‘Uhud savaşı’ olarak etiketlenmiş yazılar
Talha bin Ubeydullah (Radiyallah-u anhu)- 4
14 Nisan 2009Girnavas’tan Genel bir görünüş (Nusyabin)
Talha bin Ubeydullah (Radiyallah-u anhu)- 4
Müşrikler Peygamberimiz (s.a.v.) ve onüç Sahâbîyi yok etmek için üzerlerine yürüdüler. Peygamberimiz (s.a.v.) “Şunları kim karşılar, kim durdurur” buyurdular. Hz. Talha, “Ben” buyurdu. Peygamberimiz “Senin gibi daha kim var” diye sordular. Ensârdan bir zât “Ben” dedi. Peygamberimiz ona “Haydi sen karşıla” buyurdu. O zât gitti müşriklerin üzerine bir aslan gibi atıldı. Gözleri yaşartan kahramanlıklar gösterdi. Birçok kâfiri Cehenneme gönderdi ise de sayıca çok olan müşrikler nihayet onu şehîd ettiler. Yine müşriklerden bir grup Peygamberimize doğru gelmeye başladı. Peygamberimiz “Şunlara kim karşı koyar” buyurdular. Hz. Talha yine atıldı. “Ben” dedi. Peygamberimiz (s.a.v.) “Senin gibi daha kim var” diye sordu. Yine Ensârdan bir zât “Ben” dedi. Resûlullah (s.a.v.) “Haydi onları sen karşıla” buyurdular. O zât da gitti. Aynı şekilde çarpışa çarpışa şehâdet şerbetini içti. Müşriklerden başka bir grup daha geldi. Resûlullah (s.a.v.) aynı şekilde sordu. Yine Hz. Talha ataklı ise de Peygamberimiz yine “Senin gibi daha kim var” diye sordu. Ensârdan bir zât “Ben” dedi, Resûlullah (s.a.v.) aynı şekilde onu da gönderdi. O da şehîd oldu. Peygamberimizin (s.a.v.) yanında bulunan ensardan oniki sahâbî bu şekilde şehâdet şerbetini içtiler, inandıkları, îmân ettikleri Allahü teâlâya ve kendilerine vâd olunan sonsuz Cennet nimetlerine kavuştular. Resûlullahın (s.a.v.) yanında Hz. Talha bin Ubeydullah’dan başka kimse kalmadı. Müşrikler Peygamberimizi (s.a.v.) kastederek yine hücum ettiler. Peygamberimiz “Gelen şu müşriklere kim karşı koyar” buyurdu, Hz.Talha “Ben” buyurdu ve gitti çarpışmaya başladı. Bir kısmını öldürdü. Bu sırada Peygamberimiz (s.a.v.)’in yanına bazı sahâbîler yetiştiler. Eshâb-ı kirâm burada afallara durgunluk verecek, gözlerin bir daha göremeyeceği kahramanlıklar gösteriyorlardı. Din-i İslâmda her türlü iyilik ve fazilette ümmetin en önünde olan Eshâb-ı kirâm cihad, şecaat ve kahramanlıkta da en önde olduklarını isbât eden canlı misaller ortaya koyuyorlardı.
Talha bin Ubeydullah (r.a.) buyurdu ki: “Gördüm ki, Eshâb-ı kirâm dağıldı. Müşrikler hücum ettiler ve Resûlullahı (s.a.v.) her taraftan kuşattılar. Resûlullahın (s.a.v.) önünden mi, arkasından mı, sağından mı, yoksa solundan mı gelen taarruzlara karşı duracağımı bilemiyordum. Bir önden gelenlere bir arkadan gelenlere koştum onları uzaklaştırdım. Nihayet dağıldılar.” Hz. Talha’nın, Uhud’un bu anında vücûdunun her yeri heyecandan ve Resûlullaha (s.a.v.) bir zarar gelir korkusundantir tir titriyordu. O Uhud günü Resûlullah’a (s.a.v.) bir zarar gelmemesi için en çok uğraşan en fazla canını hiçe sayanlardan idi. Eshâb-ı kirâmdan birçoğu bazı anlar Resûlullah (s.a.v.)’ın yanından ayrıldıkları halde Hz. Talha bir an ayrılmamış idi. Sa’d bin Ebî Vakkas (r.a.) bu hali haber verdikten sonra: “Biz Resûlullahın (s.a.v.) yanına döndüğümüz zamanlar Hz. Talha’yı hep O’nun etrafında dönerek çarpıştığını ve kendisini Resûlullaha (s.a.v.) kalkan yapıp koruduğunu gördüm.” buyurmuştur.
