‘Hayat-üs Sahabe’ olarak etiketlenmiş yazılar

Okçular tepesinin arka taraftan görünüşü (Uhud Dağı)

Ebû Dücâne (Radiyallahu anhu)- 6

Müslümanlar dağılınca Mekkeli müşriklerden Abdullah bin Şihâb-ı Zührî, Utbe bin Ebî Vakkas, Abdullah bin Kâmia ve Übeyy bin Halef Resûlullahı (s.a.v.) öldürmek üzere sözleştiler ve and içtiler. Resûlullahın (s.a.v.) sancağını Mus’ab bin Umeyr taşıyordu. Hz. Mus’ab, Resûlullaha (s.a.v.) giydiği zırhdan dolayı çok benzeyen bir Sahâbîydi. Resûlullahın (s.a.v.) yanından hiç ayrılmıyordu. Bir ara İbni Kâmia kâfiri atlı olarak Peygamberimiz (s.a.v.)’e yaklaştı, önüne Hz. Mus’ab ve bazı sahabe ile Nüseybe (Nesibe) hatun çıktılar. Ümmü Ümâre (r.anha) hatun da İbni Kâmia’nın üzerine atıldı. Bir çok kılıç vurdu ise de azılı kâfirin üzerinde iki kat zırh olduğu için te’sir ettiremedi. İbni Kâmia, Nesibe (r.anha) hatunun omuzunu parçalayıp, Hz. Mus’ab’ın üzerine atıldı ve sağ elini kesti. Mus’ab sancağı göğsüne bastırdı. İbn-i Kâmia bunun üzerine Hz. Mus’ab’ı mızrakladı. Hz. Mus’ab yıkıldı sancak düştü. Bir melek sancağı hemen aldı. Peygamber efendimiz (s.a.v.) bunun üzerine sancağı Hz. Ali’ye verdi. İbn-i Kâmia bunun üzerine Hz. Mus’ab’ı şehîd edince Hz. Peygamberi (s.a.v.) öldürdüğünü zannetdi. Müşriklerin yanına gidip “Hz. Muhammed’i (s.a.v.) öldürdüm” diye bağırıyordu. Müşrikler sevinç içerisinde; müslümanlar ise kan ağlıyordu. Herkes ne yaptığını bilmez bir halde, bazıları geri dönmüş, bazıları çökmüş oturmuş, bazıları dağa doğru kaçışıyor. Fakat her güzel huyun en üstün derecesi kendisine verilmiş Peygamber (s.a.v.) bir an yerinden ayrılmamış ve geri gitmemişti. Yanında yedisi muhacirlerden yedisi de ensârdan olmak üzere ondört sahâbî ile sabır ve sebat üzere harb ediyorlardı. Bu yedi ensârdan biri de Ebû Dücâne (r.a.) idi. Aynı zamanda Ebû Dücâne (r.a.) ölmek ve ayrılmamak üzere üçü muhacirlerden beşi ensârdan olan sekiz sahâbîden birisi olarak Resûlullaha (s.a.v.) bi’at etmişti. Bu sekiz sahâbîden hiçbiri Uhud’da şehîd olmadı, çünkü bunlara Peygamberimiz (s.a.v.) duâ etmiş idi. Müşrikler Peygamberimizi (s.a.v.) ok yağmuruna tutmuş idiler.

Devam Edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Ebû Dücâne (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Uhud dağından Okçular tepesinin görünüşü (Medine-i Münevvere)

Ebû Dücâne (Radiyallahu anhu)- 7

Müşriklerin en keskin nişancı olanlarından Mâlik bin Züheyr; Peygamberimize (s.a.v.) nişan alıp bir ok attı. Talha bin Ubeydullah bu okun Resûlullaha (s.a.v.) isabet edeceğini anlayınca elini o oka karşı tuttu. Ok elini parçaladı. Şehâdet parmağı hariç diğer parmakları çolak kaldı. Hz. Talha Uhud’da altmışaltı yerinden yara almıştı. İşte Hz. Talha gibi Resûlullahı (s.a.v.) oklara karşı koruyan ve vücudunu siper eden bir zât da Ebû Dücâne idi.

