu. Yanında bir ay kaldım. Bu zaman içinde kalbimden geçenleri bana haber verirdi.”
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ Hazrteleri (c.c.) bizleri ve sizleri Beyazid-i Bistami hazretleri (radiyallah-u anhu) nın yüzü hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin.
Fuad Yusufoğlu
Bayezid-i Bistam-i (Radiyallah-u anh)- 9
23 Haziran 2008Girnavas şelalesi (Nusaybin)
Sultan-ül Arifin lakabı ile meşhür olan Bayezed-i Bistami (r.a.): 9
Bir gün Hz. Bâyezîd’e “Peygamberler lakkında ne buyurursunuz?” diye sordular. Cevâbında buyurdu ki: “Biz onlar hakanda bir şey söyliyemeyiz ve onları anlıyamayız. Hâllerini anlamakdan âciziz. Onlar, bizim anlıyabildiğimizden çok daha yüksekdirler. Diğer insanlar, büyük velîleri ne kadar anlıyabilirse, velîler de peygamberleri ancak o kadar tanıyabilirler.”
Bâyezîd (r.a.) yanında bulunanlara, Allahü teâlâ kendilerinden râzı olduğu kimseleri Cennetine koyuyor değil mi?” diye sordu. Onlar “Evet efendim, öyledir” diye cevap verdiler. Bunun üzerine “Bir kimse, Allahü teâlânın rızâsına kavuştuktan sonra, bir andaki duyduğu zevk vesaâdet Cennetteki bin köşkten daha fazladır.” Bâyezîd-i Bistâmî (r.a.) bir defasında bir imâmın arkasında namaz kıldı. Namazdan sonra, o imâm, Hz. Bâyezîd’e “Siz bir yerde çalışıp para kazanmıyorsunuz. Başkalarından da bir şey istemiyorsunuz. O halde siz, nafakanızı nereden temin ediyorsunuz?” dedi. Hz. Bâyezîd bunu duyunca, “Ben hemen namazımı iade edeyim. Zîrâ, rızıkları kimin verdiğini bilmiyen birinin arkasında namaz kılmışım, bu ise caiz değildir” buyurdu.
Bâyezîd-i Bistâmî (r.a.) bir gün, talebeleri ile birlikte, gayet dar bir sokaktan geçiyorlardı. Hz. Bâyezîd, karşıdan bir köpeğin gelmekte olduğunu gördü ve geri çekilip köpeğe yol verdi. Talebelerinden birinin hatırına şöyle geldi: “İnsanoğlu hayvanlardan şereflidir. Hem bizim üstadımız, Sultân-ül-ârifîndir. Hem de etrafındakiler onun, her biri çok kıymetli sâdık talebeleridir. Bütün bunlara rağmen, üstadımızın bu köpeğe yol vermesinin hikmeti acaba nedir?” Bunun üzerine Hz. Bâyezîd buyurdu ki: “Şu köpek, hâl lisânı ile bana dedi ki, “Sana Sultân-ül-ârifîn olmak hil’atini ve bana da köpeklik postunu giydirdiler. Bunun tersi de olabilirdi.” Bunun üzerine ben de ona yol verdim.”
Bir defasında şöyle anlattı: “Bir gece sahrada vaha kenarında hırkamı üzerime örtüp uyumuştum. İhtilâm oldum. Hemen kalkıp gusletmek istedim. Hava çok soğuk olduğu için, nefsim, güneş doğduktan, hava ısındıktan sonra gusletmemi istiyerek gevşek davrandı. Nefsimin bana yaptığını görünce hemen kalkıp, buzu kırdım ve nefsime ceza olarak, hırka ile beraber guslettim. Gusülden sonra da, hırkamı çıkarmadım. Hırka buz bağlamıştı. Sonra “Ey Nefsim! Tenbelliğinin cezası işte budur” dedim.
İslam âlimleri Ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ Hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri; Tevbe kökünü İstiğfar yaprağıyla karıştıran, Kalb havanına koyarak, tehdid tokmağıyla iyice döven, sonra da insaf eleğiyle elekten geçiren, Gözyaşlarıyla hamur halına getiren, daha sonra da AŞKULLAH ateşinden pişirdikten sonra, Muhammed (s.a.v.) balından da katarak KANAAT kaşığıyla hazırlayan reçeteyi hazırlayan bu veli kullar hürmetine Afv eylesin. Amin.
