‘Cüneyd-i Bağdadi (r.a.)’ olarak etiketlenmiş yazılar

dsc02077kkellale1.jpg

Navala BÜNÜSRE  Küçük bir şelale (Nusaybin)

Bilginlerden bir kısmı der ki;

-“Birisinin, havada uçtuğunu, veya denizde yürüdüğünü, veyahut ateşi yediğini, veyahut da bunlara benzer başka bir şey yaptığını görürsen, fakat bu adam Allah-ü Teâlâ (c.c.) nın farzlarınden birini veya kasden Resûlüllah (Sallallahu aleyhi ve selem) ın sünnetlerinden birini terk ederse, bil ki o adam da’vasında yalancıdır. Onun yaptığı kerâmet değil, belki sihirbazlıktır.”

Böyle kimselerden Allah (c.c.) a sığınırız.

Cüneyd-i Bağdadi (r.a.) der ki;

-“Allah (c.c.) in inayeti olmadan, kimse Allah (c.c.) a ulaşamaz. Allah (c.c.) a erişmenin yolu ise Muhammed Mustafa (Sallallahu aleyhi vesellem) tabi olmaktır.

Ahmed el- Havâri (r.a.) de şöyle der:

-“Resûlüllah (Sallallahu aleyhi ve selem) ın sünnetine uymaksızın yapılan her amel batıldır.”

Nitekim Resulüllah (Sallallahu aleyhi ve selem) buyurmuştur:

-“Kim benim sünnetimi terk ederse ona şefaatım haramdır.”

Sehl (r.a.) şöyle der:

-“Allah (c.c) ı sevmenin alameti, Kur’an-ı kerim’i sevmektir. Allah (c.c.) ı ve Kur’an-ı Kerim-i sevmenin alameti de Resulüllah (Sallallahu aleyhi ve selem) ı sevmektir. Onun sünnetini sevmenin alâmeti de âhireti sevmek, ahireti sevmenin alameti, dünyayı sevmemektir. Dünyayı sevmemenin alâmeti, ondan yeteri kadar istifade etmek, ahiret hazırlığında bulunmaktır.

Rivayet edilir ki, Amr ibni Ubeyde (r.a.) evinden ancak üç şey için çıkardı.

1- Cemaatle namaz kılmak için
2- Hasyayı ziyaret etmek için.
3- Cenazede hazır bulunmak için.

Ve şöyle derdi

-“İnsanlari, hırsız, yankesici ve soyguncu olaark gördüm. Ömür, kıymeti biçilmez; nefis bir cevherdir. Ona layık olan, ahiret için ebedi ve kıymetli olan hususları dolduran bir hazine olmasıdır.”

Müslüman, daime temiz ve abdestli olmalıdır.

Mü’min;

Eza ve cefâya tahammül göstermeli. Kötülüğe, kötülükle mukable etmemeli, kötülük yapanların ıslahı ve bağışlanması için, Allah (c.c.) a yalvarmalı. Nefsi ve ameli ile kendini beğenmeye düşmemeli.

Çünkü;

Ucüp şeytanın sıfatındandır. Kendini daima hakir görmeli. Salih kimseleri ise hürmet ve ihtiramla karşılamalı. Salih olan kimselere hürmet etmeyi bilmeyen kimseye, Allah (c.c.) onların sohbetini haram kılar. Kim ibâdet ve teâtın büyüklüğü ve merhametliğini bilmezse, Allah (c.c.)onun kalbinden ibadet ve taat zevkini alır,

Fudeyl bin İyad (r.a.) a sorulur ve denir ki;

-“Ey Ebu Ali, kişi ne zaman Salih olur?”

Fudeyl bin İyad (r.a.) şu cevabı verir;

-“Niyetinde nasîhat,
-“Kalbinde korku,
-“Dilinde doğruluk,
-“Azalarında amel-i Salih bulunduğu zaman.”

Mükaşefetil Kulub (İmam-i Ğazali)

Allah-u Teâla hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri İbretle nasıhatleri dinleyen, dilinde doğruluk ve kalbinde korku bulunan kullarınden eylesin. AMİN…

Fuad Yusufoğlu

dsc06534gnenbat1.jpg

Güneşin Batışı (Nusaybin)

Rivayet edilir ki;

Yusuf (Aleyhisselam) Mısır ülkesine ve hazinelerine malik olup hükümdarlık tahtına geçtiğinde kendilerine yapılacak olan merasime giderken yanında memleketinin büyükleri ve ileri gelenlerinden on iki bine yakın insan vardı.