 Ebû Dücâne (r.a.) Peygamberimizin (s.a.v.) üzerine eğilip atılan oklara karşı O’nu vücuduyla korumakta ve atılan oklar sırtına çarpıp düşmekte idi. Müşriklerin azılılarından Abdullah bin Hüneyd Peygamberimizi (s.a.v.) görünce atını mahmuzladı. Kendisi tepeden tırnağa silahlı ve zırhlar içerisinde olup, başında da miğfer vardı. “Ben Züheyr’in oğluyum. Bana Muhammed’i gösteriniz. Ya ben O’nu öldürürüm yahut onun yanında ölürüm.” diye haykırıyordu. Ebû Dücâne hazretleri hemen onun karşısına çıktı. “Gel yanıma! Ben vücudumla Muhammed Resûlullahın (s.a.v.) vücudunu koruyan bir kişiyim” dedi. Abdullah bin Hüneyd’in atının bacaklarına bir kılıç çaldı: Atın ayakları çökünce kılıcını kaldırıp “Al bunu da Hareşe’nin oğlundan” deyip bir vuruşta onu Cehenneme gönderdi. Peygamberimiz (s.a.v.) bu olanları görüyordu ve “Allahım Hareşe’nin oğlundan (Ebû Dücâne’den (r.a.)) ben nasıl râzı isem, Sen de râzı ol” diye duâ buyurmuştu. Kâ’b bin Mâlik (r.a.) anlatıyor. Üzerine zırh geçirmiş bir müşrik müslümanların şehîdlerinin burunlarını, kulaklarını ve çeşitli azalarını kesiyor, “Davarlar gibi bir araya toplanınız” diyordu. Müslümanlardan zırhlı bir zat ona yaklaştı. Bu iki kimseden gerek vücut, gerekse silah bakımından üstün olanı, müşrik olandı. Birbirleriyle karşılaşınca müslüman öyle bir hamle yapıp müşrike öyle bir kılıç çaldı ki boynundan uyluklarına kadar vücudu ikiye bölündü. Sonradan da “Ey Kâ’b nasıl gördün? Ben Ebû Dücâne,” (r.a.) diyerek kendisini tanıttı, diye haber vermiştir.

Devam Edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Ebû Dücâne (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Uhud dağından Şehidliğin görünüşü (Medine-i Münevvere)

Ebû Dücâne (Radiyallahu anhu)- 8

Uhud gününün dehşeti devam ediyordu. Peygamberimizi (s.a.v.) öldürmek için yemin edenlerden Utbe bin Ebî Vakkas’ın attığı taşlar Resûlullahın (s.a.v.) mübârek yüzlerine isabet etti. Mübârek dudakları patladı. Alt çenelerinin sağ tarafındaki dördüncü dişleri (Rebâiye) kırıldı. İbni Sihâb müşriki de, Resûlullahın (s.a.v.) mübârek yüzüne taş vurdu. Biraz sonra İbni Kâmia Resûlullahı (s.a.v.) öldürmek için kılıç vurdu. Resûlullahın (s.a.v.) üzerinde iki adet zırh vardı. Kılıç darbesi pek o kadar tesir etmedi. Fakat Resûlullah (s.a.v.) önündeki çukura sağ yanı üzerine düştü ve gözden kayboldu, İbni Kâmia’nın kılıç darbeleriyle Resûlullahın (s.a.v.) miğferi parçalanıp sağ omuzu da yaralanmıştı. Miğferinin halkalarından ikisi de Peygamberimizin (s.a.v.) mübârek şakaklarına batmıştı. Resûlullah (s.a.v.) çukura düşünce mübârek yüzü de kanamakta idi. Mübârek elini kanayan yüzüne sürdü. Mübârek yanaklarından ve yüzünden akan kanlar, sakal-ı şeriflerini ıslattı. İşte bu sırada Peygamberimiz (s.a.v.) “Yâ Rabbi kavmimi affet. Çünkü onlar bilmiyorlar” diye duâ buyuruyordu. Hz. Ali Resûlullahın (s.a.v.) elinden tutarak, Hz. Talha da doğrultarak çukurdan çıkardılar. Hz. Ebû Bekir ve Ebû Ubeyde de (r.a.) yetiştiler. Hz. Ebû Ubeyde, Resûlullahın mübârek yanağından miğferinin halkalarını çıkarırken iki halka için iki ön dişi kırıldı. Bunun için onun iki ön dişi eksikti. Harp devam ediyordu. Eshâb-ı kirâm aleyhimürrıdvan canlarını hiçe sayarak aklın idrak edemeyeceği, dillerin anlatamayacağı kahramanlıklar ortaya koyuyorlardı.

