‘Mükaşefe-tül kulub’ olarak etiketlenmiş yazılar
Kanaat etmek
11 Temmuz 2008Navale reş-DİVANA- (Nusaybin)
Rivayet edilir ki;
İbrahim Bin Edhem (r.a) Horasan zenginlerinde idi. Kendi köşküne bolluk içinde yaşarken, bir gün köşkün penceresinden dışarı baktı.
Köşkün avlusunda bir adamın, elindeki pideyi yediğini, sonra uyuduğunu görür.
Hizmetçilerinden birisine:
-“Uykudan kalktığı vakit onu bana getir.” Diye tembihledi.
Adam uykudan uyandığı vakit, hizmetçisi onu alıp İbrahim Bin Edhem (r.a.) e götürdü.
İbrahim Bin Edhem (r.a.) ona şöyle dedi:
-“Ey Adam pideyi yedin. Sen açtın değil mi?”
Adam:
-“Evet.” Der.
İbrahim Bin Edhem (r.a.):
-“Doydun mu?”
Adam:
-“Evet .”der.
İbrahim Bin Edhem (r.a.):
-“Sonra iyice uyudun öyle mi?”
Adam:
-“Evet.”der.
İbrahim Bin Edhem (r.a.) kendi kendine şöyle der:
-“Kişi bu kadar ile kanaat edince, ben dünyayı ne yapayım.”
Mükaşefetil kulub (İmam-i Gazali)
Allah-u Teala Hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri Kanaat eden kullarından eylesin. AMİN……
Fuad Yusufoğlu
Yetimi gözetmek- 2
13 Temmuz 2008Sine dize-Mevki-i (Nusaybin)
Yüce Allah (c.c.) buyuruyor ki;
-“Gerçek, yetimlerin mallarını haksız (ve haram) olarak yiyenler karınlarına ancak bir ateş yemiş olurlar. Onlar çılgın bir ateşe (Cehenneme) gireceklerdir.”Nisa suresi ayet: 4/10
Katade (Radiyallahu anhu) der ki;
-“Ayet-i kerime, CATAFAN Kabilesinden bir adam hakkında nazil olmuştur. Bu adam kardeşinin yetim olan küçük çocuğunun malına vasi olmuş ve çocuğun malını haksız yere yemişti. Ayeti kerime deki,”Haksız yere ve haram olarak yemek” kaydedilmiştir. Bu kayıt ile, fıkıh kitablarında beyan edilen şartlar dahilinde vasinin yetimin malından yemesi çıkar. (O şartlar müvaccehesinde yemesi Helal olur.)”
Nitekim Cenabı Hak buyuruyor ki;
-“Velilerden kim zengin ise (yetimin malını yemeye tenezzül etmesin) kaçınsın. Kim de fakir ise o halde örfe göre (bir şey) yesin. Artık onlara mallarını teslim ettiğini zaman karşılarında şahid bulundurun.Tam bir hesab sonucu olmak bakımından ise şahid olarak Allah (c.c.) yeter.” Nisa Suresi ayet: 4/6
Yani:
Veli yetimin malından ancak ihtiyaci olduğu kadar yer. Yahud malından borç olarak yer. Veyahud da zor durumda kalırsa yetimin malından çalıştığının ücreti kadarını yer. Borç aldığı vakit ileride eğer durumu düzelirse borcunu öder. Düzelmezse vermez. O kendisine HELAL olur.
Allah-u Teala (c.c.) hazretleri bu ayetten önceki ayette yetimlerin hakkına riayet edilmesi ve itina gösterilmesi;
Hususunu beyan buyurmuştur;
-“Arkalarında aciz ve küçük evladlar bırakdıkları takdirden onlara karşı (halleri ne olacak diye düşünüp) endişe edenler, (himayeleri altındeki yetimler ve diğer mirasçılar hakkında da aynı hissi taşımamaktan) saygi ile korksun (lar), Allah (c.c.) tan sakınsınlar, (gerek vasiler, gerek onların nezdinde bulunanlar hatıra gönüle bakmayarak) sözü dosdoğru söylesinler.” Nisa Suaresi ayet: 4/9
Ayeti kerimenin ifade şekli ölürken malının üçte birinden fazlasını vasiyet eden hakkındadır diyenlerin hilafına delalet ediyor.