Fuad Yusufoğlu
Bayezid-i bistam-i (Radiyallahu-anh)- 10
23 Haziran 2008Çağ-Çağ deresi (bor) -Nusaybin-
Sultan-ül Arifin lakabı ile meşhür olan Bayezed-i Bistami (r.a.): 10
Hz. Bâyezîd, “Oniki sene nefsimin ıslahı için çalıştım. Nefsimi riyâzet (nefsin arzularını yapmamak) körüğünde, mücâhede (nefsin istemediği şeyleri yapmak) ateşiyle kızdırdım. Mezemmet (nefsini kınayıp, ayıblamak) örsünde, melâmet (azarlama) çekici ile dövdüm. Böyle uğraşa uğraşa kendi benliğimden bir ayna yapıp beş sene kendimin aynası oldum. Yapabildiğim ibâdet ve tâatlarla bu aynayı cilalayıp parlattım. Bir sene ibret nazarı ile bu aynaya baktım. Neticede bu aynada gördüm ki, belimde, gurur, riya, ibâdete güvenip amelini beğenmek gibi kalb hastalıklarından meydana gelen bir zünnar bulunuyor. Bu zünnarı kesip atabilmek için beş sene daha uğraştım. Yeniden müslüman oldum” buyurdu.
”Ömrüm boyunca, Allahü teâlâya lâyıkıyla ibâdet edebilmeyi, namazımı lâyıkıyla kılâbilmeyi arzu ettim. Bu arzu ile, belki güzel namaz kılarım diye sabaha kadar namaz kıldım. Fakat kıldığım bütün namazları O’na lâyık olarak bulmuyordum. Nihayet, Allahü teâlâya şöyle yalvardım: “Yâ Rabbî! Sâna lâyık şekilde tam ve kusursuz olarak hiç namaz kılamadım. Kıldığım bütün namazlar hep Bâyezîd’e yakışır şekilde oldu. Beni ve ibâdetlerimi kusurlarımla birlikte kabul eyle.” “Bir zaman “Artık ben, zamanın en büyük evliyâsıyım” düşüncesi kalbime geldi. Hemen, buna pişman olup gönlüm hüzünle doldu. Şaşkınlık içerisinde Horasan’ın yolunu tuttum. Bir müddet gittikten sonra “Allahü teâlâ beni, kendime getirecek birini bana gönderinceye kadar buradan ayrılmayacağım” diye niyet ettim ve orada üç gün bekledim. Dördüncü gün dişi bir devenin üzerinde bir gözü görmeyen bir kişi geldi. “Nereden geliyorsun?” dedim. “Sen niyet ettiğin zaman üçbin fersah uzakta idim. Oradan geliyorum. Kalbini koru “zamanın en büyüğü benim” gibi düşünceleri hatana getirme!” dedi ve kayboldu.
”Uzun seneler nefsimi terbiye etmekle uğraşıp çile çektikten sonra, bir gece, Allahü teâlâya yalvardım, ilham olundu ki, “Şu testi ve aba sende oldukça, sana ruhsat yoktur.” Bunun üzerine yanımda bulunan testi ve abayı terk ettim. Bundan sonra bana bildirildi ki, “Ey Bâyezîd, nefsin hevâ ve hevesi için tuzaktaki tane misâli olan dünyâ mallarına gönül bağlayıp, sonra da Allahü teâlâya kavuşmak için yol istiyen kimselere de ki, “Bâyezîd, nefsin istediklerini yapmayıp, istemediklerini yapmak suretiyle kırk yıl uğraştığı hâlde, yanında bulunan tank bir testiyi ve eski bir abayı terk etmedikçe izin alamadı. Siz, bu hâlinizle size izin verileceğini mi zannediyorsunuz. Asla izin alamazsınız.” Bâyezîd-i Bistâmı (r.a.) vefât ederken, kendisini sevenlerden Ebû Mûsâ ismindeki zât yanında bulunamamıştı. Fakat o gece rü’yâda “Arşı, başı üzerine alıp taşıyordu.” Bu rü’yâya çok hayret edip, hikmetini anlıyamadı ve bunu Hz. Bâyezîd’e sormak için yola düştü. Yolda, Hz. Bâyezîd’in vefât ettiğini haber aldı. Bistâm’a geldiğinde cenâze merasimi için, hesabı mümkün olmayan fevkalâde bir kalabalık gördü. Tabutunu taşımakla şereflenmek için yanaşmaya çalıştı. Fakat yanaşıp da tabutu taşımak mümkün olmuyordu. Diyor ki, “Gördüğüm rü’yâyı, unutmuş vaziyette, Hz. Bâyezîd’in tabutunu taşımakla şereflenmek istiyordum. Bu mümkün olmayınca tabutu taşıyanlar arasından meşakkatle geçip tabutun altına girdim ve başımı tabuta dayayıp öylece gidiyordum. Birden tabutun içinden bana şöyle hitâb ettiğini duydum. “Ey Ebû Mûsâ! İşte şu bulunduğun hâl akşamki gördüğün rü’yânın tâbiridir.”