Azizi’in karısı, Yusuf (Aleyhisselam) u görmek için geçeceği yolun yüksek bir yerinde oturdu.

Ve şöyle dedi;

-“Ma’siyet sebebiyle hükümdarları köle yapan, kendisine itaat etmek sebebiyle de köleleri hükümdar yapan Allah (c.c.) ı tesbih ederim.”

Hırs ve şehvet, hükümdarları köle yapar. İşte bu da ifsatçıların cezasıdır. Sabır ve takva ise köleyi Hükümdar tahtına oturtur.

Allah-u Teala (c.c.) nın kur’an da kendisinden haber verdiği gibi Yusuf (Aleyhisselam) a şöyle buyurdu;

-“Kim, Allah’tan korkar, (belalara) sabrederse, muhakkak Allah, iyi haraket edenlerin mükafatını zayi etmez.” Yusuf suresi: Ayet 12/90

Cüneyd-e Bağdadi (r.a.) der ki;

-“Bir gece uyandım. Zikretmek için kalktım. Fakat daha önce bulduğum tadı bulamadım. Tekrar uyumak istedim uyuyamadım. Kalkıp oturdum, fakat bir türlü oturamiyordum. Huzursuz idim. Dışarı çıktım. Bir de baktım ki, yolda elbisesine bürünmüş bir adam vardı.”

Beni hissedince:

-“Ey Eba Kasım, benim için vaktin var mı?”

Ben de;

-“Ey Efendim sözleşmesiz mi? Dedim.”

O da;

-“Evet .”dedi.

O bana;

-“Allah (c.c) tan bana gelmen için senin kalbini bana çevirmesini istedim.”

Ben de;

-“Allah (c.c.) istediğini yaptı ne istiyorsun? Dedim.

O da;

-“Nefsin hastalığı ne zaman onun ilacı olur.” Dedi.

Ben;

-“Nefis heva ve hevesine muhalefet ettiği zaman.” Dedim.

Bunun üzerine nefsine yönelerek ona dedi ki;

-“İşit. Ben sana aynı cevabı yedi kere tekrarlamıştım. Sen kabul etmemiş.’İlle Cüneyd (r.a.) ın ağzından işiteceğim demiştin.’ İşte işittin.”

Sonra çekip gitti. Onun kim olduğunu anliyamadım.

Mükaşefetil Kulub (İmam-i Ğazali)

Allah-u Teâla hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri kendi nefsine hâkim olan ve şehevi hastalıklardan kurtulmak için nefis ve hevesine muhalefet eden kullarından eylesin. Amin…

Fuad Yusufoğlu

dsc084108410baznetakka-11.jpg

Bazne Taka (Nusaybin)

Şunu iyi bilmiş ol ki;

Allah (c.c.) zekatı İslami esaslardan biri kılmış ve nemaz la beraber zikretmiştir.

Cenab-ı Hâk (c.c.):

-“Namaz kılın, zekat verin.” Buyurmuştur. El Bakara suresi ayet: 2/43.

Peygamber (Sallallahu aleyhi vesellem) buyurdular ki;

-“İslam beş temel üzrine kurulmuştur.

-“Şehadet getirmek,”
-“Namaz kılmak,”
-“Oruç tutmak,”
-“Zekat vermek,”
-“Hac etmek.”

Namaz hususunda ihmalkâr davrananlar hakkında tehdid son derece ağırdır.

Cenabı Hâk (c.c.);

-“Vay o namaz kılanların halına ki, onlar namazlarından gafildirler.” Buyurmuştur. El mâûn suresi. Ayet : 107/4-5.

Zekat vermeyenler hakkında ise;

-“Altın ve gümüşü yığıp (biriktirip) de onları Allah yolunda infak etmeyenler (var ya) işte onları can yakan bir azabla müjdele.” Buyurmuştur.

Zekat veren kimsenin, dindar fakirleri seçmesi müstahaptir. Çünkü onlara verilecek zekat malın artmasını sağlar.