Allah-u Teala (c.c.) Davud (aleyhisselam) a vahy ederek buyurdu ki;
-“Ey Davud, yetime karşı şefkatlı bir baba gibi, dul kalmış kadına karşı şefkatlı bir koca gibi ol. İyi bil ki; neyi ekersen onu biçersin.Yani, sen başkalarına nasıl muamele edersen, sana da öyle muamele ederler. Zira muhakkak öleceksin. Senin yetim çocuğun ve dul kadının geride kalır.
Yetimlerin malları ve onlara zülm etmek hakkında ayet-i kerimeye uygun bir çok hadis-i şerif gelmiştir. Bütün bu hadisler insanları korkutarak bu öldürücü ve çok büyük günahtan insanları sakındırır.
Müslim (r.a.) ve başkaları rivayet eder:
Resulüllah (Sallallahu aleyhive sellem) buyuruyor ki;
-“Ey Ebu Zer, ben seni zayıf görüyorum. Ben kendim için sevdiğimi senin için de severim. Anaya babaya emretme, yetime vasi olma.”
Mükaşefe-tül Kulub (İmam-i Ğazali)
Allah-u Teala Hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri yetimin malına yaklaşmayan kullarından eylesin. AMİN…
Fuad Yusufoğlu
Kibir ve tevazu
13 Temmuz 2008Çağ-Çağ barajı (Nusaybin)
Muhammed İbn Vasi (r.a.) bir kere oğlunu böbürlenerek yürürken gördü:
Seslenip:
-“Sen kim olduğunu biliyormusun ? Annen yirmi altına satın aldığım bir cariyedir. Baban ise, müslümanlar arasında öyledir ki, onun gibi ne kadar az bulunursa, o kadar iyi olur.” Buyurdu.
Mitrab ibn Muhammed (r.a.) Muhalleb’ i böbürlenerek yürürken gördü:
-“Ey Allah (c.c.) kulu, Allah-u Teala (c.c.) böyle yürümeyi sevmez.”dedi.
Muhalleb’i:
-“Ya beni tanıyormusun? Dedi.
Mitrat ibn Muhammed (r.a.):
-“Tanıyorum. Başlangıcın pis kokulu bir su, sonun ise işe yaramayan bir leş. İkisi arası, yükü murdar bir hammallık.”dedi.
Resulüllah (Aleyhis selatu ve sellam) buyurdu:
-“Kişinin çoluk çocuğunun ihtiyacını kendisi temin edip taşımasını ve bu suretle gurur ve kibrini ezmesini severim.”
Resulüllah (Sallallahu aleyhive sellem) Ashabi kiram (Aleyhimürrıdvan) a buyurdu:
-“Nedendir ki, İbadetin tatlılığını sizde göremiyorum?”
Eshabi Kiram (Aleyhimmürrıdvan):
-“İbadetin tatlılığı nedir? Ya Resulullah (a.s.v.)” dediler.
Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu:
-“Tevazudur.”Buyurdu.
Aişe (r.a.) Anamız buyuruyor:
-“Siz ibadetlerin en faziletlisini biliyormusunuz. O tevazudur.”
Fudeyl İbn İyyad (r.a.) buyurdu:
-“Tevazu, kimden olursa olsun Hakkı (doğruyu) kabul etmektir. İsterse çocuk ve cahil kimseler olsun.”
İbni Semmak (r.a.) Halife Harun Reşide:
-“Ey Emirilmü’minin, Allah-u Teala (c.c.)
-“Kime mal,
-“Cemal
-“Ve haşmet verirse;
-“Malda: insanlara yardım,
-“Haşmet’te: Tevazu etsin.
-“Ve cemal da: ZAHİD olsun.
-“Allah-u Teala (c.c.) böyle olanların ismi HALİSLER DEFTERİNE yazılır buyuruyor.” Dedi.
Halife Harun Reşid kağıd kalem isteyip bu sözleri yazdı.
Süleyman (Alayhis selam) kendi ülkesinde zenginleri sabahlayın sorar, sonra fakirlerle oturur ve:
-“Miskinler miskinler le oturur.”Buyururdu.
Büyüklerden tevazu hakkında söz söyleyenler çoktur.
Hasan-i Basri (r.a.) buyurdu:
-“Tevazu evden çıkınca, gördüğün herkesi kendinden üstün bilmektir.”