Devam Edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Ebû Dücâne (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Şib mevki-i Resulullah (s.a.v.) kaldığı mağara (Uhud dağı)

Ebû Dücâne (Radiyallahu anhu)- 9

Savaştan dönüşte Peygamberimiz (s.a.v.) Eshâb-ı kirâma dayanarak Şi’b mevkiinde kayalığa doğru ilerliyorlardı. Burada Peygamberimiz (s.a.v.) Eshâb-ı kirâmla ayakta kılmaya mecal bulamadıklarından oturarak öğle namazını eda ettiler. Daha sonra Uhud yolu üzerindeki kayalığa doğru giderlerken, orada toplanan müslümanlar, kendilerine doğru gelen ve yanlarında Peygamberimizin (s.a.v.) bulunduğu topluluğu, müşriklerden bir cemaat zan ettiler. Peygamberimiz (s.a.v.) Hz. Ebû Bekir’e onlara işaret vermesini emir buyurdu. Bu sırada Ebû Bürde bin Niyâr yayına ok yerleştirip Peygamberimizle (s.a.v.) yanındaki sahâbîlere atmak istemişti. İşte bu sırada Ebû Dücâne hazretleri başındaki kırmızı sarığını çıkarıp, onlara doğru sallayarak işaret verdi ve seslendi. Onlar da durdular ve gelenlerin Peygamberimiz (s.a.v.) ve yanındaki sahâbîler olduğunu anladılar ve onlara katıldılar.

 Hz. Ebû Dücâne Uhud’da çok kahramanlık gösterdi. Resûlullah (s.a.v.) Uhud gazâsından salimen dönünce, Ebû Dücâne hazretlerine vermiş olduğu kılıçlarını almıştı. Kılıcın üzerindeki müşrik kanlarını silmek üzere mübârek kerîmeleri Hz. Fâtıma’ya uzattığı zaman, Hz. Ali de kendi kılıcını uzatarak “Şunu al, bu gazâda çok iyi işime yaradı” deyince, Peygamberimiz (s.a.v.) “Sen muharebede sadakat gösterdin; (başarılı oldun) Sehl bin Hâris ve Ebû Dücâne de (r.a.) başarılı olmuşlardır” buyurarak Ebû Dücâne ve Sehl hazretlerinin yapmış olduğu üstün hizmeti beyan buyurmuşlardır. Hz. Peygamber (s.a.v.) Uhud gazâsından sonra müslümanlara ihanet eden ve Resûlullaha (s.a.v.) verdikleri sözde durmayan ve Resûlullahı öldürmeye teşebbüs eden Beni Nâdir yahudilerinin üzerine yürüdü. Yahudiler yenildiler. Yahudilere hiç bir mal götürmemek şartıyla eman verildi. Resûlullah (s.a.v.) Benî Nâdir yahudilerinin terk ettiği malların hepsine el koydu. Bu ganimet mallarının hepsini muhacirlere dağıtmak için istişare etti. Böylece muhacirler, ensârın evlerinde oturmakdan kurtulacaklardı. Ensârdan Sa’d bin Ubâde ile Sa’d bin Muaz: “Yâ Resûlallah! Sen Benî Nâdir’in mallarını muhacirlere dağıt. Onlar şimdiye kadar olduğu gibi yine evlerimizde oturmaya devam etsinler” buyurdular. Resûlullah (s.a.v.) ensârdan Sehl bin Huneyf ile Ebû Dücâne hazretlerine fakir oldukları için bu ganimetlerden onlara da pay verdi.