Peygamber (Sllallahu aleyhi ve selem):

-“Takvaya ermiş kimsenin yemeğini ye, senin yemeğini de ancak takvaya eren kimse yesin.” Buyurmuştur.

Çünkü dindar fakir, kendisine verilen parayı iyi yerlerde harcar, sen de ona para vermekle sevablı işlerinde ortak olmuş olursun.

Alimlerin biri, sofi olan fakirleri tercih ederek yalnız onlara ihsanda bulununca,

Kendisine;

-“Bütün fakirlere verseydin daha iyi olmaz mıydı?” diye sorulunca

Kendisi:

-“Hayır! Çünkü bunlar öyle bir taifedir ki bütün gayeleri Allah (c.c.) tır. Ben tutar da başkalarına da ihsan edersem, bu defa onların himmet ve gayeleri bölünüverir. Bir kimseye yalnız Allah (c.c.) ı düşünmek gayesini sağlayabilmem, benim için dünyadan başka gayesi olmayan kişiyle, bin lira vermekten daha iyidir.”

Onun bu sözü, Cüneyd el Bağdadı (r.a.) ye anlatılınca, tasvib etti ve şöyle buyurdu:

-“İşte bu Allah (c.c.) velilerinden bir velidir….

Devam edecek…

Kimya-yı Saadet (İmam-i Ğazali)

Allah-u Teala Hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri Daima namazı dosdoğru kılan ve zekatını hakkiyla veren kullarından eylesin. Amin…

Fuad Yusufoğlu

dsc084048404baznetaka31.jpg

Sinne Dize mevki-i (Nusaybin)

Onun bu sözü, Cüneyd el Bağdadı (r.a.) ye anlatılınca, tasvib etti ve

Şöyle buyurdu:

-“İşte bu Allah (c.c.) velilerinden bir velidir. Uzun zamandan beri bu kadar güzel bir söz duymadım.”

Anlatıldığına göre, sonra bu adamın işi bozuldu, alışverişi bırakmak istedi. Cüneyd El Bağdadı (r.a.) bunu duyunca, ona bir miktar para göderip,

-“Al bunu sermaye yap, düzenini bozma. Çünkü ticaret senin gibisine zarar vermez.” Dedi.

Bu adam bakkallık yapardı, fakirlerden, satmış olduğu şeyle karşılık para almazdı…

İbnil- Mübarek (r.a.) da ehl-i ilmi tercih ederdi. Kendisine;

-“Bu zekatı daha şumülü bir şekilde dağıtsanız olmaz mı? Denildiğinde;

-“Ben Peygamberlik rütbesinden sonra, ülemânin rütbesinden daha büyük bir rütbe tanımam. Binaenaleyh, ehli ilimden birinin kalbı kendi maddî ihtiyaciyle meşgül olursa, kendisini ilme veremez, onların kendilerini ilme adamalarını sağlamak elbette ki çok daha iyi bir haraket olur.” Diye cevab verdi.

Zekât veya sadaka verirken, sakatları, bilhassa akrabayı gözetlemek de hem sıla-ı rahim, hem de sadaka sevabları vardır. Sıla-ı rahim’in İslamdeki yeri ve ecri muhakkak ki büyüktür.

Zekatı veya sadakayı gizli vermekte bir beis yoktur. Çünkü kişi, zekat vermek istediği kişiyi insanlar arasında çoğu zaman mahcup duruma sokmak istemez.

Allah(c.c.) Resulü (Sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuşlardır

-“Sadakanın gizlisi, Rabbının gazabını söndürür.”

Cenabbi Hakkın;

-“Ey İman edenler, sadakalarınızı başa kakmak ve incitmek suretiyle heder etmeyiniz.” El bakara suresi Ayet: 2/264

İyiliğin en büyük düşmanı ve âfâtı, başa kakmaktır. Kendisine iyilik yapılan kimsenin de, bu iyiliğe karşı şükranda bulunması gerekir.

Çünkü Hadisi şerifte;

-“İnsanlara şükranda bulunmayan, Allah (c.c.) a şükretmez.”