Malik ibn Dinar (r.a.) buyurdu:
-“Eğer bir kimse mescidin kapısında seslense ve içinizde en kötünüz dışarı çıksın dese, zorla olmadan hiç kimse, benden önce dışarı çıkamaz.”
Abdullah Bin Mubarek (r.a.) bunu duydu ve buyurdu ki;
-“Malik Bin Dinar (r.a.) ın büyüklüğü bu sebeptendir.”
Kimya-yı Saadet (İmam-i Ğazali)
Allah-u Teala Hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri Kibrin şerrinden muhafeza eylesin. AMİN…….
Fuad Yusufoğlu
Tefekkür’ün hakikatı
14 Temmuz 2008Girnavas (cintepesi) mevki-i
Tefekkür, ilim öğrenmek istemektir. Kendiliğinden elde edilmeyen ilimler öğrenilmelidir. Bu da bir başkasının bildiklerini kendisinin de bilmesiyle meydana gelir.
Böylece iki marifet birleşir, aralarında üçüncüsü doğar, erkek ve dişiden çocuk meydana gelmesi gibi olur.
Bu iki marifet, üçüncü marifetin aslı olur. Sonra bir başkası ile birleşir, ondan da dördüncüsü meydana gelir. Bunun gibi ilimlerin çoğalması, nihayete doğru gider.
Bu yolla ilim elde edemeyen, asıl olan ilimlerin yolundan gitmemiştir. Böyle bir kimse sermayesi olmadan ticarete atılan kimseye benzer ki, bir şey yapamaz.
Eğer bilirse, fakat aralarını nasıl birleştireceğini anlayamazsa sermayesi olup alışveriş ilmini bilmeyene benzer.
Bunun hakikatini anlatmak uzun sürer. Burada bir misal vermekle yetinelim. Ahiret’in dünyadan daha iyi olduğunu bilmek isteyen kimse, dünyadan iki şey’i bilmeyince bunu anlayamaz.
Biri:
Sonsuz olanın geçici olandan iyi olduğunu bilmektir.
Diğeri de:
Ahiret’in sonsuz, dünyanın geçici olduğunu anlamaktır. Bu iki aslı bilince, zaruri olarak, ahiret’in dünyadan iyi olduğunu bildiren ilimler ondan meydana gelir. Bu meydana gelmekle mu’tezilenin dedikleri gibi demek istemiyoruz. Bu ise ayrı ve uzun bahistir.
Bundan anlaşıldı ki,
Bütün tefekkürün hakikati, kalbde hazır olacak iki ilmi aramaktır. İki atın birleşmesinden koyun doğmadığı gibi, herhangi iki ilimden de istenen ilim doğmaz.
İlimden her çeşidin, ayrı iki aslı vardır. Bu iki asıl kalbde bulunmayınca bu beklenen meydana gelmez.
Kimya-yi Saadet (İmam-i Ğazali)
Allah-u Teâla (c.c.) bizleri ve sizleri tefekkürün hakikatını idrak eden kullarından eylesin. AMİN….
Fuad Yusufoğlu
Tefekkür- 2
14 Temmuz 2008Girnavas mevki-i (Cin tepesi)
Yeryüzünde çeşitli hayvanlar vardır. Bir kısmı yürür, bir kısmı uçar, bir kısmı sürünür, kimi iki ayaklı, kimi dört ayaklıdır. Bazısının da çok ayakları vardır.
Havadaki kuşlara ve yerdeki böceklere bakın. Hepsinin şekli ayrı, görünüşü başkadır. Hepsinin görünüşü birbirinden güzeldir. Hepsine lazım olan şeyler verildi.
Her birine kendi yemeğini nasıl elde edeceği öğretildi. Yavrusunu koruyup nasıl büyüteceği, yuvasının nasıl yapacağı öğretildi.
Karıncaya bakın. Vaktinde gıdasını nasıl topluyor. Eğer buğdayı bulup taşıyamazsa ortadan kırıp ikiye bölüyor.
Örümceğe bakın, yuvasını nasıl yapıyor. Ve bunu yapmak için geometri kaidesine nasıl dikkat ediyor. Tükürüğünden iplikler yapıp iki duvar arasını örüyor.