Devam Edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Ebû Dücâne (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Uhud savaşında Resulullah (s.a.v.) ın kaldığı mağara (Medine-i Münevvere)

Ebû Dücâne (Radiyallahu anhu)- 10

Ebû Dücâne hazretleri Peygamberimizin (s.a.v.) vefâtından sonra ortaya çıkan irtidât (dinden dönme) fitnelerinin ortadan kaldırılmasında da çok büyük hizmet görmüştür. Hicretin onbirinci senesi (m. 632) Hz. Ebû Bekir’in hilâfeti zamanında da Yemâme muharebesinde de fevkalâde kahramanlıklar göstermiştir. O sırada dinden dönenlerin başında bulunan Müseylemet-ül-Kezzâb, peygamber, olduğunu ileri sürerek büyük fitne çıkarmıştı. Hz. Hâlid bin Velid komutasındaki İslâm ordusu bu alçak fitnecinin üzerine sevk edilmişti. Harp esnasında Hz. Ebû Dücâne düşmana çok şiddetli hücum ediyordu. Harbin başında İslâm ordusu daha önce gönderilen İkrime ve Şurahbil ordusu gibi geriledi. Hatta Benî Hanife kabilesinin mürtedleri, Hz. Hâlid bin Velid’in çadırına girip yağma yapmaya başlamışlardı. Bu sırada İslâm askeri geri dönüp şiddetli bir hücum ile Müseylemet-ül-Kezzâb’ın ordusunu bozdu. Yine bu sırada Hz. Vahşi, Hz. Hamza’yı şehîd ettiği harbe (küçük mızrak) ile Müseylemet-ül-Kezzâb’ı katletti. Müseylemet-ül-Kezzâb’ın ordusunu teşkil eden Benî Hanife kabilesi yenilince etrafını duvarlarla çevirip tahkim ettikleri büyük bir bahçeye sığınmışlar ve kapısını kapatmışlardı. Bu bahçeye duvardan ilk atlayarak giren Ebû Dücâne (r.a.) idi. Aşağı atlarken ayağı kırıldı. Buna rağmen gayretine zerre kadar eksiklik getirmeyerek, o muhkem bahçenin kapısını bekleyen müşrikleri dağıtıp, İslâm askerine bahçenin kapısını açtı. Tekrar düşmanın üzerine hücum etti ve şehâdet şerbetini içinceye kadar savaştı ve burada hicretin onbirinci yılında şehîd oldu. Bu Yemâme cenginde Müseylemet-ül-Kezzâb’ın kırkbin kişilik ordusundan yirmibini katledilmiş, fakat müslümanlardan da iki binden ziyade şehîd verilmişti. Bunun üçyüzaltmışı muhacirden, bir o kadarı da ensârdan ve kalanı da tabiînden idi. Şehid olanların içerisinde yetmişten ziyade hafız vardı.

Devam Edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Ebû Dücâne (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Seb’il Mesacid (Hendek) Medine-i Münevvere

Ebû Dücâne (Radiyallahu anhu)- 11

Ebû Dücâne hazretleri cesaret ve kahramanlığı kadar da fazilet sahibi olup, hiç kimseye kötülük düşünmez ve boş ve faidesiz şey (mâlâya’nî) ile meşgul olmazdı.