Maruf’un (iyiliğin) eli, nerede olursa olsun bir ganimettir. Onu ister nankör taşısın, isterse şükreden. Şükredenin şükrü karşılıksız kalmaz. Nankörün davranışı da Allah (c.c.) a gizli olmaz.

Mükaşefe-tül Kulub (İmam-i Ğazali)

Allah-u Teala hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri Zekatına hakkiyle riayet eden, Namazı dosdoğru kılan kullarından eylesin. Amin…

Fuad Yusufoğlu

Çağ-çağ Barajı Sonbahar manzarası (Nusaybin)

Sırrı-yi Sekati (Radiyallah-u Anh)-6

Cüneyd-i Bağdad’ı (r.a.) şöyle anlatır; Bir gün Sırrı-yi Sekati (r.a.) nin yanına gittim.

Bana şunu anlattı.;

-“Hergün yanıma küçük bir kuş gelirdi. Elimdeki ekmek kırıntılarını yerdi. Bir kere bu kuş bana geldi. Fakat elime konup ekmek kırıntılarını yemedi.”

Ben kendi kendime;

-“Ne hata işledim?” diye düşündüm.

Daha önce ekmekle beraber bir sebze yemiştim. Bunu hatırladım ve;

-“Bir daha şüpheli şeyler yemiyeceğim.” Diyerek tevbe ettim. Bunun üzrine kuş elime kondu ve elimdeki ekmek kırıntılarını yedi.

Şöyle anlatılır;

Sırı-yi Sekati hazretleri (r.a.), bir bayram günü meşhur bir zatla karşılaşmış ve ona güler yüzlü olmayarak selam vermişti.

-“Neden böyle yaptın?” diye sorduklarında,

Sırrı-yi Sekati (r.a.);

-“Peygamber Efendimiz (s.a.v) bir hadis-i şerifte; “İki mü’min karşılaştıkları zaman, yüz rahmet aralarında taksim edilir. Bunlardan doksan rahmet, daha güler yüzlü olana verilir.” Buyurmuştur. İstedim ki, o benden daha çok sevab alsın.” Diye cevab verdi.

Cüneyd-i Bağdad’i (r.a.) yine şöyle anlatır;

Birgün Sırrı-yi sekati (r.a.) yanına gittim. Onu üzgün olarak gördüm.

-“Neden böyle üzgünsün?” diye sordum.

Sırrı-yi Sekati (r.a.);

-“Yanıma bir delikanlı geldi. Benden tevbenin ne olduğunu, izah etmemi istedi.”

Ben de;

-“Günahını unutma” diye cevab verdim.

O genç itiraz ederek;

-“HAYIR! BELKİ TEVBE, GÜNAHINI UNUTMAK VE BİR DAHA YAPMAMAKTIR.” Dedi.

Bende;

-“Buna üzüldüm.” Deyince

Sırr-yi Sekati (r.a.);

-“Benim kanaatım de gencin kanaatı gibidir.” Dedim.

Bunun üzerine Sırrı-yi Sekati (r.a.) sebebini sordu

Ben de;

-“Allah-u Teâlâ bana, işlediğim günahıma tevbe etmemi nasib ettiği zaman, tevbe halınde günahı hatırlamak günah olmaz mı?” dedim.

Bunun üzerine Sırrı-yi sekati hazrteleri (r.a.) sükût etti.

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Tâlâ hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri Seyyidet nefise radiyallah-u anha veli kulun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Bor-e Gündük (Haci latif bahçesi) Nusaybin

Sırrı-yi Sekati (Radiyallah-u Anh)- 7

Sırrı-yi Sekati (r.a.) anlatır;

-“Yaya olarak, Rum diyarına gazâ için gitmiştim. İstirahat ederken, yorgunluktan sırt üstü yatmış, ayağımı duvara dayamıştım. O esnada bir ses duydum. Bu ses bana; ‘Ya Sırrı! Köle, efendisinin yanında böyle yatar mı?’ dedi.

Bundan sonra, bir daha ayağımı hiçbir şekilde uzatarak yatmadım.

Cüneyd-i Bağdad’ı (r.a.) şöyle anlatır;

Sırrı-yi Sekati (r.a.) hasta iken, üç günde bir ziyaretine giderdim. Bir def’asında yanına girdim, uyuyordu.

