‘Menkıbeler’ olarak etiketlenmiş yazılar
Abdullah bin Mübârek (Radiyallah-u anh)- 3
20 Şubat 2009Bor-e Beşire Mecido (Girnavas civarı)
Abdullah bin mübârek (Radiyallah-u anh)- 3
Birgün Abdullah bin Mübârek (r.a.), Şam’a gitmek üzere sefere çıktı. Giderken yolda ölmüş bir merkep gördü. Yanıbaşında ayakta bir fakir de ağlıyordu.
Abdullah bin Mübârek (r.a.) ona;
-“Niye ağlıyorsun?” diye sordu.
Fakir cevab olarak;
-“Ben fakir bir kimse olup, çoluk çocuk sahibiyim. Bu merkebi üçyüz dirheme almıştım. Bundan sonra ne yapacağımı düşünerek ağlıyorum!” dedi.
Abdullah Bin Mübârek (r.a.) şöyle buyurdu;
-“Sen bu merkebi sağ iken üçyüz dirheme almıştın. Şimdi ise bunu senden semeri ile beşyüz dirheme satın alıyorum.” Deyip beşyüz dirhemi sayarak eline verdi.
O gece fakir rü’yasında mahşeri gördü. Baktı ki, bahçeler, bağlar içerisinde bir merkep! Yullarını ve palanını altın ve mercanla süslemişler!
Yanı başında bir melek, şöyle nida ediyordu;
-“Kim buna binerse ona müjdeler olsun.”
Fakir bunu duyunca, meleğin yanına gelip der ki;
-“Bu benim ölen merkebimdir. Bunu bana verin!”
Melek;
-“Evet, bu senindi. Fakat ölüsüne sabır etmediğin için, şimdi başkasının oldu. Baksana, yular’ı üzerinde ne yazıyor?
Fakir yular’a bakınca bir de ne görsün;
-“Bu Abdullah bin Mübârek hazretlerinin bineğidir.” Yazılıydı.
Sonra fakir uykudan uyanıp, hıçkıra hıçkıra ağlamağa başladı.
Kendi kendine;
-“Bana yazıklar olsun bir hayvanın ölmesine bile sabredemedim.” Dedi.
Hemen beşyüz dirhemi alıp, doğruca Abdullah bin Mübârek hazretleri (r.a.) nin yanına gitti.
Parasını geri vermek istedi ve dedi ki;
-“Ben satıştan vazgeçtim.”
Abdullah bin Mübârek (r.a.);
-“Sen akşam gördüğün rü’ya üzerine geldin. Ben de vazgeçtim. Beşyüz dirhemi de Sana hediye ettim.” Buyurdu.
İslâm âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Abdullah bin Mübârek (Radiyallah-u anhu) hurmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin
Fuad Yusufoğlu
Abdullah bin Mübârek (Radiyallah-u anh)- 4
20 Şubat 2009Bor-e Beşire Mecido (Girnavas çivarı)
Abdullah bin Mübârek (Radiyallah-u anh)- 4
Sehl bin Abdullah (r.a.), Abdullah bin Mübârek (r.a.) in derslerine devam ederdi.
Bir gün;
-“Artık senin derslerine gelmiyeceğim. Çünkü, bugün gelirken senin kızların dama çıkmış beni çağırıyorlardı. Benim Sehlim, benim Sehlim diyorlardı. Bunların terbiyesini vermiyor musun?” dedi.
Abdullah bin Mübârek (r.a.), o gece talabelerini toplayıp;
-“Sehl (r.a.) in cenaza namazına gidelim.” Dedi.
Gidip vefat etmiş buldular.
Talabeleri;
-“Sehl (r.a.) in vefatını nerden anladın?” dediklerinde.
Abdullah bin Mübârek (r.a.);
-“Benim hiç cariyem yok. O gördükleri cennet hurileri idi. Onu cennete çağırıyorlardı.” Dedi.
Abdullah bin Mübârek hazretleri (r.a.) buyurdular ki;
Bir ateşperestle çalışyorduk. Namaz vakti gelince ondan, namaz kılarken bana zarar vermiyeceğine dair söz aldım. Bunun üzerine namaz vaktinde rahatça namaz kıldım. Sonra ateşperest olan o şahsın ibadet zamanı gelmişti.
Ateşperest;
-“Şimdi sıra bende, ben ibadet ederken, sende zarar vermiyeceğine söz ver.” Deyince rahatça ibadetini yapacağını bildirdi.
Fakat ateşperest ateşe tapmak üzere secdeye varınca, gayrı ihtiyarı hemen üzerine atıldım.
Sözümde durmadım.
Şöyle bir ses duydum;
-“Söz verdiğin zaman ahdini yerine getir!”
Bunun üzerine ona zarar vermeden geri çekildim.
Sonra ateşperest ibadetini bitirdiğinde bana sordu;
-“Evvelâ hucum etin. Sonra niye vazgeçtin?…”
Ben de;
-“Ben Allah’dan başkasına secde ettiğin zaman, dayanamadım, üzerine atıldım. Seni öldürmek istiyordum. Fakat tam o anda;
(-“Söz verdiğin zaman, ahdını yerine getir.”) diye bir ses beni o teşebbüsten alıkoydu.
Bunun üzerine ateşperest;
-“Rab, senin Rabbındır! Kendi düşmanı için, dostunu bile azarlıyor! İşte huzurunda Müslüman oluyorum.” Diyerek Kelime-i Şehadet getirdi.
İslâm âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Abdullah bin Mübârek (Radiyallah-u anhu) hurmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin
Fuad Yusufoğlu
Abdullah bin Mübârek (Radiyallah-u anh)- 6
20 Şubat 2009Bor-e Beşire Mecido (Girnavas civarı)
Abdullah bin Mübârek (Radiyallah-u anh)- 6
Abdullah bin Mübârek hazretleri (r.a.) kul haklarına çok dikkat ederdi.
Buyurdu ki;
-“Birinin bir lira hakkını ödemek, bin lira sadaka vermekten daha hayırlıdır.”
Tekrar buyurdu ki;
-“Eğer gıybet etseydim, anamı, babamı gıybet ederdim. Çünkü sevablarımın onlara verilmesi daha hayırlı olur.”
Abdullah bin Mübârek hazretleri (r.a.) Allah için ilme çok ehemmiyet verirdi.
Buyrudu ki;
-“Müstehabları yapmakta gevşek davranan, sünnetleri yapamaz. Sünnetleri yapmakta gevşek davranmak, farzların yapılmasını zorlaştırır. Farzlarda gevşek davranan da ma’rifete, Allah-u Teâlâ’nın rızasına kavuşamaz.”
Abdullah bin Mübârek (r.a.) tekrar buyurdu ki;
-“İnsanların sefili, dini, dünyalığa alet edendir. ”
Yine buyurdu ki;
-“Şu anda Edeb dinin üçte ikisini teşkil etmek üzeredir.”
Abdullah bin Mübârek hazretleri (r.a.) vefatının yaklaştığında bütün malını fakirlere verdi.
Hizmetinde bulunan bir talabesi dedi ki;
-“Efendim! Malumunuz üç çocuğunuz var. Onlara miras bırakmayacak mısınız?”
Buyurdu ki;
-“Onları Allah-u Teâlâ’ya emanet ediyorum. O en iyi bir vekildir. Eğer çocuklarım salih olurlarsa, Cenab-ı Hak, onları ummadıkları yerden rızıklandırır. Yok eğer, fasık olurlarsa malımın kötü insanlara kalmasını istemem.”
Vefatı anında gözlerini açtı, güldü ve (Saffat sûresinin 61) –“Amel edenler, bu ebedi ni’mete kavuşmak için çalışanlar” ayet-i kerimesini okudu.
Zamanın âlimleri Abdullah bin Mübârek (r.a.) i övmüşler ve kıymetini belirtmişlerdir.
Halid İbn-i Madân (r.a.) dan rivayet ettiği hadis-i şerif de Peygamber Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve selem),
-“Şehidler Allah’ın emin kıldığı kimselerdir. İster öldürülsünler, isterlerse yataklarında ölsünler.”
Ebû Hureyre (r.a.) den rivayet ettiği hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve selem) buyurdular ki;
-“Bana Cennete girenlerin ve Cehenneme girenlerin ilk üçü arz olundu.”
-“Cennete giren ilk üç kişi;”
-“1-Şehid”
-“2-Rabbina ibadeti güzel yapan, efendisine de itaat eden bir köle,”
-“3-Ailesi çok olan, buna rağmen kötü iş ve sözden uzak duran namuslu bir adam.”