Bâyezîd (r.a.) devamlı “Allah! Allah!..” derdi. Vefâtı ânında da yine “Allah!.. Allah!..” diyordu. Bir ara şöyle duâ etti: “Yâ Rabbî! Senin için yaptığım bütün ibâdet tâat ve zikirleri hep gaflet ile yaptım. Şimdi can veriyorum. Gaflet hâli devam ediyor. Allahım! Bana huzur ve zikir hâlini ihsan eyle.” Bundan sonra, zikir ve huzur hâli içinde ruhunu teslim etti.
Sultân-ül-ârifin Bâyezîd-i Bistâmî (r.a.) vefât ettikten sonra, büyüklerden biri kendisini rü’yâda görüp, “Allahü teâlâ sana ne muamele eyledi” diye sordu. Buyurdu ki, “Beni toprağa koydukları zaman bir ses duydum ki, “Ey Bâyezîd! Bizim için ne getirdin?” diyordu. “Yâ Râbbî! Sana lâyık hiç bir iyi amel yapamadım. Huzuruna lâyık hiçbir şey getiremedim, ama şirk de getirmedim” dedim.
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ Hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri; Tevbe kökünü İstiğfar yaprağıyla karıştıran, Kalb havanına koyarak, tehdid tokmağıyla iyice döven, sonra da insaf eleğiyle elekten geçiren, Gözyaşlarıyla hamur halına getiren, daha sonra da AŞKULLAH ateşinden pişirdikten sonra, Muhammed (s.a.v.) balından da katarak KANAAT kaşığıyla hazırlayan reçeteyi hazırlayan bu veli kullar hürmetine Afv eylesin. Amin.
Fuad Yusufoğlu
Bayezid-i Bistam-i (Radiyallah-u anh)- 11
23 Haziran 2008Çağ-Çağ deresi (Bor) Nusaybin
Sultan-ül Arifin lakabı ile meşhür olan Bayezed-i Bistami (r.a.): 11
Hz. Bâyezîd, vefât ettikten sonra, büyük zâtlardan birisi kendisini rü’yâda görüp sordu. “Münker ve Nekir sana nasıl muamele eyledi?” Cevâbında şöyle buyurdu: “O iki mübârek melek gelip (Rabbin kimdir?) diye sorunca onlara dedim ki: Bunu sormakla sizin maksadınız hâsıl olmaz. Siz bana O’nu soracağınıza, beni O’na sorun. Eğer O, beni, kulu olarak kabûl ederse ne a’lâ. Maazallah O, beni kulu olarak kabul etmezse, ben, yüz defa O, benim Rabbimdir) desem ne faydası olur?)”
Hz. Bâyezîd-i Bistâmî vefât ettikten onra, O’nun sâdık talebelerinden olan bir hanımefendi şöyle anlattı: “Kâ’be-i muazza-aayı tavaf ettikten sonra bir saat kadar efekkür ettim. Bu sırada uykum geldi ve irazcık uyudum. Rü’yâmda beni göğe ıkardılar. Allahü teâlânın izni ve lütfu ile, arş-ı a’lânın altını gördüm. Çok güzel okusu vardı. Nurdan yazılmış bir yazı gördüm (Bâyezîd Veliyyullah) yazılı idi ve yazının eni ve boyu da görünmüyordu.”
Velîler taifesinin efendisi Cüneyd-i Bağdâdî (r.a.) buyuruyor ki: “Velîler arasında Bâyezîd-i Bistâmî’nin yeri Melekler arasında Cebrâil’in (a.s.) yeri gibidir.”
Bâyezîd-i Bistâmî hazretlerinin tasavvufta derecesi çok yüksek idi. Tasavvuf ilminde sekr hâli (ilâhi aşk ile kendinden geçmiş iken) denilen bir hâlin kendisini kapladığı bir an, içinde bulunduğu durumu, müşahede ettikleri şeyleri anlatmak için “Sübhânî” demiştir. Bu sözü ba’zı kimseler anlıyamamış, Bâyezîd hazretlerinin şânına uygun olmayan sözler sarf etmişlerdir. Halbuki bu sözü büyük âlim İmâm-ı Rabbânî hazretleri birinci cild 43′üncü mektubunda şöyle açıklamaktadır: “Hallâc-ı Mensûr’un “Enelhak” ve Bâyezîd-i Bistâmî’nin (Sübhânî) sözünü tevhîd-i şühûdî bilmemiz lâzımdır. Bu suretle dîne uygun olurlar. Bu büyükler o hâl içinde, Allahü teâlâdan başka, hiçbirşey göremeyince, bu sözleri söylemiş, Allahü teâlâdan başka birşey yoktur demek istemişlerdir. “Sübhânî” sözü Hak teâlâyı tenzihtir. Kendini tenzih değildir. Çünkü kendi varlığını bilmemektedir. Birşeye hüküm veremez.”