 Zeyd bin Eslemî diyor ki, Ebû Dücâne hazretleri hasta idi ve yüzü nurla parlıyordu. Huzuruna gelenlerden birisi “Bu yüzünüzün böyle nurlu olmasının sebebi nedir?” diye sordu. Buyurdu ki: Güvenebileceğim beni kurtaracak iki amelim var. Birisi mâlâya’nî ile meşgul olmazdım, ikincisi hiç bir müslümana kalbimde en küçük bir kötülük bulundurmazdım ve hiç bir müslümana kötülük düşünmezdim.

 Ebû Dücâne hazretlerinden rivâyet edilen pek hadîs-i şerîf olmamasının sebebi Peygamberimizin (s.a.v.) vefâtından sonra fazla yaşamayışıdır. Onun için tabiînden kendisinden rivâyette bulunacak fazla bir kimse ile görüşmemiştir.

 İmâm-ı Beyhekî, (Delâil-ün-Nübüvve) kitabında ve İmâm-ı Kurtubî’nin (Tezkire) kitabında bildirdiklerine göre; Ebû Dücâne (r.a.) buyurdu ki, yatıyordum; değirmen sesi gibi ve ağaç yapraklarının sesi gibi bir ses duydum ve şimşek gibi bir parıltı gördüm. Başımı, kaldırdım. Odanın ortasında, siyah bir şeyin yükseldiğini gördüm. Elimle yokladım, kirpi derisi gibi idi. Yüzüme kıvılcım gibi birşeyler atmağa başladı.

Devam Edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Ebû Dücâne (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Seb’il Mesacid (Hendek) Medine-i Münevvere

Ebû dücâne (r.a.) buyurdu ki;

Hemen Resûlullaha (s.a.v.) gidip anlattım. Buyurdu ki, “Ya Ebâ Dücâne Allahü teâlâ, evine hayır ve bereket versin.” Kalem ve kâğıt istedi. Hz. Ali’ye bir mektûb yazdırdı. Mektubu alıp, eve götürdüm. Başımın altına koyup uyudum. Feryad eden bir ses beni uyandırdı. Diyordu ki, Yâ Ebâ Dücâne! (r.a.) Bu mektûbla beni yaktın. Senin sahibin, bizden elbette çok yüksektir. Bu mektubu, bizim karşımızdan kaldırmakdan başka, bizim için kurtuluş yoktur. Artık senin ve komşularının evine gelmiyeceğiz. Bu mektubun bulunduğu yerlere gelemeyiz. Ona dedim ki, sahibimden izin almadıkça bu mektubu kaldırmam. Cin ağlamasından, feryadından, o gece, bana çok uzun geldi. Sabah namazını mescidde kıldıktan sonra, cinnin sözlerini Peygamberimize (s.a.v.) anlattım. Resûlullah (s.a.v.) buyurdu ki: “O mektubu kaldır, yoksa, mektubun acısını kıyâmete kadar çekerler.” Bir müslüman bu mektubu yanında taşısa veya evinde bulundursa; bu kimseye, eve ve etrafına cin gelmez ve dadanmış olup, zarar veren cin de gider.

 KAYNAKLAR

 1) Sahîh-i Müslim, cild-2, sh-346

2) El-İsâbe, cild- 7, sh-57

3) Üsûd-ül-gâbe, cild-2, sh-353

4) Tabakât-ı İbn-i Sa’d, cild-5, sh-148, cild-3, sh-556

5) El-İstiâb, cild-2, sh-602

6) Tam İlmihâl Se’âdet-i Ebediyye, sh-635, 998

7) Metâli’-un-nucûm, cild-1, sh-398

 Cild 1

Sh; 258-263

 

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Ebû Dücâne (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Seb’il Mesacid (Hendek) Medine-i Münevvere

Mikdâd bin Esved (Radiyallah-u anh);