Başucunda ağlamaya başladım. Göz yaşlarım yanağına düştü. Gözlerini açtı ve bana bakınca;

-“Bana nasihat et.” Dedim.

O zaman buyurdu ki;

-“KÖTÜ HUYLU KİMSELERLE SOHBET ETME. İYİ HUYLU İNSANLARLA BERABER BULUNARAK, ALLAH-U TEÂLÂ’YA İBADET ET.”

Başka bir gün ziyarette gittiğimde, Sırrı-yi Sekati (r.a.) ye;

-“Kendini nasıl hisediyorsun?” diye sordum.

O bunun üzerine;

-“Hâlimden tabibıme nasıl şikayet edebilirim ki, bana bunu veren O’dur.” Buyurdu.

Ebü’l Abbas bin Mesruk (r.a.) şöyle anlatır;

Sırrı-yi Sekati hazretleri (r.a.) yi hastalığında ziyaretine gittim. Yanında uzun süre oturduk. Halbuki karnında bir sancı vardı. Sonra sırrı-yi Sekati (r.a.) ye yanında ayrılırken;

-“Bize dua edin.” Dedik.

Sırrı-yi Sekati (r.a.) ellerini kaldırdı ve şöyle dua etti;

-“Ya Rabbi! Bunlara hasta ziyaretinin nasıl olacağını öğret.”

Sırrı-yi Sekati (r.a.); Hişam bin Urve (r.a.) den şöyle rivayet ediyor;

-“Rsulullah (Sallallahu aleyhi ve selem) hastalığı şiddetlenip, cemaata gidecek takat bulamayınca; ‘Ebû Bekir (r.a.) e söyleyin namaz kıldırsın. Buyurdu. Bunun üzerine Hazreti Ebû Bekir (r.a.) üç gün cemaate namaz kıldırdı.’

-“Peygamber Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve selem) vefat ettiği günün sabah namazı vaktinde, mescide açılan odanın kapısından perdeyi kaldırdı. Hazreti Ebû Bekir (r.a.) cemaate sabah namazını kıldırmak için imâmete geçmiş idi. Eshabına bakıp, onları namazda saf tutup durduklarını görünce sevinerek tebessüm etti.”

-“Sonra mescide girdi. Resûlullah (s.a.v.) teşrifini fark eden Ebû Bekir (r.a.), mihrabden çekilmek üzere iken Resûlullah (a.s.v.) eliyle yerinde durmasını işaret edip, oturduğu yerde Ebû Bekir (r.a.) e uyarak sabah namazını kıldı.”

Devam edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Tâlâ hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri Sırrı-yı Sekatı Radiyallah-u anh veli kulun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Çağ-çağ baraji (Sonbahar manzarası)

Sırrı-yi Sekati (Radiyallah-u Anh)- 8

Sekati (r.a.); Eshab-i Kiramdan Hazim bin Harmele (r.a.) den şöyle rivayet ediyor; Bir gün yolda Resulullah (Sallallahu aleyhi ve selem) beni gördü ve buyurdu ki;

-“Ey Hazim! ‘La havle vela kuvvete ille billah’ sözünü çok söyle, zira o Cennetin hazinelerindendir.”

Sırrı-yi Sekati (r.a.) buyurdular ki;

-“Allah-u Teâlâ’yı görmekten mahrum kalmak, en şiddetli Cehennem ateşinden daha çok azab verir.”

-“Cehennemlik olanlar, Cehennmde iken Allah-u Teâlâ’yı görmekle şereflenebilselerdi, hiçbir zaman cenneti hatıralarından geçirmezlerdi.”

-“Çünkü, ismi AZİZ OLAN Hâk Teâlâ’yı seyretmek, ruha o kadar çok neş’e verir ki, bu neş’e ona, bedeninin çektiği azabı unutturur. Bu azb ile meşgül olmak hatırına bile gelmez.”

-“Cennette ise, Allah-u Teâlâ’yı temâşâden daha MÜKKEMMEL BİR Nİ’MET NEVCUD DEĞİLDİR. Cennetteki ni’metlerin hepsi yüz misli arttırılsa, fakat cennette olan kimselerle Allah-u Teâlâ (c.c.) arasında bir perde bulunsa, yine de cânı gönülden feryad ve figan ederlerdi.”