Böyle hâllerle ilgili olarak Hindistanda yetişmiş büyük İslâm âlimi Abdülhak-ı Dehlevî hazretleri, (Merec-ül-Bahreyn) adlı kitabında diyor ki: “Tasavvuf büyükleri, İslâmiyete uymayan sözleri söylerken, çok kızan ve çok sevinen insan gibidirler. Kızmak ve sevinmek, insanın aklını örter, ihtiyarını giderir, ilâhî aşk ile kendinden geçmiş ba’zı tasavvuf erbabı da böyle şuursuz konuşmuşlardır. Bu hâllerinde onlar ma’zûrdurlar. Yalnız böyle sözlerine uymak caiz değildir” buyurmaktadır. Yine İmâm-ı Rabbânî hazretleri mektûbâtının üçüncü cild 121′inci mektubunda: “Esrârı ortaya dökmek olan böyle sözler, herkesin anladığı ma’nâ ile söylenmiş değildirler” buyurmaktadır.
Muhyiddîn-i Arabî hazretleri bu söz için, “Allahü teâlânın büyüklüğünü, hiç kusurlu olmadığını en iyi şekilde bildirmektedir” dedi. Tenzihin tenzihidir, buyurdu.
Görülüyor ki, bu sözü ile İslâmiyete uygun olan bir şeyi anlatmak istemiştir. Sekr hâlinde olduğundan başka kelime bulamamış, ince bilgilerini, herkesin anlıyamayacağı kelimelerle bildirmiştir.
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ Hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri; Tevbe kökünü İstiğfar yaprağıyla karıştıran, Kalb havanına koyarak, tehdid tokmağıyla iyice döven, sonra da insaf eleğiyle elekten geçiren, Gözyaşlarıyla hamur halına getiren, daha sonra da AŞKULLAH ateşinden pişirdikten sonra, Muhammed (s.a.v.) balından da katarak KANAAT kaşığıyla hazırlayan reçeteyi hazırlayan bu veli kullar hürmetine Afv eylesin. Amin.
Fuad Yusufoğlu
Bayezid-i Bistam-i (Radiyallah-u anh)- 12
23 Haziran 2008Girnavas şelalesi – uzaktan- (Nusaybin)
Sultan-ül Arifin lakabı ile meşhür olan Bayezed-i Bistami (r.a.): 12
Bâyezîd-i Bistâmî hazretleri buyuruyor ki:
”Dilini, Allahü teâlânın ismini anmaktan başka işlerle uğraşmaktan ve başka şeyler konuşmaktan koru. Nefsini hesaba çek. İlme yapış ve edebi muhafaza et. Hak ve hukuka riâyet et ibâdetten ayrılma. Güzel ahlâklı, merhamet sahibi ve yumuşak ol. Allahü teâlâyı unutturacak her şeyden uzak dur ve onlara kapılma.
”Otuz sene mücâhede eyledim, ilimden ve ilme uymakdan daha zor bir şey bulamadım.” “Gözlerini harâma bakmaktan ve başkalarının ayıplarını görmekten koru.”
”Bir gece karanlığında odamda otururken ayaklarımı uzatmıştım. Hemen bir ses duydum. Sultanla oturan edebini gözetmelidir diyordu. Hemen toparlandım.”
”Ey Allahım! Ey kusurlardan uzak olan sonsuz kudret sahibi Rabbim. Sen ne dilersen yaparsın. Benim vücûdumu öyle büyült, öyle büyült ki Cehennemi ağzına kadar doldursun. Böylece başka kullarına yer kalmasın. Onların yerine ben yanayım.” (Hz. Ebû Bekir de (r.a.) böyle duâ ederlerdi.)
”Siz havada uçan birisini gördüğünüz zaman hemen o kimsenin fazîletli, kerâmet sahibi birisi olduğuna hüküm vermeyin. Hatâ edebilirsiniz. O kimsenin hakikaten fazîlet ve kerâmet sahibi olduğunu anlamak için, İslâmiyetin emirlerine uymaktaki hassasiyetine, Peygamber efendimizin ahlâkı ile ahlâklanması ve sünnet-i seniyyeye uymasına, hakîkî İslâm âlimlerine olan muhabbet ve bağlılığına bakın. Bunlar tam ise, o kimse fazîlet ve kerâmet sahibidir. Bunlara uymakta en ufak bir gevşeklik ve zayıflık bulunursa, o kimse için fazîlet ve kerâmet sahibidir demek mümkün olmaz.”