Müşriklerden çok keskin nişancı, attığını vuran bir okçu vardı. Bu Mâlik bin Zübeyr idi. Bu hain Peygamberimize (s.a.v.) nişan alıp bir ok attı. Resûlullahın (s.a.v.) başına doğru gelen bu oka başka hiç bir şekilde karşı koyamıyacağını anlayan Talha (r.a.) elini açarak oka karşı tuttu. Ok elini parçaladı. Parmaklarının bütün sinirleri kesildi. Elinin kemikleri kırıldı. Atılan oka elini tutması, candan çok ötelere yükselmiş bir aşkın, kemâle gelmiş bir imânın, muhabbet ile yanan, anlatılamayan hakiki bir sevginin fiili olarak ortaya çıkmasıdır. Hz. Peygamber (s.a.v.) “Eğer (Talha oka elini beni korumak için tutarken) Bismillah deseydi, insanların gözü önünde Cennete giderdi.” Başka bir rivâyette ise Talha’ya (r.a.) “Eğer Bismillah deseydin insanlar sana bakışırken, melekler seni göklere yükseltirdi.” buyurmuşlardır. Yine “Uhud günü yer yüzünde sağımda Cebrâil, solumda Talha bin Ubeydullah’dan başka bana yakın bir kimse bulunmadığını gördüm” buyurmuşlardır.
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Talha bin Ubeydullah (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin
Fuad Yusufoğlu
Talha bin Ubeydullah (Radiyallah-u anhu)- 5
14 Nisan 2009Girnavas Şelalesi (Uzaktan görünüşü) Nusaybin
Talha bin Ubeydullah (Radiyallah-u anhu)- 5
Talha bin Ubeydullah’ın (r.a.) her yeri kılıç ve ok darbeleriyle delik deşik olmuş, vücûdunda yaralanmayan ve kana bulunmayan bir yer kalmamış idi. O gün vücûdunda altmışaltı büyük yara açılmıştı. Küçükler ise vücûdunda sayılamıyacak kadar çokdu. Bu haliyle dahi cihâda devam ediyordu. Dirâr bin Hattab onun başına şiddetli iki kılıç darbesi indirmiş ve Hz. Talha kan kaybı sebebiyle de bayılmıştı. Bunu gören Peygamberimiz (s.a.v.) yanına gelen Hz. Ebû Bekir’e hemen Hz. Talha’ya yardıma koşmasını emrettiler. Hz. Ebû Bekir onu baygın bir vaziyette buldu. Hemen başını kaldırdı ve yüzüne su serpti. Hz. Talha ayıldı. Ayılır ayılmaz ilk sorduğu soru “Resûlullah ne yapıyor” olmuştur. Böylece sevgi ve bağlılığın en güzelini göstermiştir. Eshâb-ı kirâmda bu aşk, bu muhabbet, bu îmân olduğu için, Resûlullaha böyle gönül verdikleri için Peygamberlerden sonra insanların en üstünü olmuşlar, onun için onların verdiği bir avuç arpa sadaka, onlardan olmayanların verdiği Uhud Dağı kadar altın sadakadan daha kıymetli olmuştur.
Hz. Ebû Bekir, “Resûlullah iyidir. Beni sana O gönderdi.” deyince Talha (r.a.) “Allahü teâlâya sonsuz şükürler olsun. O sağ olduktan sonra her musîbet hiçtir.” Buyurdu. İşte bu sırada âlemlerin efendisi, iki cihanın sultanı Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.) oraya teşrif ettiler. Talha (r.a.)’ın bütün vücûdunu mübârek elleriyle mesh ettiler ve ellerini açıp “Allahım ona şifâ ver, Ona kuvvet ver” diye duâ buyurdular. Talha (r.a.) biraz sonra sapa sağlam kalktı ve düşmanla yine harbetmeye başladı. Müşriklerden Ebû Zâtülyed, bir ata binmiş (Ben Ebû Zâtülyed’im. Bana Muhammed’i gösteriniz) diye bağırarak Resûlullah’a (s.a.v.) doğru geliyordu. Talha (r.a.) onun önünü kesti. Mızrağını atın arka bacaklarına vurunca; at kuyruğunu iki bacağına sokup çöktü. Talha (r.a.)’da mızrağını bu müşrikin göz bebeğine sapladı ve onu bağırtarak öldürdü. Hz. Talha bu halden sonra da bir hayli yara aldı. Yaraları yetmişbeşi aştı. Sadece başında dört büyük kılıç yarası vardı. Uylukları kılıçla parçalanmış, parmakları çolak olmuş idi. Talha (r.a.) şehîd olmayı bekliyen kimselerdendi.