Sırrı-yi Sekati hazretleri (r.a.) dan bazı sözler;

-“En kuvvetli, kudretli insan, kendi nefsini yenendir.”

-“Yarın kıyamette herkesi, Peygamberi ile çağırırlar.
‘Ey Musa aleyhisselam’ın ümmeti’,
‘Ey İsa Aleyhisselam’ın ümmeti,’
‘Ey Muhammd Aleyhisselam’ın ümmeti derler.”

Ancak Allah-u Teâlâ’nın sevgili kullarına;

-“Ey Allah’ın veli kulları, Allah-u Teâlâ’nın katına geliniz.” Denir

Bunun üzerine onların gönülleri, sevinçten yerinden çıkacakmış gibi olur.

-“Salih bir kul olmak isteyip de, yarın yaparım diyerek günlerini geçiren kimse aldanmıştır.”

-“Bir adam, içinde Allah-u Teâlâ’nın yarattığı her türlü ağacın bulunduğu ve ağaçların üzerinde yaratılan her cins kuşun bulunduğu bir bahçeye girse ve bu bahçedeki kuşlar ona;

-“Ey Allah’ın veli’si sana selam olsun.” Deseler Nefs de bundan sükunet bulur ve gururlanırsa, bu kimse nefsinin esiri olur.”

-“Farzları yapmak, haramlardan kaçınmak, gafleti terk etmek, Allah-u Teâlâ’nın kendilerini çok sevdiği, evliyasının ahlakındandır.”

-“Bir kimsenin ahmak olduğunun alameti, kendi ayıbını bırakıp, başkasının ayıbıyla meşgül olmasıdır.”

-“Dil, kalbın tercümanı, yüz kalbın aynasıdır. Kalbde gizli olan, yüzde meydana çıkar.”

-“ŞU ÜÇ ŞEY ALLAH-U TEÂLÂ’YI ÇOK ÜZER. VAKTİ BOŞA GEÇİRMEK, İNSANLARLA ALAY ETMEK VE GIYBET ETMEK.”

-“Kulun amellerini boşa çıkaran, kulu en sür’atli helake götüren, devamlı hüzne boğan, cezayi çabuklaştıran, riya’yı sevdiren, ucba (Amellerini beyenip güzel görmek) götüren, baş olmak hevesine kaptıran şey, İNSANIN NEFSİNİ TANIMAMASI, KENDİ AYIBLARINI BIRAKIP, BAŞKALARININ AYIBLARINI GÖRMESİDİR.”

-“Gençler”

-”Gençliğinizin kıymetini bilin. Güç kuvvet elde iken, çok ibadet ediniz. Bizlerden (yaşlılardan) ibret alınız da, zaif ve güçsüz duruma düşmeden evvel, çok ibadet ediniz.” (O bu sözü söylerken, gençlerden daha çok ibadet ediyordu.)

-“Kul dört şeyle yükselir; bunlar”
-“1- ilim.”
-“2- Edeb.”
-“3- Emanet.”
-“4- İffettir.”

Sırrı-yi Sekati (r.a.) de, Allah korkusu, kendini küçük ve aşağı görme hali, o derece fazla idi ki;

-“Bağdad’da ölmek istemem. Çünkü bu insanlar, benim hakkımda iyi zan sahibidirler. Korkarım ki toprak beni kabul etmez de, herkese rezil olmuş olurum.”

Ramazan-i şerif ayında Bağdad’da vefat etti. Şûnizi Kabristanına defn edildi.

İslam ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Bu veli kullar hürmetine ahrette iman la gitmeyi müseyyer eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Dara Harabeleri (Mardin)

Cüneyd-i Bağdadi (Radiyallah-u anh);

Evliyanin büyüklerinden, tasavvuf ehlinin çok tanınmışlarından olup, “Seyyid-üt-tâife” denmekle meşhürdur.

Künyesi Ebü-l Kâsımdır. Cüneyd bin Muhammed 207 (m. 822) de Nehâvend’de doğdu. Bağdad’da büyüdü ve 298 (m.911) de 91 yaşında orada vefat etti.