”(Yâ Rabbî! Sana kavuşmak nasıl mümkün olur?) diye duâ ettim. Bir nida geldi, (Nefsini üç talakla boşa) diyordu.”
”Bu kadar zahmet ve meşakkatlere katlanarak aradığımı, annemin rızâsını almakta buldum. Çok basit gibi gelen anne rızâsını almanın, bütün işlerin evvelinde lâzım olduğunu anladım.”
”Günahlara bir defa, tâatlere ise bin defa tövbe etmek lâzımdır. Ya’nî yaptığı ibâdet ve tâatlere bakıp kendini beğenmek, o ibâdeti hiç yapmamak günahından bin kat daha fenadır.”
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ Hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri; Tevbe kökünü İstiğfar yaprağıyla karıştıran, Kalb havanına koyarak, tehdid tokmağıyla iyice döven, sonra da insaf eleğiyle elekten geçiren, Gözyaşlarıyla hamur halına getiren, daha sonra da AŞKULLAH ateşinden pişirdikten sonra, Muhammed (s.a.v.) balından da katarak KANAAT kaşığıyla hazırlayan reçeteyi hazırlayan bu veli kullar hürmetine Afv eylesin. Amin.
Fuad Yusufoğlu
Bayezid-i Bistam-i (Radiyallah-u anh)- 13
23 Haziran 2008çağ-çağ deresi (Nusaybin) -BOR-
Bayezid-i Bistam-i (Radiyallah-u anh)- 13
“İnsana zararı en şiddetli olan şeyin ne olduğunu bilmek istedim. Anladım ki, bu gaflettir. Gafletin insana yaptığı» zararı Cehennem ateşi yapmaz. Yâ Rabbî! Bizleri gaflet uykusundan uyandır. Lütuf ve keremin ile bu duâyı kabul eyle.”
”Bütün âlemin yerine beni Cehennemde yaksalar ve ben de sabretsem, Allahü teâlâya muhabbeti da’vâ edinmiş birisi olarak yine bir şey yapmış olmam. Allahü teâlâ da benim ve bütün âlemin günahını affetse rahmetinden ve ihsanından bir şey eksilmiş olmaz.”
”Bir kimsenin, Allahü teâlâya olan muhabbetinin hakîkî olup olmadığının alâmeti, kendisinde deniz misâli cömertlik, güneş misâli şefkat ve toprak misâli tevazu gibi üç hasletin bulunmasıdır.”
”Allahü teâlânın ni’metleri, her an herkese gelmektedir. O halde her zaman ona şükretmek lâzımdır.”
Bâyezîd-i Bistâmî (r.a.) bir gece, talebelerinden bir kısmı ile bir yere misafir oldular. Ev sâhibi evin aydınlanması için bir kandil yaktı. Bâyezîd-i Bistâmî (r.a.) yanında bulunanlara, “Bu kandilde bir gariblik görüyorum. Yanıyor ama ışık vermiyor. Hikmeti nedir?” diye sordu. Ev sahibi, “Efendim. Biz bu kandili bir gece yakmak için komşumuzdan emânet’ olarak almıştık. Bu akşam ikinci gece yakıyoruz” deyince, Hz. Bâyezîd, kandili söndürdü ve hemen kandili sahibine götürüp teslim edin. Arzu ederseniz, bir gece daha yakmak için izin isteyin” buyurdu. Ev sahibi kandili alıp komşusuna götürdü. Olanları anlattı ve tekrar izin alıp geri getirdi. Eve gelince kandili yaktılar ve oda aydınlandı. Bâyezîd (r.a.) buyurdu ki, “İşte şimdi ışığını görüyorum.”
Hz. Bâyezîd-i Bistâmî bir gün yanlışlıkla bir karıncayı öldürdü. Haberi ohınca, çok pişman olup ü-züldü, ölü karıncayı avucuna alıp, şefkat, merhamet ve hüzün ile ve kırık kalbi ile karıncaya üfürünce, Allahü teâlânın izni ile karınca canlanıp yürümeye başladı.
Bâyezîd-i Bistâmî (r.a.) bir gün çamurlu bir sokakta yürürken ayağı kaydı, düşmemek için duvara tutundu. Sonra araştırıp duvarın sahibini buldu. “Sokakta yürürken ayağını kaydı. Sizin duvarınıza tütündüm. Belki de duvarınızdan bir miktar toprak yere dökülmüştür. Hakkınızı helâl etmenizi istirham ediyorum” dedi. Meğer o kimse mecûsî imiş, “Sizin dîniniz bu kadar ince ve hassas mıdır?” dedi. Hz. Bâyezîd “Evet” deyince, o kimse hakkını helâl etti ve müslüman oldu. Bunun üzerine o mecûsînin evin-dekiler de müslüman oldu.