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Talha bin Ubeydullah (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin
Fuad Yusufoğlu
Talha bin Ubeydullah (Radiyallah-u anhu)- 8
16 Nisan 2009Girnavas tepesinden farklı görüntüler (Nusaybin)
Talha bin Ubeydullah (Radiyallah-u anhu)- 8
Hz. Osman devrinde, ilk 6yıl sakin geçti ve sessiz bir hayat yaşandı. Hz. Osman âsiler tarafından muhasara edildiğinde, Hz. Talha O’nu korumak amacıyla Hz. Ali ve Hz. Zübeyr gibi oğullarını gönderdi. Oğlu Muhammed şiddetli şekilde âsilere mukabelede bulundu. Hz. Osman şehîd edilince Hz. Talha çok üzüldü. Hz. Ali halife seçilince O’na bîat etti. Sonra Hz. Osman’ı şehîd edenlerin derhal cezalarının verilmesini ve kısas yapılmasını istedi. Hz. Ali de isyancıların Medine’ye hâkim olduklarını bir müddet sonra kendilerine bağlı bir ordu kurulduğu zaman isyancıların ve katillerin cezasının verileceğini beyan etti. Hz. Talha buna çok üzüldü. Mekke’ye Hz. Âişe validemizin yanına daha sonra Basra’ya gitti. Hz. Ali ile karşılarındaki müslümanlar arasında kan dökülmemesi için Hz. Âişe arabulucu olarak gelmişti. Her iki taraf anlaştılar. Fakat bunu öğrenen Abdullah bin Sebe yahudisi ve ona tabi olan isyancılar gece her iki orduya da hücum ederek, Hz. Ali ordusuna Âişe (r.anha) sözünde durmadı, Hz. Âişe, Talha ve Zübeyr’in bulunduğu tarafta da Hz. Ali “sözünde durmadı” diye bağırarak fitne çıkardılar ve çok müslüman kanının dökülmesine sebep oldular. Hz. Talha burada şehîd oldu. Hz. Âişe bu vaka esnasında bir deve üzerinde olduğundan bu vak’aya cemel vakası denildi. Hz. Ali harp meydanını gezerken Hz. Talha’yı maktuller (ölenler) arasında görünce çok üzüldü, çok, pek çok ağladı. Kucağına aldı. Yüzündeki toprakları sildi ve “Ey Ebû Muhammed (Talha) semânın yıldızları altında seni toprağın üzerinde serilmiş olarak görmek bana pek ağır geldi, beni kalbimden vurdu. Keşke yirmi yıl önce öleydim” buyurdu, Hz. Ali, Hz. Talha’nın namazını kendi kıldırdı. Vefatından yirmi yıl sonra kızı Âişe bir gece rüyasında Hz. Talha’yı gördü ve Ona “Yâ Aişe kabrimin bir tarafından sızan su bana eziyyet veriyor, beni buradan çıkar da başka yere defn et”, diye tenbih buyurdu. Bunun üzerine kızı Âişe çok üzüldü ve akrabalarından bazılarını alarak kabr-i şeriflerini açtılar. Sızan sudan dolayı vücûdunun bir tarafı hafif yeşillenmiş ise de, diğer yerleri yeni defn edilmiş ve bir kılına dahi zarar gelmemiş olduğu halde buldular. Başka bir kabre naklettiler.
Talha bin Ubeydullah hazretlerinin üstünlükleri ve faziletleri pek çoktur. Günyet-üt Talibin (1322 Mısır Baskısı) seksendördüncü sahifesinde Abdülkadir Geylânî (k.s.) buyuruyorlar ki:
(Ehl-i sünnete göre, Muhammed aleyhisselâmın ümmeti, başka Peygamberlerin ümmetlerinden daha üstündür. Bu. ümmetin de üstünü, Ona îmân ederek mübârek yüzünü görmekle şereflenen Eshâb-ı kirâmdır ki, hepsi Ona tâbi’ olmuş, Onun için harb etmiş, Onun uğruna canlarını, mallarını fedâ etmişdir. Onun emrini yapmak, birinci vazifeleri olmuş, herşeyde Onun yardımcısı olmuşlardır. Bu Eshâbın da en üstünü Hudeybiyede, Resûlullah (s.a.v.) ile bi’at edip Onun için ölmeğe hâzır olduklarını söz veren kahramanlardır. Bunlar, bindörtyüz kişi idi. Bunların da en üstünü, Bedr muharebesinde bulunanlardır ki, bunlar, Tâlûtun askeri gibi üçyüzonüç kişi idi. Bunların da üstünü, ilk müslüman olan kırk kişidir ki, kırkıncısı, Ömer “radıyallahü anh”dır. Bunların otuzdördü erkek, altısı kadındır. Bunların da üstünü, (Aşere-i mubesşere) ya’nî Cennete gidecekleri müjdelenen on kişidir. Bunlar, Ebû Bekr, Ömer, Osman, Ali, Talha, Zübeyr bin Avvâm, Abdurrahman bin Avf, Sa’d İbni Ebî Vakkâs, Sa’îd bin Zeyd, Ebû Ubeyde bin Cerrâhdır. Bunların da üstünü, Hulefâ-i râşidîn, ya’nî dört halife olup, bunların da üstünü Ebû Bekr, sonra Ömer, ondan sonra Osman, ondan sonra Ali’dir).