-“Cehenneme giren ilk üçe gelince;”
-“1-Zalim Sultan,”
-“2-Malı olup zekatını vermeyen zengin,”
-“3-Allah-u Teâlâ’ya isyan eden fakir.”
Eserleri;
Kitab-ül Cihad adlı kitabı,Cihad sahasında yazılmış İLK eserdir.
Kitab-üz-Zühd Ve’rrekîk, tasavvuf sahasında ilk eserlerdendir.
Kitab-üs sünen fı’l fıkh, fıkıh bablarına göre tasnif edilmiş hadis kitabıdır.
Kitab-ül birr ve’s-sıla yine tasavvuf la ilgilidir.
Kitab-üt-tefsir
Ve son olarak da hailse ilgili el-Erbain’ dır.
İslâm âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Abdullah bin Mübârek (Radiyallah-u anhu) hurmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin
Fuad Yusufoğlu
Girnavas civarı (Nusaybin)
Abdullah bin Kesir (İmâm-i İbn-i Kesir) Radiyallah-u anh;
Tabiin devrinde Mekke’de yetişen meşhur kırâat âlimlerinden. Allah-u Teâlâ’nın kelâmı olan Kur’an-i Kerim’in kırâatini (okunuşunu), Peygamber efendimiz (Sallallahu aleyhi ve selem) in okuduğu gibi bildiren âlimlerin ikincisi. Adı, Abdullah bin kesir bin Muttalib’dır. Künyesi, Ebû said veya Ebû Muhammed’dır. Ebû Bekir veya Ebus-Salt künyeleri de vardır.
“Darı” lakabı ile tanınmıştır. ‘Darı’ denmesinin sebebi, önce attar idi, yani güzel kokular satardı. Araplar, atara ‘Darı’ derler.
Bahreyn’de bulunan ve Dârın denen, koku getirlen bir yerin adıdır. Başka rivayetler de bildirildi. Ailesi Aslen İran’lıdır. Kisra, babalarını gemilerle Yemen’in San’a şehrine göndermişti. Habeşlilerin, kendilerini buradan çıkarması üzerine Mekke’ye göç etmişlerdir.
İmâm-i İbn-i Kesir (r.a.) 45 (M. 665) yılında Mekke’de doğdu. Orada Eshab-i Kiramın (r.a.) ve Tabiin (r.a.) in büyüklerinden Abdullah bin Zübeyr (r.a.), Halid bin Zeyd Ebû Eyyûb-l Ensarı (r.a.), Enes bin Mâlik (r.a.), Mücahid bin Cebr (r.a.) ve Abdullah ibn-i Abbâs (r.a.) ın kölesi Derbas (r.a.) a yetişip onlardan ilim aldı, hepsinden rivayette bulundu.
Kur’an-i kerim’in kırâatini arz yolu ile Abdullah bin Sâib (r.a.) den aldı. Yanı başından sonuna kadar ona okuyup hatim etti. Abdullah bin Sâib (r.a.) de, Übeyy bin Ka’b (r.a.) den, O da, Hazreti Ömer bin Hattab (r.a.) dan kıraat ettiler. Bu okuyuş Zeyd bin Sâbit (r.a.) ve Abdullah bin Abbas (r.a.) gibi Eshab-i Kiram vasıtası ile Peygamber Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve selem) den bildirmişlerdir.
İslâmı ilimlerden biri de, KIRÂAT İLMİDİR. Bu ilim sayesinde, Kur’an-i kerim’in okunuşu değiştirilmekten ve bozulmaktan korunmuştur.
İmâm-i İbn-i Kesir (r.a.) ve diğer kırâat âlimleri Kur’an-i Kerim’in okunuşu zabt hususunda çok büyük itina ve ihtimam göstermişler.
Peygamber Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve selem) in okuduğu şekilde Müslümanlara ta’lim etmişler, öğretmişlerdir. Eshab-i Kiram’ın ve diğer büyük kırâat imâmlarının, akıllara şaşkınlık verecek derecedeki himmetleri, gayretli çalışmaları sayesinde Kur’an-i Kerim’in Peygamber Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve selem) in kırâat ettiği şekil üzere okunması hususu, gayet sağlam ve esaslı bir suretle zabt olunarak emniyet altına alınmış ve NESİLDEN NESİLE İNTİKAL EDEREK ZAMANIMIZA KADAR HİÇ BİR DEĞİŞİKLİĞE UĞRAMADAN GELMİŞTİR.
Bu okunuş şekli, İnşallah KIYAMETE KADAR BÖYLE DEVAM EDECEKTİR.
İmâm-i İbn-i Kesir (r.a.), çok güzel Kur’an-i Kerim okurdu. Sesinin güzelliği ve kırâat bilgisinin yüksekliği sebebiyle okurken her kelimenin, her harfının hakkını verirdi.
Kur’an-i Kerim belaget ve fesahatını, yüksek mânasını canlandırmak hususunda öyle güzel bir edası, öyle bir okuyuş tarzı vardı ki, ZAMANINDAKİ İNSANLAR ARASINDA EŞİNE AZ RASTLANIRDI. O Mekke halkının ilimde önderi ve her zaman insanların, Kur’an-i Kerim’in okunmasını öğrenmek için yanında toplanmaktan vazgeçmediği imâmları idi.
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Abdullah bin Kesir (Radiyallah-u anhu) hurmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin
Fuad Yusufoğlu
Girnavas tepesinden bir görünüş (Nusaybin)
Abdullah bin Kesir (İmâm-i İbn-i Kesir) Radiyallah-u anh; 2
İbn-i Kesir (r.a.) çok beliğ ve fasih konuşurdu. Hitabeti çok kuvvetli idi. Sözlerindeki te’sir çoktu. Beyaz sakalı, uzun boylu iri vucutlu olup, gözleri ve yüzü çok güzeldi. Tatlı esmer bir rengi vardı. Sakalını kına ile boyardı. Halinde sükunet ve vakar alametleri görünürdü. İlmi ve fazileti çoktu.
Birçok kimse, kendisinden ilim alıp kırâat ve hadis-i şerif rivayetinde bulunmuşlardır. Bundan kırâat rivayetinde bulunan iki ravisi vardı. İmâm-i Kunbul (r.a.) ve İmâm-i Bezzi (r.a.)…
İmâm-i İbn-i Kesir (r.a.) in birinci ravisi Kunbul (r.a.) un adı, Muhammed bin Abdurrahman bin Halid bin Muhammed el Mahzûmi (r.a.) dır. Künyesi Ebû ömer, Lakabı Kunbul’dur. 195 (M. 810) yılında Mekke’de doğdu ve 291 (M. 903) de Orada vefat etti.
Hicaz bölgesindeki kırâat âlimlerinin üstadı, hocası idi. Kur’an-i Kerim’in kırâatını, arz yolu ile Ahmed bin Muhammed bin Avn-ı Nebâl (r.a.) den almıştır. Kendisini Mekke-i Mükerreme’de kırâat için halef bırakan da O’dur.
Daha başka birçok âlimden Kur’an-i Kerim’in kırâatını öğrendi. İbn-i Kesir (r.a.) den bildirilen kırâatı da senet vasitesi ile rivayet etmiştir. Zira o Kavas (r.a.) tan, O da Kast (r.a.) dan, O da İbn-i Kesir (r.a.) den rivayet eder.
Hicaz bölgesinde Kur’an-i Kerim kırâatı Kunbul (r.a.) a dayanır. Her taraftan her şehir ve memleketten küçük ve büyük çok talebe, Allah-u Teâlâ’nın kelâmını okumak, öğrenmek ve ezberlemek için ona gelir, hizmetinde bulunarak yüksek derecelere kavuşurlardı.
Ebû Abdullah-ı Kussâ (r.a.) diyor ki;
-“İmâm-i Kunbul (r.a.), Mekke’de büyük vazifeyi üzerine almış bulunuyordu. Çünkü bu hizmet, elbette hayır, iyilik ve fazilet sahiplerinden birine verilirdi. Böylece yaptığı iş ve ona ait hükümler doğruce sağlam olurdu. Kunbul (r.a.) de, zamanında ilim, fazilet ve iyiliklerin hepsini kendisinde toplamış çok istifadeli bir imâm ve âlim olduğundan Mekke’de bu kırâat işine ehil olarak, bu hizmeti ona vermişlerdir.”
İmâm-i Zehebi (r.a.) der ki;
-“Bu hizmete başlaması, ömrünün ortalarında idi. Hizmette güzel bir yol takib etmesi ve yüksek bir ahlakı vardı. Yaşlılığı sebebiyle bu hizmetlerini ölümünden yedi veya on sene evvel bıraktı 291 (M. 903) yılında vefat etti.”
Ona ‘Kunbul’ lâkabının verilmesinin sebepleri ihtilaflıdır. Bazıları ismi olduğunu bildirdiler. Bazıları da, Mekke’de Sakinlerine “Kanabil=Kunbuller” denen bir evden dir dediler.
İslâm âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Abdullah bin Kesir (Radiyallah-u anhu) hurmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin
Fuad Yusufoğlu
Aşke keşe Değirmeninden Girnavas’ın görünüşü (Nusaybin)
Bazıları da, İneklerde bir hastalık vardır o hastalığın ilacının adına “kunbul” denir. Eczacılar bunu bilmektedirler. Kendisinde de böyle bir hastalık bulunduğundan, bu ilacı kullanması sebebiyle onunla tanınıp sonra kısaltılarak uzatan (y) harfi kaldırılıp, kısaca “Kunbul” denmiştir. Dediler.
İmâmı Kunbul (r.a.) un bildirdiği kırât, İbn-i Mücahid ve İbn-i Şenbaz tariki ile bildirilmiştir.
İmâm-i İbn-i Kesir (r.a.) in İkinci ravisi Ahmed bin Muhammed bin Abdullah bin Kasem bin Nâfi’ bin Ebû Bezzi (r.a.) dır.
Mekke’deki kırâat imâmlarından olup, Mescid-i Haramın müezzini idi. 170 (M. 864) de vefat etti. İlmi sağlam, bilgisi kuvvetli bir imâm idi.
Babasından, Abdullah bin Ziyad (r.a.) den, ikrime bin Süleyman (r.a.) dan ve Veheb bin Vâdiha (r.a.) dan kırâat etmiştir.
Ondan çok kimseler Kur’an-i Kerim’in kırâatını öğrenip rivayet etmişlerdir. İbn-i Kesir (r.a.) den bildirilen kırâatı, senet vasitesi ile rivayet etmiştir.
Zira İmâm-i Bezzi (r.a.), İkrime (r.a.) den, o da Kast (r.a.) dan, o da İbn-i Kesir (r.a.) den rivayet etti. Bezzi (r.a.), bez yani kumaş satan kimse demektir. Başka, rivayetler de vardır. İmâm-i Bezzi (r.a.) nin kırâatı, Ebû Rebi’ (r.a.) a ve İbnü’l-Habbab Tariki (r.a.) ile rivayet edilmiştir.
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Abdullah bin Kesir (Radiyallah-u anhu) hurmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin
Fuad Yusufoğlu
Üveys-ül Karani (Radiyallah-u anh)- 2
22 Şubat 2009Geliye Şam’e Mevki-i Navale sipi (Nusaybin)
Üveys-ül Karani (Radiyallah-u anh)- 2
Yine Resulullah (Sallallahu aleyhi ve selem);
-“Ümmetimden bir kimse vardır ki, Rebi’a ve Mudar kabilelerinin koyunları kıllarının adedince kişiye kıyamette şefaat edecektir.” Buyurdu.
Arabistan’da bu iki kabilenin koyunları kadar kimsenin koyunu olmadığı söylenmiştir.
Eshab-i Kiram (Rıdvanıllahi aleyhüm ecmain);
-“Ya Resulullah (s.a.v.) bu kimdir?” dediler.
Resulullah (Sallallahu aleyhi ve selem);
-“Allah’ın kullarından biri,” buyurdu.
Eshab-i Kiram (r.a.);
-“Ya Resulullah (a.s.v.) biz hepimiz kullarız, ismi nedir?” dediler.
Resulullah (Sallallahu aleyhi ve selem);
-“İsmi Üveys .” buyurdu.
Eshab-i Kiram (r.a.);
-“Ya Resulullah (a.s.v.) nerelidir? Nedir.” Dediler.
Resulullah (Sallahu aleyhi ve selem);
-“Karn’lidir.” Buyurdu.
Eshab-i Kiram (r.a.);
-“O sizi gördü mü?” dediler.
Resulullah (Sallallahu aleyhi vesellem);
-“Baş gözü ile görmedi.” Buyurdu.
Eshab-i Kiram (r.a.);
-“Hayret, size bu kadar aşık olsun da, hizmet ve huzurunuza koşup gelmesin.” Dediler.
Resulullah (Sallallahu aleyhi ve selem);
-“iki sebepten; Biri hallerine mağlubdur. İkincisi ise benim dinime bağlılığından dolayıdır. İhtiyar bir annesi vardır. İman etmiştir. Gözleri görmez, el ve ayakları haraket etmez. Üveys gündüzleri deve çobanlığı yapar, aldığı ücreti kendisinin ve annesinin nafakasına harcar.” Buyurdu.
Eshab-i Kiam (r.a.);
-“Biz onu görür müyüz?” dediler.
Rsulullah (sallallahu aleyhi ve selem) Hazreti Ebû Bekir (r.a.);
-“Sen onu kendi zamanında göremezsin.”
İslâm âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Üveys-ül Karani (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin
Fuad Yusufoğlu
Üveys-ül Karani (Radiyallah-u anh)- 3
22 Şubat 2009Geliye Şam’e Navale (Nusaybin)
Üveys-ül Karani (Radiyallah-u anh)- 3
Eshab-i Kiram (r.a.);
-“Biz onu görür müyüz?” dediler.
Rsulullah (sallallahu aleyhi ve selem) Hazreti Ebû Bekir (r.a.);
-“Sen onu kendi zamanında göremezsin.”
Ama Resulullah (Sallallahu aleyhi ve selem) Hazreti Ömer (r.a.) ve Hazreti Ali (r.a.) ye;
-“Siz onu görürsünüz. Bedeni kıllıdır. Sol böğründe ve avucunun içinde bir GÜMÜŞ MİKTARI BEYAZLIK VARDIR. Bu baras hastalığı beyazlığı değildir. O’NA VARINCA, BENİM SELAMIMI SÖYLEYİN VE ÜMMETİME DUA ETMESİNİ BİLDİRİN.” Buyurdu.
Veysel karani hazretleri (r.a.) gece gündüz ibadet ve tâatle vakit geçirirdi. Kendini halktan gizlerdi.
İlk zamanlar herkes ona DİVANE GÖZÜ ile bakıyordu. Sonradan onun büyüklüğünü anladılar, çok ikram ve hürmet göstermeye başladılar.
Bunun üzerine annesinin vefatından sonra karın köyünden çıkıp Kufe şehrine gitti.
Peygamber Efendimiz (Sallallahu alayhi ve selem) im vefatı yaklaşınca, Sahabe-i Kiram;
-“Hırkanızı kime verelim?” dediler.
Resulullah (Sallallahua aleyhi ve selem);
-“Üveys-i Karni (r.a.) ye verin.” Buyurdu.
Resulullah (a.s.v.) in vefatından sonra Hazreti Ömer (r.a.) işle Hazreti Ali (r.a.) kufe’ye geldiklerinde,
Ömer bin hattap (r.a.) Irak’lılerı toplayıp minbere çıktı ve
-“Ey insanlar, Irak’lı olanlar otursunlar.” Buyurdu.
Hepsi oturdu, bir kişi oturmadı.
-”Sen karn’limi sin?” buyurdu
Adam;
-“Evet dedi .
Hazreti Ömer-ül Faruk (r.a.);
-“Üveysi tanır mısın ?” buyurdu:
Adam;
-“Tanırım, o sizin tarafınızden anılmaya layık olmayan bir kimsedir. Bizim aramızda, ondan ahmak (haşa) ondan akılsız, fakır ve kimsesiz bir kimse yoktur. Divanedir, insanlardan kaçar bir hali vardır” Dedi.
Ömer Bin Hattab (r.a.);
-“Onu arıyorum, nerededir? Buyurdu.
İslâm âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Üveys-ül Karani (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin
Fuad Yusufoğlu
Üveys-ül Karani (Radiyallah-u anh)- 4
22 Şubat 2009Geliye Şam’e Navale (Nusaybin)
Üveys-ül Karani (Radiyallah-u anh)- 4
Ömer Bin Hattab (r.a.);
-“Onu arıyorum, nerededir? Buyurdu.
Adam;
-“Arne vadisinde develerimize çobanlık yapmaktadır, biz de karşılığına ona akşam yiyeceği veririz. Saçı sakalı karışıktır, şehirlere gelmez, kimse ile sohbet etmez, insanların yediğini yemez; üzüntü ve neşe bilmez, insanlar gülünce, o ağlar, insanlar ağlayınca o güler.” Dediler.
Hazreti Ömer (r.a.);
-“Onu arıyorum.” Buyurdu.
Sonra hazreti Ömer (r.a.) ile Hazreti Ali (r.a.), onun olduğu yere gittiler. Onu namaz kılarken gördüler. Allah-u teâlâ, develerini gütmesi için BİR MELEK VAZİFELENDİRMİŞTİ. Namazı bitirip selam verince,
Hazreti ömer (r.a.) kalktı ve selam verdi. Üveys Selamı aldı.
Hazreti Ömer (r.a.);
-“İsmin nedir?” diye sordu.
Üveys (r.a.);
-“Abdullah (Yani Allah’ın kulu)” dedi.
Hazreti Ömer (r.a.);
-“Hepimiz Allah’ın kullarıyız; esas ismin nedir?” diye sordu.
Üveys-ül Karani (r.a.);
-“Üveys.” Dedi.
Hazreti Ömer (r.a.);
-Sağ elini göster.” Buyurdu.
Üveys sağ elini gösterdi. Hazreti Ömer (r.a.),
İslâm âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Üveys-ül Karani (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin
Fuad Yusufoğlu
Üveys-ül Karani (Radiyallah-u anh)- 5
23 Şubat 2009geliye Şam’e Mevki-i (Navale) Nusaybin
Üveys-ül Karani (Radiyallah-u anh)- 5
-“Peygamber Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve selem) size selâm etti. Mubarek hırkalarını size gönderip, (-“Alıp giysin, ümmetime de dua etsin.”) Diye vasiyet etti.”
Üveys-ül Karani (r.a.);
-“Ya Ömer! Ben zayıf, aciz ve günahkar bir kulum. Dikkat buyur, bu vasiyet başkasına ait olmasın?.” Deyince
Hazreti Ömer-ül Faruk (r.a.);
-“Hayır Ya Üveys, aradığımız sensin. Peygamber Efendimiz senin eşkalini ve vasfını belirti.” Cevabını verdi.
Bunun üzerine, ‘Hırka-i Şerifi’ hürmetle öptü, kokladı, yüzüne gözüne sürdü.
Sonra;
-“Siz burada bekleyin.” Dedi.
Yanlarından ayrildı. Biraz ileride ‘Hırkayı’ yere bırakıp, yüzünü yere koydu.
Cenab-i Hakka şöyle dua’da bulundu;
-“Ya Rabbi! Sevgili Peygamber Efendimiz (Sallallahu aleyhi ve selem), ben fakir, aciz kuluna Hazreti ömer (r.a.) ve Hazreti Ali (r.a.) ile ‘Hırka-i’ şerif’lerini göndermiş.” Dedi.
GÜNAHKAR OLAN BÜTÜN MÜSLÜMANLARIN AFFI İÇİN DUÂ ETTİ. BİR ÇOK MÜSLÜMANIN AFFOLDUĞU BİLDİRİLİNCE ‘Hırka-i Şerif-i’ HÜRMETLE GİYDİ.
Veysel Karani hazretleri (r.a.) ne hediye edilen ‘Hırka-i Şerif’ın bir parçası, Van cıvarında İRİSAN BEYLERİNE kadar gelmiş ve 1618 senesinde Osmanlı padişahlarından Osman Han’a getirilip hediye edilmiştir.
Sultan Abdülmecid Han, bu hırka-i şerif için Fatih civarında (Hırka-i Şerif) cami’ini yaptırmıştır. Her sene Ramazan ayında Camekan içinde Halka ziyaret ettirilmektedir.
Tasavvuf’ta büyüklerini görmedikleri hâlde onların ruhaniyetinden istifade ederek feyz alarak, yükselenlere ‘ÜVEYSİ’ denilir. Bu tabir, Veysel Karani hazretleri (r.a.) nin Peygamber Efendimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) i görmeden feyz alıp, O’na tabi olmak suretiyle tasavvufta yüksek derecelere kavuşmasına benzeterek söylenilmiştir.
‘Üveysi’ demek MURŞİDİ OLMAYAN DEMEK DEĞİLDİR. Görmediği halde Peygamber efendimiz (sallallahu alayhi ve selem) in, ve O’nun varisleri olan EVLİYANIN BÜYÜKLERİNDEN BİRİNİN RUHANİYETİNDEN FEYZ ALIP, YÜKSELMEK DEMEKTİR.
İslâm âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Üveys-ül Karani (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin
Fuad Yusufoğlu