Kabr-i şerifi, hocası ve dayısı Sırrı-yi Sekâti) (r.a.) nın kabri yanındadır. Süfyan-i Servi (r.a.) nın derslerinde yetişti.

Tasavvufu, dayısı Sırrı-yi Sekati (r.a.) den öğrendi. Asrı’nın kutbu idi. Binlerce veli yetiştirdi. Otuz defa yaya olarak hacca gitti. Kerametleri, nasıhatleri, hikmetli sözleri ve ihlaslı amelleri ile meşhür oldu.

İmam-i Şafi-i (r.a.) nin talebelerinden Ebu Sevr (r.a.) den öğrendi. Ayrıca Haris-i muhasebi (r.a.), Muhammed kassab (r.a.) ve başka zatlarla da sohbet etti.

Cüneyd Bağda’dı hazretleri (r.a.), otuz sene cemaatle namaza ilk tekbiri kaçırmadı. Namaz da kalbine dünya düşüncesi gelse, o namazı tekrar kılardı. Daima Allah-u teâlâ’yı hatırlardı. Her gün 400 rek’at namaz kılardı. Otuz yıl yatsı namazından sonra hiç uyumadan ibadetle meşgül oldu.

Cüneyd-i Bağdad’ı (r.a.) yedi yaşında iken, mektebten gelince babasını ağlıyor görüp, sebebini sordu.

-“Zekat olarak dayın Sırrı-yı Sekatı (r.a.) ye birkaç gümüş göndermiştim, almamış. Kıymetli ömürümü, Allah (c.c.) adamlarının beğenip almadığı gümüşler için geçirmiş olduğuma ağlıyorum.” Dedi.

Cüneyd (r.a.);

-“Babacığım, parayı bana ver ben dayım (Sırrı-yi Sekati’ye) a götüreyim.” Deyip dayısının evine gitti.

Kapıyı çaldı.

Dayısı (Sırrı-ye Sekati (r.a.);

-“Kim?” olduğunu sorunca;

Cüneyd-i Bağdadi (r.a.);

-“Ben Cüneyd’im dayıcığım. Kapıyı aç ve babamın zekatı olan bu gümüşleri al.” Dedi.

Dayısı (Sırrı-yı Sekati (r.a.);

-“Almam.” Deyince

Cüneyd-i Bağdad’ı (r.a.);

-“Adl edip babama emreden ve ihsan edip, seni serbest bırakan Allah-u Teâlâ için al.” Dedi.

Dayısı Sırrı-yi Sekati (r.a.);

-“Allah-u Teâlâ babana ne emretti, ve bana ne ihsan etti?” dedi


<<< Sırri-ye Sakati (r.a.) başka yazıyı okumak isterseniz tıklayın>>>

Devam edecek…

İslam âlimleri Ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri bu mübarek zat hürmetine afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Nusaybin (Bor-e Gündük)

Cüneyd-i Bağdad’i (Radiyallah-u anh)- 2

Cüneyd (r.a.);

-“Babamı zengin yapıp, zekat vermesini emretmekle adalet eyledi. Seni de fakir yapıp, zekatı kabul etmek ve etmemek arsında serbest bırakmakla ihsan eyledi.” Dedi.

Bu söz Sırrı-ye Sekati (r.a.) nin çok hoşuna gidip;

-“Oğlum! Gümüşleri kabul etmeden önce seni kabul ettim.” Dedi. Ve kapıyı açıp parayı aldı.

Cüneyd-i Bağdad’ı (r.a.) henüz yedi yaşında iken, hocası (ve aynı zamanda dayısı olan), Sirri-ye Sekati (r.a.) tarafından hacca götürüldü.

Mecsid-i Haram’da dört yüz kadar büyük zat şükrü ta’rif ve izah ettiler. Neticede dört yüz ayrı izah meydana geldi ise de, hepsi de bu ta’rif ve izahları yetersiz buldular.

Hazreti Sırrı-yi Sekati (r.a.) orada bulunan Cüneyd (r.a.) e;

-“Madem ki buradasın, bu hususta bir de sen bir şeyler söyle.” Dedi.

Hazreti Cüneyd (r.a.);

-“Şükür, Allah-u teâlâ’nın ihsan ettiği ni’met ile O’na isyan etmemek, O’na isyan için, ihsan ettiği ni’meti sermaye olarak kullanmamaktır.” Buyurdu.