KAYNAKLAR
1) Tabakât-üs-sûfiyye sh-67
2) Hilyet-ül-evliyâ cild-10, sh-33
3) Tabakât-ül-kübrâ cild-1, sh-89
4) Risâle-i Kuseyrî sh-17
5) Vefeyât-ül-a’yân cild-2 sh-531
6) Sıfat-üs-safve cild-4, sh-89
7) Mîzân-ül-i’tidâl cild-1, sh-481
8) Şezerât-üz-zeheb cild-2, sh-143
9) Mir’ât-ül-cinân cild-2, sh-173
10) Nefehât-ül-üns sh-109
11) Rehber Ansiklopedisi cild-2, sh-285
12) Tezkiret-ül-evliyâ sh-86
13) Se’âdet-i Ebediyye sh-989
14) Eshâb-ı Kirâm sh-203
15) Keşf-ül-mahcûb sh-210
16) Mektûbât-ı İmâm-ı Rabbânî cild-1, mek. 43 cild-3, mek. 121
Cild; 3
Sahifeler;105 …114
İslam âlimleri anlikpodisi
Allah-u Teâlâ Hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri; Tevbe kökünü İstiğfar yaprağıyla karıştıran, Kalb havanına koyarak, tehdid tokmağıyla iyice döven, sonra da insaf eleğiyle elekten geçiren, Gözyaşlarıyla hamur halına getiren, daha sonra da AŞKULLAH ateşinden pişirdikten sonra, Muhammed (a.s.v.) balından da katarak KANAAT kaşığıyla hazırlayan reçeyi hazırlayan bu veli kullar hürmetine Afv eylesin. Amin.
Fuad Yusufoğlu
Ebü’l-Hasen-i Harkânı (Radiyallah-u anhu);
23 Haziran 2008
Ebü’l-Hasen Harkâni (r.a.) mübarek türbesi
Ebü’l-Hasen-i Harkânı (Radiyallah-u anhu);
Allah-u Teâlâ’ya ve ahrete ait ilimler ya’ni ma’rifetler sahibi büyük bir âlim. Künyesi Ebül-Hasen olup, ismi Ali bin Ca’fer’dir. Bistam’ın bir kasabası olan Harkân’da dünyaya geldi.
Ebü’l-Hasen Harkâni (r.a.), uzun boylu, güzel yüzlü, geniş alınlı, iri gözlü ve kumral idi.
Hazret-i Ömer (r.a.) e benzerdi.
İnsanları hakka da’vet eden onlara doğru yolu gösterip, hakiki ssâdete kavuşturan ve kendilerine “silsile-i âliyye” denilen büyük âlim ve “velilerin altıncısıdır.”
Büyük İslam âlimi Bâyezid-i Bistami (r.a.) nin ruhaniyetlerinden istifade ederek kemâle gelmiş, yükselmişti. Zamanın kutbu idi. 425 (M. 1034) senesinde Harkân’da vefat etti.
Ebü’l-Hasen Harkâni hazretleri (r.a.), oniki sene Harkân’dan Bistâm’a, hocasının kabrini ziyaret için gitti. Bu ziyarete giderken, yolda Kur’an-i kerim’i hatim ederdi. Her gittiğinde ziyaret ile ilgili vazifelerini yaptıktan sonra,
-“Ya Rabbi! Bâyezid (r.a.) e ihsan ettiğin sana ait ilimlerden; büyüklüğünün hakkı için, Ebü’l-Hasen kuluna da ihsan eyle.” Diye yalvarırdı.
Geri dönerken, hiçbir zaman bâyezid (r.a.) in türbesine arkasını dönmezdi. Yatsı ve sabah namazlarını türbede kılardı. On iki sene sonra, Allah-u Teâlâ’nın lütfu ile Bâyezid (r.a.) in ruhaniyetinden istifade edip olgunlaştı.
Allah-u Teâlâ’yı tanıtan kalb ilimlerinde ve diğer ilimlerinde talebe yetiştirmeye başladı. Pek çok talebesi vardı. Kerametleri, menkıbeleri ve veciz sözleri çoktur.
Çok anlatılan kerametlerinden biri de şudur;
Bir kafilede bulunan insanlar, üstadın huzuruna gelip;
-“Yollar korkuludur. Bize bir duâ öğretiniz.” Diye istirham edince
Ebü’l-Hasen Harkan-i (r.a.) Buyurdu ki;
-“O zaman, Ebü’i-Hasen’i hatırınıza getiriniz!”