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Talha bin Ubeydullah (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin
Fuad Yusufoğlu
Talha bin Ubeydullah (Radiyallah-u anhu)- 9
16 Nisan 2009Girnavastan bir başka görünüş (Nusaybin)
Talha bin Ubeydullah (Radiyallah-u anhu)- 9
Hz. Talha’nın bu bütün üstünlük ve fâziletlerden sadece kavuşmadığı Hulefa-i râşidîn derecesi olmuştur. Peygamberimiz (s.a.v.) “Yeryüzünde Cennetlik bir kimse görmek isteyen Talha bin Ubeydullah’a baksın” buyurdu. Hz. Âişe anlatır: Ebû Bekir Sıddîk bir gün Resûlullahın (s.a.v.) yanına girmişti. Resûlullah ona “Yâ Ebâ Bekir sen Allahü teâlânın Cehennemden âzâd ettiği kişisin” buyurdu. Ondan önce kimseye böyle Atik ismi vermemişti. Sonra Talha bin Ubeydullah içeri girdi. Resûlullah(s.a.v.) ona “Ey Talha sen de şehîd olmayı bekleyenlerdensin” buyurdu.
Hz. Talha ahlâk, edeb ve fazilet bakımından çok yüksek idi. Kalbi Allahü teâlâ’nın korkusuyla ve Resûlünün muhabbetiyle doluydu. Bu muhabbeti aşk derecesinden de çok ötelerde idi. O bu aşkının en güzel isbâtını Uhud ve diğer gazalarda göstermiştir.
Zi’l-Karede gazvesinde mücâhidlerin susuz kalmaması için bir kuyu satın alıp onu mü’minlere vakfetmiş idi. O zaman kuyu satın almak ve vakfetmek büyük bir cömertlik idi. Ayrıca Zü’l-usra gazvesinde savaşa katılanları tek başına doyurmuştur. Günlük geliri bin altın idi. Öksüzleri gözetir; fakirlerin ihtiyaçlarını görür, biçarelere yardım eder. Paraya ihtiyacı olanlara para verirdi. Teymoğullarının bütün muhtaçları, onun yardımları altında idi. Hz. Talha bunların dullarını evlendirir, borçlularının borçlarını öderdi.
Resûlullah’ın (s.a.v.) vefâtından sonra Ümm-ül-mü’min olan ezvac-ı tâhîratın hizmetine koşmuşdu. Bütün malını ve parasını emirlerine amade kılmıştı. Medine’ye gelenler onun evinde misafir edilirdi. Kendisinden bir şey beklendiğinde onu yerine getirmediği görülmemiştir. Bir gün bir Bedevî, Hz. Talha’ya gelerek akrabalık iddiasında bulunarak yardım istedi. Hz. Talha bu akrabalık bağının çok önemli olduğunu söyleyerek, bir arazisinin olduğunu ve isterse onu almasını, isterse satıp parasını vermeyi teklif etti. Bedevî parasını almayı isteyince, Hz. Talha araziyi Hz. Osman’a satıp parasını Bedevî’ye verdi.
Bir gün Hz. Talha, üzerinde güzel bir maşlah (yünlü harmani) ile yolda giderken adamın biri maşlahını omuzlarından kaptı. Oradakiler maşlahı adamdan geri aldılar. Fakat Hz. Talha maşlahı adama iade ettirdi Adam utanarak Hz. Talha’ya vermek isteyince Hz. Talha: “Senin olsun, Allahü teâlâ mübârek etsin! Birisi benden birşey umarsa onun umudunu boşa çıkarmaktan Allahü teâlâdan utanırım.” buyurdu.
- Son derece sevimli idi. Orta boylu, geniş göğüslü, yakışıklı bir zattı, israf ve aşırılığa kaçmadan iyi giyinirdi. Onun ahlâkının güzelliğine bir misâl olarak şu kıssa zikredilebilir. Eshâb-ı kirâmdan bir çok zât Ümmî Ebân hatunla evlenmek için teklifte bulunmuşlardı. Fakat O hiç birisini kabul etmedi. Talha bin Ubeydullah (r.a.) teklifte bulununca kabul etti. Sebebi sorulduğu zaman: “Onun ahlâkını bilirim. Evine girerken güler yüzle girer, evinden çıkarken mütebessim olarak çıkar. Kendisinden istenildiğinde verir, kendisine bir iyilik yapıldığı zaman teşekkür eder. Bir kusur görünce affeder.” diye cevap vermiş ve Hz. Talha ile evlenmişti.”