Eshâb-ı kirâmın meşhûrlarından ve ilk olarak îmân edenlerinden. Adı, Mikdâd bin Amr (Esved) bin Salebe bin Mâlik bin Rebî’a bin Sümâme bin Matrud en-Nehrânî el-Kindî’dir. Babasının adı Amr’dır. Esved bin Abd-i Yegûs tarafından evladlığa kabul edildiği için, Mikdâd bin Esved (=Esved’in oğlu) olarak meşhûr olmuştur Resûlullah’a (s.a.v.) ilk olarak îmân eden Eshâb-ı kirâmdandır. Miladı 584 yılında Mekke’nin dışında bulunan Nehra’da doğdu. Gençliği sırasında Mekke’ye geldi. Abd-i Yegûsoğullarına sığındı. Resûlullah efendimize îmân edenlerin yedincisi olduğu bildirilmektedir. Daha başka rivâyetler de vardır. Müşriklerin, müslümanIığı kabul edenlere karşı sıkıntı vermeleri ve eziyetleri artınca, diğer müslümanlarla birlikte Habeşistan’a hicret etti. Orada bir müddet kaldıktan sonra, Resûlullah’ın Medine’ye hicret ettiğini öğrenince Medine’ye geldi. Peygamberimizin amcası Zübeyr’in kızı Dıbâa ile evlendi ve O’ndan “Kerîme” adında kızı oldu. Resûlullah efendimiz zamanında ve Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer zamanında yapılan harplere de katıldı ve 33 (m. 666) yılında Hz. Osman’ın halifeliği sırasında 79 yaşında iken vefât etti.

 Hz. Mikdâd’ın mensûb olduğu kabilesi, düşmanları tarafından hezimete uğratılmış, yerleri, yurtları ve malları ellerinden alınarak dağılıp gitmişlerdir. Bu arada, kendisi Mekke’ye düşmüş ve orada Esved bin Abd-i Yegûs hanedanına sığınmıştır. Bu sırada Resûlullah efendimizin, Peygamberliğini açıkladığını duyunca gidip hemen müslüman oldu. Bir müddet, müslüman olduğunu gizledi. Mekkeli müşrikler, Peygamber efendimize îmân edip, putlara tapınmaktan vazgeçerek, müslümanlığı yeni kabul edenlerin hepsine eziyet ve işkence etmeye başladılar. Resûlullah efendimiz, amcası Ebû Tâlib vasıtasıyle, Hz. Ebû Bekir de kabilesinin yardımı ile bir müddet müşriklerin saldırılarından korundular. Fakat müşrikler İslâmiyeti kabul eden Hz. Mikdâd ve diğer kimsesiz müslümanları yakalayıp, elbiselerini soydular. Demirden zırhlar giydirerek güneşin altında kızgın kumların üzerine yatırarak saatlerce, hatta günlerce işkence yaptılar. Müşriklerin, bu ağır işkenceleri artarak devam etti. Müslümanları her gördükleri yerde yakalayıp hapsediyorlar, akla ve hayale gelmedik işkenceler yapıyorlardı, işkenceler, sonunda dayanılmaz bir hal alınca, diğer müslümanlarla beraber Habeşistan’a hicret etmelerine izin verildi. Hz. Mikdâd bin Esved de, Habeşistan’a hicret eden kafilenin içinde yer aldı. Peygamberimizin Medine’ye hicretine kadar orada kaldı. Bu hicretten sonra Medine’ye döndü.

Devam Edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Mikdâd bin Esved (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Kabe’-i Şerif

Mikdâd bin Esved (Radiyallah-u anh)- 2

Mikdâd bin Esved (r.a.) Medine’ye gelince, Resûlullah efendimiz onu Mekke’ye gönderdi. Çünkü Peygamberimiz Mekke’deki müşriklerin durumunu araştırıp, müslümanlar için ne düşündüklerini öğrenmek istiyorlardı. Nitekim daha önce Hz. Utbe bin Cezvan da, bu maksatla Mekke’ye gönderilmişti, işte bu sıralarda müşrikler, bir kaç koldan Medine’ye akın için hazırlanmışlar, keşfe çıkmışlardı. Hz. Mikdâd ile Hz. Utbe de bunların arasına, sokularak beraberce ilerlediler. Resûlullah efendimiz de tam bu sırada Ubeyde bin Hâris’i (r.a.) keşif için göndermiş olduğundan, bunların ikisi hemen ona iltihak ederek, Medine’ye döndüler.

 Hz. Mikdâd, Medine’ye gelince Gülsüm binti Hed’in (r.anhâ) evine misafir olmuştu. Medineli müslümanlarla (Ensâr ile) Mekkeli müslümanları (Muhacirleri) onar kişilik gruplara ayırarak aralarında kardeşlik sözleşmesi yapılmıştı. Hz. Mikdâd da, Resûlullah’ın (s.a.v.) bulunduğu grupta idi. Hepsinin bir tane keçileri vardı. Hergün onu sağarak sütünü içip karınlarını doyuruyorlardı. Daha sonra Resûl-i Ekrem efendimiz, Hz. Mikdâd bin Esved’e, Medine’nin Beni Adile mahallesinde bir miktar arazi tahsis etmeyi isteyince, Ensâr’dan Hz. Ubeyde bin Ka’b’ı çağırmış ve O’nun vasıtasıyle Hz. Mikdâd’a bir miktar arazinin ayrılmasını temin buyurmuştu.

Devam Edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Mikdâd bin Esved (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu

Ravda-i Muttahhara (Medine-i Münevvere)

Mikdâd bin Esved (Radiyallah-u anh)- 3

Müşrikler, hicretin ikinci senesinden itibaren, Medine’deki müslümanlar üzerine saldırmak için hazırlığa giriştiler. Bu sebeple onlarla yapılan muharebelerin hepsinde Hz. Mikdâd da hazır bulunmuştur. Hicretin ikinci (m. 624) yılında Bedir Savaşı başlayacağı sırada Peygamberimiz (s.a.v.) Eshâbın ileri gelenlerini toplayıp onlarla istişare etti. Henüz müslümanlar çok azdı. Harp için hazırlıkları yok sayılırdı. Maddî imkânları azdı. Önce Hz. Ebû Bekir’in ve Hz. Ömer’in fikirlerini aldı. Onlardan her biri “Hiç bir hizmet ve fedâkârlıktan geri durmayız!” diyerek, Resûlullahın dilediği gibi hareket etmesini istediler. Bu sırada konuşmak için müsâade isteyen Mikdâd bin Esved (r.a.) dedi. ki “Yâ Resûlallah! Allahü teâlâ sana neyi emrettiyse onu yap! Vallahi biz, İsrâiloğullarının Hz. Musa’ya dediği gibi “Git Rabbinle beraber düşmanlara karşı çık! Biz buradan kımıldamayız” şeklinde bir söz söyleyecek değiliz. Biz sana tâbiyiz, Senin sağında, solunda, önünde ve arkanda daima düşmanla çarpışırız” Onun, bu feragat ve şecaat misâli sözlerinden son derece memnun olan Peygamberimiz (s.a.v.) ona duâ etti. Bedir Savaşında büyük bir kahramanlık gösteren Mikdâd bin Esved (r.a.) bu savaşta İslâm ordusundaki tek süvari idi. Bunun için kendisine, Resûlullahın süvarisi denilirdi. Hz. Mikdâd, ok atmakta, binicilikte son derece mahir bir yiğitti. Bedir’deki kahramanlıkları siyer ve hadîs kitaplarında anlatılmaktadır.

Devam Edecek…

İslam âlimleri ansiklopedisi

Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Mikdâd bin Esved (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin

Fuad Yusufoğlu