Bu söz, gelenlerin hoşlarına gitmedi. Yolda eşkiya önlerine çıktı. Hepsinin mal ve meta’larını aldı. Yalnız, Ebü’l-Hasen Harkâni (r.a.) yi hatırlayan bir kimsenin malına zarar gelmedi.
Bu hale arkadaşları şaşıp, nedenini sorduklarında;
-“Hazret-i Ebü’l-Hasen Harkâni (r.a.) yi hatırladım ve kurtuldum.” Cevabını aldılar.
Gelip durumu Ebü’l Hasen Harkâni hazretleri (r.a.) ne anlattılar.
Ve
-“Biz Allah’tan yardım istedik, eşkiyalar bizi soydu fakat seni hatırlayıp, senden yardım isteyen şu arkadaş kurtuldu. Bunun hikmeti nedir?” diye sordular.
Ebü’l-Hasen Harkani hazretleri (r.a.);
-“O arkadaşınızı kurtaran, Allah-u Teâlâdır. Gümahkar ağızdan çıkan duâ’yı Cenab-i Hak kabul etmez. Bunun için siz Allah’a yalvardığınız zaman duânız kabul olmadı. Bu arkadaşınız beni hatırlayıp imdad isteğince, ben de Rabbim’e duâ ettim. (-“Ya Rabbi şu kulunu içinde bulunduğu belâden kurtar.”) Dedim. Rabbim benim duâmı kabul ettiği için, o arkadaşınız kurtuldu. Mes’ele bundan ibarettir.
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri Ebü’l-Hasen Harkani hürmetine (radiyallah-u anhu) nin yüzü suyu günahlarımızı aff eylesin. Amin.
Fuad Yusufoğlu
Ebü’l-Hasen-i Harkânı (Radiyallah-u anhu)- 2
23 Haziran 2008
Ebü Hasen-i Harkâni hazretleri (r.a.) nin mübarek kabirleri
Ebü’l-Hasen-i Harkânı (Radiyallah-u anhu)- 2
Bir gün İbn-i Sina (r.a.), Harkân’a Ebü’l Hasen-i Harkâni hazretleri (r.a.) ni ziyarete geldi, evinden sordu.
Hanımı, azarlayarak, orman gittiğini söyledi. (Hanımı, Ebü’l Hasen hazretlerinin büyüklüğüne inanmadığı için, ona uyugunsuz şeyler söyledi.)
İbn-i Sina (r.a.) ormana doğru giderken, Ebü’l Hasen Harkanı hazretleri (r.a.) nin, bir arslana odun yüklemiş gelmekte olduğunu gördü;
-“Bu ne haldır?” diye sorunca
Ebü’l Hasen Harkanı (r.a.);
-“Evimdekinin sıkıntı ve belâ yükünü taşıdığım için, bu arslan da bizim yükümüzü taşıyor.” Buyurdu.
Şöyle anlatılır;
Bâyezid-i Bistami hazretleri (r.a.), her sene bir defa, Dihistan’da şehidlerin bulunduğu “kum tepeyi” ziyarete giderdi. Harkan’dan geçerken durur ve havayı koklardı.
Talabeleri kendisine;
-“Efendim, sizin bu şekilde havayı koklamanızda hikmet nedir? Biz herhangi bir şeyin kokusunu duymuyouz.” Diye sorduklarında
Ebâ Yezid-i Bistamı (r.a.) buyurdu ki;
-“Evet öyledir. Fakat bu kasabadan öyle birisinin kokusu geliyor ki, onun adı “Ali”, künyesi “Ebü’l Hasen” dir. O, zamanın “Kutbu” olacaktır.
Vaktiyle Bistâm şehrinde bir çegirge sürüsü hücum etti. Bütün ekinleri ve sebzeleri yediler. Halk, bu hayvanlardan ve bu musibetten bir türlü kurtulamiyordu.
Halkın telaşını ve üzüntüsünü gören Ebü’l Hasen-i Harkanı (r.a.);
-“Ne oldu, bu halkın feryadı nedir böyle?” diye sordu.
Çekirgelerin ortalığı istila ettiklerini, bütün ekinleri perişan ettiklerini ve halkın üzüntüsünün bundan olduğunu söylediler.
Bunun üzerine ayağa kalkarak dama çıktı. Ve etrarına bir nazar etti. Çegirgeler derhal toplanıp şehirden uzaklaştılar. İkindi namazı vaktine kadar “bir tek çekirge” kalmadığı gibi, bütün ekinlerin yaprakları da eski hâline gelip, hiç ziyan olmadı.