Bir taraftan yapmağa başlayıp diğer tarafta götürüyor. Sonra iplikçiği boynuna alarak, boynu üzerine indirip bazısını uzak, bazısı yakın olmuyor. Düzgün bir şekil meydana geliyor. Sonra kendini bir köşesinde baş aşağı sarkıtıp bekliyor.
Ta ki bir sinek uçsun da kendisine gıda olsun. Yaptığı ağ sineğin ayak ve kanatlarına dolanıp uçmasına mani olunca hemen üzerine atılıyor, bunu yiyor ve bir diğerini avlamağa koyuluyor.
Arıya bakın, evini altı köşeli yapıyor. Çünkü dört köşe yapsa köşeler işe yaramayacak ve boş kalacaktı. Daire gibi yuvarlak yapsa deliklerin dışı boş kalacaktı.
Şekiller içerisinde daireye altıgenden daha yakın olan yoktur. Matematikçilerin sözü böyledir.
Allah-u Teala (c.c.) kendi lütuf ve rahmetiyle bu küçük hayvana öyle inayette bulunmuştur ki, ona en doğrusunu ilham eylemiştir.
Sivrisineğe de ilham eyleyip gıdasının senin kanında ve deri’nde olduğunu bildirmiştir. Ona ince uzun ve içi boş bir hortum verip, senin derini onunla deler ve kanını emer.
Bunun yanında ona bir his verip elini hareket ettirdiğin zaman kendisini yakalayacağını bilip kaçar. Ona iki de kanat lütfedip uçmasını, çabuk kaçmasını ve çabuk geri gelmesini sağlamıştır.
Eğer ona fazl ve inayetin den akıl ve dil vermiş olsaydı öyle şükrederdi ki, insan şaşırıp kalırdı.
Lakin o yine de hal diliyle şükür ve tesbih ediyor.
-“Fakat siz onların tesbihlerini iyi anlamazsınız.” Buyuruldu. İsra suresi Ayet 44.
Hayvanlardan hiçbir hayvan yoktur ki; lisanı hal ile kendisini yaratanın Celalini medh etmesin. Belki bütün bitkiler de aynı şekilde söylemektedir. Hatta alemin zerrelerinden bir zerre yoktur ki, aynı sözü söylemesin. Fakat insanlar bunu duyamazlar.
Nitekim Allah-u Teâla (c.c.):
-“Şüphe yok ki, onlar işitmekten azl edilmişlerdir. Buyuruyor. Ve yine buyuruyor:” hiçbir şey hariç değil, hepsi O’nu hamd ile tsbih eder. Fakat siz onların tespihini iyi anlayamazsınız.”
Bu da harikuladeliklerden sonsuz bir alem dir; anlatılması mümkün değildir.
Devam edecek…
Kimya-yı Saadet (İmam-i Ğazali)
Allah-u Teâla (c.c.) bizleri ve sizleri Kendi ayetlerinde tefekkür eden ve bu tefekkürü kendisine ibret kabul edip ve halis ameller işleyen kullarından eylesin. AMİN….
Fuad Yusufoğlu
Tefekkür- 5
14 Temmuz 2008
Aynı manzara (İlk bahar)

Aynı manzara (kış)
Bir başka tefekkür Allah-u Teâla (c.c.) hakkında tefekkürdür. Tefekkür ya zat-ı İlahide veya sıfatlarında veya fiil san’atlarında olur.
Tefekkürün en büyük makamı, Zat-ı İlahi ve sıfatlarında olandır. Fakat insanlar buna dayanamadıklarından ve akıllar buna ulaşamadığından şeriat bunu yasak etmiş ve
-“Zat-ı İlahi’yi düşünmeyiniz, onu anlayamazsınız.” Demiştir.
Bu zorluk Allah-u Teâla (c.c.) nın Celalının örtülü olmasından değil, belki çok açık olmasındandır. Çok nurludur. İnsanın gözü ise zayıftır, bu nurun karşısında insan gündüz uçamayan yarasa gibidir.
Çünkü yarasanın gözü zayıf olup güneş ışığına dayanamıyor. Ve gözünü açık bakamıyor. Fakat akşama doğru güneşin te’siri kararmaya başlayınca, yarasa da gözünü açıp bakabiliyor. İnsanların avamı da böyledir.
