‘Tabiin’ Kategorisi için Arşiv
Mûsâ Kâzım (Radiyallah-u anhu);
10 Ocak 2010Ravda-i Mutahhara şerif (Mmediane)
Mûsâ Kâzım (Radiyallah-u anhu);
Eshab-i Kiram’ın sohbetinde bulunmakla şereflenen Tabiin devrinin yüksek âlimlerinden ve evliyanın büyüklerinden. On iki İmâm’ın yedincisidir. Ca’fer-i Sadık (r.a.) ın oğlu, İmâm-i Ali Rıza (r.a.) nın babasıdır.
Resulullah efendimiz (s.a.v.) ın torunu olup, Hazret-i Ali (r.a.) ile Hazret-i Fâtima (r.anha) ın evlatlarındandır. Hazret-i Hüseyin (r.a.) in çocuklarından olduğu için “Seyyid” dir.
Asıl adı, Musa bin Ca’fer-i Sadık bin Muhammed Bâkır bin Ali Zeynel Abidin bin Hüseyin bin Ali bin ebi Tâlib’dir.
Künyesi, “Ebül-Hasan” ve “Ebû İbrahim’dir. Kâzım, Sabır, Sâlih, Emin… gibi birçok lakabları vardır. En meşhuru “Kâzım”dır. Hilminin (yumuşaklığının) çocukluğundan, kendisine kötülük yapanlara dahi kızmayıp bağışladığından, gazabına hâkim olduğundan “Kâzım” lakabı verilmiştir.
İmâmlığı yirmibeş sene üç ay sürmüştür. Erkek çocukları, Ali Rıza, Zeyd, İbrahim, Ukeyl, Hârun, Hasan, Hüseyin, Abdullah Ekber, Abdullah Asgar, Muhammed, Ahmed, Ca’fer, Yahya, İshak, Abbas, Ebül Kâsım, Hamza, Abdurrahman Kâsım, Ca’fer-i Ekber, Ca’fer-i asgar (r.anhüm) dır.
Kızları ise onsekizdir. Her biri zamanın en çok ibadet edenleri ve kerimeleri idiler.
Annesi cariye idi. Adı; “Humeyde-i Berberiyye” dir. Mekke ve Medine arasında bulunan “ Ebvâ” denilen yerde 128 (M. 745) senesinde Safer ayının yirmiüçüncü Pazar günü doğmuştur. 186 (M. 802) senesinde, Bağdad’da hapishânede iken vefat etti. Bağdad’ın on kilometre kuzeybatısında “Kazimiyye” mahallesinde defin olunmuştur.
Bu mahalle Dicle nehrinden beş kilometre içerdedir. Büyük ve çok süslü bir türbesi ve hemen yanında büyük bir cami vardır. Müslümanların en çok ziyaret ettiği türbelerden biridir. İmâm-i A’zam hazretleri (r.a.) nin türbesi de Dicle kenarındadır.
Mûsa Kâzım hazretleri yüksek bir âlim ve büyük bir evliyadır. Din bilgilerinde ictihad derecesine yükselmişti. Her ilimde imâm, üstâd, büyük bir rehberdi. Çok ibadet ederdi. Geceyi hep namazla geçirirdi. Bu hallerinden dolayı, kendisine “Salih kul” adını verilmişlerdi.
Tasavvuf ilminde, ehl-i sünnet’in gözbebeğidir. Bu ilme ait ma’rifetleri, isyteyen müslümanların kalblerine akıtan bir kaynaktır.
Resulullah efendimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem) in üç vazifelerinden biri de, Tasavvuf ma’rifetlerini bilgilerini öğretmek ve kalblere yerleştirmekti.
Bu vazifeyi;
Kendisinden sonra dört halifesi tam olarak yerine getirdiler. Dört halifeden sonra İslamiyet her yere yayılmış ve Müslümanların sayısı çoğalmıştı. İslâm âlimleri, Resulullah (s.a.v.) ın vazifelerini yerine getirmekte aralarında vazife taksimi yaptılar.
Kelâm (akaid, imân) bilgilerini “mütekellimin” adı verilen âlimler yaydılar, öğrettiler. Fıkıf ya’ni amel, ibadetleri ve işleri öğreten âlimlere “Fukaha” denildi. Tasavvuf bilgilerini de on iki imâm ve diğer tasavvuf âlimleri öğretip kalblere akıttılar.
On iki İmâm’ın her biri, ehl-i sünnet i’tikadındaki Müslümanların gözbebeği olmuştur. Onları ve bu aileye mensub olanların hepsini sevmeyi, dünya ve ahret saâdetlerinin sermayesi bilmişlerdir.
Devam edecek…
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri Mûsâ Kâzım hazretleri (Radiyallah-u anhu) nın yüzü suyu hürmetine günahlarımızı aff eylesin. Amin.
Fuad Yusufoğlu
Muhammed-ül-Bakır (Radiyallah-u anhu);
09 Ocak 2010Muhammed Bâkır Baki’ kabristanı (Radiyallah-u anhunun medfun olduğu yer)
Muhammed-ül-Bakır (Radiyallah-u anhu);
Ehl-i beyt’ten olan on iki İmâm’ın “beşincisi.” Hazret-i Hüseyin (r.a.) in torunu ve İmâm-i Zeynel Âbidin (r.a.) ın oğludur. 57 (m. 676) Senesinde Medine’de doğdu. 113 (M. 731) de orada vefât etti.
Medine’deki Bâki’ kabristanında babasının yanına defnedildi. Ca’fer-i Sâdık (r.a.) ın babasıdır. Künyesi Ebû Ca’fer’dir.
Muhamed Bâkır (r.a.) Medine’nin büyük fıkıh âlimlerindendir. Eshab-i Kiram’dan Hazret-i Cabir ve Hazret-i Enes (r.anhüm) ve ayrıca Tabiinden olan büyük zatlardan hadis-i şerifler rivayet etti.
Ebû İskah es-Sebil, Atâ bin Ebi Rebah, Âmir bin Dinar, İbn-i Şihabez-Zühri, Reb’i bin Heysem, Haccac bin Ertad, Mekhul eş-Şami, İmâm-i Evzâi, İmâm-i A’meş, Kâsım bin el-Fadl ve İbn-i Cüreyc, İmâm-i Buhari ile İmâm-i Müslim (r.anhüm) ve başka âlimler de kendisinden hadis-i şerif rivayet ettiler.
Zamanında, bütün dünyadaki evliyanın feyz kaynağı olup, evliyalık yolunda olanlara feyz, bunun vasıtası ile verildi.
İmâmlığı ondokuz sene sürdü. Bütün ilimlere vâkıf olduğu için kendisine, ilimden ve fazilette üstün ma’nasına “Bâkır” denilmiştir.
Hazret-i Ebû Bekir ve Hazret-i Ömer (r.anhüm) ü çok severdi. Zamanında ba’zı kimselerin bunlara düşmanlıkta bulunduklarını ve bunu da Ehl-i beyte olan sevgilerinden yaptıklarını iddia ettiklerini duyunca çok üzüldü.
Buyurdu ki;
-“Ben Hazret-i Ebû Bekir (r.a.) le, Hazret-i Ömer (r.a.) e düşmanlık eden kimselerden uzağım. Onlar da benden uzaktırlar.”
Muhammed Bâkır (r.a.) ın ilim ve hikmet dolu sözleri çoktur;
-“Bir gün, sohbet esnasında, Hazret-i Ebû Bekir (r.a.) den rivayetle bir hadis-i şerif okudular.”
Orada bulunanlardan birisi dedi ki;
-“Hayır, bu hadis-i şerifin râvisi, Hazret-i Ebû Bekir değil, başka bir zattır.”
Bunun üzerine Hazret-i İmâm;
-“Bu hadis’in ravisi Hazret-i Ebû Bekir (r.a.) dir.” Buyurdu.
O kimse ikna olmayıp, i’tiraza devam edince, İmâm-i Muhammed Bâkır (r.a.) toparlandı, ellerini dizlerine koydu ve;
-“Ey Hazret-i Ebû Bekir! Bu hadis-i şerifin râvisi siz değil misiniz?” dedi.
Bunun üzerine;
-“Evet, ya Muhammed bin Ali, doğru söyliyorsun. O hadis-i şerifin benim.” Sesi duyuldu ki, herkes bu sesi işitti.
Devam edecek…
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri Muhammed-ül-Bakır hazretleri (Radiyallah-u anhu) nın yüzü suyu hürmetine günahlarımızı aff eylesin. Amin.
Fuad Yusufoğlu
Zeynel Âbidin (Radiyallah-u anhu);
09 Ocak 2010Baki’ kabristanı (Zeynal Âbidin radiyallah-u nun medfun olduğu mekan)
Zeynel Âbidin (Radiyallah-u anhu);
Tâbiinin büyüklerinden ve oniki İmâm’ın dördüncüsü, İsmi, Ali bin Hüseyin bin Ali bin Ebi Talib (r.a.) dır.
Künyesi, Ebû Muhammed ve Eb’ûl-Hasen’dir. Lakabı, Şeccad ve Zeynel Âbidin (r.a.) dir. Hazret-i Hüseyin (r.a.) in oğludur.
Annesi Acem padişahının kızı Şehr-i Bânû Ğazâle’dir. 46 (M. 666) senesinde Medine-i Münevvere’de doğdu. 94 (M. 713) senesi Muharrem ayının onsekizinde yine doğum yerinde şehid edildi. Baki’ kabristanında amcası Hasan (r.a.) ın yanında defn edildi.
İmâmlığı, yani tasavvuf’ta insanlara feyz vermesi, doğru yola kavuşturması otuzdört sene sürmüştür. Hadis, fıkıh ve tasavvuf ilminde âlimdir. Eshab-i Kiram’dan çoğunu görmüştür.
Hazret-i Abdullah ibn-i Abbas, Hazret-i Ebû Hüreyre, Hazret-i Âişe (r.anha), babası Hazret-i Hüseyin, amcası hazret-i Hasan, Hazret-i Ümmi Seleme (r.anhüm) ve diğerlerinden hadis-i şerifler işitip rivayet etmiştir. Rivayet ettiği bazı hadis-i şerifler, Küttüb-i Sitte adı verilen altı hadis kitabında yazılıdır.
Zeynel Âbidin (r.a.) den kendi oğulları, Muhammed Bâkır, Zeyd bin Ali, Abdullah bin Ali, Ömer bin Âmr, Ebû Seleme bin Abdurrahman, Tavus bin Keysan, Yahya bin Said, Eb’uz-Zinad (r.anhüm) ve diğerleri hadis-i şerif rivayet etmişlerdir.
İmâm-i Zühri (r.a.);
-“Ondan daha üstün fıkıh âlimi görmedim.” Demiştir.
Tasavvuf ilmindeki yüksek derecesi ve halleri medhedilmiştir. Hergün ve gecede bin Rek’at namaz kıldığı ve buna ölünceye kadar devam ettiği nakledilmiştir.
Hazret-i Ömer (r.a.) in hilafeti zamanında Eshab-i kiram’ın ordusu İran’a gidip, Yezdicürd’ün memleketini feth ettiler. Oradan çok gamimet ile köle getirdiler. Kölelerin arasında padişahın üç kızı da vardı. Medine-i münevvere’ye geldikelrinde hepsini Halife Ömer (r.a.) e teslim ettiler.
Hazret-i Ali (r.a.) bu kızları satın aldı. Bunlardan Şehr-i Banû Ğazale’yi oğlu Hazret-i Hüseyin (r.a.) e nikah etti. (Zeynel Âbidin radiyallah-u anhu bundan oldu). Birisini Hazret-i Abdullah bin Ömer (r.a.) e, diğerini de Hazret-i Muhammed bin Ebû Bekir (r.a.) e nikah ederek verdi.
Hazret-i Zeynel Abİdin (r.a.), her abdest aldığında yüzü sararır, vücudu titrerdi.
Sebebini sorduklarında;
-“Kimin huzuruna çıkacağımı biliyor musunuz?” buyururdu.
Bir gece teheccüd namazı kılıyordu. Şeytan ejderha şekline girip, kendisini meşgül etmek istedi. Fakat o hiç aldırış etmeyince, ayak parmağını ısırdı. Namaz’dan sonra Ejderhanın şeytan olduğunu anlayınca ona vurup;
-“Defol ey mel’un.” Dedi.
İbadetlerini tamamlamak için kalktığında gaybdan bir ses üç kere;
-“Sen Zeynel Âbidin’sin (Yani ibadet edenleri süsüsün.)” dedi.
Devam edecek…
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri Zeynel Ağabeydin hazretleri (Radiyallah-u anhu) nın yüzü suyu hürmetine günahlarımızı aff eylesin. Amin.
Fuad Yusufoğlu
Kasım bin Muhammed (Radiyallah-u anhu);
02 Ocak 2010Revda-i Mutahhara (Sallallahu aleyhi ve sellem)
Kasım bin Muhammed (Radiyallah-u anhu)
Tabiin’in büyüklerinden, Medine-i Münevvere’deki yedi büyük âlimden biri. İnsanları hakka da’vet eden onlara doğru yolu gösterip, hakiki saâdete kavuşturan ve kendilerine “Silsile-i âliye” denilen büyük âlim ve velilerin üçüncüsüdür.
Adı Kasım bin Muhammed bin Ebû Bekr-i Sıdık et-Teymi’dir. Babası Muhammed, Hazret-i Ebû Bekir’in oğludur. Annesi Sevde (r.anha), Yezdücerd’in kızı olduğundan, İmâm-i Zeynelabidin ile teyze çocuklarıdır.
Babası Mısır’da şehid edilip küçük yaşta yetim kalınca, halası ve Peygamberimiz (s.a.v.) in mübarek hanımı Hazret-i Âişe (r.anha) nin yanında büyüdü.
Tabiin devrinde ve Hazret-i Osman (r.a.) ın hilafeti zamanında 31 (M. 653) yılında doğdu ve101 (M. 721) veya 106 (M. 725) yılında Mekke ile Medine arasında “Kudeyd” denilen yerde hacca veya umreye giderken vefat etti.
Kasım Bin Muhammed (r.a.), Hazret-i Ebû Bekr-i Sıddık (r.a.) ın torunudur. Eshab-i Kiram’dan birçoğuna yetişmiş ve onlardan birçok ilim öğrenip başta halası Hazret-i Âişe (r.anha), Ebû Hureyre, Abdullah bin Abbas, ve Abdullah ibn-i Ömer Hazret-i Muâviye (r.anhüm) gibi meşhur sahabilerden hadis-i şerif rivayetinde bulunmuştur.
Kendisinden de, Tabiin’in büyüklerinden oğlu Abdurrahman, Sâlim bin Abdullah, İmâm-i Şa’bi, akranlarından İbn-i Amr, Yahya bin Said ve Sa’d bin Said el-Ensari, Abdullah bin Ömer, Sa’d bin İbrahim, Abdullah bin Avn (r.anhüm) ve daha birçoğu hadis-i şerif rivayet etmişlerdir.
Tasavvuf ilminde mütehassıs idi. Vera’ ve takva’da (Allah’ın haram ettiklerinden sakınıp kaçmada) eşi yoktu.
Dedesi Ebû Bekr-i Sıdık (r.a) Peygamber efendimiz (s.a.v.) den ve Peygamberlerden sonra insanların en üstünü oldu. Resulullah (s.a.v.) daki bütün üstünlükler, ilimler ve feyizler onda toplanmış ve her bakımdan üstün olmuştur. Kalbe, ruha ait ilimlerin kaynağı idi.
Resulullah (s.a.v.) ın Peygamberlik vazifelerinden biri de, Kur’an-i kerim’in ma’nevi hükümlerini, ya’ni Allah-u Teâlânın zat’ına ve sıfatlarına ait ma’rifetleri, yüksek bilgileri, ümmetinin kalblerine akıtmaktı.
Resulullah efendimiz (s.a.v.), tasavvuf ilminin bu yüksek ma’rifetlerinin hepsini, Hazret-i Ebû Bekr-i Sıdık (r.a.) ın kalbine akıttı. O ruh ilminde de bir mütahassıs oldu. Hazret-i Ebû Bekr-i Sıdık (r.a.) da Resulullah (s.a.v.) dan aldığı bu feyizleri, Eshab-i Kiram’dan Selman-i Farisi (r.a.) nin kalbine akıttı. Ruhu yükselten ve onu besleyen bu ma’rifetlere, Kasım bin Muhammed (r.a.) da, Selaman-i Farisi (r.a.) nin sohbetlerinde bulunarak yetişip bir ruh mütahassısı olmuştu.
Silsel-i Âliye büyüklerinden dördüncüsü olan İmâm-i Ca’fer-i Sadık (r.a.) da, bunun sohbetinden feyz aldı (Bakınız, Ca’fer-i Sâdık).
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri bizleri ve sizleri Silsile-i Âliye’nin üçüncüsü olan Kâsım bin Muhammed (radiyallah-u anhu) nin yüzü suyu hürmetine günahlarımızı aff eylesin. Amin.
Fuad Yusufoğlu
Üveys-ül Karani (Radiyallah-u anh)- 13
24 Şubat 2009Üzerinde Allah yazılı olan bir pide (Şehidilharameyn)
Üveys-ül Karani (Radiyallah-u anh)- 13
Veysel Karani hazretleri (r.a.) bir dafesında üç gün üç gece yemek yememişti. Dördüncü gün sabahı dışarı çıktı. Yolda bir altun para gördü.
-“Bir kimsen düşmüştür.” Deyip almadı.
Açlığını gidermeye çalışırken baktı ki, bir koyun kendisine doğru gelir ve ağzında o bir altınla önünde durur.
Veysel Karani (r.a.);
-“Bir kimsenin olabilir.” Deyip, yüzünü çevirdi.
Koyun dile gelip;
-“Ben de, Senin kulu olduğun zatın kuluyum. Allah’ın rızkını Allah’ın kulundan al.” Dedi.
Veysel Karani hazretleri (r.a.), altını almak için elini uzatınca onu eline bıraktı ve koyun kayıboldu.
Veysel Karani Hazretleri (r.a.) buyurdu ki;
-“Allah-u Teâlâ’yı tanıyana hiçbir şey gizli kalmaz.”
Yine buyurdu ki;
-“Eyİnsan bu fani hayatta Allah korkusunu kalbinden çıkarma! Kurtuluş çaresi O’na itâattır.”
Veysel Karani hazretleri (r.a.) buyurdu;
-“Yüksekliği aradım, tevazu’da buldum.”
-“Başkanlık aradım, halka nasihat’ta buldum.”
-“Neseb aradım, takva’da buldum.”
-“Şeref aradım, kanaat’te buldum,”
-“Rahatlık aradım, zühd’de buldum,”
-“Zenginlik aradım, tevekkül’de buldum.”
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Üveys-ül Karani (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin
Fuad Yusufoğlu
Üveys-ül Karani (Radiyallah-u anh)- 12
24 Şubat 2009Fırından pişirilmiş, üzerinde Allah yazılı olarak çıkan bir pide (Şehidilharameyn)
Üveys-ül Karani (Radiyallah-u anh)- 12
Veysel Karani (r.a.);
-“Ey kişi, bu kabir ve kefen, seni otuz senedir, Allah’dan alıkoydu. Sen Allah’ı düşünecek, zikr edecek yerde, hep kefeni ve kabri düşündün.” Buyurdu.
O kişi Veysel Karani hazretlerinin nuruyla o tehlikeyi kendinde gördü. Feryad ederek o kabre düşüp can verdi.
Bir zat, Veysel Karani (r.a.) yi ziyarete gitti.
Ona hitaben;
-“Ey Allah-u teâlâ’nın sevgili kulu. Bana bir nasihatta bulun?” dedi.
Veysel Karani hazretleri (r.a.);
-“Allah-u teâlâ’yı bilir misin?” dedi
Adam;
-“Evet bilirim.”
Veysel Karani hazretleri (r.a.);
-“Öyle ise, Allah-u Teâlâ’dan gayri şeyleri bilme. Bu yetişir.” Dedi.
Adam;
-“Ya Üveys (r.a.) bir nasihat daha söyle!” dedi.
Üveys-ül Karani (r.a.);
-“Allah-u Teâlâ seni biliyor mi?”
Adam;
-“Evet bilir.” Dedi.
Üveys-ül Karani (r.a.);
-“Öyle ise, Allah’tan gayrisi seni bilmesin. Allah-u Teâlâ’nın bilmesi senin için kafidir.”
Veysel Karani hazretleri (r.a.) yi çocuklar bazen taşa tutardı.
O ise çocuklara;
-“Yavrucaklar mutlaka beni taşa tutmanız gerekiyorsa, hiç olmazsa küçük taş atın da ayaklarımı kanatıp da namaz kılmakta bana zorluk olmasın.” Derdi.
Devam edecek…
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Üveys-ül Karani (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin
Fuad Yusufoğlu
Üveys-ül Karani (Radiyallah-u anh)- 11
24 Şubat 2009Çağ-Çağ barajı (Nusaybin)
Üveys-ül Karani (Radiyallah-u anh)- 11
Üveys-ül Karani hazretleri (r.a.) nin geceleri hiç uyumadığı bildirilir.
Bir gece;
-“Bu gece kıyam gecesidir.” Der.
Diğer gece;
-“Bu gece Rükû gecesidir.”
Öbür gece;
-“Bu gece Secde gecesidir.” Der
Bir geceyi kıyam, bir geceyi rükû, bir başka geceyi de secde ile geçirirdi.
-“Ey üveys, bu kadar uzun geceyi bu halde geçirmeye nasıl katlanıyorsun? Dediklerinde;
Üveys-ül Karani hazretleri (r.a.);
-“Secdede sabah oluyor da, ben hala bir kere “Sübhane Rabbiyel A’lâ” diyemem. Halbuki üç tesbih sünnettir. Bunun yapmamın sebebi, meleklerin ibadetini yapmak istememdir.” Dedi.
Kendisine;
-“Namazda huşû nedir?” dediklerinde,
Veysel karani (r.a.);
-“Böğrüne iğne batırılsa, namazda duymamaktır.” Dedi.
Kendisine;
-“Nasılsın?” dediler.
Üveys-ül Karani hazretleri (r.a.);
-“Sabahlayın kalkıp, akşama sağ çıkacağını bilmiyenin hâli nasıl olur?” dedi.
Veysel Karani hazretleri (r.a.) ne;
-“Şuracıkta bir adam var. Otuz senedir, bir mezar kazdı. Kefenini giydi, o kabrin başında oturmuş ağlar, gecesi gündüzü yok.” dediler.
Veysel karani (r.a.);
-“Beni oraya getirin.” Buyurdu
Veysel Karani hazretleri (r.a.) ni onun yanına götürdüler.
Sararmış, zayıflamış kurumuş, gözleri ağlamaktan çukurlaşmış halde idi.
Devam edecek…
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Üveys-ül Karani (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin
Fuad Yusufoğlu
Üveys-ül Karani (Radiyallah-u anh)- 10
24 Şubat 2009Dara harabaleri (Mardin)
Üveys-ül Karani (Radiyallah-u anh)- 10
Üyes-ül Karani (r.a.);
-“Ey Hayyan’ın oğlu! Baban öldü, Adem aleyhis selam, Davûd aleyhis selam, Muhammed Resulullah (Sallallahu alaeyhi ve selem) öldüler. Haklifesi Ebû Bekir (r.a.) öldü, Kardeşim Ömer-ül Faruk (r.a.) öldü. Ah Ömer!.. Ah Ömer!..” dedi.
Ben;
-“Allah sana rahmet eylesin, Hazreti Ömer (r.a.) ölmemiştir.” Dedim.
Veysel Karani (r.a.);
-”Allah-u Teâlâ hazretleri c.a.), onun öldüğünü bana bildirdi.” Dedi
Ve devam etti.
-“Ben ve sen ölülerdeniz.” Salavat okuyup, kısa bir dua yaptı
Ve vasiyettim şudur ki;
-“Allah’ın kitabını ve onda bildirilen sırat-ı mustakimi (doğru yolu) elden bırakma ve ölümü bir an unutma. Kavmine ve akrabana varınca onlara nasihat et ve Allah’ın kullarına öğüt vermekten geri durma. Ehl-i sünnette uymakta bir adım ayrılma ki, dinini kayıp edersin de haberin olmaz ve Cehennem’e düşersin.” Dedi.
Sonra birkaç dua daha etti ve sonra;
-“Git Harem bin hayyan, bir daha ne sen beni gör, ne de ben seni. Beni dua ile hatırla, ben de seni dua ile anarım. Sen bu taraftan git, ben de şu taraftan gideyim.” Dedi.
Bir zaman onunla gitmek istedim Bırakmadı. Gitti. Ağlıyordu. Ben de ağladım. Ardından baktım durdum. Gözden kayıboluncaya, şehre girinceye kadar baktım. Hala ondan haber alamadım.
Bana;
-“Benimle en çok konuşan Hazreti ömer kardeşim ile Hazreti Ali dir (Radiayallah-u Anhüma)” demiştir.
Veysel Karani (r.a.), Mekke’de hac yapıp, Medine’ye gidince;
-“İşte Resûlullah (sallallahu aleyhi ve selem) in türbesi burasıdır.” Diye kendisine gösterildi.
Üveys-ül Karani kendinden geçerek düşüp bayıldı.
Ayılınca;
-“Beni buradan götürün. Resulullah (sallallahu aleyhi ve selem) in medfun bulunduğu bir beldede benim için yaşamanın tadı olmaz.” Demiştir.
Rebi’ bin Haysem (r.a.) anlatır;
-“Üveysi (r.a.) görmeye gittim. Sabah namazında idi. Bitirdi. Tesbihlrin sonuna kadar bekleyeyim dedim. Kuşluğa kadar kalkmadı. Sonra kalkıp kuşluk namazını kıldı. Öğle oldu, öğleyi kıldı. Velhasıl üçgün namazdan kalkıp, dışarı çıkmadı. yemedi, uyumadı. Dördüncü gece O’na kulak verdim. Gözüne uyku gelmişti. Derhal münacata başladı,
Ve;
-“Ya Rabbi, çok uyuyan gözden, çok yiyen karından sana sığınırım.” Dedi.
Ben de;
-“Bana bu yeter.” dedim ve halini bozmadan kalkıp gittim.
Devam edecek…
İslam âlimleri ansiklopedisi
Allah-u Teâlâ hazretleri (c.c.) Bizleri ve sizleri Üveys-ül Karani (Radiyallah-u anhu) nun şefaatına nail eylesin. O yüzü suyu hürmetine günahlarımızı afv eylesin. Amin
Fuad Yusufoğlu