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri Silsile-i Âliye’nin altıncısı olan Ebü’l-Hasen-i Harkânı hazretleri (Radiyallah-u anhu) nin yüzü suyu hürmetine günahlarımızı aff eylesin. Amin.
Fuad Yusufoğlu
Ebü’l-Hasen-i Harkânı (Radiyallah-u anhu)- 3
23 Haziran 2008
Ebü Hasen-i Harkân-i Hazretleri (r.a.) nin mübarek kabirleri
Ebü’l-Hasen-i Harkânı (Radiyallah-u anhu)- 3
İmâm-i Rabbani hazretleri (r.a.) “Mektubat” kitabında, Seyyid Şeyh Ferid (r.a.) e yazmış olduğu mektubta buyururyor ki;
-“İşittiğimize göre, Sultan Mahmud Gaznevi, bütün Asya’ya hakim olduğu zamanda, Harkan şehrine yakın gelmişti. Adamlarından bir kaçını, Harkân’a Şeyh Ebü’l Hasen-i Harkani hazretleri (r.a.) nin huzuruna göndermişti. Şeyh hazretlerini yanına çağırmıştı.
Şeyh hazretleri buna karşılık, bir özür beyân ederek gitmek istemediler.
Bu durum Mahmud Gaznevi’ye bildirilince;
-“Haydi kalkınız! Zira o bizim sandığımız kimselerden değildir. Biz O’na gidelim.” Dedi.
Sonra kendi elbisesini Kâdı İyad’e giydirdi ve on tane kadın cariyeyi erkek köle kılığına soktu. Kendisi de silahtar olarak, Kâdı İyâd’ın yanında Ebü’l Hasen-i Harkani (r.a.) nin evine girdi.
Mahmûd Gaznevi selâm verince, Ebü’l Hasen-i Harkani (r.a.) selamını aldı. Fakat ayağa kalkmadı.
Mahmud Gaznevi, Ebü’l Hasen-i Harkani (r.a.) ye;
-“Sultan için neden ayağa kalkmadınız?” diye sorunca,
Ebü’l Hasen-i Harkâni hazretleri (r.a.), Sultan Mahmud’a;
-“Maden ki seni öne geçirmişler, yanıma gel bakalım.” Dedi.
Soruya o anda cevap vermediler.
Sultan Mahmûd Gaznevi, Ebü’l Hasen-i Hârkani (r.a.),
-“Bâyezid-i Bistami (r.a.), nasıl bir zat idi?” diye sordu
Ebü’l-Hasen Harkan-i (r.a.);
-“Bâyezid (r.a) öyle kâmil bir veli idi ki, O’nu görenler hidayete kavuşurdu. Allah-u Teâlâ’nın razı olduğu kimselerden olurdu.” Diye cevap verdi.
Sultan Mahmud bu cevabı beğenmedi ve;
-“Ebû Cehl, Ebû Leheb gibi kimseler, Fahr-i Kâinâti, Serveri âlem Muhammed Mustafa (Sallallahu aleyhi ve sellem) yi nice kere gördüler. Bunlar hidayete gelmedi de, Bâyezid (r.a.) i görenlerin hidayete geldiklerini nasıl söyliyorsun?” Dedi.
(-“O, Resulullah (s.a.v.) efendimizden daha yüksek mi ki, iki cihanın efendisini, üstünlerin üstünü olan Allah-u Teâlâ’nın Sevgili Peygamberini gören, küfürden kurtulamadı da, Bâyezid-i Bistâmi (r.a.) yi görenlerin hepsi kurtulur diyorsun demek istedi.”)
Ebü’l Hasen-i Harkâni hazretleri (r.a.);
-“Ebû Cehl ve Ebû Leheb gibi ahmaklar, Allah-u Teâlâ’nın sevgili Peygamberini, insanların en üstünü olan Hazret-i Muhammed (s.a.v.) olarak görmediler. Ebû Talib’in yetimi, Abdullah’ın oğlu Muhammed (s.a.v.) i gördüler. O gözle baktılar. Eğer Ebû Bekr-i Sıdık (r.a.) gibi bakarak, Resulullah (s.a.v.) olarak görselerdi, eşkiyalıktan, küfürden kurtulur, O’nun gibi kemâle gelirlerdi.” Buyurdu.
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri Silsile-i Âliye’nin altıncısı olan Ebü’l-Hasen-i Harkânı hazretleri (Radiyallah-u anhu) nin yüzü suyu hürmetine günahlarımızı aff eylesin. Amin.
Fuad Yusufoğlu