Fakat sıddıklar ve din büyüklerinde bakacak kuvvet vardır. Ama onlar da devamlı bakamazlar. İnsan güneşe bakabilir. Fakat devamlı bakarsa kör olacağından korkar. Bunun gibi büyüklerin devamlı bakışında da akılları kaçırma korkusu olur. O halde büyüklerin Allah-u Teâla (c.c.) dan ve sıfatlarından bildiklerini, avamın anlayacağı sözler dışında söylemelerine izin yoktur.
Mesela:
Allah-ü Teala (c.c.) Âlimdir, dileyicidir ve söyleyicidir derse, o bunlardan kendi sıfatlarına yakın bir şey anlar. Bunlar birer teşbihtir. Yalnız şu kadar söylemelidir ki, Allah-u Te3ala (c.c.) sözü insan sözü insan sözü gibi harf ve ses olmayıp hem O’nunla beraberdir ve hem de O’ndan ayrıdır.
Allah-u Teâla (c.c.) nın Yarattıklarından bulunan şaşılacak şeylerde Tefekkür:
Var olan her şey’i Allah-u Teâla (c.c.) var etmiştir. Hepsinde şaşılacak haller bilinmeyen vasıflar ve intizam vardır. Göklerin ve yerin zerrelerinden hiçbir zerre yoktur ki, kendini yaratanı tesbih, takdis etmesin.
-“İşte sonsuz kudret, işte sonsuz ilim.” Demesin. Bunlar anlatabilenlerden daha uzundur. Belki bütün denizler mürekkep, ağaçlar kalem ve bütün mahluklar katip olsa ve uzun seneler oturup yazsalar, yazacakları söylenmesi icap edenin yanında pek az kalır.
Nitekim Kur’an-i Kerimde,
-“Ey Habibim, de ki; Rabbimin sözleri için deniz mürekkeb olsa, Rabbimin sözleri bitmeden deniz biter. İkinci bir deniz getirsek yine biter.” Kehf Suresi Ayet 109 buyuruluyor.
Fakat kısaca biliniz ki;
Yaratılanlar iki kısımdır. Bir kısmından bizim hiç haberimiz yoktur. Onları düşünemeyiz.
Nitekim Allah-u Teâla (c.c.) buyuruyor ki;
-“Cinsleri, yerden biten şey’lerden ve insan cinsinden ve onların bilmedikleri şeylerden yaratan Allah her şey’den münezzehtir.” Yasin Suresi Ayet 36
Bizim bildiklerimiz de iki kısımdır. Biri arş, kürsi, melekler, cinler, şeytanlar ve böyle şeyler olup gözle görülmeyenlerdir. Bunlarda tefekkür çok kısa ve çok zordur. O halde gözle görülenlere kaldık.
Bunlar da;
Gökyüzü
Güneş
Ay
Yıldızlar
Yer ve yer üzerinde bulunan
Dağ
Sahra
Şehir ve denizler
Dağlarda ve toprakta bulunan cevher ve madenler
Yeryüzünde bulunan bitkiler
Karada ve denizde yaşayan
İnsan hariç bütün hayvanlardır.
İnsan ise bambaşka bir yaratıktır. Gökle yer arasında bulunan
Bulut
Yağmur
Kar
Dolu
Gök gürültüsü
Şimşek
Gök kuşağı ve havada meydana gelen hadisatın hepsi bu tefekkürün mevzuu olup bunlar da düşünebilir. Çünkü bunlar Allah-u Teâla (c.c.) nın manalı Sanatlarıdır.
O halde bunlardan bazısına kısaca temas edelim. Bunların hepsi Allah-u Teâla (c.c.) nın ayet ve işaretleri olup, bunlara bakmayı ve tefekkür etmeyi emretmiştir.
Allah-u Teâla (c.c.);
-“Göklerdeki ve yerdeki bir çok alametleri geçerler ve onlara bakmazlar.” Yusuf Suresi ayet 105. Buyuruyor.
Devam edecek…
Kimya-yı Saadet (İmam-i Ğazali)
Allah-u Teâla Hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri Her zaman Tefekkür eden ve bu tefekkürlerinden ibret alan kullarından eylesin. AMİN…
Fuad Yusufoğlu
Tefekkür- 6
14 Temmuz 2008Girnavas Mevki-i (Nusaybin)
Allah-u Teâla (c.c.) buyuruyor ki;
-“Göklerin ve yerin melekutundeki Allah’ın yaratıklarına niçin bakmazlar.” A’raf suresi: Ayet 185.
Kur’an-i kerimde böyle ayetler çoktur. Böyle ayetlere bakıp tefekkür et. Sana benliğinden yakın olan birinci ayetten, senin yeryüzündeki her şey’den daha şaşılacak bir halde olduğun, senin ise bundan haberin olmadığın anlaşılmaktadır.
Bir Ses; -“Kendinize bakın, azamet ve celali görürsünüz.” diyor.
Ayet-i Kerimede:
-“İçinizdedir, niçin görmüyorsunuz.” Zariyat Suresi : Ayet 21. Buyuruluyor.
O halde kendi evvelini düşün, bu alem’e nereden geldin, sen bir damla sudan yaratıldın. O bir damla su önce babanın beline ve annenin göğsüne koydu. Sonra bunu senin yaratılma tohumun yaptı. Bunun için erkek ve kadın arasına, bir araya gelme arzusunu koydu. Ana rahmin de yer hazırladı.
Erkeğin belindeki sudan tohum yaptı. Tohumun yerine atılması için, ikisi arasına şehvet koydu. Hayız kanından o tohuma su verdi ve seni nufte ve hayız kanından (yumurtadan) yarattı. Allak denen bu kan parçasını orada durdurdu. Sonra mudğa denen et halına döndürdü. Daha sonra ona ruh verdi. Bundan sonra bu bir halde bulunan kan ve sudan deri, et, damar, sinir ve kemik gibi şeyler yarattı.
En sonra vucudunun bütün azalarını yarattı. Yuvarlak bir baş, iki uzun el ayak yarattı. Sonra onun üstünde göz, kulak, ağız, burun, dil ve diğer azaları yarattı.
Vucudunun içinde mide, böbrek, dalak, rahim, mesane ve her biri başka şekilde olan barsaklar yarattı. Bunların her birini birkaç kısma ayırdı. Her parmakta üç boğum, her uzuvda deri, et damar, sinir ve kemik yarattı.
Bu iki bademden daha büyük olmayan gözde, yedi tabaka ve her tabakayı başka şekilde yarattı. Bunlardan birine ziyan gelirse göz görmez. Eğer gözdeki incelikleri acayip halleri beyan etmeğe kalkarsak ayrı bir kitap yazmak icab eder.
Biraz da bu ince sudan, kuvvetli ve sert kemiği nasıl yarattığını düşün. Ve bu kemiklerin her uzva mahsus şekil ve ölçülerine dikkat et. Kimi yuvarlak, kimi uzun, kimi yayvan, kiminin ortası boş, kiminin içi ilik doludur. Hepsini bir araya getirdi. Her birinin sayısında, şeklinde ve görünüşünde, bir veya bir çok hikmetler vardır. Bunun gibi kemikleri senin vucudunu ayakta tutan direkler eyledi.
Her şeyi onun üzerine yaptı. Omurları birbirlerine kaynatmış olsaydı, belini bükemezdin. Birbirinden ayrı olsalardı
Devam edecek….
Kimya-yi Saadet (İmam-i Ğazali)
Allah-u Teâla Hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri bu hikmetleri ayan, beyan olan Ayetleri tefekkür edip, kendilerine ders çıkaran ve bu dersleri tatbik eden kullarından eylesin. AMİN…..
Fuad Yusufoğlu
Tefekkür- 7
14 Temmuz 2008
Aynı manzara-AŞKE KEŞE-(yaz)

Ayni manzara-AŞKE KEŞE- (kış)
Her şeyi onun üzerine yaptı.
Omurları birbirlerine kaynatmış olsaydı, belini bükemezdin. Birbirinden ayrı olsalardı belini doğrultamaz, ayakta duramazdın. Bunun için bunlara haraket vermek için birbirine girme şeklinde yarattı. Bir araya getirdi,
Hepsini damar ve sinirlerle bağlayıp kuvvetlendirdi. Her omurun başında, birbirine kenetlenmesi için birbirine giren girinti ve çıkıntılar yarattı.
Bütün başta elli beş kemik yaratıp ince bağlarla birbirine bağladı. Böylece bir tarafına zarar gelirse diğerlerinin sağlam kalmasını ve hepsinin kırılmamasını temin etti.
Dişlerinin bir kısmını yayvan yaratıp öğütme vazifesi verdi. Bazısını ince ve keskin yaratıp yediği şey’leri kesip parçalamak ve sonra öğütücü dişlere göndermek şeklinde yarattı.
Boynu yedi omurden yaratıp, kas ve sinirler ile kuvvetlendirip başı onun üzerinde bulundurdu.
Sırtı yirmi dört omurdan yaratıp boynu onun üzerine koydu. Sonra
göğüs kemiklerini yarattı. Bütün bedene iki yüz kırk sekiz kemik yarattı. Hepsini anlatmak uzun sürer. Hepsinin hikmeti ve başka faydası vardır. Hepsi senin işlerini doğru yapmak için yaratıldı.
Bütün bunları, bu bir işe yarmayan sudan yarattı. Kemiklerden biri olmazsa bir iş yapamazsın, fazla olsa yine yapamazsın. Ayrıca bu kemiklerin ve azaların kımıldamasına, haraket etmesine ihtiyaç vardır.
Bütün bedeninde beş yüz yirmi yedi adale yaratıp her birine ayrı şekil verdi. Bazıları balık şeklinde, ortası şişkin, uçları ince, bazıları küçük, bazıları büyük olup et, sinir ve kendini koruyan tabakadan yarattı. Bunlardan yirmi dördü gözünü ve gözkapaklarını haraket ettirmen içindir. Diğerlerini buna kıyas eyle. Hepsini anlatmak uzun sürecek.
Sende üç menba yaratıp; onlardan bütün vucuduna akan dereler yaptı.
Birisi beyin olup; ondan sinirler çıkar ve bütün bedene yayılır. His ve haraket bununla olur. Bundan sırtındaki omurların içerisinde bir kanal akıtıp sinirleri içten, özden uzak eylemedi. Yoksa kuruyabilirdi.
İkinci menba ciğerdir. Ondan bedenin yedi uzvuna
Devam edecek….
Kimya-yı Saadet (İmam-i Ğazali)
Allah-u Teala Hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri bu hikmetli ayetleri tefekkür edip kendilerine ders çıkaran ve bu dersleri tatbik eden kullarından eylesin. AMİN…..
Fuad Yusufoğlu
Tefekkür- 8
15 Temmuz 2008Girnavas Mevki-i (Nusaybin)
Sende üç menba yaratıp; onlardan bütün vucuduna akan dereler yaptı.
Birisi beyin olup;
Ondan sinirler çıkar ve bütün bedene yayılır. His ve haraket bununla olur. Bundan sırtındaki omurların içerisinde bir kanal akıtıp sinirleri içten, özden uzak eylemedi. Yoksa kuruyabilirdi.
İkinci menba ciğerdir.
Ondan bedenin yedi uzvuna damarları gönderip, gıda sevk etmiştir.
Üçüncü menba yürektir.
Ondan da bütün bedene damarlar açıp rûh-i hayvânî’nin bu kanalla bütün vucuda gitmesini sağlamıştır.
O halde bu uzvunu düşün ve böylece her birinin nasıl ve niçin yaratıldığını tefekkür eyle.
Gözü yedi tabakadan yarattı, ona çok güzel renk verdi. Altında, üstünde göz kapakları yaratıp onu kaplamalarını ve silmelerini te’min etti. Uzun ve siyah kirpikler yaratıp onu daha güzel eyledi.
Ve gözün görmesini bunlarla kuvvetlendirdi. Göze tozların girmesine mani eyledi. Ve gözü bunların arasından dışarıyı görür şekilde yaptı. Yukardan gelen toz ve çöplerden gözü bunlarla korudu.
Bütün bunlardan daha şaşılacak vaziyete göz bebeğini yaratıp, göklerin ve yerlerin görülmesini rahatlıkla ona verdi. Gözünü kapayıp açınca bir anda göğün uzaklıklarını görebilesin.
Gözün ve aynanın bir şeyi görmesi ve göstermesindeki incelikleri ve acayıp halleri izah etmeye kalkarsak ciltlerle kitap olur.
Kulağı yarattı ve içine hiç bir haşerat girmemesi için içinde salgı yarattı.
Sonra sesleri toplamak ve kulak yoluna iletmek için kulak kepçesini yarattı. Onu eğri ve dalgalı yaratıp uyurken içeri giren bir haşeratın yolunu uzun edip bir şekilde uyandırmasını te’min etti.
Eğer ağız, burun ve diğer azaları böyle anlatmaya kalkarsak uzun sürecek.
Maksadımız, yol göstermek ve her birinde ne için olduğunu düşünmeyi bildirmektir. Bunda da kendisi yaratanın hikmet, azamet, lûtuf, rahmet, ilim ve kudretini anlayıp, kendisinin tepeden tırnağa kadar şaşılacak hâller içerisinde olduğunu düşünmesidir.
İnsanın içindeki ve dimağ hazinesindeki duygu ve kuvvetleri hepsinden daha acayibtır. Hatta göğsüne ve karnında olanlar da böyledir.
Mideyi daima kaynayan sıcak bir tencere gibi yapıp yemekler onda pişiyor.
Ciğer bunu kan yapıp uzuvlara gönderiyor. Safra kesesi bu kanın köpüğü olan safrayı tutuyor.
Dalak da bu kandaki lenfi tutup hastalıkları önlüyor. Böbrek suyunu ayırıp mesâneye gönderiyor. Rahim ve tenâsül aletlerindeki acayiplikler de böyledir.
Devam edecek….
Kimya-yı Saadet (İmam-i Ğazali)
Allah-u Teala Hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri bu hikmetli ayetleri tefekkür edip kendilerine ders çıkaran ve bu dersleri tatbik eden kullarından eylesin. AMİN…..
Fuad Yusufoğlu
Tefekkür- 9
15 Temmuz 2008Girnavas Mevki-i (Nusaybin)
Dalak da bu kandaki lenfi tutup hastalıkları önlüyor. Böbrek suyunu ayırıp mesâneye gönderiyor. Rahim ve tenâsül aletlerindeki acayiplikler de böyledir.
İnsanda acayıb manalar ve görme, işitme, akıl ve ilim kuvvetleri yaratıyor. Daha neler neler yaratıyor.
Sübhanallah! bir kimse bir duvarda güzel bir resim görse, bunu yapan ressamın maharetine hayret ediyor, onu pek çok methediyor.
Bir damla sudan vucudun içinde ve dışında bu inceliklerin meydana gelmesi ne kalem, ne de bir ressamın işidir. Bunları görüp de şaşmamak ahmaklıktır.
O’nun ve ilminin kemâlına kendini verip dalmamak, O’nun Cemal, Kemal, Şefkat ve rahmetine şaşıp kalmamak nasıl olur. Anne rahminde iken gıdaya ihtiyacın olunca ağzını açmadan midene bir miktar o kandan indirmese helak olurdun. Böylece göbek yolundan sana gıda verdi. Ana rahminden çıkınca göbeği bağlayıp ağzını açtı.
Sana yetecek kadar gıdayı annen vasıtasiyle verdi. Vucudunun zayıf ve nâzik ve yemeklere dayanmadığı o zamanda, lâtif gıda olan anne sütü ile besledi. Ana göğsünde çocuğu emzirecek meme yaratıp çocuğu boğmayacak şekilde ince kanallardan sütü geçirdi. Göğsünde bir bez yaratıp, kendisine gelen kırmızı kanı beyaza çevirip, temizleyip ve süzüp sana gönderiyor.
Annenin kalbine bir şefkat verip, seni bir saat aç görse huzuru ve rahatı kaçar. Süt emerken dişe ihtiyaç olmadığı için annenin göğsünü yaralamamak için dişi önceden yaratmadı. Yeme kuvveti hasil olunca sert şeyleri yemek için dişi yarattı.
şte bunları görüp kendini yaratanın azameti karşısında kendinden geçmemek, O’nun kemal, lûtüf ve şefkatına hayran olmamak Cemâl ve Celâline aşık olmamak ne büyük körlüktür.
Devam edecek….
Kimya-yı Saadet (İmam-i Ğazali)
Allah-u Teala Hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri bu hikmetli ayetleri tefekkür edip kendilerine ders çıkaran ve bu dersleri tatbik eden kullarından eylesin. AMİN…..
Fuad Yusufoğlu