Orada bulunanların hepsi bu cevaba pek sevinip, hepsi de;

-“Seni tebrik ederiz, Maksadı en güzel şekilde ifade ettin. Bu ancak bu şekilde ta’rif edilebilirdi.” Dediler.

Sırrı-ye Sekati (r.a.);

-“Yavrum öyle anlıyorum ki senin lisanın doğru ve kuvvetli olacak. Böyle güzel söyleyebilmek halı sana nereden geliyor?” deyince

Cüneyd-i Bağdad’i (r.a.);

-“Sizin sohbetlerinizde bulunmakla efendim.” Dedi.

Cüneyd-i Bağdad’i (r.a.) hocasına ait olan evin bir odasında kalırdı. Her an Allah-u Teâlâ’yı hatırlardı.

Seccadesi üzerine, sabaha kadar “Allah, Allah” der, aynı abdestle sabah namazını kılardı. Bu hâl senelerce devam etti.

Cüneyd-i Bağdad’ı (r.a.), nin şöyle anlattığı nakledilir;

-“Bir gece yıkanmak için suya ihtiyacım oldu. Hava çok soğuk olduğu için, sabah olmasını bekliyeyim, su ısıtırım veya hamama gidip yıkanırım,” dedim.

-“Sonra, düşündüm ki, ben yıkanmayı tehir için, sabah olamsını, su ısıtmak, hamama gitmek gibi bir sürü şeyleri istiyorum. Halbuki, Allah-u teâlâ bana sadece bir defa yıkanmamı emrediyor. Ben de onu tehir için çeşitli çâreler arıyorum. Benim yaptığım hiç münasip değil.” Dedim.

-“Hemen, gecelik elibisem üzerimde olduğu halde, soğuk su ile gusletmeye ve ıslak elbiseleri çıkarmayıp üzerimde kuruması için niyet ettim ve öyle yaptım.”

Devam edecek…

İslam âlimleri Ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri bu mübarek zat olan Cüneyd-i Bağdad’i hazretleri  nin yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Şeşça’vi Deresi başı (Bor-e Veysike)

Cünayd-i Bağdad’i (Radiayallah-u anh)- 4

-”O sırada mevki sahibi birini traş etmekte idi.”

Hemen traşını bırakıp,

-“Efendi kalk. Bir kimse Allah için bir şey istedi mi, bütün işler durur, derhal ona bakılır.” Dedi.

Sonra berber koltuğuna beni oturtup traş etti. Sonra da bana bir miktar altın verip,

-”İhtiyaçların için lazım olur, onlara harcarsın.” Dedi.

Ben bu hâle çok hayret edip, elime geçecek ilk parayı kendisine hediye etmeye niyet ettim.

Az bir zaman sonra bana Basra’dan bir kese altın gönderdiler. Hemen götürüp o keseyi, ona verince sebebini sordu.

Ben de niyetimi açıkladım.

Bunun üzerine bana;

-“Sen Allah rızası için beni traş et.” Dedin. Ben de o niyetle seni traş ettim. Şimdi bunları alırsam, niyetimde bir değişme olmasından korkuyorum.” Dedi.

Cüneyd-i Bağdad’i hazrteleri (r.a.) talebeleri ile otururlarken bir kimse geldi ve Cüneyd-i Bağdad’i (r.a.) nin önüne beşyüz dirhem bırakıp;

-“Bu parayı ihtiyacı olanlara dağıtırsınız.” Dedi

Hazreti Cüneyd (r.a.);

-“Bundan başka paran var mı?” dedi.

O kimse;

-“Evet, bunlardan başka çok param var.” Dedi

Cüneyd (r.a.);

-“Peki sahib olduğun paralardan başka daha çok paran olsun ister misin? Dedi

O kimse;

-“Evet isterim.” Deyince

Cüneyd-i Bağdad’i (r.a.);

-“Sen şu bıraktığın beş yüz dirhemi geri al. Çünkü, o paralara bizden çok senin ihtiyacın var. Zira biz, paramız olsun istemiyoruz.” Buyurdu.

Devam edecek…

İslam âlimleri Ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri bu mübarek zat hürmetine afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu