‘Ömer bin Abdulaziz’ olarak etiketlenmiş yazılar
Tefekkür
03 Mart 2008
Karanfil
Allah Teala (c.c.) Kur’anı Kerimde şöyle buyuruyor:
-”Hakikat göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde (ve uzayıp kısalmasında) temiz akıl sahipleri için elbet ibret vardır.”
Bu ayeti okuyup da O’nu düşünmeyen kimseye yazıklar olsun.
Hasan-i Basri (r.a.) şöyle der:
-”Allah (c.c.) ı bir saat düşünmek, bir geceyi ibadetle geçirmekten hayırlıdır.”
Ömer Bin Abdulaziz (r.a.) şöyle buyurmuş:
-”Allah’ın (c.c.) nimetleri hakkında düşünmek, ibadetin en efdalidir.”
Bir zaman Ebu Şureyh (r.a.) yolda yürüyordu, bir kenara oturdu ve elbiselerine bürünerek ağladı.
Kendisine;
-”Seni ağlatan nedir?” diye sorulunca
Şöyle cevap verir:
-”Ömrümün bitişine, amelimin azlığına ve ecelimin yaklaşmasına ağlıyorum.”
Hasan-i Basri (r.a.):
-“Aklı olanlar daima zikirden fikre, fikirden zikre geçerler. Ta ki kalplerinin konuşmasını isterler. Kalpleri de konuşur.”
Davud el-Tai Hazretleri (k.s.) mehtaplı bir gecede damının üzerinde bulunuyordu. Göklerin ve yerin sırları hakkında düşünüyordu. Göğe bakarken ağlıyordu, bir ara komşusunun bahçesine düştü. Ev sahibi onu hırsız sanarak yatağından sıçradı. Elinde kılıcıyla üzerine yürüdü. Davud (r.a.) u gördüğünde geri döndü.
Kılıcını yere bırakıp şöyle dedi:
-”Seni damdan atan nedir?”
Davud el-Tai (r.a.) şöyle cevap verdi:
-”Bunu anlamadım, farkında değildim.”
Allah’ın bir evliyası yolda yürürken düşmemek için bir kadının omzuna dayandı.
Onu görenler;
-”Bu nice iştir?” dediler.
Kendisi:
-”Düşmemek için duvara dayandığımı sandım, farkında değilim.” dedi.
Mükâşefet ül-Kulûb (İmam-i Gazali)
Allah (c.c.) bizleri ve sizleri hakkıyla tefekkür eden salih kullarından eylesin. Âmin
Biz böyle değildik..(Neredeeeeeen nereye geldik…)
20 Mayıs 2008Girnavas Cin tepesi (Nusaybin)
Murşidim olan Kamili Mükemmel Muhammed el Haznevi hazretleri (k.s.) bir sohbetinde şöyle buyuruyordu:
-“Bizler Dünya’nın efendileriydik: Dinimize, kitabımıza (Kur’an-i kerim) bağlı kaldığımız müddetçe Dünya’nın efendileriyiz.”
Murşidim Muhammed el haznevi hazretleri (k.s.) sohbetine şöyle devam ediyordu;
-“Eğer bizler dinimize, kitabımız olan Kur’an-i kerime tekrar sarılırsak: zayıf ta olsak, kuvvetli de olsak zafer tekrar bizim olacaktır.”
Muhammed el haznevi hazretleri (k.s.) buyurdu ki:
-“Müslümanların dinlerine, kitaplarına bağlı oldukları zamanında raşat halifeler dönemine bakınız, Ömer bin Abdülaziz (r.a.) dönemine bakınız.”
-“Ömer bin Abdülaziz zamanında: bir seferinde Müslümanlardan biri Rumların eline esir düşmüştü. Bu haber zamanın halifesi olan Ömer bin Abdülaziz (r.a.) ulaşınca: O Rum kralına bir mektup yazdı.”
Kendisine:
-”Allah’ın izzet ve şeref verdiği bir müslüman’ı esir almışsın bu mektup eline ulaşınca ya o mu’mini serbest bırakırsın ya da sana öyle bir ordu göndereceğim ki başı senin yanında sonu benim yanımda olsun.”
Bu MEKTUBU okuyan Rum kralı hemen o müslüman askeri serbest bıraktı.
Osmanlılar dönemine bakınız. Dünya’da Amerika devletinden haraç alan tek devlet Osmanlı devletidir.
Şimdi siz söyleyin neredeeeeeeeeen nereye geldik.
Yorum sizin.
Fuad Yusufoğlu
Öfke ve şehevi istekler- 5
05 Temmuz 2008Divane…(Ayriyetten bu Divane’nin de bir öyküsü vardır)
Rivayet edilir ki,
Zahidlerden olan Zekeriye (r.a.) isminde biri hastalanıp ölüm yatağına düşer, eceli yaklaşan ve can çekiştiren bu zatın bir arkadaşı ziyaretine gelir ve ona KELİME-İ ŞAHADET telkin eder.
Zahid olan bu zat yüzünü çevirip kelime-i şahadet söylemez. Bunun üzerine arkadaşı ikinci defa telkin eder, yine yüzünü çevirip kelime-i şahadet söylemekten çekinir. Üçüncü defa telkin edince,
-“söylemem” diye haykırıp, arkadaşının yanından komaya girer.
Bir saat sonra hafiflik bulup komadan çıkar zahid yanındakilere şöyle der:
-“Siz bana bir şey söylediniz mi?
Yanında bulunanlar:
-“Evet “ derler.”Biz sana üç kere Kelime-i şahadet telkin ettik, fakat sen iki keresinde, söylemekten çekindin, üçüncü defada ise,’ben söylemem’ diye haykırdın.
Bunun üzerine zahid onlara şöyle der:
-“Yanında bir bardak su alarak İblis (aleyhilla’net) bana geldi. Sağ tarafımda durdu. Bardağı sallayarak bana
dedi ki:
-“Su istiyormusun?”
Ben:
-“Evet” dedim.
İblis (aleyhilla’net):
-“İsa (aleyhisselam) Allah’ın oğludur de.”Dedi.
Bunun üzerine ben ondan yüzümü çevridim. Sonra ayak tarafımdan geldi ve bana aynı sözü tekrarladı. Ben gene yüzümü çevirdim. Üçüncü def’a aynı sözü tekrarlayınca,
-“Ben söylemem.” Diye haykırdım.
Bunun üzerine İblis (aleyhilla’net) elindeki su kasesini yere çarpıp, benden çekilip, kaçarak gitti. Ben onun sözlerini kabul etmeyip red ettim.Yoksa sizin sözlerinizi değil. Benim Allah (c.c.) a ve Peygamber (a.s.v.) e imanım var deyip, Kelime-i şehadet getirerek ruhunu teslim etti.
Ömer bin Abdulaziz (r.a.) den rivayet edilmiştir:
Der ki;
-“Bazıları Allah (c.c.) a, şeytan (aleyhilla’net) ın, Adem oğlu nun kalbindeki yerini göstermesi için niyazda bulundu.
Bunun üzerine ru’yasında, dışından içi görünen billura benzeyen bir adam cesedi gördü. Sol omuzu ile kulağı arasında yerleşmiş kurbağa şeklinde bir şeytan gördü. Bu şeytan (aleyhilla’net) nın ince ve uzun bir hortumu vardı. Onu, Şeytan (aleyhilla’net), adamın sol omuzndan kalbine doğru uzatmış, kalbine sokmuş, ona vesvese veriyor, Allah (c.c.) ı zikrettiği zaman oradan kayıb oluyordu.”
Allah’ım ifsadı çok olan şeytanı bize musallet kılma. Bizi hased edici lisandan koru. Peygamberlerin sonu Muhammed Mustafa (s.a.v.) hürmetine, sana şükretmek ve seni zikretmekte bize yardım et. Salat-u Selam senin peygamberine ve onun aline olsun…
Mükaşefe-tül Kulub (İmam-i Ğazali)
Allah-u Teala (c.c.) bizleri ve sizleri Şeytan (aleyhilla’net ) ın şerrinden muhafeze buyursun. AMİN…
Fuad Yusufoğlu
İnsanlara hüküm etmek- 2
05 Temmuz 2008Girnavas Mevki-i (NUSAYBİN)
İKİNCİ KAAİDE:
İşi olanların huzuruna gelmeyi gözetmelerini hor tutmamalı ve bunun tehlikesinden sakınmalıdır. Kendisinin göreceği bir müslümanın işi olduğu müddetçe, nâfile ibadetlerle uğraşmamalıdır. Zira Müslümanların işlerini görmek, bütün nafile ibâdetlerden üstündür.
Bir gün Ömer İbn Ablulâziz (Rahmetullahi Aleyh) ikindiye kadar insanların işlerini gördü. Yoruldu ve dermansız kaldı. Evine gidip bir saat dinlenmek istedi.
Oğlu:
-”Şu saatte ölmeyeceğinden emin misin? Bir kimsenin seninle bir işi olur ve sen bunda nasıl eksiklik yapabilirsin?” Deyince.
-”Doğru söylüyorsun” buyurup kalktı ve dışarı çıktı.
ÜÇÜNCÜ KAAİDE:
Şehvetleriyle, istekleriyle uğraşmayı kendine âdet etmemelidir. Güzel, süslü elbiseler giymek, tatlı leziz yemekler yemek gibi. Belki her şey’de kanaati gözetmelidir. Zira kanaatsiz adâlet olamaz.
Ömer İbn Hattab (r.a.) Selmân-ı Fârisi (r.a.) ye;
-”Benim hallerimden beğenmediğin bir şey duydun mu?” Diye sorunca
Selman-i Farisi (radiyallah-u anh);
-”Duydum ki sofranda iki kap yemek oluyor ve iki gömlek bulunduruyormuşsun, birini gündüz, birini gece giyiyormuşsun.” dedi.
Hazret-i Ömer (Radıyallahu Anh);
-”Daha başka bir şey duydun mu?” Deyince;
Selman-i Farisi (radiyallah-u anh);
-“Hayır” diye cevap verdi.
DÖRDÜNCÜ KAAİDE:
Elinden geldiği müddetçe bütün işlerinin esası, sertlik değil, rıfk ve yumuşaklık olmalıdır.
Resulullah (s.a.v.) buyurdu:
-“Emrimdekilere rıfk ile muamele eden padişaha, kıyâmette rıfk ile muamele ederler.”
Hişam İbn Abdülmelik halife idi. Büyük alimlerden olan Ebu Hâzım’dan
-“Bu işte kurtuluş tedbiri nedir?”diye sordu.
-“Aldığın her gümüşü ve parayı helâlden alasın ve yerine sarfedesin.” dedi.
Ve yine dedi ki:
-“Cehenneme dayanamayan, Cenneti daha çok sever.”
BEŞİNCİ KAAİDE:
Bütün halkını memnun ve razı etmeye uğraşmalıdır. Ve bunu şeriata uygun yapmalıdır.
Resulullah (a.s.v.):
-“Padişahların en iyisi sizi seven ve sizin kendisini sevdiğinizdir. En fenası da size düşman olup la’net eden ve sizin de ona düşman olup lanet ettiğinizdir.” Buyurdu.
Kimya-yi Saadet (İmam-ii Ğazali)
Allah-u Teala (c.c.) Hazretleri Bizlerin başına Adaletle hüküm eden Adil Hükümdarlar Nasib eylesin…AMİN…..
Fuad Yusufoğlu
İnsanlara hüküm etmek- 3
05 Temmuz 2008Girnavas mevki-i (Nusaybin)
BEŞİNCİ KAAİDE:
Bütün halkını memnun ve razı etmeye uğraşmalıdır. Ve bunu şeriata uygun yapmalıdır.
Resulullah (a.s.v.):
-“Padişahların en iyisi sizi seven ve sizin kendisini sevdiğinizdir. En fenası da size düşman olup la’net eden ve sizin de ona düşman olup lanet ettiğinizdir.”Buyurdu.
ALTINCI KAAİDE:
Hiç kimsenin şeriata uymayan rızasını aramamalıdır. Çünkü şeriatın kabûl etmediği bir şey ile bir kimsenin kendisinden râzı olmamasından kendisine zarar yoktur.
Ömer bin Hattâb (radiyallahu anhu) buyurur:
-“Her sabah kalktığım zaman insanların yarısı benden razı olmazlar.” buyurur. Elbette kendisinden hak alınanlar hoşnud olmazlar. O hâlde herkes hoşnud ve memnun edilemez. Câhil o kimseye denir ki, Hak Teâlâ’nın rızasını, insanların rızası için bırakır.”
Hazret-i Muâviye, Hazret-i Âişe (radiyallahu anha) ye mektup yazıp, nasihat istedi.
Hazret-i Âişe (radiyallahu anha) şöyle yazdı:
-“Resûlallah (Aleyhissatâtü vesselâm) den duydum ki:
-“İnsanların rızasını değil Allahû Tealâ’nın rızasını arayandan, Allah razı olur. İnsanları da ondan razı eder. İnsanların rızasını arayandan, Allahû Tealâ razı olmaz ve insanları da ondan razı etmez.”
YEDİNCİ KAAİDE:
Başkanlığın çok zor olduğunu bilmelidir. Allahın kullarının işlerini iyi yapmak büyük bir iştir. Bunu yerine getirmeye uğraşan ve muvaffak olan en büyük saâdete kavuşmuştur. Bunun hakkını vermezse, kimsenin düşmediği felâkete duçâr olmuştur.
Resulallâh (Sallâllahû Aleyhi ve Selem) buyurdu ki:
-“İki kimse arasında hükmedip zulmederse, Allah’ın lâneti zalime olsun.
Yine (a.s.v.) buyurdu:
-“Üç kimse vardır ki, yarın kıyamet günü Allahü Teâlâ onlara bakmaz:
Yalan söyleyen sultan,
Zina eden yaşlı
Ve kibirli fakir..”
Yine (a.s.v.) buyurdu:
-“Kıyamet günü ümmetimden iki sınıf şefaate kavuşmaz: biri zâlim sultan, diğeri dinde taşkınlık yapıp hududu aşan bid’at sahibi.”
Ömer bin Hattâb (Radıyallahu Anh) bir cenazenin namazını kıldırmak istedi.
Bir başkası ileri geçti ve namazı kıldırdı. Mevtayı mezara koyunca elini kabrinin üzerine koydu ve
-“Ya Rabbi! Eğer ona azâb edersen, sana âsi olduğu içindir. Şayet rahmet edersen, senin rahmetine muhtaçtır. Ey mevta, ne mutlu sana ki, ne helife idin, ne tanınmış bir kimse idin, ne bir kâtip idin, ne yardımcı idin, ne de maliye memuru idin.” dedi,
Ortadan kayboldu.
Hazret-i Ömer (Radıyallahu Anh) onu aramalarını buyurdu. Bulamadılar. Hızır Aleyhisselâm idi dediler.
Resûlallah (Sallâllahu Aleyhi ve Selem ) buyurdu:
-“Kıyamet günü sultanları toplarlar ve: siz benim koyunlarımın çobanı idiniz. Yeryüzünün vilâyet ve memleket (valilik ve sultanlık) hazinesinin sahibi idiniz. Niçin benim emrettiğimden daha çok had vurdunuz ve ceza verdiniz?”
Derler ki:
-“Ya Rabbi! Senin emrini tutmadıkları için kızmıştık.”
-“Pekiyi, sizin kızmanız, benimkinden fazla mıdır? buyurur.”
Bir başkasını getirirler.
Ona;
-“Niye had cezasını az vurdun?”
-“Ona acıdım Ya Rabbi.” der.
-“Senin acıman, benim acımamdan çok mudur?” buyurur.
Her ikisini de yani fazla vuranı da, az vuranı da tutarlar ve Cehennemin bir köşesini onlarla doldururlar.
Hazret-i Ömer ( Radıyallâhu anh) kendi bekçisinin yerine gece dolaşırdı, Maksadı nerede bir eksiklik görse, onu tamamlamak idi.
HazretiÖmer (Radiyallah-u Anhu) Buyurdu ki:
-“Fırat nehrinin kenarında bir uyuz koyunu öldürürlerse, hesap günü olan kıyamet gününde onu benden soracaklarından korkarım.”
Halbukki onun öyle bir adâleti ve ihtiyatı vardı ki, hiç kimse o dereceye ulaşamaz.
SEKİZİNCİ KAAİDE:
Daima dinini seven ve kayıran âlimleri görmeye susamalı, nâsihatlerinl dinlemeyi candan istemeli ve dünyayı seven ve isteyen alimlerden kaçmalıdır.
Kimya-yi Saadet (İmam-i Ğazali)
Allah-u Teala (c.c.) hazretleri bizleri ve sizleri ameli Salih işleyen ve kendisine itaat eden kullarından eylesin. AMİN….
Fuad Yusufoğlu
İnsanlara adalet’le hüküm etmek-2
05 Temmuz 2008
Beyaz su Başı (Ava sipi)
Zahidlerden biri zamanın halifesinin yanına geldi.
Halife:
-“Bana nasihat et.”dedi.
Buyurdu ki:
-“Ben Çin’e bir yolculuğa çıkmıştım. O memleketin kral’ı sağır idi. Çok ağlıyor ve diyordu ki;
-’Kulağımın duymadığına değil, kapıma gelen ve feryad eden mazlumların sesini duyamadığıma ağlıyorum. Fakat gözüm görüyor. Gidiniz, ilân ediniz, zulme uğrayan kırmızı elbise giysin.”dedi.
Böylece her gün bir fil’e binip etrafı dolaşır, kırmızı elbiseli olanları çağırırdı.
-”Ey Emirel Müminin; bu dediğim kafir ülkesinde bulunan bir kral’ının Allah (c.c.) ın kullarına olan şefkat ve merhametidir. Sen ise Mü’minsin ve Resulullah (Sallallahu aleyhi vesellem) in ehlibeytindensin. Senin şefkat ve merhametinin ne kadar icap ettiğini artık sen düşün.”Dedi.
Süleyman ibn Abdulmelik (r.a.) halife idi.
Birgün:
-“Bu dünyanın ni’metlerinden bu kadar istifade ettim. Kiyamette halim ne olur?” diye düşündü.
Zamanın alim ve zahidi olan Ebu Hazım (r.a.) a bir kimse gönderip
-“Orucun ne ile açıyorsun, bana ondan gönderin” dedi.
O da kızarmış buğday kepeği gönderdi
Ve Ebu hazım (r.a.) a:
-“Ben gece bundan yerim.”dedi.
Halife Süleyman ibn Abdülmelik, bunu görünce ağladı ve kalbine büyük hal zahir oldu. Üç gün hiçbir şey yemeden oruç tuttu. Üçüncü günün akşamı, gönderilen o şeyle iftar etti.
Derler ki;
O gece hanımı ile yattı ve oğlu Abdulaziz (r.a.) dünyaya geldi. Ondan da adalet ile cihanda bir tane olan ve Ömer ibn Hattab (r.a.) benzeyen Ömer ibn Abdülaziz (r.a.) dünyaya geldi.
Bunun ise, Ebu Hazım (r.a.) ın gönderdiği o yiyeceğin BEREKETİNDEN İSTİFADE etmek niyeti ile olduğunu bildirmiştir.
Kimya-yi Saadet (İmam-i Ğazali)
Allah-u Teala (c.c.) bizleri ve sizleri Kendi sevgili Veli Kulları yüzü suyu hürmetine AFV eylesin. AMİN….
Fuad Yusufoğlu
Havf’ın elde edilmesi- 4
13 Temmuz 2008Girnavas Mevki-i -Uzaktan-(Nusaybin)
Ata Sülem-i (r.a.) çok korkanlardan idi Kırk sene gülmedi. GÖKYÜZÜNE BAKMADI. Bir defa göğe baktı ve korkusundan düştü. Her gece birkaç defa kendini yoklar, insanlık şeklinden çıkıp çıkmadığını araştırırdı. İnsanlara kıtlık ve bir bela gelse,
-“Benim yüzümden geliyor.” Derdi.
Ahmed İbn Hanbel (r.a.) der ki;
-“Korkudan bir kapının bana açılması için dua ettim. Kabul edildi. Korktum ve aklımı yitireceğimi sandım.
-“Ya Rabbi Dayanabileceğim kadar ver.” Dedim. Sonra sükünet buldum.
Ömer ibn Abdulaziz (r.a.) ın bir cariyesi vardı. Bir gün uykudan kalkınca:
-“Ey Emirel- mu’minin tuhaf bir r’uya gördüm.” Dedi.
Ömer ibn Abdulaziz (r.a.):
-“Haydi anlat.” Buyurdu.
Cariye şöyle anlattı:
-“Cehennem alevlenmiş, üzerinde sırat kurulmuş, halifeleri getirdiler. Önce Abdulmelik ibn Mervan’ı gördüm. Getirdiler,
-“Geç dediler.” Geçemedi, cehenneme düştü.
Ömer ibn Abdulaziz (r.a.):
-“Anlat .” buyurdu.
Cariye:
-“Sonra seni getirdiler. “ bunu söyler söylemez Ömer ibn Abdulaziz (r.a.) bir feryad etti. Kendinden geçti ve düştü. Cariye bağırıyor ve:
-“Allah(c.c.) a yemin ederim ki, sen sıratı selametle geçtin.” Diyordu. Cariye bağırıyor, o ise düşmüş çırpınıyordu.
Fasıl:
Bir kimse diyebilir ki, havf ve recanın fazileti hakkında haberler çoktur. Bu ikisinden hangi daha üstündür. Ve hangisi galib olmalıdır?
Bil ki;
Havf ve reca iki ilaç gibidir. İlaç için faziletli denmez, faydalı denir. Söylediğimiz havf ve reca, noksanlık sıfatlarındandır. İnsanın kemali Allah-u Teala (c.c.) sevgisine gömülmektir. Zikri, bütün varlığını kaplamaktır Sonunu da öncesini de düşünmemektir.
Kimya-yı Saadet (İmam-i Ğazali)
Allah-u Teala hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri her zaman kendisinden korkan kullarından eylesin.AMİN………
Fuad Yusufoğlu
Zühd ve zühd’ün hakikatı.
14 Temmuz 2008Kasyane (Nusaybin)
Buzu olan, sıcak havada susayınca, suyu onunla soğutup içmeyi çok sever. Bir kimse gelir ve altuna karşılık bu buzu almak ister. Altunun sevgisi soğuk su isteğini giderir.
Der ki;
-“Bu gün ılık su içeyim ve sabredeyim. Bu altunu ise hayatım boyunca yanımda kalır. Bunun yanımda kalması, eriyip su olan ve en çok yanımda bir gece kalan buzdan daha iyidir.
Altunu isteyip buzu istememesi, daha kıymetliyi istemek olup buna
zühd denir.
AÇIKLAMA;
Büyükler buyurmuşlardır;
-”Zühd” arağça harfleriyle ‘zeyn’- ‘h’-'d’ üç harften oluşmüştur.”
‘Zeyn’ yanı “z”= (Terk-üz ziyneti) Ziynetin terki,”
‘h’= (Terkül Heva-i) Heva’nın terki,
‘d’ = (Terk-üd dünya) dünyanın terki, anlamına gelir.
Diğer bir rivayete göre;
-”‘zeyn yanı “z”= (Zade lil Mi’adi)= Ahiret (Kıyamet) için hazırlık yapmak
‘h’=(Hidayet-ül li din’ni) Dinde hidayet,
‘d’=( Devamün â’l a taâti) Salih amellerin devamlılığı anlamına gelir.)
Arifin dünyadaki halı de böyledir. Dünyanın geçici olduğunu, devamlı geçmekte olduğunu ve ölüm zamanının gelmekte olduğunu görür.
Ahiret ise, saf ve devamlı görüp ancak dünyayı terk etmekle ona kavuşacağını, onu elde edeceğini bilir.
Onun gözünde dünya aşağı görünür ve daha kiymetli olan ahirete kavuşmak için ondan el çeker. Bu hale zühd denir.
Bir şartla ki;
Bu zühd dünyada mübah olan şey’lerde olur. Haramlardan kaçmak zaten farzdır. Bu zühd varlıklı kimse için olmalıdır. Dünyalığı olmayan zühde kavuşamaz, ancak verilen bir şeyi almamakla kavuşabilir. Bu ise tecrübe etmeyince anlaşılamaz.
Çünkü;
Dünyalık elde edilince nefis bir başka şekil alabilir, ve eski halından dönebilir.
Diğer bir şart da, malı saklamayıp vermek, mevki ve makamı terk etmektir. Çünkü mutlak zahid, bütün dünya lezzetlerinden geçmiş, ahiret lezzeti isteyen kimsedir. Bu bir alışveriştir. Fakat bunda çok kar vardır.
Nitekim:
Allah-u Teala (c.c.) buyuruyor ki;
-“Allah cennete karşılık mü’minlerden beden ve mal alır.” Ve yine buyurdu: -“Bu alışveriş size mubarek olsun. Sevininiz ki, bunda çok kazançlısınız.”Tevbe suresi Ayet 111
Bir kimse Abdullah İbn Mubarek (r.a.) e:
-“Ya zahid.”Dedi.
Abdullah İbn Mubarek (r.a.) buyurdu ki:
-“Zahid Ömer ibn Abdulaziz (r.a.) dır. Çünkü dünya malı onun elindedir. Bununla beraber zühd üzeredir. Benim zaten bir şey’im yoktur. Bana zahid demek nasıl doğru olabilir?
İbni Ebi Leyli, İbn Şebreme’ye:
-“Şu Ebu hanifeyi görür müsün? Bu dokamacı oğlu neye fevte versek tersini söyliyor.”
İbni şebreme (r.a.):
-“Bilmiyorum ki, dokumacı oğlu mudur, yoksa başka bir şey midir? Şu kadar biliyorum ki; Dünya yüzünü ona döndü, o ise ondan kaçıyor. Dünya yüzünü bizden çevirdi, biz ise onu arıyoruz.”Dedi.
Buzu altuna satmak her akıllının anlayabileceği kıymetli bir sermaye teşkil eder. Ahirete göre dünya altunun yanındaki buzdan daha aşağıdır. Fakat insanlar üç sebeble bunu görmüyorlar.
Birincisi: İman zayıflığı.
İkincisi: Bulundukları hale, şehvet ve arzularına esir olmaları.
Üçüncüsü:Tehir etmek ve sonra yaparım demeleridir.
Buna da sebep; bulunduğu halde şehvet ve arzularına esir olması, bunlardan kurtulamaması ve va’d edilen için elindekini vermeyi unutmasıdır.
Kimya-yı Saadet (İmam-i Ğazali)
Allah-u Teala Hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri BUZU Alltunla değiştirip, bu geçici dünya sevgisine kanmayan kullarından eylesin. AMİN…
Fuad Yusufoğlu
Ömer bin Abdülaziz (Radiyallah-u anh)
12 Şubat 2009Girnavas şelalesi (Nusaybin)
Halife Hazreti Ömer (r.a.) Bir gece Medine sokaklarında dolaşırken bir evin önünde geçerken şu sözlere kulak misafiri olur.
Koyun sağan bir kadın kızına şöyle söyliyordu.
-”Kızım sütte biraz su kat.”
Kızı ona
-”Anneciğim Emiri-l mu’minin Hz.Ömer (r.a.) süte su katmayı yasaklamış bizi görürse cezalandırır.”dedi.
Annesi ;
-”Kızım Hz.Ömer (r.a.) nereden bizi görecek.” Dedi.
Kızı:
-”Anneciğim Hz.Ömer (r.a.) bizi görmezse Allah (c.c) bizi görür.”diyordu…
Bu sözleri duyan Hz.Ömer (r.a.) ses çıkarmadan eve gelir, ertesi sabah kulak misafiri olduğu eve gelir.”suyu sütte katma diyen kızı oğluna ister.”
İşte bu kızın neslinden Halife Ömer bin abdulaziz (r.a.) dünyaya gelir…
Süleyman bin Abdulmelik halife idi:
Bir gün;
-”Bu dünyanın ni’metlerinden bu kadar istifade ettim, kiyâmette halim nice olur.”diye düşündü.
Zamanın Alim ve zahidi olan Ebu hazım (r.a.) a bir kimse gönderip;
-“Orucunu ne ile açıyorsun, bana ondan gönderin.” dedi.
Ebu Hazım (r.a.): Halife’ye kızarmiş buğday kepeği gönderdi ve;
-”Ben gece bunu yerim.”dedi.
Süleyman bin Abdulmelik bunu görünce ağladı ve kalbine büyük haller zahir oldu üç gün hiç yemek yemeden oruç tutu. Üçüncü günün akşamı gönderilen o şey ile iftar etti.
Derler ki;
O gece hanımı ile yatı ve oğlu Abdulaziz (r.a.) dünyaya geldi ondan da adalet ile cihanda bir tane olan ve Ömer bin Hattab (r.a.) a benzeyen Ömer bin Abdulaziz (r.a.) dünyaya geldi. Bunun ise ebu Hazim (r.a.) ın gönderdiği o yiyeceğin bereketinden istifade etmek niyetiyle olduğunu bildirmiştir.
Ömer bin Abdulaziz (r.a.) e
-”Tövbe etmenizin sebebi nedir.”diye sorduklarında.
Ömer Bin Abdulaziz (r.a.);
-”Bir gün bir köleyi dövmüştüm.”
Bana;
-”Sabahı kiyamet olacak son geceyi hatırla.” dedi. Kalbimde çok tesir etti.” dedi.
Ömer bin Abdülaziz (r.a.), muhammed bin Ka’bil kurezi (r.a.) ye
-”Adalet nasıl olur? Bana anlat.” dedi.
Buyurdu ki
-” Müslümanlardan senden küçük olanlara baba, büyük olanlara oğul, senın gibi olanlara kardeş ol. Herkesİn cezasını, günah ve kuvvetine uygun yap. Sakın kızarak bır kamçı vurma yerin cehennem olur” dedi.
Zahidlerden biri zamanın halifesinin yanına geldi.
Halife:
-”Bana nasihat et.” dedi
Zahid Buyurdu ki;
-”Ben çine bir yolculuğa çıkmıştım o memleketin kıralı sağır idi, çok ağlıyor
Ve diyordu ki:
-”Kulağımın duymadığına değil, kapıma gelen ve feryat eden mazlumların sesini duymadığıma ağlıyorum. Fakat gözüm görüyor. Gidiniz ilan ediniz, zulme uğrayan kırmızı elbise giysin” dedi.
Böylece her gün bir fil’e binip etrafı dolaşır kırmızı elbiseli olanları çağırırdı.”
-”Ey emir’il mü’minin bu dediğim kafir ülkesinde bulunan bir kafir kralının Allah (c.c.) ın kullarına olan şefkat ve merhametidir. Sen ise mü’minsin ve Resulullah’ın (s.a.v.) ehli beytindensin. Senın şefkat ve merhametinin ne kadar olması icab ettiğini, artık sen düşün.”
Ömer bin Abdülaziz (r.a.) zamanında müslüman bir asker Rum Kralı olan hiristiyanlara esir düşmüştü. Halife hiristiyan krala bir mektup gönderdi.
Mektubun içerisinde şöyle yazılıydı.
-”İzzet şeref sahibi olan bir muslumani esir almışsin, ya o askeri serbest bırakırsın, yada sana öyle bir ordu göndereceğim ki; başı senin yanında sonu benim yanımda olsun.”
Rum kral’ı bunu duyunca korkup müslüman askeri serbest bıraktı.
Allah’u teala (c.c.) bizleri ve sizleri Bu mübarek zatların yüzü suyu hürmetine bağışlasın. AMİN…
Fuad Yusufoğlu
Ömer bin Abdülaziz (Radiyallah-u anh)- 2
12 Şubat 2009Girnavas -cin tepesi- Mevki-i (Nusaybin)
Ömer Bin Abdulaziz (Radiyallah-u anh)- 2
Emevi halifelerinin sekizincisi, Mervan’ın torunudur. 60 (M. 679) da Ya’ni Hazreti Muaviye (r.a.) nin vefatı yılında Medine’de doğdu. Babası Mısır valisi olunca, Mısır’a gittiler.
Babası oğlunu Medine’ye tahsile gönderdi. Enes Bin Mâlik (r.a.), Abdullah bin Ca’fer Tayyar (r.a.) ve Said bin Müseyyib (r.a.) ve başka âlimlerden ders aldı.
Babası ölünce amcası olan halife Abdülmelik bunu Şam’a getirdi. Kızı Fatima’yı buna verdi. 99 (M. 717) de amcası oğlu Süleyman vefat edince halife oldu.
Ömer Bin Abdülaziz (r.a.) çok âdil olup, İKİNCİ ÖMER (r.a.) demeğe layıktı. Hazreti Muaviye (r.a.) nin vefatından sonra, HUTBELERDE EHL-İ BEYT’E LA’NET OKUMAK ÂDET OLMUŞTU.
Ömer Bin Abdülaziz (r.a.) Halife olunca, ilk iş olarak bu batıl âdeti kaldırdı. Ehl-i Beyt’e karşı çok saygılıyıdı. Onlara devamlı yardım ederdi. 101’de kırk yaşında iken, kölesi tarafından zehirlendi.
Beyaz, ince ve nazik yüzlü, zaif, güzel sakallı, tatlı ve sevimli idi. Biniciliğe çok meraklıydı. Malatya şehrini Rumlardan yüzbin esir karşılığı satın aldı.
Hazreti Ömer (r.a.) in oğlunun torunudur. Hazreti Ömer (r.a.) in Ümmü Âsim (r.a.) in annesini oğlu Âsim (r.a.) a alması şöyle olmuştu;
Hazreti Ömer (r.a.) halifeliği zamanında bir gece Medine’de kol gezerken sabaha karşı bir evden,
Kadının birinin kızına;
-“Kızım süte su koy.” Dediğini işitti.
Kızın da;
-“Anneciğim Emir-ül mü’minin Hazreti Ömer (r.a.) ‘süte su katmayı’ yasak etti.” Cevabını verdiğini,
Ve annesinin;
-“Emir-ül Mü’minin Hazreti Ömer (r.a.) nereden bilecek.” Demesi üzerine
Kızı;
-“Anneceiğim Ömer (r.a.) görmüyorsa da Allah-u Teâlâ görüyor.” Dediğini işitti.
Hazreti Ömer (r.a.) bu hadise üzerine o kızı araştırıp, oğlu Âsim (r.a.) a nikah etti. Âsim (r.a.) ın bundan bir kızı oldu, Bundan da Ömer bin Abdülaziz (r.a.) dünyaya geldi.
<<<Ömer bin Abdülaziz (r.a.) nın bir başka yazısı>>>
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Ömer Bin Abdülaziz (Radiyallah-u anhu) hurmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin
Fuad Yusufoğlu