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Talha bin Ubeydullah (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin
Fuad Yusufoğlu
Zübeyr bin Avvâm (Radiyallah-u Anhu)- 4
18 Nisan 2009Bedir Şehidliği
Zübeyr bin Avvâm (Radiyallah-u Anhu)- 4
Peygamber efendimiz (s.a.v.), Medine’ye hicret ettiği zaman, Hz. Zübeyr bin Avvâm’ı, Ensâr’dan Ka’b bin Mâlik ile kardeş yaptı. Hicretten iki yıl sonra Mekke’li müşriklerle Bedir savaşı yapıldı. Bu savaşta müslümanlar 313 kişi Mekke’li müşrikler 1500 kişi idi. Peygamber efendimiz, Bedir muharebesinde Hz. Zübeyr bin Avvâm’ı, sağ kanada kumandan tayin etti ve “Melekler, alâmetli ve nişanlıdırlar, siz de kendinize birer alâmet ve nişan yapınız!” buyurdular. Bunun üzerine Zübeyr bin Avvâm (r.a.) başına sarı bir sarık sardı. Her iki taraf bütün güçleriyle saldırıya geçti. Zübeyr bin Avvâm (r.a.) buyurdu ki: “Bedir günü ben müşriklerden Ubeyde bin Sâid’le karşılaştım. O baştan ayağa kadar zırha bürünmüş, gözlerinden başka bir yeri görünmüyor ve at üzerinde bulunuyordu. Çocukluktan beri büyük karınlı olduğu için kendisine (Ebû zât-ül-keriş=karın babası) denirdi. O “Ben Ebû zât-ül-kerîş’im. Ben Ebû Zât-ül-Keriş’im” diye meydan okuyordu. Elimdeki mızrağımı hemen onun gözüne sapladım. Ubeyde yıkılıp öldü. Ayağımı yanağına bastım olanca kuvvetimle mızrağımı çekip çıkardım. Fakat mızrağımın iki tarafı eğilmişti.”
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Zübeyr bin Avvâm (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin
Fuad Yusufoğlu
Zübeyr bin Avvâm (Radiyallah-u Anhu)- 5
18 Nisan 2009Uhud Şehidliği (Hazret-i Hamza r.a. kabri) Medine-i Münevvere- Eski resim-
Uhud Şehidliği (Hazret-i Hamza r.a. kabri) Medine-i Münevvere-Yeni resim-
Zübeyr bin Avvâm (Radiyallah-u Anhu)- 5
Mekkelilerin de katıldığı bu savaş çok şiddetli geçiyordu. Peygamber efendimiz: “Allahım! Şu bir avuç İslâm cemaati helâk olursa, artık sana yer yüzünde hiç ibadet olunmaz” diyor, durmadan Allahü teâlâdan yardım diliyor ve O’na yalvarıyordu. Hz. Zübeyr’in Bedir harbi esnasında gösterdiği kahramanlık çok büyüktü. Vücudunda yaralanmadık bir yer kalmamıştı. Hz. Zübeyr’in oğlu Urve der ki: “Hz. Zübeyr bilhassa üç kılıç darbesi almıştı. Bunlardan biri boynunda idi. Yara o kadar derin bir iz bırakmıştı ki, içine parmağımı sokabiliyordum.” Bedir muharebesi müslümanların galibiyetiyle neticelenip, 14 Eshâb-ı kirâm şehîd oldu. 70 müşrik öldürüldü.
Mekkeli müşrikler bu yenilgiyi unutamamış bir yıl sonra tekrar Medine’ye hareket etmişlerdir. Uhud’da iki ordu yine karşılaştı. Uhud gazâsı hicretin üçüncü senesinde vuku buldu. Bu muharebede fedâkârlık gösterenlerin en meşhûrları arasında Hz. Zübeyr ile Hz. Ebû Dücane de bulunuyordu. Uhud muharebesi başlarken, müşriklerden (puta tapanlardan) deve üzerinde bir adam meydana çıktı. Çarpışmak için er diledi. Herkesin kendisinden çekindiğini, geri durduğunu görünce, dileğini üç kere tekrarladı. Bunun üzerine Hz. Zübeyr bin Avvâm, başına sarı bir sarık sararak meydana yürüdü. Birden devenin üzerine sıçrayıp, kâfirin boğazına sarıldı. Deve üzerindeki bu mücâdele devam ederken, Peygamber efendimiz “Onu yere düşür” buyurdu. Hz. Zübeyr bin Avvâm o müşriki yere düşürdü. Üstüne çöküp boynunu kesti. Peygamber efendimiz (s.a.v.) “Eğer, Zübeyr, onun karşısına çıkmasaydı, halkın çekindiğine, sakındığına bakıp, ben çıkacaktım.” buyurdu. Teke tek mücadelelerden sonra savaş iki tarafın hücumuyla başladı. Hz. Zübeyr bin Avvâm ve Mikdâd bin Esved, Ebû Cehil’in kumandasındaki süvarileri karşılayıp, bozguna uğrattılar. Hz. Zübeyr bin Avvâm ve Mikdâd bin Esved, biner süvariye denk tutulurdu. Hz. Zübeyr bin Avvâm, müşriklerin sancaktarı, olan Kilâb’ı öldürdü ve 7 arkadaşı ile Peygamber efendimizin (s.a.v.) yanında şehîd oluncaya kadar ayrılmamak üzere yemin ettiler. Müşriklerin okçuları, Peygamber efendimizi ok yağmuruna tutunca, Eshâb-ı kirâm Peygamber efendimizi (s.a.v.) ortalarına aldılar. Atılan oklar Peygamber efendimizin sağından solundan geçiyor, ya önüne düşüyor veya arkasından aşıp geçiyordu. Mekkeli müşrikler Resûlullahı (s.a.v.) her yandan kuşattılar. Hz. Zübeyr bin Avvâm ve arkadaşları, Peygamber efendimizin etrafında pervane gibi dönerek, gelen oklara, kılınclara vücutlarını siper ettiler. Pek çok Eshâb-ı kirâm çarpışa çarpışa şehîd oldu. Düşman gerilemişti, zafere yaklaşılmıştı. Zafer sevinciyle yerlerini terk eden sahabenin (r.a.) bulundukları yerden, düşman süvarileri saldırıya geçti ve Peygamber efendimize kadar sokuldular. Peygamberimiz (s.a.v.) yaralandı. Eshâb-ı kirâm hemen toplandı, neticede savaş tekrar müslümanların lehine döndü.
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Zübeyr bin Avvâm (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin
Fuad Yusufoğlu
Zübeyr bin Avvâm (Radiyallah-u Anhu)- 6
19 Nisan 2009Uhud Şehidliği (Hazret-i Hamza-r.a.- kabri) Medine-i Münevvere
Zübeyr bin Avvâm (Radiyallah-u Anhu)- 6
Muharebe bitmişti. Peygamber efendimizin vefâtı şayiası Medine’ye ulaşınca, Hz. Safiyye hatun hemen Uhud’a hareket etti. Uhud meydanına gelince, oğlu Hz. Zübeyr’i ve Hz. Ali’yi görüp, önce Resûlullahın (s.a.v.) halini sordu. Hz. Ali “Hamd olsun iyidir” deyince ferahladı. Fakat Hz. Safiyye “Bana onu göster” deyince, Hz. Ali, Peygamber efendimizi işaretle gösterdi. Peygamberimiz yaralı idi. Peygamberimizin sağ olduğuna şükretti. Hz. Safiyye, baba-anne bir kardeşi olan, Hz. Hamza’nın durumunu da görmek istiyordu. Peygamber efendimiz (s.a.v.) Hz. Safiyye’nin gelmekte olduğunu görünce, Hz. Zübeyr bin Avvâm’a: “Anneni geri çevir, kardeşinin cesedini görmesin” buyurdu.
Zübeyr bin Avvâm (r.a.) “Anneciğim! Resûlullah (s.a.v.) geri dönmenizi emrediyor” deyince, Hz. Safiyye: “Eğer ona yapılanı bana göstermemek için geri döneceksem, zaten ben kardeşimin cesedinin kesilip biçildiğini öğrenmiş bulunuyorum. O, bu musîbete Allah yolunda uğramış bulunuyor. Biz Allah yolunda bundan daha beter olanlarına da razıyız. Sevabını Allahü teâlâ’dan bekliyeceğiz. İnşaallah sabredip, katlanacağız” dedi. Hz. Zübeyr bin Avvâm, gelip bunu bildirince, Peygamberimiz (s.a.v.) “Öyle ise bırak görsün” buyurdu. Hz. Safiyye, Hz. Hamza’nın cesedinin yanına oturup sessizce ağlamaya başladı. Onunla, Peygamber efendimiz de sessizce ağladılar.
Hz. Zübeyr bin Avvâm anlatır: “Annem yanında getirdiği iki hırkayı çıkarıp: “Bunları, kardeşim Hamza için getirdim. Onu bunlara sarınız” dedi. Hz. Hamza’yı kefenlediler ve Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer, Hz. Ali ve Hz. Zübeyr bin Avvâm’ı Kabre indirdiler. Aynı kabre, onun gibi şehîd olan, Hz. Abdullah bin Cahş’ı koydular.
Uhud’dan dönüşte, Peygamber efendimiz yolda münafıklardan Ebû Azzeel Cumehi’yi yakaladı. Resûlullah (s.a.v.) onu Bedir’de esir etmişti. Sonra onu lütfederek öldürmemişti. O şöyle dedi: “Yâ Resûlallah (s.a.v.) beni bırak.” Resûlullah da (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Vallahi bundan sonra artık sen Mekke’de ellerini okşayıp Muhammed’e (a.s.) iki kere hile ettim diyemiyeceksin, Ey Zübeyr, boynunu vur” o da boynunu vurdu.
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Zübeyr bin Avvâm (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin
Fuad Yusufoğlu
Abdullah bin Cübeyr (Radiyallah-u anhu);
22 Nisan 2009Okçular tepesi “ayneyn” tepesi’nden başka bir görüntü
Okçular tepesi “Ayneyn tepesi’nden Uhud dağının görüntüsü
Okçular tepesi “Ayneyn” tepesi’nden bir başka görünüş
Abdullah bin Cübeyr (Radiyallah-u anhu);
Ebü’l-Münzir Abdullah b. Cübeyr b. En-Nu’man el-Ensari
Uhud savaşında “Ayneyn” tepesindeki okçuların kumandanlığını yapan sahabi
Evs kabilesine mensup, birinci Akabe biat’ndan sonra İslamiyet’i kabul etti. Medineli yetmiş kişi ile birlikte ikinci Akabe biati için mekke’ye geldi.
Biatten önce Hazret-i Peygamber (Sallallahu alşeyhi ve sellem) ile görüşmek istedi ve birkaç arkadaşıyla birlikte Peygamber efendimiz (s.a.v.) in kalmakta olduğu Abbas (r.a.) in evine gitti.
Fakat Abbas (r.a.), Hazret-i Peygamber efendimiz (s.a.v.) in Medinelilerle olan münasebetini Kureyşliler’den gizlemenin gereğine inandığı için, onlara Peygamber (s.a.v.) le ancak Akabe ‘da görüşebileceklerini söyledi. Abdullah bin Cübeyr (r.a.) da diğer Ensar gibi Akabe’de Hazret-i Peygamber (s.a.v.) e biat etti.
Abdullah bin Cübeyr (r.a.) Bedir ve Uhud savaşlarına katıldı. Uhud Savaşında Hazret-i Peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem), İslâm ordusuna arkadan gelebilecek saldırıyı engel olmak maksadiya sol taraftaki “Ayneyn” tepesine, Abdullah bin Cübeyr (r.a.) kumandasında elli kadar okçu yerleştirdi ve “hiç bir şekilde oradan ayrılmamalarını” emretti.
Savaşın başlangıcında Müslümanların galip gelmeye başladığını gören okçuların büyük bir kısmı ganimetten mahrum kalmamak için yerlerinden ayrılmaya başladılar.
Abdullah bin Cübeyr (r.a.) Hazret-i Peygamber (s.a.v.) in;
-“Bizim bozguna uğradığımızı, atlarımızı kuşların kaptığını görseniz bile, ben size haber gönderinceye kadar yerinizden ayrılmayınız.” Buyurduğunu anlatmaya çalıştıysa da, bütün gayret ve ısrarlarına rağmen çözülmeye engel olamadı ve yanında kalan on kişi ile birlikte Hazret-i Halid bin Velid (r.a.) in kumanda ettiği Mekkeli süvarilerle savaşmak mecburiyetinde kaldı.
Okla savaşa başlayan Abdullah (r.a.), oku bitince mızrağıyla, o da kırılınca kılıcıyla mücadeleye devam etti. Nihayet İkrime bin Ebû Cehil (r.a.) ve arkadaşları tarafından şehid edildi.
Müşrikler O’nu öldürmekle yetinmeyerek vucudunu delik deşik ettiler ve bağırsaklarını dışarı döktüler.
Âl-i İmran suresinin 152. ayeti, şehid oluncaya kadar Hazret-i Peygamber (s.a.v.) in emrini yerine getirmeye çalışan Abdullah bin Cübeyr ve arkadaşları (r.anhüm) nı övmektedir.
Türkiye Diyanet vakfı İslam ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) bizleri ve sizleri son Abdullah bin Cübeyr (Radiyallah-u anhu) nın şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı aff eylesin. Amin.
Fuad Yusufoğlu
Abdullah bin Mes’ud (Radiyallah-u Anhu)- 5
01 Mayıs 2009Navala Reş yolu DÖNÜŞ (Nusaybin)
Abdullah bin Mes’ud (Radiyallah-u Anhu)- 5
Ebû Zer (r.a.) zahid (dünyâdan uzak) bir hayat yaşadığından Medine’de refah artınca, Medine’yi terketmiş, Rebeze’de ikâmet etmişti. Ağır hastalanmış vefâtı yaklaşmıştı. Mübârek hanımı diğer bir rivâyetle de kızı yanında ağlıyordu. Ebû Zer (r.a.) niçin ağladığını sorduğunda, “Ağlıyorum, çünkü bir fâidem dokunmadıktan başka, ölürsen seni kefenleyecek bir şeyim de yok” dedi. Bu cevap karşısında Ebû Zer (r.a.) üzülmemesini, Resûlullah (s.a.v.)’in kendisinin yalnız öleceğini ve bir kısım mü’minlerin gelip cenazesini kaldıracaklarını haber verdiğini söyleyip, hanımına: “Sen kalk, yola bak dediğimin doğru olduğunu göreceksin” dedi. Ebû Zer (r.a.)’ın hanımı buna pek inanmadı. Çünkü bulundukları yer pek ıssız idi. Hac mevsimi ise zaten değildi. Fakat kalkıp yola baktığında bir cemâatin geldiğini gördü. Ebû Zer hazretlerinin hanımının yanına gelip, “Burada yalnız yaşayan bir zât tanıyor musun?” diye sordular. Kimi aradıkları sorulunca da “Ebû Zer” dediler. Ebû Zer (r.a.)’ın hanımı da gelenleri Ebû Zer’e (r.a.) götürdü. O gün vefât etti. Techiz ve tekfin işleri yapıldı. Bunları yapan Abdullah İbni Mes’ûd (r.a.) idi.
Abdullah bin Mes’ûd altmış yaşları civarında hastalandı. Rüyasında Peygamberimizi (s.a.v.) görmüş, Resûlullah onu kendi tarafına davet etmiş, o da bu daveti büyük bir şevkle kabul etmişti. Bundan çok az bir zaman sonra 32 (m. 652) de vefât etti. Abdullah bin Zübeyr (r.a.) ve oğlu Abdullah techiz ve tekfin etmişler ve bütün vasiyyetlerini yerine getirmişlerdir. Cenaze namazını Hz. Osman kıldırmış, Cennet-ül-Baki kabristanında Osman bin Mazun (r.a.) da kabre koymuştur.
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Abdullah bin Mes’ud (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin
Fuad Yusufoğlu
Ümmü Süleym (Rumeysâ) Radiyallah-u anha- 6
03 Mayıs 2009Bab-üs-Selam kapısı (Mescidi Nebevvi)
Ümmü Süleym (Rumeysâ) Radiyallah-u anha- 6
Hendek harbinde ise, bütün çocuklarla birlikte kale gibi bir evde mahfuz kalmışlardı. Harbe katılamamıştı. Hicretin yedinci (m. 629) senesinde Hayber savaşında, Resûlullahın (s.a.v.) maiyetinde bulunuyordu. Fetihten sonra esirler arasındaki Hz. Safîyye, Peygamberimizin (s.a.v.) hanımı olmak şerefine kavuşmuştu. O zaman, gelin oluncaya kadar Hz. Safiyye’yi, Ümmü Süleym’e (r.anha) evine ve emrine tevdi buyurdular. Resûlullah (s.a.v.) ile birlikte Mekke’nin fethinde de bulunmuştur. Bunun arkasından Hz. Ümmü Süleym (r.anha), Huneyn savaşına da bizzat iştirak etmiştir. Bu sırada oğlu Abdullah’a hamileydi. Buna rağmen eline bir hançer geçirmiş hazır vaziyette bekliyordu. Bu harp esnasında kocası Hz. Ebû Talha, tebessüm ederek, Resûlullah’ın (s.a.v.) yanına geldi ve “Yâ Resûlallah! Ümmü Süleym’in (r.anha) hançerini gördün mü?” diye sordu. Resûl-i Ekrem (s.a.v.), Ümmü Süleym’e (r.anha) dönerek: “Ey Ümmü Süleym! Bu hançer ile ne yapacaksın?” buyurunca, o da dedi ki: “Ben bunu, bu günler için hazırlamıştım. Hele müşriklerden birisi bir kerre yanıma yaklaşsın!.. Bununla karnını deşerim.” Harp meydanında en cesaretli kahraman mücâhidlerden bile öne geçerdi. Huneyn harbinde, bir ara müslüman saflarında bir dağılma baş gösterdiği sırada, Ümmü Süleym (r.anha) hançerini çekip, sebat göstermiş, arslanlar gibi düşmana saldırmıştı.
Eli hançerli Ümmü Süleym (r.anha.), Resûlullaha (s.a.v.) gelerek, “Eğer, izin verirseniz, paniğe uğrayıp, senin yanından ayrılanları da öldüreyim!” dedi. Peygamberimiz (s.a.v.), ona cevabında: “Ey Ümmü Süleym! Allahü teâlâ bize yetişti ve zafer ihsan etti” buyurdu.
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Ümmü Süleym (Radiyallah-u anha) nın şefaatına nail eylesin. O’nun yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin
Fuad Yusufoğlu












